MEDENİYET DÖNÜŞÜMLERİ BÜYÜK SAVAŞLARLA BAŞARILMAKTADIR;
SAVAŞLAR İSE ÜSTÜN TEKNOLOJİLERLE KAZANILMAKTADIR
Savaş-Teknoloji ve Medeniyet Değişimi Bağlantısı
İnsanlığın medeniyet tarihi alet kullanımı ile başlamıştır. Bundan dolayı savaşlarda da hep aletler kullanılmış, bunların doğru kullanımı, bu aletlerde uzmanlaşılması ve tek tek uzmanlaşan savaşçıların birlikte davranışı ile ilgili çalışmalar sürekli tekrarlanmış ve bugünlere varılmıştır. Yani insanlık tarihi, bir nevi savaşların tarihi olmaktadır, savaş teknolojileri ve disiplinleri üzerine kurgulanıp günümüze taşınmıştır. Tabi ki teknoloji tek başına yeterli olmamaktadır, bir o kadar değerli olan şey ise bunların disiplinli ve etkili kullanılmasıdır. Bir diğer deyişle savaş; mevcut tekniği uzmanlaşarak, en uygun şekilde kullanabilme ve bunu bir grup olarak kurallara uygun bir şekilde yerine getirebilme sanatıdır. Kesin olan, savaşların bir teknoloji ve uzmanlaşma yarışı olmasıdır. En yeni ve en iyi teknolojik silahlara sahip olan ve bunu en etkin kullanan taraf savaşı kazanır. Yani, diyebiliriz ki; savaşları kazanmak için hem en iyi tekniklere sahip olmalıdır hem de bunu uzman ekiplerle kullanmalıdır. Uzman ekiplerin ise bir eğitim ve örgütlenme işi olduğu açıktır. Dolayısıyla savaşta başarı, bir taraftan yüksek düzey teknoloji diğer taraftan buna uygun uzmanları yetiştirebilecek bir örgütlenme modeline bağlıdır. Bu açıdan savaşlar, savunma ve saldırı önceliğine dayalı teknolojiye göre kazanılır. Mevcut teknoloji bir önceliği belirler ve uzmanlaşma, bu önceliklere göre orduyu en iyi hale getirmeye yaramaktadır. Değişen durumların doğasına uygun ekonomi ve toplumsal düzen de buna uyarlanır.
Bu perspektiften dünya savaş tarihi incelendiğinde de görüleceği üzere, Roma’dan beri süregelen bir döngü ile savaşlar, savunma ve saldırı önceliklerine göre anlam kazanmıştır. Bu incelemeye göre, Roma devri profesyonel lejyonları ile başlayan savaş devri klasik savunma dönemi sayılır. Bu dönemde esas olan savaş teknolojileri, savunma ağırlıklı bir savaşı zorunlu kılmaktadır. Bu uzun klasik savunma savaşı dönemi, özellikle Hun göçlerinin yoğunlaştığı ve Roma’nın yıkılıp yerlerine Germenik kabilelerin devlet kurmaya başladığı zamana kadar ayakta kalır. MS 378 yılında Gotlar ile Romalılar arasındaki Edirne Savaşı, klasik savunma sisteminin çöküş aşamasıdır. Bu tarihten sonra, artık, yepyeni bir silah teknolojisi belirleyici olacaktır. Bu silah teknolojisi “AT”lardır, onların özel eğitilip savaşa hazırlanmasıdır.
Orta Çağ’ın başlangıcı olarak da kabul edilebilecek Kavimler Göçü ve Roma’nın yıkılışı sonrasında, bu ağır süvariye dayalı askeri sistem Avrupa’da yeni bir toplumsal düzen doğuracaktır. Zira artık birinci amaç ağır süvari yetiştirebilmeye bağlıdır. Tüm devlet düzeni ve ötesinde toplum düzeni buna göre kurgulanacaktır. Feodalizm olarak adlandırdığımız düzen, işte bunun sonucunda, yani ağır süvari ihtiyacı sonucunda ortaya çıkmıştır. Saldırı öncelikli taktikleri uygulayanları incelediğimizde ise, Hannibal gibi erken tarihli bir komutandan, Alparslan gibi Orta Çağ’ın meşhur fatihine kadar birçok şahsiyet bunlar arasındadır.
Çöken Roma sistemi sonrasında ve yepyeni bir silah karşısında, yani ağır süvari karşısında, kurulu düzenler, tabii olarak bir kalkana yani savunmaya ihtiyaç duymuşlardır. Feodalizm işte bu ihtiyacı güçlü kaleler yaparak sağlamıştır. Bu dönemde, mevcut kaleler, atları geri plana itmiş, saldırı düzeni, orduları kalelerin içine sıkıştırmış ve eski temeller üzerine yepyeni surlar inşa edilerek, kaleler ve şatolar ortaya çıkmıştır. Zira savaşlar artık kuşatma savaşlarına, güçlü okçuların savaşına dönüşmüştür ve hatta artık bu oklar yavaş yavaş 16. yy. ilk yarısında yerini tüfeklere tamamen bırakmıştır.
Ardından tüfeklerin yayılması ile yani erken modern savaş sistemi içerisinde, ağır süvariye artık yer kalmamıştır. Her ne kadar, Otuz Yıl Savaşları’nda, taktik düzenlemeler neticesinde süvari ve piyade sayısı eşitlenmiş dahi olsa bu durum savunma öncelikli savaş sisteminin değişmesine yol açmıştır. Bu modern savunma düzeni, Avrupa’dan başlayarak, Osmanlı’yı ve sonrasını da içine alan yeni bir savunma konseptinin, savaş gerçekliğinin adıdır.
Bu sefer değişikliğin sebebi teknoloji olacaktır. Tank denilen büyük savaş aletinin geliştirilmesi günümüzde de yaşanmakta olan modern saldırı savaşının başlangıcıdır. Körfez Savaşı, Irak Savaşı ve dahası, bu savaş tipinin birer devamıdır. Atatürk öncülüğündeki Büyük Taarruz adı verilen Başkomutanlık Meydan Muharebesi de adı üstünde, birer saldırı öncelikli savaştır.
Günümüzde, uçaklarla, insansız hava araçlarıyla, çok tahripkâr ve tehlikeli bombalarla halen daha süren saldırı öncelikli savaş stili, yüksek ihtimalle bir gün yerini yeni bir savunma öncelikli savaş stiline bırakacaktır. Yukarıda açıklanmaya çalışılan döngü bunun kanıtıdır. Bu savunma sistemi, belki robotlar ile gerçekleşmeye başlayacak veya robotlar daha güçlü bir saldırı dünyası oluşturacaktır. Örneğin, insansız hava araçları ile bazı ülkelere karşı gerçekleştirilen saldırılar bu kapsamdadır. Topyekûn bir harpte de benzer saldırılar yapılırsa, mevcut riskler savaşları savunma ağırlıklı bir hale mi sokacaktır, yoksa saldırı ağırlıklı bir mücadele süreci mi yaşanacaktır, bu ileride anlaşılacaktır.
Bu robotik silahlar yepyeni bir savunma stili getirecek ve gerçekleşecek olan yeniliklerde zincirleme reaksiyonla tüm devlet yapısını ve hatta ötesinde toplum yapısını sarsacaktır ve büyük değişimlere yol açacaktır. Zira savaşlarda personel kaynağı, silah teknolojileri gibi değişimler, yukarıda değinildiği gibi sürekli olarak toplumları-devletleri değişime zorlamaktadır.
Son 400 yıldır ırkçı emperyalizm güdümlü barbar Batı medeniyeti, bugün İsrail olarak; hem iyice azgınlaşmış, hem de artık yıkıma yaklaşmıştır. İslam endeksli, insan eksenli ve Türkiye merkezli yeni bir barış ve bereket medeniyeti kaçınılmazdır ve çok yakındır.
Ancak bu medeniyet dönüşümleri, tarihi savaşlarla başarılmaktadır; bu savaşlar ise, karşı tarafta bulunmayan yeni teknoloji harikalarıyla kazanılmaktadır.
Bir konferansında; “Şimdi ben (stratejik gizlilik için) açık konuşmaktan çekiniyorum. Ama (psikolojik caydırıcılık için) açık konuşmadan da olmuyor.” diyen Hocamız şunları açıklamıştı:
Erbakan Hocamızın sıkça anlattığı ve örnek olarak verdiği Kadeş Harbi’nde; Mısırlıların demir çerçeveli ve ağaç tekerlekli at arabalarına, iki kişi binebildiği için, biri arabayı sürerken diğeri ok atabiliyordu. Bu yeni bir teknoloji olarak büyük avantaj sağlıyordu. Mezopotamyalıların (Hititlilerin) arabaları ise taş tekerlekliydi ve çok ağır olduğundan sadece bir kişi binebiliyor ve o kişi hem arabayı sürüyor hem durup ok atıyordu. Mısırlıların bu teknolojik üstünlükleri onlara savaş kazandırmıştı. Ancak Mısırlılara asıl savaşı kazandıran; bu teknolojik buluşlarını gizli tutmaları ve savaş zamanı ortaya çıkarmalarıydı. Bu, STRATEJİK GİZLİLİK prensibi kuralıydı. Çünkü iki ülke savaşın eşiğine geldiğinde; önce diplomatik temaslar başlar, sonuç alınamazsa, psikolojik caydırıcılık unsuru olarak tatbikatlar yapılıp silah ve manevra kabiliyetleri ile düşmana gözdağı verilmeye çalışılırdı. Bununla; “Benimle baş edemezsin, gel şu masaya oturalım, anlaşalım” mesajı aktarılırdı. Veya günümüzde silah fuarlarında ürettiği silahları satışa sunarlardı. Herkes bilir ki; satışa sunulan ve tatbikatlarda kullanılan silahların bir üst versiyonu fuarlarda sergilenip açığa vurulmamış ve henüz tatbikatlarda kullanılmamıştır! Bu tür psikolojik caydırıcılık da işe yaramazsa artık savaş kaçınılmazdır.
Biz şimdilik, Erbakan Hocamızın teknoloji harikası silahlarının sadece psikolojik caydırıcılık unsuru olarak ortaya çıkarılanlarını aktarmaktayız. Ancak bunların bile tamamı hiçbir ülkede olmayan ve sadece Türk Ordusu’nun bilgisinde bulunan ve tamamen Milli olan silahlardır. Bu yüzden Siyonist merkezler panik ve korku yaşıyorlarsa, siz; asıl ARMAGEDDON savaşını kazandıracak son teknoloji harikaları olan ve STRATEJİK GİZLİLİK sebebiyle saklı tutulan ve açıklanmayan silahlar ortaya çıktığında ve Kuduz İsrail yerin dibine batırıldığında, Erbakan Hocamızın teknolojik harikaları daha iyi anlaşılacak ve saygınlık kazanacaktır.
Evet, savaşlar yeni icatları doğurmakta, kazanan ülkeleri daha güçlü yapmakta, ardından siyasi ve kültürel değişimlere yol açmakta, dünyada yeni dinamikler ve merkezi güçler ortaya çıkarmakta, hatta yeni medeniyetlere kapı açmaktadır.
Savaşlar maalesef ölümlere ve yıkımlara neden olmaktadır, ama aynı zamanda teknolojik yeniliklere ve medeniyet değişimlerine de kapı aralamaktadır. Bugünün dünyası da siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel olarak çok hızlı bir dönüşüm yaşamaktadır. Birkaç on yıl gibi kısa bir zaman dilimi içerisinde toplum, aile, fabrikalar, eğitim, yaşam biçimimiz gibi temel olgular büyük bir dönüşüme uğramaktadır. Şu anda 5G telefonların tehlikelerini konuşurken, 6G ile insan yaşamının tümden değişeceğini düşünmemiz buna verilebilecek örneklerin başındadır. Önümüzdeki birkaç yılda savunma anlayışlarında yaşanacak büyük değişimler, belki de bugünkü silah ve savunma sistemlerini geçersiz hale sokacaktır. Ezberlediğimiz şeyleri silip ortadan kaldıracak, tüm elektronik spektrumu kontrol altına alacak yeni teknolojiler ortaya çıkacaktır.
Halen konvansiyonel kuvvetlerin II. Dünya Savaşı’nda yakaladığı paradigma -otomatik silahlar, zırhlılar, güdümlü füze ve bomba taşıyan uçaklar- önemli ölçüde ihtiyaç konumundadır. 1960’ların ikinci yarısında yeni bir askeri devrim dönemine; çoklu bağımsız hedeflere gidebilen savaş başlıkları, lazerli cruise füzeleri, kızılötesi ve görüntülü hedefleme, füze savunma ve uydu-savar silahları gibi silahlarla girilmiş durumdadır. 1970’lerde uzay bilgi teknolojilerinde bir devrim yaşanmıştır. Sonrasında bazı ülkelerde teknik olarak uçak gemisi, denizaltı, tank ve bombardıman uçağı gibi geleneksel silah platformlarını mükemmelleştirme-modernleştirme hamleleri yaşanmıştır. Bu silahların ömrünü artırmak ve tehditlere karşı koyabilmek için hassas güdümlü mühimmatlar yapılmıştır. Çıplak gözün sağlayabileceğinden çok daha büyük isabet oranı ve menzil atışı sağlayabilen atış kontrol sistemleri, yeni askeri teknik devriminin olgularıdır.
Afganistan ve Irak’ta sonuç almak için üç ana unsur öne çıkmıştı;
1- Çok uzun menzilli B-2 ve B-52 bombardıman uçakları,
2- Kuvvetlerin uyumlu çalışmasının esasını oluşturan sayısal haberleşme platformları,
3- Yeni muharebe alanı silahı olan küçük, feda edilebilen pilotsuz Predator uçakları.
Motoruyla sürekli uçabilen ve güdüm sistemiyle hedefe yönlendirilen roket ve füzeler, düşman hedeflerinde tahrip oranını büyük ölçüde artırmıştır. Ortaya çıkan yeni savaş kültüründe menzil ve etkinliğin sayısal artışı nitelikleri taşımaktaydı. Ateşli silahların öne çıktığı son beş yüzyıldan sonra, (roket veya namludan fırlatılan) yeni mühimmat balistik yasalara bağlı kalmıyorlardı. Tomahawk ve Cruise füzeleri örneğinde görüldüğü gibi yüzlerce kilometre öteden ateşlenebiliyor, arazi ve uydu navigasyon (yönlendirme) sistemi ile hedefe kilitleniyor ve çeşitli güdüm sistemleri sayesinde hedefi tam isabetle vuruyorlardı.
Dünya orduları 20. yüzyılın son çeyreğine kadar az çok aynı silah ve mühimmatı kullanırdı. 21. yüzyıl, bu alanda üç ana gelişme ile başlamıştır. 1- İmha veya yok etme özelliğinin artması, 2- Benzeri olmayan platformların ortaya çıkması ve 3- Askeri teknolojide daha büyük sistemlerin oluşturulmasıyla, artık basit yüksek patlayıcı mühimmatın devri geçmiş, çok başlıklı ve hedefine göre (tank, köprü vb.) ayarlanmış mühimmat taşıyan füzeler ortaya çıkmıştır.
• Günümüzde Caydırıcılık Savaşları Öne Çıkmıştır!
Gelecekte askeri stratejinin hedefi ne olacaktır? Hedef, yine rakibin caydırılması ve bunun için askeri gücünün ortadan kaldırılması olacaktır. Yapılacak tahmini planlar, esnek caydırma/karşılık ihtimalleri de dahil çeşitli askeri seçenekleri taşımalı, bunlar siyasi eylem planı ile koordineli hazırlanmalıdır. Askeri caydırma seçenekleri şunları kapsamalıdır;
– Hedefin siber altyapısının çökertilmesi hazırlıkları.
– Hedef ülkede ayaklanma ve iç karışıklık çıkarılması. (Suriye’den, Irak’tan, Afganistan’dan ve şimdi Lübnan’dan kaçarak Türkiye’mize sığınan milyonlarca yabancının, PKK ve DEAŞ gibi örgütler üzerinden kışkırtılıp iç karışıklık çıkarılmasıyla ülkemizin kaos ve kargaşaya sürüklenmesi tehlikesi ciddiye alınmalıdır.)
– Çeşitli ve etkin uygulamalar ile rakip silah kuvvetlerinin sınırlandırılması.
– Balistik ve nükleer füze tehdidi ile korkutulması.
– Hedef ülke içinde kaynağı belli olmayan tahribatlar başlatılması.
– Rakip ülke hakkında toplanan videolar ile medyada psikolojik savaş başlatılması.
• Uzun ve Yıpratma Savaşları Başlatılmıştır!
Son 200 yıldır savaşın doğası ve savaş alanı ile ilgili temel özellikler de önemli değişimlere uğramıştır. Savaşlar artık büyük şehirleri de savaş alanı haline getirmiş, terörle mücadele gibi sonu olmayan uzun savaş yöntemi ortaya çıkmıştır. Geçmiş yüzyıllara göre savaşlarda çatışmalar daha da yoğunlaşmıştır ve büyük güçler dünyaya hâkimiyet hedefine odaklanmış durumdadır.
• Artık Uzaktan Savaşlar Çağıdır!
Bugüne kadar, Uzaktan Savaş’ın ana uygulamalarını, istihbarat bilgileri, özel askeri şirketler, güvenlik iş birliği ve özel kuvvetler oluşturmaktaydı. Buna siber ve dron alanındaki teknolojiler eklenmiş durumdadır. Şimdi bu konseptin büyük savaş seçenekleri yerine müdahale için nasıl daha etkin konuma getirilebileceği tartışılmaktadır. Kendi kendine hareket eden robot makinelerin gelişmesi yapay zekâ çalışmaları ile birlikte hız kazanmıştır. Son yıllarda tartışılan ve henüz içeriği tamamlanmamış bir yaklaşım ile veraset savaşı ve vekâleten savaş kavramları ile bağlantı kurulmaktadır. Bazı yönleri ile de dron savaşını kapsamaktadır.
• Ağ Savaşları Yoğunlaşmıştır!
Yeni nesil iletişim teknolojisinin gelişmesi ile sahadaki asker ile en üstteki komutan arasında doğrudan hem de görüntülü iletişim imkânı ortaya çıkmıştır. Generaller artık cephede olmadan adamlarını yönetebilme imkânına kavuşurken, bu gelişmelerle komutanın merkezileşmesi yanında mikro-yönetim gibi durumlar yaygınlaşmıştır. Ağ merkezli savaş konseptinin ürünü olan şemsiye sistem; gerçek zamanlı olarak her dost asker, tank, uçak ve geminin konumunu saptamakta, onları dijital bir harita üzerinde izlemekte ve istihbarattan alınan bilgilerle komutları aktarmaktadır.
• Siber Savaşlar Önem Kazanmıştır!
Siber savaş; iletişim bilgilerine dayalı esaslar ile askeri operasyonların yapılmasıdır. Bu savaşta, düşmanın bilgi ve haberleşme sistemleri kesintiye uğratılır veya patlatılır. Diğer yandan kendi hakkımızdaki bilgiler saklanırken düşman hakkındaki her şey bilinmeye çalışılır. Bu savaş, özellikle kuvvet dengesinin olmadığı durumlarda bilgi ve bilişim dengesinin kendi lehimize döndürülmesi ile kazanılmaktadır. Teknolojik bilgi kullanılarak daha az malzeme ve insan ile düşman hedeflerin imhasıdır. Bu savaş türünde: Komuta-kontrol, istihbarat toplama-işlem-dağıtım, taktik haberleşme, yer belirleme, düşman ve dost tanımlama, akıllı silah sistemleri gibi çok çeşitli teknolojiler kullanılmakta ve aynı zamanda düşman bilgi ve haberleşme sistemlerine karşı köreltme, karıştırma, aldatma, aşırı yükleme ve sızma gibi elektronik savaş yöntemleri uygulanmaktadır. Siber savaş, ağ yapısı nedeni ile bazı komuta-kontrol sistemlerinin merkezi olmayan bir anlayışla kullanılmasını, diğer yandan büyük resmi görmek için merkezi uygulamaları gerekli kılmaktadır.
Bilgi savaşı modellerinin en yenisi ve etkilisi olan “Stratejik Felç” ise, teknolojinin getirdiği imkânlar sayesinde en az hasar ve sivil halk kaybı ile hedefin savaşma azim ve iradesini köreltip stratejik ve ekonomik hedeflere taarruz edilerek, düşmanın teslim olmaktan başka hiçbir çıkar yolunun kalmaması durumunu anlatır. “Stratejik Felç” saldırısında, hedefler genellikle hasım ülkenin ulusal gücünü oluşturan ve kaybı halinde o ülkenin toplam gücünü etkileyerek hayatı felce uğratan teknoloji harikalarıdır! İşte Erbakan Hocamız bunları anlatmaktadır.
• Şimdi Uzay Savaşlarına Hazırlık Yapılmaktadır!
21. yüzyılda savaşın halen silahlanması yasak olan uzaya taşınmasından endişe duyulmaktadır. Görünen o ki, uzay; geleceğin savaşlarının ağırlık merkezi yapılma yolundadır. Halen GPS uyduları; modern orduların hareketlerine, uçaklarına ve uzay gemilerine yön veren konumdadır. Kehf Suresi 83 ile 100. ayetler arasındaki Zülkarneyn (AS) kıssasında belki de uzay savaşlarına işaret olunmaktadır.
Uzayla ilgili, hedeflenen teknolojiler sivil sektörü de içine alan bir ulusal çıkar alanıdır ve atma sistemleri, astronomi, gezegen keşfi, uzay gözetlemesi, insan performansı gibi alanları bulunmaktadır. Bu kapsamda, uzay teknolojisinin üç ana alanı vardır;
1- Platformlar; uydular, güç, uzay istasyonu, itme, görüntüleme, malzemeler ve aktif/pasif tedbirler alınması.
2- Sensör takımları; yüksek performanslı algılama cihazları ve yüksek teknoloji hazırlıkları.
3- Operasyonlar; uzay kontrolü, uzayda durum farkındalığı, uzayda hava tahmini ve tedbir hazırlıkları, otonomi ve haberleşme ağları.
Siber ve uzay gibi kritik boyutlar; GPS kabiliyetinin muhafazası, zamanlama ve senkronizasyon için önemli siber tehditler, en çok iç güvenliği hedef alacaktır.
Askeri dönüşümün ürünü olacak yeni yıkıcı teknolojiler; akıllı, birbiri ile bağlantılı, dağılmış ve dijital olacaktır.
1- Akıllı sistemler; entegre ve bütünleyici yapay zekâ, analitik ve karar verme kabiliyetleri oluşacaktır.
– Otonomi (özerk ve özel) birimler; yapay zekâ kullanan, belli seviyede bağımsız karar verebilen otonom sistemler kurulacaktır. Bu otonom sistemler dijital bir eleman üzerine konuşlanmış platform olan robotlar olacaktır.
– İnsan aklının en üst düzeyde değerlendirilmesi; geliştirilmiş insan-makine öğrenme ve sinerjik davranışlarına psiko-sosyal sistemlerin entegrasyonu sağlanacaktır.
– Bilgi analitiği ve orijinal çözümler üretilmesi; bilgi, öngörü ve tavsiye verecek büyük veri setleri ve gelişmiş matematik kullanan (yapay zekâ dâhil) gelişmiş analitik yöntemler uygulanacaktır.
2- Birbiri ile irtibatlı stratejiler; gerçek ve sanal ortamların (sensörler, teşkilatlar, kurumlar, otonom ajanlar ve süreçler) ağ (şebeke) ile örtüşmesi ayarlanacaktır.
– Güvenilir haberleşme; dağıtım teknolojileri (blockchain vb.), kuantum anahtar dağıtımı, post-kuantum kriptografi ve güvenilir karşılıklı eylem ve bilgi değişimi, yapay zekâ siber ajanları kullanımı gibi teknolojiler devreye sokulacaktır.
– Sinerjik sistemler; yeni-eko sistemler (akıllı şehirler gibi) yaratılmasında karmaşık (fiziksel veya sanal) sistemler geliştirilmesi üzerinde yoğunlaşılacaktır.
3- Dağılmış güçler ve projeler; merkezi olmayan ve geniş ölçüde yayılmış büyük ölçekli sensörleme, depolama, hesaplama, karar verme, araştırma ve geliştirme istasyonları kurulacaktır.
Teknoloji, Savaş ve Medeniyetlerin Hâkimiyeti; Birbirine Bağlıdır!
“Teknoloji, savaş ve medeniyetlerin hâkimiyeti”, insanlık tarihi boyunca iç içe giren ve birbirini şekillendiren kavramlardır. Bu üçlü arasındaki ilişki, sürekli bir evrim içerisinde olmuş ve medeniyetlerin yükseliş ve düşüşlerinde önemli bir rol oynamışlardır. Teknolojinin savaş üzerindeki etkisi tartışılmazdır.
Savaşın İlk Dönemleri: İlkel Silahlar ve Fiziksel Güç Kullanımı
• Taş Devri: İlk savaşlar, basit taş aletler ve fiziksel güç kullanılarak yapılmıştır. Avcılık ve toplama toplumlarında yaşanan çatışmalar genellikle küçük çaplıydı ve yerel nitelikler taşımaktaydı.
• Bronz ve Demir Çağları: Metal işleme teknolojilerindeki gelişmeler, daha etkili silahların üretilmesine olanak tanıdı. Bronz ve demirden yapılmış kılıçlar, mızraklar ve oklar, savaşların daha organize ve yıkıcı hale gelmesine yol açtı. Davud’un sapan taşı teknolojisiyle sayı ve silah üstünlüğü olan düşmanı dağıtması bu çağların harikasıydı. (Bak: Bakara: 246-252. ayetleri)
Orta Çağ: Şövalyeler, Kaleler ve Dini Savaşlar
• Feodal Sistem Dönemi: Orta Çağ’da feodal sistemin hâkim olduğu Avrupa’da, şövalyeler ve piyadeler arasındaki savaşlar yaygındı. Kaleler, savunma için önemli yapılar olarak kullanılmıştı.
• Dini Savaşlar Süreci: Hristiyanlığın yozlaştırılması ve İslam’ın yayılması, Haçlı-Emperyalist Batı’nın, dini temelli savaşlarına yol açmıştı. Haçlı Seferleri, bu dönemdeki en önemli dini savaşlardan sayılırdı.
Modern Çağ: Ateşli Silahlar ve Ulus Devletler Savaşı
• Ateşli Silahların Yaygınlaşması: Barutun keşfi ve ateşli silahların geliştirilmesi, savaşın doğasını kökten değişime uğrattı. Zırhların önemi azaldı ve savaşlar daha uzak mesafelerden yapılabilmeye başlandı.
• Ulus Devletlerin Doğması: Ulus devletlerin ortaya çıkmasıyla birlikte uluslararası ilişkilerde rekabet arttı ve büyük ölçekli savaşlar daha sık görülmeye başlandı.
Kitle İmha Silahları ve Büyük Savaşların Yaygınlaşması
• Endüstri Devrimi ve Sonrası: Endüstri Devrimi, silah üretimini hızlandırarak büyük ordu birliklerinin donatılmasına olanak sağladı.
• İki Dünya Savaşı: 20. yüzyılda yaşanan iki dünya savaşı, büyük savaş kavramının ortaya çıkmasına yol açtı. Savaşlar, tüm toplumları ve ekonomileri etkileyen büyük çatışmalara dönüşmüş durumdaydı.
• Soğuk Savaş ve Caydırıcılık Fırsatı: Nükleer silahların ortaya çıkmasıyla birlikte, dünya uzun yıllar süren bir soğuk savaş dönemine girmek zorunda kaldı. Nükleer caydırıcılık, büyük ölçekli bir savaşın riskini azaltırken, aynı zamanda yeni bir tür güvensizlik ortamı hazırlamıştı.
Günümüz: Asimetrik Savaşlar ve Teknolojik Gelişmeler Çağı
• Asimetrik Savaşlar: Devletler ile devlet dışı aktörler arasındaki savaşlar, günümüzün en önemli güvenlik sorunlarından biri halini almıştır. Bu tür savaşlar, geleneksel savaş yöntemlerinin yanı sıra gerilla taktikleri, terör eylemleri ve siber saldırılar gibi yöntemleri de kullanmaktadır. Türkiye’mizin Amerika destekli PKK mücadelesi ve çok başarılı neticeleri bu cinsten asimetrik savaştır.
• Teknolojik Gelişme Aşamaları: SİHA’lar, insansız hava araçları, yapay zekâ ve siber savaş gibi teknolojik gelişmeler, savaşın doğasını bir kez daha değiştirmeye başlamıştır.
Savaşların Geleceği Nasıl Olacaktır?
Gelecekte savaşın nasıl olacağı konusunda kesin bir öngörü yapmak zor olsa da, bazı eğilimleri saptamak kolaydır:
• Hibrit Savaşlar Yapılacaktır: Geleneksel ve asimetrik savaş yöntemlerinin bir arada kullanıldığı hibrit savaşların daha sık yaşanacağı anlaşılmaktadır.
• Siber Savaşlar Yoğunlaşacaktır: Siber saldırılar, devletlerin altyapılarını hedef alarak önemli zararlara neden olacaktır. Kuduz İsrail’in Lübnan Hizbullahı’na, çağrı cihazlarını patlatmak şeklindeki saldırıları bunun kanıtıdır.
• Otonom Silahlar Kullanılacaktır: İnsan müdahalesi olmadan hedef seçebilen ve ateş edebilen otonom silahlar, büyük etik tartışmalara yol açacaktır.
• Uzay Savaşları Başlayacaktır: Uzayın askeri amaçlarla kullanılması, yeni bir savaş alanı olarak ortaya çıkacaktır.
Milli Savunma Alanında Türkiye’nin Üstün Teknolojik Atılımları ve Erbakan’ın Harika Altyapısı
ESAM’ın tarihi bir toplantısında Rahmetli Başbakanlarımızdan Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız, çağımızın dönüşüm projelerini şöyle açıklamıştı:
27 Mayıs 2006’da İstanbul Ali Sami Yen Stadı’nda muhteşem bir katılım ve coşkuyla kutlanan İstanbul’un Fetih Yıldönümü şöleninden bir gün sonra; Grand Cevahir Kongre Sarayı’nda ESAM tarafından düzenlenen ve İslam dünyasından yüzlerce devlet adamı ve ilim erbabının katılımı ile gerçekleşen, Milli Çözüm Ekibi olarak bizlerin de iştirak ettiğimiz “Müslüman Toplulukları ve Sorumlulukları” konulu ilmi konferansta Erbakan Hoca;
• İslam dünyasının ve insanlığın temel problemlerini ve sebeplerini,
• Kurtuluş çarelerini ve çözüm projelerini,
• Bunlarla ilgili yeni fikir önerilerini, fiili tatbikat örneklerini ve başarılı pratiklerini, çok akıcı bir dille ve çarpıcı misallerle anlatmıştı ve bunlar Milli Çözüm Dergimizde defalarca yazılmıştı:
Artık pilotsuz uçaklarımız hazırdı:
ASELSAN ve TAI gibi Milli müesseselerimizin ve Teknoloji Araştırma Şirketlerimizin ürettiği pilotsuz uçakların yapımı tamamlanmış, dünyadaki örneklerinden daha üstün ve etkin konuma ulaşmışlardır. Simülatör sistemiyle, bu uçakların kendisine zarar vermeden çok çeşitli denemeler rahatlıkla yapılmaktadır. Bütün bunlarda seri imalat safhasına gelinmiş durumdadır. Her türlü silah ve teknolojik araç ve gereçler üretilip savunma ihtiyaçlarımız için hazırlanmıştır. Bütün bu özgün başarı ve birikimlerin pek çoğu şanlı ordumuzun hizmetine sunulmuş bulunmaktadır. Ancak çok stratejik teknoloji harikaları, tarihi hamle için gizli tutulmaktadır.
a- Pilotsuz uçakların yanında her türlü bilgisayarlı savunma araç ve gereçlerinin,
b- Duvardan, kapıdan, mayınlı ortamdan, tel örgülü ve elektrikli manialardan aşan ve hedefine ulaşıp görevini yapan, yürüyen teknolojik böceklerin,
c- Ulusal ve uluslararası her türlü stratejik konuşma ve yazışmaları dinleyecek ve değerlendirecek, ama kendisi asla çözülmeyecek son sistem iletişim aletlerinin,
d- Düşman ülke ve örgütlerin elindeki bilgisayar sistemlerini, teknolojik projelerini, hıyanet ve saldırı girişimlerini, bunların çok özel ve gizli casusluk şebekelerini takip ve tahrip edici özellik ve yeteneklere sahip, sentetik ilaç kapsülleri benzeri, uzaktan kumandalı ve fark edilmesi imkânsız; bir nevi “suni cin” modellerinin, bunların hepsinin:
e- Tasarım ve proje başlangıçlarını, f- Model ve deneme safhalarını, g- Seri üretim ve geliştirme aşamalarını, gerçek ve örnek video çekimleriyle gösteren Erbakan Hoca’nın bu tanıtım filmleri, hayret ve hayranlık uyandırmış ve: “Ahir zamanda ve Hz. Mehdi’nin Deccal’a karşı kutlu savaşında ‘barut ateş almayacak, silahlar patlamayacak’” mealinde müjdelenen haberlerin nasıl hakikat olacağı böylece ispatlanmıştır.
Elbette düşman güçler ve emperyalist merkezler de bu kutlu gerçeklerin ve mutlu gelişmelerin farkındaydı ve telaşındaydı. Ama önünde sonunda Hak Bâtıla, adalet barbarlığa galebe çalacak, inşaallah Türkiye merkezli ve insan endeksli yeni bir medeniyet inkılabı yaşanacaktı.
Bütün bu teknolojik harikaların altyapısını hazırlayan Aziz Erbakan Hocamızı minnetle ve şükranla anıyor, Onun başlattığı tarihi devrim ve değişimin devam ettiğini hatırlatıyor ve pek yakında büyük zafere erişileceğini umuyoruz.
TÜBİTAK SAGE, ASELSAN, TAI ve BAYRAKTAR gibi kurumlarımızın değerli yöneticilerine ve seçkin mühendislerine ve uzman ekiplerine de tebrik ve teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu yüksek savunma sistemlerini Amerika, Avrupa ve İsrail destekli PKK ve türevlerine karşı, üstün bir başarı ve kararlılıkla uygulayan, Kahraman Ordumuzun Kara, Hava ve Deniz Kuvvetlerine, Jandarma ve Özel Timlerimize devamlı dualar ediyor ve kutluyoruz. Ve tabi bu uğurda canlarını feda eden aziz şehitlerimize de rahmet ve cennet diliyoruz.
Çanakkale’de hep birlikte boğazımıza sarılıp boğmayı başaramayan Haçlı Siyonist güçlere bağlı 78 ülkenin bugün ayaklarımızı koparmak üzere Doğu Akdeniz’e yığdıkları tüm savaş gemilerini ve son sistem tahrip güçlerini denize batırmadan, Avrupa, Amerika ve İsrail’in burnunu kırıp hizaya sokmadan; her din ve görüşten bütün insanların huzur, hürriyet ve refah içinde yaşayacakları bir ADİL DÜZEN’İ bize kurdurmayacaklarını, %90 oy alıp iktidar olsak da buna fırsat tanımayacaklarını biliyor ve işte bu nedenlerle hadislerde haber verilen büyük hesaplaşmaya hazırlanıyoruz.
Şimdi, Aziz Erbakan Hocamızın temellerini attığı, altyapısını hazırladığı ve bilimsel şifrelerini ilgililere aktardığı, Milli ve yerli savunma teknolojilerimizin:
• Bugün ulaştığı aşamalarını…
• Hayranlık ve heyecan uyandıran detaylarını…
• Ve zaten medyaya da yansıyan ve seri üretime başlanan harikalarını sizlerle paylaştık.
Bunca teknolojik gelişmeye rağmen, Şırnak’ta 13 seçme ve seviyeli komutanımızı kaybettiğimiz helikopter kazası niye yaşandı? sorusuna gelince; bizim araştırmalar sonucu oluşan kanaatimiz şudur:
1- Siyasi iradenin-hükümetin duyarsızlığı, gerekli ve yeterli tedbirleri almak hususunda gevşek davranması.
2- Bölgedeki sorumluların stratejik ve taktik ihmalkârlığı.
3- Bazılarının “Çözüm Süreci” bizim ise “gaflet ve hıyanet sersemliği” dediğimiz müddet içerisinde, PKK’nın, Amerika ve İsrail’den aldığı ve bölgede mahallelerden mağaralara kadar yığınak yaptığı, uçaksavarlardan zırhlı patlayıcılara kadar korkunç silah depoları bu feci kazaya yol açmıştır.
Erbakan Hocamızın; milli ve yerli olarak yüksek teknolojiyle ürettikleri silahları anlattığı 1995 yılında Kanal 6 TV’deki konuşmasında şunları aktarmıştı:
“İslam NATO’su kurulduğu zaman, bütün Müslüman ülkeler kendi silah-savunma sanayini planlayacaklar ve onlara (Milli Çözümcü Türkiye olarak) biz öncülük yapacağız. Ve bu savunma sanayine ait unsurları biz üretmeye başlamış olacağız. Şimdi Ben çok açık konuşmaktan da çekiniyorum ha… Çünkü kafamızdaki fikirleri söylersek; zaten bütün dünya ayağa kalkmış bekliyor… Ama söylemeden de olmuyor. Bak size bir tanesini açıklıyorum. Şu anda bir uçak gemisi 3 milyar dolara mal oluyor. Oysa bizim hazırladığımız bir tane güdümlü füze sadece 1 milyon dolara çıkıyor. Şimdi teknoloji ilerledi, 1000 km uzaktan 5 m dahi sapmayan bir güdümlü füzeniz olsun; Ben bu füzeyle sizin 3 milyarlık uçak geminizi işe yaramaz hale getiririm.” diyorlardı.
Hocamız böylece;
1- “Açık konuşmak istemiyorum” diyerek, teknolojisinin stratejik gizlilik kuralına,
2- “Açık konuşmadan da olmuyor” diyerek, psikolojik caydırıcılığına,
3- Füzenin; “1 milyon maliyeti, 1000 km menzili ve sadece 5 m sapma riski var” diyerek, ekonomik ucuzluğuna dikkat çekiyordu. Bunların test atışlarının yapıldığını ve milimetrik hatalarının saptandığını, çok net açıklayarak, bütün bunların proje ve tasarım aşamasını tamamlayıp fiilen üretime başlandığını vurgulamış oluyordu.
Yine Hocamızın videosunu izlediğimiz ESAM Konferansında anlattığı;
1- Onlar teknolojilerini ifsat etmek ve zulüm yapmak için geliştiriyor. Biz ise adaleti sağlamak ve ıslah etmek için hazırlamaktayız.
2- Onlar silah teknolojilerini çay-kahve içip muhabbet ederken bir düğmeye basıp fırlatacak kadar geliştirmiş durumdadır. Ama siz özel bir manyetik alan oluşturursanız, düşman kumandanın verdiği talimatları, ilgili subay duyamayacak.
3- Yine düşmanın size karşı gemiden fırlattığı füzeyi havada yakalayıp gerisin geriye döndürerek o gemiye geri yollarsınız. Ya da onların 100 milyonlarca dolarlık uçan kalelerini, siz 500 bin dolara çıkan ve havada sürtünmesi çok az olan bir metalden üretilen ve bu sayede onun uçan kalesinden 1000 misli hızla giden ve havada tel tel olup, radarda görünmeyen bir sistemle; düşmanların uçan kalesini aşağı düşürüp etkisiz kılarsınız.
Rahmetli Erbakan Hoca, özellikle son dönemlerindeki sohbet, seminer ve konferanslarında:
• Haksızlık ve ahlâksızlık üzerine kurulan ırkçı ve emperyalist zulüm düzeninin, öyle barış ve adalete çağırmakla veya hoşgörü edebiyatıyla düzeltilemeyeceğini…
• Bunların, tahribi çok ürkütücü nükleer füzelerine ve etkili silah sistemlerine güvenip, dünyayı tehdit ederek barbarlıklarını yürüttüklerini…
• Öyle ise, Batılıların bu Şeytani güçlerini etkisiz bırakacak, yeni ve yüksek teknolojilere sahip olmak gerektiğini ve Allah’ın izniyle bunları başarıp ilgili ve yetkili makamlara teslim ettiklerini defalarca anlatmıştı.
Erbakan Hoca’nın; Elektrik-Elektronik Mühendisliğinin Çok Üstün Yüksek Lisansı….
Bu bölüm, o süreçte sadece Almanya, Amerika gibi ülkelerde bulunan bir Mühendislik dalıdır. İÇERİĞİ; Birim sistemleri, iletkenler ve yalıtkanlardır. Elektrik akımının etki alanları, Elektriksel büyüklüklerin tanımı, ölçülmesi ve ölçü araçları, Isının direnç üzerindeki etkisinin hesaplanması, Eşdeğer direnç hesabı… Gerilim ayarlama yöntemleri ve sonuçları. Elektriksel iş ve güç ayarları. Elektrik enerjisinin ısıya dönüşümü, Gerilim düşümü ve yansımaları… Elektrik devrelerinde teoremler ve yasalar… Kondansatör, İndüktans, Manyetik devreler konuları. Manyetik alan davranışları, Alternatif Akımın tanımı, doğrultulması ve üretiminin artırılması… Ortalama değer ve efektif değer kavramları. RLC elemanlarının ve bu elemanlardan oluşan devrelerin Alternatif Akımdaki davranışları… Üç fazlı sistem programları ve döner alanları… Transformatörlerin manyetik kullanımı… Elektrik-Elektronik Mühendisliğinin üst boyutları gibi konular olmaktadır.

Stratejik Felç nedir?
Stratejik felç kavramının temeli, Sun Tzu’nun “Savaşmadan kazanmak en büyük başarıdır” felsefesine dayanır. Bu düşünce, Amerikalı hava teorisyenleri Albay John Boyd ve Albay John Warden tarafından sistemleştirilmiş olup günümüz savaşlarında aktif olarak uygulanmaktadır. Erbakan Hoca’nın toplumları bir insan vücuduna benzetmesi gibi, John Warden da devleti veya orduyu yaşayan bir organizmaya ya da bir hücre yapısına benzetir.
Warden, sistemin beş kritik halkaya bağlı olduğunu ve bu halkalardan birinin koparılmasıyla sistemin çökeceği fikrini savunur. Bu halkalar şunlardır:
1. Liderlik Merkezi: Devlet yönetimi, haberleşme ağları ve komuta merkezleri.
2. Enerji Kaynakları: Elektrik hatları, petrol rafinerileri ve finansal merkezler.
3. Altyapı: Ulaşım ağları, yollar, köprüler ve demiryolları.
4. Halkın Direnci: Psikolojik destek ve toplumsal moral.
5. Sahadaki Askeri Güçler: Tanklar, uçaklar ve askerler.
Warden, en dıştaki halka olan askeri gücü doğrudan yok etmek yerine, merkeze, yani en üst halkadan işe başlamak gerektiğini savunur. John Boyd ise stratejik felç için psikolojik ve zamansal boyutun önemine vurgu yapar. Boyd’a göre, düşmandan daha hızlı hareket ederek güçlü ve etkili bir baskınla belirsizlik ve kaos oluşturmak esastır.
Kısaca; düşmanın lider kadrosu, radar sistemleri, elektrik şebekeleri, iletişim ağları, mühimmat depoları ve ulaşım altyapısı gibi kritik varlıkları hedef alındığında sistem işlevini yitirerek felç olur.
Stratejik felç fikri, felsefi bir düşünce olmaktan çıkıp savaş doktrini hâline gelmiştir.
1991 Körfez Savaşı: Bağdat’ın iletişim kuleleri, elektrik şebekeleri ve komuta merkezleri ilk hedef olarak vurulmuştur.
2010 Stuxnet Saldırısı: ABD ve İsrail menşeli yazılımlar, İran’ın Natanz nükleer tesisindeki santrifüjlerin motor hızlarını değiştirerek kendi kendilerini imha etmelerini sağlamıştır.
2015/2016 Ukrayna: Rus siber saldırıları, Ukrayna’nın elektrik dağıtım sistemlerine sızarak uzun süreli kesintilere yol açmıştır.
Rusya-Ukrayna Savaşı: Çatışmaların ilk günlerinde, Ukrayna’nın haberleşme uyduları hedeflenerek sistemin köreltilmesi amaçlanmıştır.
15 Temmuz Darbe Girişimi: Hainlerin kullandığı “ByLock” haberleşme sisteminin çökertilmesi, talimat alamayan yapının ne yapacağını bilememesine ve darbenin başarısızlığa uğratılmasında en büyük etkenlerden biri olmasına yol açmıştır.
İran Örneği: Bir çatışma anında liderlik merkezinin vurulması sistemin felç edilmesini hedefler; savaşın ilk günü ilk saldıridaİran dini lideri Seyyid Ali Hamaney vurulmustur.
Ancak İran’ın bu tür bir saldırıya karşı hazırlıklı olması, devlet yönetim sisteminin kesintisiz devam etmesini sağlamıştır.
Tüm bu uygulamalar, 1997 Refahyol Hükûmeti döneminde Erbakan Hocamız tarafından kurulan; aktif çalışan, tatbikatlar yapan Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezinin ne denli stratejik ve hayati bir öneme sahip olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır. Maalesef daha sonra kapatılan bu yapı, devletin bekası için vazgeçilmez bir öneme sahipti. Bir an evvel daha etkin ve yetkili bir şekilde tekrar kurulmalıdır.
GELİŞMİŞ ÜLKELERİN ÖNÜNE GEÇEBİLMENİN EN KESTİRME YOLU DA TEKNOLOJİ İLE MÜMKÜNDÜR!..
Rahmani güçlerin (İYİLERİN) karşısındaki Şeytani (Siyonist – Kötüler) güçlerin kötü zararlı yanlış çirkin ve zulüm içerikli uygulamalarına karşılık yaptırım olarak kullanabilecek yani insanlığın ifsadına değil kurtuluşuna huzuruna iyiliğine faydasına adaletine yönelik kullanmak için , şartlar olgunlaştığı anda BİR ATIMLIK olarak kullanılabilecek teknoloji üstünlüğümüzle belirli isteklerimizi kabul etmeleri için tanıdığımız kesin süreyi ve bu süre zarfında taleplerimiz yerine getirilmediği takdirde yaptırım veya ciddi sonuçlar doğuracağını belirten ültimatom niteliğinde bir son uyarı verebilmek için Hakkın emrinde ve insanlığın saadeti uğrunda bir kuvvete sahip olduğumuzun müjdesi olan bu üstünlüğümüzün icabı olarak ferahlıyoruz ümit ve heyecanımız artıyor.
Hiç endişe etmeyin ve etmeyelim İsrail ve avenesi ve bu bozuk Siyonist düzen saltanatı son bulacak ve yıkılacak… Yeryüzünde fesat çıkardıkları zulüm ve haksızlıklarından dolayı Cenabı Hakk bunlardan intikam alacak ve mazlumların ahı yerde kalmayacak inşaallah. Doyumsuz bir kazanç hırsıyla ölüm kusan silahları satılsın diye çıkardıkları ve körükledikleri savaşlar yüzünden onca zulüm ve zahmet çekenlerin ahı tutacak inşaallah…
İşbirlikçi Hükümetlerle geldiğimiz nokta gözlerimizin önünde …Onun için Türkiye merkezli Yeni Bir Dünyanın kurulması için Milli bir dönüşüm ve Milli Mutabakat İktidarı kaçınılmazdır ve Türkiye’nin bu son şansıdır…
MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜMETİNİN KURULMASI ŞARTTIR…
Kuduz İsrail; hem iyice azgınlaşmış, hem de artık kendi sonuna iyice yaklaşmıştır. Türkiye’nin öncülüğünde ve ülkemiz merkezli yeni bir barış ve bereket medeniyetinin kurulması artık an meselesidir.
Dünyadaki medeniyet dönüşümleri her zaman büyük savaşlarla olmuştur ve bu savaşlar her dönem en üstün, gizli ve ilk o savaşta kullanılmaya başlanılan yeni (o güne kadar ortaya çıkmamış) teknoloji ile kazanılmış ve sonrasında dünya sistemi değişim ve dönüşüme uğramıştır.
Birinci dünya savaşı Osmanlıyı yıkmak içindi. İkinci dünya savaşı İsrail’i kurmak ve Yeni (Siyonist) dünya Düzenini hakim kılmak için yapılmıştır. Ardından ilk olarak; Ekonomik (IMF, dünya Bankası), Siyasi (BM), Askeri (NATO) hemen, Sağlık, Kültür, Adalet gibi diğer alanlardaki Siyonist kuruluşların tamamı 2. Dünya savaşı sonrasında (5 yıl içinde) kurulmuştur. Bunlardan bazıları -kuruluş tarihleriyle- beraber şunlardır;
IMF (Uluslararası Para Fonu – 1945), IBRD (Dünya Bankası 1944), NATO (4 Nisan 1949), BM (Birleşmiş Milletler 1945), AB (Avrupa Birliği – AET – 1957), GATT (Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması – 1947), WHO (Dünya Sağlık Örgütü – 1948), UAD (Uluslararası Adalet Divanı 1945), WHO (Dünya Sağlık Örgütü 1948) gibi tüm bu oluşumların amacı; Siyonist ve Haçlı emperyalistler zalimlerin dünyayı hem idare hem de kontrol etmek için bu kuruluşları kullanarak Siyonist hakimiyetlerini yürütmekte ve devam ettirmektedirler.
Rahmetli Erbakan Hocamızın anlattığı:
• Bu Siyonistlerin laftan değil, güçten anladıklarını…
• Bunların ellerinde bulunan yüksek teknoloji sayesinde bu kadar azgınlaştıklarını ve dünyayı ateşe verdiklerini…
• Öyle ise bizim, bunların o çok güvendikleri teknolojilerini etkisiz bırakacak, yeni ve çok daha gelişmiş yüksek teknolojileri üretmemiz gerektiğini anlatmış ve ayrıca bu teknolojik gelişmelerin Allah’ın izniyle başarıldığını ve üretilip ilgili ve yetkili makamlara teslim ettiklerini defalarca anlatmıştı.
Evet yeni bir düzen ve medeniyet; yüksek teknoloji ile kurulur, o düzenini yürütmek için ise; ekonomik, siyasi, askeri vb. kurumların hemen kurulması şarttır ki; biz buna “4 H BASAMAĞI” diyoruz.
Peki, kutlu sonuca nasıl ulaşılacaktır? Bizim; sağlam bilgilere ve Kur’ani hikmetlere dayanarak vardığımız kanaate göre, ülkemizde ve yeryüzünde ADİL DÜZEN Devrimi ve MİLLİ ÇÖZÜM dönemi, şu aşamalarla (“4 H” Basamağı ile) gerçekleşmiş olacaktır.
A- İLK ADIM: HAYRET ve HAYRANLIK uyandıran stratejik manevralarla, milli zihniyetli ekibin Türkiye’de iktidara taşınma aşamasıdır. (Milli Mutabakat Hükümetinin kurulması)
B- ARDINDAN: HARİKA savunma teknolojileriyle süper güç sanılan odakların hizaya sokulması ve teslime mecbur bırakılması… Ama bu İran’ın ABD-İsrail’e yaptığı gibi bir şey olmayacaktır… İsrail’e nasıl saldırılır ve ortadan kaldırılırmış, tüm dünya görüp anlayacaktır!..
Bu dediğimiz de; Erbakan Hocamızın henüz ortaya çıkmayan o harika stratejik ve aynı zamanda son teknolojik hazırlıklarının gün yüzüne çıkacağı an; bilgi ve siber savaş modellerinin en yenisi ve etkilisi olan “Stratejik Felç” olarak tarif edilen bir saldırı ve, teknolojinin getirdiği imkânlar sayesinde en az hasar ve sivil halk kaybı ile düşmanın savaşma azmi ve iradesini köreltip stratejik ve ekonomik hedeflere taarruz edilerek, düşmanın teslim olmaktan başka hiçbir çıkar yolun kalmayacağı bir müdahale ile Siyonist odaklar bir bir hizaya sokulacaktır.
Böylece Erbakan Hoca’nın hayret ve hayranlık uyandıracak bu teknolojileriyle: “Ahir zamanda ve Hz. Mehdi’nin Deccal’a karşı kutlu savaşında ‘barut ateş almayacak, silahlar patlamayacak’” mealinde müjdelenen haberlerin nasıl hakikat olduğu böylece ispatlanmış olacaktır.
C- ÜÇÜNCÜ BASAMAKTA: HALKLARA hizmet ve Dünyaya hâkimiyet projeleri olan:
1- İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve tüm barışçı devletler ittifakı,
2- İslam Ortak Pazarı ve Küresel Kalkınma ve Refah Dayanışması,
3- Müşterek İslam Dinarı,
4- İslam Savunma Paktı ve Dünya Saldırmazlık Antlaşması,
5- İslam ve İnsanlık İlim ve Kültür Vakfı’nın kurulup yürütülmeye başlanması.
Böylece, “5 P” formülüyle kansız ve kavgasız İslam Barış ve Bereket Medeniyetinin oluşması kolaylaşacaktır.
1- Pasaport ortak, 2- Pazar ortak, 3- Para ortak, 4- Pakt ortak, 5- Plan ve Program ortak olunca, zaten İslam Ülkeleri Birliği ve Mazlum Milletler Dirliği kendiliğinden oluşacaktır.
D- VE BÖYLECE; HAKKA ve HAYRA dayalı, temel insan haklarına odaklı tek ve gerçek bilimsel sistem olan ADİL DÜZEN’in, bütün kurum ve kurallarıyla uygulamaya koyulması başlayacak ve başarılacaktır. İNŞAALLAH!..
NOT: 01 Eylül 2024 tarihinde sitemizde yayınlanan “MİLLİ ÇÖZÜM DERGİSİ’NİN GAYESİ VE TARİHİ HİZMETLERİ” yazımızdan alıntı yapılarak bu yorum hazırlanmıştır.
SİYONİZMİ, ZALİMLERİ VE ZALİMLERLE İŞBİRLİĞİ YAPANLARI AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN GELİŞTİRİDİĞİ TEKNOLOJİ HARİKALARI İLE DİZ ÇÖKTÜRECEĞİZ, YAPTIKLARININ HESAPLARINI SORACAĞIZ İNŞALLAH. TEKNOLOJİ ALLAH’IN RAHMETİDİR. ERBAKAN HOCAMIZ DA RABBİMİZİN İNSANLIĞA SUNDUĞU EN BÜYÜK LÜTUFLARIDIR. İNŞALLAH ALLAH ZALİMLERİN DÜNYADAKİ HESABINI AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN GELİŞTİRDİĞİ TEKNOLOJİ HARİKALARI İLE HESABINI GÖRECEKTİR. VE YERYÜZÜNDE TÜM İNSANLIĞIN SAADETİNİN TEK ÇARESİ ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR.
Enfal 60
Onlara (gizli, açık düşmanlara) karşı gücünüzün yettiği kadar (bütün imkânları kullanarak siyasi, askeri ve iktisadi her türlü) kuvvet ve bağlanıp beslenen atlar, (bugün ise üretilip devamlı bakımı yapılan uçaklar, füzeler ve tanklar) hazırlayın. Ki bunlarla Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve Allah’ın bildiği (ama) sizin bilmediğiniz diğer (gizli şer ve nifak odaklarını) korkutasınız (ve caydırıcılık gücüne sahip olasınız. Bu konuda cimrilik ve tedbirsizlik yapmayasınız). Allah yolunda (cihad uğrunda ve milli savunma amacıyla) her ne harcarsanız, (nasıl bir katkı sunarsanız, o ahirette) size tam olarak ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız. (Allah adalet sahibidir.)
https://www.mealikerim.com/8/enfal/60
İbrahim 46
Gerçek şu ki, onlar (zalimler ve hainler, mü’minlere ve İslami girişimlere karşı) hileli planlar ve tehlikeli tuzaklar kurdular (kuracaklardır). Oysa eğer onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatıp kaydıracak (zelzeleler oluşturacak derecede bugün nükleer silahlara ve teknolojik imkânlara dayanmış) olsa bile, Allah katında da (kesinlikle onları boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak kudret) planları-programları ve intikam hesapları-hazırlıkları vardır! (Allah zalim güçlerin mekir ve tuzaklarını kendi başlarına saracaktır.)
https://www.mealikerim.com/14/ibrahim/46
İbrahim 47
Sakın ha, Allah’ı; elçilerine (ve Hakk davetçilerine) verdiği sözden (ve zafer va’adinden) dönecek sanma(yın). Gerçekten Allah Azîz’dir, İntikam sahibidir. (Ey zalimler ve hainler, sizin de zulüm ve hıyanetlerinizin hesabını soracak, saltanatınızı yıkacaktır.)
https://www.mealikerim.com/14/ibrahim/47
Makalede verilen kadeş savaşı bilgisi aslında modern istihbarat dünyasının kullandığı kompartımantasyon (katmanlı gizlilik) kavramının en erken örneklerinden biridir. Yakın tarihte konuya ilişkin bir örnek verilecek olursa ABD atom bombasını yaparken bunu “Manhattan projesi” olarak kamuoyuna duyurmuş 130.000 çalışan, halkın tamamı hatta başkan yardımcısı Truman bile ne geliştirildiğini atom bombası atılana kadar bilmemiştir. Buda yakın tarihte en bilinen kompartımantasyon örneklerinden biridir.
İşte bu örneklerle Erbakan hocamızın stratejik gizlilik kavramının ne kadar önemli olduğunu kavramaktayız. Hocamızın buyurdukları gibi onların ifsad için ürettiği gizli teknolojileri ve şeytani planları inşallah hocamızın teknolojileri ve Milli Çözüm’ün fikri önderliği darmadağın edecek onların beyinlerine hakikati atom bombası gibi fırlatacaktır. İnşallah.
Milli Çözüm’ün “MEDENİYET DÖNÜŞÜMLERİ BÜYÜK SAVAŞLARLA BAŞARILMAKTADIR; SAVAŞLAR İSE ÜSTÜN TEKNOLOJİLERLE KAZANILMAKTADIR” makalesini okuyunca Aziz Erbakan Hocamızın;
“Yeryüzünde ecdadımız gibi Adil bir Düzen kurmak için geldik, hakkı korumak için geldik. Biz Hakkı üstün tutarız, ama kuvvetin de kıymetini biliriz. Hakkın emrindeki kuvvet, en şerefli kuvvettir! İşte biz o kuvvete sahip olacağız ve böylece kuvvetli bir Türkiye kuracağız ve Yeni bir Dünya kuracağız.” sözlerini hatırladık; Milli Çözüm’ün üstün teknolojilerle Yeniden Büyük Türkiye’yi ve Yeni bir Dünya’yı nasıl kuracağını daha iyi anlamış olduk.
Erbakan Hocamız konuşmasında:
“Evet, teknoloji; Allah’ın bir rahmeti ve fırsatıdır.
Geri bırakılmış olan ülkelerin, kendini ilerlemiş zanneden ülkelerin önüne geçmesi bakımından büyük bir imkândır. Bunu yaptığın zaman senin uçak gemisi yapmana lüzum kalmayacaktır. Çünkü artık onun uçak gemisi senin sayılır. İstediği kadar mermi atsın. Nasıl olsa kendi başında patlayacak! ‘Hocam, yahu Sen nelerden bahsediyorsun Allah aşkına?’ diye şaşırma!..
Sen Benim aynı zamanda bir teknik profesör olduğumu bilmiyor musun?
Onun 100 tane uçan kalesi varmış… Bugün havaya nazaran sürtünmesi çok düşük olan öyle birtakım madenler var ki, fazla açıklama yapmayı uygun görmüyorum… O madenleri sen buradan fırlattığın zaman, hava sürtünmesi çok az olduğu için onun uçan kalesinin bin misli hızla gidiyor, havada dağılıyor, tellerden ibaret olmak üzere… Onun uçan kalesini işaret eden yerde yakalıyor ve aşağı düşürüyor. Bir uçan kale 100 milyon dolar iken, benim söylediğim bu silahın kendisi ise sadece 100 bin dolar. İşte böylece onun 100 milyon dolarlık malını sen 100 bin dolarla düşürebilirsin.
Neyle düşüreceksin? İmanla, imanla, imanla!..
Ve bu imanın gereği hazırlayacağın teknolojik harikalarla!..
Böylesine bir teknolojik gelişme yaptığın, ve hep saydığımız Müeyyide Kuruluşlarını hazırladığın zaman, ‘Gel bakalım buraya!..’ dediğin anda, ister istemez ayakları titreyecek ve teslime mecbur kalacak. ‘Otur şuraya bakalım, sen şimdiye kadar bizim kanımızı, canımızı emdin, insanlara kan kusturdun. Ama biz Hz. Ömerlerin ahfadıyız, biz Selahattin Eyyubilerin ahfadıyız, biz Sultan Fatihlerin ahfadıyız… Biz sizi imha için gelmedik.
Biz Rahmet Peygamberinin ümmetiyiz.
Biz size de sizin hakkınızı vermek için geldik.
Yeryüzünde ecdadımız gibi Adil bir Düzen kurmak için geldik, hakkı korumak için geldik.
Biz Hakkı üstün tutarız, ama kuvvetin de kıymetini biliriz.
Hakkın emrindeki kuvvet, en şerefli kuvvettir!
İşte biz o kuvvete sahip olacağız ve böylece kuvvetli bir Türkiye kuracağız ve Yeni bir Dünya kuracağız.” buyurmuşlardı.
Milli Çözüm bugünden haber vermekteydi!
Siyonist merkezler panik ve korku yaşıyorlarsa, siz; asıl ARMAGEDDON savaşını kazandıracak son teknoloji harikaları olan ve STRATEJİK GİZLİLİK sebebiyle saklı tutulan ve açıklanmayan silahlar ortaya çıktığında ve Kuduz İsrail yerin dibine batırıldığında, Erbakan Hocamızın teknolojik harikaları daha iyi anlaşılacak ve saygınlık kazanacaktır.
Enfal 60
Onlara (gizli, açık düşmanlara) karşı gücünüzün yettiği kadar (bütün imkânları kullanarak siyasi, askeri ve iktisadi her türlü) kuvvet ve bağlanıp beslenen atlar, (bugün ise üretilip devamlı bakımı yapılan uçaklar, füzeler ve tanklar) hazırlayın. Ki bunlarla Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve Allah’ın bildiği (ama) sizin bilmediğiniz diğer (gizli şer ve nifak odaklarını) korkutasınız (ve caydırıcılık gücüne sahip olasınız. Bu konuda cimrilik ve tedbirsizlik yapmayasınız). Allah yolunda (cihad uğrunda ve milli savunma amacıyla) her ne harcarsanız, (nasıl bir katkı sunarsanız, o ahirette) size tam olarak ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız. (Allah adalet sahibidir.)
https://www.mealikerim.com/8/enfal/60
Efendimiz (sav) “tedbir en güzel akıldır” buyuruyor. İşte Erbakan Hocamız yukarıdaki ayeti kerime ve hadisi şerif ışığında; düşmanları hizaya getirecek, onların dünyanın her köşesinde istedikleri at oynatmalarını engelleyecek ve onların silahlarından daha üstün teknolojiye sahip silahları üretip hazırlamıştır. Tabii bu durum, makalede de geçtiği üzre siyonizmi ve uşaklarını telaşlandırmış durumdalar. Eğer bu korkuları olmasaydı şimdiye kadar hiç beklemeden ülkemize saldırırlardı. Ama kaçınılmaz savaş geldiğinde hepsinin burnu yere sürtülecek İnşaallah. Ve yine makalede de geçtiği gibi Türkiye merkezli barış medeniyeti kurularak tüm insanlık huzura kavuşacak İnşaallah.
Bu müthiş yazının ruhu; Aziz Erbakan Hocamızın şu sözleri olsa gerek:
“Biz Hakkı üstün tutarız, ama kuvvetin de kıymetini biliriz. Hakkın emrindeki kuvvet, en şerefli kuvvettir!”
Teşekkürler Milli Çözüm!