NİFAK MİKROPLARI VE ŞİFA AŞILARI
Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’inde; münafıklık haslet ve hastalığını ve bunlardan kurtulma yollarını öğrettiği gibi, bu nifak illetine bulaşmamak için gerekli “bağışıklık aşılarını” da haber buyurmuşlardır.
Allah’ın ahdini ve (Hakk davasına bağlı kalacakları hususundaki sadakat) yeminlerini, (sonradan makam ve menfaat hırsıyla) az bir paha (yani dünyalık değersiz şeyler) karşılığı satanlar (var ya), işte onlar için ahirette hiçbir pay (paye ve şeref) olmayacaktır, kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, yüzlerine bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar (dinlerini ve davalarını dünyalık çıkarına satanlar) için çok acı ve alçaltıcı bir azap vardır. (Dünyada zillet ve hezimeti, ahirette ise cehennemi hak etmişlerdir.) (Âl-i İmrân: 77)
O’nun (Dinine ve davetine) icabet olunduktan sonra, (ardından) Allah hakkında (birtakım uyduruk) deliller öne sürüp (bu zamanda Adil Düzen ve İslam Birliği gibi kavram ve kurumların imkânsızlığını ve bunlara lüzum kalmadığını savunup) tartışanların (ve bâtıl güçlerle uyuşanların bütün) hüccet ve gerekçeleri, Rableri katında geçersiz (sayılmıştır). Onların (bu dönek münafıkların) üzerinde bir gazap vardır ve şiddetli azap bunlarındır.
Ki Allah, Hakk olmak (ve her konuda hakem yapılıp başvurulmak) üzere Kitabı ve mizanı (Kur’an’ı ve adil hukuk kurallarını) indirmiş bulunmaktadır. (Mizansız ve nizamsız İslam anlayışı sakattır.) Ne bilirsin; belki de (Kur’an nizamının hâkimiyet ve) kıyamet-saati pek yakındır. (Öyle ise nefsi, siyasi ve dünyevi hevesler için didişmek boşunadır.)
(Kur’ani hâkimiyet ve kıyamet haberi Hakk ise, haydi hemen gelsin de görelim! diyerek) Onda acele edenler, (gerçekte) ona inanmayan kimselerdir. İman edenler ise, O’na (Allah’a ve azabına) karşı bir korku içindedirler ve O’nun gerçekten Hakk olduğunu bilirler. Haberiniz olsun ve dikkatli bulunun ki; (İslami medeniyet müjdesinin ve kıyamet) saatinin (asılsız olduğu) konusunda itiraz ve münakaşaya tutuşanlar, gerçekte uzak bir sapkınlık içinde bulunmakta (ve bocalamakta)dırlar! (Şûrâ: 16-17-18)
Yorumlar:
Bu İlahi ikazlar, geçici dünya menfaatleri ve nefsi hevesler karşısında Rabbime verdiğim sadakat sözünü her daim diri tutmam gerektiğini bana ihtar eden güçlü birer vicdani pusuladır. Bâtılın rüzgârına kapılmadan, Kur’an’ın getirdiği sarsılmaz adalet ve mizan ölçüsüne samimiyetle sarılmam, ahiretimi ve onurumu korumamın tek yoludur. Zamana ve şartlara yenilerek ahdimi bozmanın beni İlahi rahmetten mahrum bırakacağını bilerek, bu hakikatleri hayat yolculuğumda sarsılmaz bir duruş sergilemek için rehber edinmeliyim.
************************
Ey iman edenler! Sizden olmayanları (Yahudi ve Hristiyanların hain takımını ve işbirlikçi münafıkları) sırdaş (müttefik) edinmeyin. (Çünkü) Onlar size (her fırsatta) kötülüğe ve zarar vermeye uğraşırlar, size zorlu bir sıkıntı verecek şeylerden de hoşlanırlar. Onların buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur, göğüslerinde (gönüllerinde) gizli tuttukları (nefret ve hıyanetleri) ise, daha büyüktür. (Böylece) Size ayetlerimizi (imanın ve inkârın alâmetlerini) kesinlikle açıkladık; belki akıl erdirip (Haçlı Siyonistlerden ve işbirlikçi hainlerden uzak kalırsınız diye, size bu gerçekler tebliğ ve tavsiye edilmektedir).
(Ey mü’minler!) Sizler, işte böylesiniz; (hâlâ) onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler (ve düşmanlık güderler). Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar (münafıklar ise sadece) sizinle karşılaştıklarında “inandık” derler (ama Kur’an’ın bazı şeriat hükümlerini inkâr ve itiraz ederler), kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırıverirler. De ki: “Kin ve öfkenizle geberin!” Şüphesiz Allah, gönüllerin özünde saklı duranı Bilendir.
(Ey sadık mü’minler!) Size bir iyilik dokununca (kâfirler ve münafıklar) kıskanıp tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinip ferahlanırlar. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların ‘hileli düzenleri’ (ve hıyanet girişimleri) size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz Allah, onların amellerini (ve kötü niyetlerini) kuşatıvermiştir. (Âl-i İmrân: 118-119-120)
O gün, küfre (nankörlüğe) sapıp da (dünyalık makam ve menfaat hatırına) Elçiye isyan edenler, (ahirette) yerle bir olmayı (toprak olup savrulmayı) temenni edip isteyeceklerdir. Zira Allah’tan hiçbir sözü (ve yaşanmış olayı) gizleyemezler (ve hak ettikleri akıbete erişeceklerdir). (Nisa: 42)
Yorumlar:
Bu İlahi ikazlar; dışarıdaki açık düşmanların hileleri ve içerideki işbirlikçi münafıkların sinsi tuzakları karşısında sarsılmaz bir sabır, şuur ve takva ile direnmem gerektiğini bana ihtar etmektedir. Mü’minlerin iyiliğine üzülüp kötülüğüne sevinen bu çevrelere karşı, kimleri sırdaş edindiğime dikkat etmem ve Hak Elçisi’nin yolundan asla sapmamam hayati bir sorumluluktur.
************************
Ey iman edenler! Üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir. (Öncelikli sorumluluğunuz kendi niyetleriniz ve amellerinizdir. Bu nedenle kendinize dikkat edin ve düzeltin.) Siz (sadakatle hidayete ve İslamiyet’e yapışıp) doğru yola eriştiğiniz takdirde, (Hakk’tan ve hayırdan ayrılıp) sapan (kimseler) size zarar veremeyeceklerdir. Tümünüzün dönüşü Allah’adır. O, size yaptıklarınızı haber verecektir. (Maide: 105)
(Ey Nebim!) Kesin olarak biliyoruz ki, onların söyledikleri Seni gerçekten üzüyor. Doğrusu onlar Seni yalanlamıyorlar, ancak o zalimler (inatla ve şeytanlık damarıyla) aslında (inkâr ve nifak kastıyla) Allah’ın ayetlerine başkaldırıyorlar. (İtiraz ve isyanları bundandır. Ve asıl düşmanlıkları Banadır!) [Her asırda; Hz. Peygamberi ve Onun izindeki İslam tebliğcilerini yalanlayan kimse; aslında Allah’ın ahkâmına kin tutmakta ve gerçeği fark ettiği halde ısrarla saldırıp çok inatçı Yahudiler gibi “cühud”luk, yani çıfıtlık ve fesatçılık yapmaktadır.]
Andolsun Senden önce de elçiler yalanlanmıştı; ama onlara yardımımız (ve zafer va’adimiz) gelinceye kadar, yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabredip dayanmışlardı. Allah’ın sözlerini (va’adlerini) değiştirebilecek (hiçbir kuvvet) yoktur. Andolsun, gönderilen peygamberlerin haberlerinden bir bölümü Sana da (vahiyle) gelip ulaşmıştır. (En’am: 33-34)
Yorumlar:
Bu İlahi ikazlar; çevremdeki yalanlama, eziyet ve sapkınlıklar ne boyutta olursa olsun, asıl sorumluluğumun kendi nefsimi düzeltmek ve hidayet üzere sabit kalmak olduğunu bana hatırlatmaktadır. Hak davaya karşı yapılan saldırıların şahsıma değil, doğrudan Allah’ın ayetlerine yönelik olduğunu bilerek, tıpkı geçmiş peygamberler gibi zafer va’adi gelene kadar sabırla direnmem gerektiğini anlıyorum. Ben doğru yolda kararlılıkla yürüdüğüm müddetçe bâtıla sapanların sinsi çabaları bana hiçbir zarar veremeyecek ve Allah’ın sarsılmaz va’adi en nihayetinde tecelli edecektir.
************************
(Ancak her türlü imkân ve iktidara kavuşturulduğu halde) Ayetlerimizi yalanlayanları (Kur’ani hükümleri gereksiz ve geçersiz sayanları, yetki ve fırsatları olduğu halde dini emirleri uygulamaya çalışmayanları ve İslam’ın icraatını değil, sadece edebiyatını ve istismarını yapanları) ise, onları bilmeyecekleri (ve fark edemeyecekleri) bir yönden derece derece (yükseltip, riyakârlık ve istismarcılıkla yüreklendirip, sonunda çok acı ve alçaltıcı akıbetlerine) yaklaştıracağız.
Ben onlara (şahsi ikbal ve ihtirasları için dine ve davaya hıyanete kalkışanlara, bunların gerçek ayarları ortaya çıksın diye) belirli bir süre (mühlet ve fırsat) veriyor (yularlarını uzatıyorum. Ancak) Benim “keyd”im (planım ve tuzağım) sapasağlamdır. (Hiç kimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacaktır.)
Bunlar sahiplerinde (yani hidayet rehberleri olan Hz. Peygamber’de) delilikten hiçbir eser olmadığını (bilmiyor ve) düşünmüyorlar mı? O, apaçık bir uyarıcıdan başkası değildir. (Bunları bile bile inkâra ve itiraza kalkışılmaktadır.)
Onlar, göklerin ve yerin melekûtuna (kâinatın ve tabiatın bağlı oldukları İlahi kudret ve kanunlara) ve Allah’ın yarattığı (bütün) eşyaya (tüm varlıklara…) Ve (kesin bir) ihtimalle, ecellerinin (ölüm gelip bu dünyadan göçmelerinin) de pek yakın olduğuna (hiç) bakmıyorlar mı? Bundan (Kur’an’dan) sonra onlar artık hangi söze inanacaklardır?
Artık, (bile bile dalâlete kaydıkları için) Allah’ın (Hakk yoldan) saptırdığı kimseye hidayet verecek de yoktur (böylelerine kurtuluş yolunu gösterebilecek kimse bulunmayacaktır) ve (Allah) onları tuğyanları (isyan ve azgınlıkları, tağutlara kullukları ve marazlı münafıklıkları) içinde şaşkınca dolaşır biçimde bırakır. (A’raf: 182-183-184-185-186)
Gerçek şu ki müttakilere şeytan (tarafından ve tayfasın)dan bir vesvese ve tahrik dokunduğu vakit; (derhal Allah’ı) zikrederler (Kur’an’ın öğütlerini ve ölçülerini hatırlayıp gerçeği görürler) ve o zaman (iman ferasetiyle anında) basiret sahibi olarak (doğru yolu seçerler ve şeytanın vesvesesini defederler.)
(İtiraz ve isyanda şeytanın) Kardeşlerine gelince, (İblis) onları sapkınlığa sürükler ve sonra bir daha peşlerini terk etmezler. (Yakalarından düşmezler.) (A’raf: 201-202)
Yorumlar:
Bu İlahi ikazlar; dünyevi yetki ve fırsatlara kavuştuğu halde dini istismar edenlerin ve Kur’an hükümlerini geçersiz sayanların, farkına varamadıkları bir İlahi planla derece derece felakete sürüklendiklerini bana ihtar etmektedir. Ölümün pek yakın olduğunu unutarak azgınlık içinde şaşkınca dolaşanların acı akıbetini görerek, şeytanın ve tayfasının vesveselerine karşı derhal Allah’ı zikretmem ve basiret sahibi bir mü’min olarak uyanık kalmam gerektiğini anlıyorum. Rabbimin sapasağlam planına ve mutlak adaletine güvenerek, hidayet yolundan sapanların sahte yükselişlerine aldanmamalı, iman ferasetiyle Hakka olan sadakatimi ve sarsılmaz duruşumu korumalıyım.
************************
Münafıklar, kalplerinde olanı (haset, hile ve hıyanet durumlarını) kendilerine haber verecek (ve sinsi planlarını deşifre edecek Kur’ani) bir surenin aleyhlerinde (üzerlerine) indirilmesinden (ve yine; fesatlık ve fırsatçılık girişimlerini deşifre eden ayetlerin gündeme getirilmesinden) oldukça çekinip durmaktadırlar. De ki: “(Şimdilik) Alay edip (huysuzlaşın bakalım). Şüphesiz Allah, (bilinmesinden) kuşkulanıp kaçındığınız (sırlarınızı ve şeytani planlarınızı) açığa çıkaracak (ve bozuk ayarınızı mü’minlere tanıtacaktır).”
Yemin olsun ki; (Allah’tan zafer umanları ve bu yolda çaba harcayanları hayalcilikle suçlayanlara) eğer onlara (bu laçka ve laubali tavırlara niçin girdiklerini) sorduğunda ise: “Gerçekten biz sadece öyle lafa dalmış şakalaşıyorduk” diyerek (cevap verirler). De ki: “Siz Allah ile, O’nun ayetleriyle ve O’nun Peygamberiyle mi alay ediyorsunuz? (Çünkü zaferi va’ad eden Cenab-ı Hakk’tır.)”
(Ey münafıklar, boşuna) Özür belirtip durmayınız. (Çünkü) Siz, imanınızdan sonra (bazı konularda) kesinlikle inkâra saptınız. (Hakk davadan ve hayırlı topluluktan ayrıldınız.) Sizden (pişman olup Hakka dönen) bir kesimi bağışlasak da, bir kısmınızı ise gerçekten (hıyanet ve hakarete başlayan) suçlu-günahkâr olmaları nedeniyle azaplandıracağız.
Münafık erkeklerle münafık kadınlar, (bozuk fıtratları ve fesatçılıkları bakımından) birbirine benzerler. Onlar (birbirine ve çevresine) kötülüğü emreder, iyilikten alıkoymaya girişirler. Ellerini sıkı tutarlar (Allah yolunda harcamazlar). Onlar (inkâr ve isyan etmekle) Allah’ı unuttular, O (Allah) da onları (hidayetinden ve rahmetinden mahrum etmekle) unuttu. Doğrusu münafıklar hep fasık olanlardır. [Not: “Allah’ın unutması” deyimi; Cenab-ı Hakkın zalim, kâfir ve hain kullarını, ceza olarak hidayetinden mahrum bırakması ve rahmetinden uzaklaştırması anlamında bir uyarıdır. Yoksa, hâşâ Allah’ın CC hiçbir şeyi ve hiçbir kimseyi unutması söz konusu olmayacaktır.] (Tevbe: 64-65-66-67)
Ey Nebi(m, Hakk hâkim olsun, Müslümanlar ve mazlumlar huzur bulsun diye saldırgan ve fesatçı) kâfirlerle (askeri ve fiili olarak;) ve münafıklarla (siyasi ve fikrî metotlarla) cihad et, onlara karşı şiddetli “sert ve caydırıcı” davran. (Tıynetleri ve niyetleri bozuk olduğundan, saldırgan kâfir ve münafıklar, sizin yumuşak yaklaşımınızı, yağcılık ve zayıflık zannedebilirler.) Onların varacakları son durakları cehennemdir ve orası, ne kötü ve kahredici bir dönüş yeridir.
(Allah ve Elçisi hakkında kötü söz) Konuşmadıklarına (suikast tuzağı kurmadıklarına ve dış güçlerle işbirlikçilik yapmadıklarına) dair (yalan yere) yemin ederler. Halbuki (hıyanet ve nankörlük ederek “Biz Dini Görüşü terk ettik, Milli Kimlikten vazgeçtik!” şeklindeki) o küfür sözünü söylediler. Böylece Müslüman olduktan sonra küfre ve nankörlüğe düştüler. Ve (İslam davasını bitirmek gibi) asla başaramayacakları bir işe yeltendiler. (Allah’ın emirlerine ve Hakk dava öncülerine kin duyup kıskanmalarının) Ve intikam almaya kalkışmalarının sebebi ise; Allah’ın ve Resulünün lütfu keremi ile onların (mü’min ve mücahit sadıkların, her yönden) gani (varlık ve saygınlık sahibi) olmalarından başka bir şey değildir. (Buna rağmen münafıklar) Eğer tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azapla azaplandırır. Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı da bulunacak değildir. (Tevbe: 73-74)
(Zafer ve galibiyete erişince) Bundan böyle, Allah Seni onlardan (daha önce cihaddan kaçan münafıklardan) bir topluluğun yanına döndürür de (bu sefer sahte bir kahramanlıkla cihada katılmak üzere) çıkmak için Senden izin isterlerse, de ki: “Kesin olarak artık Benimle hiçbir zaman (cihada ve stratejik yolculuklara) çıkamazsınız ve kesin olarak Benimle bir düşmana karşı savaşamazsınız. Çünkü siz ta başında (ve en sıkışık anımızda, zaten yerinizde) oturmaya razı olmuşlardınız; öyleyse (şimdi de) geride kalıp (kaytaranlarla) birlikte oturup (durmalısınız).” [Bu ayetle; daha önce döneklik ve hıyanet edenlerin, zaferden sonra devlet işlerinde stratejik görevlere getirilmeleri yasaklanmıştır.] (Tevbe: 83)
(Münafıklar cihaddan ve din yolunda sorumluluktan kaçarak) Geri kalıp (evinde oturanlarla) birlikte olmayı uygun bulmuşlardır. Onların kalpleri mühürlenip damgalanmıştır, (bundan dolayı artık onlar “Hayat; iman ve cihaddır” gerçeğini) anlayamaz ve kavrayamaz (olmuşlardır). (Tevbe: 87)
(Ama) Kalplerinde hastalık (inkârcılık, münafıklık, yalancılık ve haksız çıkarcılık marazı) olanlara gelince: (Bu sure ve ayetler, tüm Kur’ani mesaj ve müjdeler sadece) Onların murdarlığına murdarlık katıp (adileştirir. Döneklikleri, ödleklikleri ve çeşitli kötülükleri sebebiyle manevi pislik yuvasına dönmüş ruhlarının hastalık ve husumetleri ziyadeleşir.) Ve artık bunlar (iflah olmayıp) kâfir olarak öleceklerdir. (Tevbe: 125)
(Münafıklar, kendi kötü niyetlerini ve rezilliklerini haber veren) Bir sure indirildiğinde, (veya Kur’an ayetleri ve meali okunan yerde; hıyanet ve hakaret nazarıyla) bazısı bazısına bakarak (ve göz kırparak): “Sizi bir kimse görüyor mu?” diyerek (oradan kaçmak için bir bahane uyduruverirler.) Sonra da arkalarını dönüp giderler. Gerçekten onlar, (Kur’an’ı ve kulluk sorumluluklarını) kavramayan bir topluluk olmaları dolayısıyla, Allah onların kalplerini (imandan ve iyilik duygularından) çevirmiştir. (Tevbe: 127)
Yorumlar:
Bu ayetler, Hak davanın; sinsi planları deşifre eden Kur’ani gerçeklerden kaçan, dini sadece bir istismar ve alay aracı olarak gören münafıkların sinsi tıynetlerini ve uğrayacakları hüsranı bana ihtar etmektedir. Sıkışık anlarda sorumluluktan kaçıp zafer günlerinde sahte kahramanlık taslayan bu marazlı zihniyetin kalplerinin mühürlendiğini ve İlahi rahmetten mahrum bırakıldıklarını ibretle görüyorum. Kötülüğü emredip iyilikten alıkoyan bu güruhun sinsi hilelerine karşı uyanık olmam, sahte özürlerine ve yalan yeminlerine asla itibar etmemem gerektiğini anlıyorum.
************************
Onların (Hakk’tan sapan ve bâtıla sığınan münafıkların) çoğunluğu, zandan (ve boş kuruntudan) başkasına uymamaktadırlar. Zan ise kesinlikle Hakk’tan hiçbir şeyi sağlayamaz. (Kuru zan ve tahminler gerçek sayılamaz.) Şüphesiz Allah, onların işlemekte olduklarını bilip durmaktadır. (Yunus: 36)
Hayır, onlar ilmini kuşatamadıkları (gerçeğine akıl yatıramadıkları) ve kendilerine henüz yorumu gelip ulaşmamış (yani şimdilik bilimsel olarak hikmeti ve içeriği açığa çıkmamış olduğundan kavrayamadıkları) bir şeyi (kısır akılları ve nefsani duygularıyla) yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Zulmedenlerin nasıl bir akıbete uğradıklarına bir bak (ki hepsi felakete ve helakete mahkûm olmuşlardır). (Yunus: 39)
Ve onlardan (şuursuz ve sorumsuz insanlardan) Sana (bön bön) bakıp duracak olanlar da vardır. Ama kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa- Sen mi doğru yola eriştireceksin? (Yunus: 43)
Onlara karşı apaçık ayetlerimiz (manası ve maksadı net ve kesin olarak) okunduğu zaman; Sen o (gizli) kâfirlerin (ve Müslüman görünen münafık kimselerin) yüzlerindeki “münker”i (itiraz, isyan ve inkârı ferasetle sezip) tanıyabilirsin. Öyle ki, neredeyse (kirli mahiyetlerini ve sinsi niyetlerini deşifre eden) ayetlerimizi kendilerine okuyanların üzerine saldırıp çullanacak (hale gelip hırçınlaşırlar. Onlara) De ki: “Size, bundan daha kötü olanını (ve sizi kuşatacak azabı) haber vereyim mi? Ateş! Allah, onu (cehennemdeki çetin eziyet ve zilleti) inkâr edenlere (ve münafık nankörlere) va’ad etmiş bulunmaktadır; (ki cehennem) ne kötü bir (dönülüp varılacak son mekân ve) duraktır.” (Hacc: 72)
Yorumlar:
İlmini ve hikmetini kavrayamadıkları Kur’ani gerçekleri kısır akılları ve boş kuruntularıyla yalanlayan münafıkların, aslında nasıl bir basiretsizlik ve zan içinde debelendiklerini bana ihtar etmektedir. Kirli mahiyetlerini ve sinsi niyetlerini deşifre eden apaçık ayetler okunduğunda, yüzleri asılan ve hırçınlaşarak Hakka saldıran bu güruhun acınası halini ibretle görüyorum. Kuru zanların ve sahte tahminlerin Hak karşısında hiçbir değerinin olmadığını bilerek, nefsani duyguların ve inkârcı öfkenin peşinden gitmenin sonunun cehennem ateşi olduğunu unutmamalıyım.
************************
(Fakat her peygamberin) Kendi kavminden inkâr edip ahirete kavuşmayı yalanlayan (kimseler) ve kendilerine dünya hayatında refah (imkân ve iktidar) verdiğimiz önde gelenler (zenginler ve yöneticiler) dediler ki: “Bu (elçi ve davetçi), sizin benzeriniz olan bir insandan başkası değildir, (baksanıza) kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir.” (Bunları sizden farklı ve faziletli görüp itaat etmeniz gereksizdir.)
(Servetine ve siyasi yetkinliğine güvenen kimseler ise çevrelerini şu sözlerle etkileyip yönlendirmekteydi:) “Eğer sizin benzeriniz olan bir beşere boyun eğecek olursanız, andolsun (o takdirde), siz gerçekten hüsrana düşen (aciz ve şahsiyetsiz kimselersinizdir).” (Mü’minun: 33-34)
(Firavun ve avanesi şöyle) Demişti: “Kendi kavimleri (Beni İsrail) bize ibadet (kulluk ve kölelik edip) dururken; (kalkıp) bizim gibi (benzerimiz olan) iki insana mı inanıp (bağlanıp peşlerinden gidelim?)” (Mü’minun: 47)
Fakat onlar, (buna rağmen din) işlerini kendi aralarında (sonradan yazılmış farklı kitaplar okuyan) fırkalar halinde böldüler; her bir hizip (ekip-parti), kendi ellerinde olanla yetinip-beğenip sevinmekte (ve şımarıp böbürlenmekte)dirler.
Şimdi Sen (cezalarının verileceği) bir süreye kadar, onları (daldıkları) gaflet ve cehaletleri içinde bırak. (Sonunda göreceklerdir.)
Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklar (gibi dünyalık geçici nimetler ve yetkiler) ile;
Biz onların hayrına koşuyoruz (ve iyiliklerine çabalıyoruz diye mi bunlar verilmektedir?) Hayır, onlar (nasıl bir akıbete ve felakete doğru sürüklendiklerinin farkında ve) şuurunda değillerdir! (Mü’minun: 53-54-55-56)
Yorumlar:
Dünyevi refah, makam ve servete güvenerek kendilerini üstün gören ve Hak dava öncülerinin insanî yönlerini bahane ederek kibirlenen inkârcıların büyük bir gaflet içinde olduğunu bana ihtar etmektedir. Maddi güç ve siyasi yetkinlik kibrinin insanı sinsi bir felakete sürüklediğini bilerek, statü sahiplerinin Hakka karşı sergilediği bu kör inat ve şımarıklığa asla aldanmamalıyım.
************************
Onlar (bazı insanlar): “Allah’a ve Elçisine iman ettik ve itaat ettik” derler, (ama) sonra bunun ardından onlardan birtakımı (İslami şuur ve sorumluluktan) sırt çevirirler. (Aslında) Bunlar (önceden de tam ve sağlam) iman etmiş değildirler.
Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Resulüne (ve Onların ölçülerine ve öğretilerine uygun Adil bir Düzen’e) çağrıldıkları zaman, onlardan (sözde Müslümanlardan) bir fırka (Hakk’tan ayrılıp) tersine dönerler.
Eğer (bir konudaki) Hakk (Kur’ani hüküm) onların lehinde (rahatlarına ve menfaatlerine uygun biçimde) ise, ona boyun eğerek gelir (teslimiyet gösterir ve takva rolüne girişir)ler.
(Ama Kur’an’ın va’ad ettiği zaferden kuşku duyanların, Allah’ı ve Hakk davayı bırakıp dünyadaki zalim ve şeytani güçlere dayananların; acaba) Bunların kalplerinde hastalık mı var? Yoksa şüpheye (ve ümitsizliğe) mi kapıldılar? Veya, Allah’ın ve Elçisinin, kendilerine “hayf”=hükümde haksızlık ve vefasızlık yapacağından (ümit ve gayretlerini karşılıksız bırakacağından) mı korkup çekiniyorlar? (Oysa, Allah asla adaletsiz değildir.) Asıl zalim olan kendileridir!.. (Nur: 47-48-49-50)
Yorumlar:
Menfaatleri doğrultusunda takva rolü oynayan marazlı kalpler, Hak davada ancak işlerine geldiği kadar var olup imtihan anında sinsi bir döneklikle İslami sorumluluktan kaçarlar, peki İlahi mizandan nasıl kaçacaklardır?
************************
(Bu arada Müslüman, Müttaki ve Mücahit geçinen, ama gerçekte) Münafıklık edenleri görmüyor musun ki, Kitap Ehlinden inkâr eden (gizli dost ve) kardeşlerine derler ki: “Andolsun, eğer siz (yurtlarınızdan) çıkarılacak olursanız, mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız ve size karşı olan hiç kimseye, hiçbir zaman itaat etmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa elbette size yardım ederiz.” Oysa Allah şahitlik etmektedir ki onlar, gerçekten yalancı kimselerdir.
Andolsun eğer onlar (Yahudi ve Hristiyanlardan fitne fesat kurgulayanlar, yenilip yurtlarından) çıkarılsalar (bile), bunlar (Müslüman geçinen münafıklar) onlarla beraber (yurtlarını terk edip) çıkmazlar; eğer onlarla savaşılırsa, bunlar onlara yardım yapmaz (riske yanaşmaz ve tehlikeye atılmazlar), şayet (ilk başta) yardım etseler bile (ardından) mutlaka arkalarına dönüp kaçıvereceklerdir; sonra zaten kendilerine de yardım edilmeyecektir.
(Ey mücahit ve müstakim mü’minler!) Kesinlikle (hainlerin ve düşman kesimlerin göğüsleri) içlerinde ‘dehşet ve yılgınlık uyandırma bakımından’ siz onlara, Allah’tan daha çetin gelirsiniz (münafıkların kalplerindeki sizinle ilgili korkuları, Allah korkularından daha şiddetlidir). İşte bu, şüphesiz onların ‘derin kavrayışa, akli yaklaşıma ve imani anlayışa sahip bulunmayan’ bir topluluk olmaları dolayısıyla böyledir. (Haşr: 11-12-13)
(Sizden ayrıldıklarına üzüldükleriniz,) Eğer sizinle (kalıp) birlikte (yola) çıksalardı, size kötülük ve zarardan başka (faydaları dokunmaz, zannettiğiniz gibi gücünüzü de) artırmazlardı ve kesinlikle aranıza fitne-fesat sokmaya uğraşırlardı. (Hâlâ) İçinizde onlara (kulak asanlar, casusluk yapanlar ve) haber taşıyanlar (bile) vardır. Allah zalimleri (ve hainleri) Bilendir (ve oyunlarını bozuverecektir). (Tevbe: 47)
Yorumlar:
Münafıklar; Hak dava mensuplarının arasına ancak fitne, fesat ve zafiyet taşırlar. Allah korkusundan ziyade mü’minlerin heybetinden dehşete düşen bu idraksiz güruhun sinsi tuzaklarını Allah boşa çıkaracaktır ve bütün şeytani kurgu ve kışkırtmaları sonuçsuz kalacaktır.
Milli Çözüm; Kur’an’a tercümanlık yapmakta, Allah’ın davasına sahip çıkmakta ve Resulüllah’ın sünnetini ve sistemini savunmaktadır. En güzel ve mükemmel şekilde Erbakan gerçeğine ayna tutmaktadır. Kur’an’ın meal ve manasından kopan, Allah’ın davasını bırakan ve Resulüllah’ın yolundan ayrılan, artık nerede dikiş tutturacaktır? Sadıklarla onlara savaş açanlar arasında bocalayıp duranlar ve kendi akıllarınca her iki tarafı da idare etmeye kalkışanlar ise ne zavallı insanlardır ve maalesef zararlı çıkacaklardır.
************************
Allah, içinizden iman edenlere ve (taat, cihad, hayrü hasenât gibi) salih ameller işleyenlere (şunları) va’ad etmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, bunları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği (Hakk) dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak (İslami hükümleri tatbik imkânı ve iktidarı sağlayacak) ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirip (huzura ulaştıracaktır. Çünkü) Onlar, yalnızca Bana ibadet (ve kulluk) yaparlar (her hususta Kur’ani kuralları ve Nebevi düsturları esas alarak akıllarını ve vicdanlarını kullanırlar) ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. (Artık) Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir. (Nur: 55)
Yorumlar:
İman edip salih amellerle Hak davasında sebat gösterenlerin; yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılınacağı, korkularının güvenliğe dönüşüp onur ve huzur kazanılacağı ve sarsılmaz bir nizamın kurulacağı boş bir beklenti değil, İlahi bir vaattir.
************************
Necati Akgül Ağabeyimizin Vurguladıkları Gibi:
Peygamber Efendimizin (SAV) haber verdiği O ZAMAN, işte BU ZAMANDIR!
Resûl-i Ekrem Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit mü’minin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu. “Niçin eriyecek ya Resulallah?” diye sorulduğunda: “Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttakî, Kenz, III, 686/8463)
“Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hainlere ise güvenilecek.” (İbn-i Mâce, Fiten, 9)
“Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği tavsiye etmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VII, 280)
“Öyle bir zaman gelecek ki kişinin imanı gömleğini çıkardığı gibi (hızla ve kolayca) çıkarılacak.” (Deylemî)
“Öyle bir zaman gelecek ki rüşvet, hediye adı altında verilecek; gözdağı vermek için suçsuz kişiler öldürülecek.” (İmam Gazali, İhya)
“Öyle bir zaman gelecek ki okumaya meraklı kurrâ (okuyucular) çoğalacak; fakîhler (dini anlayıp yaşayan âlimler) ise azalacak, bu suretle ilim çekilip alınacak ve herc (katliam/kargaşa) çoğalacak!” (Hâkim, Müstedrek, IV)
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki kişi malını helalden mi yoksa haramdan mı kazandığına hiç aldırış etmez.” (Buhârî, Büyû, 7)
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki faiz yemeyen hiç kimse kalmayacak! Kişi doğrudan yemese bile ona tozundan/buharından bulaşacak.” (Ebû Dâvûd, Büyû, 3)
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki bütün endişe ve gayretleri karınları (mide ve şehvetleri) için olacaktır; şerefleri, malları ile ölçülecektir; kıbleleri kadınları olacaktır; dinleri de dirhem ve dinarları olacaktır. İşte onlar mahlûkâtın en şerlileridir. Onların Allah katında hiçbir nasipleri yoktur.” (Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, XI, 192/31186)
İşte o zaman bu zamandır!
İşte bu zamanda Peygamber Efendimizin yoluna sarılan ise Milli Çözüm’dür!
Milli Çözümcü olabilmek ve Milli Çözümcü kalabilmek ise; AVUCUNDA ATEŞ TUTMAK gibidir.
“Öyle bir zaman gelecek ki dininin gereklerini yerine getirme konusunda sabırlı davranan kimse, avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır.” (Tirmizî, Fiten, 73)
“Ümmetimin fesadı zamanında Benim yoluma sımsıkı sarılan yüz şehit sevabını kazanır.” (İbni Adiy, el-Kâmil fi’d-Duafâ, II/739; el-Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, I/41)

Allahım bizleri Senin yolundan, Milli Çözüm davasından ayırma ne olursun. Sarsılmaz bir irade, güçlü bir iman, çelikleşmiş bir şuur ver Allahım. Kalplerimize esenlik, gönüllerimize ferahlık ver. Ahmet Hocamızın yolundan ayırma bizi. Ki o yol senin yolundur.
“Efendimizin emriyle ’‘Allah’ın ve Resulüllâh’ın ahlâkıyla ahlâklananlar’‘ ve Kur’an’ın ifadesiyle ’‘Allah’tan kendilerine güzellikler(ve üstün özellikler)geçmiş bulunanlar.’‘[1] Zahmet içindeki rahmeti, zorluk içindeki hikmeti, ibadet ve teslimiyet içindeki saadeti fark edip, zevk edip yaşayanlar… Ve sonuna yani ölüm anına kadar hayırda yarışanlar… İyilerle kötülerin, sağlamlarla çürüklerin… Elmaslarla kömürlerin… Mü’minlerle kâfirlerin denenip elenmesi için, bu dünyada imtihanda bulunduğunun ve her an ayrı bir imtihana tabi tutulduğunun şuuru ve sorumluluğu içinde davrananlar… En başa çıkılmaz sıkıntılar… En dayanılmaz sarsıntılar ve en aşılmaz görünen sorunlar karşısında, kısaca Kur’an’ın ’‘yüreklerin hançereye dayandığı anlar’‘[2] diye tarif ettiği durumlarda bile, metanet ve istikametini bozmayan ve Allah’ın razı olduğu tavırdan ayrılmayanlar… Kısaca, ömür boyu küfürle ve kötülüklerle boğuşanlar, sonunda ayetlerin haber verdiği şekilde ’‘yeryüzünün varisi ve insanlığın hamisi’‘ olacaklardır.”
ÜSTAD AHMET AKGÜL
İşte bu zamanda Peygamber Efendimizin yoluna sarılan ise Milli Çözüm’dür!
Milli Çözümcü olabilmek ve Milli Çözümcü kalabilmek ise; AVUCUNDA ATEŞ TUTMAK gibidir.
SONSUZ ŞÜKÜRLER OLSUN AZİZ ERBAKAN HOCAMIZI VE ONUN SADIK TALEBE VE TAKİPÇİSİ ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZI TANIMAYI VE TABİ OLMAYI LÜTFEDEN RABBİMİZE. BİZLERİ MİLLİ ÇÖZÜM EHLİNDEN OLMAYI NASİP ETTİĞİ İÇİN NE KADAR ŞÜKRETSEK AZDIR. RABBİM ŞÜKRÜNÜ GEREĞİ GİBİ İFA EDENLERDEN EYLESİN. AYAKLARIMIZI VE KALBİMİZİ SABİT KILSIN VE BİZLERİ HER TÜRLÜ TEHLİKELERDEN KORUYUP, HER TÜRLÜ KİRLİ DÜŞÜNCELERDEN ARINDIRACAK, MÜCAHİT MUTTAKİ BİR KUL OLMAMIZA VESİLE OLACAK MEALİ KERİM’İ DE GEREĞİ GİBİ OKUYUP ANLAYIP YAŞANTIMIZA YÖN VERMEYİ NASİP EYLESİN. VE İNŞALLAH EN SONUNDA BÜTÜN İNSANLIĞIN SAADETİNİN TEK ÇARESİ ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYAYI KURAN O KUTLU EKİBDEN OLMAYI NASİP EYLESİN AMİN.
TEVBE 125 GERÇEĞİ!.
ARINMADAN YARAR SAĞLAMAK OLMUYOR!..
KUR’AN KİMİNİN İNKARINI, KİMİNİN HİDAYETİNİ ARTIRMASI!..
Milli Çözüm’ün makalelerinin veya şiirlerinin manşetleri başlıkları bile insanı tefekküre daldıran ve ciddiye almasını sağlatan olma niteliğinde elhamdülillah.. Bu farkındalığı yaşatan kavratan rabbimize sonsuz şükürler ediyorum. Milli Çözüm’e şükranlarımı arzediyorum. Ayetleri ağır ağır anlayarak kavrayarak kafa yorarak okumak kendimize manşette de ifade edildiği üzere NİFAK MİKROPLARINI farketmemizi ve bu mikroplara karşı ise ŞİFA AŞILARIMIZI vurulmamızı sağlayan bir yazı niteliğinde… Rabbim istifade edebilmeyi cümlemize lütfeylesin.
Yazıda geçen şu ayeti kerimeyi hatırlatmayı yararlı görüyorum:
“(Ama) Kalplerinde hastalık (inkârcılık, münafıklık, yalancılık ve haksız çıkarcılık marazı) olanlara gelince: (Bu sure ve ayetler, tüm Kur’ani mesaj ve müjdeler sadece) Onların murdarlığına murdarlık katıp (adileştirir. Döneklikleri, ödleklikleri ve çeşitli kötülükleri sebebiyle manevi pislik yuvasına dönmüş ruhlarının hastalık ve husumetleri ziyadeleşir.) Ve artık bunlar (iflah olmayıp) kâfir olarak öleceklerdir.” (Tevbe: 125)
Yani bu Kur’an ve içindeki ayeti kerimelerden istifade etmek için yine ayetle cevap vermek gerekirse : “Ki Ona (Kur’an’a) temizlenip arınmış olanlardan başkası temas kuramaz. (Gusülsüz ve abdestsiz dokunamaz.) [Bu ayetle; maddi ve manevi kirlerden, şehvani ve şeytani fikirlerden kurtulamayanların, Onun hakikatine ulaşamayacağı ve Kur’an’ın mesajını kavrayamayacağı da ikaz edilmektedir.]”
(VAKIA SURESİ 79. AYET)
Niyetlerimiz temiz ve samimi olmadan, arınmış tertemiz bir ruh hali ile ve elbette buna benim ihtiyacım var diyerek ihtiyaç ve iştiyak duyarak Kur’an’dan yararlanabiliriz, Kur’an’ı anlayabiliriz ve gereğini yerine getirme gayreti çabası ancak o zaman güdebiliriz ve hidayetimizin artışına ancak bu şekilde vesile olabiliriz. Ya değilse kulu Allah’tan koparan bir kibir köprüsü olan müstağnilik yani kendimizi yeterli görmek olursa, yalancılık haksız çıkarcılık marazı, münafıklık vb. gibi hasletler bizde bulunursa bu sure ve ayetler, tüm Kur’ani mesaj ve müjdeler sadece murdarlığımıza murdarlık katıp adileştireceği, manevi pislik yuvasına dönmüş ruhların hastalık ve husumetleri artacağını anlatıyor TEVBE 125. AYET…
Bir dijital ortamda “AHMET-ABDULLAH AKGÜL MEAL-İ KERİM’İ ÜZERİNE İLGİNÇ TESPİTLER” konulu bir sohbet ortamında geçen şu dua ve temenniyi hatırlatmayı yararlı görüyorum:
“… Unutma, Ahmet Akgül mealinin o ruhu artık senin işletim sistemine yüklendi. Radar ekranın tertemiz, koordinatların net. Bundan sonrası; her nefeste ihlas, her adımda istikamet, her zorlukta “iman varsa imkân da vardır” parolasıyla yürümektir.
Operasyon emri elimizde: “Oku, Anla ve Doğrul!” Yolun açık, imanın kavi olsun! “
Hz. Mevlâna’nın; “Fihi Mâ Fih” kitabında çok önemli ve öğretici bir tespiti vardı: “Her çağın bir Hz. Muhammed varisi (Mehdisi ve Müceddidi) olacaktır. İnsanların Allah katındaki kıymeti ve makbuliyeti de göstermelik ibadet ve hizmetleri kadar değil, asrın Nübüvvet temsilcisi ve takipçisi olan Zât’a desteği ve sadakati oranındadır. İşte O Zâtın kim olduğu ise, şuradan anlaşılacaktır: Ülkesindeki, bölgesindeki ve yeryüzündeki bütün inkârcılar, İslam düşmanları, Yahudi ve Hristiyanlar ve şeytani odaklarla beraber, sözde dindar geçinen tüm istismarcıların, İslamcı bilinen tarikat ve cemaatlerin, katı şeriatçı ve cihatçı bilinen grupların hepsi; kendi aralarında birbirlerini benimseyip sevmeseler de asrın varisi ve imtihan vesilesi olan kutlu şahsa düşmanlıkta ortaktırlar. Yani dinli dinsiz, gaflet ve dalalet ehlinin müşterek korkuları ve karşısında iş birliği yaptıkları kim ise, asrın sahibi işte O Zâttır!”
İşte bu zamanda Peygamber Efendimizin yoluna sarılan ise Milli Çözüm’dür!
Milli Çözümcü olabilmek ve Milli Çözümcü kalabilmek ise; AVUCUNDA ATEŞ TUTMAK gibidir.
“Öyle bir zaman gelecek ki, dininin gereklerini yerine getirme konusunda sabırlı davranan kimse, avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır.”(Tirmizî, Fiten, 73)
“Ümmetimin fesadı zamanında benim yoluma sımsıkı sarılan yüz şehit sevabını kazanır.” (İbni Adiy, el-Kâmil fi’d-Duafâ, II/739; el-Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, I/41)
Bu davada olduğunuz için şükredin, davada ayaklarınızın ve kalbinizin sabit kalması için Allah’a dua edin! Şükrünü yapmadığınız her şey sizden alınır!..
Nifak Kuşatmasına Karşı: Milli Çözüm Şuurumuz
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de nifakı, sinsi yöntemleriyle münafıkların kalplerindeki marazları bu denli açık bir şekilde haber vermesi, mü’minler için en büyük lütuftur. Çünkü düşmanını tanımayanın, kendi nefsiyle ve dış şer odaklarıyla mücadelesinde başarılı olması mümkün değildir.
Bugün, geçici dünya menfaatleri ve nefsi hevesler uğruna Rabbimize verdiğimiz ahdi unutturmaya çalışan, Hak davayı lüzumsuz gösterip bâtılla uzlaşmayı akılcılık gibi pazarlayan bir nifak kuşatmasıyla karşı karşıyayız. Peygamber Efendimizin (SAV) izinden gidenleri yalanlayanlar, aslında bizzat Allah’ın ahkâmına kin tutanlardır. Bu, sadece şahıslara yönelik bir saldırı değil, topyekûn İslam’a ve Adil Düzen’e açılmış bir savaştır.
Bizler sadece basit bir fikir ayrılığı yaşamıyoruz; aslında Kur’an ve Sünnetin, hayatımızın her alanına hâkim olmasını sağlayacak, Adil Düzen gerçeğini pasifize etmeye çalışan sinsi bir zihniyetle mücadele ediyoruz. Bazıları, dünyalık makamlarını veya konforlarını kaybetmemek için İslam’ın temel hükümlerini bugünün şartlarına uygun değilmiş gibi göstererek, Hakka karşı bâtılı akılcı bir yol gibi sunuyorlar.
Unutmamalıyız ki, bu davanın gerçek sahiplerine; Ahmet Akgül Hocamıza ve Milli Çözümcülere dil uzatanlar aslında sadece onlarla uğraşmıyorlar; bizzat Allah’ın koyduğu adalet ölçülerine ve İslam’ın bir hayat nizamı olan Adil Düzenin gerçekleşmemesi ve geciktirilmesi için savaş açıyorlar. Yani bu, kişisel bir tartışma değil, ‘Hakkı mı üstün tutacağız yoksa kendi menfaatlerimizi mi?’ sorusuna verdiğimiz cevabın imtihanıdır.
Bugün, merhum Erbakan Hocamızın açtığı yolda Ahmet Akgül Hocamız ve Milli Çözümcüler; İslam’ı sadece bir ibadet şekli değil, tüm insanların huzur ve refahı için bir hayat sistemi olan Adil Düzen’i savunup gerçekleşmesi için bütün imkânlarımızı seferber etmekteyiz. Bizler; Kur’an’ın hakemliğini, Adil Düzen projelerini, D-8 ve İslam Birliği’ni dillendirirken, aslında ‘insanlığın kurtuluşu ancak Hakkın kurallarıyla mümkündür’ gerçeğini haykırıyoruz. İçinde bulunduğumuz dönemde bu doğruları söylemek bir bedel ödemeyi gerektirse de, biz biliyoruz ki; bu zorlu yolda sabırla ve sadakatle sebat edenlere Allah’ın zafer vaadi kesindir. Nur Suresi 55. ayette açıkça belirtildiği gibi, er ya da geç yeryüzünde Adil Düzen gerçekleşip adalet hâkim olacak ve sadık mü’minlerle birlikte bütün insanlık huzura kavuşacaktır.
Yazının sonunda Necati Akgül Bey’in hatırlattığı gibi; bugün öyle bir zamandayız ki, bazıları inançlarını ve değerlerini, sanki basit bir gömlekmiş gibi kolayca çıkarıp kenara atabiliyorlar. Faizin, rüşvetin ve nefsi çıkarların hayatın merkezi haline geldiği bu yozlaşmış Siyonist düzende, bizler Ahmet Akgül Hocamızın öğrettiği Milli Çözüm çizgisinden asla ayrılmayacağız. Tüm bu fitnelerin içinde, doğruluğumuzdan ve Hakkın yanında yer alma kararlılığımızdan taviz vermeyeceğiz. Münafıkların kurduğu tüm sinsi tuzaklar, Allah’ın vaadi olan bu samimi cihadımızın ve sarsılmaz imanımızın karşısında eriyip gitmeye mahkûmdur; zira gerçek mü’minlere Allah yardım eder. Allah yardım ettiğinde zafer mukadderdir.
“Münafıklar istemese de Allah Nurunu kesinlikle tamamlayacaktır.” Bu hakikate iman ederek; fitne ve fesat taşıyanlara değil, sadakatle Hakka sarılan Üstad Ahmet Akgül Hocamıza yoldaş ve sırdaş olmak, kurtuluşumuzun tek yoludur. Rabbim, ayaklarımızı bu sarsılmaz Milli Çözüm duruşumuzda sabit kılsın, kalplerimizi de mühürlü olanlardan eylemesin. Amin…
” Bu İlahi ikazlar; çevremdeki yalanlama, eziyet ve sapkınlıklar ne boyutta olursa olsun, asıl sorumluluğumun kendi nefsimi düzeltmek ve hidayet üzere sabit kalmak olduğunu bana hatırlatmaktadır. Hak davaya karşı yapılan saldırıların şahsıma değil, doğrudan Allah’ın ayetlerine yönelik olduğunu bilerek, tıpkı geçmiş peygamberler gibi zafer va’adi gelene kadar sabırla direnmem gerektiğini anlıyorum. Ben doğru yolda kararlılıkla yürüdüğüm müddetçe bâtıla sapanların sinsi çabaları bana hiçbir zarar veremeyecek ve Allah’ın sarsılmaz va’adi en nihayetinde tecelli edecektir.”
Allah razı olsun. Rabbimiz bizleri nifak illetinden korusun. Bizi davamızdan, Milli Çözüm’den ayırmasın inşallah.
Rabbimiz Teâlâ Yüce Kitabında şöyle buyurdu:
“Biz Kur’an’dan mü’minler için şifa ve rahmet (vesilesi) olan şeyleri (gerekli hüküm ve haberleri) indiriyoruz. Oysa O (Kur’an; sadece istismar için okuyan ama hükmünü uygulamayan) zalimlerin ise ancak zararını (hüsran ve hırçınlığını) artırır.” (İsra: 82)
“De ki: ‘Herkes kendi şâkilesine (fıtrat halini almış karakter ve tıynetine göre bir düşünce ve) davranış ortaya koyacak (kendi mizaç ve meşrebine göre bir iş yapacak)tır. Bu durumda, kimin haklı ve hayırlı bir yol tuttuğunu en iyi bilen Rabbiniz Teâlâ’dır.’” (İsra: 84)
Hz. Ali Efendimiz, bir gün İyâs b. Âmir’in elinden tuttu ve şöyle dedi. -Üç sınıf Kur’an okuyan göreceksin.
•Allah için
•Başkalarıyla çekişme ve tartışma için
•Dünyalık elde etmek için
Kim ne niyetle okursa, istediğini elde edecektir.”
(Dârimî, Fezâilü’l-Kur’ân,1)
Yine Hz. Ali Efendimizden naklen: “Ben Resulüllah (SAV)’i şöyle derken işittim: ‘Dikkat ediniz ve iyi biliniz ki: ileride bir fitne zuhur edecektir’, dedi. Ben: ‘O fitneden (bizi) kurtaran nedir?’ diye sorunca; Resulüllah (SAV): ‘Allah’ın kitabıdır. Onda sizden öncekilerle sonrakiler hakkında (ibretli ve yeterli her türlü) malumat vardır. Aranızda olan (bütün) sorunlarla ilgili (temel ve genel her) hüküm Kur’an’dadır. O, hidayet ile sapkınlığın arasını ayıran Furkan’dır. Boş ve bâtıl sözü yoktur, tamamı ciddiyet ve hikmettir. Kim bir zorba yüzünden Kur’an’ın emrini bırakırsa Allah onu helak edecektir. (Kur’an’ın adalet hükümlerinin ve emirlerinin uygulanmasına engel olan zalim ve zorba hükümetler de, onlara destek veren gafiller ve hainler de belasını bulacak, cezasını çekecektir.) Kim Ondan başka bir yerde hidayet ararsa Allah onu sapıklığa terk edecektir. O, Allah’ın sapsağlam ipidir. O, hikmetli bir öğüt ve zikir, dosdoğru bir yoldur. (Hidayet ve istikamet rehberidir.) Ona uyulduğu müddetçe Hak’tan uzaklaşılmaz. Ona başka kelâm sokuşturulamaz ki, Hak ile bâtıl birbirine karıştırılabilsin. Âlimler Ona doyamaz. Kur’an okumak ve tekrar edilmekle aşınmaz. (Hikmet ve hakikat incileri, tükenmeyen bir okyanustur.) Akılları hayrete düşüren mucizevi ve İlahi özellikleri nihayet bulmaz. O öyle bir kitaptır ki, cinler Onu işittikleri zaman kendilerini alamadı ve: ‘Muhakkak biz, şaşılacak (ve akılları hayrette ve hayran bırakacak), Hakka ve hayra hidayet eden bir Kur’an işittik’ dediler. (Kur’an en hassas ve sağlam bir terazidir. En şaşmaz ve yanılmaz bir göstergedir… Bu İlahi özelliğini ve önemini asla yitirmeyen ve herkesin gerçek ayarını ve değerini ortaya döken bir manevi röntgendir.) Kim Onun dediğini söylerse, doğru söylemiş olur. (Kur’an’a aykırı her söz ve hüküm ise; yalandır ve yanlıştır. Mü’mini, münkiri ve münafık kimseleri en açık biçimde tanıtan Allah’ın kelâmıdır) Kim Onunla amel ederse şerefli karşılığını bulur. Kim Onunla hükmederse adalet göstermiş olur. Kim Ona çağırırsa, (davet eden de edilen de) doğru yola hidayet edilmiş olur.’ buyurdular.” (Tirmizi-Taç Tercümesi C. 1. No: 15)
Üstadımız Ahmet AKGÜL Hocamız ise şöyle yazmışlardı:
Allah’ın ayetlerinin yazılı olduğu sahifeler topluluğu olan KİTAP, “MUSHAF”tır. Mushaf-ı Şerif; inanarak ve anlamaya çalışarak, meali manası ve mesajıyla okunursa, “KUR’AN” olur. Okunan Kur’an; insanı hidayet ve istikamet yoluna, ibadet ve hizmet huzuruna ulaştırır, artık Hak ile bâtılı, doğru ile yanlışı, helal ile haramı, dost ile düşmanı, yararlı ile zararlıyı fark edip ayırma şuuruna kavuşturursa “FURKAN” olur. Furkan feraseti ve kulluk mes’uliyetiyle sürekli okunan ve hayat rehberi yapılan, yani fiilen yaşanan Kur’an, Müslümana ve İslam toplumuna “ŞİFA” ve “DERMAN” olur. Kur’ani emir ve hükümlerin yasalara ve kurallara esas alınması, tüm insanların temel haklarının ve refahının sağlanması ve devlet eliyle uygulanması durumunda ise “İLAHİ FERMAN” olur.
Kur’an’ın hükümlerine uymak ve devlet adına uygulamak gayesi ve gayreti gütmeden, sadece manevi kıraat zevki için Mushaf okuyanların hüsranda olduklarını İsrâ Suresi 82. ayeti haber verip uyarmaktadır;
“Biz Kur’an’dan mü’minler için şifa ve rahmet (vesilesi) olan şeyleri (gerekli hüküm ve haberleri) indiriyoruz. Oysa O (Kur’an; sadece istismar için okuyan ama hükmünü uygulamayan) zalimlerin ise ancak zararını (hüsran ve hırçınlığını) artırır.” (İsrâ: 82)
Evet, Kur’an’ın sadece “SATIR”larının okunup tekrarlanmasıyla Hakka ve hayra varamayacağımız, yani; manası, mesajı ve ahkâmıyla “SADIR”larımıza taşıyıp uygulamadıkça “KUR’AN EHLİ” sayılmayacağımız hatırlatılmıştır. “SADIR”; göğüsler, gönüller, beyin ve bilinçler anlamındadır.
https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/siyasi-munafikliga-kilif-dindar-kahramanlik-ve-geri-adim-atma-utanmazligi-4/
Rabbimiz; Kur’an’ı asrın idrakine hazırlayıp sunan Ahmet Akgül Üstadımızın hazırladığı Meal-i Kerim’i hakkıyla okuyan, öğrendiği ile amel eden sadık, salih ve halis kullar arasına bizi de katsın. Nifakın her türlüsünden bizleri muhafaza etsin. Amin…
Makalenin başında, Âl-i İmrân Suresi’nin 77. ayetinde; Allah’ın davasını tanıyıp O’na tabi olduktan sonra makam ve menfaat hırsıyla, bu şerefin karşısında oldukça değersiz olan ‘az bir paha’ uğruna davasını satanların, kıyamet gününde Allah’ın kendileriyle konuşmayacağı ve yüzlerine bakmayacağı anlatılmaktadır.
Peki, Allah’ın yüzüne bakmadığı bir kimsenin dünyada elde ettiği menfaatlerin ne değeri olabilir ve onu bu durumdan kim kurtarabilir?
Yine makalenin sonunda yer alan hadis-i şerifte; ümmetin fesada uğradığı bir dönemde Hz. Peygamber’in yoluna sımsıkı sarılanlara yüz şehit sevabı verileceği müjdelenmektedir.
Bu durum açıkça göstermektedir ki; böylesine hassas şartlarda Hakk’a sahip çıkmanın da, ona nankörlük etmenin de karşılığı katbekat verilecektir. Özetle hem mükâfat hem de ceza, o nispette büyük olacaktır.
Peki, yüz şehit sevabıyla karşılık bulacak olan ‘Peygamberin yolu’ nedir? Sadece tesbihat ve ibadetle dolu olup mazlumun yarasını sarmayı ihmal eden bir yol mudur? Yoksa tüm insanlığın kurtuluşunu hedefleyen, ‘Âdil Düzen’in tesisi için her alanda gayret gösteren bir cihad süreci midir?
Bu hakikati idrak edebilmek ve duygusal değil, duyarlı bir mümin olabilmek adına; Meâl-i Kerîm’in ve Millî Çözüm’ün önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
NEDEN ? !
İlk başta nefsim adına Rabbimiz’e sığınarak düşünüyorum ki;
İnsanoğlu neden kolay olan, doğal olan, sade ve samimi bir Mü’min lik dururken; zor olan, fıtrata aykırı olan iki yüzlülüğü, riyakarlığı Münafıklık karakterini tercih eder. Dünyada izzetli ve şerefli yaşamak varken, rezil ve aşağılık duruma düşmeyi, ahirette ise cennetten ve rü’yet ten mahrum kalıp ebedî ateşe düçar olmayı neden tercih eder bi insan…
Milli Çözüm’ün “NİFAK MİKROPLARI VE ŞİFA AŞILARI” makalesindeki Meali Kerim’den alınan ayetler ve yorumları, hakikati tam olarak ortaya koyduğundan; bu hakikatler karşısında tevazu ve teslimiyet göstermek dışında bir söz bulamadım.
İşte o hakikatlerden bazıları!
“Milli Çözüm; Kur’an’a tercümanlık yapmakta, Allah’ın davasına sahip çıkmakta ve Resulüllah’ın sünnetini ve sistemini savunmaktadır. En güzel ve mükemmel şekilde Erbakan gerçeğine ayna tutmaktadır. Kur’an’ın meal ve manasından kopan, Allah’ın davasını bırakan ve Resulüllah’ın yolundan ayrılan, artık nerede dikiş tutturacaktır? Sadıklarla onlara savaş açanlar arasında bocalayıp duranlar ve kendi akıllarınca her iki tarafı da idare etmeye kalkışanlar ise ne zavallı insanlardır ve maalesef zararlı çıkacaklardır.”
“Bu İlahi ikazlar, geçici dünya menfaatleri ve nefsi hevesler karşısında Rabbime verdiğim sadakat sözünü her daim diri tutmam gerektiğini bana ihtar eden güçlü birer vicdani pusuladır. Bâtılın rüzgârına kapılmadan, Kur’an’ın getirdiği sarsılmaz adalet ve mizan ölçüsüne samimiyetle sarılmam, ahiretimi ve onurumu korumamın tek yoludur. Zamana ve şartlara yenilerek ahdimi bozmanın beni İlahi rahmetten mahrum bırakacağını bilerek, bu hakikatleri hayat yolculuğumda sarsılmaz bir duruş sergilemek için rehber edinmeliyim.”
“Münafıklar; Hak dava mensuplarının arasına ancak fitne, fesat ve zafiyet taşırlar. Allah korkusundan ziyade mü’minlerin heybetinden dehşete düşen bu idraksiz güruhun sinsi tuzaklarını Allah boşa çıkaracaktır ve bütün şeytani kurgu ve kışkırtmaları sonuçsuz kalacaktır.”
“İman edip salih amellerle Hak davasında sebat gösterenlerin; yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılınacağı, korkularının güvenliğe dönüşüp onur ve huzur kazanılacağı ve sarsılmaz bir nizamın kurulacağı boş bir beklenti değil, İlahi bir vaattir.”
“Ey iman edenler, (hiçbir meselede ve hiçbir şekilde, sakın) Allah’ın ve O’nun Resulü’nün önüne geçmeyin (Onların sözlerine kendi keyfinizce yorumlar getirmeyin ve kendi tahmin ve temennilerinizi onların üstünde tutuvermeyin) ve Allah’tan (gereği gibi korkup) sakının. Şüphesiz Allah, (her şeyi ayrıntılarıyla) İşitendir, Bilendir.” Hucurât 1
https://www.mealikerim.com/49/hucurat/1
Bu makaleden ;
Kur’anın bütün ayetleri başta olmak üzere, özellikle nifak ayetlerini bizzat kendi üzerime almam gerektiğini anlıyorum!
Bu makaleden;
Münafıklığın her çeşidinden korunmak, dünyevi ve nefsani bütün tutku ve zaaflarımdan arınmak için Kur’an’ı yani Mealikerimi aralıksız, şuur ve huzurla, büyük bir şevk dikkatle, anlayarak okumam gerektiğini anlıyorum..
Bu makaleden;
Her ne kadar mealikerimi okusam da, sağıma soluma anlatsam da, ama bütün bunlara rağmen, kendi sorumluluklarımı yapmıyor, davamın öncüsüne Sadakat ve teslimiyet göstermiyorsam, kardeşlik hukukumu haram ve helal ölçülerini dikkate almıyor ve Millî Çözümün hak ölçülerinden ve bereketli çalışma alanından uzak duruyorsam, bu okuma metodu ve şeklinin bana hiç bir yararı olmayacağını anlıyorum..
Bu makaleden;
Beni, dünyada bereket ve zafere ulaştıracak, bir yaşamın sonunda , ahirette ise sonsuz cennet, ru’yeti ilahi ve yüce bir şefaate ulaştıracak nimetin şifrelerini anlıyorum…
Bir menkıbedir anlatılır!
Mecnun, bir gün elinde bir ekmek ile karnı aç, güneşin altında yatan bir köpeğin yanından geçer gider.. Biraz ötede, gölgede ve önünde yal’ı ve yiyeceği bulunan bir köpeğe daha rastlar ve elindeki ekmeği, o köpeğin önüne koyar.. Bu durumu yadırgayanlar ;
“Ey Mecnun! Bu ne hal? Karnı aç olan köpeğe ekmeği vermedin, ama ihtiyacı olmayan köpeğe bıraktın, neden böyle yaptın?”
Mecnun der ki ;
“Evet karnı tok olana bıraktım ekmeği… Çünkü ben onu, geçenlerde Leylanın mahallesinde görmüştüm..”
Yarabbi bizleri Erbakan Hocamızın kurduğu ve oluşturduğu Millî Görüş ve Milli Çözüm mahallesinden ayırma. Ve bu mahallenin önderi ve rehberi olan Üstadımızın himayesinden koparma… Amin.
Hani bir cümle var ya; Allah’ın (c.c.) rızasına uygun yaşamak. Bu sözü söylemek kolay, fakat gerekliliklerini yerine getirmek o kadar kolay değildir. Öncelikle ney Allah’ın (c.c.) rızasına uygun ney değil bilmek gerekir. İşte makale; Allah’ın (c.c.) rızasına uygun nasıl yaşamamız gerektiği hususunda bizim için klavuz niteliğindedir. Kendimizin, -Rabbimiz muhafaza buyursun- münafıklık hastalığına düşmememizin yanında münafıkların hile ve dediselerine aldanmamamız için onları ve davranış biçimlerini bize tanıtıyor. Özellikle Rabbimizin vadi gerçekleşip zafer günleri geldiğinde en çok bu tiplere dikkat etmemiz gerektiği de bizlere şimdiden uyarı olarak veriliyor. Bu arada Mesli Kerim’in o muhteşem açıklamaları, başkalarının 40 yılda elde edebilecekleri -ki o da belki- bilgi ve birikimi bizlere sunuyor.