YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6a13869a2b56a
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 8 9 1
Bugün : 2309
Dün : 51629
Bu ay : 1439284
Geçen ay : 1737715
Toplam : 55322057
IP'niz : 216.73.216.203

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Siyasi Münafıklığa Kılıf:
DİNDAR KAHRAMANLIK VE GERİ ADIM ATMA UTANMAZLIĞI!

  1. ismailkillioglu@milligazete.com.tr / 05 Temmuz 2023
  2. abdulkadirozkan@milligazete.com.tr / 04 Temmuz 2023
  3. abdulkadirozkan@milligazete.com.tr / 06 Temmuz 2023
4.8 20 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Abonelik
Bildir
10 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Bazı insanlar vardır; konuşurken dağları yerinden oynatır. İnançtan, davadan, adaletten söz ederler. Cümleleri keskindir, duruşları sanki sarsılmaz gibidir. Dinlersin, etkilenirsin. “İşte bu” dersin. Ama zaman geçer… ve gerçek ortaya çıkar.
Çünkü mesele konuşmak değildir.
Asıl mesele, konuştuğunun arkasında durmaktır.
Bugün en büyük sorun, açıkça yanlış yapanlar değil. Onlar zaten bellidir. Asıl sorun, doğruyu savunuyormuş gibi yapıp, iş ciddiye bindiğinde geri çekilenlerdir. Yani sahte kahramanlar.
Bir insan inandığını söylüyorsa, bunun bir bedeli vardır. O bedel ödenmiyorsa, ortada inanç değil, rol vardır. Bu kadar basit.
Ne yazık ki günümüzde “dindar kahramanlık” diye bir şey türedi. Sözde cesur, sözde mücadeleci… Ama sadece güvenli alanlarda. Alkış varken varlar, risk başlayınca yoklar.
Sonra ne oluyor?
Hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ediyorlar. Ne bir özeleştiri, ne bir mahcubiyet… Aksine, hâlâ aynı yüksek perdeden konuşmaya devam ediyorlar.
İşte asıl kırılma burada başlıyor.
Çünkü insan hata yapabilir. Geri adım da atabilir. Bunlar hayatın içinde var. Ama yüzleşmemek, üstünü örtmek ve hâlâ kahraman gibi davranmak… Bu artık bir zayıflık değil, karakter meselesidir.
Benim derdim hata yapanla değil.
Benim derdim, samimiyetsiz olanla.
Çünkü hata yapan değişebilir. Ama rol yapan, bilerek oynuyordur.
Bu yüzden mesele siyaset değil aslında. Bu mesele insanın özüyle ilgili. Dostlukta da böyle, ilişkide de böyle, hayatta da böyle.
İnsan ya nettir ya değildir.
Ya durur, ya da en baştan susar.
Bağırarak dava adamı olunmaz. Zor zamanda susuyorsan, baştan konuşmayacaksın.
Sonuç olarak; dindarlık bir gösteri değildir, bir duruştur. Kahramanlık ise sözle değil, riskle ölçülür.
Ve insan…
Ya olduğu gibidir, ya da hiç değildir.
D-8’in mimarı, Adil Düzen’in hazırlayıcısı ve 54. Hükümet’in Efsane Başbakanı Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın ”En tehlikeli yanlış, doğruya en yakın yanlıştır. Çünkü doğru ile karıştırılma ihtimali yüksektir” mealindeki sözleri bugün ayrıca önem kazanmıştır. Çünkü işbirlikçi iktidar ve onu ayakta tutmaya çalışan argümanları din istismarının zirvesinde, çifte standartları gizlemenin ve kılıf bulmanın zirvesinde olsa da mızrak çuvala sığmamaktadır. Her şey tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır.

Ahmet Akgül hocamız Cenabı Hakk’ın kendisine verdiği ilim ve ferasetle, kendisini gizleyen ve halkı uyutarak zalimlere uşak yapan işbirlikçi ve münafık tipler ile bu tiplere destek olanları tüm aleme tanıttığı gibi ileride gösterecekleri davranışlar konusunda en doğru tahminleri yapıyor. Bu tiplerin hepsi yaptıkları hainliğin farkında oldukları için doğrulardan rahatsız olurlar. Bu sebeple her türlü dertlerimizin devası Kur’an’ı, günümüz diliyle en açık ve net bir şekilde açıklayan Meali Kerim’i anlamayı bırakın, yanındakilerin ve milletimizin okumaması ve gerçekleri görmemesi için ellerinden geleni yaparlar. Kur’an’ı da , Erbakan Hocamızı da istismar etmekten çekinmezler. Artık nasıl bir menfaat ilişkisi içindeyseler?

İşbirlikçilerin bir kötü etkisi de halkı iyice çıkarcı ve iyilik düşmanı yapmak mıdır yoksa?

Bir keresinde halktan biri “Erbakan millete zam vererek kasayı boşalttı, Erdoğan zor toparladı” dediğinde pür öfkeden çıldırdığımı hatırlıyorum.

Yazıdaki ayetler ise İlahi öfkeyi açıklıyor:

“…Onlar (sinsi ve tehlikeli) düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp sakının!” uyarısı üzerinde durmak ve gereğini yapmak lazımdır.

Evet Bakara Suresi 204. ayetinin son kısmına göre, bu münafıklar İslam davası için: “(En gizli ve tehlikeli) azılı bir düşman” sayılmaktadır.

“(Ey Resulüm!) İnsanlardan öylesi vardır ki, (aslında İslam’a hasım ve Sana hain oldukları halde) dünya hayatına ilişkin sözleri (kahramanlık gösterileri, başarılı girişimleri, kolaycı ve çıkarcı projeleri) Senin hoşuna gidecektir ve (böyleleri) kalbindekine (münafıklık ve menfaatçilik düşüncesine) rağmen Allah’ı şahit getirir (yeminler ederek dine ve davaya sadık ve samimi olduğunu belirtir); oysa o (gizli ve tehlikeli) azılı bir düşman (yerindedir)…”

Milli Çözüm’de yayınlanan tüm yazılar incelense Üstadımızın siyonizmin tezgahları, işbirlikçilerin karakterleri ve yapıları konularında tek otorite olduğu anlaşılacaktır.

Üstadımızın eserlerinden hatırlayacağımız üzere faydalı ilim tanımlarından birisi ise tatbik edilebilen ilim olmaktadır. Örneğin 70 li yıllara kadar sigaranın faydalı bir ürün olduğu konusunda demeç veren bir çok akademisyen doktor bulunmaktaydı. İnsanlar bunlara güvenip belki bu zehre alışmışlardı. Fakat sonrasında sigaranın ölümcül tahribatlarına ilişkin yazılar yayınlanmış ilim insanlara fayda getirmişti. Yanı bu hususta bilgiler 70 li yıllara kadar faydalı ilime dönüşememiştir.

İşte ne yazık ki şu an toplumumuz hala sigara gibi siyonizmi ve işbirlikçilerini faydalı sanmakta bunların tahribatlarını kabule yanaşmamaktadır. Bunların ölümcül etkisini defalarca kanıtlayan Sn. Ahmet AKGÜL’ü ise anlayamamaktadırlar. Bu hakikatler artık reddedilemez hale geldiğinde belki de Milli Çözüm’ün yazıları didik didik edilecek ve şu an bu hakikatleri reddedenler bu hususların kendilerine defalarca anlatıldığını acı bir şekilde anlayacaklardır.

Allah milletimizi korusun, tez zamanda şuur nasip ederek Adil Düzen Medeniyetinin kurulmasını nasip etsin..

YANAR DÖNER OLANLARA BİR HATIRLATMA!

Kolay değil, tam ellibeş yıldır
Siyon şeytanla, durmadan savaşır
O yetmezmiş gibi, hainlerle uğraşır
Tamamı, ömür içinde bir sır..

Hani bekledik olmadı, diyenler varya
Nefs putlarının esiri, dalmışlar dünyaya
Anlarlar bir gün, Azrail varınca kapıya
Uzanınca iki metre bezle, musallaya..

Mertlik netlik gerektirir, adam olana
Mıknatısı tut ne fayda, kuru tahtaya
Tenekede boş ses, çalan çalana
Değdimi bre gafiller, iblis’e yamanmaya..

Siyaset, inanç ve ahlâk ilişkisini sorgulayan dikkat çekici ve ders verici bir yazı.

Dini söylemlerin siyasi çıkar için kullanılması, hem vicdanı köreltir hem de topluma güven kaybettirir. Söz ile eylem arasındaki çelişki ise, samimiyet krizine yol açar.

Gerçek dindarlık sloganlarda değil; tutarlılıkta, hakkaniyette ve ilkeli duruşta ortaya çıkar. İnanç kisvesi altında yapılan çelişkili siyasetler geçicidir; kalıcı olan ise hakikat, adalet ve samimiyettir.

Tarihî hafıza korunmalı ve geçmişte yapılan hatalardan gerekli dersler alınmalıdır. Borçlanma, dış bağımlılık, ekonomik teslimiyet ve geçmişte yaşanan tecrübeler hatırlanarak, bugünkü kararlar da aynı hassasiyetle değerlendirilmelidir. Siyaset sadece güncel olaylar üzerinden değil, tarihî dersler üzerinden de ele alınmalıdır.

Dini ve milli değerlerin siyasi propaganda malzemesi yapılmaması gerekir; gerçek liderlik yüksek söylemlerde değil, bağımsız duruşta, ekonomik adalette, ahlâki tutarlılıkta ve millet menfaatine sadık kalmakta ortaya çıkar.

Kur’an, sadece okunacak değil, adalet, dürüstlük ve sorumluluk anlayışıyla, yaşanacak bir rehberdir.

İnanç değerlerinin sembolik düzeyde kalıp hayata yansımaması, bireysel ve toplumsal yozlaşmaya yol açar. İman, söylemde değil uygulamada anlam kazanır.

BUGÜN BAŞTA MAZLUM MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZ OLMAK ÜZERE YERYÜZÜNDEKİ TÜM İNSANLIK ADİL BİR DÜZEN HASRETİYLE YANIP TUTUŞMAKTA, ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYANININ KURULMASINI BEKLEMEKTEDİR. BUGUN BUNU DERT EDİNEN HAKİM KILMAK İÇİN CANLA BAŞLA ÇALIŞAN BİR MİLLİ ÇÖZÜM KALMIŞTIR. HAKKIN TERCÜMANLIĞINI YAPAN DA YALNIZ MİLLİ ÇÖZÜM KALMIŞTIR. AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN SÖYLEDİKLERİNİ HEP YILLAR SONRASINDA ANLADIK MİLLET OLARAK. 30 YIL SONRA 40 YIL SONRA ERBAKAN DEMİŞTİ, ERBAKAN BU TEHLİKEYİ TA YILLAR EVELİ ANLATMIŞTI DİYE KONUŞUYORUZ SÜREKLİ. ERBAKAN HOCAMIZ YİNE 1980 YILINDA TÜRKİYE VE İNSANLIĞIN KURTULUŞUNUN MİLLİ ÇÖZÜMLE OLACAĞINI ŞU SÖZLERLE İFADE ETMİŞTİ;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki: 
 TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; 
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, 
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
 
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)

AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN BU SÖZÜNÜN GERÇEKLEŞMESİ İLE ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA KURULACAKTIR İNŞALLAH…

SİYONİZM’İN SON ÇEYREK ASIRDAKİ SON TAKTİĞİ: GÜNÜMÜZÜN EN YAYGIN VE SAYGIN SAHTEKARLIK TÜRÜ OLAN KUR’AN’I VE SÜNNETİ EĞRİLTEREK BÜKEREK KENDİLERİNE HAK DOSTU HAVASI VEREREK ALDATAN İKİ AYAKLI ŞEYTANLAR VE ŞÜREKASINCA VE DİN İSTİSMARCISI İŞBİRLİKÇİLERİNE YETKİ VEREREK HEDEFİNE ULAŞMAYA ÇALIŞMASI

Kur’an’ın sadece “SATIR”larının okunup tekrarlanmasıyla Hakka ve hayra varamayacağımız, yani; manası, mesajı ve ahkâmıyla “SADIR”larımıza taşıyıp uygulamadıkça “KUR’AN EHLİ” sayılmayacağımız hatırlatılmıştır. “SADIR”; göğüsler, gönüller, beyin ve bilinçler anlamındadır.

Yani Efendimiz SAV. ‘in de buyurdukları gibi; Kur’an’ı, bizi kötülüklerden alıkoyacak şekilde okumamız, eğer Kur’an bizi kötülüklerden alıkoymuyorsa biz onu okumuş sayılmayız. Makalede de ifade edilen şu hakikatleri hatırlatmayı faydalı görüyorum:
“İtikadi ve en tehlikeli münafık; Kur’an’ın lafzını okuyup, ahlâkını ve ahkâmını lüzumsuz sayandır.(Nisa 60-61) Ve hele, Hakk ve hayır yolunu bulup bildikten sonra, bâtıla kayanlar ve Batı’ya uşaklık yapanlar, en tehlikeli siyasi münafıklardır! (Nisa 115) ” hiç unutulmamalı

Ve yine makaledeki şu ikazlarda hiç hatırımızdan çıkmaması gereken hakikatlerdir:
Asla unutmayalım; Kur’an-ı Kerim’in sarih (açık ve net) ayetlerini ve Peygamber Efendimizin sahih (doğru) hadislerini esas alarak yapılan yorumlar, bir nevi içtihat sayılır, isabet edip doğruyu tutturan iki sevap, yanılan ise bir sevap kazanır. Ama Kur’an ve Sünneti esas ölçü almadan, sadece kendi kurgu ve kuruntularına göre rastgele yorum yapanlar, hatta tuttursalar bile bir günah yazılır… Yanılmaları ve başkalarını yanıltmaları karşılığı da iki kat günah yazılır ve Allah bunların hidayetlerini karartır.”

Kendi kurgu ve kuruntularına göre rastgele yorum yapanlar günümüzde ne kadar da çok fazla değil mi? Bunlara Bel’am diyoruz malum.. Kişinin kendi düşüncesini dinin yerine koyması, delilsiz konuşması veya metni keyfine göre eğip bükmesidir. Fatır Suresinde 5. ayette de bu kişilerden şöyle bahseder : “Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah’ın va’adi Hakk’tır (her dediği olacaktır); öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve (şeytan gibi birtakım) sinsi ve tehlikeli aldatıcı(lar) da, (Kur’an’ın ayetlerini, Peygamberin hadislerini istismar edip eğrilterek ve kendisine Hakk dostu havası vererek) sizi Allah(ın rahmet ve mağfireti) ile aldatmasın. (Bundan sakının ki, en yaygın ve maalesef saygın olan bir sahtekârlıktır.)”
(BAK: https://www.mealikerim.com/35/fatir/5 )

Ancak çok şükür ki bu kirli cephe Siyonizm’in taktiğini – hedeflerini – amaçlarını boşa çıkaran ve çıkarmaya devam eden Milli Çözüm var. Milli Çözüm her eylem ve fikirlerini etkisiz ve çaresiz bırakmakta, deşifre etmekte bunları.

Düşmanın stratejisini, Siyonizm’in hilesini ve hedefini savaştan önce öğrenen bilge ve cesur bir Lider için zafer, bulutlarla kararan gökyüzünden beklenen yağmur kadar yakındır.
(Üstad Ahmet AKGÜL)

İman, Söz ve Ameldir; Eksilip Artmaktadır… Din ile imanın söz ve amel olduğu, Ehl-i Sünnet itikadının temel kaidelerindendir. İman, itaat derecesine göre artar ve gürleşir; günahlara göre de azalır ve küllenir. Tüm salih ameller din ve iman kavramına dahildir. İslam; Hakka tarafgirlik, hayra gayrettir. Hayat; iman ve cihaddan ibarettir.”

(BAK: YÜZ KUR’ANİ KAVRAM VE YORUMLARI -Üstad AHMET AKGÜL)

Münafıklığı:

1- Ameli münafıklık,

2- İtikadi münafıklık,

Olarak ikiye ayırmak daha münasiptir. Ameli münafıklık; sahih hadislerde haber verildiği gibi “Konuşunca yalan katmak, söz verip de durmamak, emanete hıyanette bulunmak ve husumet ettiği zaman hırçınlaşmak” gibi davranışlardır.

Asıl tehlikeli olan ise itikadi ve imanî münafıklıktır. Bunun da iki önemli alâmeti vardır:

1- İslam’ın iman ve ibadet kısmını kabul edip, muamelat (hayat ve hâkimiyet) kısmını inkâr veya itiraz ederler… Bâtıl sistemler içinde yaşamayı İslami düzenlere tercih ederler. İlmi ve insani temellere dayanan barış ve adalet projelerine karşı çıkıp, zalimlerin yönetimde kalmasına taraftarlık gösterirler.

“Sana indirilen (Kur’an’a) ve Senden önce indirilen (kitaplara) inandıklarını iddia edenleri görüyor musun? Onu terk ve inkâr etmeleri emrolundukları halde hâlâ Tağut’un önünde muhakeme olunmak (bâtıl ve barbar sistemlerin kurum ve kuralları içinde yaşamak) isterler… Şeytan da onları büsbütün saptırmak istiyor. Onlara Allah’ın indirdiğine (Kur’an hükümlerine) ve Resul’e (Hz. Peygamberin hakemliğine, Onun sünnetine ve sistemine) gelin, denildiği zaman münafıkların (buna karşı çıktıklarını ve) Senden uzaklaştıklarını görürsün” (Nisa: 60-61) ayetleri bunların durumunu haber vermektedir.

2- Bir kısım ibadet ve hizmetleri; özellikle zahmeti az, ganimeti çok, rizikosu küçük, reklâmı büyük işleri yapmak ve ucuz kahramanlığa soyunmakla beraber, zorlu ve rizikolu olan “dini gayret ve hizmet” görevinden kaçar ve devamlı kaytarırlar.

“Şayet yakın (kolay ve peşin) bir dünya malı (makam ve menfaati) ve orta yollu (zahmetsiz ve külfetsiz) bir sefer (hizmet yolculuğu) söz konusu olsaydı mutlaka Sana uyup peşinden gelirlerdi. Ama (uzun zaman ve zahmet gerektiren) meşakkatli yol, onlara uzak geldi. (Bu yüzden cihada gelmediler)” (Tevbe: 42) ayeti de bu gerçeği bildirmektedir.
(https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/kuranda-insan-tipleri/)

Ve hele, Hakk ve hayır yolunu bulup bildikten sonra, bâtıla kayanlar ve Batı’ya uşaklık yapanlar, en tehlikeli siyasi münafıklardır!

En aşırı “Erbakancı” takınan ve Aziz Hocamızı AKP iktidarının ve Erdoğan’ın bütün tahribat ve talanlarına ortak yapmaktan sakınmayan NİFAK TAKIMI, nedense Kur’an’ın meali manası ve mesajından özellikle Milli Çözüm’ün, 40 yıllık bir ilmi gayret, özel marifet ve mes’uliyetle hazırladığı meal ve mesajdan oldukça rahatsızlardır.

Fussilet Suresi 26. ayeti bu nasipsiz ve edepsiz kimseleri haber buyurmaktadır:

“Kâfirler (müşrikler ve münafık kesimler) birbirlerine: ‘Bu Kur’an’ı dinlemeyin ve Ona (karşı; ayetleri okunurken ve açıklanırken) yaygaralar koparın. (Siz Allah’ın emirlerini Kur’an’dan öğrenmeye çalışmayın; Onu en iyi anlayıp açıkladıkları sanılan bel’am kılıklı Siyonist kuklalarına ve başka kitap ve yayınlara kulak kabartın.) Umulur ki, böylece (belki) üstün gelirsiniz’ (diyerek aldatmışlardı).” (Fussilet: 26)

Çünkü Kur’an’ın manası ve mesajı bu tıynetsiz tiplerin, akılsızlığını ve ahlâksızlığını ortaya koymaktadır. Kendi kof kafalarında kurguladıkları, nefsani ve şeytani kuruntularını “Erbakan’ın buyrukları” gibi sunmaktan sakınmayan… Her konuda ve defalarca yanıldıkları halde hâlâ utanmayan ve yeni hezeyanlar uyduran bu insanlar, yanlarında ve yuvalarında asla Kur’an Meali bulundurmazlar, Kur’an’a başvurma ihtiyacı duymazlar, çünkü nefislerini ilahlaştırmış bir SÜFYAN takımıdırlar.

Münâfikun Suresi 4. ayeti bunları anlatmaktadır:

“(Ey Nebim!) Sen onları (münafıkları) gördüğün zaman, (düzgün ve bakımlı) endamları (zahiri kalıpları ve tavırları) Senin hoşuna gidip beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlemeye (değer sanırsın. Oysa bunlar sözlerine, kıyafetlerine ve zahir görünüşlerine aşırı dikkat gösterip, suni ve sahte davranışlarla takva ve tarafsızlık numarası yapmakta ustalaşmışlardır. Aslında) Onlar sanki (sütun misali) dayandırılmış düzgün ahşap-kütükler gibi (şuursuz ve vicdansızdırlar. Bu kofluklarından ve korkularından dolayı da) Her çıkışı ve çağrıyı (her yaygarayı ve konuşulanı) kendileri aleyhlerine sanırlar. Onlar (sinsi ve tehlikeli) düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının (münafıkları tanımaya çalışın ve onlara karşı tedbirli ve dikkatli olun). Allah onları kahretsin; nasıl da (Hakk’tan) çevriliyorlar ve dönekleşip duruyorlar. [Bakara: 204, 205 ve 206 bu ayetin izahıdır.]” (Münâfikun: 4)

Ayetin sonunda geçen:

“Onlar (sinsi ve tehlikeli) düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp sakının!” uyarısı üzerinde durmak ve gereğini yapmak lazımdır.

Evet Bakara Suresi 204. ayetinin son kısmına göre, bu münafıklar İslam davası için: “(En gizli ve tehlikeli) azılı bir düşman” sayılmaktadır.

Asla unutmayalım; Kur’an-ı Kerim’in sarih (açık ve net) ayetlerini ve Peygamber Efendimizin sahih (doğru) hadislerini esas alarak yapılan yorumlar, bir nevi içtihat sayılır, isabet edip doğruyu tutturan iki sevap, yanılan ise bir sevap kazanır. Ama Kur’an ve Sünneti esas ölçü almadan, sadece kendi kurgu ve kuruntularına göre rastgele yorum yapanlar, hatta tuttursalar bile bir günah yazılır… Yanılmaları ve başkalarını yanıltmaları karşılığı da iki kat günah yazılır ve Allah bunların hidayetlerini karartır.

Münafıklar tarihin mezarlığında değil, aramızda yaşamaktaydılar!
Zaman değişse de, mekân değişse de, şahıslar değişse de Hak-Batıl mücadelesi değişmeden devam etmekteydi. Zalim ve batıl düzenler, tarihte olduğu gibi günümüzde de kurum ve kurallarıyla zulüm ve ahlaksızlıklarına devam etmekte ve insanlar ezilip sömürülmekteydi. Zalimler; inkârcılar ve istismarcılar, günümüzde de her türlü haksızlık ve ahlaksızlığın yaygınlaşması, İlahi değer ve dengelerin bozulması için mücadele yürütmekteydiler.

Kur’an’ın lafzını okuyup, ahlâkını ve ahkâmını lüzumsuz sayanlar; İtikadi ve en tehlikeli münafıklardır…
Bunlar, Hak ve adalet ölçüleriyle değil, zalim ve bâtıl düzenlerin kurum ve kurallarıyla, şeytan fikirli Yahudi ve Hristiyanların hükmü altında yaşamak istemektedirler…

Hakk ve hayır yolunu bulup bildikten sonra, bâtıla kayanlar ve Batı’ya uşaklık yapanlar, en tehlikeli siyasi münafıklardır!
Kur’an’ın manası ve mesajı bu tıynetsiz tiplerin, akılsızlığını ve ahlâksızlığını ortaya koymaktadır. Kendi kof kafalarında kurguladıkları, nefsani ve şeytani kuruntularını “Erbakan’ın buyrukları” gibi sunmaktan sakınmayan… Her konuda ve defalarca yanıldıkları halde hâlâ utanmayan ve yeni hezeyanlar uyduran bu insanlar, yanlarında ve yuvalarında asla Kur’an Meali bulundurmazlar, Kur’an’a başvurma ihtiyacı duymazlar, çünkü nefislerini ilahlaştırmış bir SÜFYAN takımıdırlar.
İtikadi münafıklar İslam davası için: “En gizli ve tehlikeli azılı bir düşman” sayılmaktadır.

Siyonist işbirlikçileri “bir hidayet kararması ve basiret bağlanması” yaşamaktaydı. İşbirlikçiler ve yandaşları utanma duygularını kaybettiklerinden, Kur’an-ı Kerim’in yakılması… PKK’ya arka çıkılması… gibi hakaret ve hıyanetler karşısında onurlu ve milli sorumlu tavır göstermek bir yana, bâtıla kaymakta ve Batı’ya uşaklık yapmaktaydılar. Bu tıynetsiz tipler haksızlıklar ve ahlaksızlıklar karşısında sürekli geri adım atmakta, sadece iç kamuoyuna yönelik dindar kahramanlık edebiyatı yapmaktaydılar.
Yandaşlar ise işbirlikçi Dindar kahramanlarının zulüm ve ahlaksızlıklar karşısındaki sürekli geri adım atma, taviz verme ve teslimiyet gösterme utanmazlıklarını; kararlılık(!), tutarlılık(!) duyarlılık(!) diye gösterip şeref(!) duymaktaydılar.

Yeryüzündeki zalimlerin hâkimiyetine son vermek gerekiyordu.
Türkiye’nin özüne ve Milli Çözüme dönmesi gerekiyordu.
Haçlı Batı’nın ve onları güden Siyonist odakların kuyruğuna takılıp AB uyum yasaları diye ailevi ve ahlaki yapımızı tahrip eden, ülkemizi borç batağına saplatıp rehin konumuna getiren Erdoğan iktidarıyla bu kutlu değişimlerin asla yaşanamayacağı ise artık herkesçe biliniyordu.

Last edited 24 gün önce by Necati Akgül

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
10
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...