YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69cee853c7e9e
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 2 0
Bugün : 1810
Dün : 58264
Bu ay : 116717
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52261775
IP'niz : 216.73.216.113

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

CEMAATLER, GENERALLER VE İHTİMALLER

3. Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk Neden Hedef Alınmıştı?

Herhalde Onu diğer komutanlardan ayıran bir şey vardı?

Davayla ilgili bulunmayan gizli bilgilerin ve özel belgelerin gereksiz yere iddianameye konulması yüzünden şahsi ve ailevi zararlara neden oldukları için, mahkemelerce suçlu bulunan savcıların yürüttüğü Ergenekon bahanesiyle evleri basılanların, gözaltına alınanların ve tutuklananların önemli kısmının ortak bir özelliği vardı. Türkiye’nin Atlantik ekseninden kopmasını, NATO’dan çıkmasını, AB üyelik hedefini bırakmasını ve IMF ile olan ilişkisini koparmasını istiyorlardı. Bu isimlere ve özellikle Milli çözüm’cülere göre Türkiye, Erbakan Hoca’nın D-8’ler ve Avrasya ekseninde, Çin, Rusya, İran ve Orta Asya’daki Türkî cumhuriyetlerle yeni bir ittifak kurmalıydı.

Bu tespitler ışığında “neden 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk hedef tahtasında” sorusunun yanıtına gelelim:

Öncelikle komutanlığı Erzincan’da bulunan 3.Ordu’nun geçmişte Sovyetler Birliği’ne karşı kurulduğunu, şimdi ise Gürcistan ve Ermenistan sınırlarını koruduğunu hatırlatmamız lazımdı; böylece ABD’nin her daim yakından niye önemsediğini anlamak kolaylaşırdı.

3.Ordu’nun şimdiki komutanı Saldıray Berk ise biyografisinden anlaşıldığı kadarıyla, 2.Ordu Komutanı Orgeneral Necdet Özel’le birlikte, NATO’da görev yapmamış iki komutandan birisi olmaktaydı.

Berk, NATO’da görev yapmadığı gibi, yine biyografisinden anlaşıldığı kadar, Moskova Kara Ataşeliği ve Bakü Silahlı Kuvvetler Ataşeliği görevini de yapmıştı. Ayrıca Berk, TSK bünyesindeki Rusça bilen az sayıda isimlerden birisi konumundaydı.

Saldıray Berk, “cemaatlere yönelik Erzincan’daki soruşturma bağlamında” hedef tahtasına yerleştirilmiş olsa da tek neden bu sanılmamalıdır; Berk NATO’cu değildir ve biyografisinden ve hakkında yazılan bilgilerden, “emperyalist odaklara karşı, Avrasyacı fikriyata yakın”  bir paşa olduğu sonucuna varılmaktadır.

Herhalde, Türkiye’nin Rusya’ya en yakın sınırlarını Avrasyacı ve NATO karşıtı bir paşa tarafından komuta edilen bir ordunun savunmasına ABD’nin sessiz kalması söz konusu olamazdı!

Kış tatbikatına, Cumhurbaşkanı ve Başbakan gitmiyordu. Genelkurmay “zaten davet yoktu” diyordu. Yalnız adam görüntüsüne sokulan 3’ncü Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk Paşa “ifade vermeye gidecek mi, gitmeyecek mi?” tartışmaları arasında, kafalar iyice karışıyordu.

Önce, sanki “Saldıray Paşa’ya posta koyuyormuş” havasındaki Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Milli Savunma Bakanı’nın bu tavırlarının altında acaba ne yatıyordu? Yoksa şu meşhur “üçlü zirve”de “yeter artık, bu zırvalar son bulsun!” uyarısı mı yapılıyordu?

Ahmet Takan’ın anlattığına göre: Genelkurmay Karargâhı’nda düzenlenen orgeneral ve oramiraller toplantısında, paşalar hem Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’a hem de iktidara ve Cumhurbaşkanı’na rest çekiyorlardı. Bunu biraz daha açayım; Komutanlar, bu sefer yalnızca Hükümet’e değil Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet komutanlarına da sessiz muhtıra gibi bir tavır koymuşlardı. Saldıray Paşa’yı  “yem edemezsiniz” deyip istifa mektuplarını masaya koyduktan sonra  “gereken tedbirleri alıp almamak sizin elinizde” deyip kalkmışlardı.

Hadi bugüne kadar gizli kalan bir gerçeği de sizlerle paylaşalım. Ergenekon sürecinde, bu karargâhta ilk yapılan toplantı sanılmamalıydı. Geçen sene, MGK eski Genel Sekreteri Tuncer Kılıç’ın tutuklanması sırasında da Genelkurmay Karargâhı’nda bu mahiyette bir toplantı yapılmış ve aynı tavır takınılmıştı. Sonra da Tuncer Paşa serbest bırakılmıştı.

Gelelim kış tatbikatına?

Bu restleşme üzerine, Çankaya’da yapılan durum değerlendirmesinin ardından, Kış tatbikatına katılmama kararı alınmıştı. Yani, Genelkurmay Karargâhı adet olduğu üzere devlet protokolü kurallarına göre, Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a ve Milli Savunma Bakanı’na önce davet hazırlamıştı, fakat bu daha sonra geri çekilmek durumunda kalınmış yani tavır takınılmıştı.

Şimdi gelelim Erzincan’da başlatılan ve 3’ncü Ordu Komutanı Saldıray Berk Paşa üzerinde oynanan oyunların perde arkasına…

Öncelikle şunu ifade edeyim, Berk Paşa ifade vermeye gidecek gibi görünüyordu. Çünkü Karargâhta yapılan değerlendirme ve çalışmalara göre, iddianame çürüktü, hazırlanış ve yapılış şekliyle birçok hukuksuzlukları içeriyordu Edinilen bilgilere göre delil diye hazırlanan mühürlü çuvallar kanuna aykırı bir şekilde açılmış ve içine yerleştirmeler yapılmıştı. Bunları ispatlayacak tüm veriler hem karargâhın hem de yüksek yargı organlarının eline ulaşmıştı.

Askeri kaynaklardan edindiğim bilgilere göre soruşturmayı yürüten savcılar hakkında hem HSYK hem de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı konu ile ilgili titiz bir çalışma yürütüyordu.  “Bunun sonucunda bazı savcıların meslekten men edilmesi bile olabilir!” deniyordu.

Yani, yeni bir Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya vakası patlayabileceği konuşuluyordu.

Bu işin arkasında sanki asker-iktidar çekişmesi ve  “dinsiz komutaların cemaatlere saldırısı ve hatta darbe hazırlıkları var” gibi görüntüler verilmeye çalışılıyordu.

Oysa, yıllardır o bölgede istihbarat kurumlarımızın yaptığı çalışmalarda bazı kanun adamlarının, cemaat ve iktidar yanlısı sermaye ile ilişkileri tespit edilmiş bulunuyordu.

Gariban Doğu Anadolu’da ne parası mı var? demeyin. Kavga  “Altın rezervleri” üzerine patlıyordu. Bölgede saptanan ve altın rezervi çok zengin bulunan maden yatakları, cemaatçi ve tarikatçı AKP’lilere peşkeş çekilmek isteniyordu.

Askeri kaynakların anlattıklarına göre, AKP yanlısı iki medya organının patronları bu konuda bir ortaklık kurmuşlar ve bir cemaatin de güçlü desteğini arkalarını alıp tam işlerini tıkırına koydukları sırada, bazı “Ergenekoncular” bu işe taş koyup,dönen bütün fırıldaklara çomak sokuyordu!.

Abdullah Gül’ün eski danışmanlarından Ahmet takan: Albay Dursun Çiçek’in kızı Avukat İrem Çiçek’in güvenilir bazı medya organlarına ve mensuplarına gönderdiği mektupla ilgili çarpıcı açıklamalar yapmıştı:

“Bir kız çocuğu babası olarak İrem Çiçek’in neler hissettiğini çok iyi anlayabiliyorum. Tüm silah arkadaşları tarafından “Namuslu, dürüst Anadolu çocuğu” olarak tanınan Çiçek’in kızı, babasını onlardan da daha iyi tanıyordur herhalde.

İrem Çiçek’in mektubunu okuduktan sonra genelkurmay Karargâhı’ndan çok iyi tanıdığım bir komutana direk olarak sordum;

“Ne olacak bu işin sonu? Bu adama ve ailesine, dolayısıyla kamuoyuna Çin işkencesi mi yaptırıyorsunuz? Suçluysa tutuklansın yoksa suçsuzluğu ortaya net bir şekilde konulsun” Sorum herhalde biraz sert tonlu oldu ki komutan (Allah’tan beni iyi tanır) önce sert bir bakış fırlattı kısa bir süre durdu net bir cümle söyledi:

“Sen Kırmızı Kitabı bilirsin değil mi? Dursun Çiçek’in ne kendi başına yaptığı kanuna aykırı bir iş var, ne de Kırmızı Kitap’a aykırı bir iş var. Kırmızı Kitap, hala bu ülkede geçerli mi? Geçerli. Kimsenin onu yırtmaya veya yok etmeye gücü yeter mi? Hayır. O zaman biraz daha sabredeceğiz. 2-3  aya kadar her şey yerli yerine oturur. Biraz  daha sabır sabır… Biraz daha…”

Cemaat-Tarikat kapışması!

İsmailağa ve Fetullah Gülen camiası arasında artık iyice belirginleşen savaş giderek kızışıyordu. İsmailağa cemaati sözcüleri bu savaşı kamuoyu önünde açıktan konuşarak sürdürürken, diğer taraf yine ikiyüzlü politikalara sığınıyordu. Hem yandaş yayınları hem de yorumcuları sanki İsmailağa cemaatini koruyormuş gibi yapıyor, bu arada sinsice yumruk atıyordu. Yumruklar da askerin üstünden sallanıyordu. Kendilerine destek bulmak için, TSK ile İsmailağa arasında bir savaş varmış gibi bir fotoğraf oluşturuluyordu. Bizim burada İsmailağa’yı savunmak ve onun avukatlığını yapmak gibi bir görevimiz yoktu, Onların da foyaları varsa çıksın ortaya konsundu.

Ama işin rengi öyle gözükmüyordu. Artık F. Gülen cemaati ve onun siyasi temsilcileri yaptıkları tezgâhların kamuoyunda pirim yapmadığını ve itibarlarının sıfırlanmak üzere olduklarını fark ediyordu. Sinsice yeni kurgular hazırlanıyordu. Bugüne kadar kamuoyunda pek yıpratılamamış, hatta kendi içinde sızmaları ve yanlışları da ayıklamaya çalışmış ve hep devletin yanında yer almış bir cemaate, sanki onu koruyormuş gibi yapıp saldırılıyordu. Bir taraftan da medya, “sanki İsmailağa cemaati liderlik çekişmesi yüzünden çatlıyormuş” diye yönlendiriliyordu. Cüppeli Ahmet Hoca cemaate  “Benim hakkımda ortaya videolar çıkarılacak sakın inanmayın” diyordu. İstihbarat birimlerine göre de Cüppeli Ahmet Hoca’nın duyumu doğruydu ve daha sonra  ‘F’ tipi cemaat tarafından önüne bir   “düzmece” video CD’si konup “Artık sus” deniliyordu. Cüppeli Hoca ise onları en güçlü oldukları illerden birinde, Kayseri de vuruyordu. Bir konferansta binlerce insanı topluyor ve gereken her yere mesajını duyuruyordu.

F.Gülen cemaati işi daha da azıtıyor ve İsmailağa cemaatin “menfaat ve liderlik savaşı veriyor bölündüler” Fotoğrafını pekiştirmek için farklı manüplasyonlara girişiliyordu. “Cemaat lideri Mahmut Ustaosmanoğlu hayatta iken böyle bir şeyi kendilerine yakıştıramadıklarını ve hazmedemediklerini” belirten Fetullahçı cemaatin önde gelenleri, geçtiğimiz hafta içinde sessizce Ankara’ya geliyor ve gerekli yerlere gerekli uyarıları (şu an yazılmasına müsaade etmedikleri için sıralayamıyorum) yapıp yine geldikleri gibi sessiz sedasız İstanbul’a dönüyordu.

Sonra da, İsmailağa cemaati liderinin yeğeni, Furkan Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Saadettin Ustaosmanoğlu, CNN TÜRK’te Gündemin Rengi programına katılıyor hem AKP’ye hem de F.Gülen cemaatine karşı bakışlarını net bir şekilde kamuoyuna anlatıyordu.

Ha!  Biz bunların peşinde koştururken bir de ne duyalım. Ankara’nın derin kulislerinin aktardıklarına göre, asıl kavga Gülen cemaatini sardığı konuşuluyordu. ABD’de ikamet eden Fetullah Gülen’in HASTALIKLARININ artık had safhaya geldiği ve cemaat içinde  liderlik kavgasını iyice kızıştığı  belirtiliyordu.

Zaman gazetesi yazarı ve Gülen’in sözcüsü Hüseyin Gülerce’nin tüm çabalarına rağmen artık şansını yitirdiği ve okyanus ötesinde yeni isimler arandığı kaydediliyordu. Gülen cemaatinde liderlik için sayılan isimler çoktu ama birde espri yapılıyordu:

“Ya Gülen’in yerine Türkiye’den biri bulunmazsa ne olacaktı? Cemaatin lideri Amerikalı George Gülen mi yapılacaktı?

Ergenekon’da frene basılacaktı!

Bir de şu meşhur “Ergenekon” operasyonuna bakalım. Başkent dehlizlerinden ve derinliklerinden iyi haber alan kaynaklara göre, artık Hükümet de,  bu operasyonda “viraj alma” noktasına kadar gelmiş bulunuyordu. HSYK ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının elindeki dosyaları çok iyi koklayabilen Hükümet, tutuklama furyasında firene basma ve bu işi şimdilik birkaç sivil isimle oyalama kararı almış görünüyordu. (Herhalde HSYK ve Yargıtay’ın yapısının değiştirilmesine bunun için çok önem veriliyordu)

“HSYK çalışmalarının tamamladığında Ergenekon savcıları da epey sıkışacak!” deniyordu.

Son olarak, gelelim AKP’nin içinde olduğu hassas duruma. İktidar partisi ekonomi de gemiyi karaya oturtunca, değişik arayışlara giriyordu. Son çare olarak erken seçime kaçmayı düşünen AKP piyasaya sıcak para pompalayıp ortamı biraz da olsun rahatlatmak istiyordu. “Kaynak nerede?” derseniz.

İktidar mensupları yurtdışından ülkeye sıcak para çekmek için gizli buluşmalar tertipliyordu. Hatta Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kara kutularından biri olan bir Bakan Bursa da, “Rusya’dan para getireceklerini söyleyen bazı Ruslarla hemhal oluyor ve gizlice buluşuyordu. “Ruslardan para ha!” dediğinizi duyar gibiyim. Ne yapsınlar “denize düşen yılana sarılıyordu.” Ama AKP’nin bu atraksiyonları da adım adım izleniyordu.

Fetullahcılardan Başbuğ’a; “Hapis”li Mesajlar gelmeye başlamıştı!

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un, son günlerde yaptığı çıkışları ve “Bizim de bildiklerimiz var, gerekirse milletimizle paylaşırız” şeklindeki açıklamaları neden en çok Fetullah Gülen cemaatini rahatsız etmişti.

Ve neden Cemaat, Başbuğ’a, İspanya Kara Kuvvetleri Komutanı üzerinden “hapis”li mesaj göndermişti?

Cemaat’in Brüksel lobisinde çok etkili bir isim olan Zaman Gazetesi Brüksel Temsilcisi Selçuk Gültaşlı ilginç bir yazı döşenmişti. Gültaşlı, “İspanyol general konuşunca ne olmuştu?” başlıklı yazısında, silahlı kuvvetlerin mutlak anlamda sivillerin kontrolünde olmasının AB’nin en temel ilkelerinden birisi olduğunu, aynı temel şartı NATO’nun da koştuğunu belirtmişti. Askerî yetkililerin, askerî olsun, siyasî olsun hemen her konuda kanaatlerini açıkladığı ülkelerin “demokratik” görülmediğini söyleyen Gültaşlı, “bu yüzden Avrupalıların, savaş durumları hariç hiçbir zaman genelkurmay başkanlarının isimlerini öğrenme gereği bile hissetmediklerini, “İlla namım işitilsin diyenlerin ise, sert şekilde cezalandırıldığını” yazıvermişti.

Askeri karargâhların TBMM’nin yakınında bulunmasını da, “askeri vesayet rejimi tezlerini güçlendiren önemli görsel karine” diye nitelendiren Gültaşlı, AB’nin son ilerleme raporunda, Genelkurmay Başkanı için “Yargıyı baskı altına alıyor” ifadesini kullandığını hatırlatarak, şu mesajı vermişti:

“Peki, Avrupa’da komutanlar siyasi konularda konuşunca ne oluyor? Başlarına çok kötü şeyler geliyor, önce göz hapsine alınıyor, ardından da derhal emekliye sevk ediliyorlar. Askerin siyasetteki nüfuzu, Bask ve Katalan ayrılıkçılarının faaliyetleri açısından Türkiye ile benzerlikler gösteren İspanya’nın Kara Kuvvetleri Komutanı Jose Mena Aguado, Ocak 2006’da Katalan bölgesinin daha fazla özerkleşmesine itiraz edince, önce 8 gün göz hapsine alınmış, ardından da hemen emekliye sevk edilmişti.”

Fetullahcılar Başbuğ’a: “PKK Aleyhine Konuşma” mesajı mı veriyorlardı?

Cemaatin, Başbuğ’a verdiği “hapis” mesajı kadar, o mesaj için seçilen örnek de dikkat çekiciydi. Başka örnek yokmuş gibi, İspanya Kara Kuvvetleri Komutanı’nın, “ayrılıkçılık ve özerklik karşıtı” açıklamaları için cezalandırıldığı ifade edilmişti.

Acaba Başbuğ’dan şimdi de, “Bundan sonra ülkenin üniter-milli yapısının korunması hakkında konuşmaması, PKK ve bölücülük karşıtı açıklamalar yapmaması” mı istenecekti?

Yoksa Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ndeki “iç tehdit” tanımı değiştirilip, terör ve bölücülük “tehdit” olmaktan çıkarıldıktan sonra, bu konularda yapılacak açıklamaların cezalandırılması hedeflenmişti?[1]

ABD’de ‘Yeni Türkiye’ toplantısı

Teksas merkezli, Fetullahçı Turkuaz Konseyi (TCAE) ABD Senatosu’nda “Yeni Türkiye: Bölge ve ABD İçin Ne Anlama Geliyor?” konulu bir panel düzenlemiştir. Oturum başkanlığını pek yakışan biri, hani şu Fetullah Gülen’in Amerika’da kalmasına “referans” olan, CIA eski Ulusal İstihbarat Konseyi başkanı Graham Fuller üstlenmişti. Fuller’in 2008’de ABD’de “Türkiye’nin Dünyadaki Yeni Yeri”, Türkiye’de de “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” adıyla yayımlanan bir kitabı bilinmekteydi. Proje üzerinde uzun zamandır çalışan Fuller, yaptığı konuşmada, Türkiye’de halifeliğin kaldırılmasını eleştirmiş, ancak yeni halife adayını söylememişti. Belki de arif olan anlar diyedir.

Diğer konuşmacılar da birbirinden merdaneydi…

Transatlantic Akademisi uzmanı Joshua W. Walker, Türkiye’de Ordu’nun ‘dürüst hakem’ rolünü kaybettiğini, Ordu içinde bir ‘iç savaş’ gözlediğini, istikrarın olduğu tek yerin AKP olduğunu belirtmişti…

Alman Marshall Fonu Washington Temsilcisi ve Atlantik Konseyi’nin üyesi Ian Lesser… Açılımların mimarı ve danışmanı idi. Lagendijk’i ise tanıyorsunuz; Radikal’de, AKP’ye akıl veren, TSK’ya da sık sık “haddini” bildiren “yazarımız” beyefendi..

Bir diğeri de İnsan Hakları Gündemi Derneği Başkanı Orhan Kemal Cengiz’di. Today’s Zaman’da yazıyor, Protestan Kilisesinin avukatlığını yapıyor, ABD’nin Genç Liderler Programında görevliydi. Atatürk’ü Humeyni’ye benzeten, halifelik ve de PKK taraftarı görünen ilginç bir kişiydi!..

Anayurt Gazetesinin şu tespitleri çarpıcıydı:

1- “Recep Tayip ERDOĞAN, kasıtlı olarak gönderildiği hapisten çıkar çıkmaz önce E.Org. Çevik BİR ile ardından da E.Koramiral Atilla KIYAT ile görüşmüştür. RTE, E.Org. Çevik BİR ile görüştüğünde BİR, İhsan KALKAVAN’ın danışmanıdır. Dolayısıyla da Fettoş’un danışmanıdır.

O görüşme gününden bu yana E. Org. Çevik BİR ile E.Koramiral Atilla KIYAT RTE’nin özel danışmanlarıdır. İhsan KALKAVAN ve Fetullah Hoca’ya yaptıkları danışmanlık ücreti topluca “Örtülü Ödenek”ten karşılanmaktadır.”

2- “Recep Tayip ERDOĞAN ile Org. Çevik BİR 17 Ağustos 1999 günü Gölcük’teki Orduevinde yan yanadır. Akşam saatlerinde Org. Çevik BİR Gölcük Orduevi’ni adeta kaçarcasına terk edip ayrılmıştır. Oradan kaçarken de helikopterine Recep Tayip ERDOĞAN’ı da almıştır. Çünkü Org. Çevik BİR, o günün Türkiye’yi yöneten ekibinde, oranın yerle bir olma ihtimalini bilen iki kişiden birisi olmaktadır. Recep Tayip ERDOĞAN bile bu kaçışa o gün anlam verememiş, o gece sabaha karşın orası yerle bir olunca günlerce uyku bile uyuyamamıştır. RTE kendisinin oradan kurtuluşunun sebebi “Allah’ın bir lütfu” zannederken, kısa süre sonra bu kurtuluşunun İsrail’in RTE’ye karşı bir jesti olduğunu ilk JINSA ziyaretinde kendisine hatırlatılmıştır.”

3- “Eski Bayındırlık ve İskan Bakanı Koray AYDIN’ın Anayasa Mahkemesi’nde 11-0 aklanmasının ardında Anayasa Mahkemesi Başkanı ile ilgili utanç verici dosyalar vardır. 11-0’lık sonucun çıkması için dağıtılan meblağ dudak uçuklatacak miktarlardır. Koray AYDIN 11-0 ile aklanırken (!) bu onun AK olmasından değil MHP’nin AKP’ye daha sıkı payanda olması için düzenlenmiş bir tezgahtır. Bu aklanmanın (!) mesajı şudur; “Ayağını denk al BAHÇELİ, ya dediğimizi yaparsın ya da yerine dediğimizi yapacak birini geçiririz. Bak kendisi ak-pak olarak yedekte durmaktadır.”

Yeni ve sarsıcı bulgular da vardı

1- Hava Kuvvetleri Komutanlığı Adli Müşaviri Albay Zeki ÜÇOK’un neden bu kadar kısa süre içinde içeri alındığını ve neden bu kadar kısa süre içinde sahipsiz ve desteksiz bırakıldığını anlayabilmek için HERON olayını incelemek gerekiyordu.

HERON’lar Türk Silahlı Kuvvetleri’nin vatansever mühendisleri tarafından reddedilirken o zamanlar bir Mühendis Albay ”mutlaka alınması” için var gücüyle çalışıyordu. Sonunda Albay, generalliğe terfi ettiriliyordu. Ancak, Dr. Mühendis Tuğgeneral Nevzat KILINÇ’ın bu “HERON” aşkı birilerinin dikkatini çekiyor ve Albay Zeki ÜÇOK’un uzun süren araştırmaları sonucu Tuğgeneral Nevzat KILINÇ için dava açılıyordu. Suçlama çok ağırdı. “HERON için çalışmak, lobi yapmak ve diğer adayları zor durumda bırakmak.” Bu dava bildiği kadarıyla hala devam ediyor, daha doğrusu davanın kendi kendine ölmesi (!) bekleniyordu.

Daha sonra bu Tuğgeneral’i SİNOP’taki İHA (insansız Hava Araçları) testlerinde başrolde görüyoruz. HERON’lardan daha üstün nitelikler taşıyan ve sadece Türk mühendisleri tarafından üretilmiş olan ÇALDIRAN, Tuğg. Nevzat KILINÇ’ın yer operatörüne karşı adeta zulmetmesi sonucu “viril”e sokularak düşüyor, daha doğrusu düşmesi sağlanıyordu. Ardından da 10 HERON’dan 6’sı Türkiye’ye teslim ediliveriyordu.

Ve derken, Albay Zeki ÜÇOK içeri alınıyordu!

2- AKP’nin şimdi yeni bir tezgâh peşinde olduğu anlaşılıyordu. Merhum Adnan MENDERES ve Merhum Turgut ÖZAL’a özenip onlar gibi olmaya çalışan RTE Genelkurmay Başkanı Orgeneral İ. BAŞBUĞ’u görevden alma planlarını sinsice yürüttüğü söyleniyordu. Bu bombanın muhtemelen MAYIS 2010 sonu HAZİRAN 2010 ortası arasında patlatılacağı kulislere sızıyordu. Bu tezgâhtan Orgeneral BAŞBUĞ’un da haberi bulunuyordu. Bu nedenle resmi ve sivil giyimlerinde sürekli olarak ceketinin sol iç cebinde 13 sayfalık bir İSTİFA bildirisi taşıyordu. AKP bu tezgâhı gerçekleştirmeye kalkınca Orgeneral BAŞBUĞ “İSTİFA”sını bir basın toplantısı ile açıklayacağı öne sürülüyordu.[2]

Şimdi de Koşaner’e takmışlardı!?

ABD’de Türkiye uzmanı olarak tanınan Henry Barkey, Washington’da yapılan bir toplantıda, Ağustos’ta yapılacak olan Yüksek Askeri Şura’ya dikkat çekmişti. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın, Orgeneral Işık Koşaner’in Genelkurmay Başkanlığı’na atanmasını onaylamayabileceklerini söylemişti.

Anadolu Ajansı’nın bildirdiğine göre Washington’da yapılan ve ABD’deki bir düşünce kuruluşunun düzenlediği “Türk Ordusunun Rolü Üzerindeki Kriz” konulu toplantıya konuşmacı olarak, MHP İstanbul milletvekili Mithat Melen, Dış İlişkiler Konseyi adlı düşünce kuruluşunun uzmanı Steven Cook ve Leigh Üniversitesi uluslararası ilişkiler profesörü ve Carnegie Endowment adlı düşünce kuruluşunun uzmanı Henri Barkey davet edilmişti.

Türk siyasetinde ordunun 1961 anayasasında partilerden daha liberal rol üstlendiğini, ancak zamanla toplumun gerisinde kaldığını ve özellikle 1980 darbesinden sonra değişime direnen bir konuma büründüğünü savunan Barkey, Türkiye’nin de “çok ideolojik bir ülke” olduğunu ileri sürmekteydi.

Siyonist Barkey’in, “Kemalist ideolojinin şu anki durumunun Atatürk’ten kaynaklanmadığını, ondan sonra gelenlerin ideolojiyi katılaştırması nedeniyle bu hale geldiğini” savunması ilginçti

Türkiye’deki değişimde AK Parti’nin önemli bir rol üstlendiğini, ileride tarih yazacakların bunu değerlendireceğini, hükümetin pazar ekonomisinde çok başarılı olduğunu, ancak kültürel ve siyasi liberalizm alanlarında noksanları bulunduğunu, Şemdinli davası dosyasını hazırlayan savcının görevinden alınmasının genç savcılarda ters tepki doğurduğunu öne süren Barkey, buna karşın yargının üst düzey organlarının ise hala orduya destek verdiğini kaydetmişti.

Barkey, “hükümetle ordu arasındaki olan ya da olmayan çatışmanın ülkeyi gelecek haftalarda nereye taşıyacağına dair tahmininin” sorulması üzerine, gerilimin artacağı ve kriz dönemlerinin yaşanacağını belirtmişti. Ağustos ayında TSK’da komuta kademesinin değişeceğini, Genelkurmay Başkanlığına şimdiki Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner’in gelmesinin beklendiğini belirten Barkey, “çok farklı bir dünya görüşüne sahip bir kişilik” olarak nitelendirdiği Orgeneral Koşaner’in “küreselleşmenin Türkiye’nin düşmanı olduğunu ve büyük tehdidin Amerikalılar ve Avrupalılar tarafından fonlanan sivil toplum örgütlerinden geleceğini” savunduğunu öne sürerek:

“Bu durumun bir gerilim kaynağı olabilir. Genelkurmay başkanlarına dair atamanın, Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından onaylanması gerekir. Bu yıl onların, ‘Hayır, ondan hoşlanmıyoruz’ demeleri düşünülebilir” demişti.

Bill Clinton döneminde ABD Dışişleri’nde Siyaset Planlama Dairesi’nde görev yapmış olan Henry Barkey, 12 yıl önce Graham Fuller ile birlikte “CIA’nın Açılım Raporu” adlı bir rapor düzenlemişti. Son aylarda “Kürt Açılımı“ ve “DTP’nin kapatılması” konularında yaptığı açıklamalarla da dikkatleri üzerine çekmişti.

Masonların doğrudan İsrail’e bağlanmasına ve Siyonist amaçlarına hizmetkâr yapılmasına karşı çıkan ve bu yüzden 14. derecedeki Locadan atılan Yüce Katırcıoğlu’nun, Adalet Bakanlığına (18 Haziran 2009. Sayı: 88789), Danıştay Başkanlığına ve HASYK’ya verdiği suç duyurularında belirttiği üzere:

Türkiye’de Mason Locaları’nın büyük bir kısmında İsrail’e bağlılığın başladığı o dönüm noktası “Sebataycı Dr. Ş.Ö’in, Türkiye masonlarının Büyük Üstadı seçildiği 1981 yılının Nisan ayı”dır.  Bunun üzerine 1- Milli Masonlar 2- İşbirlikçi Masonlar diye Loca ikiye çatlamıştır. Umarız Büyük Kulüp üyeleri “Milli safta”dır.

Dr. Ş.Ö. bu planını, henüz Büyük Üstad seçilmeden önce uygun gördüğü hemen bütün masonlarla paylaşmıştır. 1979 yılında da konuyu Yüce KATIRCIOĞLU’na açmıştır. Yüce KATIRCIOĞLU bu görüşme sonrasında kendilerine; “Tasarladığınız ritüel değişiklikleri milli güvenliğimize kesinlikle aykırıdır, bundan vazgeçmenizi isterim” görüşünü aktarmıştır. Bu cevap üzerine aralarındaki “Biraderlik/beraberlik” bağı tamamen kopmuş ve Siyonistler Yüce KATIRCIOĞLU’nu “Gizli amaçlarına karşı ve tehlikeli kişiler” listesine almışlardır.

Yüce KATIRCIOĞLU belgelerinde çok çarpıcı bir tespit var ki, bu tespitin bütün kesimler tarafından çok iyi yorumlanması lazımdır: “Unutulmamalıdır ki, bu ölçekte bir komplonun başarılı olabilmesinin ilk şartı, toplumun “komplo olmadığına” inandırılmasıdır.” (Yani Ergenekon gibi senaryoların ve Davos Donkişotluklarının gerçek olduğu havası yayılmalıdır.

Türkiye’de Siyonizm’e şu ya da bu şekilde destek verenlerin en çarpıcı icraatlarından birinin: “Leyla Zana, Hatip Dicle, Selim Sadak ve Orhan Doğan haklarında verilen ve infazı sürmekte olan “mahkûmiyet kararının” 2004 yılında Yargıtay 9’ncu Ceza Dairesi tarafından bozulmasının olduğu” iddiası eski mason Yüce KATIRCIOĞLU tarafından ileri sürülen en çarpıcı iddialardır.

(Milli Çözüm Dergisi tarafından da defalarca gündeme getirilen) Ankara Belediye Başkanı İ.Melih GÖKÇEK’in ev sahipliğinde gerçekleşen “Glocal Forum” toplantısının ihanet boyutlarının ipuçları da bu belgeler arasında yer almaktadır. Bir Türk vatandaşı olduğunu ileri sürmesine ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından çok değerli bir madalya ile taltif edilmesine rağmen Jefi Kamhi ile “Glocal Forum” tuzağının üstadı azamı sayılan David KIMCHE’nin aslında J.K. ile kardeş oldukları da çarpıcı tespitlerden bir diğerini oluşturmaktadır.

Türk Vatandaşı Jefi Kamhi ile Dr. David KIMCHE (KIMSCHE) arasındaki akrabalık bağları o kadar çarpıcı ipuçları taşımakta ki Türk İstihbarat Teşkilatları içinde yer alan “Meçhul Askerler” bu akrabalık ve ihanet bağı arasında çok önemli bir ipucunu yakalamıştır. Bu nedenle Şalom Gazetesi’nin 22 Aralık 1992 günlü sayısında J.K.’nın kardeşi Dr.David KIMCHE’nin Tel Aviv’de öldüğü yönünde bir “vefat” ilanı yayınlanmıştır. Yayınlatanlar Deyzi-Cako ERPARDO ve Eli-David KOHEN (İstanbul). Ancak öldüğü ilan edilen ve MOSSAD’ın ikinci adamlığına kadar tırmanmış olan Dr.David KIMCHE Haziran 2006’da Ankara’da yapılan “Glocal Forum” toplantısında “hortlamış” ve hatta Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın elini sıkıp yan yana oturmuşlardır. Peki, bu konuyu, yani şaibeli “vefat” ilanını ilk kez sütunlarına taşıyan kim? 12 Ekim 1993 tarihli Zaman Gazetesi’ndeki “Kulis” adlı köşesinde “Taha Kıvanç” yani Fehmi Koru. (Aynı Fehmi Koru, nasıl olmuş ta bir zamanlar karşı olduğu ve bütün hıyanet ve rezaletlerini ortaya koyduğu Siyonist Yahudilerin güdümündeki AKP’ye alkış tutmaya başlamıştır?)

KATIRCIOĞLU, belgeler arasında çok çarpıcı bir aktarımda daha bulunmakta ve “Abdullah Öcalan’ın bize tesliminin ardından, İsrail’li Amotz Asael’in 26 Şubat 1999 tarihli Jerusalem Post Gazetesi’nde yayınlanan “Orta İsrail; Kürt Herzl” başlıklı yazısından bir alıntı yapmaktadır;

“Kürt isyanları onlara kendi Theodor Herzl’lerini getirmelidir…

Diğer taraftan da Kürt Herzl (Öcalan), Türkiye ve AB’yi işin içine çekerek, bir ateşkesten sonra otonomi ilan edebilir.

Türkiye’ye AB üyeliği verilirken, Kürtlerin özerkliği Brüksel’in sürdüreceği diplomasinin ana ayağını teşkil etmelidir.

Biz Siyonistler son yüzyıla, Türklerin nefret ettiği kimseler olarak girdik. Ama şimdi Kudüs, Ankara ile sıkı müttefiktir. Aynı durum Kürtler için de söz konusu olabilir.”

KATIRCIOĞLU, belgelerinde gündemi çok net biçimde sorgulayıp şunları sormaktadır:

“Dört tane Müslüman bir evde toplanıp, yüksek sekse dua etse, bu yargı “Laikliğe aykırı davranıyorlar” diyerek, hemen yakalarına yapışıyor.

Ama, yüzlerce “Sözde Müslüman mason” bir locada toplanıp, Yedi Kollu Şamdan’ı taşıyarak ve Tevrat’tan Ayetler okuyarak ve de Davud Yıldızlı Bayrak açarak (!) Yahudi ayini yaparken (lütfen dikkat Musevi ayini değil), aynı yargı bu “Derin İhanet”i inatla niye örtbas ediyor.”

“1993 yılında İncirlik Üssü’nde hiçbir Türk personelin ve hatta–İncirlik Türk Tesis Komutanının- alınmadığı GİZLİ bir brifingde, sunum yapan Amerikalı, NATO Başkomutanı Org.John Shalikashvili’nin-“Kürtlerin durumu nedir?”- sorusuna şu verdiği cevabı her şeyi açıklamaktadır;

“PKK’nın görevi, Kürt devletinin kuruluş süreci boyunca Türkiye’yi angaje tutmaktır ve Kürdistan açılımına mecbur bırakmaktır.”

KATIRCIOĞLU “Suç Duyurusu” şu ifadelerle son bulmaktadır;

“Bütün ilgilileri de, hem ahlaki hem de yasal görevlerini cesaretle ve gereğince yapmaya ve öncelikle de mason localarını derhal kapatmaya davet ediyorum.”

Ancak KATIRCIOĞLU’nun bu talebini gerçekleştirmesini AKP iktidarından ve Mason bürokrat ve yargı mensuplarından beklemek saflıktır. Bu talebi yerine getirmek bir yana bu suç duyurusuna işlem yapabilmek için öncelikle yetkili ve görevlilerde “şuur” ve “onur” olması lazımdır.

  1. Odatv / 13.02.2010
  2. NOT: Bu çarpıcı yazı http://ausoglu.blogspot.com’dan alınmıştır.
0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Mikail YILMAZ

Mikail YILMAZ

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...