YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6a21dbd1f3fce
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 9 3 0
Bugün : 58220
Dün : 53121
Bu ay : 222438
Geçen ay : 1826018
Toplam : 55931229
IP'niz : 199.16.157.182

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

MUTLAK BUTLAN’DAN, HORTLAK KAOSA!

MUTLAK BUTLAN’DAN,
HORTLAK KAOSA!

Demokrasi, toplumların kendi hür iradesi ve özgür tercihi ile beğenip seçtikleri ve gönül tensibi ile oy verdikleri kimseler eliyle ülkenin yönetilmesidir. Erbakan Hocamızın ilginç tabiriyle “Demokratur Sistemi” ise, halkların ve muhalefet kanadının aldatılıp mecburi yönlendirilmeye tâbi tutularak, zalim ve hain güçlerin kendi sömürü ve iktidar saltanatlarını oluşturma hilesidir. Zorbalığa dayanan bu fırsatçı ve fesatçı kafalara göre en büyük tehlike; halkın uyanması ve muhalefetin rağbet kazanması halidir. Bu nedenle muhalefeti parçalamak ve halka umut olmaktan çıkarmak için çeşitli tuzaklar tertiplenir. Kur’an-ı Kerim böyle zalim, hain ve hileci iktidarları FİRAVUN REJİMİ olarak bildirmektedir.

Kasas Suresi 4. ayetinde:

“Hakikaten Firavun, yeryüzünde (içinde bulunduğu ülkede) yücelik taslayıp başkaldırmış (insanları kendisine mecbur ve mahkûm bırakıp rahat yönetmek ve karşıt muhalefet cephesi oluşturmalarını önlemek için) oradaki (kendi) halkını da çeşitli fırkalara ayırıp parçalamıştı. (Bu şekilde tebaasını; yönettiği toplum tabakalarını bölük pörçük edip) Onlardan rakip gördüğü bir taifeyi, zayıflatarak ezmek istiyor; (böylece güçten düşürmek üzere erkek) çocuklarını boğazlıyor ve kızlarını hayatta bırakıyordu. Çünkü (Firavun) gerçekten o (fırsatçı) fesatçılardan (Hak düzeni ve halkın dirliğini bozanlardan)dı…” buyurup bu demokratur diktatörlere dikkatimizi çekmektedir.

Günümüzde ve ülkemizde de; kendileri dış güçlerin güdümünde, Siyonist ve emperyalist merkezlerin dümeninde hareket eden, ama içeride hiçbir rakibe ve ciddi muhalefet ekibine tahammül edemeyen… Bu nedenle muhalefeti parçalayıp güdükleştirmek isteyen çağdaş Firavunlar, Erbakan Hoca’nın tabiriyle “Demokratur” kafalar, Türkiye’mizin en sıkıntılı problemidir. Dikkatinizi çekerim, bu politik çelmeler ve siyasete olan güvensizlik sonucu, anketlerde “Kararsızların, tarafsızların ve umutsuzların” toplamı yüzde otuza yaklaşmış ve en büyük parti halini almış vaziyettedir. Bu nedenle ısrarla diyoruz ki artık “Milli Mutabakat” son ve tek çaredir!..

21 Mayıs 2026 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinde, yani ilgili istinaf mahkemesinde ve hiç umulmadık bir süreçte ve enteresan bir şekilde CHP’ye yönelik verilen MUTLAK BUTLAN kararı, sadece CHP’yi değil bütün ülkeyi karıştırmış ve dengeleri sarsmıştı. Hatırlayınız, daha önce Özgür Özel Saray’a çağrılmış ve önüne -muhtemelen- Ekrem İmamoğlu’nun İngiliz Büyükelçisiyle irtibatlarının ve bazı karanlık icraatlarının bilgi ve belgeleri olan dokümanlar kendisiyle paylaşılmış ve bir nevi uyarılmıştı. Anlayacağınız; Ekrem İmamoğlu’nun İngiltere CFR’si sayılan Chatham House bağlantıları ve devletin bu husustaki kaygıları Özgür Özel’e aktarılmıştı. Bu dış bağlantılı Ekrem İmamoğlu’nun, Özgür Özel üzerinden CHP’yi kuşattığı ve Cumhurbaşkanı olması durumunda geleceğimizi ve güvenliğimizi riske atacağı kulağına fısıldanmıştı.

Bu süreçte, Özgür Özel’in birkaç kere, “Müesses sistemle görüşmeler yaptık ve mutabık kaldık…” anlamında cümleler kurdukları hatırlanmakta, ama sonradan yine Chatham House’un çekim alanına kaydıkları anlaşılmaktadır.

Kılıçdaroğlu, Devlet adına mı konuşmaktaydı?

Sn. Kemal Kılıçdaroğlu, Kurban Bayramı sürecinde CHP Genel Merkezinde yaptığı konuşma metninde: “Bugün burada CHP’nin tarihsel namus ve haysiyetini, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik güvenliğini ve devlet aklının geleceğini konuşmak üzere bulunmaktayım” ifadeleri devlet adına hareket ettiğinin itirafı ve kanıtıydı.

Sn. Kılıçdaroğlu’nun, eline tutuşturulan metne sadık kalarak yaptığı konuşmada: “Mesele sadece kurultay meselesi değil; Türkiye’de siyasetin millet iradesi üzerinden mi, yoksa aparatlar (dış güçlerin figüranları) üzerinden mi şekillenip yürütüleceği meselesidir!” çıkışlarında; Ekrem İmamoğlu’nu, onun arkasındaki dış odakları ve bunların güdümüne giren Özgür Özel takımını hedef aldığı açıktı. Aynı konuşmasında; “Dışarıda iktidar arayanlar, kapalı kapılar arkasında dış mihraklardan medet umanlar…” tespitleriyle de yine aynı şahısları kastettiği sırıtmaktaydı. Soru şuydu: Kemal Bey’e arka çıkan devlet miydi, iktidar mıydı?

Bu arada Devlet Behçeli’nin: “Yargıtay Mutlak Butlan’la ilgili kararını bir an evvel vermelidir.” çıkışı üzerine, Sn. Erdoğan’ın talimatıyla, İçişleri ve Adalet Bakanlarının, ellerindeki kalın dosyalarla Bahçeli’yi ziyaret etmeleri de enteresandı. Acaba o dosyalarda neler vardı ve Devlet Bahçeli nasıl karşılamıştı? Yakında kokusu çıkacaktı!.. Ve Saray bu gelişmelerden niçin tedirgin ve telaşlıydı?

Eski CHP Ankara Milletvekili ve Kılıçdaroğlu’na yakın Bülent Kuşoğlu’nun Cansu Çamlıbel’e verdiği röportajda:

“2023 seçimlerinin, (devlet tarafından) Erdoğan lehine manipüle edildiği biliniyor!..”

“Erdoğan sonrası ülkeyi bir kaos bekliyor; şimdi devlet buna çareler arıyor!..”

“Özgür Bey de, Mansur Bey de CHP’nin Cumhurbaşkanı olabilir” diyor ama Ekrem İmamoğlu’nu söylemiyor!..

“Atatürk Cumhuriyetinin yaşatılması gerekiyor, ama uyduruk post Kemalizm tehlikesinin de fark edilmesi ve engellenmesi icap ediyor!..”

Şeklinde anlaşılmaya ve yorumlanmaya müsait ifadeleri üzerinde de dikkatle durmak lazımdı…

Hatırlayalım; Erbakan Hoca bir Meclis konuşmasında: “‘Biz daha önce, Atatürk yaşasaydı, Milli Görüşçü olacaktı!’ demiştik… Bakın Atatürk döneminde:

1- İngiliz ve ABD mandasına kesinlikle karşı çıkıp, bağımsızlık aşkına Samsun’a çıkmışlardı.

2- Yerli malı haftası kutlanırken, dış borçla değil, yerli ve milli imkânlarla kalkınmamız gereğini hatırlatmıştı.

3- O dönemde Kayseri Uçak Fabrikası açılmıştı.

4- Kabotaj Bayramı ile, milli ve güçlü deniz taşımacılığına öncülük yapmıştı.

5- Hiçbir ülkeye dış ziyaret yapmamış, yabancılara zaafiyetimizi ve onlara ihtiyaç hissettiğimizi göstermekten sakınmıştı.

Biz de bugün bütün bu amaçlar için çırpınmaktayız. O nedenle ‘Atatürk yaşasaydı, Milli Görüşçü olacaktı!’ sözümüz kuru bir iddia sanılmasındı!.. Bu vesileyle Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni herkes bir daha okumalıydı.” buyurmuşlardı.

Şimdi O Atatürk’ün kurduğu CHP; asli kodlarından ve Milli duyarlılıklarından koparılıp İngiltere CFR’si Chatham House’un güdümüne sokulmaya uğraşılmakta; bu gizli kuşatma ise Ekrem İmamoğlu üzerinden başarılmaya çalışılmaktadır.

Siyonizm’in ABD ekolünden, yani AKP’den bıkıp usanan halkımızı şimdi Siyonizm’in İngiltere Ekolü Chatham House’un güdümüne sokmaya çalışmak, bilmeden yapılıyorsa gaflet ve cehalet, yok bilerek yapılıyorsa hıyanet sayılır.

Daha önce bu gaflet ve hıyaneti; Erdoğan’ın yerine Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı yapalım diyen malum kişiler ve partiler yapmışlardı.

Özgür Özel, bu gelişmelerden sonra Silivri’yi ziyaret ederek, Ekrem İmamoğlu’yla 3 saat, diğer tutuklu Belediye Başkanlarıyla 4 saat, toplam 7 saat görüşmeler yapmak zorunda kalmıştı. Önce Saray ziyaretinde bazı teklif ve tavsiyeleri olumlu karşılayan Özgür Özel’in daha sonra Ekrem İmamoğlu safına tekrar yanaşması dikkatlerden kaçmamıştı.

Kılıçdaroğlu: “Geçmişte birtakım FETÖ’cü hainleri tanımayıp içimize aldığım için çok pişmanım ve sizlerden özür dilemek zorundayım” anlamındaki itirafları da oldukça önemli ve anlamlıydı.

Şimdilik Saray iktidarı ve Cumhur İttifakı, CHP’nin bölünmesini; kendi iktidar, ikbal ve ihtirasları için yararlı sansalar da, önümüzdeki süreçte hangi gelişmelerin yaşanacağını ve bunların hangi sonuçlar doğuracağını hesap edemedikleri anlaşılmaktaydı.

Büyük strateji; önce Ana Muhalefetin ıslahı ve intizama sokulması; sonra mevcut iktidarın iflasına ve Milli Mutabakat inkılabına zemin hazırlanmasıydı!..

Elbette sorulacaktı:

Devlet; Ekrem İmamoğlu’nun, İngiltere’nin Siyonist Merkezleriyle gizli ve kirli ilişkilerini biliyor ve belgeliyor da; başkalarının ABD Siyonist-Yahudi mahfilleriyle sinsi münasebetlerini… BOP’la ilgili tehlikeli ve gayrı milli görevlerini bilmiyor ve adım adım belgelemiyor olamazdı… Aynı devletin; Türkiye’mizin her yönden kuşatıldığını… Terörsüz Türkiye kılıfıyla parçalanmaya hazırlandığını… Ekonomik olarak iflasın eşiğine dayandığını… Ahlâki ve ailevi yönden çok tehlikeli biçimde yozlaştırıldığını… hâlâ fark etmediğini sanmak saflıktı!..

“Her yaptığımız yanımıza kâr kalıyor… Devlet bize muhtaç; onun için yularımızı uzatıyor!” sananlar ve asla hesaba çekilmeyecekleri rahatlığına kapılanlar da aldanmaktaydı… Kaldı ki, herkes aldansa ve yanılsa da, hâşâ Allah’ı atlatmak ve İlahi adaletten kaçıp kurtulmak imkânsızdı…

ABD Yahudi CFR’sinden sıkıldık, İngiltere “KeFeRe”sine sığınalım!

Ülkemizde, ortaya atılan “yeni eksen” kapışması tüm şiddetiyle devam ediyordu. Bu arada MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “TRÇ İttifakı” hamlesi geliyordu. Ardından Saray İktidarı ile AB temsilcileri arasında süregiden kapışmaları ve ABD’nin Ankara Büyükelçisi kılıklı Ortadoğu valisi Tom Barrack’ın Ortadoğu diktatoryası ve Tayyip Erdoğan övgüleri başlıyordu.

“Türkiye’nin ekseni” tartışmaları bugüne kadar ana 2 hat üzerinden yapılıyordu. Birincisi; ABD kontrolünde Saray’ın yürüttüğü, Türkiye, Pakistan, Mısır, Suudi Arabistan ekseni oluyordu. Buna, Tom Barrack da Türkiye için yeni bir rejim modeli çizerek sürekli destek atıyordu. İkincisi ise; Devlet Bahçeli’nin ortaya attığı, Türkiye, Rusya, Çin (TRÇ) ittifakı ekseni oluyordu.

Ve, “Türkiye’nin ekseni” tartışmalarının üçüncü ana başlığı da Londra’dan açılıyordu. Abdullah Gül, 22 Nisan 2026’da Yunanistan’da Delphi Ekonomi Forumu’nda yaptığı konuşmada bunu ilan ediyordu.

Abdullah Gül’ün kendi resmi internet sitesinde konuyla ilgili şu haber yer alıyordu:

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Yunanistan’da katıldığı 11. Delphi Ekonomi Forumu’nda küresel düzene ve Ortadoğu’daki çatışmalara dair uyarılarda bulunmuşlardı. ABD’nin İran’a yönelik doğrudan müdahalesini “uluslararası kurallara indirilmiş bir darbe” olarak nitelendiren Gül, Avrupa’nın ABD’ye güvenmeyi bırakıp İngiltere’den Türkiye’ye uzanan stratejik bir güvenlik projesi başlatması gerektiğini vurgulamıştı. Küresel krizlerin ve jeopolitik kırılmaların gölgesinde Yunanistan’da düzenlenen 11. Delphi Ekonomi Forumu’na katılan 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, konuşmasında kurallara dayalı uluslararası düzenin bizzat en güçlü devletler tarafından tahrip edildiğine dikkat çekip; Gazze, Lübnan ve İran’daki son gelişmeleri mercek altına almıştı. Gazze’deki durumun; uzmanlar ve BM raporlarına göre bir “soykırım” boyutuna ulaştığını belirten Gül, ABD’nin İran’a yönelik doğrudan askeri müdahalesini bir dönüm noktası olarak tanımlamıştı. Washington’ın bu operasyon için hiçbir hukuki zemin aramadığını ve uluslararası onay almaya çalışmadığını ifade eden Gül, şu sert eleştirileri yapmıştı:

“İsrail ve lobileri, Amerikan Başkanı’nı İran’a saldırmaya itmeyi başardı. En büyük askeri gücün, güç kullanma kararı alma süreci gün yüzüne çıktı ve bu şok edici. ABD’nin ‘bütün bir medeniyeti yok etme’ retoriği, onun demokratik dünyanın lideri imajını yaraladı. Dünyanın gözünde yok olan İran medeniyeti değil, Amerikan imajı oldu.”

ABD’nin eylemlerinin Körfez ülkelerinde de derin bir güven kaybına yol açtığını belirten 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Washington’ın İsrail’i desteklemek uğruna tüm bölgeyi riske atan “öngörülemez bir ortak” haline geldiğini paylaşmıştı. Bu güç boşluğunun Çin tarafından doldurulduğuna dikkat çeken Abdullah Gül, Pekin’in artık Washington’dan daha öngörülebilir bir stratejik ortak olarak görüldüğünü ve ekonomik üstünlüğünün yanına stratejik bir zafer ekleyebileceğini hatırlatmıştı.

Şimdi bundan sonrasını dikkatle okuyalım;

Konuşmasının son bölümünde Avrupa’nın geleceğine dair stratejik bir vizyon çizen Abdullah Gül, ABD’nin artık Avrupa için de güvenilmez bir aktör haline geldiğini ve kıtanın güvenlik sağlayıcısı olmaktan vazgeçtiğinin sinyallerini verdiğini vurgulamıştı. Avrupa’nın stratejik özerkliğe ulaşması gerektiğini savunan Gül, Yunanistan’ın başkentinden Avrupa başkentlerine şu mesajı aktarmıştı:

“Avrupa’nın sadece AB ile sınırlı kalmayan, İngiltere’den Türkiye’ye uzanan büyük bir vizyona dayalı bir projeye ihtiyacı vardır. Ankara, bugün Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu askeri kapasiteye ve stratejik erişime sahip durumdadır. Karadeniz Tahıl Koridoru, Filistin ve İran’daki diplomatik çabalar bunun son örnekleri sayılır. Türk-Yunan sorunları ve Kıbrıs meselesi, Avrupa’nın bu yeni güvenlik projesinin önünde bir engel olmaktan çıkarılmalıdır!..”

Abdullah Gül’ün Yunanistan’dan Ankara’ya duyurduğu “yeni eksen”; “İngiltere’den Türkiye’ye uzanan vizyon” olmalıydı. Bu “talimat Londra’dan gelmiştir” demekte haksız mıyım?..[1] soruları hâlâ yanıtsızdı.

FETÖ yerine MENZİL Tuzağı!

Saray ile CHP arasında el altından yürütülen görüşmeler yapılmıştı. Saray’da bu konuyla ilgili tam bir görüş birliği sağlanamamıştı. Saray’ın esas karar alıcı mekanizması ikiyi bölünmüş durumdaydı. AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ve Adalet Bakanı Akın Gürlek, artık bu davanın “Mutlak Butlan” kararı ile sona erdirilmesinden memnunlardı. Buna karşılık Saray İktidarının ağır abilerinden Bülent Arınç, Efkan Ala ve Hayati Yazıcı “Mutlak Butlan”a karşı çıkıyorlardı. Özgür Özel ile CHP’nin yola devam etmesinin “AKP için daha hayırlı” olacağı görüşünü savunuyorlardı. Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile FETÖ tutuklusu bir akrabasının babasının cenazesinde yaşananları anlatırken, Arınç, akrabasının kelepçesinin çözülmesi için Özel’in devreye girdiğini belirterek, “O benim kahramanım. Özgür Özel benim hukukumu korudu. Ben bunu unutmam” buyurmuşlardı. Şimdi de Bülent Arınç, Özgür Özel’in kelepçelerinin çözülmesi için yoğun gayret gösteriyorlardı.

Yeni FETÖ, Menzil mi olacaktı?

Menzil elebaşısı Saki Elhüseyni; cemaat içi konumunu sağladıktan sonra Orta Asya’ya çıkartma yapmıştı: Orta Asya’da FETÖ sonrası Menzil hareketliliği başlamıştı!

Menzil’in Cemaat tabanı ile kardeşleri arasındaki rekabette öne geçen Saki Elhüseyni, Orta Asya’ya da açılmaya başlamıştı. Bu kapsamda Saki; Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan’a ziyaretler yapmıştı. Ziyaretleri kapsamında Saki, Cumhurbaşkanı Sadyr Japarov ile Kırgızistan Müslümanları Dini İdaresi Başkanı (Kırgızistan Diyanet Başkanı) Abdulaziz Zakirov ile buluşmuşlardı. Liderlik rekabetinde Cemaat tabanıyla öne geçen Saki, 72,2 milyon TL sermayelik şirketlerle beslediği kendi kurumsal yapısı “Serhendi Vakfı”nın da örgütlenmesini genişletme çabasındaydı. Vakıf; Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda, Belçika, Avusturya, Danimarka ve İskoçya’da örgütlenmeye başlamıştı. Yurt dışı kapsamında yeni bir adım atan Saki; bu ay içinde Orta Asya’ya çıkartma yapmıştı. Orta Asya ziyaretlerini tamamlayan Saki; ardından İngiltere’ye geçerek, Serhendi Vakfı’nın Londra’daki tekkesini teftiş buyurmuşlardı.

Bu haber, sizde de bir “parallel”lik çağrısı yapmadı mı?..

Menzil cemaatinin Saray İktidarındaki ağırlığı aşikârdı!.. Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı gibi birçok yerde örümcek ağlarını itina ile örüyorlardı. Menzil şeyhine açıktan bağlılık yemini eden eğitim müdürleri vardı. Emniyet teşkilatında da etkinlikleri artmaktaydı. Ekonomik güç olarak da giderek öne çıkmaktalardı.

Geçen yıl (2025), CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada “Menzil cemaati lideri Saki Elhüseyni’nin Tayyip Erdoğan’la ‘Külliye’de randevusuz görüştüğü iddialarını” gündeme taşımıştı. Görüşmede, kamuya yararlı dernek statüsü ve cemaat içi uzlaşı taleplerinin gündeme geldiği kulislere yansımıştı.

Ya Adil Düzen Kurulacak, veya Zulüm ve Sefalet Daha da Artacaktır!..

Maalesef dünyamızı, Gazze’de, Filistin’de, İran’da ve Lübnan’da yaptıkları katliam ve tahribatları yüzünden, vicdan ehli milyarlarca insanın nefret ve lanetine uğrayan zalim ve kuduz İsrail zihniyeti, yani Siyonizm yönetmektedir. İşbirlikçi iktidarlar ise bu Siyonizm’in kiralık hizmetçileridir.

Dünyanın bir tarafında özellikle Afrika, Asya ve Güney Amerika’da sefalet ve zulüm; diğer tarafında Avrupa ve Amerika’da ise sefahat var.

Afrikalı çocuklar açlıktan kırılırken, 6 Batı ülkesinin köpek ve kedi maması için bir haftada harcadığı para 1 milyar dolar. Kadınları sadece makyaj için her yıl 75 milyar dolar harcıyor. Dünyanın ilk 10 zengininin toplam serveti şahıs olarak 200 milyar dolardır. Buna karşılık, en fakir 20 ülkenin borçlarının tamamı sadece 10 milyar dolardır. Sadece Euro Disney’in inşaatı için harcadıkları para bile bundan fazladır. Oysa zengin ülkeler, sahip olduklarının %1’ini fakir Afrika’ya verseler tek bir yoksul, tek bir aç kalmayacaktır. İşte böylesine acımasız ve insafsız bir düzendir bu faizci sömürü saltanatı. Bu nizamın yürümesi ve insanlığa huzur getirmesi imkânsızdır. Bu nizam bir ezen-ezilen çarkıdır. Tıpkı Komünizm gibi bu düzen de yok olacaktır. İşte biz bu adaletsizlik ve haksızlıkları ortadan kaldırmak için ısrarla ve bıkmadan Adil Düzen’i anlatıyor, Adil Düzen’i savunuyoruz, ve mutlaka kurulacaktır.

Çünkü, diğer bütün Batılı sistemler temelde birbirinin aynıdır. Hepsi faizcidir, fırsatçıdır; vergiyi zenginden değil fakirden alır. Karşılıksız para basar. Paranın değeri emirle düşürülüp emirle çıkarılmaktadır. Bankaları âdeta bir emme basma tulumbası gibi çalışmaktadır. Kredileri zengine verirler ama batık kredilerini fakir fukaraya ödettirirler. Birbirlerini tenkit ederken iddiaları “Ben ondan daha az acıtacağım.” olmaktadır.

Oysa, Adil Düzen’de faiz olmayacaktır, haksız vergiler kalkacaktır, paranın değeri hak ölçüsü olacak, karşılıksız para basılmayacak, krediler adil ölçüler içinde ülkeye yararlı iş yapacak kimselere dağıtılacaktır. Böylece, herkes bugünkü düzende bir ekmek aldığı parayla üç ekmek alma imkânına kavuşacaktır. İşletmeler aynı sermayeyle bugünkünün üç misli fazla üretim yapacak, her şeyin fiyatı üçte birine düşüp ucuzlayacak, herkes üç misli fazla satın alma gücüne kavuşacaktır.

Adil Düzen’de, hangi inançtan, hangi soydan olursa olsun bütün insanlık doğuştan gelen ve değişmeyen haklara sahip olacaktır. Bunlar peygamberlerin öğrettiği haklardır. Herkesin ifade hürriyeti, öğrenim hürriyeti, örgütlenme hürriyeti, yaşama hürriyeti, ibadet etme hürriyeti vardır. Bu hürriyetlerde bir noksanlık varsa o ülkede insan haklarından bahsetmek boşunadır. Bunlar temel insan haklarıdır. Hak dediğimiz zaman bunu böyle anlayıp uygulamamız lazımdır.

Siyonist emperyalist ABD ve İsrail’in; Gazze, Lübnan ve İran’da, Rusya ve Avrupa’nın Ukrayna’da savaş ve yıkım için harcadıkları 100 milyar dolar ile fakir ülkelerin tamamının altyapı, sağlık, barınma ve gıda ihtiyacı karşılanırdı. Ukrayna, Filistin, İran ve Lübnan savaşlarının tahribatlarının yeniden onarılması için ise 1 trilyon dolar lazımdı. Avrupa, Amerika, Rusya, Çin, İsrail; kendi halklarından ve mazlumlardan sömürüp çaldıkları milyarları bu savaşlarda harcamaktalardı…

Son Soru: Peki şu 24 yıllık AKP iktidarında, şu gariban milletimizden esirgenip saklanan kaç yüz milyar dolarlar, yabancı şirket ortaklı yandaşlara dağıtılmıştı, Siyonist bankalara kaç yüz milyar dolar faiz aktarılmıştı ve bu paralar ülkemize ve milletimize harcansaydı Türkiye Almanya’yı, Japonya’yı nasıl geride bırakacaktı?

  1. 24 Nisan 2026 / ahttakan@gmail.com
5 9 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Abonelik
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...