NATO BAĞLILARINA!
Gâvura uşaklık, yapmıyorsanız
Hiç size madalya, nişan takar mı?..
Din deyip dünyaya, tapmıyorsanız
Haçlı size böyle, sıcak bakar mı?
NATO dedikleri, Siyonist Paktı
Düşmanı İSLAM’dır, HAÇ’lı çıraktı
Libya’yı Irak’ı, beraber yaktı
Hiç mü’min mü’mine, silah sıkar mı?..
Bin yıl biz Haçlı’yla, niye kapıştık
Sakarya Kıbrıs’ta, savaş yapmıştık
Tarihi unutup, nasıl sapmıştık
Ahmaklar düşmandan, hile çakar mı?..
Bir delikten yirmi, kere ısrılan
Ahmaktır ya korkak, köşe kıstrılan
Ezik kahramandır, daim bastrılan
Ki zalim değilse, Gazze yakar mı?
Kur’an’ı bırakıp, HAÇ’a sarılmam
Münafık fasıkça, sevlip kayrılmam
Öldürseler bile, asla ayrılmam
Sadık olan kullar, Hakk’tan bıkar mı?
İslam engel görür, Yahudi kâhin
İşbirlikçi ona, kiralık hain
Zalime hizmetçi, Millete şahin
Zerre vicdan olsa, Dinin yıkar mı?
İrfanı insafı, olmayan sefil
Hakikat yolundan, yan çizen gafil
Hainler mazluma, olur mu kefil
Gönül üzülmezse, gözyaş akar mı?
Casus başta iken, düşman ne gerek
Gafil destek olur, tesbih çekerek
Sözü Ayet Hadis, özü engerek
Yılan değil ise, masum sokar mı?
NATO alkışlıyor, AB yağlıyor
Bak kimler iktidar, imkân sağlıyor
Şu barbar BATI’ya, umut bağlıyor
Vicdan olsa MİLLİ, ÇÖZMÜ tıkar mı?

AZ KALDI!
Nato zalimlerini ağırlatıp bizlere bu utancı yaşatanları Rabbimiz bildiği gibi yapsın! Bu kadar zulüm yapılmışken hâlâ hem görüşmeler yapıldı bir taraftan hem Gazze hemde İran vuruldu bu ne demek oluyordu biz bu zulümleri birlikte yapıyoruz… İşbirlikçiyiz yani!
Ey zavallılar siz bilmiyor musunuz zulüm asla payidar olmaz! Bu ne aşağılık bir durumdur böyle!
Zalimler istemese de Rabbimiz nurunu tamamlayacaktır! ! Amiin inşaAllah!
“NATO Bağlılarına!” Kur’ani Bir Bakış
“NATO Bağlılarına!” başlığıyla kaleme alınan bu tarihi şiir, sadece edebi bir vesika değil; küresel Siyonizm hile rejimlerinin ve yerli işbirlikçilerin maskesini aşağı indiren Kur’ani bir hakikat tokadıdır.
Şiirin her bir mısrası, vicdanları sarsarken adeta Meal-i Kerim sitemizdeki sarsılmaz ayetlerin günümüze çarpan birer yankısı gibi zihinlerimizi aydınlatmaktadır. Daha ilk mısralarda can evimizden vurarak, Batı’dan madalya alanların ve küresel güçlerin takdirine mazhar olanların neye hizmet ettiğini sorgulayarak, bugün küresel emperyalizmin el üstünde tuttuğu kişiler, Bakara Suresi 120. ayetteki o sarsıcı İlahi uyarıya bakmalıdır.
Yüce Rabbimiz; “Sen onlarınmilletlerine (Siyonist ve emperyalist emellerine ve zulüm düzenlerine) tâbi olmadıkça Yahudi ve Hristiyanlar, kesinlikle Senden (ve Ümmet-i Muhammed’den) asla razı olacak (memnun kalacak) değillerdir. (Eğer Yahudi ve Hristiyanların zalim takımı, Müslüman bilinen kimselerden razıysa ve yardımcı oluyorlarsa, anlayın ki bunlar, kendilerinin güdümüne girmişlerdir.)…” buyurarak sınırları çizmiştir. Buradan anlaşılıyor ki, eğer bir kâfirler veya Siyonist odaklar sana madalya takıyor ve seni taltif ediyorsa, sende tavizkâr bir durum başlamış demektir.
Dini sadece dünyalık makam ve çıkarlara basamak yapan işbirlikçi gafiller ise bu acı gerçeği idrak etmekten fersah fersah uzaktır.NATO denilen yapının aslında Siyonizm’in coğrafyamızı tarumar etmek için kullandığı askeri bir sopadan ibaret olduğunu haykırmaktadır. Irak’ta, Libya’da ve Suriye’de milyonlarca dindaşımızın kanını döken, şehirleri yerle bir eden bu şer ittifakına gözü kapalı teslim olanlar, Maide Suresi 51. ayetteki dehşetli uyarının tam hedefindedirler. Yüce Rabbimiz; “Ey iman edenler! … Yahudilerin (ırkçı emperyalist kesimlerini ve yine haksızlık ve ahlâksızlık hedefleyen bazı) Hristiyan (merkezlerini) veliler (yöneticiler) edinmeyin. (Onları dost ve dürüst zannedip, kendinize idareci, karar verici olarak kabullenmeyin. Zulüm ve hıyanet örgütlerine ve girişimlerine destek vermeyin.) Çünkü onlar, (sizin değil) birbirlerinin dostları ve destekleyicileridir. (Artık) Sizden her kim onları dost (ve rehber) edinip (peşlerine giderse), kesinlikle o da onlardandır.” buyurarak bizleri uyarırken, bir Müslümanın kendi din kardeşine namlu doğrultan şer paktlarının kuyruğu olması iman ve akıl dışıdır.
Unutulmamalıdır ki milli bir tarih şuuru ve basireti olmayan toplumlar, zamanla coğrafya sınırlarını ve bağımsızlıklarını da yitirmeye mahkûmdur. Biz bu topraklarda bin yıl boyunca o Haçlı zihniyetiyle İslam’ın ve insanlığın namusunu korumak için çarpıştık. Çanakkale’de, Sakarya’da ve Kıbrıs’ta çok büyük bedeller ödedik. Şimdi ne değişti de o gün canımız pahasına durdurduğumuz Batılılarla bugün müttefiklik masalarında saf tutuyoruz?
Âl-i İmrân Suresi 118. ayette buyrulduğu gibi, kendimizden olmayanları sırdaş edinmenin ve onların hain emellerine kapılmanın faturası çok ağır olacaktır.Tarih boyunca defalarca aldatılmış olmalarına rağmen hâlâ aynı Batılı odaklardan merhamet ve adalet bekleyenlerin hazin durumu ise tam bir akıl tutulmasıdır. Hz. Peygamber Efendimiz’in; “Mü’min, bir delikten iki defa ısırılmaz” şeklindeki meşhur ikazına rağmen, başımızdaki bugünün işbirlikçi yöneticileri adeta binlerce kez ısırılmaya doymamış bir gaflet sergilemektedirler. Gazze’miz cayır cayır yanarken, kundaktaki bebekler katledilirken hâlâ barbar Batı’dan, katil İsrail uşağı Amerika’dan ve Siyonistlerin hizmetkârı olan Birleşmiş Milletler’den medet ummak, korkaklığın ve ezikliğin en uç noktasıdır. Katillerin ve zalimlerin vicdanına sığınarak ayakta kalacağını sanan bu pısırık anlayışa karşı, Hakkı sarsılmadan savunan Milli Çözüm sadıklarının duruşu ve gayreti bir güneş gibi parlamaktadır.Hakiki bir mü’min, dünyalık koltuklar veya geçici menfaatler için asla Kur’ani çizgisinden ve Erbakan Hocamızın insanlığın kurtuluşu ve refahını sağlayacak Adil Düzen projelerinden sapmaz ve sapsarı kesilmiş, çürümüş ve artık hayrı kalmamış Haçlı planlarına ve projelerine sarılmaz.
Kur’an’da; “Ey iman edenler! (Her konuda) Allah’tan korkun (Kur’an’ın ve Resulüllah’ın yoluna uyun) ve (Hakk davasında sağlam duran) doğru (sadık)larla birlikte olun (ki iman; Hakka tarafgirlik ve davaya sadakattir).” (Tevbe: 119) ayetinde emredildiği üzere, Allah’tan hakkıyla korkup sadece sadıklarla beraber olanlar, kâfirin iltifatına değil yalnızca Allah’ın rızasına talip olarak bu yolda canları pahasına yürümeyi şeref bilirler.İslam coğrafyamızdaki en büyük zararlar ve yıkımlar ise maalesef dışarıya karşı süt dökmüş kedi gibi ezilip büzülen, fakat kendileri mazlum halkına ve dindaşlarına karşı aslan kesilen yerli işbirlikçilerdir. Nisa Suresi 139. ayette Cenab-ı Hak; “(Münafıklar) Ki onlar mü’minleri (İslam kardeşliği cephesini) bırakıp, kâfirlerin (ve zalimlerin) velayetini-himayesini (haksızlık ve ahlâksızlık temelli Haçlı birlikteliğini) hedef ittihaz ediniyorlar. (Bu münafıklar) İzzeti (şeref, huzur ve hürriyeti) onların (bâtıl ve barbar odakların) yanında mı arıyorlar? Oysa bütün izzet (kuvvet ve haysiyet) kesinlikle Allah’ındır (ve İslam’dadır).” buyurarak açıkça tasvir ettiği bu tipler, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinerek gücü ve şerefi onların yanında aramaktadırlar. Oysa izzet ve şerefin tamamı yalnızca Allah’a aittir.
Gazze’deki soykırıma, feryat eden anaların çığlığına yüreği sızlamayan, ticari ortaklıklarını ve gizli anlaşmalarını bozmaktan korkan bu gafiller güruhu, Nisa Suresi 75. ayetteki ilahi hesaba nasıl cevap vereceklerdir? Rabbimiz, “(Ey Müslümanlar!) Size ne oluyor (ve nasıl bir vicdani sorumsuzluğa kayıyorsunuz) ki; ‘Ya Rabbi, ehli (ve idarecileri) zalim olan şu ülkeden (ve şu düzenden) bizi (kurtarıp, huzura ve refaha) çıkar, bize Kendi katından bir sahip gönder ve bize Kendi rahmetinden bir yardımcı ver’ diye yalvarıp duran; erkek, kadın ve çocuklardan oluşan aciz ve çaresiz (nice mazlum müstaz’af) kimseleri (kurtarmak) için Allah yolunda (çalışıp) çarpışmıyorsunuz? …” ikazını buyurduğu halde, zalimlerin kefaletine sığınarak dilsiz şeytanlığı seçenlerin sonu hüsrandır.
En tehlikeli güruh ise şüphesiz ağzından ayet ve hadisleri düşürmeyen ama arka planda Siyonist çarkın dönmesine su taşıyan din istismarcılarıdır. Bu engerek tipli münafıklar, masum kitleleri yalan vaatlerle oyalayıp uyuturken küresel Siyonizm vahşetine hizmet ve uşaklık etmektedirler.İşte tam bu noktada, sömürgeci Batı’nın ve AB kapılarının uşaklığını yapan NATO kafalı işbirlikçiler, feryat ederek uyuyan mazlum vicdanları uyandıran Milli Çözüm’ün Kur’ani analizlerini sansürlemeye ve sesini kısmaya yeltenmektedir. Çünkü Milli Çözüm, onların yalanlarını, sahte maskelerini ve kirli ortaklıklarını bir bir gün yüzüne çıkarmaktadır.
Bizler, Milli Çözümcüler olarak her şart altında Hakkı söyleyerek mazlumların yanında durmaya ve Erbakan Hocamızın Adil Düzen anlayışı doğrultusunda, yalnızca Allah’ın rızasını gözeterek üzerlerine ölü toprağı serpilmiş uykudaki insanları uyandırmaya devam edeceğiz.
İnşallah…
Şiirde; yapılmaması gerekenler üzerinden mümin tarif edilmiştir. Eğer kitleler bu tarifleri içselleştirirlerse, iktidar ve güç sahipleri bu kitleleri kandıramazlar. çünkü müminin söylediği ile yaptığı birbiriyle uyumludur.
KUVVET KUDRET SAHİBİ YALNIZ CENABI ALLAHTIR. İSLAM BİRLİĞİNİ ELİNİZİN TERSİYLE İTİP HAÇ’LI BİRLİĞİNE SARILSANIZDA, DÜNYEVİ MENFAATLERİNİZ İÇİN SÜPER GÜÇ ZANNETTİĞİNİZ DEVLETLERE TESLİM OLSANIZDA ALLAH NURUNU TAMAMLAYACAKTIR. YERYÜZÜNDE ZALİM DÜZENLER YIKILACAK ADİL BİR DÜZEN MUTLAKA KURULACAKTIR. NE MUTLU BU UĞURDA CANLA BAŞLA ÇALIŞANLARA. NE MUTLU BUNU YERYÜZÜNE HAKİM KILACAK SAYISI AZ TOPLULUĞA..RABBİM BİZLERİ ADİL DÜZENİ YERYÜZÜNE HAKİM KILAN O KUTLU EKİBİN BİR ÜYESİ EYLESİN AMİN..
İBRAHİM SURESİ 46 VE 47. AYETLERDE RABBİMİZ ŞÖYLE BUYURUR;
46-Gerçek şu ki, onlar (zalimler ve hainler, mü’minlere ve İslami girişimlere karşı) hileli planlar ve tehlikeli tuzaklar kurdular (kuracaklardır). Oysa eğer onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatıp kaydıracak (zelzeleler oluşturacak derecede bugün nükleer silahlara ve teknolojik imkânlara dayanmış) olsa bile, Allah katında da (kesinlikle onları boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak kudret) planları-programları ve intikam hesapları-hazırlıkları vardır! (Allah zalim güçlerin mekir ve tuzaklarını kendi başlarına saracaktır.)
47-Sakın ha, Allah’ı; elçilerine (ve Hakk davetçilerine) verdiği sözden (ve zafer va’adinden) dönecek sanma(yın). Gerçekten Allah Azîz’dir, İntikam sahibidir. (Ey zalimler ve hainler, sizin de zulüm ve hıyanetlerinizin hesabını soracak, saltanatınızı yıkacaktır.)
https://www.mealikerim.com/14/ibrahim
Önce ABD en güçlü napalım güçlenene kadar idare edeceğiz diyenler, sonra ABD ye hayran oldular. Zalime hizmetçi millete şahin olanlar kadrolarını da NATO bağlıları mandacılar haline getirdiler. Ne yazık ki hepsini din deyip dünyaya tapan, rüşveti, yolsuzluğu, haksızlığı, işbirlikçiliği mübah gören insanlar haline getirdiler.
Hem Libya’yı, Irak’ı hem Filistin’i Gazze’yi, hem Sakarya’yı Kıbrıs’ı ve şanlı tarihimizi unutarak her dönemin adamı oldular. Gavura uşaklık yapmayı gurur sayarak övünerek anlatır hale geldiler.
Milli Çözüm’ün “NATO BAĞLILARINA!” şiiri, Kur’an’ı Kerimdeki hakikatleri veciz bir şekilde anlatmaktadır!
Gâvura uşaklık, yapmıyorsanız
Hiç size madalya, nişan takar mı?..
Din deyip dünyaya, tapmıyorsanız
Haçlı size böyle, sıcak bakar mı?
Eğer Yahudi ve Hristiyanların zalim takımı, Müslüman bilinen kimselerden razıysa ve yardımcı oluyorlarsa, anlayın ki bunlar, kendilerinin güdümüne girmişlerdir!
“Sen onların milletlerine (Siyonist ve emperyalist emellerine ve zulüm düzenlerine) tâbi olmadıkça Yahudi ve Hristiyanlar, kesinlikle Senden (ve Ümmet-i Muhammed’den) asla razı olacak (memnun kalacak) değillerdir. (Eğer Yahudi ve Hristiyanların zalim takımı, Müslüman bilinen kimselerden razıysa ve yardımcı oluyorlarsa, anlayın ki bunlar, kendilerinin güdümüne girmişlerdir.) De ki: Şüphesiz (tek) kurtuluş ve huzur yolu, Allah’ın yoludur (Peygamberin sünneti ve sistemidir). Eğer Sana gelen bunca ilimden (ve Kur’ani haber ve hükümlerden) sonra onların (yani Siyonist ve emperyalist odaklara yanaşanların) hevâlarına (ve şeytani arzularına) uyacak olursan, (artık) Senin için Allah (tarafın)dan ne bir dost, ne de bir yardımcı kalıverir.” (Bakara 120)
https://www.mealikerim.com/2/bakara/120
Artık Sizden her kim Siyonist Yahudileri ve emperyalist Hristiyanları dost ve rehber edinip peşlerine giderse, kesinlikle o da onlardandır!
“Ey iman edenler! (Fitne çıkarmamak, anarşi ve ahlâksızlığı kışkırtmamak ve karşılıklı hak ve hürriyetlere saygılı bulunmak şartıyla; Ehl-i Kitapla birlikte yaşayın, komşuluk yapın, ülke ve bölge nimetlerini paylaşın, ilmi ve iktisadi konularda yardımlaşın, ama gerçekten iman ve Allah’a itimat ediyorsanız sakın ha!) Yahudilerin (ırkçı emperyalist kesimlerini ve yine haksızlık ve ahlâksızlık hedefleyen bazı) Hristiyan (merkezlerini) veliler (yöneticiler) edinmeyin. (Onları dost ve dürüst zannedip, kendinize idareci, karar verici olarak kabullenmeyin. Zulüm ve hıyanet örgütlerine ve girişimlerine destek vermeyin.) Çünkü onlar, (sizin değil) birbirlerinin dostları ve destekleyicileridir. (Artık) Sizden her kim onları dost (ve rehber) edinip (peşlerine giderse), kesinlikle o da onlardandır. Şüphesiz Allah (Siyonist Yahudilere ve emperyalist Hristiyanlara değer ve destek veren ve Müslümanlara hıyanet eden) zalimler topluluğuna hidayet etmez (onların iman nurunu karartır). [Not: Bu ayet Yahudi ve Hristiyan kimselerle iyi ve insani ilişkileri, ticari ve bilimsel işbirliğini değil; zulüm sistemlerinin ve oluşumlarının güdümüne girmeyi yasaklamaktadır.]” (Mâide 51)
https://www.mealikerim.com/5/maide/51
Siyonist ve emperyalist kâfirlere yaranmaya çalışanlar, bu münafıklıklarına bahane olarak da; “Aleyhimize gelişen ve değişen zaman içinde, başımıza bir felaket dokunmasından ve Müslümanların mağlup olmasından korkuyoruz. Bari hiç değilse, Yahudi ve Hristiyanların yardımını kaçırmayalım diyen alçaklardır!
“(Bu İlahi ikazlarımıza rağmen) Kalbinde maraz bulunan (şuursuz Müslüman)ları görürsün ki, hâlâ (Yahudi ve Hristiyanlarla ve onlara ait bâtıl kural ve kurumlarla uzlaşmak ve dostluk kurmak hususunda) onların arasına koşuşturup yarışırlar (kâfirlere yaranmaya çalışırlar ve bu münafıklıklarına bahane olarak da); “Aleyhimize gelişen ve değişen zaman içinde, başımıza bir felaket dokunmasından (ve Müslümanların mağlup olmasından) korkuyoruz. (Bari hiç değilse, Yahudi ve Hristiyanların yardımını kaçırmayalım, diye düşünüyoruz)” diyerek (sahte mazeretlere sığınırlar). Fakat pek yakında Allah (Müslümanlara) umulmadık bir fetih haberi ve zaferi veya Kendi katından mutlu bir emri (ve kutlu bir lideri) gönderecek de (o münafıklar) kendi içlerinde gizledikleri (şeytani heves ve hesaplarına) bin pişman (ve perişan) olacaklardır.” (Mâide 52)
https://www.mealikerim.com/5/maide/52
“Yoksa (onlar Sana ve Hakk davana karşı) hileli bir düzen mi kurmak istemektedirler? Fakat (asıl) o inkâr edenler (ve nankörlüğe girişenler) bu hileli tuzağa kendileri düşeceklerdir. [Not: Kâfirlere ve zalimlere karşı en geçerli hile ise, Allah’ın izniyle, düşmanların bizim aleyhimize kurdukları tuzaklara onları düşürebilmek, yani kendi silahlarıyla kendilerini saf dışı edebilmektir.]” (Tûr 42)
https://www.mealikerim.com/52/tur/42
“Yoksa onlar, (İslam nizamı gelmesin ve zulüm düzenleri devam etsin diye) işi sıkı mı tuttular (çok etkin ve kesin tedbirler mi aldılar, buna mı güveniyorlar)? İşte şüphesiz Biz de (işimizi ve tedbirlerimizi) sıkı tutanlarız. (Küfür ve kötülük iktidarını yıkmaya kararlıyız.)” (Zuhruf 79)
https://www.mealikerim.com/43/zuhruf/79
“Oysa onlar, çeşitli hizip (parti, ekip ve kavim)lerden (toplanıp meydana getirilmiş) şunun şurasında (mutlaka) hezimete-mağlubiyete mahkûm edilmiş, (kalabalık ve kof) bir ordudan (bugün ise NATO ve BM gibi şeytani organizasyonlardan) ibarettir.” (Sâd 11)
https://www.mealikerim.com/38/sad/11
“Yoksa onlar: “Biz, ‘birbiriyle yardımlaşıp nusret bulan’ (ve karşısında kimseler duramayan) ‘Güçlendirilmiş bir Cemiyetiz’ (sanki, Birleşmiş Milletleriz” diyerek) mi (şımarıp böbürlenmektedirler)?” (Kamer 44)
https://www.mealikerim.com/54/kamer/44
“(Oysa) Yakında o “Birleşik Cemiyet” her halde bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacak (delik arayacak vaziyete ve hezimete düşeceklerdir).” (Kamer 45)
https://www.mealikerim.com/54/kamer/45
“(Şimdi, ey bu çağın gafil ve cahilleri!) Sizin kâfir (yöneticileriniz ve süper güç)leriniz onlardan daha mı hayırlıdır? Yoksa sizin için kutsal kaynaklarda (kurtulacağınıza ve başıboş bırakılacağınıza dair) bir beraat mı vardır ki? (Aynen Firavunlar gibi, bugünkü sömürücü ve saldırgan zalimleri de devirmeyelim ve yerin dibine geçirmeyelim?)” (Kamer 43)
https://www.mealikerim.com/54/kamer/43
Gâvura uşaklık, yapmıyorsanız
Hiç size madalya, nişan takar mı?..
Din deyip dünyaya, tapmıyorsanız
Haçlı size böyle, sıcak bakar mı?
54.TC. 11 AYLIK REFAH-YOL HÜKÜMETİ; tarihte eşine benzerine rastlanılmamış hiçbir dünya ülkesinin başaramadığı icraa edemediği DENK BÜTCE olsun – HAVUZ SİSTEMİ adı altında faizi sıfırlama olsun – D8 İslam Birliği’nin temelleri gibi resmileştirilen bu devrimsel hizmetlere imza atılmıştı malumunuz. Ve bu devrimsel hizmetlerden istifade eden ülkemiz insanlığının saadetini oluşturdunuz harika hizmetlere imza attınız diye hiç kimse madalya takmamıştı Erbakan Hocaya… Ne madalyası madalyayı geçtik tek bir iyi söz olsun veya teşekkür tebrik olsun ertesi seçimlerde böyle bir hükümet reisini tek başına koalisyona ihtiyaç hissettirmeden Başbakan seçilecek oy artışı sağlanması gerekmiyor muydu? Akıl bunu gerektirirdi çünkü!? Ama olmadı vermedi bu halk oy… Haçlılar gelip halka devrimsel nitelikte hizmet ettiniz diye de madalya takmadı (çok şükür 🙂 ) Çünkü şiirin dizesinde de geçtği üzere gavura uşaklık yapmadı Erbakan ve Milli Görüş… Ama bu işbirlikçilerin ve 25 yıldır onca tahribatlarına ve tahrifatlarına madalya taktılar çünkü gavura uşaklık nasıl yapılırın en güzel örneğini sergiledi bunlar hem de İslamcılık adı altında, yetmez din istismarcılığının dibini yaşattılar yetmez Batıya düşman olan bu halkı Batı Hayranı ettiler yetmez koyun misali her şeyi kabul etti bu halk…
Kısacası gavur her zaman gavurluğunun gereğini yapacaktı, ama bu gavurlara hayranlık sevgi gösterisinin alasını göstermek ve müttefikliğin zirvesini icra etmek, Siyonist İsrail uşaklığına hizmetkarlık olmaz mıydı?!!! Gavur gavurluğunu yapması kadar doğal birşey olmadığı gibi, Mü’min’in de mü’minliğinin gereğini yapması gerekmez mi!?? Mü’minliğin gereği nedir diyenlere: İslam Nato’su kurmak – İslam Birliği kurmak – Adil Düzen’i resmileştirmek için gerekli her türlü atılımlardır. Bunlar önüne proje olarak ve içeriği doldurulmuş olarak zaten önümüze koydu Milli Çözüm … Elinde Devlet gücü olup , bunları alıp hayata geçirmenin resmileştirip insanlığın saadetine vesile olmak Mü’minliğin gereğidir. Geçirmemenin adını siz koyun !…
Dolayısıyla her daim vicdanını ölçü edinerek insanların en hayırlısı insanlara faydası dokunandır prensibince hareket eden hazırlıklar yapan Milli Çözümlü Milli Mutabakat Hükümetine acilen ve hemen ihtiyaç vardır…
Zerre Vicdan Olsa…
İnsan, beden mülkünün ortasında ilahi bir emanet taşır. Bu emanet, modern dünyanın unuttuğu, ancak Kur’an-ı Kerim’in en derin sembollerle insanlığa sunduğu ‘vicdan’ dır.
Vicdan; günümüzde sadece “ahlaki bir tercih” veya “insani bir iç ses” olarak tanımlansa da İslam literatüründe Vicdan; Allah’ın insana lütfettiği fıtratın sesi, kötülüğe karşı isyan eden nefsin çığlığı ve hakkı batıldan ayıran kalbi bir pusuladır.
Ahmet Akgül Üstadımızın hazırlayıp insanlığın istifadesine sunduğu Meali Kerim’de ruhumuza dokunan Nur Suresi 35. ayeti, aslında göğüs kafesimizde yanan o ilahi kandilin, yani vicdanın yaratılış mucizesini resmeder.
“Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali (bir örneği), içinde (parlak ışıklı) fitil bulunan bir lamba benzeridir; (o) lamba da bir sırça (cam fanus-ampul) içerisindedir; (o) sırça (ampul ise), sanki incimsi bir yıldızdır ki; (içindeki parlak ışık) doğuya da batıya da ait olmayan (benzeri bulunmayan) kutlu bir zeytin ağacından tutuşturulmuş (gibidir; bu öyle bir ağaç ve nurani bir kaynaktır ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı (enerji akımı) ışık verir.” (Nur, 35)
Buradaki Fitil, bir lambanın ışık üreten en temel çekirdeğidir. İnsanın göğsündeki iman ve hidayet de tıpkı o fitil gibidir; küçücük görünür ama doğru yakıtla birleştiğinde bütün alemi aydınlatır. Bu fitilin sıradan değil, “parlak ışıklı” olarak nitelenmesi, insanın içindeki saf fıtratın ve vicdanın yüksek potansiyelini gösterir. Bu ışık o kadar güçlüdür ki, dışarısı ne kadar karanlık (dünyanın kötülükleri, zorlukları) olursa olsun, o fitil yandığı sürece insan yolunu kaybetmez.
Ayet hemen ardından bu lambayı koruyan muhafazayı anlatır.
“(O) lamba da bir sırça (cam fanus-ampul) içerisindedir; (o) sırça (ampul ise), sanki incimsi bir yıldızdır…”
İşte bu pürüzsüz incimsi bir yıldız gibi olan sırça (cam fanus-ampul), insanın kalbidir. Ve nihayet, o camın içinde yanan ve tüm sistemi aydınlatan o nurani kaynak, yani ruhumuzdaki vicdan, gücünü şu eşsiz yakıttan alır.
“…Doğuya da batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından tutuşturulmuş…”
Doğuya bakan ağaç sadece sabah, batıya bakan ağaç sadece akşam güneş alır. Bu ifade, vicdanın ve hakikatin tam bağımsızlığını haykırır. Doğuya da batıya da ait olmayan bu ağaç, günün hiçbir saatinde gölgede kalmayan, sürekli güneşle beslenen en saf kaynaktır.
Temiz bir vicdan; ne Doğu’nun ne de Batı’nın kirli paktlarına, siyonist küresel güçlerin çıkar hesaplarına ipotek edilebilir. O, hiçbir beşeri güce kul köle olmaz.
“…öyle bir ağaç ve nurani bir kaynaktır ki,” neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir.”
İşte o “ateş dokunmadan bile ışık saçacak kadar duru olan yağ”, insanın o saf fıtratıdır. Bu öyle temiz bir enerjidir ki, bir insana henüz hiçbir kitap, hiçbir peygamber ulaşmamış olsa bile; onun içindeki bu duru yağ kendi öz ışığıyla zaten parıldamaktadır.
Allah, her insanın içine öyle temiz, öyle berrak bir ahlak yağı yerleştirmiştir ki, bu yağın parlaması için dışarıdan büyük zorlamalara gerek yoktur. Temiz bir vicdan; haksızlığı, sömürüyü ve zalimliği gördüğü anda kendiliğinden sızlar. Başta Gazze’de çocuklar bombalanırken, dünya çapında mazlumlar inlerken içindeki o “enerji akımı” harekete geçer. Üstadımın “Zerre vicdan olsa…” haykırışı ise bu yüzdendir. Eğer bir insanda o fıtrat yağı bozulmamışsa, zalime yaranıp madalya alıp onu gösterişle takmaz. Siyonist ve Haçlı ittifaklarının (NATO vb.) gölgesine sığınamaz. Çünkü o temiz yağ, haksızlığa karşı zaten kendiliğinden tutuşur.
Ayette geçen “inci gibi parıldayan (cam fanus) sırça”, içteki vicdan ışığını dışarıya yansıtan insanın kalbidir. Cam ne kadar pürüzsüz, berrak ve temizse; içerideki ilahi ışık dışarıya o kadar net sızar. Kişinin içi neyse dışı da, dili neyse eylemi de o olur.
Ancak bir insan; kişisel çıkarlarını, makamını, servetini ve gücünü korumayı her şeyin önüne koyduğunda o berrak cam lekelenmeye başlar. “Kur’an bu durumu kalbin pas tutması” olarak niteler.
“Hayır, hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları (kötülükler ve günahlar), kalplerinin üzerine pas çekmiştir (kalplerini körletmiştir).” diye uyarır. (Mutaffifîn Suresi 14.)
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de bu tehlikeli süreci şu sarsıcı sözlerle tarif etmiştir.
“Kul bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer tövbe edip vazgeçerse kalbi cilalanır. Ama günaha devam ederse o siyahlık kalbini tamamen kaplar.” (Tirmizi, Tefsir, 83)
İşte o siyahlık, kalbin cam fanusunu kaplayan kapkara bir is tabakasıdır. Kalbin camı is bağladığında, içerideki kandil (vicdan) ne kadar çırpınırsa çırpınsın, dışarıya tek bir adalet ışığı bile sızamaz.
Böylece ortaya dehşetli bir insan modeli çıkar: Kürsülerde, kameralar önünde halka din, iman, ahlak ve adalet nutukları atan; dillerinden ayetleri, hadisleri düşürmeyen ama arka planda zalimlerle, sömürgecilerle gizli ortaklıklar kuran ikiyüzlü bir topluluk. Sözleri ibadet gibi görünürken, icraatları mazlumların üzerine yağan bombalara lojistik destek sağlamaktır. Onların kalbindeki cam karardığı için, dillerindeki kutsal kelimelerin hayat sahnesinde hiçbir ahlaki karşılığı kalmamıştır.
Kalbin bu kararma süreci, hayat sahnesine doğrudan doğruya ahlaki bir çöküş olarak yansır. Göğsündeki kandili söndüren o topluluğun en bariz davranış rehberini Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şu sarsıcı hadis-i şerifiyle deşifre eder.
“Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edildiği zaman hıyanet eder.” (Buhari, İman, 24)
Bu üç alamet, aslında Nur Suresi’ndeki o lambanın tamamen sönüş hikayesidir.
Konuştuğunda yalan söylemek: Işığı yansıtan o cam fanusun yalan kiriyle tamamen sıvanmasıdır. Yalan, bireyde vicdanı felç ederken, toplumda güveni yok eder.
Sözünde durmamak: “Bezm-i Elest”te Allah’a verilen o ilk sözün (ahdin) çiğnenmesidir. Çıkarı bittiğinde ya da daha büyük bir menfaat gördüğünde kendi onurunu ve ahdini kolayca satanlar, o kutlu zeytin ağacının saf yağını kirletenlerdir.
Emanete hıyanet etmek: Halkın haklarını, devletin imkanlarını, adalet terazisini ve dinsel değerleri kendi kişisel nüfuzları ve koltukları için peşkeş çekmektir. Makamı korumak adına zalimin zulmüne sessiz kalmak, hatta ortak olmak, en büyük emanet olan “insanlık onuruna” hıyanet etmektir.
Ayetin en can alıcı vurgularından biri, o nurani yağın kaynağının “doğuya da batıya da ait olmaması”dır. Hakiki ve temiz bir vicdan, hiçbir küresel gücün, emperyalist paktın (NATO, AB vb.) uydusu olamaz. Tamamen bağımsızdır ve yalnızca Hakk’a bağlıdır.
Oysa göğsündeki kandili söndüren bu topluluk; küresel finans baronlarının, Siyonist lobilerin ve Batılı sömürgecilerin rızasını kazanmak, onların takdirini alıp madalyalarını göğsüne takmak için kendi coğrafyasının, milletinin ve dindaşlarının geleceğini feda eder. Kendi bağımsız Milli Çözüm’lerini (temiz yağlarını) tıkarken, Batı’nın kirli projelerinde taşeronluk yapmaktan çekinmezler. Kendi insanına karşı aslan kesilip zorbalık yaparken, küresel zalimlerin karşısında ezilip bükülen bir teslimiyet sergilerler. Oysa gerçek mü’min; “mü’minlere karşı şefkatli, kafirlere (zalimlere) karşı ise izzetli ve vakurdur.” (Maide, 54)
Göğüs kafesimizde yanan, bizzat Yüce Allah’ın kendi ruhundan üflediği o kutsal kandil; her ne kadar doğuştan gelen temiz bir fıtratla (yağ) parlamaya hazır olsa da, dünya hayatının karanlık yollarını tek başına tamamen aydınlatmaya yetmeyebilir. İnsan; nefsine fısıldayan vesveselerle, dünyevi hırslarla, isli kalp camlarıyla ve küresel tuzaklarla mücadele ederken harici bir kılavuza, rehbere ihtiyaç duyar.
“…(Bu durum ise) Nûr üstüne nûrdur (aydınlık, kolaylık ve huzurdur)!” (Nur, 35)
“Nûr üstüne nûr” ifadesi, insanın içsel yolculuğunda ve yeryüzü imtihanında iki büyük aydınlığın, iki kutsal ışık kaynağının bir araya gelişini ilan eder.
Birinci Nur (İçteki Işık): Yüce Allah’ın insanın yaratılışında göğsüne üflediği kendi ruhunun pırıltısı, yani saf vicdan ve temiz fıtrattır. Ateş değmeden de parlamaya hazır olan o temiz, duru yağdır.
İkinci Nur (Dıştaki Işık): Allah’ın peygamberleri ve elçileri aracılığıyla insanlığa gönderdiği ilahi rehber, yani Vahiy ve Kur’an’dır. O fıtrat yağının fitilini tutuşturup onu cihanı aydınlatan bir meşaleye çeviren o mukaddes ateştir.
Vicdan, kendi başına adaleti ve merhameti arzulayan duru bir potansiyeldir. Ancak bu temiz yağa vahyin ateşi dokunduğunda, o arzu ete kemiğe bürünür; şaşmaz bir istikamet, net bir yaşam nizamı kazanır. İnsanın içindeki o adalet sızısı, Kur’an’ın hükümleriyle birleşerek yeryüzünü aydınlatan, zalime haddini bildiren ve mazlumu kollayan muazzam bir enerji akımına dönüşür.
İçteki vicdan ışığı ile dıştaki vahiy ışığı birleştiğinde, insan artık karanlıkta yönünü şaşırmayan, küresel zalimlerin hilelerine aldanmayan, “Nûr üstüne nûr” saçan kamil bir şahsiyete dönüşür.
Bezm-i Elest’teki sözleşmesine sadık kalan ve içindeki temiz fıtrat yağını vahyin ateşiyle buluşturan kamil mü’minler, yeryüzünün en özgür ve en şerefli insanlarıdır. Onlar ne Doğu’nun ne de Batı’nın kirli paktlarına, sömürgeci ortaklıklarına ve siyonist menfaat projelerine boyun eğmezler.
Çünkü onların vicdanı, kaynağını doğrudan Allah’dan alır. Kalplerinin sırçasını (cam fanusunu) dürüstlük, sadakat, emanet bilinciyle “hayat iman ve cihattır” şuuruyla her an temiz tutarlar.
Onlar, dünyalık geçici madalyalar veya küresel güçlerin sahte takdirleri için dinlerini ve milletlerini feda etmezler. Zira çok iyi bilirler ki, kalbi kirleten her taviz içteki o kandili söndürür; kandili sönen insan ise dışarıdan ne kadar süslü görünürse görünsün, karanlıklar içinde kaybolmaya mahkumdur.
Yeryüzünde iki türlü insan vardır: Biri, göğsündeki kandilin yağını menfaat rüzgarlarına satıp kalp camını yalan isiyle karartanlar ve böylece kendi elleriyle karanlığa gömülenlerdir.
Diğeri ise, fıtratındaki o ilk ışığı gözü gibi koruyan, kalbini hilesiz ve pürüzsüz bir sırça gibi temiz tutan ve vahyin ateşiyle buluşup yeryüzüne “Nur üstüne nur” olarak yayılanlardır.
İşte “vicdan”, Allah ile sözleşen insanın içindeki o sönmeyen kandildir. O kandili diri tutanlar; zalimin karşısında dik duran, Gazze’deki, Doğu Türkistan’daki ve tüm dünyadaki mazlumların acısıyla dertlenen, sadece Hakk’a secde eden aydınlık ruhlardır.
İnsanlığın ve İslam aleminin kurtuluşu, göğsümüzdeki o ilahi fenerin yeniden ışık saçmasına izin vermekten; sözümüzle özümüzü bir kılıp “Nur üstüne nur” olabilmekten geçmektedir.
Son sözümüzü yine Meali Kerim’den bir öğüt ile hatırlatma yaparak bitirelim.
“(Ey Resulüm!) Emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Seninle beraber (küfür ve kötülükten) tevbe edenler de (böyle davransın). Ve (sakın) azgınlaşıp (haddinizi aşmayın). Çünkü O, (bütün) yaptıklarınızı Gören (ve amaçlarınızı bilen)dir.”
“(Hakk davasına ve halkına ekonomik ve ahlâki olarak) Zulmedenlere (asla) eğilim göstermeyin (onları hiçbir şekilde desteklemeyin), yoksa size de ateş dokunur (Allah’ın azabına ve gazabına uğrayıverirsiniz). Sizin Allah’tan başka velileriniz (sahibiniz ve destekçiniz) olmadığına (göre), sonra yardım da edilmezsiniz.”
[Not: Bu iki ayet Hz. Peygamber Efendimizin: “Hud Suresi’nin bu tehditleri Beni ihtiyarlattı” buyurdukları İlahi tembih ve tavsiyelerdir.]
Selam ve dua ile…
HAKK İLE BATIL MÜCADELESİ İLÂHİ ADALET ER YA DA GEÇ TECELLİ EDECEKTİR.
ALLAH NURUNU TAMAMLAYACAKTIR.
Hak ile bâtıl mücadelesinin vicdanlara yansıyan bir haykırışıdır.
Tarih göstermiştir ki bâtıl, kimi zaman gücüne, silahına, ittifaklarına ve propagandasına güvenmiştir.
Fakat Hak, sayıyla değil inayetle galip gelir. Çünkü zaferi belirleyen kuvvet değil, Allah’ın CC hükmüdür.
Gerçek şu ki, onlar (zalimler ve hainler, mü’minlere ve İslami girişimlere karşı) hileli planlar ve tehlikeli tuzaklar kurdular (kuracaklardır). Oysa eğer onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatıp kaydıracak (zelzeleler oluşturacak derecede bugün nükleer silahlara ve teknolojik imkânlara dayanmış) olsa bile, Allah katında da (kesinlikle onları boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak kudret) planları-programları ve intikam hesapları-hazırlıkları vardır! (Allah zalim güçlerin mekir ve tuzaklarını kendi başlarına saracaktır.) İbrahim suresi 46
Mü’min’in ölçüsü insanların alkışı değil, Hakk’ın rızasıdır.
Dünya menfaati uğruna hakikatten taviz verenler geçici kazanç elde etseler de, ilahî adalet tecelli ettiğinde bâtıl köpük gibi yok olmaya mahkûmdur.
De ki: “(Artık) Hakk geldi, bâtıl zail oldu. Hiç şüphesiz bâtıl sürekli yok olucudur. (Çünkü Hakk gelince bâtıl batacak, Güneş doğunca karanlık kaybolacaktır.)” İsrâ Sûresi 81
Nitekim Kur’an’ın vaadi açıktır: Hak gelir, bâtıl zail olur. Bu şiir de okuyana, zalimin ihtişamına değil, Hakk’ın değişmeyen vaadine güvenmeyi hatırlatıyor.
Gün gelir perdeler kalkar, maskeler düşer; bâtıl bütün gösterişine rağmen hezimete uğrar, geriye yalnızca Hak ve hakikate sadakat kalır.
NATO bağlıları, bu beceriksiz ve bereketsiz yapıdan ne ummaktadır?
Siyonizmin planlarına hizmet etmek amacıyla kurulan ve açıkça taraf tutan NATO’dan Türkiye’ye ne gibi bir fayda sağlanabilir?
Tarihte yalnızca bir kez işletebildiği meşhur 5. maddesi ile tüm NATO üyeleriyle birlikte Afganistan’ı işgal edenler; yirmi yılın ardından, binlerce kayıp ve trilyonlarca dolarlık masrafın neticesinde bölgeyi Çin ve Rusya’ya bırakıp kaçmak zorunda kaldılar.
Şimdi NATO’yu İran’a karşı birleştirmek için çırpınanların, inşallah bunu da başaramayacaklarını görüyoruz.
Türkiye’yi yönetenler, şahsi çıkarları için girdikleri bu vebale bir an evvel son vermelidirler. Hele ki tespih çekip ucuz görüntüleri başarı sanan gafiller bilmelidir ki, Adil bir dünya elbet bu zalimlere ve işbirlikçilerine rağmen kurulacaktır.