HİÇBİR HIYANET, CEZASIZ KALMAYACAKTI
“Halkı; haklı ve hayırlı bir istikamette dönüştürüp huzura yönlendirmek isteyenler, “Lider” kumaşlıdır. Ama kendisini kalabalıklara beğendirmek ve onların beklentilerine göre hareket etmek isteyenler ise; lider kılıklı ayaktakımıdır!..”
Üstad Ahmet Akgül
Bir Yahudi Generalden ve Bir PKK’lıdan Siyonist “İsrail’in Kürt Planı” İtirafı…
İsrail Ordusunda, Kara Kuvvetlerinde 2022 yılına kadar görev yapan General Yitzhak ile İsrail’in PKK-YPG-SDG konusunda soru-yanıt şeklinde yapılan röportajında şunları kusmuşlardı:
Soru: İsrail’in Arz-ı Mev’ud yani Nil’den Fırat’a uzanan Vadedilmiş Topraklar (Arz-ı Mev’udun kuzeyde sadece Türkiye’yi değil Suriye, Irak, İran topraklarını da kapsadığını görüyoruz.) İsrail’in önceliği hangi ülkeler olmaktadır?
General Yitzhak: “İsrail kesinlikle üniter bir Suriye istemiyor. Aynı şekilde İran’ı da mutlaka bölmek istiyor. Öncelik Suriye’de ve bunu Dürziler ile Kürtler üzerinden başaracağına inanıyor. İran’ı da başta Kürtler ve Azeriler olmak üzere bazı diğer etnik gruplar üzerinden böleceğini düşünüyor. Netanyahu, generallerle yaptığı tüm toplantılarda Türkiye’yi nasıl zayıflatırız, nasıl parçalarız? Türkiye’ye karşı hangi ülkeler ve örgütlerle iş birliği yapalım? gibi sorular sorar ve PKK-YPG-SDG’ye eğitim veren bazı subaylar da örgütün durumu hakkında bilgiler paylaşırdı.”
Soru: Görünen o ki Netanyahu ve Siyonist kurmaylar, Suriye’de Rojava Özerk Bölgesini koruyup güçlendirip, bu bölgeyi Türkiye’nin güneydoğusuyla birleştirme hesabı yapıyor. Bu durumda Vadedilmiş Topraklarda, Kürt Özerk Yönetimi ya da devleti olacak. Yani Vadedilmiş Topraklarda üniter bir Suriye ve Türkiye olmayacak, ama bu kez de başka bir yapı ortaya çıkacak. Bununla nasıl başa çıkılacak?
General Yitzhak: “Bu sorunun yanıtı çok basit. İsrail, PKK-YPG-SDG ve benzeri Kürt örgütlerini kolaylıkla manipüle edilebilir, içine sızılabilir, merkezi yönetimlere karşı kullanılabilir. Vekil güç olarak kategorize edilip yararlanılır. Bu örgütlerin Türkiye ve Suriye’den toprak koparmaları, Özerk Yönetim ya da devlet kurmaları için kışkırtılır. Ama bu örgütler hedeflerine ulaştıklarında ise Vadedilmiş Topraklarda ayakta kalmalarına ve yaşamalarına müsaade edilmez. İsrail’in Kürt politikası ya da stratejisi onları geçici olarak kullanmaktır.”
Soru: Yani bu örgütler Türkiye ve Suriye’de hedeflerine ulaştıktan sonra İsrail, Kürtlerin kurdukları yapıları yıkar mı? Yaşamalarına göz yummaz mı?
General Yitzhak: “Arz-ı Mev’ud kafası şudur: İşin pis ve zor tarafını yani terör ve ülke parçalama işini Kürtlere yaptırıp, sonra da onları tasfiye etmek şeklinde çalışır. Binlerce yıllık devlet geleneği ve devlet aklı olan Türkiye’yi parçalamanın zorluğu açıktır. Ama Kürtlerin oluşturacakları yapıları dağıtmak İsrail için çocuk oyuncağıdır. Arz-ı Mev’ud taraftarları istediklerini aldıktan sonra, Kürtleri silip atacaklardır…”
Soru: Kürtleri silip atmak, onları yaşadıkları topraklardan sürmek anlamı taşımaz mı?
General Yitzhak: “Netanyahu gibi Siyonistler için Arz-ı Mev’ud hedefine ulaştıktan sonra her şey mübahtır. Filistinliler nasıl topraklarından sürüldüyse, Yahudi yerleşimcilerin el koyduğu evlerinden, arazilerinden nasıl atıldılarsa, Gazze’de sürgün planı nasıl işliyorsa Kürtlere de aynısını yaparlar. Bundan hiç kuşkum yok. İsrail, Kürtleri kolay lokma olarak tanımlar, kullanıp sonra harcarlar!”[1]
PKK’lıdan İtiraf
PKK terör örgütü yöneticilerinden “Bese Hozat” kod adlı Hülya Oran, kendi güvenliği için Siyonist İsrail’in Kürtleri nasıl kullanmak istediğini şöyle itiraf etmişti; “Bölgede ve Ortadoğu’da 3’üncü Dünya Savaşı yoğunlaştı. Bölgenin dizaynı çok gündemde. Süreci bütün bu gelişmelerden kopuk ele alamayız. Gelinen aşamada 21’inci yüzyılın dengeleri, siyasi sistemi yeniden dizayn ediliyor. Bu anlamda bölge dizaynı İsrail’in güvenliği ve çıkarları temelinde ele alınıyor ve o temelde yeniden düzenleniyor. Giderek İsrail bölgede hegemonik güç oluyor. ABD, İngiltere ve Batı’nın da ciddi desteğiyle tüm bölge üzerindeki etkisi giderek artıyor. Bu gelişmeler doğrudan Kürtleri de ilgilendiriyor. Çünkü Kürtler de tüm bu dizayn içindedir, bu gelişmelerin ve savaşın tam merkezindedir. Bütün bu güçlerin de İsrail ve ABD başta olmak üzere Kürtler üzerinden ciddi hesapları var, planları var. Bu dizaynda kendi menfaatleri temelinde İsrail’in güvenliği için bir biçimde Kürtlere de yer vermek isteyen bir politika ve bir strateji izleniyor.”[2]
Bu açıklamalar Siyonist İsrail’in Ortadoğu’da özellikle PKK’lı teröristler üzerinden Kürtleri kullanarak nasıl bir oyun planladığının en açık itiraflarıdır ve tabi Erbakan Hocamız “KÜRT sorunu diye halkın aldatıldığını, asıl ABD-İsrail gibi küresel güçlerin bölge üzerinde ‘BÜYÜK İSRAİL’ planları olduğunu ve bu planlarını PKK terörünün arkasına sakladıklarını ve kurulmak istenen herhangi bir bölgesel yapının bu (Siyonist ve Haçlı emperyalist) gücün elinde oyuncak olacağını ve Kürt halkına asla saadet sağlamayacağını” yıllar önce söylediği sözlerini ve Milli Çözüm’ün defalarca yazdığı bu gerçekleri bakalım iş işten geçmeden ne zaman anlayacaksınız!..
Gelelim çıkardığınız 12 Maddelik Çözüm Harikanızla (!) ilgili kafamıza takılanlara…
PKK/KCK unsurları ile anlaşıp “Terörsüz Türkiye” diye yola çıkanlar, siz hangi PKK/KCK unsurları ile masaya oturup Çerçeve Yasayı geçirdiniz; iyi de kimler silah bırakıp kendini tasfiye edecek? Mesela; örgütün Suriye (YPG/SDG), Irak (KCK/HPG), İran (PJAK) ve Avrupa’daki yapılanmaları/bağlantılı kurumlar da bu anlaşma kapsamına dâhil edildi mi?
Şimdi siz Kandil ile anlaştınız!… Ama Kandil’de Alt ve Tepe kadrolarda kafalar karışmış ve Tepe Kadro -yasa kendilerini kapsamadığı için- “Taban evine veya sivil siyasete dönerken biz ne olacağız?” diye kendi geleceği (sürgün güvencesi, hukuki muafiyet vb.) netleşmeden süreci sabote edebileceğini hesaba kattınız mı?
PKK, önce silah bırakacaklar ve kendilerini tasfiye edecekler… Yetkili kurumlar ‘evet tasfiye tamamlandı’ diyecek… MGK ‘evet doğru bunlar yapılmış’ diyecek ve 6 aylık süreç başlayacakmış(!) Peki bu -silah bırakma ve tasfiye olma- süresi ne kadar; 2 ay mı 2 sene mi belli değil… Bu bekleme süresi makul olarak ne zaman tamamlanır?
Bu tasfiye sürecinde neye bakılacak? Mesela; silahları tamamen teslim edildi mi? Tüm mühimmat depoları boşaltıldı mı? Silahlı kadrolar, Komuta zinciri, Lojistik ağ, Yeni kadro devşirme ve Avrupa’daki örgütsel-finansal ağı vb. bu tasfiye işlemine katıldı mı? Bu kontrol nasıl yapılacak? Çünkü bu konuda yasanın 1. maddesinde yer alan “güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidi” ifadesinden başka bir şey yok!..
Asıl merak edilen, kanunun 10. maddesinde yer alan “Bu kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmaz” hükmü ne amaçla yazıldı? Acaba; MGK’nın önüne “Örgüt tamamen tasfiye oldu, Suriye ve Kandil’de tek bir mühimmat kalmadı” raporu verildikten sonra; örgütün tasfiye olmadığını gösteren eylemler, hücre yapılanmaları veya silahlı varlık ortaya çıkarsa, bu durum öncesi “Tasfiye oldu mühimmat kalmadı” şeklinde bir rapor veren kişi hakkında hukuki ceza oluşturulmasın diye bir güvence sağlamak amaçlı mıdır?
Çözüm diye her şey düşünülmüş ve gerekli tedbirler alınmış gibi görünse de; PKK’nın işi yokuşa sürmek için yeni talepleri daha işin başında ortaya çıkmıştı ve Çerçeve Yasaya “Öcalan” şartı koyulmuşken, PKK’nın Avrupa’daki yapılanması KONGRA-GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal; “Öcalan olmadan geri dönüşler olmaz” diyerek itiraza başlamıştı. PKK’nın Zap bölgesinde bazı mağaraları tasfiye etmesinin dışında Kandil, Gara, Mahmur, Sincar, Asos gibi bölgelerdeki kontrol alanlarını boşaltma ve silah bırakma konusunda direnç gösterdiği ve somut bir adım atmadığı saptanmıştı.
Hatta; ABD/İsrail-İran Savaşı ve yeni hayaller ile İran’a yönelik saldırılar başlamadan önce 22 Şubat 2026’da İranlı 5 Kürt muhalif örgüt, İran Kürdistan Demokrat Partisi (IKDP), PKK’nın İran kanadı PJAK, PAK, Habat Komala, “Irak Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu” adıyla ABD ve Siyonist odakların kışkırtmasıyla bir araya gelerek bir çatı yapı oluşturdu ve bir deklarasyon yayımladılar. İran’a yönelik yapılacak bir kara harekâtıyla, ABD/İsrail hava desteğiyle Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgeler bu yapılanmayla kontrol altına alınacaktı!.. İşte Kandil’in; bir yandan Öcalan’ın talimatları ve tabanın talepleri bir yandan ise İran’da, Suriye’de oluşabilecek yeni fırsatlar ve İsrail’in yönlendirmesi arasında pozisyon almakta zorlandığını ve zaman kazanmaya yönelik bir hareket tarzının içerisine girebileceği de hesaba katılmış mıydı?
Aklımıza Kıbrıs’ın tamamının AB’ye alınması ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan ve Ada’yı birleştirmeyi hedefleyen planın, Rumların reddetmesiyle tamamen rafa kalkması gelmişti. Çünkü; Türk tarafı EVET, Rum tarafı HAYIR oyu verince birleşme olmamıştı.
Şimdi de; “Terörsüz Türkiye” diye Türk tarafı her şeye EVET demeye hazır da, sanırım kendi içindeki bölünmüşlükler, anlaşmazlıklardan (ve kim daha çok veriyor hesabıyla) daha büyük kazanımlar elde edebilir miyiz düşüncesiyle KÜRT tarafı bu anlaşmaya pek sıcak bakmayacak ve sadık kalmayacaklardı. Ve “Böylece onlar (Müslümanlara ve mazlumlara karşı) bir tuzak (hileli bir düzen) kurdular. Biz de, farkında olmadıkları bir tuzak kurup (onların planlarını altüst ettik ve bu tuzaklarını onların başına geçirdik.)” (Neml: 50) buyuran Allah’ı, bunların hiç hesaba katmadıkları belliydi ama “Onlar tuzak kuruyorlardı, Allah da tuzak kuruyordu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Enfâl: 30) ayetinin ne demek istediğini çok yakında cümle âlem inşaallah görecek ve anlayacaklardı.
İktidarın Halkı Avutma Politikaları!
İktidar; 17-20 sene önceki faili meçhul cinayetleri çözüyoruz palavrasıyla halkı oyalarken, “Terörsüz Türkiye” yalanıyla ülkenin çözülmesine yol açıyordu. “Yahu hiç utanmıyor musunuz? O zaman da siz iktidardınız!” diye kimse sormuyordu. İşte bu topyekûn bir akıl tutulmasıydı ve feraset iflasıydı!..
“Mekke Savunma Anlaşması”yla, NATO’nun İslamcı kanadını kuruyor ve İsrail’e dolaylı destek sağlanıyordu. Suud Kralı 7-8 ay önce, Trump’tan 1 trilyon dolarlık silah satın alıyordu. Aslında bölgede İsrail karşıtı girişimleri bastırmak için bu hazırlıklar yapılıyordu. İşte bu açık bir vicdan kaymasıydı ve hidayet kararmasıydı!
Milli Çözüm de yazmasa kimse bu hıyanetlere ayna tutmuyordu. Sizleri tebrik ediyorum; samimi çalışmalarınızla, fedakârlıklarınızla bu şanlı tebliğ cihadına destek çıkıyorsunuz. İnşaallah, tarih sizlerin bu kahramanlıklarınızı anacak ve mahşerde de, cennetlerde de bu şanlı mücadelelerin destanlaşacağı hizmetler arasına bizimkiler de katılırdı.
Milli Çözüm Dergisi 28 Mayıs 2013’te yazıp uyarmıştı:
Ülkemizi Bölmenin Kılıfı ‘Türkiye’yi Kürtlerle Büyütmek’ oluyordu.
Bir dönemin yandaş yorumculardan Fuat Keyman, “Çözüm Süreci Türkiye’yi Zayıflatıyor mu?” başlıklı makalesiyle, Akil Adam olarak görev yaptığı Ege Bölgesi’nden gelen bu yöndeki sorulara yanıt veriyordu: “Çözüm Süreci, Türkiye içinde, belli bir kesim tarafından, Türkiye’yi zayıflatıcı bir gelişme olarak algılanırken, Türkiye dışındaysa, Türkiye’yi bölgesel düzeyde güçlendirecek ve zenginleştirecek bir gelişme olarak algılanıyor” diyordu ve doğruydu. Çünkü Haçlı ve Siyonist odaklar bu süreci (Terörsüz Türkiye Projesini) elbette destekliyordu.
Keyman bu “saptamasını” Çözüm Sürecini konuşmak üzere gittiği ABD’deki düşünce kuruluşu temsilcilerinin, akademisyenlerin ve gazetecilerin şu iki başlıkla özetlenen görüşlerine dayandırıyordu: “Türkiye ve Kürtler iş birliği yapmalı ve Ortadoğu’da değişen denklemi birlikte kurmalı, Türkiye, Kuzey Irak ve Suriye arasında ekonomi, enerji, zenginlik ve etki alanı oluşturmalı” diyen Haçlı gâvurların ve Siyonist baronların Türkleri ve Kürtleri niye bu kadar sevip sahiplendikleri ise hiç sorgulanmıyordu!?
Nitekim içerideki aktörler de “Çözüm Sürecini” zaten benzer şekilde, “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek”, “Ortadoğu’daki sınırları anlamsız hale getirmek” gibi sözlerle savunuyordu.
Yahudi David Phillips ismini anımsayacaksınız. Birincisi “Kürt Açılımı” için Ankara’ya hazırladığı 2007 ve 2009 raporlarıyla, ikincisi de “Ermeni Açılımı”nın mimarı olarak Türkiye-Ermenistan uzlaşma toplantılarına “liderlik” yapmasıyla gündeme geliyordu. Hürriyet’ten Tolga Tanış, kendisiyle “Çözüm Sürecini” konuşmuştu. Phillips’in “Çözüm Sürecinin” mimarlarından biri sayıldığını, sık sık Ankara’ya teşrif buyurduğunu ve AKP Hükümeti’ne akıl hocalığı yaptığını özellikle belirtmemiz gerekiyordu. Zaten kendisi de Hürriyet’le söyleşisinde “hem AKP iktidarıyla hem de Akil Adamlarla düzenli temasta olduğunu” açıklıyordu. Yani kendisi Baş Akil Adam oluyordu. İşte bu David Phillips, lafı dolandırmadan AKP-PKK “Çözüm Sürecinin” sonucunu ilan ediyor ve “Türkiye ve Kürdistan konfederasyon olacak!” deyip çıkıyordu. (Hürriyet, 11 Mayıs 2013) Yani “Büyük Kürdistan” diye “Küçük Türkiye” amaçlanıyordu. Milli Çözüm bu gerçekleri 15 yıl öncesinden yazıyordu.
Türk kamuoyu David Phillips’in adını 2009’da duymaya başlamıştı.
Rahmetli Deniz Baykal, Kürt Açılımı’nın Amerikan projesi olduğunu savunmuş ve kanıt olarak David Phillips’in 2007 ve 2009’da yazdığı iki raporu göstermişti. O süreçte New York’taki Columbia Üniversitesi’nde İnsan Hakları Çalışma Enstitüsü’nün Barış Oluşturma ve Haklar Programı Direktörü olan Phillips, “Türkiye ve Irak Kürdistanı konfederasyon olacak” demişlerdi.
Siyonist Yahudi David Phillips geçmişte Türkiye’de tartışma konusu olan iki makalesinde ise PKK ile müzakere önermiş; PKK’lıların silahsızlandırılması, dağıtılması ve topluma yeniden entegrasyonu için af dahil bir dizi öneri getirmişti. Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nda uzun süre danışmanlık yapan ve açıklamak istemese de Türkiye’deki sürecin halen tam göbeğinde bulunan Phillips ile 8 Mayıs 2013’te PKK’lıların Türkiye’den çekilme takvimi başladığı gün Türkiye’ye geçmişti.
David Phillips’in “Örtülü Af” Kehaneti, Cumhur İttifakı’nın Kerameti mi Sayılmalıydı?
Tolga Tanış’ın sorularını yanıtlayan David Phillips, “Karayılan’ın da sığınma alacağı” kapalı ve özel kılıflı bir PKK Affı çıkacağını söylemişti:
“Ben örgütün üst düzey liderlerinin köylerine dönüp Türkiye’de normal bir hayata devam edebileceklerini sanmıyorum. Onlar sığınma kısmına girecektir. Farklı sınıflar var: Örgüte yeni girmiş olan, suç faaliyetine katılmayanlar. Saha operasyonlarında bulunmuş rütbeliler. Üst düzey lider kadro. Hepsi farklı ele alınmalı. İlk gruptaki suça karışmamış olanlar için koşulsuz af. Suça bulaşmış olanlar için ise şartlı af. Üst düzey için de şartlı af ve sığınmanın bir tür kombinasyonu. SDYE bir af içermeli çünkü başka türlü işlemez. Örgüte son 10 yıl içinde katılmış olanlar buna dahil olabilir.”
“Irak bu sınırla kalamaz, Kuzey Irak’la Türkiye birleşir!?”
“Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile Erdoğan Türkiye’si yakın bir iş birliği oluşturdu. IKBY, PKK ile görüşmeleri kolaylaştırma konusunda çok yapıcı bir rol üstlendi. Eğer Türkiye ve IKBY bu yönde çalışırsa, ABD sonuç ne olursa olsun destekler. Türkiye ve KBH arasındaki yakınlık, istikrar ve bölgesel refah için olumlu. Bu ABD’nin de çıkarına olan bir durum. Ayrıca bu ilişki, Bağdat ile ortaklığı dışlayıcı değil ki. Ben Irak’ın şimdiki sınırlarıyla yaşayacağını hiçbir zaman düşünmedim. Irak Kürdistanı’nın önünde sonunda bağımsız olacağına inanıyorum. Büyük ihtimalle Irak Kürdistanı adında uluslararası yasal bir statüye sahip, Türkiye tarafından korunan ve Türkiye ile ekonomi, enerji ve güvenlik alanlarında yakın iş birliği içeren konfedere bir yapı olacak.”
ABD adına Akillerle düzenli temastayım! (Türkiye’yi Amerika’dan mı yönetiyorlardı?)
“Türkiye egemen bir ülke. Akil İnsanlar uluslararası deneyimleri inceleyip hükümete öneriler sunabilirler. Columbia Üniversitesi de bu sürece yardım etmeye hazır. Türkiye’nin ihtiyaçlarına uygun bilgileri sağlamak için Akil İnsanlarla iş birliği içinde çalışıyorum. Bu konuda Türk dostlarımla yıllardır temas halindeyim. 2007’de yazdığım raporda tartışılan maddeler, bugün tartışılıyor. Bu maddeleri Türklerle aktif bir biçimde görüşmeyi yıllardır sürdürüyorum. Hükümet yetkilileri de buna dahil, ama açıklayamam!”[3] diyen Siyonist David Phillips, Rahmetli Ecevit’in anlayamadığı, şimdi halkımızın da kafa yormadığı, gizli ve kirli projeleri deşifre etmişti.
Sahi Öcalan’ı Neden Bize Veriyorlardı?
Öcalan’ın yakalanıp ülkeye getirilmesi ve İmralı’ya hapsedilip yargılanması süreci “geçen yüzyılın son büyük politik hareketi” diye nitelendirilmişti. Türkiye’ye iade edildiğinde dönemin Başbakanı Ecevit, “Neden bize verdiklerini anlayamadım!” demişti. Hadi şimdi bir daha hep birlikte düşünelim: Sahi Öcalan’ı neden bize vermişlerdi ve sahi şimdi biz kime ne vermekteyiz?[4]
Öcalan Suriye’den Yunanistan’a, oradan Kenya’ya geçmişken yakalanıp Türkiye’ye iade edildiğinde “Neden bize verdiklerini anlayamadım!” diyen dönemin Başbakanı Ecevit o zaman 74 yaşında idi. Eski zamanların “Halkçı Ecevit”inin anlayamadığını anlamak, bugün 72 yaşındaki Cumhurbaşkanı Erdoğan’a kısmetmiş!.. Ve bu tür meselelerde olan biteni asla tam olarak anlayamamak ve anlamlandıramamak da meğer bu halkın makus kaderiymiş.
Hatırlayalım; Öcalan 1999 itibarıyla yakalandı, yargılandı ve bir idam mahkûmu olarak tecride yerleştirildi. 2002’de idamın kalkmasıyla birlikte cezası ağırlaştırılmış müebbete dönüşüverdi ve o günden bugüne geçen çeyrek asır içinde terör örgütü lideri kimliği nihayetinde Sn. Devlet Bahçeli’nin sayesinde “devlet içinde kurucu lider” kimliğine evrildi.
Bugün güya İslami referanslarla (aslında Erbakan’a hıyanetin ödülü olarak) iktidara gelen bir partinin ülkücülerle bir olup devlet adına masaya oturdukları, birlikte yasa yaptıkları ve gelecek planladıkları bir ülkenin etkili ve güçlü siyasi figürlerinden birisi de Sn.(!) Abdullah Öcalan (Beyefendiydi!..) Bunlar baş başa verip terörle ilgili tartışmalı bir çerçeve yasa hazırlıyorlar ve o yasa Özgür Özel’den de evet onayı alarak Meclis’ten geçiyor idi. Ve toplumun tamamı Ecevit’leşmiş gibi, hâlâ bu olup bitenlere bir anlam verememekteydi!..
Barzanilerden Çerçeve Yasa’ya Alkış!
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ni memnuniyetle karşıladıklarını açıklamıştı. Barzani, yaptığı yazılı açıklamada, atılan adımı “cesur bir hamle” olarak nitelendirerek, “Bu cesur adım, Türkiye’de ve tüm bölgede kalıcı barışın, huzurun ve istikrarın sağlanması yolunda önemli bir dönüm noktasıdır.” ifadesini kullanmıştı. Her zaman barış ve diyaloğun en doğru seçenek olduğuna ve silahlı çözüm devrinin geride kaldığına inandıklarını vurgulayan Barzani, şunları hatırlatmıştı:
“Bu yasa, Türkiye’deki tüm unsurlar arasında güvenin inşa edilmesi ve barış içinde bir arada yaşamın sağlanması için büyük fırsattır. Herkesin bu yasayı desteklemesi ve barışın başarısı için çalışması lazımdır. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’a ve bu yasanın hayata geçirilmesinde emeği geçen tüm lider ile taraflara takdir ve tebriklerimi sunuyorum. Her zaman olduğu gibi Kürdistan Bölgesi’nin barış ve istikrarın başarısına olan tam desteğini bir kez daha teyit ediyoruz.”[5]
Evet, bütün bunları “İsrail’in sesi!” olarak okumak lazımdı.
İYİ Partili Burak Dalgın’dan YENİ PARTİ’ye AYM Çağrısı
İYİ Parti Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burak Dalgın’dan gelen “YENİ Parti’den yasaya ‘hayır’ oyu veren Milletvekili arkadaşlarımız isterlerse kanunu Anayasa Mahkemesi’ne götürebilir” paylaşımı enteresandı.
Şehit yakını ve gazilerin tepkilerine rağmen “Çerçeve Yasa” Meclis’ten geçiyordu. Terör örgütü PKK’lılara özgürlük yolu veren yasaya “evet” diyen YENİ Parti’ye tepkiler gelmeye devam ediyordu. Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Tolga Şirin merak edilen “Yeni Parti Grubu yasa için, hâlihazırda iptal davası açabilir mi?” sorusuna yanıt vererek taleplerle ve yürürlüğü durdurma istemli bir iptal davası açılmasının önünde engel olmadığını duyurmuştu.
“Yeni Parti’den ‘hayır’ diyenler, kanunu Anayasa Mahkemesi’ne götürebilir” Çıkışı!
Şirin’in paylaşımını alıntılayan İYİ Partili Burak Dalgın TBMM’de kabul edilen yasaya ilişkin YENİ Parti Milletvekillerine dikkat çeken bir çağrı yapmıştı. Dalgın, yasaya “hayır” oyu veren Yeni Parti Milletvekillerinin isterlerse düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi’ne götürebileceğini vurgulamıştı. Burak Dalgın, yaptığı değerlendirmede Yeni Parti Milletvekillerinin Anayasa Mahkemesi’ne başvuru için yeterli sayıya sahip olduğunu hatırlatmıştı.
“YENİ Parti’den yasaya ‘hayır’ oyu veren Milletvekili arkadaşlarımız isterlerse kanunu Anayasa Mahkemesi’ne götürebilir, sayıları yetiyor, karar kendilerinin” diyen İYİ Parti Başkan Yardımcısına sormak lazımdı: Peki siz niye Anayasa Mahkemesine gitmiyorsunuz?
Siyonist David Phillips’in Kürt Merakına Tekrar Bakalım!..
Prof. Phillips, 16 Ekim 2007 tarihinde kamuoyuna duyurduğu “PKK’nın silahsızlandırılması” başlıklı raporun dışında 2009’da açıklanan bir Kürt raporuna daha imza atmıştır. Phillips son raporunu hazırlamadan önce Nisan 2009’da, Amerika Birleşik Devletleri’nin Washington ve Boston kentlerinde, aralarında Türkiye’den gelenlerin de bulunduğu Norveçli, Amerikan, İngiliz, Kürt ve Arap katılımcılardan oluşan 69 kişilik bir grupla Atlantik Konseyi adlı kuruluşun düzenlediği toplantılara da başkanlık etmiştir. Türkiye’den davet edilenlerin sayısı 14 olarak verilse de gerçek sayı 20’dir. Bu gruptaki kimi isimler daha sonra ortaya çıkıp ‘evet oradaydım’ dese de bir kısım katılımcılar isimlerinin gizli kalmasına özen göstermiştir. Anayasa’dan Türk kelimesinin çıkarılması, Öcalan’ın muhatap alınması, PKK için genel af çıkarılması vb. çarpıcı önerilerin çoğu, adı bilinen katılımcılardan değil de gizlenenlerden gelmiştir. ABD’deki toplantıların en çarpıcı önerisine bir süre Türkiye’de görev yapan eski bir Amerikan diplomat imza atmıştır. Halen Birleşmiş Milletler’de görevli olan bu diplomat, Türkiye’den gelen (Türk denilmesini istemiyorlar) kimi katılımcıların desteğiyle 1993’te Norveç’in Başkenti Oslo’da yapılan İsrail-Filistin barışı görüşmelerinin ve Arafat-Rabin el sıkışmasının model alınarak, Türk yetkililerle PKK temsilcilerinin Oslo’da bir araya gelmesini sağlamak üzere çalışmalar yürütülmesini önermiştir. Toplantılara katılan ve 1993’teki Arafat-Rabin görüşmelerinde de görev almış iki Norveçli emekli diplomat da o süreçle ilgili tecrübelerini aktarmıştır. İşin tuhaf yanı, yukarıda aktardığım türden önerilerin görüşüldüğü toplantılar daha dar bir kadro ile ve “biz de oradaydık” diye sonradan ortaya çıkan ekranlarımızın vazgeçilmez yüzlerinden habersiz yapılmıştır. Toplantılarda bulunan ve bizimkilerle ilgili ayrıntıları gülerek anlatan yabancı gazetecinin aktardıklarını daha sonra uzun uzun yazacağım.[6]
Şimdi gelelim David Phillips’in Ekim 2007’de açıklanan “PKK’nın Silahsızlandırılması” başlıklı raporunun esaslarına:
1) PKK sorunu silahla çözülemez. PKK’nın barıştan yana bir tavır takınması durumunda, örgüt üyeleri için af ilan edilmelidir.
2) Türkiye PKK’ya karşı sınır ötesi operasyonları terk etmelidir. Çünkü böylesi operasyonlar, Türkiye’nin demokratik gelişimine zarar verir, ayrıca ülkedeki Kürtleri aşırılığa iter, bölgesel sorunları kangrenleştirir.
3) Türkiye’nin PKK’ya karşı sınır ötesi operasyonu Türk-Amerikan ilişkilerine de zarar verir, ayrıca Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği tehlikeye girecektir!
4) PKK sorununun çözümü için ‘demokratikleşme’ süreci gereklidir.
5) Demokratikleşme süreci için ‘Sivil Anayasa’ teklifi önemli bir girişimdir. Ayrıca, siyasi ve kültürel reformlar gereklidir.
6) Türk Ceza Kanunu’nun 301. Maddesi ve Terörle Mücadele Kanunu lağvedilmelidir.
7) Demokratik Toplum Partisi Milletvekilleri PKK ile Türkiye arasında arabulucu olabilir.
8) Demokratik Toplum Partisi de terörü kınamalı ve Türkiye’nin toprak bütünlüğüne saygı gösterdiğini belirtmelidir.
9) PKK sorununun çözümü için Güneydoğu Anadolu bölgesinin kalkınması da gereklidir. Bölgede yapılacak özelleştirme ve toprak reformu istihdam yaratır, yatırımlar da altyapıyı geliştirir. Bölgede sağlık ve eğitim çalışmalarına hız verilmelidir.
10) Söz konusu reformların yapılmasında Avrupa Birliği’nin rolü büyüktür, bu nedenle Washington Türkiye’nin tam üyeliğine destek vermelidir.
11) Uluslararası toplum PKK’nın finansman ve propaganda altyapısını hedef alarak örgüt üzerindeki baskıyı arttırabilir.
12) PKK sorununun çözümü için Irak’taki Kürt Bölgesel Yönetimi de bazı görevler üstlenmelidir.
13) Kürt Bölgesel Yönetimi, Kandil Dağı çevresindeki PKK kontrol noktalarının Peşmergelere devredilmesini ve PKK’ya mali desteğin kesilmesini temin etmelidir.
14) Kürt Bölgesel Yönetimi, Mahmur kampında yaşayanların Türkiye’ye dönüşünü ve Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi gibi PKK’yı destekleyen grupların yasaklanmasını gerçekleştirmelidir.
15) Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani bunları yaptığı takdirde Türkiye, Barzani ile doğrudan ilişkiye geçmelidir.
16) Mesut Barzani ve Celal Talabani, örgüt üzerindeki etkilerini kullanarak PKK’nın 12 aylık bir ateşkes ilan etmesini salık vermelidir.
17) Kerkük’ün Kürt bölgesine katılımının, bir Kürt devletinin kurulmasını tetiklemesinden ve Türkiye’deki ayrılıkçı Kürtleri cesaretlendirmesinden korkan Türklerin bu kaygısı yersizdir. Çünkü Kürtler, denize kıyısı olmayan bir Kürdistan’da yaşamaktansa Türkiye ile Avrupa Birliği’ne katılmak isteyecektir.
18) Türkiye’nin, Batı yanlısı, laik, istikrarlı bir Irak Kürdistanı’nın, İslam düzenine yönelen bir Irak ile arasında tampon oluşturacağını, bunun kendi çıkarına olduğunu anlaması gerekir.
19) Amerikan Yönetimi de Irak hükümeti ve Kürt Bölgesel Hükümeti üzerinde baskı yürütmelidir!..
“PKK’nın silahsızlandırılması” raporunun ayrıntılarını anlamak için stratejik düşünmek lazımdı!..
Raporun önemli gördüğüm bölümlerini maddeler halinde numaralandırdım. Şimdi bu maddelerle ilgili hatırlatmalarda bulunarak, raporun daha iyi anlaşılmasına ve kimi taleplerin yerine getirilip getirilmediğinin görülmesine yardımcı olmaya çalışayım. Birinci, ikinci ve üçüncü maddeler, Kürt açılımı adıyla yola çıkılırken aslında PKK açılımı yapılmak istendiğini ortaya koymaktadır. Dördüncü madde, Kürt açılımını Demokratik açılım adı altında sunması bakımından önemlidir. Beşinci maddeyi lütfen birkaç kez okuyunuz ve AKP’nin gündeme getirdiği ilk anayasa taslağının hazırlandığı, ardından Amerika Birleşik Devletleri’nde tanıtıldığı tarihleri hatırlayın. “PKK’nın silahsızlandırılması” raporu, “Demokratikleşme süreci için ‘Sivil Anayasa’ teklifi önemli bir adımdır” ifadesiyle Ekim 2007’de açıklanmıştı. Ne büyük bir tesadüf ki, birkaç ay sonra, Ocak 2008’de Türkiye yeni anayasa taslağıyla tanışmıştı. Altıncı maddeyi okuduktan sonra, Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılan değişikliklerin ve 301. Madde’nin kaldırılış tarihlerinin (2008), “PKK’nın silahsızlandırılması” raporunun hemen ardından geldiğini anımsayın. Yedi ve sekizinci maddeleri okuduğunuzda ise Nisan 2008’den itibaren, “Başbakan’ın DTP’ye arabuluculuk çağrısı yaptığı” yönünde siyasilerden gelen iddiaları, bununla ilgili olarak medyada çıkan haberleri lütfen arşivlerden çıkarıp tekrar bakın… Dokuz ve onuncu maddeler ise Bölgesel Kalkınma Ajansları’nın Güneydoğu Anadolu’daki önemine işaret olunmaktadır. Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde gündeme gelen ve yasası 2006’da çıkan Bölgesel Kalkınma Ajansları’nın üniter devlet yapısına vereceği zararlar uzun uzun konuşulmuş, özellikle de Güneydoğu için uygulanması durumunda yaşanacak sıkıntılar gündeme taşınmıştı. Raporun yayımlanmasının ardından Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin atıyormuş gibi yaptığı adımlar ve Türkiye ile ilişkilerini hızlandırması 12, 13, 14, 15 ve 16’ncı maddelere uygunluğu bir tesadüf sanılmamalıdır.
Türkiye hakkında yabancıların, özellikle de Amerikan uzmanların hazırladığı raporları herhangi bir belgeyi okur gibi okumamak lazımdır. Bu tür raporları ülkemizin özel konumunu ve üzerindeki sinsi oyunu dikkate alarak değerlendirmek, birçok önemli ayrıntıyı görmemizi sağlayacaktır. İşte bu nedenle Henri Barkey ve David Phillips raporları, ne kadar gizlenmeye özen gösterilse de, Kürt açılımının aslında PKK açılımı olduğunun ve Türkiye’nin parçalanmaya çalışıldığının kanıtlarıdır.
- Gürbüz Evren, Independent Türkçe – 10.01.2026
- Hürriyet – 30.05.2025
- 13.05.2013 – https://www.hurriyet.com.tr/gundem/turkiye-ve-kurdistan-konfederasyon-olacak-23253532
- Mine Söğüt – T24 – 13 Ağustos 2026
- T24-13 Ağustos 2026
- odatv.com – G. Evren – 05 Temmuz 2010



CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
AKGÜLÜMÜZ!.. (ŞİİR)
FİLİSTİNLİ GAZETECİNİN YÜREĞİNE SAĞLIK...AZİZ ERBAKAN HOCAMIZ 96-97 REFAHYOL HÜKÜMETİ BAŞBAKANI İKEN İSRAİL FİLİSTİNE TEK BİR…
Daha bu sabah Sosyal medyada izlediğim ve kanımın donduğu olayın videosu Gayretullaha dokunur cinsdendi.İşgal altındaki…
İnsan; nefsine, arzularına, maddeye, şöhrete, öfkeye ve insanlara ölçüsüz biçimde bağlandıkça, esaret altına girer. Bunlardan…
ARTIK VAKİT TAMAM. HAZIR OL EY EHLİ VİCDAN! Türkiye Gazze'de katliamı önleme maskeli güya barış…
Siyonist soysuzlar, Kutsal Kudüs ve civarındaki Filistin’de soykırım uygularken... Gazze’yi tamamen yıkarken... Mescidi Aksa’ya kirli…
Makalemiz, sadece Hamas’ı değil; hakikati, adaleti ve mazlumları gerçekten savunduğunu söyleyenlerin samimiyetini de sorgulayan önemli…
Dergimizin önceki yazısında da belirtildiği gibi sadece kuru bilgi biriktirenlerin karakter dönüşümüne ulaşma ihtimalinin olmadığını…
Hatırlayacaksınız Türkiye, 22 Kasım 2016 tarihinde başlayan İsrail'de ki orman yangınları üzerine, Türkiye'den Yangın Söndürme…
Nisa 89 (O münafıklar) Onlar, kendilerinin (hıyanet ve nankörlük edip) inkâra saptıkları gibi, sizin de…
Davaya gönülden, hâdim olmayan Hikmet diyarına, asla çağrılmaz… Laçkalaşmış nefse, hâkim olmayan Gaflet girdabından, çıkıp…