YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e77083a22fc
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 9 9
Bugün : 32335
Dün : 58085
Bu ay : 1191180
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53336238
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

SİYASİ MÜCADELEDE

STRATEJİK KADROLARIN HAZIRLANMASI

        

Büyük Liderler hem hazırlık sürecinde hem de iktidar döneminde, kendilerinden yararlanmak üzere farklı kadrolar yetiştirmek veya mevcutları değerlendirmek durumundadır. Bunları:

A- Teşkilat kadrosu,

B- Bürokratik kadro,

C- Teknik ve akademik kadro,

D- Stratejik kadro,

E- Kiralık ve vitrinlik kadro.

Şeklinde sıralamak ve sınıflandırmak mümkündür.

A- Teşkilat Kadrosu: Bir davaya inanmış insanlardan, teşkilatın değişik kademelerinde görev alıp sorumluluk yüklenenlerdir. Bu hem hizmet görmelerini hem teşkilat bünyesinde eğitilip pişirilmelerini hem de bazılarının dökülüp elenmelerini netice verir. Bu bakımdan teşkilatlar, staj görme ve çıraklıktan ustalığa geçme mektepleri gibidir. Bu kadrolar statik (durgun) yığınları ve samimi taraftarları, diri ve dinamik bir hale getirmek için de önemlidir.

B- Bürokratik Kadro: Milletvekilliği, Bakanlık, Belediye Başkanlığı, Müsteşarlık, Genel Müdürlük gibi siyasi ve idari görevler ve yetkiler, hizmete yatkınlığı ve harekete yakınlığı olan kimselere verilir. Böylece; kendilerinin birikim ve deneyimlerinden yararlanıldığı gibi, bilgi ve başarı oranları da anlaşılır. En önemlisi de samimiyet ve sadakat ayarları belirlenir, daha ağır görev ve sorumluluklar için hazır hale getirilir. Nasıl ki, yeni üretilen bir ilacın insan yerine önce fare, tavşan gibi bir hayvan üzerinde denenmesi gerekir. Çünkü aksi tesir yaparsa, zarar gören insanın telafisi mümkün değildir. Bunun gibi, özellikle stratejik görevlere getirilecek insanların da iktidar döneminde devlete zarar vermemeleri için, parti sürecinde test edilmesi oldukça önemlidir.

C- Teknik ve Akademik Kadro: Bunlar, kendi sahalarında yetişmiş uzman kimselerdir… Hem geçiş sürecinde hem de iktidar döneminde bu hazır teknik ve akademik kadrolar, karakter ve kabiliyetleri doğrultusunda değerlendirilir. Yetişmiş hiçbir elemanı israf etmek doğru değildir. Öğretmen, Mühendis, Doktor ve Teknisyen gibi her dalda yetişmiş bütün kadrolar; verimli ve düzenli yeni bir sistem disiplini içerisinde, en hayırlı hale getirilir. Düşünceleri ve yaşam biçimleri ne olursa olsun, dürüst ve dengeli olmak şartıyla, herkese hizmet imkânı verilir.

D- Stratejik Kadro: Bunlar bir davaya tam ve sağlam inanmış… Defalarca denenmiş ve sadakatini ispatlamış… Hem dışarıdaki muarızların hem teşkilattaki münafıkların siyaset ve hıyanetlerini herkesten önce kavramış ve onlara uygun mücadele metotlarını başlatmış çok seçkin kimselerdir. Bunlar, öyle tayin edilerek ve resmi görev ve yetkiler verilerek belirlenmeyecektir. Herkese, açık fırsatlar ve çok ağır şartlar içerisinde ve tabii bir süreçte yetişip olgunlaşmalarına imkân verilecektir. Belki uzun zaman öne çıkarılmayacak, hedef haline getirilip yıpratılmalarına müsaade edilmeyecektir. Bunların sayısı çok azdır, ama özgül ağırlığı olan bir ekiptir.

Böyle özel ve stratejik bir kadroya sahip olmayan Liderler ve hareketler, devrimleri gerçekleştirseler bile, onların sürekli ve sistemli bir medeniyete dönüşmesini sağlamaları mümkün değildir. Bunlar davanın ve devrimin sigortaları hükmündedir. Bunlar, kısa zamanda ve hak etmeden yükselenler ve sonra çark ederek düşenler ve değişenler gibi değildir. Bunlar, başkalarının hizmeti ve alın teri üzerinden şöhret ve etikete ulaşmış bedavacı tipler de değildir.

Bir hareketin geleceği ve güvencesi; az ve öz de olsa, böylesine seçkin ve seviyeli bir ekiptir. Çünkü “Kem âlât ile kemâlât olmayacağı” kesindir. Yani kötü ve çürük malzeme ile, olgun ve sağlam eserler meydana getirilemeyecektir. Çürük tahtanın çivi tuttuğu görülmemiştir.

Büyük Liderler, herkesten kendi marifet ve meziyetleri ölçüsünde yararlanmasını bilir. Başkalarının bilgi ve becerilerini kendi hayırlı hedefleri için değerlendirir. Bu nedenle “Akıllı adam; sadece kendi aklını, çok akıllı adam ise başkalarının da aklını kullanır” denilmiştir. Hatta münafık ve marazlı tipleri bile ya zararlarını defetmek ya kontrol altında tutup rakiplerini frenlemek gibi hikmetlerle, en yakın çevrelerine kadar getirip, önemli yetkiler verebilir.

Ancak sadık ve seçkin elemanlarını vaktinden önce ortaya çıkarmak ve hedef yapıp yıpratmak ve hele bir yerde toplamak elbette doğru değildir.

Akıllı bir satıcının bile, sağlam yumurtalarının hepsini aynı sepete koyması beklenmemelidir. Hırsızların dikkatini ve iştahını çekecek yerlere elmas saklamak, onlara davetiye göndermektir. Ve hele; dava hırsızlarının, teşkilatın damına çıkarıldığı bir ortamda, elmaslardan daha kıymetli elemanların, kem gözlerden uzak tutulması daha da önemlidir. Bu seçkin elemanların zahiren dışlanmış zannedilmeleri ve hor görülmeleri de onların pişmesi ve yetişmesi için gereklidir. Yoksa, huysuz itlerin her havladığı insan, elbette hırsız değildir. Bu mahlûklar niye bağlanmıyor diye sorulursa, cevabı “Gem vurulan itlerin, kendilerini at zannetmemesi içindir.” Ve tabii yerine göre “İtlerle dalaşmaktan ise, çalıyı dolaşmak” daha akıllıca bir harekettir.

Velhâsıl, İslam ve insanlık adına büyük değişimlere öncülük eden Liderler, Allah’a herkesten daha fazla iman ve itimat ederler. Ama yine bu imanları gereği her türlü tedbiri ve kulluk görevini yerine getirirler. Kapılarını ve kasalarını açık bırakıp tevekkül perdesi altında, hâşâ Allah’a bekçilik teklif etme gafletine düşmezler. Ellerindeki imkân ve elemanları, ucuz ve lüzumsuz girişimlerle israf etmezler. Kuvvet gösterisi yapıp okunu kuştan çok öteye atma ile avını kaçırmanın aynı şey olduğunun da bilincindedirler.

Kötü huyları ve huzursuzlukları artık değişmez karakterleri haline gelmiş marazlı tipleri, teşkilatta etkili ve yetkili noktalarda ve kontrol altında tutmak, bunların yularını uzatmak, bazı tahribat ve tahrifatlarına (kasıtlı yıkım ve yozlaştırmalarına) ve hatta Lidere yakınlık ve bağlılık istismarlarına ve suistimallerine göz yummak ve böylece sonunda, ya sağlıklı bünyede eriyip bitmelerini, veya kendiliğinden ayrılıp gitmelerini sağlamak… Ve hatta bu tiplerin, acımasız saldırıları ile seçkin ve stratejik ekiplerin yetiştirilmelerinde, bir nevi antrenör rolü üstlenmelerine ve onların savunma mekanizmalarını geliştirmelerine zemin hazırlamak, ancak büyük Liderlerin başarabileceği bir bilgelik örneğidir.

Çünkü bu Liderler “köy değişmekle huy değişmeyeceğinin” bilincindedir. Ama herkesin kendi ayarında ve diyarında idare edilmesi ve yararlı hale getirilmesi gerekmektedir. Yoksa bir insanın çıkarılacağı köşk ne denli yüksek olursa olsun, onun yine kendi kalçası üzerine ve kendi kafasıyla oturacağı değişmez bir gerçektir.

a– Peygamber Efendimiz (SAV’in başından itibaren davetinin açık olmasına karşılık, siyaset ve stratejisini sürekli saklaması.

b“Dar-ül Erkam” örneğinde olduğu gibi, özellikle geçiş sürecinde örgütlenmesini gizli tutması.

c– Mekke’den Habeşistan’a hicret edenlerin hepsinin Medine’ye dönmelerini istemeyerek, her ihtimale karşı yedek bir “İhtiyat Birliğini ve Emniyet Merkezini” geride bırakması.

d– Kendisinin ve yakınlarının, zulmü önlemek ve fitneyi defetmek için, gerektiğinde “bir gerçeği, doğru bir sözle gizleme” yoluna başvurması.

Örneğin Hicret sırasında, Hz. Ebubekir’e rastlayıp onu tanıyan bir adam, Efendimizi işaret ederek: “Peki bu yanındaki kimdir?” diye sorunca, Hz. Ebubekir: “Bu şahıs bana yol gösteriyor.” cevabını vermişti. Hz. Ebubekir bunu: “Gördüğün zât benim hidayet rehberimdir.” manasında söylemiş, o kişi ise, yolculuk kılavuzu şeklinde anlamıştı.

e– Hangi işi en iyi kimin yapabileceği konusunda, adayların kendilerine bile sezdirmeden uzaktan uzağa onları takip etmesi ve çeşitli denemelere tabi tutması.

f– Bazı stratejik görevler ve yüksek yetkiler için kafasında tasarladığı “özel kişi ve ekipleri” hiç kimseye çaktırmaması, böylece haset ve rekabete yol açmaması da onun sağlam bir siyasi yapılanmaya ve stratejik kadrolaşmaya önem verdiğini göstermektedir.

E- Kiralık ve Vitrinlik Kadro: Mevcut sistem ve konjonktür içerisinde etiket ve etkinliği olan… Sivil ve resmi kurumlarda yetkili bulunan… Üniversite hocası, köşe yazarı, iş adamı gibi sıfatlar taşıyan kimseleri genellikle şöhret ve servet karşılığı kiralayıp, kendi amaçları doğrultusunda kullanmak, Siyonistlerin çok sık başvurduğu bir yöntemdir. Bu durum, haklı ve hayırlı hedeflere yönelen Liderler için de geçerlidir. Ama Siyonistler gibi, topluma zararlı değil; yararlı neticeler için, bu gibi şahıslar ve fırsatlar değerlendirilir.

Bu gibileri geçicidir ve hatta sıkça saf değiştirebilir. Çünkü bir inanç ve ideal etrafında kenetlenmiş kimseler değil, nihayet kiralık tiplerdir. Bunlar şöhret ve etiketlerini pazarlayan ve verilen role göre davranan bir kesimdir ve her dönem ve düzende bulunabilir. Ve toplum bunlar eliyle yönlendirilir.

Bazen de toplum tabanında sevilen ve desteklenen kimseler, gerçekte liyakat ve sadakatleri olmadığı halde, vitrine çıkarılabilir. Büyük Liderler, büyük düşünen ve büyük hedefler düşleyen şahsiyetlerdir. Kalıcı ve kârlı neticelere ulaşmak için, geçici ve cüz’i tavizler verebilir.

Bu arada “Efendim, Lider hata yapmaz mı? Onu eleştirme hakkı kimseye tanınmaz mı?” şeklindeki sorulara da cevap verelim.

1– Lider de insan olarak hata edebilir, yanılabilir, eksiklikleri olabilir… Çünkü kusursuz ve mükemmel olduğu için değil, gerekli şartları en fazla taşıdığı ve kendisini ispatladığı için Liderdir. Ve zaten büyük devrim ve değişimlere öncülük yapan tarihi ve tabii şahsiyetler, çok üstün bir beyin ve birikime sahiptir.

2– Onun eksiğini tamamlamak ve yanlışını hatırlatmak, bir görevdir. Ve tabi, itiraz ve irşadın samimiyet derecesi, kişinin teşkilat disiplini ve hizmet düşüncesiyle ne derece itaat edip etmediği ile ilgilidir.

3– Ancak “her doğruyu, her yerde söylemek doğru değildir”. Kulağa fısıldanacak sözler, mikrofona söylenmemelidir. Fesat ehlinin eline koz ve fırsat verilmemelidir.

4– İlla yazılması ve konuşulması gereken şeyler ise “genel ifadelerle ve edep ölçüleriyle” dile getirilmelidir. Keyfi ve kişisel hırs ve heyecanlar yüzünden, teşkilata ve topluma zarar verecek söz ve yazılardan vazgeçilmelidir.

5- Lidere itaat; şartları ve sınırları Kur’an ve Sünnetle belirlenmiş, tarihi tecrübeler ve siyaset ilmiyle kesinleşmiş bir emirdir. Yani keyfimize bırakılmış bir tercih değildir. Bazılarının “Artık biat ve itaat kültüründen kurtulmalıyız” şeklindeki sözleri; şayet gaflet ve cehalet eseri değilse, manevi bir tehlikedir. Çünkü akli ve Kur’ani bir hükmü; hâşâ, gereksiz gösterme gayretidir. Başsız, itaatsiz ve irtibatsız bir hareketin başarıya ulaştığı görülmemiştir.

6– Hak ve hayır adına ve özellikle siyaset alanında hizmet amacıyla yola çıkan bir cemaat ve teşkilatta tefrika çıkarmanın… Veya nefsi heves ve hesaplarla davadan ayrılıp kopmanın suçunu ve sorumluluğunu, Kur’an ve Sünnet haber vermektedir. Bizlerin, Allah ve Resulünden daha adaletli ve merhametli olamayacağımız kesindir.

7– Malum ve marazlı merkezlerin bizleri hangi durumlarda övüp alkışladıkları ve sevindikleri… Hangi durumlarda sövüp saldırdıkları ve tedirginleştikleri de önemli bir göstergedir. “Dediler ki: “Biz Allah’a tevekkül ettik; Rabbimiz, bizi zulmeden kavim için bir fitne (aleti) kılma (zalimlerin baskısı ve haklarımızdan mahrum bırakması sebebiyle iman yolumuzdan ayırma!).”[1] ayeti üzerinde iyi düşünmelidir.

8– Lider, farklı konuları, o sahadaki uzmanlarla istişare etmelidir. Ancak, hem Efendimizin ve Hulefa-i Raşidin’in tatbikatı, hem de İslam âlimlerinin ve çağdaş siyaset bilimcilerinin ortak kanaati: Liderin, hangi konuları ve kimlerle istişare edeceği ve sonunda nasıl karar vereceği kendi tercihidir. Bir kimsenin; “niye benimle istişare etmiyor?” diye Lideri suçlaması ve sızlanması yersizdir. Çünkü kendi fikrini önemli gören ve Lidere iletmek isteyen yüz binlerce insanın her birine vakit ayırması imkânsız şeydir. Bu arada; çok başlılık, kararsızlık ve başarısızlık demektir. Hangi konuyu kiminle görüşeceğine, hangi göreve kimi getireceğine, gerekli istişare ve araştırmadan sonra Lider karar verecektir.

9– Bu arada teşkilatımız ve cemaatimizle ilgili önemli uyarıları veya ciddi proje ve programları olanların, Lidere ve yetkililere ulaşmaları o kadar da zor değildir. Bu konularda girişimci ve medeni cesaret sahibi olmaya gayret etmelidir.

10– Ülkemizde ve yeryüzünde hangi şartlarda ve hangi şeytani güçler karşısında mücadele edildiği de asla göz ardı edilmemeli, Liderin hangi ruhsat ve fırsatları ve hangi amaçla değerlendirdiği iyi bilinmelidir.

Evet, usul ve edep de önemlidir. Ve usulsüzlük vusulsüzlük sebebidir. Ancak “Usul”deki hatalar ve aksaklıklar yüzünden “Asıl”dan kopmamalıdır. Teferruatla uğraşırken “Esas”tan uzaklaşmamalıdır. Savaş ortasında ve top mermileri karşısında, ayağa batan dikenle oyalanmak ne kadar yanlıştır!..

Hizmet Erlerine, Hikmet Esasları

Bir ülkede kalıcı ve kapsamlı bir “Düzelim ve Değişimi” gerçekleştirmek, insanların hür ve huzurlu yaşayacakları bir “Düzeni ve Dönemi” yerleştirmek elbette kolay değildir, ama olanaksız da değildir.

Bunun ilk koşulu, aynı hedefe doğru yola çıkan farklı teşkilatların olsun ve aynı teşkilat içindeki farklı grup ve şahısların olsun, asla birbiriyle uğraşmamaları ve potansiyel enerjilerini boşa harcamamalarıdır. İki kişinin ip bağlayıp aynı yönde birlikte çekmeleri halinde rahatlıkla devirebilecekleri bir ağacı “Ben senden güçlüyüm, ben daha önce deviririm.” diye inatlaşıp farklı istikametlerde çekmeye başlamaları durumunda, kendi emeklerini ve enerjilerini boşa tüketmekten başka bir sonuç alınamayacaktır.

İnsanları haklı ve hayırlı yönde etkilemek ve mutlu hedeflere doğru yönlendirmek için yola çıkan “şuurlu ve sorumlu grupların”, her şeyden önce insanların bakış açılarını ve değer yargılarını değiştirmek ve kendi amaçlarımızı onların da arzuları haline getirmek zorunluluğu vardır. Bu belki zaman alacaktır ama, kutlu değişimin temelini oluşturmaktadır.

Topluluklara doğru bakış açıları kazandırmak ve doğru algılamalarını sağlamak ve onlarla güç ve gönül birliği yapmak, ordular ve bombalarla başarılmayacak fırsatları önümüze koyacaktır.

Bu sabırlı ve seviyeli gayretler, tek tek “şahsi değişimleri”; şahsi değişimler “siyasi değişim ve gelişmeleri”; siyasi güç ise “sistemin değişimini ve düzelmesini” doğuracaktır.

Ancak bu mutlu sona ulaşmak için gereken uzun süreçte, gönül erlerinin ve değişim rehberlerinin uyması gereken önemli kurallar vardır.

1- Bozuk sistemin ve statükocu rakiplerinizin yanlışlarından ziyade, kendi doğrularınızı anlatmaya çalışınız. İnsanların; “bizim doğrularımızla rakiplerimizin yanlışları arasında bir karşılaştırma yapmasını, hayırlı ve yararlı olanı kendilerinin tanıması ve taraf çıkması” olgunluğuna ulaşmasını sağlayınız.

2- Etkili ve sürükleyici olmak için, mutlaka yapıcı ve yararlı olunuz. Hiçbir sistemin ve hazır düzenin, her kurumu ve kuralı bütünüyle kötü ve zararlı değildir. Mevcut durumun iyi ve yararlı yönlerini geliştirip devam ettirmeye, çürümüş yönlerini temizlemeye, tıkanan ve zararlı olan kısımlarını ise değiştirip düzeltmeye çalışınız. Eski sistem içinde yetişen ve iş gören elemanların da birikim ve becerilerinden yararlanmaya bakınız ve hiç kimseyi dışlamayınız.

3- Hem grup üyelerinize hem yakın çevrenize ve hem de rakipleriniz dâhil herkese saygı gösteriniz. Herkese kendi değerinde ve derecesinde kıymet veriniz. Belki herkesi sevmek zorunda değilsiniz, ama mutlaka herkese saygı göstermek mecburiyetindesiniz. Evet, tenkitlerinizde bile saygı ve insanlık ölçülerini terk etmeyiniz. Herkesin temel haklarına ve insanlık onuruna hürmet ediniz. Edepli ve dikkatli davranışlar, size ağırlık ve saygınlık kazandıracaktır. Ama hakaret eden hürmet görmeyecektir. Velhâsıl; “Size nasıl davranılmasını istiyorsanız, siz de herkese öyle muamele ediniz.”

4- Kendinizi devamlı ve her yönden yetiştirmeye, yenilemeye ve geliştirmeye gayret ediniz. Değişerek devam etmeyi, devam ederek değişebilmeyi öğreniniz. Ancak temel ilkelerinizden ve genel hedeflerinizden asla vazgeçmeyiniz. Ama teknik ve ekonomik gelişmelerden ve çağdaş gereksinimlerden yararlanmasını biliniz. Bilgi ve beceri eksikliğinizi kabul ediniz. Hatta inancımıza ve ahlâkımıza zarar vermeyecek olan sosyal ve kültürel yeniliklere intibak ediniz… Unutmayınız; kendisini değiştirmeyen, başkasını değiştiremeyecektir. Bilgisayar kullanmak, basit tamirler yapmak, şiir ve hikâye yazmak gibi yeni ve yararlı becerilere önem veriniz.

5- Davanıza yararlı olan ve katkıda bulunan kimseler olunuz. “Bu hizmet ve hareketten çıkarım ne olur, dünyalık ne kazanırım?” diye değil, “Bunlara ne katkım olur, hangi özverilerde bulunabilirim?” diye düşünenler, olumlu ve onurlu insanlardır. Bu katkılar: a- Fikir ve proje bazında olabilir, b- Moral desteği şeklinde olabilir, c- Zaman ve mesai ayırma biçiminde olabilir, d- Parasal yardım ve fedakârlık düzeyinde olabilir, e- Teşkilatta görev ve sorumluluk yüklenme şeklinde olabilir.

6- Olumsuzlukları tenkitten ziyade, olumlu teklifler hazırlayıp getirin. Devamlı eleştirici olmaktan ziyade, yararlı proje ve tasarımlar üretin. Başkasını kınamak ve küçümsemek yerine, kendiniz yükün altına girin ve başarınızı gösterin. Yapamayacağınız şeyi asla söylemeyin ve hele ucuz kahramanlıklara tenezzül etmeyin.

7- Etkin, üretken ve girişken birisi olunuz. Gereğine ve yararına inandığınız veya teşkilat tarafından görevli olarak atandığınız bir işi; önce tasarı ve projelerini, araç ve gereçlerini, eleman ve ekiplerini hazırladıktan sonra, hiç beklemeden hemen yapmaya koyulunuz… (Bir işe başlamanın, başarmanın yarısı olduğunu unutmayınız…) Allah’ın inayetine ve kendi yeteneklerinize güvenin… “Başarısızlık duygusundan veya zarar etme korkusundan” kurtulunuz. Başarısız neticelerin, en azından yeni girişimler için bir deneyim ve birikim olduğunu düşünerek teselli bulunuz.

8- Birlikte çalışacağınız ve kendisinden yararlanacağınız insanların; a- Psikolojilerini ve ahlâki seviyelerini, b- Genel bilgi ve becerilerini, c- İlgi alanlarını ve zayıf yönlerini, d- Özel yetenek ve meziyetlerini iyi tanımaya ve herkesi kendi karakter ve kabiliyeti doğrultusunda çalıştırmaya dikkat ediniz.

9- Toplumu uyandırmak ve şuurlandırmak ve haklı çağrınızı her kesime ulaştırmak için afiş, broşür, dergi, gazete, radyo, televizyon ve sosyal medya gibi iletişim araçlarından en etkili şekilde yararlanmaya özen gösteriniz. Ve yine gençler, öğrenciler, memurlar, işçiler, hanımlar, yaşlılar ve engelliler gibi toplumun farklı kesimleri ve sendika, dernek, gönüllü kuruluş gibi bunların temsilcileri ile samimi ve sürekli ilişkiler kurup geliştiriniz.

Sadece belli bir kavimin, dinin, mezhebin veya kesimin sözcüsü ve hizmetçisi görüntüsü vermeyiniz. Özellikle mazlum ve mağdur kimselerin; kökeni, dini ve mezhebi ne olursa olsun, bunların hakkını ve hürriyetini gözetiniz.

10- Bozuk ve barbar sistemin ve onun işbirlikçisi olan kesimlerin zorbalık ve yanlışlıklarını, çarpıcı deyim ve sloganlarla, güldürürken düşündüren ve ders veren fıkralarla, karikatür ve fotoğraflarla, çizgi film ve sahne tiyatrosuyla ortaya koymaya ve insanların kafasında kısa ve kalıcı mesajlar bırakmaya önem veriniz.

11– Hain güçleri ve rakiplerinizi asla küçümsemeyiniz. Temkin ve tedbir kuralına daima dikkat ediniz… Mayınlı bir tarlada dolaşır gibi, kanunlar çerçevesinde hareket ediniz. Ucuz kahramanlıklara ve lüzumsuz kabadayılıklara girişmeyiniz. Kendinizi ve ekibinizi israf etmeyiniz. Tedbir; korkaklık olmadığı gibi, ahmakça çıkışlar ve şımarıklıklar da kahramanlık değildir.

İstişarenin Anlamı ve Önemi

Gönül birliği, gaye birliğini; gaye birliği, fikir ve görüş birliğini; görüş birliği de eylem ve güç birliğini meydana getirir. Bu bakımdan, cemaat düzenine ve teşkilat disiplinine girmek ve istişare/danışma ve değerlendirme toplantıları tertip etmek, oldukça önemlidir ve hatta başarının temelidir. Ancak; istişarenin bilinçli ve disiplinli yapılması gerekmektedir. Bu nedenle, önce istişarede yapılması ve sakınılması gereken durumları bilmelidir.

A- İstişarede Mutlaka Uyulması ve Yapılması Gereken Durumlar:

1- Gündem mutlaka belirlenmeli ve “ne maksatla toplanıldığı ve hangi amaca ulaşılmaya çalışıldığı?” toplantıya katılanlara önceden bildirilmeli ve gündem anlaşılmış olmalıdır. İstişare konusuyla ilgisi ve bilgisi bulunmayanlar bu toplantıya çağrılmamalıdır.

2- Amaçlanan hedefe yetişmeye veya ortaya konulan problemi çözmeye yarayacak, her türlü teklif ve tasarılar, orijinal fikir ve teoriler, samimiyetle ortaya konulmalıdır.

3- Ortaya atılan teklif ve teorilerden bize göre yararsız veya tutarsız olanların ise, yine münasip bir dille tenkidi yapılmalıdır. Bu konuda “Tenkit meşru, tahkir memnudur.” Yani yapıcı ve uyarıcı ikaz ve itirazların güzel ve gerekli olduğu, ancak hakaret ve haksızlık edici davranışların yanlış ve yasak olduğu unutulmamalıdır.

4- Teklif edilen çözüm önerilerinden; açıklanması gereken yerler, öneri sahiplerinden tekrar sorulmalı, tasarımları hakkında daha geniş bilgi alınmalıdır.

5- Bu tür istişare toplantılarında, kurula sunulan teklif ve temennileri özet halinde yazacak bir kâtip üye bulunmalı ve gerektiğinde münasip proje sahipleriyle daha geniş görüşme imkânlarına zemin hazırlanmalıdır.

6- Toplantıya katılanların; o konuda özel ve orijinal bir fikri yoksa bile, toplantıda dinlediği ve beğendiği görüş ve önerileri teyit ve teşvik edici veya eksikleri bütünleyici konuşmalar yapmaları da yerinde ve yararlıdır.

7- Başkan olan kişi hem belirli aralıklarda hem de toplantı sonunda, yapılan önerileri özetlemeye, bunların ortak noktalarını tespit etmeye ve asıl amaca ulaştıracak projenin şekillenmesine yarayacak fikirlerin gelişmesine öncülük yapmalıdır.

– Çünkü başkan demek; her işi bizzat üstlenen değil, yükünü taksim ederek hafifleten…

– Farklı kabiliyet ve karakterdeki insanlar ve muhalif gruplar arasında denge kurabilen…

– Teşkilat mensupları içerisinde hakem ve organizatör rolü oynayabilen…

– Rakiplerinin ve muhaliflerinin tenkitlerinden bile ders alıp, yanlışlarını düzeltebilen…

– Yetkilerini; insanları harcamak, hizmet ve marifet ehlinin yolunu tıkayıp devre dışı bırakmak gibi, nefsi kararlar doğrultusunda kullanmaktan sakınabilen ve birileri hakkında karar verirken, kendisini onların yerine koyabilen kişidir.

Zira Efendimiz (SAV): “Kişi kendi nefsi için istediğini, başkaları için de istemedikçe olgun mü’min olamaz” buyurmaktadır.

“Ey mü’minler! Allah için Hakkı (ve haklıyı) savunan (hâkimler ve yetkililer) ve mutlaka adalet ve hakkaniyetle şahitlikte bulunan (daima Hakkı üstün tutan ve Adil nizamı kurup korumaya çalışan) kimseler olun. (Tanık olduğunuz bir olayı olduğu gibi anlatın, yorum yapmayın, taraf tutmayın, hâkimi yanıltmayın) Herhangi bir kavme (partiye, meşrebe, tarikata veya kişiye) olan kininiz (kırgınlık ve kızgınlığınız) sakın sizi adaletsizliğe sürüklemesin!.. (Karar verirken his ve heyecanlarınızla değil, aklınız ve vicdanınızla davranın, İslâm’ı esas alın ve mutlaka) Adil olun ki takvaya yakışan budur… Her halde Allah’tan korkun. Çünkü O bütün yaptıklarınızdan Haberdardır.”[2] hükmü asla unutulmamalıdır.

8- Yapılan istişareler sonucu bir plan üzerinde karar kılınırsa, hemen ardından bunu program ve paylaşma takip etmeli ve “hangi işi kimlerin yapacağı” tespit edilmeli ve mutlaka herkes ekip/grup çalışmasına alışmalıdır.

“Allah’ın (rahmet ve inayet) Eli cemaat (ve teşkilat)la beraberdir. Öyleyse her kim (cemaat ve teşkilattan) ayrılırsa, o kişi kendisini cehenneme atmıştır”[3] Hadisine kulak asmalı, kişisel ve keyfi hareketlerden sakınmalı ve ekip çalışmasına katılmalıdır.

9- İslâm’ın temel esasları ve merkezi teşkilatımızın genel amaçları yanında, asıl bu ekiplerimizin özel ve bireysel görev ve sorumlulukları da ortaya konulmalı ve mutlaka bir çalışma takvimi ve görev taksimi yapılmalıdır. Yani hangi işlerin kimden sorulacağı, ekip ve elemanların sorunları ve sıkıntıları için kime başvuracağı belli olmalıdır.

10- İstişareler sonucu alınan kararların tatbikata koyulmaması ve oluşturulan ekiplerin hizmete sokulmaması, yani her şeyin sözde ve kâğıt üzerinde kalması halinde, teşkilata ve başkana olan güvenin sarsılacağı ve bundan sonraki istişarelerin ciddiyetini kaybedip, laubalilik ve laçkalığın başlayacağı unutulmamalıdır. Bu konuda;

Hz. Nuh, inkâr eden kavmine: “Siz ve ortaklarınız yapacağınız işi (görüşmek ve kararlaştırmak üzere) toplanın… Ki sonunda yapacağınız işler size pişmanlık ve perişanlık (sebebi) olmasın!.. (İyice düşünüp değerlendirdikten sonra, verdiğiniz kararı ve) Hükmü bana tatbik edin!.. Ve asla mühlet de vermeyin!..”[4] ayeti de bizlere;

a- Yapılacak işleri, önce ehliyle istişare edip görüşmeyi,

b- İstişaresiz ve plansız işlerin, pişmanlık ve zararla neticeleneceğini,

c- Tatbik edilmeyen kararların, hiçbir işe yaramayacağını ve hedefe götürmeyeceğini,

d- Ve alınan kararların, mühlet verilmeden ve geciktirilmeden hemen uygulamaya koyulması gerektiğini anlatmaktadır.

B- İstişare Sırasında Asla Yapılmaması Gereken Davranışlar:

1- Görüşme ve tartışmaları gündem dışına taşırmamalı ve gereksiz yere konuyu dağıtmamalıdır. Yüzlerce meseleyi konuşup, ama hiçbir karara varamamaktansa, bir konuyu görüşüp karara bağlamak daha hayırlıdır. Felaha ve kurtuluşa erecek; “Olgun ve onurlu mü’minlerin yersiz ve yararsız söz ve davranışlardan uzak duracağı”[5] unutulmamalıdır.

2- Aklına yatmadığı veya yanlış bulduğu teklif ve tasarıları tenkit ederken, arkadaşlarının gururunu kırıcı veya alaya alıcı söz ve davranışlara yanaşmamalıdır.

3- O toplantıya, sadece kendisini tanıtmak ve bilgiçlik taslamak veya şahsi başarı ve becerilerini kanıtlamak maksadıyla katılmamalıdır.

4- Toplantıyı hafife alan, lüzumsuz gören ve genel ciddiyet ve samimiyeti gideren tavırlar takınılmamalıdır.

5- O cemaati kendi şahsi heves ve hesaplarına alet etmekten ve sadece nutuk çekme arzusunu tatmin edeceği hazır bir kalabalık olarak görmekten şiddetle sakınmalıdır.

6- Ve hele grup üyelerini ve istişareye katılan kimseleri etkileyerek, kendi otoritesini gerçekleştirmek, teşkilatı gayrı meşru yollarla ele geçirmek gibi, kötü niyet ve gayretler asla taşımamalı ve şahsi sorunlarını böyle umumi toplantılarda tartışmamalıdır.

“Siz nefsinizi övmeyin (ve kendinizi tezkiye etmeyin)! İçinizden kim makbul ve muttakî ise, Allah onu bilip durmaktadır.”[6]

7- Cemaatin moralini bozucu, kafalarını bulandırıcı veya kendisi dışında herkesi suçlayıcı ve karalayıcı konuşmalardan kaçınmalı ve bu ruhi hastalıktan kurtulmalıdır.

8- Görünüşte dava adamı ve teşkilat mensubu bilinip, ama aslında kişisel makam ve menfaatleri için bu cemaati istismar amacı güden “özel grup ve kliklerin” veya kendi ailesinin ve yakın çevresinin sözcüsü gibi konuşmamalı, onların avukatlığına soyunmamalıdır. Kişisel ve keyfi davranışlarını ve yanlışlarını meşrulaştırmak amacıyla, bu cemaat ve teşkilatı kullanmaya kalkışmamalıdır.

9- Kınanmak, azarlanmak ve hatta bazı haklarından mahrum bırakılmak endişesiyle, haklı ve hayırlı bildiği gerçekleri söylemekten korkmamalı ve yanlış gördüğü hareketleri tenkit etmekten geri durmamalıdır.

10- Bu tür istişare toplantıları eğer gizlilik gerektiriyorsa; yapılan konuşmalar, tartışmalar ve alınan kararlar, yetkili makamlarca ilan edilinceye kadar, asla açıklanmamalı ve başka yerde anlatılmamalıdır.

Evet; her iş ve ibadet ancak samimiyet, ciddiyet, gayret, sabır ve metanetle başarıya ulaşır. Bunlardan birisinin bulunmadığı işler, mutlaka yarım kalır. Çünkü iş yapıyor görünenler değil, gerçekten iş görmek ve hizmet etmek isteyenler kazanır. Gerekli ve yeterli hazırlıkları görmeden, her türlü sebeplere riayet etmeden, çeşitli vasıta ve vesileleri denemeden, becerikli ve bereketli iş yapmak ve hele yaşadığımız bilgi ve teknoloji çağında rastgele hizmet ve hareketlerle başarıya ulaşmak imkânsızdır.

 

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

{mp3}siyasimucadelestratejikkadrolar{/mp3}

 

 

 


[1] Yunus: 85

[2] Maide: 8

[3] Süneni Tirmizi

[4] Yunus: 71

[5] Mü’minun: 3

[6] Necm: 32

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ufuk EFE

Ufuk EFE

Subscribe
Bildir
11 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

SADIKLARA SELAM OLSUN!…
Allah; Ahmet Hocamızdan sonsuz kere razı olsun.

Bilgilendirici ve öz ortaya koyan harika tespitlerle dolu, mükemmel bir makale.

Milli Çözüm şuurunu lütfeden Cenab-ı Hakka sonsuz hamd-ü senalar ediyoruz.

Rabbim böylesine dolgun ve doyurucu makale ve yazıları okumayı, anlamayı ve gereğince yaşamayı lütfetsin inşallah…

Cumhuriyetin Koruyucusu ve Yılmaz Bekçileri Stratejik Kadrolara Selam Olsun!..
Cumhuriyet tarihinde çok partili hayata geçişten itibaren, bu halkın en etiket sahiplileri doktoru muhendisi amiri CHP’nin katılımcıları olmuşlardır, ondan bir gömlek aşağısı olan halk katmanı demokrat partili sagcılar olmuşlardır, bundan da bir gömlek aşağısı köylü millet partili yani milliyetçi partili olmuş, ondan da bir kat aşağısı yani halkın en alt katmanı olan kesim ise Erbakan hocamızın savunduğu Milli Görüş camiasına kalan halk katmanı olmuştur. Yani düşünebiliyor musunuz tabirimi mazur görün halkın en hurdası yahudinin sıyonizmin korkulu rüyası olan siyonizmin emeklerini boşa çıkaran siyonizmin hedeflerini insanlığın lehine çeviren projeleriyle korku salan MUHTEREM ERBAKAN HOCAMIZA kalmıştır. Burdan da şu anlaşılıyor ki: ERBAKAN TEK BAŞINA BİR ORDUYMUŞ demek yanlış olmaz sanırım. Ve şu anlamda çıkıyor ki TEK BAŞINA ORDU OLAN ERBAKANI; en iyi anlayan, kavrayan, takip eden , malını canını Erbakan’ın yolunda hiç çekinmeden takatinin sonuna kadar veren , O’nun projelerine D 8 – ADİL DÜZEN- ERBAKANCA OLAYLARA BAKMAK gibi ferasete basirete hidayete ve dirayete sahip olan kimdir diye anket yapsak hiç şüphesiz ankette cevap şıklarında geçmese bile tüm herkes o ismin ARŞ. YZR. SİYASET BİLİMCİ VE DÜŞÜNÜR ÜSTAD AHMET AKGÜL diyecekleri o derece aşikâr olmuştur. Dolayısıyla
A- Teşkilat kadrosu,

B- Bürokratik kadro,

C- Teknik ve akademik kadro,

D- Stratejik kadro,

E- Kiralık ve vitrinlik kadro.

Bu konuda insanlığın en hurdası denilebilecek kesimi hem etiket sahibi hem de yaratılış gayemize uygun şuurla donatarak 7 milyar insanlığın saadeti için çalışır vaziyete getirmiştir. Bunlar perde önündekiler tabiki.. Birde perde gerisindeki halk tabakası var ki o bilim adamlarından tutun, papaz ve rahiplere varıncaya kadar üst derece etiket sahibi olan kimselere teketek markaj usulüyle onların aklını erdirinceye kadar çalışmış kalplerini İnsanlığın saadetine ve zalimlerin yok oluşuna katkıda bulunacak projeler ürettirecek hale getiren yine AZİZ ERBAKAN HOCAMIZDIR. Nasıl diyenler Milli Çözüm ve Youtube dan Aytunç Altındal vb. Kişilerin açıklamalarına bakmaları yeterlidir.

Kısacası MİLLİ GÖRÜŞ ERBAKAN ve Üstad Ahmet AKGÜL hocamızın dışında hem hedeflerini gerçekleştirecek hem de insanlarını manen ve maddeten yetiştiren 3. Bir LİDER ne çıkmıştır ne de böyle birşeyi kendisine dert edinmiştir. Ve inşaallah Aydınlık Devir inşaallah BEN GELİYORUM diye gümbür gümbür kendini hissettirmekte… MAKALEDE DE BELİRTİLEN STRATEJİK KADROLARIN HARİCİNDEKİ KİMSENİN NE ÜMİDİ NE HEYECANI NE DE FAİZCİ SÖMÜRÜ DÜZENİ OLAN KAPİTALİZMİN YERİNE ADİL DÜZEN MEDENİYETİNİ KURMA ÇALIŞMASI VE AŞKI KALMADIĞI ORTADA. BU stratejik kadroların hazırlanmasında EN BÜYÜK EMEK VE PAY HİÇ ŞÜPHESİZ AZİZ ERBAKAN’IN EN SADIK TALEBESİ VE TAKİPÇİSİ ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZ OLDUĞU GERÇEĞİYLE ( Erbakan hocamız bir yolculuk esnasında Ahmet hocamıza ÖZEL SOHBETLER nasıl gidiyor sözünden bu kadroların yetiştiricisi Ahmet hocamız olduğu hakikatı ortaya çıkmakta ) AHMET HOCAMIZA SAĞLIK SIHHAT VE AFİYETLER DİLİYORUM.

Saygılarımla.

Bir milletin asıl gücü inançlı ve İmanlı gençliği ise; Milli Görüş (İnsanlığın Kurtuluş) Davasının asıl gücü de stratejik kadrolarıdır.
“Bir milletin asıl gücü; tankı topu tüfeği değil, inançlı ve İmanlı gençliğidir.” Prof. Dr. Necmettin Erbakan.
Bir milletin asıl gücü inançlı ve İmanlı gençliği ise; Milli Görüş (İnsanlığın Kurtuluş) Davasının asıl gücü de stratejik kadrolarıdır (Allahu alem) yani; Erbakan Hocaya en sadık, O’nu en iyi tanıyan, en bilge talebeleridir.
Aziz Erbakan Hocamızın bu kıymetli sözünü, ülkemiz; Fetö terör girişiminden ve bu terör girişimin anlına kurşun sıkan Ömer Halis Demir’lerin inançlı, imanlı duruşundan bir kez daha anladı. Yine Erbakan Hocamızın tedrisatında (SP, AGD, MGV, ESAM, TEKDER vb.) eğitim fırsatı görmüş kişilerin (döküklerinin) bile yerine, ülkemiz farklı bir isim neredeyse üretememekte. Ez cümle Aziz Erbakan Hocamız bir yandan da ülke için gerekli kadroları yetiştirmiş ve tüm ülke evladının da her yönden bir adım yukarı çıkması için çalışmış ve başarmış.
Makalemizden anlıyoruz ki; Bir milletin asıl gücü nasıl ki inaçlı, imanlı gençliği ise; Bir davanın(insanlığın kurtuluş davasının) asıl gücüde stratejik kadrolarıdır. Mesela Milli Görüş davası; tüm maddi imkânlara sahip olsa, oy oranları yüzde seksen de olsa, tüm makamlar elini altında da olsa; Aziz Erbakan Hocamızın yolundan ve yeni gelişen olaylara Erbakanca bakmaktan acizse ortada ne dava kalır ne şuur ne mücahit. Görüntü Milli Görüş olur, fakat öz AKP-ANAP-HASPA ile aynı olur. İşte Milli Görüşü; AKP’likten, Gül Gibilerini Cumhur adayı olarak seçilmesini karşı çıkarak şuursuzluktan, Adil Düzen’İ-D8’i devamlı gündeme getirerek Milli Görüşü, özünden uzaklaşmasını engelleyen güç, Milli Görüş’ün stratejik kadrolarıdır. İşte bu şerefli vazifede Milli Çözüm’e nasip olmuştur. Bu tarihi hizmetlerinden dolayı anlıyoruz ki Aziz Erbakan Hocamızın Milli Görüş için yani İnsanlığın kurtuluşu için yetiştirdiği stratejik kadrosu Milli Çözüm kadrolarıdır. Bu kadroların ilham aldığı kaynak ise Aziz Erbakan Hocamız ve Üstat Ahmet Akgül Hocamızdır. Mevlamız bizleri bu şeref ve sevaptan nasip tar eylesin. Şaşırıp şımartmasın inşallah.

GEÇMİŞ GÜNLERDEKİ SAMİMİYET ORTAMLARI YOK DENECEK KADAR AZALDI
Bir zamanlar dava kardeşliği denildiği zaman, kardeşlik bağlarının sağlamlığı, hastalık, taziye, düğün, sıkıntı ve sorun durumlarında birlik ve beraberlikle hareket etme durumu, sohbet ve muhabbet ortamları akla gelirdi. Şimdilerde ise, menfaat üzerine kurulu yaşam tarzı, göstermelik muhabbetler, samimi ortamlardan uzak durarak insanlardan uzaklaşmak, neredeyse selamı sabahı kesip tüm bağları koparmaya yönelik ortamlar maalsef toplumun büyük bölümünde görülen bir durumdur. Lafla peynir gemisi yürümez sözü gibi, konuşurken ateşte kül bırakmayan insanların asıl ayarı ve samimiyeti kardeşlik muhabbetlerinde ve ortamlarında ortaya çıkar. “Bir elin nesi var iki elin sesi var” sözünün bugünlerde ne kadar önemli olduğu gerçeği inkar edilemez. Kardeşlik hukuku ve bağı demek;
1-Her durumda ve şartta birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmek
2-Her türlü sıkıntı ve zorluk durumunda biribirine destek olmak, her türlü psikolojik, maddi ve manevi desteği tereddüt etmeden verebilmek
3-Hasta, taziye, düğün gibi ziyeretleri aksatmadan yerine getirmek ve sık sık hal hatır sorarak ve gönülleri hoş etme adına mekan ziyaretlerinde bulunmak
4-Muhabbet ve sohbet ortamlarında kesinlikle karşıdaki insanları rendice edecek, üzecek, kıracak, küçümseyecek ve dikkate almıyor havası verecek söz ve söylemlerden uzak durulmalı
5-İnsanlara maddiyat, makam, mevki, şan ve şöhretleri için değil, Allah (C.C)’nun kulu ve insan oldukları için değer verilmeli ve özellikle inançlı, şuurlu, ihlaslı, ihsan sahibi ve mücadeleci dava insanlarının herzaman yanında yer almalı ve onlarla hayırlı hizmetlerde aynı doğrultuda hareket edilmeli
6-Kardeşlerimizin iş hayatında, ticaretinde, memuriyetinde, çalıştığı ortamlarda, aile düzeninde, teşkilat çalışmalarında, hedefleri ve idealleri doğrultusunda başarılı olmaları için onlara samimiyetle destek olunmalı ve kıskançlık, kin, kibir, çekememezlik gibi hastalıklardan uzak durulmalı
Evet meydanı boş görünce ahkam kesmek her insanın kolayca yaptığı bir iştir. Asıl marifet ve samimiyet yukarıda saydığımız hususları gerçekleştirmektir.

SADIKLARLA BERABER OLUN!..
Her cümlesi bir nevi hazine hükmünde olan,müthiş tespit ve analizlerle dolu olan bu makale,Milli Görüş temelli ve öğretili Millli Çözüm’ün; camia,ülke ve insanlık adına ne kadar önemli bir misyonu temsil ettiğinin, anlayanlar için önemli göstergelerinden biridir.

Psikoloji,sosyoloji,siyaset bilimi ve temel ölçüler bağlamında değerlendirildiğinde mükemmel seviyede yaklaşımlarla dolu olan bu makale ve Milli Çözüm’ün genel karakteristik yapısı; Hz Mevlana’ ya atfedilen:”Bir ayağım Kuran ve Sünnette sabit,diğer ayağım 73 milleti dolaşır”vecizesinin asrımızdaki canlı bir tezahürüdür!

Böylesine inançlı,bilgili,ihlaslı, şuurlu,azimli ,cesur… bir Şahs-ı Manevinin fikri ve fiili rehberliğinde;kutlu hedeflere yaklaşan bu umutlu ,kıymettar topluluğun sadık bir bendesi olmak,na mütenahi kıymete haiz bir durumdur!..

“Ey iman edenler! (Her konuda) Allah’tan korkun (Kur’an’ın ve Resulûllah’ın yoluna uyun) ve (Hakk davasında sağlam duran) doğru (sadık)larla birlikte olun (ki iman Hakka tarafgirliktir).”Tevbe 119

Ayeti her zaman ve mekanın en değerli zenginlik ve hidayet vesilesi olan sadıklarla beraberliğe ne de büyük önem vermiştir!..

Tebrik ve teşekkürlerimi arzederim . Böylesi muazzam bir kişisel gelişim öğreticisine hiç rastlamadım desem yeridir.!
Tek kelimeyle HARİKA bir bildiri. Çok söze ihtiyaç yok .
Tanıdığıma çok memnun oldum. Takip etmek boynumun borcu….

Hoşçakalın. Saygılar sunuyorum.

Zamanın sadıkları
Kur an ve Sünneti kendine ölçü alan Lider ve onun yetiştirdiği ekip ile ancak, Adil bir sistem uygulanır.
Bu süreç elbette biraz uzayabilir. Sürecin uzamasında bildiğimiz ve bilmediğimiz çok önemli eleme ve olgunlaşmanın yanında başka hayırlı şeylerin olduğuna inanmalıyız.
Bizler makalede belirtilen hususlara uyarak imtihanı kazanmak için mücadele etmeliyiz.
Şükürki böylesi bir ekibin içindeyiz. Zamanımızda herşeyin yozlaştığı, makam ve menfaatın ön plana çıktığı bir dönemde, eşi benzeri olmayan Milli Çözüm Ekibinde olmanın kıymetini bilmeyi Rabbim nasip etsin. Bu makale:
Bu ekibin ne kadar Hayırlı olduğunun isbatı niteliğindedir.

Sadık saglam kalabilmek
Dünyalık makam ve menfaatleri uğurunda siyasi ikbal ve ihtiraslar yolunda dostlarını tepeleyenlerin ,mukaddeslerini terk edenlerin maneviyatını rüşvet verenlerin belki etiketleri yükselir ama tiyniyetleri alçalır…
kimisi servet kimisi cennet için çalışır..
kimisi şöhret kimisi hizmet için uğraşır..
kimisi ganimet ve para kimisi ilahi rıza için çırpınır..
kimisi makam ve mevfaat kimisi mabuduna vuslat için yanar tutuşur…
kimisi bu zalim ve adi sistem yürüsün kimi adil düzen kurulsun diye koşuşur …
ve sonunda herkes niyetini ve hak ettiğine kavuşur…
Yarabbi bizi adil düzene hizmetkar eyle

Sadık saglam kalabilmek
Kimisi servet kimisi cennet için çalışır..
kimisi şöhret kimisi hizmet için uğraşır..
kimisi ganimet ve para kimisi ilahi rıza için çırpınır..
kimisi makam ve menfaat kimisi mabuduna vuslat için yanar tutuşur..
kimisi bu zalim ve adi sistem yürüsün kimisi adil düzen kurulsun diye koşuşur..

ve sonunda herkes niyetine hak ettiğine kavuşur
Bu davanın eri olmak be büyük şereftir

Stratejik İnsan Değeri.
Strateji kavramı yüzyıllar boyunca askeri bir sözcük olarak kullanılmıştır. Askeri bağlamda strateji, düşmanın ne yapabileceğini veya ne yapamayacağını belirleyerek, bu doğrultuda genel bir plan yapmak, kendi güçlerini oluşturarak ve bu gücü kullanacak insan yetiştirerek gerektiğinde harekete geçirmek demektir.
İşte bu noktada STRATEJİK İNSAN Değeri ön plana çıkmaktadır.
Lider, Hangi bölümde kimin daha iyi çalışacağına karar vermek, liderliğin gerektirdiği ana görevlerden biridir.
Tepe görevler pek çok açıdan tecrübe kadar “ÖNSEZİYİ”de gerektirir.
Ufuk beye makalesinden dolayı şükranlarımı bildiririm.
Stratejik insan değeri konusunda muazzam bir yazı olmuş…
Allah razı olsun…

Stratejik Kadro: Hazzı Azim Sahipleri…
Dava erlerine Kuran, Sünnet, Tarihi birikim (tecrübe), Vicdan ve Akl-ı selim ile
yoğunlaştırılmış hap şeklinde nasihatler içeren bir makale Elhamdulillah.

Bu nasihatlere uygun davrananlar Allah nazarında Kulluk, Toplum nazarında şuurlu vatandaş, sosyal ve aile-akraba ortamında olgun ve itibar edilir kişiler olacaktır.

Diğer taraftan, liderin yönettiği ve yönlendirdiği kadroların sınıflandırılması, görev verilirken yaratılış fıtratına uygunluğa ve liyakat-adalet esaslı organizasyon ve yönetimin gerekliliği izahatı, insanların kabiliyetine göre türlü türlü yaratıldığını anlatan ilgili ayetin de bir nevi tefsiri yerindedir.

Dava erlerine, Müslümanların, mazlumların ve insanlığın onurunu kurtarmak için mücadele edenlere ve bu şuurla her sektör ve kurumda yöneticilik yapanlara ve yapacaklara elmas kıymetinde nasihatler. Allah razı olsun…

*****
“(Münkirler ve münafıklar zafer gecikti diye, mü’minlerle alay ederek ve hayal peşinde gittiklerini söyleyerek, eğer bu inanç ve iddianızda) “Doğru iseniz bu (söylediğiniz ve beklediğiniz) fetih (zafer ve adalet dönemi) hani, ne zaman?” deyip durmaktadır!

(Onlara) De ki: ” (İlahi adaletin gerektirdiği ve haber verdiği bu devrim ve değişim mutlaka ve pek yakında gerçekleşecek; ne var ki:) O fetih ve zafer günü, (daha önce zalimlerden taraf olup) Hakkı inkâr edenlere, (bu mutlu gelişmeleri görmeleri ve çaresiz) iman etmeleri, kendilerine hiçbir yarar sağlamayacak ve onlara kıymet ve mühlet de tanınmayacaktır !.”Secde 28-29-30

“Bu (kötülüğü iyilikle savmak olgunluğu) na ancak sabredenler yetiştirilir. Ve bu (şerefe) ancak (İslami hikmet ve siyasetten) büyük pay sahibi olan (ve insanları Allah’a döndürmekten manevi haz duyan-Hazzı Azim sahibi) kimseler eriştirilir.”Fussilet 35

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
11
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...