ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3261
mod_vvisit_counterDün3423
mod_vvisit_counterBu Hafta17555
mod_vvisit_counterGeçen hafta29264
mod_vvisit_counterBu Ay55680
mod_vvisit_counterGeçen Ay186777
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17693396

IP'niz: 3.236.231.61
Bugün: 14 May 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12551288

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

128 MİLYAR DOLAR ÇAR ÇUR OLURKEN HÂLÂ DİNDARLIK DAVULU ÇALANLAR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 46
ZayıfMükemmel 

 

128 MİLYAR DOLAR ÇAR ÇUR OLURKEN

HÂLÂ DİNDARLIK DAVULU ÇALANLAR!

        

128 milyar doların akıbeti için TBMM’de genel görüşme talebinde bulunmuşlardı!

Bir grup Milletvekili Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'ndaki (TCMB) 128 milyar doların hangi yöntemlerle kimlere satıldığı, döviz rezervleriyle ilgili meydana gelen sorunların perde arkası ve "128 milyar dolar nerede?" afişlerinin neden yasaklandığı? konularının değerlendirilmesi için TBMM’de genel görüşme önergesi hazırlamıştı.

TBMM Başkanlığı’na sunulan önergenin gerekçesinde, 128 milyar dolarlık rezervle ilgili kamuoyuna sağlıklı bir açıklama yapılmadığı vurgulanmıştı. Bu önergenin gerekçe kısmında şunlar sıralanmıştı:

"Merkez Bankası’nın kamuoyuna açıkladığı veriler bankanın brüt olarak 90 milyar doların altında bulunan brüt döviz ve altın rezervine karşılık, yurt içine ve yurt dışına swap borçlarıyla birlikte toplam 150 milyar dolarlık bir döviz ve altın borcu saptanmıştır. Dolayısıyla Merkez Bankası’nın 60 milyar dolar civarında bir döviz açığı bulunmaktadır. Oysa çok değil daha 2017 yılı sonunda Merkez Bankası’nın 35 milyar, 2018 yılı sonunda 28 milyar, 2019 yılı sonunda 19 milyar dolar döviz fazlası bulunuyordu. Merkez Bankası, son yıllarda bu döviz fazlasını erittiği gibi 60 milyar dolarlık döviz açığı oluşturmuş durumdadır. Aynı dönemde Merkez Bankası’na, reeskont kredisi, borçlanma ve benzeri yollarla gelen döviz ve altınlarla, bilinen yollardan çıkan dövizi karşılaştırdığımızda ortaya 128 milyar dolarlık açıklanamayan bir kayıp çıkmaktadır. Bu paranın nereye gittiğini sormak bir yurttaşlık görevi olmaktadır.”

“Merkez Bankası’nın bu konuyla ilgili olarak aylardır resmi bir açıklama yapmamış olması manidardır.” denilen açıklamada: “Bazı Belediyelerin çeşitli il ve ilçelerde bilboardlara astığı ‘128 milyar dolar nerede?’ pankartları için 'Cumhurbaşkanı’na hakaret' edildiği gerekçesiyle Cumhuriyet savcılıkları tarafından re’sen soruşturmalar açılmaktadır. Bir siyasi partinin ülkenin kaynaklarının nerelere harcandığını sorması Anayasal hakkı olduğu gibi, bu sorulara da bugünkü sistemde 'yürütmenin başı' olması nedeniyle Cumhurbaşkanı’nın cevap vermesi lazımdır. Cumhuriyet savcılarının, Anayasal bir hakkı 'Cumhurbaşkanı’na hakaret' diyerek engellemesi Anayasal bir suçtur." ifadeleri yer almıştı.

Aylar sonra Yeni MB Başkanı Şahap Kavcıoğlu, 128 milyar doların “Akıbeti”ni şöyle açıklamıştı!

Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarlık rezervinin “akıbeti” kamuoyunu meşgul ederken, Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu tarafından aylar sonra konuyla ilgili açıklama yapılmış ve herkesi şaşırtmıştı! Şubat 2017’de Hazine Müsteşarlığı ile protokol imzaladıklarını bildiren Kavcıoğlu: "Protokolle sağlıksız fiyat oluşumunun engellenmesine, döviz piyasalarındaki arz-talep dengesine ve likidite tesisine katkıda bulunuldu. Ortada kaybolmuş bir varlıktan bahsetmek mümkün değildir" ifadelerini kullanmıştı.

“Anılan platformlarda piyasa dinamiklerinden bağımsız, piyasa dışı fiyatlardan belirli taraflar seçilerek işlem yapılmasının mümkün olmadığı açıktır. Bilanço varlık yükümlülük denkliği açısından bakıldığında, ortada kaybolmuş bir varlıktan bahsetmek mümkün değildir. TCMB görev ve sorumluluk alanlarındaki bilgi ve verileri uluslararası standartlar dahilinde şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşmaktadır” diyen MB Başkanı herhalde ne söylediğinin farkındaydı… Bunları anlayan ve tatmin olan birileri varsa, lütfen bize de açıklasındı!..

Önceki Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın 128 milyar dolarlık rezervin “akıbeti”ni araştırdığı için görevden alındığı iddiaları kamuoyunu meşgul ederken, Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun 128 milyar doların “akıbetine” ilişkin açıklamaları kafaları daha da karıştırmıştı. Şahap Kavcıoğlu, 128 milyar dolar tutarındaki rezervin akıbetine ilişkin iddiaları yanıtlarken döviz alım-satımlarının koordinasyon içerisinde yapılabilmesi için Merkez Bankası olarak Şubat 2017’de Hazine Müsteşarlığı ile protokol imzaladıklarını hatırlatıp: “Protokolle sağlıksız fiyat oluşumunun engellenmesine, döviz piyasalarındaki arz-talep dengesine ve likidite tesisine katkıda bulunuldu” diyen Kavcıoğlu, “Söz konusu döviz işlemleri, işlem platformları üzerinden o günkü piyasa koşulları ve fiyatları çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Herhangi bir kesime, banka veya firmaya ayrıcalıklı döviz işlemi gerçekleştirilmesi söz konusu değildir” ifadelerini kullanmıştı.

Eksi rezerv (ve Merkez Bankası!)

Geçen senenin, yani 2020 yılının ekonomide en çok konuşulan ve tartışılan konu başlığı özellikle Merkez Bankası rezervleri meselesi olmaktaydı. Bu konuda yöneltilen eleştirilerin temelinde Merkez Bankası’nın net rezervlerinin Swap anlaşmaları çıkarıldığında eksi seviyelere inmiş olmasıydı. Rezervlerinin eksi 45 milyar dolar olduğu ve bunun hangi mantıkla, hangi gerekçeyle, hangi akli önermelere dayanarak yapılabildiği soruları sorulmuş, bu yönde eleştiriler yapılmıştı. Siyasi iktidar ise ısrarla bu iddiayı, daha doğrusu Merkez Bankası bilançosunda yer alan bu realiteyi reddetme yoluna sapmıştı. Hatta zaman zaman her zamanki münakaşacı ve polemikçi üslubuyla meseleyi bağlamından koparan tarzda cevaplara sığınmıştı.

Halbuki açıklanan verilerden yapılan hesaplar, bu eksi rezerv gerçeğini doğrulamaktaydı. Nitekim, Cumhurbaşkanı’nın, eski Hazine ve Maliye Bakanı’na destek çıkan açıklamaları arasında bu konuyu da teyit etmek zorunda kalmıştı. Yani, “eksi rezervi” dile getiren ve bu konuda hükümeti eleştirdiği için her türlü hakarete maruz kalan muhalefetin iddiaları doğrulanmış olmaktaydı. Sn. Erdoğan, “Bir süredir maruz kaldığımız ekonomik tuzaklarla mücadele ederken, salgın bahanesiyle yeni bir finansal dalgalanma oluşturmak isteyenlere, elimizdeki tüm araçları kullanarak fırsat vermedik. Dövizlerin önemli bir bölümü işte bu mücadelede kullanılmıştır. Bu sayede, kuru ve faizi çok yükseklere taşıyarak toplumsal kargaşa peşinde olanların oyunlarını da bozduk” açıklamasında bulunmuşlardı.

Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarlık döviz rezervinin 1,5 yıllık bir süreçte harcanarak rezervlerin “eksiye” düşmesi, sanki çok normal bir halmiş gibi takdime çalışılmıştı. Rezervlerin, “döviz kurunu baskılamak” için harcandığı iddiası, aslında “finansal dalgalanma”ya karşı harcandığı ifadesiyle de teyit edilmiş durumdaydı. Oysa döviz kurunun yukarı yönlü hareketi, Türkiye’de her daim bir “kriz alameti” olarak görüldüğünden ve yüksek kura bakan vatandaş “krize uyanmasın” diye Merkez Bankası rezervleri tüketildiyse eğer, bu çok büyük bir skandaldı. Yapılan açıklamada, “finansal dengelenme için harcandı” derken, meseleyi muallakta bırakmaktaydı. Rezervlerin tüketilmesi sayesinde “kurun ve faizin çok yükseklere taşınmasının önlendiği” önermesi ise, birkaç senede 4,6 liradan 8,6 liraya kadar yükselen dolar kuruna bakılırsa pek de geçerli sayılmazdı. Hele ki yine kuru baskı altında tutmak için yüksek faiz uygulanan şu günlerde, “faizin yükseklere gitmesini önledik” demek havada kalmaktaydı.

Finansal dalgalanmaya karşı rezervleri harcayıp eksiye düşürüldü ama son tahlilde ne döviz kuru yatıştı, ne de faizler indi. Geldiğimiz noktada dolar adeta faizdeki en ufak bir gevşemeyi bekler durumdadır, halbuki faiz de rantiyeyi sevindiren seviyelerde bulunmaktadır. Rezervleri eksiye düşürmek gibi vahim bir eylemin neticesi olarak elde kalan kocaman bir sıfırdır.”[1] şeklindeki Milli Gazete yazarımızın değerli tespit ve tahlilleri, marazlı manzarayı tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktaydı...

128 milyar dolar, Varlık Fonu üzerinden mi elden çıkarılmıştı?

Maliye ve Hazine Bakanı Lütfi Elvan'ın açıklamalarının ardından muhalefetin: “Merkez Bankası'nın listesinde doğrudan müdahale ile ihale işlemlerinin uzun süredir yer almadığını hatırlatan ve Merkez Bankası'nın böyle bir yol izlemesinin nedeninin Türkiye Varlık Fonu'nun denetlenmiyor olması mıdır?” şeklindeki soruları da hâlâ yanıtlanmamıştı. Bakan Lütfi Elvan, “Merkez Bankası’nın muhabir bir banka aracılığıyla alım ve satım işlemlerinin elektronik işlem platformlarında gerçekleştirildiğini görüyoruz” deyince, kafalar daha da karışmıştı.

Bunlara karşı İP Meclis Grup Başkanı İsmail Tatlıoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde basın toplantısı düzenleyerek Merkez Bankası'nın aylık alım satım listesinde doğrudan müdahalenin 2014 yılının Ocak ayından beri, ihale ile ilgili işlemin de 2016 yılının Nisan ayından beri yer almadığını vurgulamış ve istediklerinin bu listenin Nisan 2021’e getirilmesi ve bilgilerin kamuoyu ile paylaşılması olduğunu hatırlatmıştı. Evet, Merkez Bankası’nın hazine hesabında görülmeyen bu döviz işlemlerinin acilen açıklanmasında fayda vardı ve "Merkez Bankası’nın bu tür bir yan yola sapmasının nedeni acaba Türkiye Varlık Fonu’nun denetimden yoksun olması mıdır?” sorusunun yanıtı bu sorunların çözüm anahtarıdır.

Maalesef bugün geldiğimiz noktada; Merkez Bankası’nın 128 milyar dolar olarak konuşulan ama 140 milyar doları bulan bir döviz rezerv satışı bulunmaktadır. Bu satış dünya merkez bankacılığının geleneksel politikaları içerisinde olan doğrudan müdahale ve ihale yaparak satış tarzının dışında yapılmıştır. 16 Nisan’da Merkez Bankası Başkanının, ardından Hazine Bakanının açıklamasında döviz işlemlerinin hazine ile yapılan protokol üzerinden yapıldığı vurgulanmıştır. Bu yöntem istisnai bir yöntem olmasına rağmen, neden böyle bir yönteme başvurulduğu hâlâ açıklanmamıştır. Merkez Bankası döviz işlemleri piyasada döviz ve faiz istikrarını sağlamak için yapılır. Geldiğimiz noktada 140 milyar dolar civarında döviz erimesine karşılık yaklaşık bir yılda faiz yüzde 19’a çıkmış ve dövizde de yüzde 40 artış yaşanmıştır.

Esas sorun; Merkez Bankası'nın döviz rezervlerinin Hazine üzerinden satıldığı açıklanmasına rağmen, ilgili dönemde Merkez Bankası’nın Hazine hesaplarında böyle bir işlem gözükmemesi özenle dikkatlerden kaçırılmaktadır. Oysa Merkez Bankası'nın Hazine hesabından bu işlemlerin takip edilmesi lazımdır. Merkez Bankası'nın hazine hesabında borç-alacak ilişkisi doğarak oradan kamu bankalarına bu paranın yönlendirilmesi söz konusu olsa da Merkez Bankası'nın hazine hesabında böyle bir işleme rastlanmamıştır. Dolayısıyla 2017 yılında yapılan sıra dışı bir protokole dayalı Merkez Bankası'nın bu paraları kamu bankalarının yurt dışı muhabir hesaplarına çıkardığı ve buradan bu dövizi sattığı anlaşılmaktadır. Burada soru hiçbir şekilde farklı yere çekilmeden ağırlığını aynen korumaktadır. Neden böyle bir yöntem kullandınız, hangi amaca hizmet etmek için ve hangi tarihlerde bu dövizleri kaça sattınız?

'Varlık Fonu Dünyada Denetlenmeyen Tek Kurum' konumundaydı!

"Merkez Bankası’nın aylık döviz alım satım listesinde görüldüğü gibi Merkez Bankalarında döviz işlemi üç türlü yapılmaktadır: Birincisi doğrudan müdahale, ikincisi ihaleler, üçüncüsü de BOTAŞ’a satış. Buradan görüyoruz ki, ihale ile ilgili işlem Nisan 2016’dan itibaren yer almamıştır. Doğrudan müdahale ise Ocak 2014’ten itibaren yer almamıştır. Bizim Sayın Erdoğan’dan ve Merkez Bankası’ndan istediğimiz şey, bu listenin Nisan 2021’e bağlanması ve bilgilerin kamuoyu ile paylaşımıdır. Biz siyaset yapanlar olarak Merkez Bankası’nın rezervlerini, Türkiye’nin kaynaklarını takip etmekten daha önemli bir görevimizin olmadığı düşüncesindeyiz. Merkez Bankası’nın hazine hesabında görülmeyen bu döviz işlemlerinin acilen açıklanması kaçınılmazdır. Merkez Bankası’nın bu tür bir yan yola sapmasının nedeni acaba Türkiye Varlık Fonu’nun denetimden yoksun olması mıdır? Dünyadaki denetlenemeyen tek kurum bizdeki Varlık Fonu olmaktadır. Bu dövizleri denetlenemeyen bir alana çıkarıp orada satış işlemleri gerçekleştiği anlaşılmaktadır…. 9 Nisan 2021 itibari ile Merkez Bankasının döviz rezervi eksi 60.4 milyar dolardır. Yani nakit bitmiş durumdadır. 40 milyar dolar civarında altın bulunmaktadır, bunun 22 milyar doları Merkez Bankasının, diğerleri bankaların Merkez Bankası nezdinde tuttuğu altınlardır. Bu altın rezervlerinin de eritilmeye başladığı şeklinde duyumlar vardır. Merkez Bankasına, Sayın Erdoğan’a ve Sayın Erdoğan’ın ekonomi yönetimine çağrı yapıyoruz, Merkez Bankası işlemlerini şeffaf yapın, diye uyarıyoruz. Altın rezervlerinde erime söz konusuysa bunu paylaşın.” çağrıları bakalım yanıt bulacak mıdır?!

“Merkez Bankası’nın rezervlerinin “akıbeti” hâlâ tartışılmaktadır. İktidar 128 milyar dolarlık bir rezervin Mart 2020’den bugüne kadar “doları baskılamak” için satıldığı iddiasına sığınmaktadır. İlk başlarda siyasi iktidarın duymazdan geldiği bu iddia, giderek daha da yankılanmıştır ve kamuoyu da bu konuda ciddi ve doyurucu bir açıklama beklemeye başlamıştır. Neticede söz konusu tutar hem çok büyük bir meblağdır hem de bu milletin parasıdır. Konuya dair ilgili ilgisiz, siyasi iktidarın pek çok ismi birtakım açıklamalar yapmıştı ve bunların bir kısmı da birbirini yalanlamaktaydı. Kimisi “kasada” olduğunu açıkladı, kimisi “finansal istikrar” için harcandığını hatırlattı, kimisi rezervlerde hiç böylesi bir miktar olmadığını ortaya attı. Neticede doğru ve doyurucu bir yanıt alınamadı. Son olarak Merkez Bankası’nın yeni başkanı da bir açıklama yapmak durumunda kaldı ve rezervlerin “satıldığını” kabul etmek zorunda kaldı. Ancak güya bunun belgesinin, bilgisinin olduğunu anlattı. Oysa kamuoyunun beklentisi ise bu işlemlerin hangi gerekçelerle ve hangi tarihlerde yapıldığı, kime ne kadar satıldığı şeklinde apaçık bir bilgilendirme ihtiyacı duymaktaydı.

Finansal istikrar için daha doğrusu döviz kurunu baskılamak için satış yapıldı ise niye hâlâ kur düşük ve stabil değil, faizler hayli yüksek, yani bir başarısızlık ve kayıp vardı. Bunun hesabının sorulması da gayet doğaldı. Önceki Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın yüksek faiz yüzünden değil de, 128 milyar doların akıbetini araştırdığı için görevden alındığı iddiası da son faiz toplantısı da “yapılmayan faiz indirimi” ile ortaya çıkmıştı.

Son bir gündem de soğan patates dağıtımıydı. İki sene önce tanzim satış çadırları ve depo baskınlarıyla söz konusu olan soğan ve patates, geçen zaman zarfında artık vatandaşa dağıtılma noktasına geliyorsa ortada reel bir fakirleşme vardı. İnsanlar ucuz ekmek, ucuz sebze meyve için kuyruklara giriyorsa, alım gücü gözle görülür şekilde düştüyse bunun çözümleri üzerine kafa yormak lazımdı. Törenle uğurlanan ve törenle karşılanan patates soğan kamyonları, manzarayı tuhaf bir boyuta sokmaktan başka işe yaramamıştı” tespitleri haklıydı ve ufuk açıcıydı.

İktidarın; Merkez Bankasındaki 128 milyar dolarlık rezervin “Doların ve Avro’nun çıkışını ve faizin artışını baskılamak” için satıldığı iddiaları bize Nasrettin Hoca’nın şu fıkrasını hatırlatmıştı:

Hoca pazardan 1 kg kıyma alır ve akşama köfte yapsın diye hanımına bırakır… Hanımı misafirliğe gelen komşu kadınlarla güzel bir ziyafet sofrası hazırlayıp afiyetle mideye yollanır. Akşam köfte yiyeceği umuduyla eve gelen Hoca’nın önüne tarhana çorbası konunca şaşırır… Hanımı ayıbını kapatmak için “Hoca Efendi, getirdiğin kıymayı bizim kedi yemiş, farkında olmadım!” deyince, Nasrettin Hoca, kediyi tutup el terazisinde tartmış ve tam 1 kg çıkmış. Bunun üzerine: “Bre Hanım, eğer bu bizim kediyse, kıyma nerede? Yok bu 1 kg kıyma ise bizim kedi nerede?” diye sormak zorunda kalmış…

Şimdi, ey AKP iktidarı ve suç ortakları! Eğer 128 milyar Dolar, kuru dengelemek (Doların aşırı değerlenmesini ve faizin yükselişini önlemek) için satıldıysa Dolar niye 4 liradan 8,5 liraya fırladı. Faiz niye %8’den %19’lara çıktı?

128 (Aslında 140) Milyar Dolarla Neler Yapılırdı?

Koyu bir gaflet ve körü körüne bir tarafgirlik sonucu oluşan genel bir vurdumduymazlık ve nemelazımcılık ortamında; toplum kesimleri ya buharlaştığı veya usulsüzce paylaştırıldığı iddia olunan bu 128 milyar doları… Yani 8,5 TL ile çarpımı ortaya çıkan 1 Trilyon 90 milyar lirayı bir apartman veya lüks araba parası gibi basit ve önemsiz bir meblağ sanmaktaydı. Oysa bu miktar, 82 milyon nüfusumuz içinde tahminen 22 milyon aile başına bölüştürülse, her haneye yaklaşık 50 bin lira verilmiş ve belimizi büken ekonomik sıkıntılar giderilmiş olacaktı. Bu 1 trilyon 90 milyar TL Pandemi nedeniyle işinden atılan ve iyice bunalan tam 10 milyon işsize, çaresize, çiftçiye, emekliye, dar gelirliye, küçük işletmeciye ve esnaf kesimine; her ay düzenli olarak 4500 TL maaş verilseydi 1 yılda hane başına 54 bin TL tutacaktı ve 10 milyon dar gelirliye tam 2 sene yeterli olacaktı. Böylece tam kapanma ve kısıtlama sağlanacağından bu korona belası da en az zayiatla ve kolaylıkla atlatılacaktı.

Ama zavallı emeklisine bin liracık bayram ikramiyesi verdiği için havalar atmaktan utanmayan bu iktidar, parasızlıktan ve kaynaksızlıktan tam kısıtlamayı sağlayamadığı için, maalesef günlük vaka sayısı 60 binleri, günlük vefat sayısı 300’leri aşmıştı. Bizim 128 milyar dolarla neler yapılacağı konusundaki rakamlarımızı alâkasız ve abartılı bulan yandaş yazarlar, yalaka proflar ve bakar kör bakanlar, lütfen kendileri doğru hesaplar yapıp vatandaşa sunsunlardı.

Artık ne diyelim…

“Anlayana sivrisinek sazdı

Ahmaklara 128 milyar da azdı!”

Evet çaresi yok, bir toplum ya; Aklı selim, Müspet ilim, Tarihi deneyim ve birikim, Vicdani kanaat ve tatmin ve Kur’an-ı Kerim kaynaklı ADİL DÜZEN’e razı olup sahip çıkacaktı… Veya adi ve zalim sistemler ve hain yönetimler altında böyle ezilip kalacaktı!..

Çünkü bir şekilde buharlaştığı veya kitabına uydurularak bazılarının kasalarına paylaştırıldığı iddia olunan bu 128 milyar dolar, Türkçesi 1 trilyon 90 milyar TL ile gramı 460 TL’den kilosu 460 bin TL tutan altından 2 milyon 400 bin kg; yani 2 bin 400 ton altın alınırdı. Yani 10 tonluk tam 240 Kamyon altınımız buharlaşmıştı. Ama hâlâ şakşakçılar bu iktidarı alkış yarışındaydı!

Bu arada bir kıyaslama yapılabilsin diye bazı ülkelerin altın rezervini de hatırlatalım:

1- Amerika Birleşik Devletleri: 8134 ton, 2- Almanya: 3374 ton, 3- İtalya: 2452 ton, 4- Fransa: 2436 ton, 5- Çin: 1843 ton, 6- Rusya: 1829 ton, 7- İsviçre: 1040 ton, 8- Japonya: 766 ton, 9- Hollanda: 613 ton, 10- Hindistan: 558 ton, 11- Türkiye: 526 ton, 12- Avrupa Merkez Bankası (ECB): 505 ton, 13- Tayvan: 424 ton, 14- Portekiz: 383 ton, 15- Suudi Arabistan: 323 ton.

AKP ve MHP'lilerden İktidara 128 Milyar Dolar Şamarı!

Aksoy Araştırma'nın yaptırdığı son anket çarpıcıydı. "128 milyar dolar nerede?" afişlerine ilişkin yapılan ankette ilginç sonuçlar ortaya çıkmıştı.

Aksoy Araştırma, Türkiye Gündemi Nisan Ayı 3. Hafta Araştırması’nın sonuçlarını açıklamıştı. Araştırmada, bilboard ve ilçe binalarına asılan “128 milyar dolar nerede?” afişlerinin 'Cumhurbaşkanı’na hakaret' suçundan kaldırılması hatırlatılarak, toplatılan bu afişlerle ilgili aşağıdakilerden hangisi sizin görüşünüzü daha çok yansıtmaktadır? sorusu aktarılmıştı.

Soruları yanıtlayan yurttaşların %66,7’si “128 milyar dolar nerede?” afişlerinin Cumhurbaşkanı’na hakaret içermediğini söylerken, %33,7’si Cumhurbaşkanı’na karşı hakaret içerdiğini düşündüğünü açıklamıştı.

Araştırmada en çok dikkat çeken detay ise, Cumhur İttifakı'nın bir bileşeni olan MHP seçmeninin %51,8’inin “128 milyar dolar nerede?” afişlerinin Cumhurbaşkanı’na karşı hakaret içermediğini söylemesi olmaktaydı. Aynı soruyu AKP seçmeninin %62’si “hakaret içermektedir” %38’i ise hakaret içermemektedir şeklinde yanıtlamıştı. Millet İttifakı'nda ise büyük çoğunlukla afişlerin Cumhurbaşkanı’na hakaret içermediği görüşü paylaşılmıştı.

Bu duruma göre Sn. Erdoğan’ın ve Cumhur İttifakı’nın artık başkanlık seçimlerinde %50+1’i yakalamaları imkânsızdı. Zaten aşırı hırçınlık ve telaşın altında da bu endişe yatmaktaydı!..

Eriyen rezervlerle ilgili Bakan Elvan'dan Berat Albayrak’ı dolaylı suçlama çıkışı!

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, 128 milyar tartışmasında Albayrak dönemini işaret ederek, bu rezerv satma talimatını Erdoğan'ın vermediğini açıklamıştı.

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 2017'de Hazine Müsteşarlığı ile imzaladığı protokol doğrultusunda Hazine hesapları üzerinden bir kamu bankası aracılığıyla döviz satımı gerçekleştirdiğini doğrulayarak: "Şimdi siz bu yöntemi tartışabilirsiniz, bu yöntemle ilgili görüşlerinizi, düşüncelerinizi ifade edebilirsiniz. Ama hiç kimseyi yolsuzlukla suçlayamazsınız, hiç kimsenin burada bir yolsuzluk yapması söz konusu değildir" şeklinde konuyu çarpıtmaya çalışmıştı.

Merkez Bankalarının muhabir banka aracılığı ile döviz alım satım işlemi gerçekleştirmesinin dünyada başka örneklerinin de olduğu palavrasına sığınan Elvan, "Dünyada özellikle Uzak Doğu başta olmak üzere değişik ülke örneklerini arkadaşlarımız benimle paylaştılar. Bizde de açıkçası kasım ayından bu yana böyle bir döviz alım satım işlemini gerçekleştirmesi söz konusu olmadı" diyerek kendilerini savunmuşlardı.

Lütfi Elvan'ın işaret ettiği Kasım ayı Eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın istifasıyla hatırlanacaktır. Elvan'ın Albayrak dönemindeki rezerv kayıplarının eleştirilebileceğini ama herhangi bir yolsuzluk olmadığını söylemesi de dikkatlerden kaçmamıştı. Bu tavır aynen “Kahramanlık taslarken, hırsızlığını açıklamaktı!” Elvan, Albayrak'a döviz satma talimatının Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından verilmediğini de açıklayarak yoksa bütün suçu Damat Berat Bey’e mi yıkmaya çalışmıştı? Sn. Lütfi Elvan'ın eriyen rezervlerle ilgili isim vermeden Albayrak'ı ve Albayrak dönemini göstermesi böylece resmi olarak kayıtlara geçmiş durumdaydı. 

Sn. Erdoğan’ın, bakanların ve ilgili bürokratların konuyla ilişkin açıklamaları, 128 milyar dolarla ilgili kuşkuları daha da yoğunlaştırmaktaydı!..

Ve acaba telaş ve tedirginlik yansıtan bu tür açıklamaların tutarlılığına kendileri de inanmadıkları ve tatmin olmadıkları için mi; “Emekli Amirallerin bildirisi ve Kanal İstanbul’un tekrar tartışılır hale getirilmesi…” konuları gündeme taşınmıştı ve kamuoyunun dikkatleri başka tarafa kaydırılmıştı?

Halkbank Davasının hâlâ çözülmeyen sırları!

Bu arada Halkbank'ın İran'a yönelik yaptırımları ihlal ettiği suçlamasıyla ABD'de yargılanamayacağına yönelik başvurusu New York'taki Temyiz Mahkemesi'nde görüşülmeye başlanmıştı. Halkbank’ın avukatları şimdiye kadar ABD tarihinde hiçbir ülkenin ‘Bağımsız Yabancı Devlet Dokunulmazlığı Yasası’ nedeniyle bir ceza mahkemesinde yargılanmadığını vurgulamışlardı. Avukatlar, “savcılığın iddia ettiği gibi bu yasanın sadece sivil hukukla ilgili yargılamalarla sınırlı olmadığını, ceza mahkemelerinin de bu kapsamda olduğunu” geçmişteki bazı davalardan örnekler vererek savunmuşlardı.

Yargıç ise 27 Mart 2017'de New York'ta gözaltına alınan ve yargılanan Hakan Atilla örneğini hatırlatmıştı. Mahkeme Yargıcı o dönemde Atilla'nın diplomatik dokunulmazlık talebinin olmadığını söyleyerek, Halkbank avukatlarını köşeye sıkıştırmaya çalışmıştı. Heyet "Halkbank ABD'de yargılanamaz" kararı verirse 6 yıldır Türkiye üzerinde her fırsatta baskı yapılmaya çalışılan dosya da kapanacaktı. Şimdi: "Madem ABD'de böyle bir yasa vardı, Hakan Atilla yargılaması başlamadan önce neden bu yönde talepte bulunmadık?" diye sormak lazımdı! Çünkü eğer bulunsaydık sözde FETÖ belgeleriyle başlatılan Halkbank davası hiç açılmadan bitmiş olacaktı. 17/25 Aralık'ta başlayan süreçte piyasa değeri yüzde 70 düşen banka da bugün farklı bir noktada olacaktı. Hatırlayınız, 19 Mart 2016'da Rıza Sarraf tutuklanmıştı. Tam bir yıl sonra da Hakan Atilla New York'a gitmiş ve gözaltına alınmıştı. 32 ay hapis cezasına çarptırılmıştı ve ABD'deki dava sürecinde Halkbank avukatlık masraflarını karşılamıştı.

ABD'de Zarrab davası olarak başlayıp, Zarrab'ın ABD ile anlaşarak itirafçı olmasıyla, Atilla'nın yargılanmasına dönüşen davada jüri, Hakan Atilla'yı İran'a yönelik yaptırımların Halkbank üzerinden delinmesiyle ilgili 6 suçlamanın beşinden suçlu bulmuşlardı. Şimdi kuşkularımızı artıran ve kafaları karıştıran soru şuydu: Dava öncesi Zarrab için iki kez ABD'ye 'vatandaşımızın selametinden endişe ediyoruz' ifadeleriyle nota verilirken, Atilla'ya 'devlet görevlisi' olması dolayısıyla dokunulmazlık sağlanması için hiçbir talepte neden bulunulmamıştı? Atilla'nın avukatları 28 Eylül 2017'de New York'taki Türkiye Başkonsolosluğu'na, devlet memuru olarak ABD'de yargı dokunulmazlığından yararlanması için ABD Dışişleri Bakanlığı'na bir yazı gönderilmesi isteğinde bulunmuşlardı. Bilindiği gibi Hakan Atilla, 32 ay hapis cezasına çarptırılmış ve 28 ay tutuklu kaldıktan sonra 23 Temmuz 2019'da ABD’den Türkiye’ye dönmüştü. O tarihteki Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Borsa İstanbul Genel Müdürlüğü'ne 21 Ekim 2019'da Hakan Atilla'nın getirildiğini açıklamıştı.

 


[1] Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

 

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meali Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Partiye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meali Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

● Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

● Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015)

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod 

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar) (Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar) (Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 409

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR