YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e7989eaeda1
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 0 0
Bugün : 44592
Dün : 58085
Bu ay : 1203437
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53348495
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

BİLDİRİ ÇARPITMASI VE İKTİDARIN TELAŞI

      

104 Emekli Amiralin yaygara kopartan bildirisi, Boğazlarla ilgili Montrö Sözleşmesi’nin Türkiye aleyhine laçkalaştırılması hesapları gibi doğru kaygıların, “Tekkedeki Amiral!” gibi yanlış algılarla ve cılkı çıkmış Atatürkçülük istismarı sloganik laflarla sulandırılmış bir çıkıştı ve bütünüyle iktidarın işine yaramıştı. Hatta sanki kahir ekseriyeti Müslüman olan halkımızı Erdoğan’ın safına itmek ve kenetlendirmek için hazırlanmıştı. İktidar cephesinin ve yandaş kesimlerin aşırı ve telaşlı tepkileri ise bir suçluluk psikolojisini ve hesaba çekilme endişesini yansıtmaktaydı.

Her iki tarafın da acemi ve aceleci sayılacak, stratejik derinlikten ve Milli mes’uliyetten uzak tavırları sırıtmaktaydı… Özellikle emekli Amiraller, Montrö’nün Milli çıkarlarımız aleyhine sulandırılması hesapları gibi haklı bir meseleyi; alakasız söylem ve yöntemlerle ve haksız gerekçelerle kamuoyuna sunmaya kalkışarak, gerçeği çarpıtmışlardı.

İşte, şamatacı tavuk misali, yumurtladıkları yumurta, mahalleyi ayaklandıran gıdaklamalarına değmeyen bildiride şu tespitler bulunmaktaydı:

“Yüce Türk Milletine,

Son zamanlarda gerek Kanal İstanbul, gerekse Uluslararası Antlaşmaların iptali yetkisi kapsamında Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması endişe ile karşılanmaktadır.

Türk Boğazları, dünyanın en önemli suyollarından biri olup, tarih boyunca çok uluslu antlaşmalara göre yönetilmiştir. Bu antlaşmaların sonuncusu ve Türkiye’nin haklarını en iyi şekilde koruyan Montrö; sadece Türk Boğazlarından geçişi düzenleyen bir sözleşme değil, Türkiye’ye İstanbul, Çanakkale, Marmara Denizi ve Boğazlardaki tam egemenlik haklarını geri kazandıran, Lozan Barış Antlaşmasını tamamlayan büyük bir diplomasi zaferidir. Montrö, Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenliğinin temel belgesi olup Karadeniz’i barış denizi yapan sözleşmedir. Montrö, Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir. Montrö, Türkiye’nin II. Dünya Savaşı’nda tarafsızlığını korumasına imkân yaratmıştır. Bu ve benzeri nedenlerle, Türkiye’nin bekasında önemli bir yer tutan Montrö Sözleşmesi’nin tartışma konusu yapılmasına, masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz.

Diğer taraftan; son günlerde basında ve sosyal medyada yer alan kabul edilemez nitelikteki bazı görüntüler, haber ve tartışmalar ömrünü bu mesleğe adamış bizler için çok derin bir üzüntü kaynağı olmuştur. TSK ve özellikle Deniz Kuvvetlerimiz son yıllarda; çok bilinçli bir FETÖ saldırısı yaşamış ve çok değerli kadrolarını bu hain kumpaslara kurban vermiştir. Bu kumpaslardan çıkarılacak en önemli ders; TSK’nın, anayasanın değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez temel değerlerini titizlikle sürdürmesi zaruretidir. Bu gerekçelerle, TSK ve Deniz Kuvvetlerimizi bu değerlerin dışına çıkmış, Atatürk’ün çizdiği çağdaş rotadan uzaklaşmış gösterme çabalarını kınıyor ve tüm varlığımızla karşı çıkıyoruz. Aksi halde, Türkiye Cumhuriyeti, tarihte örnekleri olan, bunalımlı ve bekası için en tehlikeli olayları yaşama risk ve tehdidi ile karşılaşabilecektir.

Türk Milletinin bağrından çıkan şanlı bir geçmişe sahip, Ana ve Mavi Vatan’ın koruyucusu Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personelinin Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda yetiştirilmesi elzemdir. Ülkemizin her köşesinde denizde, karada, havada, iç güvenlik bölgesinde ve sınır ötesinde fedakârca görev yapan, Mavi Vatan’daki hak ve menfaatlerimizin korunması için Atatürk’ün gösterdiği yolda canla başla çalışan cefakâr Türk Denizcilerimizin yanındayız. 04 Nisan 2021. Deniz Şehitlerimizi anarak saygıyla duyururuz.”

İfadeleri kullanılmış ve 104 amiralin isimleri yer almıştı. Kim bilir, belki de bu çıkışlar; daha ciddi, gerçekçi ve gerekli uyarıları etkisiz kılmak ve boşa çıkarmak için yapılmıştı! Kaldı ki; yanı başımızdaki Ege Adaları, Lozan’a aykırı olarak silahlandırılıp asker yığılırken, üstelik diğer onlarca adamız daha Yunanistan tarafından işgal edilirken tısları çıkmayan kahraman amirallerimiz, acaba şimdi hangi gaye ve gayretle kof bildiriler yayınlamaya kalkışmışlardı?

ABD’nin Türkiye’yi kışkırtması: Karadeniz’de Rusya’nın sinirleriyle oynamalıyız!

ABD’nin eski Avrupa Kuvvetleri Komutanı Emekli Korgeneral Ben Hodges, bundan bir hafta kadar önce Karadeniz’de Rusya’nın ‘sinirleriyle oynama’ çağrısında bulunmuşlardı. Ukrayna medyasına açıklamalarda bulunan Hodges, Ukrayna, Gürcistan, Romanya, Bulgaristan, Türkiye ve Moldova’nın Rusya’ya karşı birleşmesi gerektiğini belirterek bu Karadeniz ülkelerine birbirine yardımcı olması ve istihbarat paylaşması gereğini vurgulamıştı.

Hodges, “ABD de bunun bir parçası olmalı. Rus Karadeniz filosu komutanının, örneğin Sivastopol’deki yasa dışı üssünde kendini çok rahatsız hissedeceği tedbirler almalıyız. Karadeniz’de Rusya’nın sinirleriyle oynamalıyız” ifadesini kullanmıştı.

ABD’li general, Ukrayna’nın anti-gemi füzelerini alma kararı ile ABD’nin Romanya’ya keşif ve saldırı amaçlı MQ-9 Reaper insansız hava araçlarını yerleştirmesinin, bölgede üstünlüğü ele geçirmeye yardımcı olacak önemli adımlar olduğunu aktarmış ve Montrö Sözleşmesi’nin güncelleştirilmesini gündeme taşımıştı.[1]

2014-2018 yılları arasında Amerika’nın Avrupa Kuvvetleri Komutanlığını yapan Emekli Korgeneral Ben Hodges, Türkiye ile Amerika arasındaki en büyük sorunlardan biri olan Washington’ın terör örgütü YPG’ye desteğiyle ilgili çarpıcı açıklamalar yapmıştı. Hodges, ”Bence geçmişte YPG’ye silah vermemiz hataydı. Bu o dönem verilmiş taktiksel bir karardı. YPG DEAŞ ile savaşan en etkili güç olarak kabul ediliyordu. Ama şimdi bakınca bunun bir hata olduğunu Türkiye ile ilişkilere verdiği zarardan anlıyoruz. Umarım yeni hükümet bu politikayı gözden geçirip DEAŞ’e karşı yeni bir çözüm getirir.” sözleriyle Türkiye’nin gönlünü almaya çalışmıştı. Oysa aynı ABD, YPG-PKK’ya her türlü desteğini giderek arttırmaktaydı.

Türkiye NATO’nun Maşası mıydı?

ABD Dışişleri Bakanı Blinken, “Türkiye’nin NATO’ya olan bağlılığının sürmesi hepimizin çıkarınadır” diyerek, Türkiye’nin Ortadoğu’yu işgal politikalarında kullanılmaya devam edilmesi gerektiğini imaya çalışmıştı. Anthony Blinken, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile “Transatlantik bağını güçlendirmek” konulu sohbet toplantısı düzenlemek üzere Brüksel’e giderken, toplantıdan önce Türkiye ile ilgili açıklamalar yapmıştı. NATO Dışişleri Bakanları toplantısına katılmak üzere Brüksel’de bulunan Blinken, “Türkiye köklü ve değerli bir müttefiktir. Ama Ankara ile anlaşamadığımız noktalar olduğu sır değildir” diyerek; “Türkiye ile yakın ilişkileri korumak ABD ve NATO’nun çıkarına” ifadesini de kullanmıştı.

Borrell’in: “Türkiye, AB yolundan uzaklaşıyor” çıkışı!

AB Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de, “Biz Türkiye ile bir aday ülke, komşu ve en iyi ilişkileri geliştirebileceğimiz önemli bir ülke olarak ilişki kurmak istiyoruz” ifadelerini kullanmıştı. PKK’nın siyasi ayağı olan HDP’ye açılan kapatma davasını ve Türkiye’nin sapıklığı yayan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini de hatırlatan Borrell, bu tür gelişmelerin, Türkiye’yi ‘AB yolundan’ uzaklaştırdığını vurgulamıştı. Borrell bir soru üzerine, Türkiye ile ilgili hem olumlu hem olumsuz gelişmeler olduğunu düşündüklerini belirterek, “Gelecek günlerde ve belki yaza kadar Türkiye’nin tutumunu yakından takip etmeyi sürdüreceğiz. Bunun için bazı referans noktaları kullanacağız. Türkiye ile ilgili birkaç göstergeyi izleyeceğiz. Türkiye’yi izlemeyi sürdürmek zorundayız” uyarısında bulunmuşlardı.

AB’den Türkiye’ye Doğu Akdeniz Şantajı!

Avrupa Birliği (AB) mart ayı liderler zirvesi video konferans yoluyla yapılmıştı. Zirveden Türkiye’ye ‘şartlı işbirliği’ kararı çıktı. Birliğin Türkiye’ye dayattığı şartların başında, Doğu Akdeniz’de geri adım atması ve Suriyeli mültecileri barındırmaya devam etmesi de vardı!

Türkiye’yi yakından ilgilendiren, NATO’dan tepki çekecek ‘PKK’ planı…

NATO’nun Irak’ta PKK ile ilgili Türkiye’nin tepkisini çekecek bir hamleye kalkıştığı ortaya çıkmıştı. Alınan bilgilere göre NATO’nun, PKK’ya yeni bir isim vereceği anlaşılmıştı. NATO bu hamlesiyle PKK terör örgütüne siyasi ve askerî olarak destek vermeyi planlamıştı. Irak’taki gücünü artıracak olan NATO, yeni strateji uygulamaya başlayacaktı. Terör örgütü PKK’ya, kurulacak yeni korsan isim ve yapılanmalar üzerinden siyasi ve askerî olarak destek çıkılacaktı.

NATO’nun, Irak’ta yeni bir strateji uygulamaya başlayıp bölgedeki gücünü artırıp “mahallî güçler” adı altında terör örgütü PKK’ya silah verip eğiteceğine dair haberi NATO’nun Irak Temsilcisi Korgeneral Pierre Olsen de doğrulamıştı. Asia Televizyonuna konuşan Korgeneral Olsen, kendisine bağlı kuvvetlerin “Irak Ulusal Güvenlik Müsteşarı Kasım Araci, ülkede NATO’ya ait asker sayısının artırılması konusunda resmî talepte bulunmuştu. Bunun ardından gelecek aylarda yapılacak toplantılar sonucunda eğitim ve danışmanlık vereceğimiz kurumlar belirlenecek” açıklamasını yapmıştı.

Daha önce NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, 18 Şubat’ta “Irak güçlerini terörle mücadelelerinde desteklemek ve DEAŞ’ın geri dönmesini engellemek amacıyla NATO’nun Irak misyonunun genişletilmesini kararlaştırdık. Misyonumuz 500 personelden dört bine çıkacak. Eğitim faaliyetlerine daha fazla Irak kurumu ile Bağdat dışındaki bölgeler de dahil olacak” itirafında bulunmuşlardı.

NATO, Irak’taki gücünü artırdıktan sonra bu ülkede yeni bir strateji uygulamaya başlayacaktı. Irak’ta doğrudan karargâh ve müstakil askerî merkez inşa etmeyecek olan NATO, bu doğrultuda ilk olarak Bağdat Yeşil bölgede bulunan karargâhını boşaltacaktı. Irak merkezî yönetimi ve Irak Bölgesel Kürt Yönetimi (IKBY) içerisinde İçişleri, Adalet ve Savunma Bakanlığına yerleştirilecek NATO uzmanları, bütün karar aşamaları ile fiilî uygulamaları doğrudan yönlendirmiş olacaktı. NATO, hem Irak merkezî yönetim hem de IKBY’den, İstihbarat-Parastin ve asayiş birimlerinde etkin olma isteğini aktarmıştı. Bu birimlerde danışman ve eğitmen kadroları açılmasını istedi. NATO bu yolla askerî olduğu kadar siyasi, sosyal ve ekonomik karar aşamalarına doğrudan dâhil olacaktı. Bir yandan nüfuz alanını artıracak olan NATO, diğer yandan “işgalci” görüntüsünden uzak duracak. İran destekli milisler ve farklı saldırılarda doğrudan hedef olmamayı amaçlayan bu karar, NATO için bir ilk özelliği taşıyacaktı.

PKK’ya yeni isim takılacaktı!

Terör örgütü PKK’nın işgali altındaki bölgeler ve Musul’da gayrimüslim bölgelerinde ise bu strateji, mahallî güçler ve DEAŞ karşıtı eğitim ile silah temini düzeyinde başlatılacaktı. Musul’da “kurtarılmış bölge planı” ile daha çok Süryani, Keldani, Ezidî, Ermeni ve Şabek gençlerin eğitilmesini sağlarken, terör örgütü PKK ise kurulacak yeni korsan isim ve yapılanmalar üzerinden siyasî ve askerî olarak desteklenmiş olacaktı. Yeni dönem konseptinde Irak’a gönderilecek misyonun yüzde 30 oranında Federal güçlere ait noktalarda görevlendirilirken, yüzde 70 Erbil, Musul gibi merkezî otorite dışında görev yapacaktı.

Doğu Perinçek’ten Erdoğan’a ‘gizli anlaşmayı iptal et!’ çağrısı: Türkiye için namus meselesi, bu belgeyi açıklayın!

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eski ABD Dışişleri Bakanı Colin Luther Powell ile 2003 tarihinde yaptığı iddia edilen anlaşmayla ilgili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a çağrıda bulunarak, “yapılan anlaşmanın hâlâ yürürlükte bulunduğunu ve bunu açıklamanın ‘Türkiye için namus meselesi’ olduğunu” vurgulamıştı. Habertürk’te Türkiye’nin Nabzı programına konuk olan Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 2003 yılında Dışişleri Bakanı iken eski ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile yaptığı anlaşmanın belgelerini açıklaması çağrısında bulunmuşlardı.

Yapılan anlaşmanın devam ettiğini ve bunu açıklamanın “Türkiye için namus meselesi” haline geldiğini belirten Perinçek, şunları aktarmıştı:

“Sayın Tayyip Erdoğan’ın sorumluluğu var. Bu anlaşma bütün belgeleriyle ilan edilmeli. Buradan talepte bulunuyorum. Bu anlaşma Özden Örnek’te vardı. İtiraf etti, ‘var bende’ dedi. Bize verecekti, vermedi. Çocukları da vermiyor ve ayıp ediyor. (Bu anlaşma örneği) Başka komutanlarda da vardı.”

T24’ün haberine göre Perinçek, Gül ile ABD arasında yapıldığı iddia edilen anlaşmanın bazı maddelerini de “Ortadoğu’daki rejimler değiştirilecek. PKK yasal hale getirilecek. Rauf Denktaş etkisi Kıbrıs’tan temizlenecek. Türkiye topraklarında özerklik ilan edilecek” diye sıralamıştı.

O dönem Dışişleri Bakanı olan 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, söz konusu anlaşmayla ilgili 23 Mayıs 2003 tarihinde Vatan gazetesinden Sedat Sertoğlu’na verdiği röportajda şu ifadeleri kullanmıştı:

“Ben bu gezileri yapmadan önce, şimdi senin oturduğun koltukta (Eliyle koltuğa vurdu) ABD Dışişleri Bakanı Powell oturuyordu. Onunla 2 sayfalık 9 maddelik bir plan üzerinde anlaştık. Ama ben her yaptığımı kalkıp açıklayamam ki… Powell Suriye’ye giderken de benimle konuştu. Gizli olan bir sürü gelişme var…”

ABD’den Türkiye’ye S-400 Uyarısı

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ile ABD Savunma Bakanı Lloyd J. Austin telefon görüşmesinin ardından, Pentagon açıklama yapmıştı. Austin “S-400’leri elinizde tutmayın!” diyerek uyarmıştı. Oysa Batı ve NATO ülkelerinde savaş gemilerinde başta NAVİGASYON sistemleri olmak üzere onlarca parça Rus teknolojisi kullanıldığı ortaya çıkmıştı.

ABD-Putin Kapışması

Demokrasi ve diplomasiye öncelik vereceğini söyleyen ABD’nin yeni Başkanı ‘centilmen’ Joe Biden, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında yaptığı açıklamayla bütün teamülleri altüst etmişti. Bir kanala verdiği röportajda Putin’e ‘katil’ ve ‘ruhsuz’ diyen Biden, aslında sıkışan her insanın verdiği tipik bir histerik reaksiyon göstermişti. Biden gerekçe olarak, Putin’in 2016’daki ABD seçimlerine müdahale etmesini ve 2020’deki seçimlerde Rusya’nın kendisi ve oğlu aleyhine gündeme taşıdığı Ukrayna’daki yolsuzluk haberleriyle dezenformasyona başvurmasını bahane etmişlerdi! Oysa asıl neden, Rus liderin ABD’nin tek süper güç olduğu hegemonyasına son vermesiydi. Hatırlayalım… Putin daha 2007 Münih Güvenlik Konferansı’nda ABD’ye meydan okuyarak dünyanın tek devlet tarafından yönetilemeyeceğini ilan etmişti. Ardından 2008 Gürcistan Savaşı ile ABD’nin 1991’den beri devam eden tek süper güç pozisyonuna öldürücü darbe indirmişti. 2014 Ukrayna ve 2016 Suriye müdahaleleriyle de ABD’nin terör ile savaş stratejisinin sonunu getirmişti. Bunu yaparken elbette Çin ve Türkiye gibi iki önemli aktörden destek istemişti. Böylece çok kutuplu dünyanın kapılarını aralayıvermişti.

Şimdi ise Rusya, ABD’nin Hint-Pasifik stratejisini tehdit etmekteydi. Son olarak ABD’nin Çin’e karşı geliştirmeye çalıştığı Asya NATO’sunu çökertmişti. Japonya ve Avustralya’nın destek verdiği projeye Rusya’nın etkisiyle Hindistan geçit vermemişti. Dolayısıyla Rusya, Ortadoğu ve Doğu Avrupa’dan sonra Güneydoğu ve Uzakdoğu Asya ile Pasifik’te de askeri ve siyasi açıdan ABD’nin kimyasını değiştirmişti. ABD’nin askeri hegemonyasını sarsma ve yayılma stratejisi izleyen Rusya, S-400 ve S-500 füzeleri gibi gelişmiş silahlarını ve nükleer santral teknolojisini Hindistan, İran, Kuzey Kore, Çin, Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi ülkelere aktarmayı sürdürmekteydi! Suriye’nin Tartus Limanı’ndan sonra Rusya, Sudan ile 25 yıllığına deniz üssü anlaşmasını gerçekleştirmişti. Libya’da ve Afrika’da etkinliğini artırma peşindeki Rusya, ABD’nin arka bahçesindeki Latin Amerika’da da var olan nüfuzunu her geçen gün daha da perçinlemekteydi. Eskilerin ‘Dinsizin hakkından imansız gelir’ deyişindeki gibi Rusya, Makyavelist ABD’den daha beter bir Maniheist mantıkla hareket etmekteydi.”[2] tespitleri anlamlıydı.

Hâlâ HAÇLI’dan hayır beklemek ahmaklıktı!

Son yıllarda Rusya ile ilişkilerimizde ciddi ilerleme görülüyorsa da, ABD ile ilişkilerimizden söz ederken ısrarlı bir şekilde dost ve müttefik olarak nitelendirilmesine dikkat ediliyordu. Hâlbuki gelişmeler gösteriyor ki, ABD gibi bir dost ve müttefikimiz(!) varken ayrıca bir düşmana ihtiyaç olmayacağı da görülüyordu. Yani, ABD ülkemizle ilişkilerini müttefiklik kılıfı altında yürütürken önemli dış konularda ülkemizin düşmanları ile birlikte olmayı tercih ediyordu. Ne demek istediğimi medyada yer alan iki haber ile izah etmek istiyorum. İlk haber Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un açıklaması ile ilgili. Lavrov açıklamasında, “ABD Suriye’nin petrol ve buğdayına el koyup PKK/YPG terör örgütlerini finanse ediyor” diyordu. Elbette ABD sadece Suriye petrolü ile terör örgütlerini finanse etmiyor, Suriye petrolü ile kendini de finanse ediyordu.

Dikkatinize sunmak istediğim ikinci haber ise Prof. Poyraz Gürson’un açıklaması ile ilgili. Gürson açıklamasında Kıbrıs’ın öneminin giderek arttığını belirterek, “Bu nedenle ABD ve Batılı ülkeler Rumları NATO’ya alma isteklerini belirgin hale getirdiler” diyerek bir gerçeğe dikkat çekiyordu. Bu arada Kıbrıs Rumlarının daha önce de Avrupa Birliği’ne üye yapıldığını hatırladığımızda ve Türkiye’nin ise AB kapısında yarım asırdır bekletildiği düşünüldüğünde ABD ve AB’nin Türkiye konusunda aynı çizgide yürüdüklerini söylemek gerekiyordu.

Netice itibariyle AB ve NATO söz konusu olduğunda her alanda bir Haçlı ittifakının söz konusu olduğunu bilerek ABD ile aynı ittifak içinde olmamızın bu ülke ile dostluk ilişkileri içinde olmamızı sağlamadığını hâlâ anlamayanlar başımıza yeni belalar açıyordu. Aynı durumun ülkemiz yıllardan beri AB kapısında bekletiliyorken Kıbrıs Rum kesiminin AB’ye üye yapıldığını düşündüğümüzde başlığa aldığım ABD gibi dostumuz(!) varsa düşmana gerek olmadığını, aynı şeyleri AB ile ilişkilerimizde de söylemenin mümkün olduğunu belirtmekte yarar var. Bir bakıma diyebiliriz ki, Rumları AB’ye alarak ilk adımın gerçekleştiğini, aynı şekilde Rumları NATO’ya alarak son adımın atılmak istendiği, bunun hazırlığının yapıldığını artık herkes biliyordu.

Son söz olarak ABD ve AB’nin tavrını değerlendirdikten sonra, Rusya’nın Türkiye için vazgeçilmez dost ve müttefik olacağını söylemenin de gerçekçi olmayacağını unutmamak gerekiyordu. Çünkü sadece Suriye’de yaşananlara baktığımızda bile Rusya’nın da Suriye’de giderek daha fazla yerleştiğini, Suriye’deki terör örgütlerine yönelik tutumunda ABD’den farklı bir durumun olmadığını bilerek hareket etmek lazım geliyordu. Çünkü Haçlılar çıkar birliği içinde hareket ediyordu. İslam dünyasını sömürmeyi hakları olarak görüyordu.[3]

Soner Yalçın’ın İtirafları ve Saptırmaları!

Soner Yalçın 01 Nisan 2021’de şunları yazmıştı:

“1970’lerin başı… Daha çocuğum… Ecevit rüzgârı esiyor ülkede… Duvara sloganlar yazıyoruz; birini hiç unutmam: Yobaz Erbakan…! Bakışımız yıllar boyu değişmedi; Erbakan “alay konusu” idi “bizim mahalle” için.

CHP-MSP koalisyon hükümetinin ülke için değerini bile kavrayamadık. Erbakan’ın sözleri eğlence konusu olmaya devam etti:

– Milli Gazete’de futbolcuların kısa şortlarından dolayı spor sayfasının kapanmasını…

– Hosteslerin etek boylarını 15 cm uzatma gayretlerini…

– Oğuzhan Asiltürk’ün gazetelerdeki kadın dekolte kıyafetlerini karalaması ile alay ettik. Her yaptıklarını küçümsedik.

Hafife aldıklarımız/önem vermediklerimiz büyükşehir belediye başkanlıklarını kazanınca “Aman Şeriat geliyor!” diye panikledik, bir kez olsun anlamaya yönelmedik.

Daha acısı… Başörtülü kızların haykırışlarını duymazdan geldik.

Daha bayağısı… Aksoy, Üçok, Mumcu, Kışlalı cinayetlerinden sonra asıl faillerin oyununa gelip “Türkiye İran Olmayacak” sloganlarını seslendirdik.

Daha da aşağısı… Erbakan’a karşı 28 Şubat’a destek verdik…

Meseleye sadece tek kültürel boyutla/yaşam biçimiyle bakmayı seçtik… Güya, Marksist idik… Güya, Marksist teorideki alt yapı-üst yapı nedir; ekonomik ilişkilerin kültürü, ideolojiyi, siyasi kurumları ve toplumsal yönetim biçimini belirlediğini bilirdik. Ne gezer, her şeyi yarım bildiğimizin hiç farkında değildik.

Peki… “Bizim Mahalle” böyleydi… Ya “Öteki Mahalle?” İşte Milli Gazete manşet yapmıştı: “Çin İslam Dünyasını Kuşatıyor.”

Haber şuydu: “İslam ülkelerine milyarlarca dolar yatırım yapan Çin; Pakistan, Türkiye, İran ve Körfez ülkeleri üzerinde geniş bir etki alanı kurdu. Buna mukabil İslam ülkeleri, Doğu Türkistan meselesi başta olmak üzere birçok konuda sessizliğe bürünmeyi tercih etti. Neticede ekonomik bağımlılık, siyaseten bağımlılığı da beraberinde getirdi!”

Milli Gazete arşivine girip baktım; sadece son üç ayda 37 Doğu Türkistan haberi yapmışlardı. Yani, üç günde bir haber diyebiliriz. Hepsinin ortak konusu Çin’in, Doğu Türkistan/Uygurları ezdiği iddiası: “Soykırıma sessiz kalmayın!”

Doğu Türkistan’da soykırım varsa hep birlikte mücadele edelim. Ama, öncelikle haber kaynaklarınızı gözden geçirmeniz gerekmiyor mu?” diyen Soner Yalçın, “Çin’in Müslüman Uygur Türklerine zulüm ve soykırım yapıldığı” iddialarının emperyalistler (ABD ve AB) tarafından uydurulduğunu anlatmaya çalışmıştı ve bile bile gerçekleri çarpıtmıştı. Çünkü Siyonist-emperyalist odaklar Avrupa ve Amerika gibi ÇİN’i de kendilerinden saymaktaydı ve küresel sömürücü Yahudi sermayesi yıllardır ÇİN’de yatırım yapmaktaydı.

İşte Siyonist-emperyalistlerin sömürgecilik itirafı; Afrika’yı fakir tutmak için her şeyi yapacağız ve bunun için Türkiye gibi ülkelerden yararlanacağız!

Afrika neden açtı ve neden bu kadar fakir bırakılmıştı?

Uluslararası Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Akademisyenlik yapan Yahudi asıllı Evangelik Nicholas, 2015’te verdiği bir seminerde Afrika’nın bilinçli olarak fakirleştirildiğini “Afrika’yı fakir tutmak için her şeyi yapacağız” sözleriyle itiraf ediyorlardı!

Howard Nicholas: “Afrika tabii ve tarihsel olarak, küresel güçlerin ve gelişmiş ülkelerin refahı için temel coğrafyadır. Ve Afrika’nın bir rolü daha vardır: Bir hammadde kaynağı olarak Batı için hayati konumdadır. Bu nedenle Afrika’yı olduğu yerde ve fakir tutmak için her şeyi yapacağız. Ve bu maksatla Türkiye gibi ülkelerden yararlanacağız. İşte bu maksatla tüm ekonomik yapılar, tüm küresel kurumlar ve herkese öğrettiğimiz ekonomi kuralları, Afrika’yı tam olarak bulunduğu perişan konumda tutacak şekilde tasarlanmıştır. Ve ister Avrupa, ister ABD veya Çin olsun, bu hep aynıdır. Afrika’nın yoksullaştırılmasına ihtiyacımız vardır; çünkü bu hammaddelere ihtiyacımız vardır ve sudan ucuz olması bizim çıkarımızadır. Eğer Afrika farklı bir şey yapsa ve kendi ayakları üzerinde durmaya kalkışsa, sizi temin ederim ki Avrupa ve Kuzey Amerika ve Asya’daki herkesin hayat standartları düşmeye başlayacaktır. Batı’nın büyük bir savaş olmadan buna izin vermeyeceğine inanmalısınız. Çünkü biz, ideoloji üretenlerin bir parçasıyız. Üniversitelerde ve akademik kurumlarda, bütün bu işlerin suç ortağıyız. Pek çok Batılı akademisyenin işi, Afrikalıları, yaptıkları kölelik işini aynen yapmaya devam etmeleri gerektiğine ikna etmek ve onları şuna inandırmaktır: “Fakir olman senin hatandır, bizim değil… Kendin yüzünden fakirsin… Ve İslam sizi geri bırakmıştır!..” diyerek onları kandırmaktır.”[4]

Milli Türkiye; İsrail ve Yunanistan Projesini boşa çıkarmıştı.

İsrail ile Yunanistan, Doğu Akdeniz’de elektrik kablosu hattı döşerken bile Türkiye’ye danışmak zorundalardı. İşte bu durum İsrail’i bir hayli telaşlandırmıştı, İsrail medyası denize kablo döşeyemezken nasıl olur da doğalgaz boru hattı kurulacaktı? Bunu sorgulamaya başlamıştı.

Türkiye’nin son verdiği bir NOTA vardı. Bu İsrail-Yunanistan ve AB üçlüsüne verilen bir NOTA’ydı… Tabi onlarla birlikte bir de küçük ortakları Rumlar vardı.

NOTA’nın içeriğinde şunlar vardı:

Bunun temeli Türkiye’nin 27 Kasım 2019’da Libya ile yaptığı deniz yetki alanları mutabakatına dayanmaktaydı. Bu mutabakatla, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz üzerinde Girit adası üzerinden hak iddia ettiği alanların, hiçbir hükmü kalmamıştı. Başka bir deyişle Girit’in çevresi Türkiye ile Libya’nın deniz alanları olarak tescil edilmiş durumdaydı.

İsrail, Yunanistan ve Rumlar ise, kendi akıllarınca Doğu Akdeniz’de suyun dibinden döşeyecekleri elektrik kablolarını Avrupa’ya ulaştıracaklardı. Projenin adını ise ‘EuroAsia Interconnector’ koymuşlardı. Dünyanın en uzun denizaltı güç kablo hattı, Yunanistan’ın hak iddia ettiği Girit açıklarından geçip, Avrupa’ya ulaşacaktı. İşte bu noktada Türkiye devreye girip oyunlarını boşa çıkarmıştı. Verdiği NOTA ile “benden izin almadan bu alanda kablo döşeyemez ya da başka bir faaliyette bulunamazsınız” uyarısını yapmıştı.

NOTA en çok İsrail’i şaşırtmıştı. İsrail gazetelerinin internet sayfalarında gün boyu, “Türkiye İsrail’le Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerini engelliyor” şeklinde manşetler yer almıştı.

İsrail medyası şunu sorgulamaya başlamıştı: “Denize elektrik kablosu döşerken bile Türkiye’den izin alacaksak o halde biz doğalgaz boru hattını nasıl döşeyeceğiz?”

Çünkü elektrik kablosunun güzergâhında bir proje daha vardı. Yine aynı aktörler, İsrail, Yunanistan ve Rumlar ortak planlamıştı. 2 Ocak 2020’de imzalanan anlaşmayla EastMed adı verilen proje çerçevesinde İsrail’in çıkardığı doğalgazı denizin altına boru döşemek suretiyle Avrupa’ya ulaştırma planı yapıyorlardı.

İşte Türkiye’nin verdiği son NOTA tam da bu EastMed hayaline darbe indirmiş durumdaydı. İsrail’e de Yunanistan’a da, “Elektrik kablosu döşerken bile benden izin almalısınız” uyarısıyla yarın öbür gün doğalgaz boru hattı konusundaki ikaz şimdiden verilmiş olmaktaydı. İsrail mesajı hemen aldı. Bu elektrik kablosu için geçerliyse yarın doğalgaz için de böyle olacaktı.”[5]

 


[1] Haber7 – 03.04.2021

[2] bercan.tutar@sabah.com.tr

[3] A. Kadir Özkan / Milli Gazete

[4] Kaynak: 28 Mart 2021 – https://parantezhaber.com/parantez-ozel/somurgecilik-itirafi

[5] Haber 7, T. Dağlı, 17.03.2021

 

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Subscribe
Bildir
19 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Kokuşmuş Tertipler…
Yıllardır Erbakan Hocamızın ve Ahmet Hocamızın uyarılarının ne kadar haklı ve yerinde olduğunu tekrar gördük ve yaşadık…18 yıldır insanlığı ve müslümnları perişan eden bu zihniyetin yeni bir tiyatrosuna şahit olduk…

Evet medya patronları ve godamanlar kokuşmuş tertiplerini tekrar tekrar izlettiler ve Akp/Mhp nin oyunlarına insanları mecbur eder nitelikte söylemler geliştirdiler…

Fakat sonsuz şükürler olsun ki tutmadı ve tutmayacak…Ne yaparsınız yapın artık sonunuz geldi ve akrepin ateş çemberinde kalınca kendisini zehirlediği gibi kendi kendinizi yok edeceksiniz… Çünkü buna mecbursunuz..

Hak Geldi Batıl Zail Oldu Elhamdülillah…

Kime yarıyor, ona bakalım
İktidara bu bildiriden daha büyük destek olamaz. Milletimiz üzerinde nasıl bir etki bırakacağını bu kadar yıl en üst düzey askerlik yapmış olanların tahmin etmemesi imkansız. Bu kahramanların, muvazzafken ülkemizin ve milletimizin aleyhine gerçekleşen bir çok olayda sessiz kalıp emekli olunca bu tür açıklamalarda bulunmaları, samimiyetlerini ortaya koymaktadır. Bu arada iktidar medyasının telaşı da ayrı bir değerlendirme konusu. Aynı telaşı İstanbul sözleşmesi iptal kararında da gördük. Hemen Anakara sözleşmesi hazırlandığı ilan edildi. Sanki bir yerlere ” siz merak etmeyin” mesajı verir gibi.

AKEPEYE GİZLİ DESTEK
104 emekli amiral yayınladığı bildiride, “Darbe” ima etmekten ziyade bizatihi millete darbe yapmış, akepenin ekmeğine bal ile kaymak sürmüştür.
Anketlerde, akepe ve küçük ortağı mehepenin son sürat oy kaybettiği bu günlerde; akepenin alenen yandaşlığını yapanların aklına bile gelmeyecek bir olaya imza atmıştır…!!!

Bu işte bir iş var!
Türkiye kuşatılırken siyasi aktörler suni gündemlerle ülke gündeminin eksenini kaydırmaya çalışıyordu.

Yanıbaşımızda ABD, Yunanistan Türkiye’yi işgal tatbikatı yapmakta, ülke ekonomisi yüksek faizle küresel sermayeye aktarılmakta, sokaklarda herkesin kendi hukukunu çizdiği bir yapı oluşmaktaydı. Böyle bir dönemde hükümet yetkilileri Montrö sözleşmesinin kazanımlarını tehlikeye sokacak Kanal istanbul üzerine yoğunlaşmaktaydı. Tam da bu dönemde Amirallerin çıkışı gibi AKP’ye bir mağduriyet lazımdı. Yüksek ferasetle yazarımızın belirttiği gibi bu amiraller neden Yunan adaları işgaline ve silahlandırılmasına bugüne kadar karşı çıkmamıştı ve neden zamanlaması manidar olan böyle bir garip çıkışla ortaya kendilerini atmışlardı? Yoksa ciddi bir Milli uyarının önü mü alınmak istenmişti?! Unutmayalım coğrafyayı ufak lokma halinde yutmak için Akp’yi işbaşında tutmak Siyonizm’in ilk göreviydi!!

Artık hiç bir tertip tutmuyor , ses getirmiyor, çalkantı oluşturmuyor, ümitsizliğin ve çaresizliğin değil ümidin ve çarenin hakim olduğunu görmekteyiz böylesi olaylarla sonsuz şükürler olsun.
Bir medeniyetin zirveye ulaştığı ve en güçlü sanıldığı dönem, aynı zamanda onun yıkılışının da ilk işaretidir.
Artık hiç bir tertip tutmuyor , ses getirmiyor, çalkantı oluşturmuyor, ümitsizliğin ve çaresizliğin değil ümidin ve çarenin hakim olduğunu görmekteyiz böylesi olaylarla sonsuz şükürler olsun. ÇÜNKÜ MİLLİ TÜRKİYE-MİLLİ GÜÇLER , GÜNÜMÜZÜN DECCALİ ŞEYTANIN ŞAHESERİ SİYONİZMDEN KAT BE KAT DAHA GÜÇLÜ HALDE ELHAMDÜLİLLAH.. İŞTE BU ZAFER AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN VE MİLLİ GÖRÜŞÜN TEK TEMSİLCİSİ OLAN MİLLİ ÇÖZÜM VE ŞAHSİ MANEVİSİ ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZIN ZAFERİDİR.
İçleri özleri çürümüş, Atatürk’ü istismar ederek sözlerini süsleyen masonik çevrelerin, devrim simsarlığı ve din istismarıyla geçinen münafıkların, sömürü saltanatların son buluyor olduğunun tam tam sesleridir bu çırpınışları.

Müjdeler olsun Türkiye merkezli, insan amaçlı, İslam endeksli YENİ ADİL BİR DÜNYANIN GÜMBÜR GÜMBÜR geliyorum dediği sesler bu sesler.

Tarihi devrim ve dönüşümler, büyük felaketlerin ve büyük bilge ve yiğit şahsiyet olma özelliğine haiz liderlerin öncülüğünde gerçekleşirmiş.

Her dinden her kavimden her görüşten farklı köken ve kültürden bütün insanların hep birlikte barış ve bolluk içinde yaşayacakları ADİL BİR DÜZEN kaçınılmazdır.

Böylesi doğru temiz feraset üzere yazılmış gerçek aklın hakim olduğu bir öakaleyi kaleme aldığınız için MİNNETTARIZ MUHTEREM AHMET AKGÜL HOCAM. İYİ Kİ VARSINIZ…

BİLDİRİNİN BİLDİRDİKLERİ!
Doğru kaygılar, yanlış algılarla ve cılkı çıkmış Atatürkçülük istismarı sloganik laflarla sulandırılmış ve bütünüyle iktidarın işine yaramıştı!
Yanı başımızdaki Ege Adaları, Lozan’a aykırı olarak silahlandırılıp asker yığılırken, üstelik diğer onlarca adamız daha Yunanistan tarafından işgal edilirken tısları çıkmayan kahraman amirallerimiz, acaba şimdi hangi gaye ve gayretle kof bildiriler yayınlamaya kalkışmışlardı?
Montrö’nün Milli çıkarlarımız aleyhine sulandırılması hesapları gibi haklı bir meseleyi; alakasız söylem ve yöntemlerle ve haksız gerekçelerle kamuoyuna sunmaya kalkışarak, gerçeği çarpıtmak, daha ciddi, gerçekçi ve gerekli uyarıları etkisiz kılmak ve boşa çıkarmak için yapılmıştır!
Milli Çözüm; gerçeği çarpıtmak, daha ciddi, gerçekçi ve gerekli uyarıları etkisiz kılmak ve boşa çıkarmak taktiklerini görmekte, Milletimizin maruz kaldığı algı operasyonlarının farkına varması için gerekli uyarıları yapmaktadır.

Emniyet Supabları
AKP iktidarı boyunca ne zaman sıkıntıya düşse, oyları tehlikeye girse muhakkak muhalefet ve rakip görüntüsüyle birileri çıkıp AKP ve icraatlarından soğuyan halkın tekrar AKP saflarına dönüşü için çaba göstermişti. Ve nihayet siyonizmin asıl şubesi olma görevlerini yerine getirerek siyonizm işbirlikçilerinin bir şekilde iktidarda kalmalarına destek olmuşlardı. Daha önce de pek çok kereler mağdur edebiyatı ile parsayı götüren AKP, yine erken seçim söylentileri arasında ve oylar net bir şekilde düşmüşken; ne hikmetse çok acayip mağdur olmuştu! Ve ne hikmetse sayın yazarımızın sordukları üzere, 19 yılda ege denizinde bir sürü ada işgal edilirken, ülke menfaatleri AB, ABD ve dış güçlere peşkeş çekilirken ve uzun bir dönemdir sürekli bu şeytani odaklarca ülkemiz karıştırılırken konuşamayanlar birden gaza gelmişlerdi. Ve iktidar sekteye uğramasın, halkımız gerçekleri konuşmaya fırsat bulamasın diye emniyet supablığı görevlerini yapmışlardı.

Bildirgenin Amacı…
Saray, anketlerin sonucu ile erken seçime gitme mecburiyeti arasında sıkışınca her seçim öncesi gibi bir darbe havası estirme peşinde…

ABD ise kanal İstanbul ile Montrö Sözleşmesini etkisiz kılma ve AKP’yi iktidarda tutma peşinde…

Makalede yapılan vurgu çok önemli, bu bildirge ile ileride Montrö’nün delinmesi ne yönelik çıkabilecek sesler şimdiden kesilecekti. Sözleşme konusu itibariyle çıkabilecek en ciddi ses TSK’dan ve özellikle Deniz Luvvetlerinden gelebilirdi. Şimdi bu amiraller hakkında dava açılırsa bir daha ciddi bir ses çıkmaz diye planlanmıştı. Oysa Milli Devlet öyle sahneye kolay kolay çıkmazdı, İsrail ve Yunanistan’a verile NOTAM bunun ispatıydı.

Bu amiraller madem bu kadar samimi idiyse neden;

1- ABD kanal İstanbul üzerinden Montrö’yü etkisizleştirme istiyor diye başta Milli Çözüm tarafından olmak üzere kamuoyu oluştuğunda ses çıkarmamışları…

2- Lozan’ın delinmesinden bu kadar tedirgindiler ise neden neden ABD Dedeağaç’a üs kurararak Lozanı dediğinde ve Yunanistan Ege adaylarımıza çöktüklerinde ses çıkarmadılar…

Bu samimiyet testlerinden kaldıklarına göre bu bildirge in amacı bellidir…

İçerde amiraller görevini yaparken, AB ve ABD ise bir yandan iyi polis – kötü polis oynarken diğer yandan taşları tekrar diziyordu.

bildiri sonrası iktidar ve tebaası yine mağdur.!
Egedeki 12 adamiza Yunan bayrağı dikilmiş, doğu Akdeniz deki varligimizdan bahsetmeyen 103 E.Generaller,!

Her iki tarafın da acemi ve aceleci sayılacak, stratejik derinlikten ve Milli mes’uliyetten uzak tavırları sırıtmaktaydı… Özellikle emekli Amiraller, Montrö’nün Milli çıkarlarımız aleyhine sulandırılması hesapları gibi haklı bir meseleyi; alakasız söylem ve yöntemlerle ve haksız gerekçelerle kamuoyuna sunmaya kalkışarak, gerçeği çarpıtmışlardı.

Montrö bildirisiyle hareket e geçen iktidar cephesi,
TV ekranlarında ve köşe yazılarında Bu yandaş yazar çizer takımı,
Ülkemizin aleyhinde;
Amerikali, Avrupalı ,Yunanlı İsrailli Rusya li generaller ve askeri komuta kademesi, Devletimize Askerimize polisimize ,kurşun sıkan PKK ve YPG acik’dan desteğini bugün ki iktidarın gözünün içine baka baka yaparken , yabancı ülke askeri ve idari kadrosundan bukadar telaşla hararetle bahsetmiyorsunuz ?bahsetmiyordunuz.!?

MİLLİ AKIL NEREYMİŞ?!..
Kimileri gol sandı,işin aslı tam pastı
Sözde Monrö yazıldı,tekke-takke karıştı
Yirmi Ada giderken,sesiz niçin çıkmadı
Oyun kuran siyondu,piyonları bahane!..

Atatürk istismarı,sizin ayar aynanız
İşbirlikçi döneklerle,özde birdir ayarız
Lakin bir korku sardı,acep niye sarardız
Milli Akıl sabreder,sürprizleri şahane!..

Kafalar karışınca ,ehli kulak kesilir
Milli Çözümle gerçek,sahteden farkedilir
Milli Taraf nereymiş,herkes anlar ve bilir
Hakka taraf olmayan,akîl değil divane!..

Nimet
Milli Çözüm Sen ne büyük bir nimetsin, herkesin ayarını ortaya koyan olaylara nasıl bakmamız gerektiğini bizlere öğretensin, önümüze maddi manevi projektör tutarsın.

Gösterilmek İsteneni Değil “İşin Aslını Görmek İçin” MİLLİ ÇÖZÜM Okumak Yetecektir
“…ve bütünüyle iktidarın işine yaramıştı (103 amiralin açıklaması). Hatta sanki kahir ekseriyeti Müslüman olan halkımızı Erdoğan’ın safına itmek ve kenetlendirmek için hazırlanmıştı…”
AKP’nin direk ve dolaylı yandaşlarını ayağı kaldıran 103 amiralin açıklaması, makalemizde yazdığı gibi;
AKP’ye suni teneffüsten ve milleti Erdoğan’ın safına itmekten başka ne işe yaradı.

“…Kim bilir, belki de bu çıkışlar; daha ciddi, gerçekçi ve gerekli uyarıları etkisiz kılmak ve boşa çıkarmak için yapılmıştı!…”
Üstadımızın makaledeki bu uyarısı perspektifinden olaya baktığımızda, etrafımız ateş çemberi ile çevrilmişken, böylesine bir açıklama acaba ehem olan hangi konuyu gündemden düşüyor (gözden kaçırıyordu).

Makalemizin devamında ülkemizin gerçek gündemini okurken; Milli Çözümün, her zaman olduğu gibi “gösterilmek isteneni değil, işin aslını ve oynanan sinsi planı çözüyor” yani tarihi bir misyonu yerine getirdiğini görmekteyiz.

Normalleşme anlaşmasını sürdürenler ve Türkiye’nin vermiş olduğu nota
İşte Türkiye’nin verdiği son NOTA tam da bu EastMed hayaline darbe indirmiş durumdaydı. İsrail’e de Yunanistan’a da, “Elektrik kablosu döşerken bile benden izin almalısınız” uyarısıyla yarın öbür gün doğalgaz boru hattı konusundaki ikaz şimdiden verilmiş olmaktaydı. İsrail mesajı hemen aldı. Bu elektrik kablosu için geçerliyse yarın doğalgaz için de böyle olacaktı.

KOÇ VAKFINA ÜYE PAŞALAR
Bildiriye imza atan Amirallerin 7 tanesin Koç Vakfi Denizcilik Formu üyeleri olması bize bu üyeler ve niyetleri hakkında aslında bir kopya vermekteydi. İşi âslından uzaklaştirarak AKP ye ters siyaset ile pirim kazandırmak niyetleri sırıtmaktaydı. Veya Fetö vari Ordumuzu yıpratmak için çesitli girislerin bir başka versiyonudur. Ama neyaparsalar yapsınlar Milli Ordumuzun dik duruşuna asla engel olamayacaklar Akdenizde, Egede,Irakda,Suriyede,Libyada serefli ve onurlu destansı başarılarına yenisini katmaktaydi Elbette Hulusi Akarın açiklamaları düşmana korku salmaya devam etmektedir. Ancak AKP nin diger uzuvları kangren olmuş durumdadır.Milli Cözüm Generallarin bu isnatsız çıkışını boşa cıkaracak ferasetle bizleri ve ülkemizi aydınlatmaya devam etmekteydi.Allah hepsinden razı olsun.

Yine mağduriyet rolümü oynanmaktaydı
Erdoğan iktidarınin sona geldiğini gören malum güçler , AKP den daha iyi kullanacak birini bulamama kaygısıyla ve Erdoğanı birazdaha iş başında tutmak için ,güya Erdoğan’a karşı çıkıyor havası vererek ve Erdoğan’ın Karşısında gözükerek, AKP iktidarın dan umudunu kesmiş seçmenleri tekrar bunların kucağına itip kendilerine mecbur bırakmak,103 generalin yayınlamış olduğu bildiri, direk olmasa da dolaylı olarak iktidarın ekmeğine yağ sürmektedir. Ne zaman ki iktidar güç kaybetse mutlaka imdadına birileri yetişmiştir. Olası bir erken seçimde mağduriyet yaratılarak oy avcılığı yapılmaktadır.Elhamdülillah milli çözüm yine bu oyunu fark etmiş ,kurulan bu tuzağı deşifre etmiştir.

GİZLİ TEHLİKE?!
Bu konunun tarafı görüntüsünde olan Oda TV ekibi, daha doğrusu, Soner Yalçın daha önce de İktidarı dikkatli olmaya çağırmıştı. Yani zannettiğimiz gibi düşman gibi görünen fakat perde arkası pederleri bir olanları Milli Çözüm yıllardır yazmaktaydı.
Meselenin deniz kuvvetleri merkezli olarak kamuoyuna sunulması daha da tehlikeli, yani milli duyarlık meselesini kahraman ordumuzun bir kanadını taraf yaparak ikilik çıkarmak gibi gizli bir şeytanlık da ayrıca sırıtmaktaydı.
Bu güne kadar Milli Çözüm aynı konudaki görüşlerinde yanılmamıştı.

şamatacı tavuk misali, yumurtladıkları yumurta, mahalleyi ayaklandıran gıdaklamalarına değmeyen bildiri
Hatta sanki kahır ekseriyeti Müslüman olan halkımızı Erdoğan’ın safına itmek ve kenetlendirmek için hazırlanmıştı. İktidar cephesinin ve yandaş kesimlerin aşırı ve telaşlı tepkileri ise bir suçluluk psikolojisini ve hesaba çekilme endişesini yansıtmaktaydı.

Verdiği NOTA ile “benden izin almadan bu alanda kablo döşemek ya da başka bir faaliyette bulunamazsınız” uyarısını yapmıştı.

NOTA en çok İsrail’i şaşırtmıştı. İsrail gazetelerinin internet sayfalarında gün boyu, “Türkiye İsrail’le Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerini engelliyor” şeklinde manşetler yer almıştı.

İsrail medyası şunu sorgulamaya başlamıştı: “Denize elektrik kablosu döşerken bile Türkiye’den izin alacaksak o halde biz doğalgaz boru hattını nasıl döşeyeceğiz?”

Bir Tek Milli Çözüm Var Elhamdülillah
Milli Çözüm Merttir, Milli bu ülkenin en sağlam kal’a sıfır..

ÜRKEKLİKLE ERKEKLİK OLMAZ

Hak-Bâtıl ilmini, bellemek için

Vicdanı eğrilmez, zeyrek1 gerektir…

Dönek ve münafık, elemek için

Sağlam demir-çelik, kürek gerektir…

Pancardan yağ çıkmaz, zeytin lazımdır

Bilgi yakin2 ise, kalbi hazımdır3

Kur’an’la itminan, gönül sazımdır

Çamur olmaz; hamur, çörek gerektir…

Fasık gevşek olur, mü’min mert metin

Haine tavizsiz, zulme sert çetin

Gayrete dönmezse, güzel niyyetin

Şeytana av için, gevrek gerektir…

Durduyan Oğuzhan, role bürünse

Anlayanlar hâlâ, saygı sürünse

Sırıtır korkaklar, cesur görünse

İddiayla ispat, ahenk gerektir…

Bu çete bağrıma, saplanan oktur

Münafık sızmayan, Hak dava yoktur

Biat istismara, karnımız toktur

Hakkı konuşanlar, seyrek gerektir…

Yıllarca peşinden, izini sürdün

Keramet uydurdun, çöpün süpürdün

Madem ki sonunda, haini gördün

Ona cephe açmak, yürek gerektir…

Doğruyu anlayıp, sahip çıkmazsan

“Eş dost çevre ne der?”, şirkin yıkmazsan

Münafık tanıyıp, yolun tıkmazsan

Hayra varamazsın, sürek gerektir…

Kur’an hem beynime, hem kalbe hazdır4

Korkak kaypak işi, mazeret nazdır

Dolaylı lafları, anlayan azdır

Gerçeği haykırmak, direkt gerektir…

Herkesin imtihan, sahası vardır

Elbet hidayetin, pahası vardır

Allah rızasının, dahası vardır

Muttaki Mevla’ya, ürkek gerektir…

AKP’ye destek, akrepe eşlik

HDP’ye güven, şerre kardeşlik

Adil Düzen dışı, hepsi kalleşlik

Feraset cesaret, yüksek gerektir…

Kolaya hızlısın, zorluğa yavaş

Hiç arpa unundan, olur mu lavaş

Kolay mı kırk yıldır, İblisle savaş

Milli Çözüm gibi, mihenk gerektir…

1- Zeyrek: Çabuk kavrayışlı, pratik akıllı.

2- Yakin: Kesin ve şüphesiz inanç.

3- Hazım: Sindirmek.

4- Haz: Manevi lezzet, huzur.

İYİKİ VARSIN MİLLİ ÇÖZÜM
Bu gerçeğide günyüzüne çıkararak, malum merkezlerin oyununu bozan Milli Çözüme neden düşman oldukları şimdi daha iyi anlaşılmıştır sanırım. İyiki varsın Milli Çözüm.

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
19
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...