ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün477
mod_vvisit_counterDün1835
mod_vvisit_counterBu Hafta2312
mod_vvisit_counterGeçen hafta16507
mod_vvisit_counterBu Ay14219
mod_vvisit_counterGeçen Ay85276
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18589480

IP'niz: 18.212.120.195
Bugün: 07 Ara 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12866881

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

BOP EŞBAŞKANLIĞINDAN, İSRAİL YANDAŞLIĞINA MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 23
ZayıfMükemmel 

 

BOP EŞBAŞKANLIĞINDAN,

İSRAİL YANDAŞLIĞINA MI?

        

Sn. Recep T. Erdoğan, İşgalci ve Terörist İsrail’in Siyonist Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’u bizzat kendisi arayarak, birlikte çalışma ve barış sağlama yolunda iyi dileklerini ve tebriklerini sunmuşlardı. (12 Temmuz 2021) Anlaşılan Sn. Erdoğan, bundan bir müddet önce görüştükleri Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a da, İsrail’le uzlaşma yönünde telkin ve tavsiyelerde bulunmuşlardı. İşte “BOP Eşbaşkanlığından, İsrail Yandaşlığına mı?” başlığını atmamız da bundandı.

Filistin, İsrail’le masaya oturmaya zorlanmaktaydı!

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın, ABD Başkanı Joe Biden'in, 2014 yılında kesintiye uğrayan sözde ‘barış’ görüşmelerini yeniden başlatmayı istediği yönünde sinyaller aldığı ve hazırlık yaptığı ortaya çıkmıştı.

Ancak barış görüşmelerinin başlaması için şart olarak ortaya atılacak bu talep listesinin halen gizli olduğu aktarılmıştı. Abbas'ın hazırladığı öne sürülen listede, İsrail'in Doğu Kudüs'te 2001'de kapattığı Filistin kurumlarının yeniden açılması ve İkinci İntifada (2000) öncesindeki siyasi faaliyetlerine yeniden dönmesinin yer aldığı anlaşılmıştı. Taleplerin Mescid-i Aksa ile ilgili olan kısmında, işgalci İsrail polisinin buradaki faaliyetlerinin sınırlandırılması, işgalci Yahudilerin ziyaretlerinin azaltılması ve Filistin yönetiminin temsilcilerinin konumunun güçlendirilmesi yer almıştı. Ayrıca, Şeyh Cerrah ve Silvan mahallelerinde olduğu gibi Kudüs'teki Filistinlilerin evlerinden zorla çıkarılmaması, Kudüs de dahil olmak üzere Yahudi işgal birimleri inşaatlarının durdurulması, Filistin topraklarındaki tüm işgal üslerinin (birkaç konteyner ve karavandan oluşan birimler) boşaltılması ve Ürdün Vadisi'ndeki evlerin yıkımının durdurulmasının talep edileceği konuşulmaktaydı.

Abbas'ın talep listesinde yer aldığını belirttiği diğer maddeler ise şöyle sıralanmıştı: İşgalci İsrail ordusunun, Batı Şeria'daki Filistin kentlerine baskın yapmaması, aile birleşimi yasasının kaldırılması, Filistin polisi ile gümrük memurlarının yeniden Batı Şeria'yı Ürdün'e bağlayan Allenby Köprüsüne dönmeye başlaması, Batı Şeria'da uluslararası bir havaalanı inşasına izin çıkması ve Eriha yakınlarında bir serbest ticaret bölgesi kurulması.

Öte yandan, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a güya iki taraf arasındaki diyaloğu yeniden başlatma niyetinde olduğunu açıklamıştı. Abbas, 7 Temmuz’da yemin ederek resmen göreve başlayan Herzog’u telefonla arayarak kutlamıştı. Herzog, “Bu akşam Filistin Devlet Başkanı Abbas’la konuştum ve önceki İsrail Cumhurbaşkanlarının yaptığı gibi Filistinliler ile İsrailliler arasında diyaloğun yeniden başlamasını ve sürdürülmesini planladığımı kendisine ilettim” ifadesini kullanmıştı. Ancak Siyonist ve Terörist İsrail’in bu va’atlerine inanmak ahmaklıktı.

Azgın Yahudiler İntikam Arayışındaydı!

18 Temmuz tarihinin Süleyman Tapınağı’nın yıkılmasının yıldönümüne tekabül ettiğini iddia eden Siyonistler, bu nedenle söz konusu tarihte Mescid-i Aksa’ya baskın hazırlığındaydı. Öte yandan Siyonistler, geçtiğimiz Ramazan ayının 28. günündeki başarısız baskın girişiminin intikamını almayı amaçlıyorlardı. İslam coğrafyasının tamamında, işgalcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırı hazırlıklarına karşı çıkılması ve böylece planlanan baskının engellenmesi büyük önem taşımaktaydı. Siyonist işgalcilerin, Tapınak Grupları’nın öncülüğünde Mescid-i Aksa’ya geniş çaplı bir baskında bulunma hazırlığında olduğu anlaşılmıştı. Filistinli âlimlerden, Kudüs’ün Yahudileştirilmesi doğrultusunda girişilen hadsizliğe engel olma çağrısı yapılmıştı. Kudüs’ün Yahudileştirilmesi planları kapsamında çeşitli küstahlıklarda bulunan işgalciler, yeni bir hadsizliğe hazırlanmaktaydı. Tapınak Grupları olarak bilinen Siyonist oluşumlar, 18 Temmuz tarihinde Mescid-i Aksa’ya yönelik geniş çaplı bir baskın düzenleme hazırlığı planlamaktaydı. Kurban Bayramı’nın iki gün öncesine denk gelen 18 Temmuz’da (8 Zilhicce) Mescid-i Aksa’ya baskında bulunmayı planlarken bugün de konuya dair Knesset’te (İşgalci İsrail Rejimi Meclisi) bir toplantı yapılacaktı.

İşte böyle bir süreçte Sn. Erdoğan’ın İsrail’in sözde Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’u arayıp tebriklerini sunması, Din istismarcısı İslamcı takımınca sessizlik ve tepkisizlikle karşılanmıştı. Bu tavır, hangi iz’an, hangi iman ve hangi vicdanla bağdaşırdı? Bu nasıl bir dindarlık, bu nasıl bir kahramanlıktı? Bütün bunlara susmak, hatta keramet ve mazeret uydurmak ise, sadece dilsiz şeytanlıktı…

İsrail yetkilileri, Filistinli esirler ve çatışma mağduru aileler için toplanan 180 milyon dolara el koymuşlardı.

Ortadoğu’da kargaşa ve fitnenin merkezi olan, 60 yılı aşkın süredir Filistin topraklarında işgal politikaları uygulayan Siyonist oluşum İsrail, kanlı elini bu sefer de Filistinli esir ve şehitlerin aileleri için ayrılan paraya uzatmıştı. Uluslararası hukuk kuralları gereği Filistin yönetimi adına vergi toplayan İsrail, hukuk tanımaz tavrını bir kez daha açığa vurmuşlardı. Filistin Esirler Kurumu kaynakları tarafından verilen bilgide, Filistinli esirlere, çatışmalarda yaşamını yitiren Filistinliler çatışma mağduru olan kişilerin ailelerine maddi destek sağlanması için toplanan 180 milyon dolarlık vergi gelirine Tel Aviv tarafından el koyulacaktı. Alınan karar ile Filistin’in ekonomik zarara uğratılmak istendiği de açıktı.

Filistinliler Cezalandırılmaktaydı.

İsrail hükümetinin aldığı bu kararı ‘korsanlık’ ve ‘mali işgalcilik’ olarak değerlendiren kaynaklar, “Siyonist hükümet bu kararı ile hem bozulan ekonomilerine bir nefes aldırmak istiyor hem de vatanını işgale karşı savunanları, ailelerini cezalandırmaya ve onların daha da büyük mağduriyetler ile baş başa kalmasını istiyor” açıklamasında bulunmuşlardı.

‘Asli fail ABD ve İsrail’ ise, nasıl birlikte yol almaktasınız?

15 Temmuz darbe girişimi olduğunda Adalet Bakanı olan Bekir Bozdağ bir gazeteye yaptığı açıklamada, "Türkiye’deki bütün darbelerin arkasında Amerika vardır. ABD ve FETÖ 15 Temmuz darbesinin asli failidir. ABD, FETÖ’yü kullandı” diyerek kimsenin meçhulü olmayan bir gerçeği hatırlatmıştı. Bu gerçeğin bilinmesi kadar; bundan sonra benzer senaryoların ABD ve içerideki kuklaları tarafından tekrar sahneye sürülmesini engelleyecek ne gibi tedbirlerin alındığı? ise hâlâ sorulmamıştı. Dahası, nasıl oluyor da Türkiye; düşmanları ile birtakım uluslararası örgütlerde yan yana bulunmaktaydı, bir bakıma ABD’nin işlediği cinayetlere ortak olmaktaydı? Çünkü 15 Temmuz darbe girişimi sırasında hayatını kaybeden insanlarımızın akan her damla kanında payı olan, o gece insanımıza silah doğrultan, havadan ve karadan binlerce insanımıza saldıran canilerin arkasındaki gücün ABD ve İsrail olduğu da artık açıkça görüldüğüne, bir diğer ifadeyle 15 Temmuz’un asli faili bilindiğine göre… Yani, ortada işlenmiş cinayetler vardır ve ABD ve FETÖ 15 Temmuz darbesinin asli failidir ve içerideki uzantılarını adalete teslim ediyoruz, işledikleri cinayetlerin hesabını soruyoruz o zaman diğer asli fail ABD’den ve İsrail’den de uluslararası kurallar çerçevesinde hesap sorulması da lazımdır!.. Eğer ABD dünya üzerinde ne yaparsa yapsın hesap sorulamaz diyorsak o zaman darbelerin arkasında ABD’nin bulunduğunu, darbelerin asli faili olduğunu tekrar tekrar ifade etmenin de bir anlamı kalmayacaktır!

Görünen manzara odur ki, 15 Temmuz darbe girişiminin asli faili ABD’den hesap sorulamazken, kullandığı maşalarından hesap sorulabiliyor olması gerçek suçluların cezalarını bulduğu anlamını taşımayacaktır. Yeryüzünde eşitlik, özgürlük, insan hakları gibi birtakım kavramları dilinden düşürmeyenler, tüm bu kavramlara sadece kendi lehlerine geliştiği sürece sahip çıkmaktadır. Böyle olunca dünya üzerinde yeni bir şekillenmeye, uluslararası örgütlerin yeni bir bakış açısına göre yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç vardır! Söz gelimi; Birleşmiş Milletler’in yapısının dünya üzerinde haksızlıkları engellemeye yeterli olmadığı, aksine gücü ellerinde bulunduran zalimlerin işledikleri cinayetleri meşrulaştırmak için kullanıldığı açıktır. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sık sık kullandığı, “Dünya beşten büyüktür” değerlendirmesi bir gerçeğin ifadesi olmakla birlikte yeryüzünde mazlumların sadece işlenen cinayetleri seyretmekle yetinmeleri ister istemez bu yapının küresel çapta sorgulanmasına yol açmadığı için sadece lafta kalmaktadır. Halbuki bu sorgulama yapılmadan, tüm mazlumlar ayağa kalkmadan birilerinin asli suçlu olduğunu tekrarlamak da maalesef mazlumları uyutmakta ve zalimlere yaramaktadır. Biz istediğimiz kadar dünya beşten büyük diyelim, Güvenlik Konseyi’nin 5 daimî üyesinin istemediği her karar sonuçsuz kalmaktadır. Ve hâlâ ülkemizdeki tüm darbelerin arkasında bulunduğunu bildiğimiz ve dile getirdiğimiz ABD ve İsrail ile birlikte yürüyorsak, bu tavır samimiyetten uzaktır, hatta mü’minlere ve mazlumlara tuzaktır.[1]

Salih Turhan’ın sırıtan sahtekârlığı!

Mısır’da her an idam edilebilecek olan on iki mazlumun infazına engel olabilme amacıyla Mısır’ın İstanbul Başkonsolosluğu’na gönderilmek üzere bir mektup kampanyası başlatılmıştı. Kampanya çerçevesinde çok sayıda kişinin mektup yoluyla Mısır’da verilen idam kararlarına karşı çıkması umulmaktaydı.

Mısır’da geçtiğimiz süreçte Yargıtay, Rabiat’ul Adeviyye Meydanı’ndaki darbe karşıtı protestolarla ilgili davada nihai karar alınmıştı. Buna göre aralarında Hürriyet ve Adalet Partisi (HAP) Genel Sekreteri Muhammed el-Biltaci ile Müslüman Kardeşler (İhvan) liderlerinden Safvet Hicazi’nin de olduğu 12 kişi hakkında daha önce verilen idam cezası onanmıştı. Mısır’da Sisi’nin yönetim erkini ele geçirmesinin ardından onlarca kişinin idam kararı uygulanmıştı. Ülkede her an on iki kişinin daha idam edilebileceği konuşulmaktaydı. Söz konusu zulmün önüne geçebilme adına Türkiye’de önemli bir çalışmaya başlanmıştı. Buna göre idamların engellenmesine vesile olmak amacıyla mektup kampanyası başlatılmıştı. Mektup, Mısır’ın İstanbul Başkonsolosluğu’na gönderilmek üzere Türkçe, Arapça ve İngilizce olarak üç farklı dilde hazırlanmıştı.

“Sayın Yetkili;

Kahire Ceza Mahkemesinde görülen 2015 tarihli 2985 sayılı 739 sanıklı toplu davada 14 Haziran 2021’de, Yüksek Mahkemece idam cezası onanan Hürriyet ve Adalet Partisi (HAP) Genel Sekreteri Dr. Muhammed el-Biltaci, Mısır Eski Gençlik Bakanı Dr. Usame Yasin, Safvet Hicazi ve Abdurrahman el-Ber’in de sanık olarak bulunduğu 12 kişi hakkında idam cezasının; Mısır’ın da taraf olduğu İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİNİN 3. MADDESİNDE DÜZENLENEN YAŞAM HAKKI; AYNI BİLDİRGENİN 11. MADDESİ VE MEDENİ VE SİYASİ HAKLAR SÖZLEŞMESİNİN 14. MADDESİNDE DÜZENLENEN ADİL YARGILANMA HAKKINA açıkça aykırı olduğu gerekçesiyle ölüm cezalarının ertelenmesine ve bu sanıklar hakkında adil yargılanma hakkına ve bunun alt ilkelerine uygun tekrar bir yargılanma yapılmasını talep ediyoruz.

Nitekim verilen hükmün somut delillere dayanmaması adil yargılanma hakkının alt ilkelerinden biri olan çelişmeli yargılama ilkesine aykırıdır. Zira çelişmeli yargılamanın sağlanması için hükmün dayanağı olan fiillerin ve bu fiillerin dayanağı olan delillerin somut bir şekilde ortaya konması ve taraflarca tartışılması lazımdır. Ayrıca Mısır Anayasası Özel Mahkemelerin kurulmasına izin vermemekte olup, Mısır’da ise yargılamalar özel mahkemelerce gerçekleştirilmekte ve yerleşik hukuki ve adli kuralları ihlal niteliği taşımaktadır. İlgili sözleşmelere ve Mısır Anayasasına uyulmayarak yapılmış her yargılama “Adalet Parodisi” olarak Mısır’ın tüm adalet sisteminin bütünlüğüne kara bir gölge düşürüyor ve yargı süreciyle alay ediyor.

Selam hidayete tâbi olanların üzerine olsun.”

Mısır’daki mağdur ve mazlum İhvan Liderlerine sahip çıkılması ve bu nedenle SİSİ Yönetimine Mektup Kampanyası başlatılması, elbette insani bir duyarlılıktı ve İslami bir yaklaşımdı. Ancak AGD Başkanı Salih Turhan, daha önce bazı MGV Başkanlarına ve SP’li arkadaşlarımıza: “Oğuzhan Asiltürk Saraya ve Sn. Erdoğan’a yaklaşarak, Onunla bizzat SİSİ Yönetimine telefon açtırarak, idama mahkûm edilen 12 İhvan Liderinin bağışlanmasını sağlamıştır. YİK Başkanımızın AKP iktidarına yanaşması ve SP’yi Cumhur İttifakına bağlama çabaları, işte bu gibi hayırlı amaçlar taşımaktadır!..” gibi asılsız yalanlar ve palavralarla camiamızı ve teşkilatlarımızı avutup aldatmaya çalıştığı, böylece ve bizzat Milli Gazete haberiyle ortaya çıkmıştı.

11 Yıl Aradan Sonra Türkiye'den İsrail'e Normalleşme Adımı!

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığında uzman ve Türkiye Ulusal Polis Akademisi’nde asistan profesör görevlerinde bulunmuş Selim Öztürk, 7 Temmuz’da Türkiye Cumhuriyeti Tel Aviv Büyükelçiliği Kültür ve Tanıtma Müşaviri olarak atanmıştı. Siyaset, Uluslararası İlişkiler, Tarih ve Politika alanlarında araştırmalar yapan Selim Öztürk Twitter’da yaptığı açıklamada, ‘‘Uzun ve zor bir süreçten sonra Tel Aviv büyükelçiliğimizde Kültür Müşaviri olarak görevime başlamış bulunmaktayım. On bir yıl aradan sonra atanan ilk müşavir olmak benim için onur. Umarım iki ülke arası ilişkilerin iyileşmesine katkıda bulunabilirim’’ ifadelerini kullanmıştı. Ayrıca Şalom'un haberine göre, 7 Temmuz akşamı Tel Aviv Büyükelçiliği ve İsrail'deki Türkiyeliler Derneği tarafından Eski Yafa'daki kültür merkezi Saraya'da 'Yaza Merhaba' etkinliği yapılmıştı. Etkinlikte Türkiyeli İsrailliler buluşmuşlardı. 'Memleketim' şarkısının ise gecede en çok beğenilen parça olması anlamlıydı.

Amerika’da 825 milyar dolarlık 'Yaz Kampı': Hava sahası kapatılmış, özel jetlerle taşınmışlardı.

Aynı süreçte dünyanın, tamamı Siyonist Yahudi olan ultra zenginleri, ABD’nin Idaho eyaletinde 37’ncisi yapılan ‘yaz kampı’nda bir araya toplanmışlardı. Toplam servetleri 825 milyar dolar hesaplanmıştı. Dünyanın en zengin kişisi ve Amazon’un kurucusu Jeff Bezos, Microsoft’un kurucusu Bill Gates, Facebook’un kurucusu ve CEO’su Mark Zuckerberg, Apple’ın CEO’su Tim Cook bu yılki katılımcılar arasındaydı. Etkinliğe katılan diğer bazı isimler, New York’un eski belediye başkanı ve milyarder iş insanı Mike Bloomberg, Pay-Pal’ın kurucusu milyarder Max Levchin, Disney’in Yönetim Kurulu Başkanı Bob Iger, Nike’ın kurucularından Phil Knight ve Amerikan istihbarat örgütü CIA Direktörü Bill Burns oldu. Toplamda 25 milyarderin ve birçok milyonerin katıldıkları kampta, bu kişilerin toplam serveti yaklaşık 825 milyar dolar (7.1 trilyon TL) olarak hesaplanmıştı. İşin ilginç tarafı, bunların tamamı Yahudi asıllıydı ve hepsi koyu İsrail taraftarıydı!

HDP’den ABD’ye sürpriz ziyaret! Kimlerle buluşmuşlardı?

2023 seçimleri için ittifak senaryolarının konuşulduğu ve HDP'ye kapatma davası ile ilgili sürecin devam ettiği bir dönemde, HDP heyeti ABD'ye kritik bir ziyaret yapmıştı. Partinin sosyal medya hesabından ziyaret ile ilgili yapılan açıklamada; Türkiye ve Ortadoğu'daki gelişmelerle, Türkiye-ABD ilişkilerinin ele alındığı vurgulanmıştı. HDP heyetinin kimlerle görüştüğü ise açıklanmamıştı. Ancak Beyaz Saray'ın önünde poz verip sosyal medyada paylaşmışlardı. HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan ve Dış İlişkiler Komisyonu Eşsözcüsü Hişyar Özsoy, dört gün boyunca ülkede temaslarda bulunmuşlardı. ABD Başkanı Biden, Başkan Erdoğan karşısında muhalefete destek mesajı yayınlamış, HDP de sözde Ermeni soykırımı yalanını ABD'den bile önce dile getirerek bir skandala imza atmıştı. Tam bu sırada Sn. Erdoğan’ın Diyarbakır çıkarması ise, acaba sadece bir rastlantı mıydı?

"Biji Serok Erdoğan" Yeni Açılım Sloganı mıydı?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Diyarbakır'da AKP Genişletilmiş İl Danışma Toplantısı'na katılmıştı. Erdoğan'ın konuşması sık sık "Biji Serok Erdoğan" yani "Yaşasın Başkan Erdoğan" sloganlarıyla kesilmesi dikkatlerden kaçmamıştı. HDP'nin kapatılması istemiyle açılan davada Erdoğan'a yönelik başlatılan slogan açılımı acaba hangi hesaplıydı? 

AKP Gençlerine Verilen Kayıt Dışı Kalaşnikoflar Ne Amaçlıydı?

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker, Twitter hesabından paylaştığı iddialarda; Süleyman Soylu'nun devlet envanterine kayıtlı olmayan silahları sivillere ve AKP Gençlik Kollarına dağıttığını açıklamıştı. Peker yaptığı paylaşımlarında, “Süslü Süleyman, bu giden silahlar özel harp envanterine kayıtlı değiller. Devletin herhangi resmi bir birimine de kayıtlı değiller. Sen o tarihlerde Sosyal Çalışma ve Güvenlik Bakanlığındaydın. 15 Temmuz’da kahramanlık rolleri oynarken TRT binası baskınına gittiğinde hepsinin elinde kalaşnikof marka silahlar olan birçok sivil şahıs vardı. Bu silahlar da devlet envanterine kayıtlı değil. Biraz önce anlattığım, dağılımı senin tarafından koordine edilen hiçbir silah da devlet envanterine kayıtlı değil” ifadelerini kullanmıştı.

İşte sırasıyla o mesajlar:

Kıymetli dostlarım, seri tweetler halinde Esenyurt belediyesiyle ilgili iki ayrı paylaşım yaptım. Buradaki amacım Esenyurt Belediyesi’nin bizim Süslü Süleyman’ın ve onu gelecekte Cumhurbaşkanı yapma düşüncesinde olan güç odaklarının bu ülkeyi merkez üs olarak kullandıklarını anlatabilmek içindi. Önemli olduğuna inandığım bir iki tane daha yolsuzluk konusuna değinip dünkü paylaşımda belirttiğim ciddi konulara geçeceğiz (Doncu Süleyman geliyor gelmekte olan).

Esenyurt’ta Bahaş Holding diye bir firma var. Esenyurt Belediyesi ile anlaşıp Esenyurt’a 40 milyon TL değerinde hastane yaptılar. Karşılığında ise bugünkü piyasa değeri 1 milyar TL olan devasa boyutlardaki Sembol Residence’ların yapıldığı arsayı hibe olarak aldılar. Yani kıymetli kardeşlerim, bizlerin en az 500 milyon TL’lik değerini çaldılar (daha fazla ama ben masraflarını çok yüksek tuttum). Bu Bahaş Holding, amblemi şaha kalkmış at olan diğer Özyurtlar holdingle beraber Meydan Ardıçlı projesini de beraber yaptılar.

Bu da binin çok üzerinde daireden oluşan devasa bir proje. Sizin de tahmin edeceğiniz üzere imar oyunları ile sizlerin milyarlarca TL hakkınızı çaldılar. Süslü Sülüman ve onu Cumhurbaşkanı yapmak isteyen klik, yeni kurulan bu ilçeyi finans sağlama yeri olarak kullanırken biraz sonra anlatacağım karanlık işlerini de buradan koordine ettiler. Bahaş Holding yüklenici firma olarak Paşa Karadeniz’i görevlendirmiş olsa da tüm büyük projelerin sahipleri Bahaş Holding ve de iki ayrı Özyurtlar inşaat grubudur.

Süslü Süleyman’ın ekibinden olan eski Belediye Başkanı Ali Murat Alatepe, Beni bütün Türkiye tanır namuslu olduğumu bilir diyerek tweet paylaştığında ne acıdır ki sadece 4 kişi reetweet yapıp sekiz kişi beğeniyor. Vatandaşımız da onların kim olduğunu çok iyi biliyor. Halkın çoğunluğunu oluşturan mağdur vatandaşlarımız, asgari ücret acaba 3.500 TL olur mu diye beklerken bu harami yapısı yeni kurulan bu ilçeden milyarlarca doları ceplerine koyuyorlar. Kullandığı don parasını bile partisine ödettirecek kadar cimri olan doncu Süleyman’ın bir önceki oturduğu ev Ardıçlı villalarındaydı. Yani Özyurtların villalarıydı (yani süslü sülünün gizli kasası olan firma). Süslü Sülü şu anda ise Kuzu gruba ait Spradon villalarında oturuyor. O projede normal villaların fiyatı 7 ya da 8 milyon TL.

Kuzu grubu hatırlarsınız, daha önceki paylaşımlarımda Sadık Soylu üzerinden Süslü Sülüman’ın gizli kasası olduğunu anlatmıştım. Kıymetli dostlarım, ülkemiz tehlike altında olduğunda milli mücadele verebilmek için sivil halkı örgütlemek gerektiğinde, halka silah dağıtarak sivil direniş oluşturma görevi Özel Harp Dairesi’ne aittir (daha önceki adı Seferberlik Tetkik Kuruludur). Öncelikle bu tip yapıların var olması gerektiğine inanan, Teşkilat-ı Mahsusa ruhunu savunan bir kişiyim. Şu ana kadar anlattıklarımın içinde en önemli bölüme geldik. 15 Temmuz’un hemen akabinde ülke genelinde demokrasi nöbetleri tutulurken ağustosun ilk haftasında Ekrem Gökçeker’den alınan, Özyurtların bünyesinde olan Renault beyaz Fluence marka arabayla, Esenyurt Cumhuriyet meydanının arkasında karanlık bir sokakta (DAP hotelin arka tarafında) arabaya koyulan bir kasa kalaşnikof silah İstanbul Balat’a gitti. AKP İstanbul Gençlik Kolları Başkanı olan Taha Ayhan’ın yardımcısı olan Osman Tomakin’e teslim edildi (Osman Tomakin siyah Passat araçla silahları teslim almaya geldi). Bu araç AKP Gençlik Kolları İl Başkanı’na tahsisli bir araçtı, herhangi bir polis uygulamasına girmesin diye. Osman Tomakin şu anda AKP İstanbul Gençlik Kolları Başkanıdır. Silahların olduğu kasa Esenyurt’tan gece 23:30 gibi yola çıktı.

Silahları getiren araçta Esenyurt AKP Gençlik Kolları Başkanı Abdülsebur Soğanlı, ve de 15 Temmuz gazisi İçişleri Bakanlığı personeli Ahmet Onay vardı. Bu kişiye Gazi olması dolayısıyla ben araba alıp hediye etmiştim. Kendisi sayın Cumhurbaşkanımızın da sevdiği bir isimdir. Silahlar Balat’ta Demir Kilise olarak bilinen Sveti Stefan Kilisesi’nin hizasındaki boş bir ara sokakta, gece 01:00 civarında siyah Passat’a yüklendi. O zamanki gençlik kolları başkanı Taha Ayhan şu anda İslam işbirliği Teşkilatları Gençlik Kolları Başkanlığını yapmaktadır.

Süslü Süleyman, bu giden silahlar özel harp envanterine kayıtlı değiller. Devletin herhangi resmi bir birimine de kayıtlı değiller. Sen o tarihlerde Sosyal Çalışma ve Güvenlik Bakanlığındaydın. 15 Temmuz’da kahramanlık rolleri oynarken TRT binası baskınına gittiğinde hepsinin elinde kalaşnikof marka silahlar olan birçok sivil şahıs vardı. Bu silahlar da devlet envanterine kayıtlı değil. Biraz önce anlattığım, dağılımı senin tarafından koordine edilen hiçbir silah da devlet envanterine kayıtlı değil. Senin Cumhurbaşkanı olmanı planlayan arkandaki şaibeli organizasyonla 15 Temmuz sonrasında da bu silahları dağıtmaya neden devam ettiniz? Öyle ya, bu silahları gerektiğinde dağıtma görevi Özel Harp Dairesi’ne ait.

Sana bir fırsat veriyorum, benim yalan söylediğimi kanıtlarsan bugüne kadar anlattığım her şeyin boşa çıkmasını kabul ediyorum. İsimlerini verdiğim bu kişilerin hts kayıtlarını ve o güne ait mobese kayıtlarını kamuoyuna açıklayın.  Size söz veriyorum, eğer doğru çıkmazsa bugüne kadar yaptığım tüm iddialarımın hepsinden de vazgeçeceğim.  (Daha önceki iddialarımın doğruluğu delillerle ispat edildiği halde.) Ahmet Onay sen şerefli bir adamsın, bildiğin doğruları çık anlat. Süslü Süleyman, FETÖ’cüler bu ülkenin en büyük düşmanı. Fakat senin de onlardan aşağıya kalır bir yanın yok. İnsanların milli ve dini duygularını tahrik edip iç savaş çıkarma amacının en büyük parçası, 15 Temmuz sonrasında da el altından birçok yapıya dağıttırdığın bu silahlardır.

Ahmet Onay'dan doğrulayıcı yanıt 

Sedat Peker'in iddialarında adı geçen Ahmet Onay sosyal medya hesabından paylaşımlarda bulunmuşlardı. Onay, Peker'in yazdıklarını doğrulayarak şu ifadeleri kullanmıştı:

"Kamuoyunu aydınlatma metnidir;

Bugün ismimin Sedat Peker twitlerinde geçtiğini gördüm. Sedat Peker ile 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında Gazi olmamdan dolayı tanıştım. (Kendisiyle İstanbul Etiler’de bir restoranda iftar yemeğinde bir araya gelerek.) Daha sonra kendisiyle sıklıkla görüşmeye devam ettim. 15 Temmuz 2017 tarihinde darbe girişimin 1. yıl dönümünde bana bir otomobil hediye etti. Aynı gün mekânı cennet olsun 15 Temmuz Şehidimiz Burak CANTÜRK kardeşimin ailesine ev hediye etti. (Haber sitelerinde mevcuttur.) Kendisini Şehit ve Gazi ailelerine yaptığı yardımlardan dolayı (ben de bir Gazi olduğum için) tüm kamuoyu bilir. Twitlerde bahsi geçen meseleye yani asıl gündem konusuyla ilgili açıklama yapacak olursam; Sedat Peker'in twitlerinde ismi geçen kişilerle bir arada bulundum. Dönemin AKP Gençlik Kolları İl Başkanı Taha Ayhan ve yanındaki kişilerle birlikte Balat’taki ismi geçen kilisenin yakınlarında bulundum. Sebur Soğanlı ile birlikte gittim. 

Yanımızda da adını bilmediğim bir kişi daha vardı, (arabayı kullanan, beyaz Fluence) ancak o süreçte yaralarımın tam iyileşmemesinden dolayı araçtan inmedim. Birbirlerine ne alıp verdiklerini de görmedim. Kalaşnikof marka silahların, bahse konu kişiler arasında başka bir yere transfer ya da alışveriş yapıldığını görmedim. Ancak kimseyi (bilmediğim bir konu üzerinde) zan altında bırakamam.  Buradan sonrası hakkında ne bir fikrim ne de gördüğüm bir şey vardır. Ben asla yalan konuşmam, konuşamam. (Yalanın ortaya çıkmak gibi kötü bir yanı vardır.)”

        

8233

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

          

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Ecz. Gamze TAŞCIER

Ankara Milletvekili

          

İçişleri Bakanlığı’nın 2017 yılı faaliyet raporunda yer alan istatistiklere göre, kayıp ve çalıntı silah sayısı 106 bin 704 olarak belirlenmiştir. Son üç yılda gerçekleşen %720’lik artışa bakıldığında, söz konusu silahların bir kısmının, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında dağıtılan ve akıbeti belli olmayan silahlar olduğu ortadadır. 30 Temmuz 2016’da, Ankara’nın Çubuk ilçesinde gerçekleşen cinayette, bir kişi öldürülmüş, bir kişi de yaralanmıştır. Cinayetin 15 Temmuz darbe gecesi Ankara Emniyet Müdürlüğü önünde dağıtılan silahlardan biri ile işlendiği ortaya çıkmıştır.

Bu çerçeveden hareketle:

1. Aradan geçen iki buçuk yılın ardından, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında kaybolan silahların akıbeti ile ilgili bir sonuca ulaşılmış mıdır?

2. 15 Temmuz darbe girişimi sırasında kaybolan silahlardan kaçı bulunabilmiştir?

3. Ankara Valiliği, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında, Ankara Emniyet Müdürlüğü mensuplarına sadece kimlik kontrolü yapılarak, zimmet kaydı tutulmaksızın silah mühimmat dağıtımı yapıldığını ifade etmiştir. Tüm Türkiye’de bu şekilde kaç silah dağıtılmıştır. Kaçı geri teslim edilmiştir?

4. 15 Temmuz 2016 tarihinden sonra kaç kişi kayıp ve çalıntı silah ile yakalanmıştır? Bunların kaçı 15 Temmuz darbe girişimi sırasında kaybolan silahlar ile yakalanmıştır? Bu kişiler hakkında ne işlem yapılmıştır?

5. Kayıp ve çalıntı silahlara sahip kişiler söz konusu silahlara nasıl mermi alabilmektedir?

6. 2018 yılı itibariyle kayıp ve çalıntı silah sayısı kaçtır?

          

Allah’la savaşarak, salaha ve felaha ulaşılır mıydı?

“Şayet böyle yapmazsanız, (yani faizi, faizci düzenleri ve yöneticileri bırakmazsanız) Allah'a ve Resulüne karşı savaş açtığınızı (adil devlet ve hükümet düzeninin temellerini yıktığınızı) bilip anlayın (ve ona göre davranın). Eğer tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) Ne zulmetmiş olursunuz, ne zulme uğratılmış olursunuz. (Öyle ise mü’minler faizsiz düzene geçmek için çalışmalıdır.)” (Bakara: 279)

Dinci Erdoğan’dan, Faizci ve Tavizci Erdoğan’a mı?

Faiz 19’da Takılıp Kalmıştı!

Merkez Bankası bu yılki yedinci, Şahap Kavcıoğlu başkanlığındaki dördüncü para politikası kurulu toplantısını yapmış; Merkez Bankası politika faizi yüzde 19’da sabit tutma kararı almıştı. Böylelikle göreve gelmeden önce “faiz karşıtı” görüşleriyle bilinen Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu’nun 4 aylık görev süresi boyunca hiç faiz indirimi yapılmamıştı!

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısını 14 Temmuz 2021’de yapmıştı. TCMB’den yapılan duyuruda, TCMB Başkanı Şahap Kavcıoğlu başkanlığında toplanan Para Politikası Kurulu’nun, politika faizini yüzde 19 düzeyinde sabit tutma kararı aldığı açıklanmıştı. Merkez Bankası en son, 5 ay süreyle görevde kalan Naci Ağbal’ın döneminde 18 Mart tarihindeki PPK toplantısında faizleri 200 baz puan artırarak yüzde 17’den yüzde 19’a çıkarmıştı. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifasının hemen ardından, “ekonomide yeni dönem” söylemleriyle göreve getirilen Ağbal’ın döneminde faiz toplam 8,75 puan artırılmıştı. Sn. Erdoğan’ın her fırsatta faize karşı çıkmasına rağmen, faizin hâlâ %19’da kalması bunların söylemleriyle eylemleri arasındaki farkı ortaya koymaktaydı!?

Oysa, Türkiye’nin yüzde 45’i açlık sınırının altında maaş almaktaydı. Yüzde 40’ı sosyal yardıma muhtaç durumdaydı. Yüzde 20’si elektrik faturasını yatıramamaktaydı. İşsiz sayısı 10 milyona ulaşmıştı. 1,5 milyon üniversite diplomalı işsiz vardı. Bunlar hâlâ ‘Kanal İstanbul projesi yapacağız’ diye bir uçuk projeyle bir fanteziyle bir hayalle milletin önüne çıkmaktaydı. Bugüne kadar yaptıkları bundan sonra yapacaklarının aynasıydı. Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli olmaktaydı. O kanaldan geçmeyen gemilerin parası, o kanalın üzerine yapılacak olan 6 tane köprüden geçmeyen araçların parası, 83 milyona döviz kuru farkıyla beraber tıkır tıkır tıkır ödetileceğinin farkında olanlar azınlıktaydı. Oradaki holdinglere müteahhitlere kanaldan geçiş garantisi sağlanacaktı. Köprülerden araç geçiş garantisi sağlanacaktı. Ha babam, deli dumrul gibi; Kars’ta, Erzurum’da, Van’da vatandaş hayatında gözüyle görmeyeceği kanal için, köprü için milyarlarca doları ödemek zorunda kalacaktı. Böylelikle yine imtiyazlı holdingler zavallı milletin sırtından milyarlar kazanacaktı. Yine yeni yeni dolar milyarderleri üretilmiş olacaktı.

Böylesine bozuk bir değirmen vardı. Bu değirmenin dönmesi için su lazımdı. Peki bu değirmenin dönmesi için su nereden bulunacaktı? Birincisi borçlanmaydı, ikincisi zam ve vergiyle milletin sırtına yeni yükler sarmaktı… Üçüncüsü de 50 yıllık 60 yıllık devlet varlıklarını satıp savurmaktı. Dış güçler ve işbirlikçileri, bu üç tane kanaldan pompaları hortumları döşemiş durumdaydı. Buradan emme basma tulumba gibi topluyorlardı. Götürüp direkt doğrudan bu imtiyazlı holdinglerin kasasına bağlıyorlardı. Zavallı millet ise din istismarıyla ve ucuz kahramanlık edebiyatıyla avutulup uyutulmaktaydı!

İktidar yalakaları ekonomik gelişmişlik ve zenginleşme ölçütü olarak “buzdolabı sayısı”ndan bahsediyorlardı. Bu örneği duyan sokaktaki vatandaş da, kendisi ekonomik sıkıntılardan muzdarip olsa, işsiz, borçlu, yoksul olsa bile “takım tutar gibi tuttuğu” partisini savunmak için benzer bir tavır takınmaktaydı. Ekonomik sorunlardan, hayat pahalılığından, geçim sıkıntısından söz edenlere “herkesin cebinde lüks telefonlar” olduğunu, “herkesin kapısında araba bulunduğunu”(!) hatırlatıyorlardı. Bunlar “propaganda bombardımanı”nın gücü olduğu kadar, yığınların da kendi sorunlarına yabancılaştırılması açısından “algı”nın yozlaşmasıydı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sarf ettiği “Avrupa’da benzinin en ucuz olduğu ülkeyiz. Avrupa’dan gelenler ülkemizden depolarını doldurup çıkıyorlar” sözü, ortalama kamuoyuna sahip bir ülkede “bir gerçeğin dillendirilişi” olarak tanımlanırdı. Burada kast edilen “ucuzluğun”, geliri Euro cinsinden olan insanlar ve ülkeler için geçerli olduğu, dolayısıyla buradan çıkan sonucun ise Türk parasının değersizleştiği olduğunu bile hâlâ kavramayanlar vardı.

Çünkü geçen sene (2020) Temmuz’da 7,50 civarında olan euro bugün 10,50’lere çıkmıştı... TL’nin değer kaybı yüzde 30 civarındaydı. Yani yurtdışından Türkiye’ye gelenlerin ceplerindeki para 1 senede TL cinsinden yüzde 30 artmıştı. 2010 yılında 1 Bulgar levası neredeyse 1 TL’ye eşitken, bugün AB’nin kişi başına milli geliri en düşük ülkelerinden olan Bulgaristan’ın parası bizim paramızın 5,5 katına ulaşmıştı. Bundan dolayıdır ki, Edirne’ye Bulgar turist akını yaşanmaktaydı. AB’nin en fakirlerinden olan Bulgarlar için bile “avantajlı” konuma taşınmıştık. Milli paramızdaki erime, aynı zamanda da alım gücünün azalmasıydı.

 


[1] Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Parti'ye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

● Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

● Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015)

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

(Kadiri - Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod 

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar - Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar - Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 276

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR