Reklam
Reklam
Reklam

HABERTÜRK'ÜN İSLAM DÜŞMANLIĞI VE TALHA HAKAN ALP’İN KÜSTAHLIĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 56
ZayıfMükemmel 

 

HABERTÜRK'ÜN İSLAM DÜŞMANLIĞI

VE

TALHA HAKAN ALP’İN KÜSTAHLIĞI

        

AKP iktidarından nemalanan ve HAVAŞ’ın tamamına sahip kılınan Turgay Ciner Yayın Holding’e ait bulunan, Show TV ve Bloomberg HT'nin kardeş kuruluşu olan HABERTÜRK, çok sinsi ve tehlikeli bir İslam düşmanlığı yürütmektedir. Hatta Haçlı AB'nin Türkiye’ye resmen dayattığı ve Erdoğan iktidarının da çaktırmadan bu talimatı uygulamaya çalıştığı:

• “Yahudi ve Hristiyanları tanıtan ayetleri

• Cihatla ilgili emirleri

• Şeriat ve hukuk hükümlerini Kur’an’dan çıkarın... Veya en azından Diyanet teşkilatında, ders kitaplarında ve Dini programlarda, bunlar yokmuş gibi davranın!..” dayatmasına uygun bir tavır izlemektedir.

Bir ara, DİB eski İslam Coğrafyasından sorumlu Başkan Müşavirliği de yapan HABERTÜRK sunucusu Mehmet Akif Ersoy, İlahiyatçı ve Din araştırmacısı etiketli insanları ekrana çıkartıp, Talha Hakan Alp gibi sapkınların, açıkça ve küstahça, Kur’an’a, Resulüllah’a ve İslam’a yönelik, hâşâ: “İnsanları kutuplaştırıp birbirlerine kışkırtıcı ve kırdırıcı... Savaş, saldırı ve talan kültürünü meşrulaştırıcı bir rol oynamaktadırlar…" şeklindeki hakaret ve töhmetlerini kusmalarına ve Müslümanların kafalarına şüphe tohumları saçmalarına aracılık ve reklamcılık etmişlerdir.

Habertürk’te, 4 Ağustos 2022 akşamı Mehmet Akif Ersoy’un moderatörlüğündeki "Nedir, Ne Değildir?” programına katılan, güya ilahiyatçı Talha Hakan Alp, Şeytani bir cesaretle:

“İslam Dini, insanlar ve toplumlar arası kutuplaşmayı ve düşmanlığı hazırlamıştır.

Hz. Muhammed, bu ayrımcılığı ve savaşmayı kışkırtmış ve bizzat başlatmıştır...

İslam; Devlet, siyaset ve hâkimiyet politikalarıyla bu gereksiz çatışmaları kurumlaştırmıştır...

• Kur'an’ın: “Dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla çarpışın!” (Enfal Suresi: 39) hükmü; toplumlar ve devletler arası saldırı ve savaşların ideolojik ve imani altyapısıdır!..” gibi saçmalık ve safsataları sıralayan bu adama, diğer İlahiyatçı, Araştırmacı, Prof. etiketli katılımcılar, gerekli ve yeterli yanıtları vermek yerine, bir nevi gol atması için pas vermişlerdir. Doç. Dr. Zafer Duygu ile Dr. Altay Cem Meriç ve Araştırmacı Bülent Şahin Erdeğer ise, Şeytan sofrasındaki maydanoz cinsinden, cılız ve cılk ifadelerle yetinmişlerdir.

Oysa, “(Ülkenizde ve yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya, (temel insan haklarına aykırı tüm fesat odakları kurutuluncaya ve böylece) Dinin (adalet düzeninin) hepsi Allah’ın (rızasına ve temel insan haklarına uygun) oluncaya kadar (zalim ve kâfirlerle) çarpışın (ve mücadeleyi bırakmayın). Şayet (zulüm ve fitneden) vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını Görendir (siz de onları kendi hallerine bırakın).” (Enfal: 39) ayeti öyle saptırılıp çarpıtıldığı gibi, bütün insanları ve dünyanın tamamını zorla ve savaşla Müslüman yapmayı değil; yeryüzünde farklı din ve kökenden bütün insanların temel hak ve hürriyetlerini sağlayacak bir ADİL DÜZEN kurulmasını istemektedir. “(Ey Müslümanlar!) Size ne oluyor (ve nasıl bir vicdani sorumsuzluğa kayıyorsunuz) ki; ‘Ya Rabbi, ehli (ve idarecileri) zalim olan şu ülkeden (ve şu düzenden) bizi kurtar, bize Kendi katından bir sahip gönder ve bize Kendi rahmetinden bir yardımcı ver’ diye yalvarıp duran; erkek, kadın ve çocuklardan oluşan aciz ve çaresiz kimseleri kurtarmak için Allah yolunda (çalışıp) çarpışmıyorsunuz? (Bu duyarsızlık ve nemelâzımcılık imani ve vicdani bir tavır değildir.) [Not: Bugün Anadolu’muzdaki milyonlarca Suriyeli sığınmacının; Afrika’da, Asya’da ve Güney Amerika’daki milyonlarca aç, biilaç, çıplak ve muhtaç Müslümanların ve farklı din ve kavimden nice mazlum ve mağdur insanların ezilmesine ve sömürülmesine yol açan bu zalim ve Siyonist sistemi yıkacak ve yeryüzünde Adil bir Düzen’i kuracak niyet ve gayreti taşımayanları Cenab-ı Hakk bu ayetle ve şiddetle ikaz etmektedir.]” (Nisa Suresi: 75) ayeti bize, tüm mazlumlara sahip çıkmamızı, emretmektedir: Zaten: De ki: ‘O bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz iken, bizimle Allah hakkında (sözde kanıtlarla) tartışmalara mı giriyorsunuz? (Oysa) Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz de sizindir. Biz, O'na gönülden bağlanmış (gösterişten ve art niyetten uzak, samimi) muhlis kimseleriz.’” (Bakara Suresi: 139) ayeti ve benzerleri bu durumu açıkça bildirmektedir.

İlahiyatçı kılıflı bu şarlatan; Şu Şeytani kanaati aşılamaya çalışıyor ve demek istiyor ki:

a) Savaşları ve düşmanlıkları körükleyen KUR’AN, Allah kelâmı olamaz!..

b) Elinde kılıç, insanları kamplaştırıp kan akıtan Hz. Muhammed, Peygamber olamaz!..

c) Yani, bu Kur’an Hz. Muhammed’in uydurmasıdır!..

ç) Yok eğer, bizzat Allah bunları emrediyorsa, -hâşâ- O da fitne ve fesatlığın başıdır!..

İman ve insaf esaslarına, ahlâk ve vicdan kurallarına, akla ve tarihi olgulara aykırı bu tür itham ve iddiaları, hem de bilgiçlik havasıyla TV ekranlarında saçmalayanlar ve bu şarlatanlara fırsat sunanlar; Siyonist-Haçlı odakların kiralık sünepeleri ve Şeytanın şakirtleri konumundadır.

Bu talihsiz ve terbiyesiz tavır, fikir özgürlüğü ve araştırmacı özelliği gibi bahanelerle de mazur sayılamazdı. Çünkü bu sataşmalar, Dinimize ve mü’min milletimize çok ağır hakaret ve açık bir nefret amacı taşımaktaydı. Doğrusu böyle bir kışkırtıcılığa değil Müslümanlar arasında, hatta gâvurlar arasında bile az rastlanırdı.

Prof. Dr. Caner Taslaman’ın; bu yalan ve iftiralara karşı gelmek ve cevap vermek yerine: “Mehdi beklentisi asılsızdır... Müceddit kavramı uydurmadır… Rüyaların hiçbirine itimat ve itibar olunmamalıdır!..” gibi, bizzat Kur’an’ın haber ve hükümlerine aykırı felsefi safsatalarla uğraşması da gerçek amacını ve ayarını ortaya koymaktadır.

Oysa: “Veli külli kavmin had=Her kavmin bir ‘hadi’si, yani yol gösterecek hidayet rehberleri vardır.” (Ra’d Suresi: 7 sonu) ayeti gayet açıktır. Müslümanlara sorumluluk ve umut aşılayan bu kavramlara niye düşmanlık yapılırdı?!.. Bizzat Hz. Peygamberimizin, Hz. İbrahim’in ve Hz. Yusuf’un değil, hatta Hz. Musa’nın annesi ve Meryem Hatun gibi saliha mü’minlerce ve hatta Mısır Kralı gibi sıradan kimselerce görülen ve Kur’an’da haber verilen rüyaları, bu zerzevat zevat nereye koyacaklardı?..

Bu şahsın: “Diyanet İşleri Başkanlığı, Tarikat ve Cemaatler, Dini hizmet vakıfları ve dernekler, sadece mevcut İSLAM PASTASINDAN pay almak telaşındadırlar. İslam’a, Kur’an’a ve Resulüllah’a yönelik sataşmalara, Allah’ın varlığına ve İslam’ın haklılığına yönelik itiraz ve sorulara yanıt vermek gibi bir gaye ve gayretleri bulunmamaktadır…” gibi bazı maalesef doğru tespit ve tenkitlerine bile, bizzat kendilerinin ters düştüklerinin farkına bile varamamışlardır. Çünkü Talha Hakan Alp şarlatanı, kendi karşısında Allah’a, Kur’an’a, Resulüllah’a ve topyekûn İslam'a sataşıp iftiralar atarken, susmaktan ve dolaylı destek sağlamaktan başka hiçbir şey yapmamışlardı. Bunlar, Hz. Peygamber Efendimizin, “Haksızlıklar karşısında susanların Dilsiz Şeytan sayıldığını” beyan ettiği hadisini bilmiyor olamazlardı.

Bu arada, kendi partilerine dokunan bazı yayınları nedeniyle, Habertürk’e ve Ciner Holding’e ateş püskürten Semih Yalçın gibi MHP kurmaylarının, aynı kansız kanalın İslam’a yönelik kahpe saldırıları karşısındaki duyarsız ve tutarsız tavırları da dikkatlerden kaçmamıştı!

Enfal Suresi, 39. Ayette; "O müşriklerle hiçbir fitne kalmayıncaya ve din bütünüyle Allah'ın oluncaya kadar savaşın." Ayetin ikinci kısmının inanç hürriyetine uygun düşmediği iddiaları da tam bir safsata ve saptırmacaydı.

Öncelikle şunu özellikle vurgulayalım: İslam dininin, Müslümanlarla anlaşma yapan hariçteki kâfirlere ve yine bir İslam ülkesinde yaşayıp cizyesini (vergisini) veren gayrimüslimlere hayat hakkı tanıması ve Müslüman bir ülkede yaşayan farklı Dini kesimlere hukuki garantiler sağlaması gösteriyor ki, söz konusu ayet-i kerimeyi din hürriyetine bir engelmiş gibi yorumlamak gerçeğe aykırıdır. İslam'da, sözünü ettiğimiz bu iki grup gayrimüslim ile sulh içinde yaşamak esastır. Onlarla savaşılmaz, onların hakkı muhafaza altındadır.

Bu ayet-i kerime, aslında Müslümanlara iki büyük hedef koymaktadır:

1- Fitnenin (her türlü kaos ve kargaşanın) kökünü kazımak ve yeryüzünde huzur, hukuk ve refahı sağlamak.

2- Allah’ın dininin adalet ve saadet kurallarını hâkim kılmak. Çünkü İslam’ın inanç ve ibadet esasları sadece Müslümanları bağlamaktadır. Ama adalet ve insan hakları esasları tüm insanların huzur kaynağıdır.

Bunlardan birincisi, evrensel bir barış amaçlamaktadır. Yani, bütün insanların huzur ve emniyet içinde yaşayabileceği bir ortam oluşturmalıdır. Öyle ki; gayrimüslim bir devlet, başkasına zulüm etse, bu fitneyi def için mazlum devlete yardım edilebilme imkânına sahip olmalıdır.

Şu ayetler, bu manayı vurgulamaktadır:

“Sizinle (Dininiz, devletiniz, ülkeniz ve hürriyetiniz konusunda ve çeşitli yollarla) savaşanlara karşı, (siz de) Allah yolunda (ve geçerli olan silah ve metotlarla) çarpışın; (ancak) aşırılığa kaymayın! Kesinlikle Allah aşırı gidenleri sevmez. (Bu nedenle haddi aşmayın ve haksızlığa sapmayın.)” (Bakara: 190)

“(Ey mü’minler!) Hoşunuza gitmediği (rahatına ve dünya hayatına düşkün nefislerinizin istemediği) halde, (imtihan sırrı, haysiyet ve hürriyetinizin korunması amacıyla) Kıtal (savaşıp vuruşmak) üzerinize yazıldı (farz kılındı). Aslında hoşlanmadığınız bir şey, belki de sizin için hayırlıdır; sevdiğiniz ve arzuladığınız bir şey de, olur ki sizin için şerli ve zararlıdır. (Her şeyin doğrusunu ve hayırlısını) Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara: 216)

“Ey iman edenler! (Düşmanlarınıza karşı uyanık bulunup her türlü) Korunma ve savunma tedbirlerinizi alın (ihtiyatlı ve hazırlıklı davranın) da bölük bölük, ya da (gerekirse) hep birlikte (cihada çıkıp, topyekûn düşman üzerine) gidin.” (Nisa: 71)

“Onlara (gizli, açık düşmanlara) karşı gücünüzün yettiği kadar (bütün imkânları kullanarak siyasi, askeri ve iktisadi her türlü) kuvvet ve bağlanıp beslenen atlar, (bugün ise üretilip devamlı bakımı yapılan uçaklar, füzeler ve tanklar) hazırlayın. Ki bunlarla Allah'ın ve sizin düşmanlarınızı ve Allah’ın bildiği (ama) sizin bilmediğiniz diğer (gizli şer ve nifak odaklarını) korkutasınız (ve caydırıcılık gücüne sahip olasınız. Bu konuda cimrilik ve tedbirsizlik yapmayasınız). Allah yolunda (cihad uğrunda ve milli savunma amacıyla) her ne harcarsanız, (nasıl bir katkı sunarsanız, o ahirette) size tam olarak ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız. (Allah adalet sahibidir.)” (Enfal: 60)

Peygamber Efendimiz kıyamet gününün o dehşetinde, arşın gölgesinde gölgelenecek yedi sınıf insanı bildirirken en önce “adil idarecileri’’ saymıştır. Bir ülkede adaletin yerini zulüm alırsa, o ülkede fitne, kaos başlar. İşte, bu tür fitneleri sona erdirmek Müslümanların en yüce hedeflerinden biri olarak sayılmıştır.

Kehf Suresi’nde kıssası anlatılan Zülkarneyn, bu mananın güzel bir örneği konumundadır. Bir dünya fatihi olan bu zat, arzın doğusuna-batısına seferler düzenlemiş, mazlumları zalimlerin baskısından kurtarmıştır. Günümüzde de Zülkarneyn gibi, insancıl ve insaflı dünya cihangirlerine ihtiyaç vardır.

“Allah’ın dinini hâkim kılmak” hükmünün ise, her din ve kavimden, herkesin huzur ve refah içinde yaşayacağı bir barış ve bereket ortamının hazırlanması hedefi vardır. Zira, bir başka ayette açıkça “Dinde zorlama yoktur.” buyrulmaktadır. (Bakara: 256) Dinde tebliğ vardır. Peygamberimiz hiçbir insanı zorla İslam’a sokmamıştır. Zaten öyle bir şey insan tabiatına aykırıdır. Silah zoruyla din değiştiren birisi gerçekte münafıklaşır. Hem Peygamberimiz devrinde hem de sonrasında Müslümanlar diğer dinlerin mensuplarına tam bir din ve inanç hürriyeti tanımışlardır. Osmanlı Devleti’nin başkenti olan İstanbul’da kilise ve havraların günümüze kadar gelmesi, Balkanlarda 400 yıl süren Osmanlı idaresi zamanında Hristiyan halkın dinlerini rahatça yaşaması İslam’daki din ve inanç hürriyetini açıkça ortaya koymaktadır.

Tarih boyunca insanlar, kendi cinslerinden olan bazı insanlara veya bazı varlıklara kulluktan kurtulamamışlardır. Halbuki insan, Allah’tan başkasına ibadet yapmamalıdır. Bununla ilgili olarak Hz. Peygamberin hayatından birkaç tabloyu sunmak istiyoruz:

- Hz. Peygamberin yanına gelen bir elçi O’nun manevi azameti karşısında titremeye başlar. Hz. Peygamber şu sözleriyle elçiyi yatıştırır:

"Sakin ol, Ben kral değilim; kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum." (İbn Mace, Et’ime, h. no: 3312; Kenzu’l-Ummal, h. no: 14965)

- Hz. Peygamberin ashabından olan Muaz bin Cebel, Şam’dan döndüğünde, Hz. Peygamberin önünde secdeye varır. Peygamber, “Ey Muaz, bu ne demek?” diye sorar. Muaz, “Şam’daki insanlar kendi reis ve ruhani liderlerine böyle yapıyorlar. Siz ise, onlardan daha büyüksünüz.” der. Resulüllah, Muaz’a; bunun doğru olmadığını, secdenin sadece Allah’a yapılması gerektiğini anlatır.

Ve yine; Adiy bin Hatem, Hristiyan iken İslam’a girer. Hz. Peygambere, Kur’an'daki,

“Onlar din bilginleri ve ruhbanlarını Allah’ın dışında rabler edindiler.” (Tevbe: 31) ayetinden sorar, “Biz onları rabler edinmiyorduk, ne demektir?” der. Resulüllah şu cevabı verir: “Onların helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kabul ediyor muydunuz?” Adiy bin Hatem, “Evet.” deyince Resulüllah, “İşte, der, bu onları rab edinmek demektir.” buyurmuşlardır.

Dünya İmtihan Meydanıdır; Hak ile Bâtılın Mücadele Sahasıdır!

Cenab-ı Hak, yeryüzünde Kendi Zatına halife-temsilci olabilecek ve kuracakları Adil Devlet düzeniyle, temel insan haklarına dayalı bir barış ve bereket sistemini yürütecek özellik ve kabiliyetlerle ve tabi imtihan mesuliyetiyle insanları yarattı.

İnsanları; hayvanlardan ayıran ve faziletli kılan 4 temel farklılıkla donattı.

1- İnsanlar; "doğru"yu "yanlış"tan ayırma yeteneğine sahip kılınmıştır.

2- İnsanlar; "güzeli çirkinden, iyiyi kötüden" ayırabilme kabiliyetiyle yaratılmıştır.

3- İnsanlar; "faydalı ile zararlıyı" ayırma yeteneğine sahip bulunmaktadır.

4- İnsanlar; "zulüm ile adaleti" birbirinden ayıracak yeteneklerle yaratılmıştır. Bu özellikler hayvanlarda bulunmamaktadır.

Örneğin, 2+2'nin 4 ettiğini bir çocuk dahi bilebilir, ama bir tavuk bilemez.

Bir parktaki güzel ve çirkin düzenlemeleri ve iyi-kötü projeleri insan fark edip bilir, ama kediler bilemez...

Hangi bitkilerin faydalı ve zararlı olacağını, ne kadar yenirse yararlı olacağını ve kış için hazırlık yapılacağını insanlar bilir, keçiler bilemez.

Ve yine kendi sahibinin bahçesinde otlamanın hak ve adalet, komşunun tarlasına zarar vermenin zulüm ve haksızlık olduğunu, insanlar bilir ama inekler bilemez...

Aziz Erbakan Hocamızın bu tespitlerinden şu nokta da anlaşılmaktadır ki; doğruyu yanlıştan, faydalıyı zararlıdan, iyiyi kötüden ve adaleti zulümden ayıramayanlar henüz gerçek ve olgun insan olma vasfını kazanamamışlardır.

Andolsun, cinn ve insanlardan (küfre, kötülüğe ve nankörlüğe sapan) birçoğunu cehennemlik (olarak) yetiştirip (ve fırsat verip) çıkardık ki; onların kalpleri vardır, bununla (gerçeği) kavrayıp anlamazlar. Gözleri vardır, onlarla (ibret alarak) görüp bakmazlar. Kulakları vardır, bununla işitip (hakikati) duymazlar. Bunlar, hayvanlar gibidirler, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar, (yaratılış amacından ve ahiret hazırlığından) gafil olanlardır.” (A'raf Suresi: 179)

A- Doğruyu yanlıştan ayırma yeteneği AKIL'dır, bu yetenekle "İLİM" ortaya çıkmıştır.

B- Faydalıyı zararlıdan ayırma, yararlı ve ihtiyaç karşılayıcı olanı hazırlama kabiliyeti NEFİS sahasındadır, bunlar "EKONOMİ"nin ilgi alanındadır.

C- Adaletle zulmü ayırma, herkesi hak ettiğine kavuşturma yeteneği VİCDAN sayesindedir ve bunlarla SİYASET ve HUKUK düzeni yapılandırılmıştır.

D- İyi ile kötüyü, güzel ile çirkini birbirinden ayırma, Hakka tâbi ve taraf olup bâtıldan uzak durma yeteneği HİSSİYAT ve MANEVİ DUYGULAR sayesindedir ve bu konu AHLÂKİ ve DİNİ KURUMLARIN konusu olmaktadır. İşte bu nedenle ADİL DÜZEN'de 4 ayrı, ama irtibatlı düzen bulunmaktadır. Bunlar:

1- Ekonomik Adil Düzen, 2- Adil Siyasi ve Hukuki Düzen, 3- Adil İlmi ve Eğitim Sistemi, 4- Adil Ahlâki Düzen olmaktadır.

Yeri gelmişken şu bilimsel gerçeği bir kez daha hatırlatmış olalım:

Artık kesinlikle biliyoruz ki, nebatat ve hayvanat dahil, bütün canlı varlıklar ve insanlar; dişi ve erkek iki hücrenin birleşmesinden oluşmaktadır. Bilimsel GEN araştırmaları ortaya koymuştur ki; canlıların temel yapı taşı olan o tek hücrenin etrafında bir zar bulunmaktadır, içerisinde plazma sıvısı vardır, bunun ortasında ise GEN dediğimiz asıl kromozom çekirdeği yer almaktadır. Ancak yapılan çok masraflı ve uzun zamanlı bilimsel araştırmalar şu gerçeği ispatlamıştır ki; bütün bitkilerin kromozomları-GEN'leri TEK boğumlu, bütün hayvanların kromozomları-GEN'leri ÇİFT boğumlu, ama insanların kromozomları-GEN'leri ise ÜÇ boğumlu olmaktadır. Bunların başkalaşması ve birbirine geçiş yapması bilimsel olarak imkânsızdır. Yani Darwinistlerin iddia ettikleri gibi, cansızların canlılara, bitkilerin hayvanlara ve maymun gibi hayvanların insanlara dönüşmesi olağan dışıdır.

İnsanları huzur ve refaha kavuşturmak, barış ve bereketi sağlamak için, Adil bir Düzen şarttır:

a- Adil Düzen, "doğru"ları esas alarak ve "yanlış"lardan sakınılarak hazırlanmıştır. 1- Aklı Selim, 2- Müspet İlim, 3- Tarihi Tecrübe ve Birikim, 4- Vicdani Kanaat ve Tatmin, 5- İlahi Din... Bu beş temel ölçüye göre, ittifakla "hayırlı, yararlı, iyi ve güzel" bulunan her şey DOĞRU sayılmıştır. Bu beş temel ölçüye göre ittifakla "zararlı, tahribatçı, fesat çıkarıcı ve çirkin" bulunan her şey de YANLIŞ sayılmıştır.

b- Adil Düzen: 1- Kafayı, 2- Kalbi, 3- Karnı, 4- Kişilik ve İtibarı doyuran ve sağlayan bir sistemdir.

Şu beş şey de olmadan, insan mutlu olamaz: 1- Huzur ve Barış, 2- Hürriyet, 3- Hukuk ve Adalet, 4- Hayat Kolaylığı ve Refah, 5- Haysiyet ve İtibar.

Yani toplumda; farklı din ve düşünceden, ayrı kültür ve kökenden ayrımsız herkes saygındır; can, mal ve namus emniyeti, din ve düşünce hürriyeti herkese sağlanmalıdır.

Yeryüzünde temel zihniyet olarak iki sistem vardır: 1- Bâtıl ve zalim sömürü sistemleri 2- Hakka dayalı Adil Düzen...

Komünizm ve kapitalizm, farklı ve aykırı sanılsa da aynı Siyonist ve emperyalist çarkın iki ağzıdır. Ne var ki; komünizmde ezen-sömüren güç siyasi iktidardır. Kapitalizmde ise ezen ve sömüren güç sermaye baronlarıdır.

İlim Adamlarının Sorumlulukları ve Günahları!

Fas'taki özel İspanyol bölgesine ulaşmak ve güya insanca yaşam şartlarına kavuşmak ümidiyle yüksek dikenli tel örgülere hücum edip tırmanmaya çalışırken, Fas ve İspanya güvenlik güçlerinin darbeleriyle ve binlerce insanın yığıldığı o sıkışıklık halinde can veren yüzlerce Müslümana; ne Siyonist zalimler, ne Haçlı kâfirler, ne de onların güdümündeki lider kılıflı hainler hiç acımamışlar ve sahip çıkmamışlardı. Ve hele, ilim adamı ve ilahiyatçı bilinenlerin duyarsızlığı daha da acıydı… Erbakan Hocamızın:

● İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı

● İslam Ortak Pazarı

● Müşterek İslam Dinarı

● İslam Savunma Paktı

● Ve İslam Ortak Bilim ve Kültür İşbirliği Vakfı

gibi tarihi ve talihli projelerini bırakıp, onca hakaret ve husumetlerine rağmen hâlâ Haçlı ve ahlâksız AB’ye girmek için çırpınanlar, bu uğursuz manzaralar karşısında rahatsızlık bile duymazlardı.

Ve bu arada, ilim adamı ve ilahiyatçı fikir erbabı geçinenlere de bir hatırlatmamız olacaktır: İslam Dini ve düzeni adına, insanların huzur ve refah hatırına ölümüne can attıkları Barbar ve Bâtıl Batı Medeniyetine karşı; her yönden Batı’da yaşayanların bile gıpta ve hayranlıkla bakıp örnek alacakları bir Bereket ve Merhamet Medeniyetini oluşturamadıktan sonra, öyle yaldızlı temenniler ve jelatin kılıflı tesellilerle oyalanmanız ve Müslümanları avutup uyutmanız, sizi utandırmalıdır. Aziz Erbakan Hocamızın hazırlatıp olgunlaştırdığı ve tüm insanlığa tanıttığı… Milli Çözüm Ekibinin de, noksan kısımlarını tamamlayıp 3-4 dile çevirerek yüzlerce devlet adamına ve ilim erbabına ulaştırdığı "ADİL DÜZEN ve YENİ BİR DÜNYA" kitabımızı okumaya, katkı sunmaya ve savunmaya ve bu ilmi, insani ve İslami programları gündeme taşıyıp toplumu aydınlatmaya bile gayret ve cesaret edemeyen ilim ve irfan sahipleri, Adil Düzen devriminde nereye saklanacaklar ve ahirette Allah'ın huzuruna nasıl çıkacaklardı?

Bizim inancımızda İNSAN AMAÇ’tır, İslam ise insanların olgunlaşması ve huzura kavuşması için bir ARAÇ’tır.

Bir insanın veya toplumun huzur bulması ve onurlu yaşaması, şu dört temel ihtiyacının doğru ve doyurucu şekilde karşılanmasına bağlıdır. “4-K” formülü dediğimiz bu doğal ihtiyaçların aksaması ise; çeşitli rahatsızlıklarının, hatta itiraz ve isyanlarının başlangıcıdır. Bunlar:

1- Kafa: Eğitim ve öğretimle, hür düşünce yeteneğini geliştirmekle, bilgi ve birikimle doyacak ve olgunlaşacaktır.

2- Kalp: İmanla, maneviyatla, güzel ahlâkla ve vicdani duygularla doyarak itminana kavuşacaktır.

3- Karın: Karınlar helâl ve yeterli gıdayla, ülkede milli sanayi ve tarımın kalkınmasıyla ve herkesin insanca yaşayacağı şartların oluşturulmasıyla doyacak ve huzura ulaşacaktır.

4- Kişilik (itibar): Her insan, doğuştan kazanılan ve temel insan haklarından sayılan; can, mal ve namus emniyetine, din ve düşünce hürriyetine sahip olarak yaratılmıştır. Bu nedenle herkes; dinine, kökenine, kültürüne, düşüncesine ve sosyal statüsüne bakılmaksızın “saygın bir varlıktır”, ve itibar görmek onun hakkıdır. Horlanmak ve dışlanmak ise; gizli bir esaret ve açık bir hakaret tavrıdır.

Bir çocuk dünyaya geldiğinde, önce karnının açlığını gidermek üzere ağlamakta ve kendisine gıda ve bedenine-karakterine maya olacak şifalı sütünden emmek üzere anne kucağına bırakılmaktadır. Yani doğal ve doğru olan, öncelikle KARNININ doyurulmasıdır. Ardından; şefkat, merhamet ve sevgiyle KALBİ; yavaş yavaş algılama seviyesine uygun, samimi ve gerçekçi bilgiler, ninniler ve hikâyelerle KAFASI doyuma ve doldurulmaya başlanacaktır. Çocuklara bebeklikten itibaren, sevginin yanında saygı duyulması, ciddiye alınması, itilip kakılmaması, suçlarından dolayı hemen hırpalanmaması… Yani ona bir insan gibi davranılması, kendisine bir kişilik ve onur kazandıracak, özgüveni ve girişim cesareti olan birisi olarak hayata hazırlanacaktır. Yani, İTİBAR ve İTİMAT sahibi olacaktır.

Bu “4-K” formülü; sadece fertler için değil, cemiyetler ve milletler için de gerekli ve geçerli kurallardır.

Erbakan Hocamız bir sohbetinde; "Bugün Hollanda'da bir inekten günde 50 kg süt alacak bir noktaya ulaşılmıştır. Hâlbuki bizim yerli ineğimizden hâlâ en fazla 5 kg süt alınmaktadır. Bu nedenle şayet biz, adalet adına kuracağımız bir düzende, kendi ineğimizden en az 50 kg süt alacak ilmi ve teknolojik şartları hazırlayamazsak, öyle topa tanka bile gerek yok, Hollanda gâvuru bizi sütle boğar ve peynirle kafamızı kırar!" buyurarak, her bakımdan üstün ve güçlü olmamız gerektiğini hatırlatmışlardı. İşte ilim adamı da, bu şartların bilimsel ve fikri altyapısını hazırlayanlardır.

Peygamber Efendimizin şu hadisi ne kadar anlamlı ve açıklayıcıdır: "(Anlamını ve ahkâmını bilip uygulamadan) Sadece tilavetle (okuyup tekrarlamakla) Kur'an olmaz. Sadece rivayetle (geçmişteki zevatın yazdıkları ve yaşadıkları şeyleri ezberleyip nakletmekle) de ilim olmaz. Kur'an, ancak, hidayetle (insanların maddi ve manevi ihtiyaçlarına çözüm üretmek ve yol göstermekle amacına ulaşmış) olur. İlim ise, ancak dirayet (feraset, hikmet, marifet ve cesaretle) olur." (Ramuz - el – El-Ehadis Deylemiden)

İlahiyatçı Prof. Dr. Talha Hakan Alp, Yaratılış Gayesinden ve insanın imtihan sürecinden habersiz ve ilgisiz yorumlar yapmaktaydı!

Soru: Bizler ve âlemler niçin yaratıldık?

Cevap: Bir Kudsi Hadiste Yüce Rabbimiz; “Ben gizli bir hazine idim. Aşikâr olup bilineyim (varlığımı, in’am ve ikramımı ve harika sanatımı kullarıma göstereyim) diye bütün mahlûkatı yaratmayı diledim” buyurmaktadır. Ama insan olmasaydı bu yaratılış amacına ulaşamayacaktı. Çünkü kedilerin, serçelerin, çiçeklerin bu harika varlıklara bakıp da bunların Yüce Yaratıcısını tanıyacak ve arayacak bir yetenekleri bulunmamaktaydı. Bu nedenle insan yeryüzünde Allah'ın Halifesi, yani bir nevi O’nun temsilcisi ve adaletinin tanzim ve tatbikçisi konumunda akıl ve yeteneklerle donatıldı.

Ama meleklere bile verilmeyen bu yüksek meziyet ve faziletlere kim layık, kim fasık? Bunun tespiti ve herkesin denenip elenmesi için Allah kullarını imtihan etmeye karar kıldı. Evet, her imtihanın bir eğitim süreci ve şartnamesi = öğretisi vardır. Öğretmeden imtihan adalete aykırıdır. Bizim imtihanımızın kitabı ise Kur'an-ı Azimüşşan, rehber ve örnek öğreticisi ise Hazreti Resulüllah’tır.

Bu imtihanın esası: Biz Hak’tan mı tarafız, bâtıldan mı? Doğrudan, hayırdan, ahlâktan ve adaletten mi yanayız, yoksa yanlıştan, hayâsızlıktan ve haksızlıktan mı? Biz Müslüman olarak, en büyük ve tek büyük olarak Allah'ı mı tanımaktayız, yoksa Amerika, Avrupa, Çin ve Rusya'yı mı? Zaten, örneğin Ramazan orucunun asıl amacı da; “…Size hidayet ve huzur yolunu gösteren Allah'ı en büyük tanımanız için”[1] buyrulmaktadır.

HAK ve AHLÂK: Akla, bilimsel kurallara, vicdana, tarihi olgulara, Evrensel hukuka ve Kur'an'a göre ittifakla; doğru, faydalı, iyi ve güzel sayılan davranışlardır.

BÂTIL ve HAYÂSIZLIK ise: Akla, bilimsel kurallara, vicdana, tarihi olgulara, Evrensel hukuka ve Kur'an'a göre yine ittifakla; yanlış, zararlı, kötü ve çirkin sayılan yaklaşımlardır.

İslam bu gerçeği ortaya koyunca; Şeytaniler ve şer güçler bu sefer Hak ile Bâtılı karıştırıp öyle yutturmaya başlamışlardır. Ve zaten Bakara Suresi 42. ayeti Hak ile Bâtılın karıştırılarak insanların aldatılmasına dikkat buyurmaktadır. Artık zalim ve hain odaklar, toplumun karşısına açıkça din karşıtı ve ahlâk dışı sistem ve hükümetlerle çıkmak yerine, Hak ile Bâtılı harmanlamak yoluna başvurmuşlardır. Bakınız bu AKP iktidarı, çok geç ve eksik de olsa, başörtü yasağını kaldırıp toplumu rahatlandırmışlardı. Ama ardından bir de baktık ki; bu başörtüsü serbestliği, Türkiye'de ZİNA’nın suç olmaktan çıkarılması ve eşcinsellik gibi hayâsızlıkların resmiyet kazanması için bir göz boyama, ahlâki ve ailevi tahribatlarına kılıf sarma hazırlığıymış… Anadolu irfanıyla “Kızlarımızın, kadınlarımızın, eteği ile başını örtme!?” çabasıymış. Peki, Din uleması ve İlahiyat Hocası geçinenler, akla, ilme, ahlâka, çağdaş ihtiyaçlara ve Kur’an’a uygun yeni bir anayasa taslağı ve medeniyet programı niye ortaya koymazlardı? Bunları hazırlamaya ilmi feraset, dirayet ve cesaretleri yetmiyorsa, hangi yüzle ilim adamı pozları takınırlardı?

 

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

 


[1] Bakara: 185 son kısım

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

  BRAVO SONER YALÇIN!          “Eski CIA Başkanı DEUTCH, 23 Temmuz 1995’te,...
Devami
  KUR’AN’DA İNSAN TİPLERİ          Hem kendi durumumuzu ve değerimizi ölçebilmek, hem...
Devami
  Kur'anın, şerlerinden Allah'a sığınmamız gerektiği bildirilen "İnsanların göğüslerine vesvese...
Devami
Şeytani heves ve hesaplarla ortaya atılmış, daha bir insan ömrünü...
Devami
Milli Gazete yazarımız İbrahim Halil Er’i dikkatle ve istifade ederek...
Devami
  İlminden ve istikametinden dolayı kendilerine değer verdiğimiz, Şifa Tefsirini, Mealini...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 410

SON YORUMLAR