ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2389
mod_vvisit_counterDün8387
mod_vvisit_counterBu Hafta23548
mod_vvisit_counterGeçen hafta58521
mod_vvisit_counterBu Ay101693
mod_vvisit_counterGeçen Ay122941
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17552632

IP'niz: 3.236.231.14
Bugün: 15 Nis 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12485570

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

İNSANIN YOZLAŞMA SÜRECİ VE NEDENLERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 41
ZayıfMükemmel 

 

İNSANIN YOZLAŞMA SÜRECİ VE NEDENLERİ

        

Dört kutsal kitabın ve yüzlerce sayfalık İlahi mesajların ortak paydası, iman ve ahlâk esaslarıdır. Bütün Hak dinlerin ortak adı ise, “İslam”dır. İmanın hakikatine ulaşamayan ve İslam ahlâkını yaşamayan insanlar, giderek yozlaşır ve özüne yabancılaşır. Böylece, görünüşte dinleri, kavimleri, ülkeleri, partileri, kültür ve gelenekleri farklı da olsa, gerçekte düşünce yapıları ve değer yargıları aynı olan “yozlaşmış insan tipi” ortaya çıkmaktadır. Kur’an’ın “cahili insan” diye tanımladığı bu tiplerin hayat felsefeleri ortaktır; Dünya merkezli, servet, şöhret ve şehvet eksenli bir yapıları vardır. Dünya’nın neresinde, hangi dönemde ve hangi seviyede ve statüde bulunursa bulunsunlar; bu tiplerin amaçları, arzuları ve ahlâkları aynıdır: Dünya nimetlerinden azami derecede yararlanmak... Hayatın tadını çıkarmak... Başkalarından farklı ve üstün olmaya çalışmak... Ve bütün bunlara kavuşmak için de kanunlardan ve insanların fark edip kınamasından emin olabildikleri sürece, her türlü hile ve haksızlığı mübah saymak!..

Bu tiplerin bir kısmının Vali, Genel Müdür, Profesör gibi etiketler taşımalarına... Çevrelerinde şeyh, alim, ağabey gibi hürmet ve rağbet sahibi olmalarına... Hatta birçok konuda uzmanlaşmış, kitap yazmış, buluş yapmış bir bilim adamı olarak tanınmasına veya sıradan ve sade bir esnaf, memur ve işçi vatandaş bulunmalarına... Bazılarının laik kimliğinin öne çıkmasına, bazılarının dindarlıklarının ve İslami hizmetlerinin şöhret bulmasına rağmen, maalesef hepsinde ortak olan bu “cahili anlayış ve amaç” asla değişmemektedir.

Evet, amaçladıkları ve arzuladıkları şöhret, şehvet ve servet gibi şeyler aynı olduktan sonra, bunu birilerinin tekkede, ötekilerin televolede aramaları ne fark edecektir? Bunları; bazılarının localarda, pavyonlarda, başkalarının da partilerde ve hocalarda araması, gerçekte aynı şey değil midir?

Allah’ı hakkıyla tanımayan... Yaratılış gayelerini anlamayan... İmtihan sırrını kavramayan... Ve bu yüzden Kur’an ahkâmına yanaşmayan ve İslam ahlâkını yaşamayan bu yobaz ve yabani insan karakteri, her türlü yolsuzluk ve yozlaşmanın da temel sebebidir.

“Dünya hayatını ahirete göre daha sevimli ve önemli gören”[1] ve “Dünya hayatını önceleyip ahirete tercih eden”[2] ve hatta, ibadetlerini ve dini hizmetlerini bile, dünyalık makam ve menfaat aracı haline getiren bu yozlaşmış tiplerin, yeri geldikçe Allah’tan, ahiretten, ahlâktan ve adaletten bahsetmeleri ise, sadece “gerçeği sezen vicdanlarını bastırmaya”[3] yöneliktir.

Bu yozlaşmış cahili anlayışa göre:

GENÇLİK; zenginlere, etiket ve şöhret sahiplerine özentiler ve ütopik beklentilerle geçen... Sorumsuz ve sınırsız bir eğlence hevesiyle tüketilen... Veya beş yaşından itibaren robot gibi, bir sürü kuru bilgi ve formül ezberletilen ve “sınav sersemi” haline getirilen bir dönemdir.

YETİŞKİNLİK; ev kirası, elektrik, telefon faturası, taksit parası, çoluk çocuk tasası... Şeflik, müdürlük hırsı, araba modeli ve markası, kooperatif arsası, iş ve trafik kazası gibi sorun ve sıkıntılarla geçirilen bir devredir.

YAŞLILIK ise; bu hayat mücadelesinde yorulmuş ve yenilmiş... Ümitlerinin ve sevdiklerinin çoğunu kaybetmiş... Kendini terk edilmiş ve kenara itilmiş gören... Yakın çevresinin ilgisini çekmeye ve kendini acındırmaya yönelen... Huysuz, huzursuz ve hayırsız bir süreçtir.

KADINLIK ise; ya dindarlık gerekçesi ve kıskançlık gösterisiyle evin içine hapsedilen... Ve böylece mutfak ve yatak hizmetçisine döndürülen... Veya sözde çağdaşlık ve özgürlük adına, tamamen sokağa salınan ve sosyete soytarısına çevrilen... Ama her iki halde de ezilen, üzülen ve zaafiyetleri istismar edilen zavallı bir varlık görünümündedir.

Kimlik kartlarında “Müslüman veya Hristiyan” yazsa da… Çevrelerinde “Sağcı veya Solcu” tanınsalar da… “Alevi veya Sünni” olsalar da… “Tarikat ve cemaat erbabından veya Kalender takımından” sayılsalar da, bunların hepsi zahiri sıfat farklılıklarıdır. Çünkü CAHİLİYE İNSANLARININ kafa yapıları, dünyaya bakış açıları, yaşam amaçları ve vicdan ayarları kısaca mantık marazları aynıdır!..

Yozlaşmış cahili insan tiplerinin, “ileri gelenlerinin” ortak hedefi ve hevesi; kolay yoldan çok para kazanmak, seçkin semtlerde ve konforlu evlerde oturmak, son model ve markalı arabalara sahip olmak… Lüks, pahalı ve modaya uygun giysiler almak, turistik tatillere çıkmak... Ekonomik ve siyasi otorite kurmak... Halk kesiminin bütün derdi ve davası ise; iyi kötü bir meslek ve memuriyete kavuşmak, bir ev satın almak, düşük model ve markada bir araba ayarlamak, koltuk takımı, televizyon ve çamaşır makinesi almak ve emekliliği garantiye bağlamaktır.

Cahiliye toplumunda insanlar, mal varlığı ve meslek gruplarına göre kıymet ve ayrıcalık kazanır. Örneğin; fabrikatörler ve holding sahipleri tüccarlardan, tüccarlar esnaflardan, esnaf ise işçi ve memurlardan daha üstün bir tabaka sayılır... Meslek erbabı arasında Profesörler, Genel Müdürler, Doktorlar, Mühendisler derece derece hürmet ve rağbet kazanır... Üstelik yozlaşmış toplumun her ferdi, bu tür bir ayrıcalığı normal karşılamaktadır. Bu çarpık anlayışta; Kur’an’ın üstünlük sebebi saydığı “takva, güzel ahlâk, hayırda öne çıkma, ilim ve hizmet ehli olma” gibi değerler hesaba katılmamaktadır.

İşin en acı tarafı, zahirde ibadet ve iyilik sahibi görünen, İslami hizmet ve gayret erbabı bilinen, takva ve tarikat ehli geçinen kesimlerde bile, insanlara; zenginliğine, etiketine ve etkinliğine göre değer verilmekte ve bunlardan yoksun kimseler ise; ilim, ibadet ve istikamet ehli de olsalar, onlara soğuk ve sıradan bir muamele yapılmaktadır.

Yozlaşmış bir toplum yapısında, “iş adamı” olmak herkesin hayal ettiği ve imrendiği bir meslektir. Ama ne var ki, bu iş adamları asla mutlu değildir. Çünkü işleri ve iş ilişkileri bütün dünyalarını kuşatmış, ne kendilerine ne ailelerine ve ne de yakın çevrelerine vakit ayıramaz duruma gelmişlerdir. Bütün dostlukları çıkar beklentisine göredir. Para hırsı vicdanlarını karartmış ve maneviyatlarını köreltmiştir. Genellikle sıkıntılı ve stresli kimselerdir. Bunlar zenginliğin verdiği bir gururla, kendilerini çok beğenen ve her işlerini para ile halledeceklerini düşünen kimselerdir. Her kademede ve herkesi satın alabilecekleri görüşündedirler.

Bu gibilerin hileli ve kalitesiz mal üretip, sağlam ve kaliteli etiket takmaları ve pahalıya satmaları, devletten vergi kaçırmaları, işçi ve memurları düşük ücretle çalıştırmaları, maliye müfettişlerine ve siyasilere rüşvet dağıtmaları, mafya ile iş birliği yaparak, büyük ihaleler kapatmaları; “meslek sırları ve iş adamlığı kurallarıdır!?..”

Üstelik bütün bu haksızlıklar, halk arasında bile normal karşılanmaktadır. Cahiliye toplumunda sıradan vatandaş birkaç bin lira çalsa, bu “hırsızlık” ama kodamanlar trilyonları vursa bu “gözü açıklık” sayılır. Aşağı sınıf zina etse bu “fahişelik”, yukarı sınıf aynı işi yapsa bu “flört” olarak adlandırılır. Cahiliye insanları, ev ve araba sahibi olmak, konforlu eşyalar almak ve tatile çıkmak için, helal ve meşru kazançları yetmediğinden; FAİZ gibi haramları, LOTO, TOTO gibi kumarları mübah sayan fetvalara sarılmakta, ama o bâtıl sistemden asla rahatsızlık duyulmamakta ve kurtulma çabalarına rastlanmamaktadır.

Cahiliye kültüründe; müdürler, patronlarına karşı gayet hürmetkâr ve riyakâr ama memur ve işçilerine karşı oldukça sert ve cüretkâr davranmaktadır. Aynı şekilde; memurlar müstahdemlere, müstahdemler ise işi düşen vatandaş kesimine karşı aynı tavrı takınmaktadır. Üsttekilere yağcılık yapmak ve yalvarmak, alttakilere amirlik ve üstünlük taslamak... Ve yine amirlerin ve patronların yüzüne karşı övmek ama arkadan çekiştirmek ve sövmek cahiliye toplumunun ortak karakteridir.

Bu çarpık mantık, bütün mesleklerde olduğu gibi örneğin doktorlar arasında da geçerlidir... Asistan Doktora, Doktor Doçente, Doçent Prof.a yaranmak peşindedir. Uzman Doktorlar hastaneye gelen hastalara başka, özel muayenehanesine gelenlere ise başka yaklaşım içindedir. Fakir ve sahipsiz hastalara haşin ve umursamaz ama paralı ve hatırlı kimselere saygılı muamele edilmektedir. Velhâsıl; İslam ahlâkından uzaklaşarak yozlaşmış bulunan cahiliye toplumunda, her seviyedeki insanların, bütün ilişkilerinde temel hedef, menfaat ve şehvet içeriklidir. Bu arzu ve amaçlarına ulaşmak için; yağcılık, yalancılık veya dayatmacılık ve zorbalık gibi her yol mübah görülmektedir. Herkes üstündekilere kulluk ve kölelik yapıp, bir nevi tapınmakta, alttakilere ise krallık, hatta tanrılık taslamaktadır.

“Allah’tan başka taptıklarınız, sizin gibi (aciz ve çaresiz) kullardır.”[4] gerçeğinden ve İslam düşüncesinden habersiz kimseler, böylece basit ve bayağı bir seviyeye düşmektedir. Toplumun bu cehaletten kurtarılması ve daha onurlu ve olumlu bir yapıya kavuşması için, Kur’an’ı çok iyi anlayan ve yaşayan ve de İslami karakteri asla aşınmayan gerçek ve örnek Müslümanlara şiddetle ihtiyaç vardır.

Bütün bu olumsuz ve uygunsuz sonuçlar, bencil ve beleşcil yaklaşımlar ise, hayata yönelik yanlış bakış açısından kaynaklıdır. Bunun da altında; yaşamın dünya ile sınırlı sanılması, ahiret ve hesap inancının zayıflaması, nefsi-şahsi ve geçici arzuların, kalıcı ve kucaklayıcı duyguları bastırması, vefa ve vicdani duyarlılıkların kaybolması yatmaktadır. Olgunların, hatta ana babaların çocukları ayak bağı, gençleri ise birer asalak sülük saydıkları… Gençlerin ise yaşlıları ve sürekli hastaları çekilmez birer yük sandıkları… Dijital dünyanın ve sosyal medyanın, insanlara “kalabalık içinde yalnızlık” yaşattığı ve aile fertleri dahil herkesin birbirinden uzaklaştığı bir dünya, şahsi arzular ve çıkarlar uğruna her türlü haksızlık ve ahlâksızlığın da yaygınlaşmasına yol açmaktadır.

Bu tehlikeli ve tahripçi gidişatı durdurmak, insanları yeniden yakınlaştırıp kaynaştırmak ve onlara tekrar sevgi-saygı ve sorumluluk duyguları aşılamak için geliştirilen psikolojik kuramların ve sosyolojik kurumların kısmi ve kısıtlı yararları olsa da; İslam inancı ve din ahlâkı bütün halinde ve devlet eliyle uygulanmadıkça bu yozlaşmanın ve kalbî uzaklaşmanın durdurulması imkânsızdır. Ve zaten bu hızlı bozulma ve dejenerasyon sürecinin, öyle kendiliğinden ve tesadüfen; sadece gelişen teknolojinin ve dijital materyallerin yüzünden olduğunu sanmak da saflıktır. Çünkü bütün bu olumsuzluklar, tüm insanlığı imani ve ahlâki bağlarından koparıp, kendi kontrollerinde uzaktan kumandalı güdümlü robotlara çevirme amacı taşıyan Siyonist ve emperyalist şeytani odakların bir planıdır. Son Peygamber Hz. Muhammed’in (SAV) öğüt ve öğretileriyle; çocuklarını ve gençlerini kutlu değişim ve dinamizmin öncüleri… Yaşlılarını deneyim ve bilgelik rehberleri… Ana babalarını cenneti kazanma vesileleri… Tüm hastaları ve yoksulları, Allah’ın Rahmet hazinesinin kilitleri… Bütün hayvanatı ve tabiatı ise; üstün sanat harikası ve yaratılış markası olarak Rabbimizin ayetleri = varlık delilleri ve gelecek nesillerin bizdeki emanetleri görme ve bu insani-İslami mes’uliyete erme bilincini oluşturmadan, gerçek huzur ve mutluluk kapıları bize açılmayacaktır.

Gerçekte bu dünya hayatının, sonsuz ve kusursuz olan ahiret ve cennet hayatını kazanmak üzere geçici bir imtihan meydanı olarak yaratıldığını… Bu imtihanın asıl hedefinin ve hikmetinin ise: “Yüce Yaratıcıya iman ve hürmet, tüm mahlûkata ise şefkat ve merhamet” düşüncesine dayandığını… Ve işte bu amacı ve ihtiyacı karşılamak ve insanları hayra ve huzura kavuşturmak üzere, Kur’an’ın bir Adil Düzen esaslarını getirdiğini ve Hz. Peygamber Aleyhisselam’ın da toplum disiplini yasalarını gösterdiğini anlamaktayız.

Temel insan haklarının lafta kaldığı, hatta zulüm ve tecavüzleri saklama ve aklama kılıfı olarak kullanıldığı… Genel toplum ahlâkının laçkalaştırılıp insanların yoldan çıktığı ve laçkalaştığı… Dinin yozlaştırıldığı ve sadece istismar aracı olarak yararlanıldığı… Dini cemaat ve tarikatların çıkar ve makam karşılığı iktidarlara kiralandıkları ve onların mel’anetlerine mazeret fetvaları uydurdukları… Siyasetçilerin ve ideolojilerin, insanları “Bizimkiler ve ötekiler…” diye kamplaştırıp, nefretle kutuplaştırdıkları… En düşük memurundan en yüksek bürokratına, -en azından vakitlerini boşa harcamak suretiyle- hırsızlık yaptıkları… Açlıktan birkaç simit veya çaresizlikten çocuğuna bir ayakkabı aşıranın hırsız diye zindanlara atıldığı, ama devlet hazinesinden milyonları çalanlara ve mafya gaspçılarına saygı duyulup iktidara taşındığı… Zina ve Livata’nın her türlüsünün kanunlarla meşrulaştırıldığı ve çocuk tecavüzünün yaygınlaştığı… Kısaca, Dinî kuralların da, kanunların da sadece fakirlere ve kimsesizlere uygulandığı bir dünya düzeni ve düşünce sistemi bütün zulüm ve kötülüklerin kaynağıdır. Sürekli ve sinsice sivrisinek ve virüs üreten bataklık ortamını kurutmadan, bulaşıcı ve belalara yol açıcı hastalıklardan kurtulmak da imkânsızdır.

 


[1] Nahl: 107

[2] İbrahim: 3

[3] Neml: 14

[4] A’raf: 194

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

SAHİPSİZ BİR VATANIN BATMASI HAKTIR!
Parsayı toplayan, kaçırıyor! Eski Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı, TOBB...
Devami
DÖRT KİTABIN ORTAK MESAJI
  Bütün semavi dinlerin, ilahi kitap ve sahifelerin; hem iman esasları...
Devami
MİLLİ ÇÖZÜM, “GÖNÜLLÜ HİSBE” EKİBİDİR
Milli Çözüm Dergisi; inancımıza, Kur’an’a, Resulüllaha, İslami kurallara, Hak Davasına...
Devami
"ADİL DÜZEN" NASIL GERÇEKLEŞİR?
  "İşte bunlar, Allah'ın ayetlerinden (Delil ve belgelerinden, ibret ve...
Devami
Suriye konusunda: HAKK’ÇA TAVIRLAR VE DOĞRU YORUMLAR!
  Bu yazı beş yıl önce yazıldı, güncelliğini hâlâ korumaktaydı: Mısır Kahire’de...
Devami
KUR'ANIN, MÜNAFIKLARLA MÜCADELE TAVRI VE ABDURRAHMAN DİLİPAK'A BİR ÇAĞRI
  Kur'anın, şerlerinden Allah'a sığınmamız gerektiği bildirilen "İnsanların göğüslerine vesvese...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 408

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR