YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e37cd05e247
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 8 5
Bugün : 32802
Dün : 64668
Bu ay : 1012075
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53157133
IP'niz : 216.73.216.8

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

İRAN’IN NÜKLEER UZMANI PROF. MUHSİN FAHRİZADE’YE

SUİKASTIN PERDE ARKASI VE ERDOĞAN’IN DUYARSIZLIĞI

        

İran, askeri nükleer programının ‘babası’ kabul edilen Muhsin Fahrizade’ye yönelik 27 Kasım 2020 tarihli saldırının şokunu henüz atlatamamıştı. Fahrizade (59), Tahran yakınlarında patlayıcı yüklü bir kamyonetin infilak ettirilmesinin ardından, otomatik silahlarla suikasta uğramıştı. İranlı yetkililer, İsrail’i ABD’nin taşeronluğunu yapmakla suçlayıp uygun zamanda ‘intikam’ alacaklarını açıklamışlardı. Patlayıcı yüklü kamyoneti infilak ettirerek pusu kuran failler; makineli silahlarla saldırıya başlamış, çıkan çatışmada İranlı nükleerci ağır yaralanmıştı. Hastaneye kaldırılan Fahrizade kurtarılamamıştı. Amerikan New York Times gazetesi, Amerikalı yetkililerin, saldırının İsrail tarafından düzenlendiğini teyit ettiğini yazmıştı.

İranlı bilim adamının suikastı “istihbarat zaafı” tartışmalarına yol açmıştı.

İran Hükümet Sözcüsü Ali Rebii, bilim adamı Muhsin Fahrizade’nin öldürülmesinin ardından başlayan istihbarat zaafı tartışmalarının “psikolojik operasyon” olduğunu vurgulamıştı. Sosyal medya hesabı Instagram’dan yaptığı paylaşımda Rebii, “Bu tür terör olaylarının ardından büyük bir psikolojik operasyon devreye girer. Bu şekilde istihbarat ve güvenlik kurumları zayıflatılmamalıdır.” ifadelerini kullanmıştı. Oysa İran’ın içinde de MOSSAD VE CIA ajanlarının olduğu açıktı.

Fahrizade suikastının, ABD Başkanı Donald Trump sonrası dünyanın daha az gerilimli bir düzene kavuşma ihtimalinden rahatsız olanlar tarafından gerçekleştirildiğini savunan Rebii yanılmaktaydı. Çünkü bu saldırılar Siyonist Biden’ın daha büyük tahribatlarına hazırlıktı. Saldırının amacının da “Toplumun huzuru ve bölgenin güvenliğini bozmak, insanlara ümitsizlik aşılamak, Tahran’ın güttüğü stratejisinde kafa karışıklığı oluşturmak ve İran’ı düşman tarafından tasarlanan sahada oynamaya zorlamak” olduğunu açıklamıştı.

Konuşulup yazılanlara göre Fahrizade, İran’ın nükleer bomba geliştirmek için 1989 yılında kurduğu iddia edilen gizli program ‘Amad’ (Ümit) projesinin başındaydı. Bu program resmen 2003 yılında sonlandırılsa da Fahrizade, milli nükleer programın sürdürülmesindeki kilit isimlerden birisi konumundaydı. Nitekim 2015 yılında İran’ın; Batı ve Rusya ile imzaladığı, ABD Başkanı Donald Trump’ın sonra geri adım attığı nükleer anlaşmanın imzalanmasında da etkin rol almıştı. Bu nedenle İran’ın nükleer programına şüpheyle yaklaşanların kara listesinin ilk sırasında yer almaktaydı. ABD ve BM’nin de yaptırım listesinde bulunmaktaydı.

İsrailli kaynaklar, 2018’de Fahrizade’ye suikast girişimi düzenlendiğini sızdırmıştı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da 2018 yılında Fahrizade’yi hedef göstermiş, ‘Bu ismi unutmayın’ diye uyarmıştı. Ve Fahrizade, ABD’de tam iktidar değişikliğinin beklendiği bir dönemde saldırıya uğramıştı. İranlı yetkililere göre, Fahrizade son dönemde COVID-19 testleri ve yerli aşının geliştirilmesi konusuna da yoğunlaşmıştı. ABD Başkanı Donald Trump, New York Times gazetesinin konuyla ilgili makalesi ile İsrailli gazeteci Yossi Melman’ın ‘Suikastın İran’a büyük bir psikolojik ve profesyonel darbe vuracağı’ şeklindeki mesajını paylaşmıştı. ABD’de Trump iktidara geldikten sonra, Ortadoğu’da dengeler İsrail lehine gelişmeye başlamıştı. ABD, 2020 ocak ayında Bağdat havalimanı yakınında İHA ile düzenlediği saldırıyla İran Devrim Muhafızları komutanı Kasım Süleymani’yi hedef almışlardı.

İran’da Ruhani’ye şok suçlamalar başlamıştı

İranlı nükleer bilimci Muhsin Fahrizade’nin öldürülmesinin ardından, Muhafazakâr İstikrar Partisi Tahran Milletvekili Ali Hazeryan, mecliste yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve hükümet üyelerinin “casus” olduğunu iddia ederek, hapse atılmaları gerektiğini açıklamıştı. Hazeryan, Haziran 2021’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin ülkedeki nükleer tesislerdeki denetimlerinin sınırlandırılmasını öngören Nükleer Silahların Yayılımının Önlenmesi Anlaşması’nın Koruma Tedbirleri Anlaşması’na Ek Protokol’ünden çıkıldıktan sonra gidilmesini hatırlatmıştı. Tahran Milletvekili Hazeryan, böylece başta Cumhurbaşkanı olmak üzere hükümet üyelerinin sorgulanmasının ve hapse atılmasının önünün açılacağını aktarmıştı.

Fahrizade suikastı sonrası ülkede, “Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) nükleer tesislerdeki denetimini sınırlandırma” tartışması başlamış, meclisteki bazı milletvekilleri, UAEA müfettişlerinin ülkedeki nükleer tesislerde denetimlerinin sınırlandırılmasını öngören bir yasa tasarısı hazırlamışlardı. Milletvekilleri, Ek Protokol’ün uygulanmasının durdurulması ve Batı’ya daha fazla taviz verilmemesi çağrısında bulunmuşlardı. İran’da muhafazakâr kesim, ülkede son yıllarda yaşanan olumsuzluklardan Ruhani hükümetini sorumlu tutarak; Ruhani hükümetini, sorunların çözümü için ABD’ye gerektiğinden daha fazla bel bağlamakla suçlamışlardı.

Netanyahu, Suudi Prensini İknaya mı Çalışmıştı?

2018’de İranlı fizikçiyi hedef gösteren İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun son dönemde ABD ile Suudi Arabistan’a İran’ın nükleer tesislerine saldırı düzenlenmesi için baskı yaptığı yorumları yapılmıştı. Netanyahu’nun Suudi Arabistan’ın Neom kentine giderek burada Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile görüştüğü ortaya çıkmıştı. Görüşmede ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun da bulunduğu yazılmış, ancak Suudlar üçlü görüşme iddiasını yalanlamıştı.

Ortadoğu ile ilgili haberler yayınlayan Middle East Eye sitesine göre bu görüşmede Netanyahu, İran’ın nükleer tesislerinin vurulmasını gündeme taşımıştı.

İran intikam nutukları yerine, İsrail’e ortak müdahale planları yapmalıydı!

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, suikastın ardında İsrail’in olduğunu söyleyerek “İran’ın düşmanları, İran ulusunun ve yetkililerinin bu cinayeti yanıtsız bırakmayacak kadar cesur ve azimli olduğunu iyi biliyor. İlgili makamlar, bu suçun yanıtını uygun bir vakitte verecektir. Halkımız, Siyonist rejimin tuzağına düşmeyecek kadar akıllı ve bilgedir” şeklinde çıkışmıştı.

İran’ın dini lideri Ali Hamaney ise İran’ın nükleer programının mimarlarından Muhsin Fahrizade’nin öldürülmesiyle ilgili, “Failler ve azmettiriciler kesin olarak cezalandırılmalıdır. Fahrizade’nin bilimsel ve teknolojik tüm alanlardaki çalışmaları sürdürülmelidir” ifadelerini kullanmıştı. Hamaney’in siyasi danışmanı Hüseyin Deghan da: İsrail’in ABD’de iktidar değişikliği olmadan baskıyı arttırarak İran ile topyekûn savaş çıkartmak istediğini öne sürerek “şehidin katillerine yıldırım gibi düşeceğiz, onları pişman edeceğiz” tehditlerini yağdırmıştı.

Oysa bu kof kahramanlıklar ve laf kalabalıkları, artık hiçbir işe yaramamaktaydı. Çünkü bu çıkışlar; dostlara umut, düşmanlara korku aşılamaktan çok uzaktı. İran’ın yapması gereken; Mezhep taassubunu bırakıp, başta Türkiye, tüm İslam Ülkeleriyle en samimi ve seviyeli irtibatlar sağlayarak, Erbakan Hoca’nın kurdukları ve İran’ı da içine kattıkları D-8 girişimlerini canlandırarak ve bir nevi İslam Savunma Paktı oluşturup, hep birlikte İsrail’e saldırarak bu çıban başını hizaya sokmaktı. Kaldı ki tek başına da İsrail’e saldıracak imkânları vardı… Bu beladan kurtulmak için böyle bir ortak kararlılık gösterilirse, sadece birkaç saatimizi alırdı. Bunun sonucu hem Batı’da hem Doğu’da ağırlığımız ve saygınlığımız da elbette artacaktı. Yok eğer bu cesaret ve dirayeti ortaya koyamayacaksak, o zaman da boş gürültüden ve tehditlerden uzak durulmalı, şeytanı azdırmak yerine onun kuyusunu kazacak tedbirler alınmalıydı!..

İşte bakınız, bu suikast, Ortadoğu’da tansiyonu yükseltirken Hindistan Donanması ile tatbikata katılmak üzere Körfez’den ayrılan ABD’nin ‘USS Nimitz’ uçak gemisi tekrar bölgeye dönme talimatı almıştı. Amerikan CNN televizyonuna konuşan bir savunma yetkilisi, Nimitz gemisinin beraberindeki savaş gemileri ile Ortadoğu’ya geri döndüğünü hatırlatmıştı. Bu yetkili uçak gemisinin bölgedeki Amerikan birliklerine destek sağlayacağını vurgulamıştı. Yetkilinin, gemiye geri dönmesi emrinin İran nükleer programının kritik isimlerinden Muhsin Fahrizade’nin öldürülmesinden önce verildiğini belirtmesi ise, suikastın planlanarak tasarlandığını ve gerekli tedbirlerin alındığını ortaya koymaktaydı.

Peki aynı ABD ile irtibat ve ittifak halindeki Erdoğan kime yarardı?

“Erdoğan’ın bir uçurumun ucundan çekilip alındığını düşünüyorum” diyen yabancı uzman Erdoğan’a bu iyiliğin neyin karşılığında yapıldığını ise saklamıştı. Uluslararası piyasaların Türkiye’ye bakışını en yakından izleyen ekonomist-stratejist Timothy Ash, bu tespitleri yapmıştı.

“Merkel’in Türkiye’ye sert yaptırımlara izin vermeyeceği ve Biden’ı bekleyeceği” görüşünde olan Timothy Ash“Erdoğan’ın bir uçurumun ucundan çekilip alındığını düşünüyorum” diyordu. Ash, DW Türkçe’den Değer Akal’ın sorularını yanıtlarken bunları söylüyordu. Uluslararası piyasaların Türkiye’ye bakışını en yakından izleyen uzmanlardan olan Londra merkezli Bluebay Asset Management’ın Gelişmekte Olan Piyasalar Kıdemli Stratejisti olan Timothy Ash, Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığından istifasının, Erdoğan’ın reform vaatleri ve ılımlı mesajlarının, ABD’nin müstakbel Başkanı Joe Biden ile dünyada yaşanacak değişime ayak uydurma çabası olduğu kanısını taşıyordu.

Ash, “Biden’ın göreve başlamasıyla ABD ve AB, Türkiye’ye yönelik ortak bir yaklaşım benimseyeceklerdir. Erdoğan’ın mesajlarının da ufukta görünen bu gelişmelere yönelik bir manevra olduğu kanaatindeyim” diyordu. “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir uçurumun ucundan çekilip alındığını düşünüyorum” diyen Ash, Türkiye’nin Batı’nın bir parçası olduğuna vurgu yaparak, “Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye’ye karşı kapsamlı, esaslı yaptırımların kabul edilmesini engelleyecektir. Merkel, Biden’ın göreve başlamasını bekleyecektir. Ondan sonra AB ve ABD, Türkiye konusunda ortak bir tutum takınacaktır, sorunların çözümüne odaklanacaktır” öngörüsünde bulunuyordu.

Röportajın devamında şunlar paylaşılmıştı:

DW Türkçe: Türkiye ile Katar’ın 26 Kasım 2020’de imzaladıkları 10 anlaşmayla “stratejik” olarak nitelendirdikleri ilişkilerini daha da derinleştirdiklerini duyurdu. Türkiye Varlık Fonu bünyesindeki Borsa İstanbul’un yüzde 10 payının Katar Yatırım Otoritesi’ne devredilmesi büyük yankı uyandırırken, kimi çevrelerde de yoğun tepkilere yol açtı. Siz iki ülke arasındaki ekonomik ve finansal işbirliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Timothy Ash: Türkiye’nin piyasalar bakımından son aylarda baskı altında olduğu çok açık ve görünen o ki Katar, müttefiki Erdoğan’a arka çıkmaya çalışıyordu. Erdoğan’ın, Katar Emiri ve ailesiyle ilişkileri çok güçlüydü. Katar, Türkiye’ye mali desteğini, zaten 2018’de açıklanan 15 milyar dolarlık paketle duyurmuştu. 26 Kasım 2020’de tanık olduğumuz, bu paket kapsamında yer alıyordu, yeni bir mali kaynak söz konusu değil anlayabildiğimiz kadarıyla. 15 milyarın 5 milyarını swap (döviz takası), 5 milyarını kredi, diğer 5 milyarını da yatırım oluşturuyordu. Daha sonra 5 milyar kredi, swap kapasitesinin artırılması için kullanıldı. Ama 5 milyar yatırım meselesinde çok da yol alamamışlardı. İşte kanımca Katar’ın taahhüt ettiği o 5 milyarlık yatırım, imzalanan mutabakatlar için kullanılacaktı.

Soru: Bu mutabakatlar ışığında Katar’ın bu yatırımlardaki kazanımlarını nasıl görüyorsunuz? Bunların Türkiye’ye de gerçekten büyük bir katkısı olabilir mi?

Katarlıların “Türkiye’ye para saçalım” diye düşünecek halleri yok tabii ki, gayet tabii ki kazançlı yatırımlar yapmak istiyorlardı. Yatırım taahhütlerini yerine getirmelerinin bu kadar zaman almasının arkasında yatan neden de ilginç, değecek yatırımlara bakmış olmalarıydı… Borsa İstanbul çok iyi bir yatırımdı. Ve bu galiba 2019’da, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) eski hissesi olmaktaydı. Halkbank’ın eski yöneticisi Hakan Atilla’nın Borsa İstanbul Genel Müdürü olarak atanmasından sonra sorun yaşanmış ve o dönem EBRD hissesi, Türkiye Varlık Fonu tarafından satın alınmıştı… Katarlılar açısından bu yatırımlar gayet tabii ki mantıklı, paralarını kötü projelere yatırmak istemeyecekleri açıktı.

Soru: Katar’la bu işbirliği adımlarının ekonomide büyük sınamalarla karşı karşıya olan Türkiye’ye etkisi ne olur?

15 milyar epey büyük bir miktar gibi görünse de, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunların boyutuna baktığınızda çığır açabilecek bir mahiyette görülmüyordu. Yani olumlu tabii ama sorunların çözümü için yeterli sayılmıyordu. Türkiye’nin 200 milyar dolarlık yabancı kaynak arayışını dikkate aldığınızda, ya da döviz kurlarına başarısızlıkla sonuçlanan müdahalelerin yol açtığı ve 140 milyar doları bulan devasa boyuttaki döviz rezervi kaybını göz önünde bulundurduğunuzda, 15 milyar çok da bir anlam ifade etmiyordu.

Soru: Erdoğan’ın acilen yabancı yatırımcılara ihtiyaç duyduğu, reform vaadiyle de bunu sağlamaya çalıştığı belirtiliyor. Peki uluslararası finans çevreleri, yabancı yatırımcılar, Erdoğan’ın bu beklentisine yanıt vermek için tam olarak Türkiye’den ne bekliyor?

Sn. Erdoğan geçmişte buna benzer açıklamalar yapmış olsa da az da olsa değişim umudu vardı ve reform vaadi olumlu karşılanmıştı. Ne yazık ki son yıllarda yabancı yatırımcılar Türkiye ekonomisinden adeta ayaklarını kesmiş durumdaydı. Türkiye’deki iç siyaset daha çetrefil bir hal almıştı. Erdoğan ekonomiyi ucuz kredilerle canlandırmaya çalışmış, ne yazık ki Merkez Bankası’nı, ekonomiye kredi pompalamak için kullanmıştı. Merkez Bankası’nın bağımsızlığının erozyona uğradığı ortaya çıkmıştı… Düşünün ki bugün Türkiye Merkez Bankası’nın net uluslararası rezervleri, muhtemelen 40 hatta 50 milyar dolar tutarında eksiye düşmüş bulunmaktaydı. Yani Türkiye’nin Merkez Bankası borca batmıştı. Hiçbir merkez bankası bu durumda olmaya yanaşmazdı. Ama son günlerde olumlu bazı gelişmeler yaşanmıştı. Erdoğan, Berat Albayrak’ın politikalarının yanlışlarının farkına varmış, Albayrak’ın istifasını sağlamış, ekonomide yeni bir ekip hazırlamıştı, Merkez Bankası’nın yeni Başkanı Naci Ağbal, güvenilir bir teknokrattı, doğru adımlar atmıştı ve bunlar olumlu, cesaret verici gelişmeler sayılmıştı.

Soru: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı ve Hazine Bakanı olan Albayrak’ın tam olarak da anlaşılamayan bir şekilde görevinden ayrılmasını ve bunu izleyen günlerde Erdoğan tarafından yapılan açıklamaları, reform vaatlerini neye bağlıyorsunuz?

Erdoğan ılımlı sinyaller vermeye çalışmıştı. Aslında ABD’de yeni Başkan seçilen Joe Biden’a bir anlamda el uzatmıştı. Biden’ın göreve başlamasıyla ABD ve AB’nin, Türkiye’ye yönelik ortak bir yaklaşım benimseyecekleri anlaşılmıştı. Erdoğan’ın son haftalardaki mesajlarının da ufukta görünen bu gelişmelere yönelik bir manevra olduğu kanaati vardı. Erdoğan’ın bir uçurumun ucundan çekilip alındığını düşünüyorum. Çünkü Türkiye, ciddi bir boyutta izole edilebilir konuma taşınmıştı.

Soru: ABD’de S-400 yaptırımları masada. Avrupa’da ise, 10-11 Aralık’ta Türkiye ile ilişkilerin ele alınacağı AB liderler zirvesi öncesinde Fransa, Yunanistan gibi ülkelerin yaptırım çağrıları artıyor?!..

Son yıllarda Türkiye’ye yönelik pek çok yaptırım çağrısı oldu. Ama hiçbiri uygulanmadı. AB’nin zirvesinden sert bir açıklama çıkabilir ama Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye’ye karşı kapsamlı, esaslı yaptırımların kabul edilmesine engel olacaktır. Merkel’in, Biden’ın göreve başlamasını beklediği anlaşılmaktadır. Ondan sonra AB ve ABD, Türkiye konusunda ortak bir tutum takınacaklardır, sorunların çözümüne odaklanacaklardır. Çünkü sorunların tamamı çözümlenebilir nitelikler taşımaktadır. (Yani, yeter ki Erdoğan ABD ve AB’nin kontrolünden çıkmasındı!..)

Soru: Batı’nın Türkiye ile ilişkileri konusunda oldukça iyimser yorumlarda bulundunuz. Bu değerlendirmenizi biraz açar mısınız?

Nihayetinde Türkiye, Batı’nın bir parçasıdır, Batılı ülkelerin stratejik bir partneri, NATO müttefiki ve çok önemli bir ülke konumundadır. Türk halkının yüzü Batı’ya dönük durumdadır. Çocuklarını ABD’de Avrupa’da okutuyorlar, tatillerini Batı’da yapıyorlar, alışverişlerini Batı’dan yapıyorlar. Moskova’ya değil, Batı’ya gidiyorlar. Ve Joe Biden’ın başkan olduğu ABD, Türkiye’nin yeniden Batı ittifakına geri dönmesini sağlamaya çalışacaktır. Biden için en büyük tehdit Rusya ve Çin olmaktadır. Ve eğer Rusya, Türkiye’den Batı’yı koparacak olursa işte bu Putin için çok büyük bir galibiyet olur. Bu nedenle Biden’ın gerçekten de Türkiye ile ilişkilere önem atfedeceği anlaşılmaktadır. Erdoğan’ı bazı sorunların çözümü için ılımlı bir çizgiye çekmeye çalışacaktır. Bakın bazı mutabakatların sağlanması lazımdır. Mesela Doğu Akdeniz meselesine gerçekçi bir yaklaşımla bakın. Her iki taraf için kazan kazan durumu oluşturabilecek mutabakatların sağlanması mümkündür. Yeter ki aklıselim insanlar masaya oturarak çözüm yolları arasın. Biden bunu yapmak isteyecektir. Hem Türkiye’nin Batı’ya hem de Batı’nın Türkiye’ye ihtiyacı vardır.

Soru: Türkiye’de son yıllarda Batı ile ilişkilere alternatif ittifaklar olduğunu savunan kesimler, Ankara’nın dış politikada daha sert bir çizgi izlemesini istiyor. Ancak görünen o ki, Türkiye ekonomisinin zora girdiği bir dönemde, desteğe gelen, yardım elini uzatan kimse olmadı? Siz ne düşünüyorsunuz?

Gerçekler şunlardır: Türkiye’ye doğrudan yabancı yatırımların üçte ikisi, ticaretin yine üçte ikisi ve finansmanın da üçte ikisi ABD ve AB kaynaklıdır. Albayrak 2018’de Moskova’ya gitti, Körfez ülkelerine gitti, para bulduğu tek yer Katar oldu… Türkiye ise çok derin bir şekilde Batı’ya entegre bir ülkedir. Batı’nın bir parçasıdır. Rusya Türkiye’ye para verecek değildir… Trump döneminde Batı bölündüğü için, küresel olarak popülist milliyetçilik öne çıktığı için, Erdoğan da bu işe dahil oldu. Biden döneminde gündem çok taraflılık olacaktır. Batı ittifakı yeniden inşa edilmeye çalışılacaktır. Türkiye de güçlü bir Batı ittifakının mı üyesi olacak, yoksa yalnız mı kalacak, ya da Rusya’nın müttefiki bir ülke mi olacak, buna kendisi karar vermek zorundadır.[1]

Borsa İstanbul’un Katar’a satışı mahkemeye taşınacaktı!

Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) Ankara İl Sekreteri Av. Doğan Erkan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Katar Emiri Temim Bin Hamad Al Sani ile imza attığı Borsa İstanbul’un yüzde 10’luk hissesinin satıldığı anlaşmaya tepki gösterip, “Bu satış açık bir anayasayı ihlal ve vatana ihanet suçudur” diyerek suç duyurusunda bulunacaklarını açıklamıştı.

“Erdoğan’ın Emrine Bırakılmış Sözde Bağımsız Denetim” Olmazdı!

Erkan, “Türkiye Varlık Fonu’nun kuruluş kanununa göre Türkiye Varlık Fonu’nu (TVF) Cumhurbaşkanlığı yönetiyor. Yasa, Türkiye Varlık Fonu’nun denetlemesi bağımsız kuruluşlarca yapılır diyor ama denetlemesini yapacak kişileri de yine Cumhurbaşkanı atıyor. Dolayısıyla bir denetimsizlik var. Tek başına Tayyip Erdoğan’ın emrine bırakılmış sözde bağımsız denetim var. Hiç öyle bağımsız denetim olur mu? Yöneticinin atadığı kişilerce yapılan denetim bağımsız olur mu?” diye sormaktaydı.

Açıklamasının devamında Borsa İstanbul’un devlet şirketi olmasına ve kamusal yetkilerinin bulunmasına dikkat çeken Erkan, “Borsa İstanbul’un yüzde 10’unun Katarlılara satılması, Türkiye ticaretinin ve milli değerlerinin yüzde 10’unun Katar’a satılmasıdır. Borsa İstanbul Nedir? İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın yeni adıdır. İstanbul Borsası, Sermaye Piyasası Kurulu’nun kurduğu ve yönettiği bir devlet şirketidir. Evet, ticari ve ekonomik faaliyetleri var ve kendisi de özel hukuka tâbi. Ama düzenlemeye göre, şirketin amacı içinde Türkiye ticaretinin yönetilmesine ilişkin kamusal yetkileri de var. Örneğin, Türkiye’deki Sermaye Piyasasına ilişkin bilişim sistemi kurmak. Bu çok milli bir değerdir. Türkiye ekonomi ve ticaretine dair Türkiye’deki bilişim sisteminin yüzde 10’unu Katarlılara satabilir miyiz? Satamayız. Daha önemlisi Borsa İstanbul’un Türkiye’deki madenleri alma satma ve yönetme yetkisi vardır” yorumunda bulunmuşlardı.

“Madenlerin Yüzde 10’u Katarlılara Satılmıştır” İddiası!

Borsa İstanbul’un esas sözleşmesindeki amaç ve faaliyet konusundaki 3. maddeye dikkat çeken Erkan, “Sermaye piyasası araçlarının, kambiyo ve KIYMETLİ MADENLER ile KIYMETLİ TAŞLARIN alım satım yetkisi ve bunlara ilişkin alım-satım emirlerini sonuçlandıracak şekilde bir araya getirmek” diye geçiyor düzenleme. “Borsa İstanbul, bunların alım-satım işlemlerini de yapabiliyor. Dolayısıyla diyebiliriz ki şu an Türkiye’deki madenlerin yüzde 10’u Katarlılara satılmıştır. Türkiye’nin ekonomisinin ve ticaretinin de yüzde 10’u Katarlılara satılmıştır” diye uyarmıştı.

“Anayasa İhlali Yapılmıştır” Uyarısı!

Alınan bu kararla Anayasanın ihlal edildiğini vurgulayan Erkan, “Bu kararda doğrudan doğruya Anayasa ihlali söz konusudur. Anayasa’nın 5. maddesi “Bağımsız ve Milli Ekonomiyi” öngörür, Anayasa’nın 6. maddesine göre Katarlılara “Egemenlik Hakkının Devri” söz konusudur. Anayasa’nın 47. Maddesine göre de, “Kamu yararının zorunlu görüldüğü hallerde devletleştirme yapılır, özelleştirme değil…” Bunlar doğrudan kamu yararını da satmış oldular” saptamalarını yapmıştı.

“Bu satış açık bir anayasayı ihlal ve vatana ihanet suçudur” diyen HKP Ankara İl Sekreteri Av. Doğan Erkan, bu konuda suç duyurusunda bulunacaklarını ifade ederek sözlerini tamamlamıştı. HKP, Borsa İstanbul’un yüzde 10’unun Katar’a satılmasına sert biçimde karşı çıkmışlardı.

İktidar medyası Kılıçdaroğlu’na suikast planlarını yazmıştı!

Alaattin Çakıcı’nın tehditlerinin ardından hükümet medyasında çeşitli senaryolar başlamış: “Tıpkı Karlov suikastındaki gibi bu kez Kemal Kılıçdaroğlu’na tetiği doğrultacak…” iddiaları ortaya atılmıştı.

Hükümete yakın Türkiye Gazetesi yazarı yandaş Fuat Uğur Kılıçdaroğlu kendisine ‘Çakıcı’ya sataş’ diyenlerin tehlikeli niyetini biliyor muydu?” başlıklı bir yazı kaleme almıştı. Kılıçdaroğlu’nun suikasta uğrayacağını ileri süren Uğur, “Kemal Kılıçdaroğlu, FOX TV’de yeniden Çakıcı için ‘Beş paralık adam, mafya bozuntusu’ dedi. Kılıçdaroğlu farkında olmadan kendisine çizilen yolda yürüyor” ifadelerini kullanmıştı.

Fuat Uğur yazısında “FETÖ’cü kripto kamikazelerden biri tıpkı Karlov suikastındaki gibi bu kez Kemal Kılıçdaroğlu’na tetiği doğrultacak. Ama faili meçhul suikastın ardından suçlanacak kişi iktidardaki Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP’nin lideri Devlet Bahçeli’nin yakını olduğu tescilli Alaattin Çakıcı olacak. Yani suikastı iktidar yaptırmış gibi bir algı oluşturulacak.” iddiasında bulunmuşlardı.

Fuat Uğur şunları aktarmıştı:

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun hepinizin tanık olduğu pek çok “becerisi”nin olduğunu hep söylüyorum; ama aynı zamanda biliyorum ki mantık ve muhakeme yürütme konusunda hiçbir yeteneği bulunmuyor. Bu yüzden kendisine neden “Alaattin Çakıcı’yı hedef al, o Bahçeli’ye yakın bir isim. Böylece Cumhur İttifakı surlarında büyük bir gedik açmış olursun” dediklerini asla anlayamıyor. CHP grup toplantılarında ya da kendisine her mikrofon uzatıldığında defalarca “Mafya babası” dedikten sonra beklenen oldu ve Alaattin Çakıcı Twitter hesabından “Akıllı ol, vatan hainleri ile Bahçeli’yi aynı kefeye koyarsan hayatının hatasını yaparsın” ve “Seni bakla kazığı ile tanıştırırım” tarzı tehdit ve hakaret dolu sözler yayınladı. İstenen olmuştu. Kılıçdaroğlu’na bu aklı verenler çok mutluydu. Tehdit belgelenmişti. Üstelik de tehditkâr kişinin kendi ağzından MHP lideri Devlet Bahçeli ile yakın ilişkisi de kayıt altına alınmıştı.

“Tıpkı Karlov suikastındaki gibi bu kez Kemal Kılıçdaroğlu’na tetiği doğrultacaklarmış!”

Nasıl bir hazırlık yapıldığını size anlatayım. Türkiye ve Rusya, Joe Biden ile birlikte artık yeniden küresel düzenin hedefinde. Bu kesimler şunu çok iyi biliyorlar. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın seçim dışı yöntemlerle indirilme girişimlerinin ters tepeceği açıktır. Bu durumda geriye Türkiye’yi allak bullak edecek ve kaos ortamına sürükleyecek bir olaya ihtiyaç vardır. Şimdi sonuç alıcı darbeyle, Kemal Kılıçdaroğlu’nun son bir kez kendi işlerine yaraması gerekiyor, bunun için planlar yapılmıştır… Sincan’da provası yapıldı ama plan şimdi daha büyük hazırlanmaktadır. FETÖ’cü kripto kamikazelerden biri, tıpkı Karlov suikastındaki gibi, bu kez Kemal Kılıçdaroğlu’na tetiği doğrultacak. Ama faili meçhul suikastın ardından suçlanacak kişi iktidardaki Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP’nin lideri Devlet Bahçeli’nin yakını olduğu tescilli Alaattin Çakıcı olacak. Yani suikastı iktidar yaptırmış gibi bir algı oluşturulacak.

“Ölü Kılıçdaroğlu bir işe daha yarayacak, yerine Ekrem İmamoğlu taşınacak” iddiaları!?..

Kaos, FETÖ ve PKK’nın da işin içine girmesiyle büyütülecek ve Türkiye’nin bölgedeki gücü sıfırlanmakla kalmayıp PKK ve HDP’nin istediği ilk aşama olan özerklik hayata geçirilecek. Bu arada ölü Kılıçdaroğlu bir işe daha yarayacak. Yerine Ekrem İmamoğlu getirilecek.

Bizim Ümit Akdemir bu hain planın ipuçlarını aldığını söylediğinde taşlar yerine oturdu. Muhalefetteki azgınlaşma emareleri boşuna değil. Ümit, FETÖ’cülerin iç yazışmalarından, yayınlarda ağızlarından kaçırdığı her şeyi tek tek topluyor. Tıpkı bana bir ay önce WhatsApp’tan gönderdiği mesajdaki gibi. Evet, Ümit bana aynen böyle yazdı, 3 Ekim 2020 tarihli mesajında nitekim Bülent Arınç da Habertürk’e çıkarılıp konuşturulunca tekrar aradım onu, “Nereden öğrendin?” diye. Bana; “FETÖ’cüler sıkıştırıyorlardı Abi bir süredir. Sonunda Biden’ın kazandığı kesinleşince onun da konuşması gündeme geldi” dedi.

“Kılıçdaroğlu’nun saf saf kendi ölüm fermanını imzaladığını anlatmışlardı!..”

Şimdi de FETÖ’cülerin yazıları ve konuşmalarının bir süredir Türkiye’yi bekleyen kaos üzerine şekillendiğini, Kılıçdaroğlu’nun saf saf kendi ölüm fermanını imzaladığını anlattı Ümit. Kemal Bey bunu anlayacak durumda değil. Tehlike işte bu yüzden çok büyük.

Peki, eğer KAOS isteniyorsa Küresel Çete Erdoğan’a da suikast düşünebilir, neden Kılıçdaroğlu tercih ediliyor?

Ümit, “Erdoğan’ı düşünmüyorlar çünkü Allah korusun böyle bir şey olursa, AK Parti mutlaka onun yerine, yeni liderini seçer ve erken seçimle çok daha fazla oyla iktidara gelir” dedi. Doğru, mağdur edilen iktidarsa bu komplo kendi tabanlarında bile rağbet görmez ama muhalefet liderinin suikasta uğraması dünyayı da ayaklandırır ve PKK ve FETÖ’cülerin de katılımıyla en az Gezi’den 5 kat daha etkili eylemler ve iç karışıklıklar hayata geçirilmeye çalışılır. Hatırlayacaksınız, FETÖ, ilk başta desteklediği Geziciler, Bank Asya ATM’lerine ve yayın organlarına saldırınca hemen karşı pozisyon almıştı. PKK ise katılmamıştı Gezi’ye. Selahattin Demirtaş, PKK elebaşı Abdullah Öcalan’dan aldığı talimat uyarınca aynen şöyle demişti:

Acaba; “Hükûmeti devirecek, darbeye doğru götürecek bir halk hareketini çıkarabilir miyiz?” anlayışı vardı. Bu kısmına şiddetle karşı çıktık. Gezi’ye mesafe koyduk.” Bugün ise aynı şey olmayacak. Çünkü kaos ve karışıklıktan asıl amaçlanan, Irak-Suriye-Türkiye topraklarında kurulacak bir PKK devletinin temelini atıp Türkiye’nin bölgedeki rolünü sonlandırmak.

“Dead Man Walking-Ölü Adamın Yürüyüşü” Uyarlaması!..

Kemal Kılıçdaroğlu, FOX TV’de yeniden Çakıcı için “Beş paralık adam, mafya bozuntusu” deyip duruyordu. Kılıçdaroğlu farkında olmadan kendisine çizilen yolda yürüyordu. Amerikalılar idam için elektrikli sandalyeye giden mahkûmların yürütülmesine “Dead man walking” diyordu. Yani şöyle: “Ölü adamın yürüyüşü!?” Çünkü idam kararı kesinleşen mahkûm zaten “Ölü adam” sayılıyordu. Kemal Kılıçdaroğlu da kendisini kışkırtanların niyetini sorgulamadan “Dead man walking” modunda devam ediyordu. Bakın CHP’li Aykut Erdoğdu ne diyordu: “İş başa düşerse kendimizi koruruz. Devlet çökmüşse kurduğumuz devleti de kurtarırız.” Evet mesaj alınmıştır. Çünkü bu sözler şu anlama geliyordu:

O malum “Seçimle ya da başka şekilde” iktidara gelme hedefindeki ikinci seçenek devreye sokulacaktı. Artık hazırlıklı ve uyanık olunmalıydı. Karşımızdaki Küresel Çete ve Türkiye’deki maaşlı elemanları demokratik bir rakip değil, artık düşman konumundaydı ve ona göre muamele yapılmalıydı…”

Biden’a yaranmaya çalışan Erdoğan, Kıbrıs’tan taviz vermeye mi hazırlanmaktaydı?

İşte Joe Biden’ın ‘kirli’ ilişkiler ağı…

Diyeceksiniz ki hangi ABD Başkanı ‘kirli’ değil ki! Haklısınız. İşte bunlardan bazıları: George Papadopoulos… Helen (Yunan) asıllıdır. Papadopoulos, seçim kaybeden Trump’ın danışmanlarından ve yakın mesai arkadaşlarından sayılırdı. İsmi Amerikan yargısını alakadar eden birçok dosyaya karışmıştı. Bu Papadopoulos, Twitter aracılığı ile kamuoyunu şöyle uyarmıştı: “Biden’ın Çinlilerle olan ilişkilerinden dolayı yozlaşmış olduğunu düşünüyorsanız, Başkan Yardımcısı olarak Kıbrıs’taki yetkililerden ne koparmaya çalıştığını öğrenene kadar bekleyin!”

Papadopoulos, Joe Biden’ın geçtiğimiz süreçte Kıbrıs’ta enerji sektöründe “kirli ilişkiler” içerisine girdiği imasında bulunmuşlardı. Papadopoulos şunları aktarmıştı: “Joe Biden, Kıbrıs’taki bazı enerji anlaşmalarını yasa dışı yollardan yapmaya çalışıyordu. Başkan Yardımcısı olarak adaya yaptığı tek gezi sırasında oradaki yetkililere baskı uyguluyordu!” Malum, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), 2011 yılından sonra Doğu Akdeniz’deki doğal gaz yataklarını geliştirme yönünde yoğun bir çabanın içine girmiş durumdaydı. GKRY, bu çabalara ABD, Fransa, İsrail ve Mısır gibi dış aktörlerin desteği ile başlamıştı. Bu dönem hatırlayacaksınız, ABD’de Barack H. Obama’nın Başkanlık dönemine rastlamaktaydı. Demokratlar adına ABD Başkanı seçilen Joe Biden, Obama döneminde Başkan Yardımcısı konumundaydı ve Kıbrıs’a önemli bir ziyaret gerçekleştiren bir siyasi aktör olarak karşımıza çıkmaktaydı. İşte bu Siyonist Joe Biden, Sn. Erdoğan’ı, ekonomik ve siyasi krizlerin taşıdığı uçurumun kenarından alıp kurtaracakmış!.. İyi de malum Gâvur bu iyiliği, babasının hayrına mı yapacakmış? Kıbrıs’taki ve Doğu Akdeniz Sularındaki haklarımızdan hangi tavizler koparacakmış!..

 


1- Odatv.com 28.11.2020

 

 

 

 

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ali ÇAĞIL - İHL ve Kamu Yönetimi Mezunu

Ali ÇAĞIL - İHL ve Kamu Yönetimi Mezunu

Subscribe
Bildir
18 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Siyasi ve diplomatik Strateji içerikli bir makale…
İran’ın nükleer uzmanı Muhsin Fahrizade’ye yapılan suikast, Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden sergilenen senaryo, Borsa İstanbul’un %10’unun Karara satılması, Türkiye’de ekonomik durum, Doğu Akdeniz enerji meselesi ve tüm bunların ABD başkanı Biden’ın, Erdoğan’ı ekonomik ve siyasi krizlerin taşıdığı uçurumun kenarından alıp kurtaracak ümidi ile ilişkisi…

Makalenin kurgusundan anlaşılan Erdoğan’a gerek bölgedeki gerek se olası iç kaos sopa olarak gösterilerek, siyonizme hizmete daha büyük katkılar (!) sağlayarak devam etmesi talimat buyrulmuş… Makalenin sonunda da belirtildiği üzere anlaşılan bu hizmetin adı Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’di…

Siyasi ve diplomatik Strateji içerikli bir makale. Teşekkürler…

Yazık
Yazık ki şunu yetkililer gözardı ediyorlar…Komşunun evi yanıyorsa o madurdur yardım etmek şarttır ve dahi o ateş bir gün sana da ulaşacaktır..İslam aleminde çıkan yangınlara ve maduriyete bu kadar duyarsız olmanın vebali kelimelere sığmaz…Rabbimize havale ediyoruz….

D-8 Hemen!
Bu gerçekleri okuyunca, insanın aklına şu sorular gelmektedir: Aziz Erbakan Hocamızın kurdukları, tarihte ilk defa İslam dünyasında bir birliktelik imkanı doğuran D-8’ler neden gündeme taşınmazdı? Ülkemizin ve bölgemizin sürekli altının kazındığı AKP iktidarı boyunca, büyük israil’i kurmak için her türlü çaba gösterilirken; bir sefer olsun neden bu vahşi siyonistlere dersini verecek bir tavır takınılmazdı? Yandaş medyada israil ile normalleşen Arap ülkelerine haklı ancak çifte standartçı bir tepki gösterilirken, 10 yıldır yürürlükte olan ve tüm İslam dünyası için “yüz karası” sayılacak “Türkiye-israil normalleşme” anlaşması neden iptal edilmez, İran-Irak-Suriye gibi komşularımız neden bu sömürü çarkının içine itilmeye devam ederdi?
Her adımda ülkemizi daha da sıkıştıran siyonist çeteye ve onun tetikçisi ABD’ye karşı, acaba işgal edikdikten sonra mı tepki konulacaktı ve AKP kafası belki o zaman mı bazı uyarıların gerçekliğine inanacaktı?

Adil düzeni kuracağız inşaallah,hazmedemediginiz, ve başvuracağınız her yoluda tıkayacağız…
Aziz Erbakan hocamız buyurduğu gibi, ülkemizde iki tane görüş vardır. bir hak, diğeri bâtıldır, hak,
her zaman ve her yerde iyi ve güzel olan, herkes için gerekli ve geçerli sayılan ve insanımızın inancına ve ihtiyacına uygun bulunan doğrular ve değerlerdir.
Batıl ise,yanlışlıklar ve haksızlıklar üzerine kurulan, hile ve hıyanet ile ayakta tutulan, ezme ve sömürme esasına dayanan, bozuk ve barbar düşüncelerdir.
şimdi Hakkı, milli görüş, batılı ise Siyonizm temsiletmektedir. ülkemizdeki batıl, gerçekte tek merkeze bağlı aynı görüş, ama zahirde iki ayrı “görünüş” tür. bunlar aynı beyine bağlı,sağ ve sol ayrı iki kol gibi hareket etmektedir.farklı görünmeleri danışıklı dövüşü daha rahat sürdürmek ve perde arkası patronları hesabına, halkı sömürmek içindir.
bunların başına getirilen kimseler ise, düşman rolü oynayan ikiz kardeşler gibidir. balkona çıkıp halkın karşısında birbirine atıp tuttuklarına bakmayın, içeri girip perdeleri kapayınca, Karanlık odada milli görüşe Geçit vermemek için, birlikte talimat alan ve ortak plan hazırlayan Can ciğer kimselerdir.
Yani bunlar aynı evi soymaya giren, İki hırsız misalidir. neyi aşiracakları hususunda ufak tefek çekişmeleri olsa da, Asıl korkuları ve ortak hasımları ev sahibidir.
Milli çözüme düşmanlıkları da İşte bu yüzdendir.
Ama korktuğunuz başınıza gelecek eştiginiz kor kuyularda bogulacaksiniz ……

D8 ler hemen simdi
D8 in bir an önce hayata geçirilmesi tüm insanlığın selameti acisindan önemlidir.

Ne Zaman Uyanacaksınız !!!
Azmış siyonist israil sözde devleti böl parçala yut taktiği ile büyük israil emelleri için islam coğrafyasını kan gölüne çevirmiştir. Tabiki bunun en büyük nedenlerinden biri İslam aleminin kendi icerisinde birlik olup Ortak savunma paktını hayata geçirememiş olmasından kaynaklanmaktadır. Erbakan Hocamız İrana yaptığı son ziyarette bu tehlikeyi anlatmış ve bunlarla anlaşmaya gitmenin ne kadar yanlış olduğunu söylemisti fakat İran dinlemeyerek ABD ile anlatmış ancak ABD tek taraflı olarak anlaşmadan daha sonra geri çekildiğinde İran yediği kazığın farkına varmıştı. D-8 gibi bir nimet varken canlandırmak yerine AKP ise Türkiyede su alan ve batmak üzere olan gemiyi kurtarmak için hala Biden gibi siyonist yahudiden vereceği tavizler karşısında medet ummaktaydı. Yazık cok yazık..

ECELİ GELEN İSRAİL; BEKLE GELİYOR AZRAİL!..
Dengeler değişti, yakın ecelin
Bekle gör, sönecek; havan İsrail!..
Tarihin rezillik, zulüm güncelin
Hatırlattığın kan, revan İsrail!..

Deccalin askeri, ey insi şeytan
Sapıklık sırıtır, kinci şamatan
Suyun ısınıyor, sinsi şarlatan
İnancın, ahlakın; yavan İsrail!..

İşbirlikçi hain, masonlar maşan
Türkçü, Kürtcü piyon; NATO’cu paşan
Gladyo Ergenekon, lağımdan taşan
Yıkılır düzenin, tavan İsrail!..

OECD’ye aldı, AKP sizi
Rahat soksun diye, akrepler bizi
“One minute” horozu, oynuyor dizi
Artık anlaşıldı, foyan İsrail!..

Kemalizm’le Atatürk’ü devirdin
Cumhuriyet masonizme evirdin
Türkiyemi cehenneme çevirdin
Bozulacak yurdun, yuvan İsrail!..

Amerka Avrupa, süper eşkiyan
Dinciler, dinsizler; zulme bahcivan
Hedefe yaklaştı, Hakka baş koyan
Çöker beşbin yıllık, davan İsrail!..

Kapitalist Karun, siyonist haham
Kominist Mordehay, faşist Abraham
Irkçı emperyalist, çağdaş Yohannan
Mazlumu yurdundan, kovan İsrail!..

PKK, Hizbullah; bilir koç seni
Sarmış milyonlarca, zulüm suç seni
Gayrı kurtaramaz, hiçbir güç seni
Nice bin belayı, savan İsrail!..

Siyon can çekişir, bitti devranın
Darmadağın olur, küfür kervanın
İz’anı vicdanı, bitmiş havranın
Asla kabul olmaz, duan İsrail!..

Bismillahirrahmanirrahim

Hani sizden misak (kesin söz) almış ve Tûr’u (kaldırıp) üstünüze yükseltmiştik (ve): “Size verdiğimize (Kitaba) sımsıkı sarılın ve (emirlerini) dinleyin” (demiştik). Onlar ise (tam aksine): “Dinledik ve isyan ettik” demişlerdi. (İşte bu) İnkârları yüzünden (altın) buzağı (servet tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: “Eğer (gerçekten) inanıyorsanız, (düşünüp söyleyin, bu bâtıl) inancınız size ne kötü şeyler emredip durmaktadır?” (Ve bugünkü münafıkların tavrı da aynıdır; acaba bu nasıl bir imandır ki, vicdanları Siyonist Yahudiler ve Haçlı emperyalistlerle dostluk kurmaktan ve onlara tâbi olmaktan rahatsızlık duymamaktadır?)

2:120

 

Sen onların milletlerine (Siyonist ve emperyalist emellerine ve zulüm düzenlerine) tâbi olmadıkça Yahudi ve Hristiyanlar, kesinlikle Senden (ve Ümmet-i Muhammed’den) razı olacak (memnun kalacak) değillerdir. (Eğer Yahudi ve Hristiyanların zalim takımı, Müslüman bilinen kimselerden razıysa ve yardımcı oluyorsa, anlayın ki bunlar, kendilerinin güdümüne girmiştir.) De ki: Şüphesiz (tek) kurtuluş ve huzur yolu, Allah’ın yoludur (Peygamberin sünneti ve sistemidir). Eğer Sana gelen bunca ilimden (ve Kur’ani haber ve hükümlerden) sonra onların (yani Siyonist ve emperyalist odaklara yanaşanların) hevâlarına (ve şeytani arzularına) uyacak olursan, (artık) Senin için Allah (tarafın)dan ne bir dost, ne de bir yardımcı kalıverir. Bakara 93-120

Kitap ehlinden olan kâfirleri (Beni Nadir Yahudilerini ve kıyamete kadar benzerlerini) ilk haşirde=sürgünde (Asr-ı Saadet döneminde) yurtlarından çıkaran O (Allah’tır. Oysa) Siz, onların (zulüm yaptıkları diyardan sürülüp) çıkacaklarını hiç sanmamıştınız; onlar da (o gün, sağlam) kalelerinin (bugün ise teknolojik üstünlüklerinin) kendilerini Allah’ın (gazabından) koruyacağını zannedip durmuşlardı. Böylece Allah(ın azabı) da, hiç hesaba katmadıkları bir yönden (ve şimdi harika yöntemlerle) gelip onları kuşatmıştı ve yüreklerine korku salmıştı; öyle ki evlerini kendi elleriyle ve mü’minlerin elleriyle tahrip ediyorlardı. Artık ey basiret sahipleri ibret alın! (Bugünkü zalim ve fesatçı bazı Yahudilerin ve müşriklerin de aynı akıbete -sürgüne ve zillete- uğrayacaklarını bilin.)

Onların Allah’ın Elçisine verdikleri “FEY’e” (savaşsız kazanılan ganimet, servet ve devlete) gelince; ki buna karşı (bu zaferi kazanma kastıyla) siz at ve deve koşturmamış (silah kuşanmamış ve kullanmamış)tınız. Ancak Allah, elçilerini (zulüm ve kötülük ehlinden) dilediklerinin üstüne musallat (edip muzaffer) kılmaktadır. Çünkü Allah her şeye gücü yetendir. Haşr Suresi 2-6

(Yahudiler ve Hristiyan Siyonistler gibi Müslümanlar içinde de rastlanan bazı kesimler: “Bizler Allah tarafından seçilmiş ve kendilerine dünya hâkimiyeti va’ad edilmiş kimseleriz. Bu amaçlar için her şey bize mübah ve caizdir” düşüncesinde olanlar sapıtmış kimselerdir. Ve bazı işbirlikçiler gibi; şahsi makam ve menfaat için bunları destekleyip, bu hıyanetlerine de çeşitli mazeret kılıfları geçirerek) Allah’a karşı yalan uydurup iftira atandan daha zalim kim olabilir? İşte bunlar (hesap günü huzura getirilip) Rablerine arz edilerek (meleklerden ve mü’minlerden) şahitler şöyle diyeceklerdir: “Rableri üzerine yalan söyleyenler (dinlerini ve Allah’ın ayetlerini eğip bükenler) işte bunlardır!” Haberiniz olsun; Allah’ın laneti (böylesi hain ve gafil) zalimlerin üzerinedir. (Ve bu zalimler Allah’ın kahrına uğramışlardır.) Hûd 18

Bak:Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Basın Toplantısı, Dış Politika, ekonomi, Anarşi ve Siyasi Konular MSP Dönemi 1980 – Ankara / LİNK: http://www.youtube.com/watch?v=JtTzYR5cNBE

HAKKA TARAF OLMAYAN!..
Kuduz İsrail sırtlan,gibi saldırır
Her türlü vahşeti meslek edinmiş
Şeytan beyni Hak olana düşmandır
Ecel gelmiş cami,duvar pislemiş!..

İblistir bu, hiç iyilik olur mu
Boş laf edebiyatla,zalim durur mu
Ancak kuvvetten anlar,başka olur mu
Akil olan gereğini,işlermiş!..

İslam Birliği lazım ,AB olur mu
Gâvura sığınandan,adam olur mu
Hiç kitapsız sünnetsiz,felah bulur mu
D8 terkedenin, özü çirkefmiş!..

Kurtuluş yolunu,sundu Erbakan
Vicdan sakat değilse,görür herbakan
Hakkaniyet olur mu,batıl taraftan
Hak safında durmayan,şeytan leşkermiş!..

Kem âlât ile bil, kemâlât olmaz
İşbirlikçi şaşkından,kahraman çıkmaz
Milli Çözüm den gayrı,bil yollar çıkmaz
Gözün aydın insanlık,yarın Fetihmiş!..

Kurtuluş için Türkiye’nin ne yapması gerektiğini buyurun Aziz Erbakan Hocamızdan dinleyelim
İran intikam nutukları yerine, İsrail’e ortak müdahale planları yapmayışı ve kurtuluş reçetesi olan D-8 girişimlerini canlandırma gayretinde olmaması her geçen gün İsrail kıskacının artmasına sebebiyet vermekte.
Her yönden yok edilmesine yönelik yapılan operasyonlara İran’ın tepkisiz-çaresiz kalması, bir kez daha göstermiştir ki; İslam aleminin ve İnsanlığın kurtuluşu için gözler Türkiye’yi beklemekte.
Kurtuluş için Türkiye’nin ne yapması gerektiğini buyurun Aziz Erbakan Hocamızdan dinleyelim:
“Şimdi bütün bu meseleler, bu iç ve dış meseleler geliyor, bir yerde toplanıyor. Ne zaman, ne zaman aziz arkadaşlarım; şu milletimiz MİLLİ ÇÖZÜM’e inanan bir hükümete kavuşacak? Konu burada toplanıyor.
Dış güçlerin, Dış güçlerin cirit attığı böyle bir devirde her şeyden, önce Dış politikada güçlü olmak için içerde güçlü olmaya mecburuz. Bundan dolayıdır ki, parlamenter arkadaşlarım hepinizden rica ediyor: “Gelin, MİLLİ ÇÖZÜM’e inanan bir CUMHURBAŞKANI biran evvel seçelim! Biir. MİLLİ ÇÖZÜM’e inanan yeni bir hükümet elbirliğiyle kuralım! İkii. TÜRKİYE’yi biran evvel güçlendirelim! Üüç.
Hepinize Milli Selamet grubumuz adına selamlarımı, hürmetlerimi sunuyorum Cenabı Hak aziz milletimize saadet ve selamet versin!” Prof. Dr. NECMETTİN ERBAKAN Hocamızın TBMM ‘DIŞ POLİTİKA KONUŞMASI’ ( 26-4-1980 ) 38. Dk…
https://www.youtube.com/watch?v=FJnCzWpZPHw

SİYONİST SENARYODAKİ “UÇURUMUN UCU”!
Siyonist senaryoda gönüllü figüranlık yapanlara hep uçurumun ucunda roller verilmiştir. Böylece rollerini gereği gibi yapmayanlar uçurumun ucundan uçurulmakla tehdit edilmiş ve taviz üstüne tavizler alınmıştır!
Siyonist senaryoda Kof kahramanlık ve laf kalabalıklarıyla gönüllü figüranlık yapanlara hatırlatmak gerekiyor ki, uçurumun ucunda bulunmanız da uçurumun ucundan kurtarılmanız da senaryo gereğidir ve oyunu sahneye koyan Rejisörlerin sizlere biçtiği roller sona erinceye, yani uçurumun ucundan uçuruluncaya kadar devam edecektir. Siyonist Senaryodaki rolleriniz bitince de, uçurumun ucundan uçurulacak ve senaryodan çıkarılıp yerlerinize yani “uçurumun ucuna” yeni figüranlar konulacaktır!
Uçurumun ucundaki figüranlardan ise “kurtarılmak” karşılığı sürekli “taviz üstüne taviz” alınacak ve böylece senaryo devam ettirilecektir!
[b]Siyonist senaryodaki figüranlara önemli bir hatırlatma; [/b]ABD ile irtibat ve ittifak sizlerin uçurumun ucundan uçmanızı asla engellemeyecektir. Rolleriniz bitince uçurumun ucundan uçurulacak yerlerinize yeni figüranlar getirilip uçurumun ucuna konulacaktır!
[b]Cesaret ve dirayet;[/b] Erbakan Hoca’nın kurdukları ve İran’ı da içine kattıkları D-8 girişimlerini canlandırmak ve bir nevi İslam Savunma Paktı oluşturup, hep birlikte İsrail’e saldırarak bu çıbanbaşını hizaya sokmaktır. Kof kahramanlıklar ve boş gürültü bilerek veya bilmeyerek Siyonist senaryoda figüranlıktan öte bir tavır değildir!

olmaz sa olmaz
2006 haziran ayında ABD de yayımlanan Silahlı Kuvvetler dergisin de yer alan ve dünya ya sunulan meşhur büyük orta doğu projesi haritasında Azerbaycan toprakları şimdiki halinden daha büyüktür. Bölgedeki tüm ülkeler toprak kaybederken nasıl oluyor da kardeş Azerbaycan toprak kazanıyor? Ve bu topraklar mevcut İran topraklarından alınmış oluyor?

Henüz çatışma sürerken Devlet Bahçeli’ nin Nahçivan Azerbaycan’a bağlansın çıkışı, kutlama törenlerinde ortaya çıkan şiir krizi ve sürekli gündeme taşınan İran Ermenistan’ î destekliyor haberleri, bu bağlamda çok manidardır.
Dillendirilmese de Azerbaycan ile İsrail yakınlaşması ve Ermenistan ‘a karşı Azerbaycan’ı destekledikleri düşünülünce daha dikkatli olmak gerektiği aşikardır. Anlaşma metninde eksikler olduğu ortadadır. İtin kovulduğu yere ayı gelip oturmuştur.
Ne olursa olsun hem Azerbaycan hem de D8 üyesi İran Siyonizm e bırakılmayacak kadar önemlidir. Görünen o ki düşmanın hedefi içine milli hedefler gizlenmiş ve ilerleme sağlanmıştır. Bu başarıda mevcut yönetimlerin katkısı olmadığı gibi anlamadığı da sırıtmaktadır.
Kahramanlık hikayeleriyle ya da mezhep kavgalarıyla olay karıştırılmamalı ve kesinlikle iyi yönetilmelidir.
Bunun içinde Milli Çözüme İnanan bir yönetim anlayışı olmaz sa olmaz bir zorunluluktur.

Müslümanlık dini
İyiliğin merkezi olan MİLLİ GÜÇLER, Kötülüğün merkezi olan Siyonizm’i (İsrail-ABD-İngiltere-AB) , etkisiz yetkisiz bırakarak çaresiz kılmalı ve laftan sözden anlamayan ancak müeyyideden anlayan İsrail’i tarihin çöplüğüne gömmeli.
Bu Siyonist Merkezler, yeryüzündeki tüm insanlığı madden ve manen huzursuz hale getirmenin ve insan nufusunun azalmasına azaltılmasına yönelik politikalarla hedeflerini gerçekleştirmek için canhıraşane gayretlerini göstermekteler. Bu GAYRİ MİLLİ GÜÇLER diye kötülüğü hakim kılan çevreler yeryüzünde barış yerine çatışma ve terörü yaydıkça yaydılar yaymaya da devam etmekteler.
Bütün zalim ve batıl güçlerin elinde bulunan
– Nükleer başlıklı füzelerini
– Uçak gemilerini
– İnsansız hava araçlarını ,
– Savaş kontrol merkezlerini , etkisiz bırakacak ERBAKAN’IN hazırladığı TEKNOLOJİ HARİKALARI ve TSK vesilesiyle Siyonizmi ve işbirlikçilerini çaresiz bırakabilmek için başta Türkiye de MİLLİ VE YERLİ KAFALARIN iktidara taşınması ile yeni bir dünyanın kurulması ancak mümkün olabilir.
UNUTMAYALIM Kİ, tarihi her zaman kötüler ve kafirler değil bu sefer kahraman askeriyle beraber Türkiye’nin mü’minleri yazacaktır!..

İranlı Nükleer fizikci suikastini,Yandaş medya ve patronları ,Sudi gazeteci Cemal kaşıkçı olayı kadar gündem yapmadı.!?
Oysa İran’ı nin ;NÜKLEER UZMANI PROF. MUHSİN FAHRİZADE’YE SUİKASTIN ardından,
bu kof kahramanlıklar ve laf kalabalıkları, artık hiçbir işe yaramamaktaydı. Çünkü bu çıkışlar; dostlara umut, düşmanlara korku aşılamaktan çok uzaktı.

İran’ın yapması gereken; Mezhep taassubunu bırakıp, başta Türkiye, tüm İslam Ülkeleriyle en samimi ve seviyeli irtibatlar sağlayarak, Erbakan Hoca’nın kurdukları ve İran’ı da içine kattıkları D-8 girişimlerini canlandırarak ve bir nevi İslam Savunma Paktı oluşturup, hep birlikte İsrail’e saldırarak bu çıban başını hizaya sokmaktı. Kaldı ki tek başına da İsrail’e saldıracak imkânları vardı… Bu beladan kurtulmak için böyle bir ortak kararlılık gösterilirse, sadece birkaç saatimizi alırdı. Bunun sonucu hem Batı’da hem Doğu’da ağırlığımız ve saygınlığımız da elbette artacaktı. Yok eğer bu cesaret ve dirayeti ortaya koyamayacaksak, o zaman da boş gürültüden ve tehditlerden uzak durulmalı, şeytanı azdırmak yerine onun kuyusunu kazacak tedbirler alınmalıydı!..

Türkiye tarafındaki iktidar ise, Amerika ile uyumlu ! Olma, Fransa’nın başkanı na içerde gıyabında naraa atma! Avrupa ülkelerinde ise” Avrupa bizssiz ” yapamaz sirinlik açıklamalari, yani Sn.Erdogan ve hükümeti Amerika Avrupa ile ,İran hükümeti de Şangay 5 linin içersinde , ikiside D-8 kuruluşundan uzaklar,

Çözüm Adil Düzen,D8
İran’ın yapması gereken; Mezhep taassubunu bırakıp, başta Türkiye, tüm İslam Ülkeleriyle en samimi ve seviyeli irtibatlar sağlayarak, Erbakan Hoca’nın kurdukları ve İran’ı da içine kattıkları D-8 girişimlerini canlandırarak ve bir nevi İslam Savunma Paktı oluşturup, hep birlikte İsrail’e saldırarak bu çıban başını hizaya sokmaktı.

Dünyanın İhtiyacı!
Bir devletin, gerçek bir bağımsız güç olmasının en temel dinamikleri;Güvenlik ve Denetleme disiplinidir..Güven ve güvenliği, tesis edecek en temel irade ise şüphesiz;hukukun üstünlüğüne dayalı bir denetim mekanizmasının, her kurum ve makamın üstünde, bir Milli bir güç olarak etkin kılınmasından geçer..
Adil Düzenin ,yeniden Siyasi yapılanma modelinde, bu alana dair muhteşem önerme ve açılımlar vardır..
Erbakan Hocamızın 1997 de başlattığı “Kalkınmakta olan Ülkelerin İşbirliği” diye adlandırılan 8 ülke aslında,coğrafi olarak incelendiğinde ;Kuzey Afrika hattından,Ortadoğu denklemine,Pakistandan Jakartaya kada,r adeta bir Hilal şeridi gibi tüm Afrika ve Asya havzasını saran, olağanüstü bir oluşumdur…Bu oluşumun şüphesiz, sayısız tanımı,sayısız yorumu yapılmıştır/yapılacaktır..Ancak D8 ler hareketinin oluşmasını elzem kılan en önemli neden;Ekonomik kalkınmanın ötesinde Afrika ve Asya kıta sahalarının Güvenlik ve Bağımsızlığına tam vurgu yapan bir küresel çıkış vizyonudur..
Böylesi bir Vizyonun resmi hüviyet kazanmasından yirmi üç yıl sonra bile, halaD8 in en büyük üyelerinden bir tanesinin Atom Mühendisi,gözler önünde katlediliyorsa,yine diğer üye ülkelerde hala, halkın ve devletin güvenliğine dair bir “sekinet ve huzur”atmosferi sağlanamamışsa,yaşatılan onca korku siyaseti, geçmişi gün be gün aratır hale geliyorsa/gelmişse,artık tüm insanlığı her alanda temelden kuşatan, bir Hak eksenin etkin ve yetkin kılınma vakti gelmiş ve geçmiş demektir!
Milli Görüşün bir Milli Çözüm olarak yarım asırdır tüm insanlığa deklare ettiği Siyasi/Ekonomik/İlmi/Hukuki/Ahlaki doktrinin muktesebatında bu etkin ve yetkin irade mahfuzdur…!
Rabbimizden bu iradeyi Milli Çözüme ve Şahsı Maneviyesine en kısa sürede bahşetmesini niyaz ediyoruz..

Aklı Selim
İran Kasım Süleymani suikastında da aynı tavrı takındı. Artık insanlara güven veren bir tutumu görülmüyor. Kof kabadayılık. Nedense bu dönem devlet adamlığından ziyade kabadayılıkla devleti idare edeceğini zanneden yöneticiler devri gibi. Bunlardan güzel edilgen, idare edilebilir yöneticiler oluyor. Siyonizmin işine böyleleri geliyor. Kahti Rical dönemi. Örneğin bir konuda kabadayı konuşmalar yapıldıktan sonra bir bakıyorsunuz o konuda taviz verilmiş. Bu sebeple doğu akdeniz konusunda da korkmuyor değiliz.
Önemli olan bu suikastları önleyebilmek. Önlemenin yolu da yazıda geçtiği gibi mezhep taassubunu bırakıp D8’lerle dünya gücü olmak. İşte o zaman İsrail buna yeltenemez. Ne diyordu Erbakan Hocamız; ya dünyada bir güç olup adaleti siz sağlayacaksınız ya da sizi muhtar bile yapmazlar”.
Yine Erbakan Hocamızın deyimiyle; Adalet bu batılılara bırakılmayacak kadar önemli bir iştir”. Bu aşamada D8’ler, İslam BM’si, İslam NATO’su, İslam Ortak Pazarı, İslam Kültür Paktı, İslam Ortak Parası’nın ne derece önemli ihtiyaç olduğu ortaya çıkmaktadır. Yeni Bir Dünya için bu birliktelikler kurulmalı ve bir an önce işlerlik kazandırılmalıdır. Erbakan Hocamızın ağır rahatsızlığına rağmen Müslümanların birlikteliği için yaptığı İran ziyareti tekrar incelenmeli, İran taassuplarından kurtulmalı ve aklıselime uymalıdır. Ayrıca D8’ler gibi yüzyıllardır süregelen Şii Sünni anlaşmazlığını ortadan kaldıracak projeye bir an önce işlerlik kazandıracak çalışmaları başlatmalıdır.

ASIL HEDEF TÜRKİYE’DİR KURTULUŞ İSLAM BİRLİĞİNDEDİR!
ASIL HEDEF TÜRKİYE’DİR KURTULUŞ İSLAM BİRLİĞİNDEDİR!..

Dış güçlerin -yani batılın karargahı olan siyonizmin- ülkemiz İslam alemi ve tüm insanlık üzerinde oynadığı oyunların temelinde “Arz-ı Mevud” yani “Büyük İsrail” ve Mesih Planı yatmaktadır! Biz bunu kabul edelim ya da etmeyelim gerçek budur! Siyonist Yahudiler ve Evenjalist (Yahudici) Hristiyanlar bu hedefi kendi inanç esaslarınca kutsal gaye edinmişler!.

(Bu konuda Hristiyanların halk kesimi Siyonist Yahudilerce teolojik olarak aldatılmaktadır!.. Hristiyan aleminde de bir uyanış diriliş Siyonist cendereden Kurtuluş gerekmektedir)

Muharref Tevrat kaynaklı Arz-ı Mevud (Vaad Edilmiş Topraklar) inancına göre içinde TÜRKİYE’nin de yer aldığı birçok İslam ülkesi hedeftedir!. Siyonizm bu hedefine (Arz-ı Mevud merkezli mutlak dünya devletine) ulaşmak için tüm dünyayı ekonomisinden siyasetine medyasından eğitim sistemine her alanda dizayn etmeye çalışmaktadır!. Siyonizmi bu batıl davasında başarıya yaklaştıran en önemli etken ise -en başta İslam alemindeki medya ticaret siyaset vb alanlarındakiler dahil- makam servet şöhret vb sevdalısı işbirlikçileridir. Muhteşem bir sistemle dünya muhalefetinden iktidarına dövizinden faize dizisinden sinemasına dizayn edilir.. Şuursuz kitleler sadece olan biten filmi izlerler. Akılları fikirleri duyguları işgal edildiği için Siyonizmin oyunlarına düşmekten kurtulamazlar!.. Böylelikle adım adım plan işler!.. Elbette ki ümmetin daha da geç olmadan uyanması işbirlikçileri fark etmesi siyonizmin oyunlarını bozması aciliyetli bir konudur!.. Yoksa Dış güçlerin Bop gibi Arap Baharı vb gibi projeleri ile ülkelerdeki farklı gruplar birbirlerini yiyerek Cellatları olan Siyonizme (Abd-Ab-İngiltere-İsrail politikalarına) hizmet etmeye ümmetin masum çocuklarının katline sebep olmaya devam edeceklerdir!..

İRAN-TÜRKİYE BİRLİKTELİĞİ VE D-8’İN HAYATİ FONKSİYONU!..

Ümmetin -siyonist ve emperyalistlerin ajanları (bazen hoca bazen yazar bazen şeyh bazen cihat komutanı çoğu zaman da siyasiler eli ile) ümmete zerk ettikleri fikri ayrışmalar fitnelere rağmen- Birliğinin nasıl mümkün olacağının fikri imani insani ilmi altyapısı reel olarak Rahmetli Erbakan Hocamızca atılmış ve ümmete yol gösterilmiştir!.. D-8’in devamında D-60, D-160 olarak Siyonist dünya yerine barış ve adalete dayalı yeni bir dünyanın da temelleri atılmıştır.. Bu projeye sahip çıkmak yerine dış güçlerin farklı projelerine alet olanları ne kıldığı namazlar ne de tuttukları oruçlar kurtaramayacaktır. Erbakan Hoca doğru anlaşılsa alemi birlik ve beraberlik içinde olsa idi ne Irak ne Suriye ne Afganistan ne Libya ne Yemen…. ne Doğu Türkistan vd bu halde olmayacaktı. Zararın neresinden dönülse kardır denilmeli ve Erbakan projelerine ümmet olarak sahip çıkılmalıdır. Türkiye’nin içinde de İran’da da siyonizm ile işbirlikçi ya da hatalı fikir ve eylemlere sahip siyasiler de din adamları da vardır. Bunlardan da kurtulanarak İslam aleminin birliği için adımlar atılmalıdır. Her iki ülke de Siyonizmin (Abd’nin İsrail’in ve bunların etkisindeki ülkelerin) hedefinde olduğu açıktır. O halde doğru amaçlarla doğru bir planlama ile doğru hedeflere yürünmelidir. Bu konuda öncü olması gereken ülke ise elbette ki Türkiye’dir. Tarihi misyonu konjonktürel pozisyonu bunu gerektirmektedir!.. Bu misyonu üstlenmek bir tercih değil hayat memat meselesidir. Hem hedefteki ülke olarak kendisini koruması hem de ümmeti yok oluştan kurtarıp yeni bir dünya kurulmasını sağlama şerefi buna bağlıdır!.. Ancak bu tarihi görev ve misyon için Erbakan Hocayı tam ve doğru anlayan yeni bir lidere ihtiyaç olduğu da aşikardır!..

Hala Ab’den Abd’den İsrail’den İngiltere’den Çin’den medet uman (ummasa da onların oyunlarına alet olan) muhalefetten ve iktidardan bu şerefli misyonu üstlenecek vizyonda bir kimse görünmemektedir!. İsrail’e ABD’ye kuru sıkı atmalar ümmeti içinde bulunduğu durumdan kurtarmak bir tarafa ümmeti oyalama misyonu icra etmektedir!.. Türkiye dahil ümmeti bekleyen büyük tehlikeler ve mazlumların masum çocukların feryadı bir an evvel İslam Birliğinin kurulmasını mecbur kılmaktadır!..

Ümmetin uyanışı yakındır inşallah.

Rabbim ümmeti hava civa ile değil gerçek anlamda kurtaracak Erbakan Hocayı tam anlamış Siyonizmin ve çıbanbaşı İsrail’in hesabını görecek kutlu bir lideri zahir eder inşallah!.

İSLAM BİRLİĞİ ŞART
Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN Hocamızın Hazırlayıp Resmi Kuruluşunu yaptığı D8 yerine, AB peşinde koşan BOP işbirlikçisi bugünkü akp hükmetinin eliyle Ortadoğu bu hale gelmiş durumdadır.
Kangölüne dönen bu coğrafyanın ve İslam Dünyasının kurtuluşu Erbakan Hocamızın Hazırladığı, Türkiye nin öncülüğünde Ekonomik,Teknolojik, Askerî ve Kültürel İşbirliğinden geçmekte…

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
18
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...