Reklam
Reklam

Kendi Partimiz ve Ekibimiz İçinde de; HAKSIZLIKLARA KARŞI ÇIKMAK, İSLAM’IN İCABIDIR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 37
ZayıfMükemmel 

 

Kendi Partimiz ve Ekibimiz İçinde de;

HAKSIZLIKLARA KARŞI ÇIKMAK, İSLAM’IN İCABIDIR!

      

Bir Kısım Milli Görüş Dertlisi Tarafından 46 Kişinin Katıldığı, 14-16 Ekim 2022 Haymana Mutabakatı Sonunda Bir Bildiri Yayınlanmıştı:

“Bizi, hareketimizi ve partimizi bekleyen en büyük tehlike, gündelik siyasi ve ekonomik tartışmalar, çekişmeler ve gündemler arasında asıl hedeflerimizi ve yola niçin çıktığımızı unutma tehlikesidir. Hareket olarak eğer bu hedeflerden ve hareketimizin temel esaslarından vazgeçersek Hocamızın ifadesiyle; 'diğer partiler gibi herhangi bir parti oluruz ve Allah muhafaza yok oluruz.'

Uzun bir süredir hareketimizin ve partimizin gerek yetkili kurullarında, gerek genel başkan nezdinde heyetler halinde, gerekse tek tek görüşmeler yaparak bu hassasiyetlerimizi gerekli yerlere iletip gereken adımların atılması hususunda yürütülebilecek tüm süreçleri büyük bir hassasiyet, teşkilat usulü ve ahlâkı içerisinde yürütme gayretinde bulunduk. Ancak geldiğimiz noktada tüm süreçleri tüketmemize rağmen, bu endişe ve çabalarımızın bir sonuç vermediği kanaatine vardık. Bu nedenlerden dolayı düşüncelerimizi, endişelerimizi, fikir ve önerilerimizi siz kıymetli teşkilat mensupları ile paylaşmayı tarihi bir vazife olarak görüyoruz.

Sözlerimizin hemen başında şunu açıkça ifade edebiliriz ki, bizim bugün de halen omuz omuza mücadele ettiğimiz kardeşlerimizle aramızdaki ihtilaflarımız, mal, makam, mevki, koltuk ya da herhangi bir dünyalıkla ilgili bir ihtilaf değil, hareketimizin ve partimizin ulaşması gereken hedeflere nasıl daha iyi ulaşabileceğine dair temel esaslarımız, yöntem, usul ve söylemle ilgili ihtilaflardır.”

“Bizim bu çağrımız; sadece bir siyasi ittifak karşıtlığı ya da yandaşlığı çağrısı değildir. Davamızın tarihinde defalarca şahit olduğumuz gibi yeni bir ruh, yeni bir heyecan ve yeni bir hamle ile kendi değerlerimize, tarihimize ve ruh kökümüze uygun bir yol inşa etme çağrısıdır. Çağrımız Ülkemiz, Milletimiz ve tüm dünyaya Milli Görüş ilkelerini yeniden hatırlatmaktır. Unutmayalım ki; Saadet Partimiz, bu bozuk düzenin ortaya koyduğu ve dayattığı hiçbir kutuplaşma içerisinde yer almak zorunda değildir. Hareketimizin; tüm bu kutuplaşmaları bozacak, milletimizi fert fert kucaklayacak, kendi tarihimize, ruh kökümüze ve özümüze uygun yeni bir yol açma potansiyeli de, imkânı da, gücü de vardır. İnanıyoruz ki geçmişte olduğu gibi bundan sonra da Cenab-ı Hakkın rahmeti ve yardımı bizimle birlikte olacaktır.”

“Milli Görüş bu toprakların ilk yerli ve milli hareketidir. Hareketimiz küçük ve gündelik kavgaları hızla terk edip, Erbakan Hocamız liderliğinde kurulan Küresel bir İslam Birliği vizyonu çalışmalarına yeniden yön vermeli, bu vizyon çerçevesinde dünyadaki diğer Müslümanlarla ve Müslümanların kurduğu hareketlerle bağlarını daha da sıkılaştırarak, bütün insanlık için hep birlikte daha büyük bir mücadeleyi inşa etmelidir. Zira insan, varlık, fıtrat ve İslam doğrudan küresel bir tehdit altındadır. Bu küresel tehdide karşı hep birlikte cihanşumul bir mücadele yürütülmelidir. Biz istiyoruz ki, Saadet Partisi içine girdiğimiz bu kısır siyasi tartışmalardan kurtulup yeniden tüm dünya Müslümanlarına umut olacak aksiyonlara imza atabilsin. Partisi ve siyasi görüşü ne olursa olsun tüm Müslümanların ortak değerlerine vurgu yapabilen ve onları Küresel Siyonizm karşısında tek saf haline getirebilen bir dil ve üslup ortaya koysun”

Ey Milli Görüşçü Kardeşlerimiz

“Allah'ın nimetlerinin adil paylaşıldığı, kimseye haksızlık yapılmadığı, açlıktan çocukların ölmediği ve kaynakların bir zümre tarafından sömürülmediği Adil bir Düzen kurmak için milletimize, ülkemize ve bütün insanlığa bir teklifimiz var. Gelin hep beraber son yarım asırda Erbakan Hocamızın defalarca yaptığı gibi Milli Görüş ile yeni bir yol açalım ve insanlığı müjdeleyelim. Karanlıklar aydınlığa dönsün. Gelin hareketimizi tepeden tırnağa yeniden inşa edelim, müesseseleriyle, her ferdiyle bir bütün olalım ve bir tek kişi bile dışarıda kalmasın, bir tek kişiyi bile kaybetmeyelim. Gelin dinimize, inancımıza, ülkemize ve milletimize olan sevdamızı, bu ülkenin en gür sesi en güçlü hareketi yapalım.”

Şimdi bu değerli kardeşlerimize hatırlatmamız gereken bazı hususlar vardır; öncelikle, tespit ettiğiniz ve haklı olarak karşı çıktığınız:

“… Asıl hedeflerimizi ve Milli Görüş olarak niçin yola çıktığımız gerçeğini unutmak…”

“(SP olarak) Diğer partilerden herhangi bir parti konumuna taşınmak…”

“(Rahmetli Erbakan Hocamızın) Küresel İslam Birliği ve (maalesef sizlerin de ağzına almaktan çekindiği) Adil Düzen projelerinin askıya alınması… Bunların teşkilat mensuplarımıza, tabanımıza ve toplumun her tabakasına anlatılmaması”

“SP’nin, tüm Müslümanlara ve mazlumlara, umut ve heyecan aşılayacak ve Küresel Siyonizm’e karşı tek saf ve tek ses olacak ortak bir dil ve üslup ortaya koymaması” gibi sapma ve kaymalar öyle “gaflet, cehalet ve gündelik siyaset” kavramlarıyla izah edilecek bir durum olmayıp, “kasıtlı bir hıyaneti” çağrıştıran sapmalardır.

Bunlar, Milli Görüş’ün kökünü kurutma, temel esaslarından ve genel amaçlarından koparma çabalarıdır. Öyle ise, ortada bir hıyanet varsa bunun failleri de olmalıdır ve kimler olduğu topluma açıklanmalıdır. Çünkü Hak davayı amacından saptıran ve yapılan tüm uyarılara kulak asmayanlara karşı çıkmak, kongre gibi meşru ve yasal fırsatlar ve İslami ruhsatlarla bu gaflet ve hıyanet ehlinin tahribatlarına engel olmak farzdır.

Bu Haymana Mutabakatı’nı yayınlayan şuurlu ve sorumlu Milli Görüşçü kardeşlerimizin bu gayret ve girişimi takdire şayandır. Ancak yüzlerce ve binlerce mensubu arasında bu gerçeklerin farkına varan bu yaklaşık elli kişi, aynı zamanda sorumlulukları en ağır olan insanlardır. Çünkü mahallede bir yangın varsa, asıl sorumlu olanlar uykuda olanlar değil, uyanık bulunanlardır.

Mutabakat Metni sonunda:

“Gelin tek bir kişiyi (tek bir Milli Görüşçü kardeşimizi) bile kaybetmeyelim, birleştirici ve bütünleştirici, duyarlı bir tavır sergileyelim.” anlamındaki teklif ve değerlendirmeler de oldukça yararlı ve yapıcı bir çağrıdır. Pek iyi de, bizim Milli Çözüm olarak defalarca yazdığımız “Fatih Erbakan’a yeniden çağrı yapılsın ve Milli Görüş birlikteliği sağlansın.” şeklindeki davetimize niçin kulak tıkanmış ve Haymana Mutabakatı’nda bu konu bir cümle ile olsun yer almamıştır? Bu nasıl bir samimiyet tavrıdır?

Bu konuda tam kırk yıldır yazılarıyla ve konferanslarıyla, Hak Davamızın rayından saptırılma girişimlerine karşı teşkilatımızı ve tabanımızı uyaran Ahmet Akgül’ün bütün suçu sizden 40 yıl önce bu gerçeklerin farkına varması mıdır?

Herhalde kendimiz kalmak şartıyla birtakım mazeret ve mecburiyetlerle ve ülke - millet çıkarları hedefiyle, farklı ve aykırı partilerle seçim ittifakları konusunda, siyasi ıslahat ve ittihada yönelik bir tercih ve kanaat, “Siyasi bir içtihat” sayılsa da, İslam Birliği gayesinden, Adil Düzen projelerinden, Siyonizm’in şeytani hedeflerini dile getirmekten vazgeçen yaklaşımlar, gaflet ve cehalet değil, hıyanet kasıtlıdır.

Abdullah Gül gibi, Hak davamıza ve dolayısıyla ülke ve millet çıkarlarımıza karşı, hangi dış tezgâhlarda rol aldığı defalarca kanıtlanmış bir şahsı, hâlâ ikide bir kalkıp cumhurbaşkanı adayı gösteren bir Genel Başkanın gaflet ve cehaletten çok daha öte bir KASIT içinde olduğunu, zekâ seviyesi ve vicdan terazisi, normalin altında olanlar bile anlayacaktır!

Ve hele SP’yi ve Milli Görüşçüleri, topyekûn AKP’ye katmak üzere Cumhurbaşkanı’yla görüşmeler ve hazırlıklar yaparken, ecelin fırsat vermediği şahısları, hâlâ “Dava adamı ve takva erbabı” sayanların, iz’an ve vicdan terazilerini bir kez daha yoklamaları lazımdır!..

Velhasıl “Ispanaktan yağ çıkmayacağını, Zeki Müren muhalefeti ile kutlu hedeflere varılamayacağını” defalarca hatırlatan da Erbakan Hocamızdır.

Karamollaoğlu’nun Kafa Karışıklığı!

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu katıldığı canlı yayında 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunmuşlardı. Altılı masanın adaylık tartışmalarına değinen Karamollaoğlu, henüz bir isim üzerinde uzlaşma sağlanamadığını özellikle vurgulamıştı. ‘Masadan şu isimle çıkarsak kazanırız dediğiniz biri var mı?’ sorusunu “Vardır demek, o kadar kolay değil” şeklinde cevaplayarak acaba hem Kemal Kılıçdaroğlu’nun hem de Meral Akşener’in Cumhurbaşkanlığı adaylığına dolaylı şekilde karşı mı çıkmıştı? Halk TV’de katıldığı programda seçimin ilk turda kazanılması gerektiğini belirten Karamollaoğlu, “Tek aday ile yola çıkılması gerektiğini düşünüyorum. Tek aday ile yola çıkılmazsa ikinci tur mutlaka yapılacaktır. İkinci tur bende endişe doğuruyor. Diğer parti liderleri de şimdiye kadar da bu kanaate sahiptir diye düşünüyorum.” diyerek kafaları karıştırmıştı.

Oysa, mademki Cumhur İttifakının tahribatlarına engel olmak üzere bir Millet İttifakı kurmanın gereğine inanılmış ve bu amaçla uzunca bir yol alınmıştı; öyle ise Abdullah Gül gibi ayarı ve amacı belli insanları cumhurbaşkanı adayı gösterip durmak yerine; hem oy oranına hem de iktidar karşısındaki cesur ve duyarlı tavrına bakarak Sn. Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday gösterilmesi daha vefalı ve vicdanlı bir yaklaşım olmaz mıydı? Hem millet ittifakı içinden, hatta CHP’nin kendi içindeki masonik kesimden, hem de iktidar cephesinden gelen tepkilere bakılınca, en çok korkulan ve devre dışı bırakılmaya kalkışılan Sn. Kılıçdaroğlu olduğu halde, hâlâ başka arayışlar peşinde koşmak en azından saygısızlık sayılmaz mıydı?

YRP Gn. Başkanı Fatih Erbakan Seçimlerin İkinci Tura Kalması Durumunda Sergileyecekleri Tavrı Açıklamıştı:

2023 seçimlerinin ikinci tura kalması durumunda çekimser kalacaklarını belirten Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, “İki tarafın da vebaline ortak olmayacağız.” şeklinde bir mazerete sığınmıştı. Fatih Erbakan, Habertürk ekranlarında gazeteci Serap Belet’in sorularını yanıtlarken ikinci turda iki ittifak lehine de beyan vermeyeceklerini vurgulayarak, “Meral Akşener’in aday olması bizim açımızdan bir şeyi değiştirmez. 2023 seçimlerinin ikinci tura kalması durumunda biz de çekimser bir tavır sergileyeceğiz.” ifadelerini kullanmıştı.

Oysa bu güya çekimser kalmak, aslında bağlılarını tercihlerinde serbest bırakıp dolaylı şekilde AKP’ye ve Sn. Erdoğan’a oy kullandırmanın kılıfıydı. Zaten daha önce birçok seçimde böyle yapmışlardı.

“Mevcut iktidarın yandaşları hatta YRP Başkanı, SP’yi “İstanbul Sözleşmesi’ni geri getireceğiz.” diyen CHP ile birlikte hareket etmekle suçluyorlardı. Ve akılları sıra böyle bir anlayışla nasıl birlikte olacağımızı sorgulamaya kalkışıyorlardı!..

Yahu muhteremler, bu İstanbul Sözleşmesi’ni milletin başına kim musallat etti? Kimin eseri bu sözleşme? Bugün geri çekilen İstanbul Sözleşmesi’ni milletin başına bu iktidar musallat etmedi mi? Bu iktidar İstanbul Sözleşmesi’ni getirirken bizler uyarı üzerine uyarı yaptık ama uyarıları duyması gerekenler adeta sağır duvar kesildiler. Ne zaman sözleşmenin uygulanması ile canlar yanmaya başladı, ondan sonra yoğunlaşan baskılar üzerine sözleşmeden geri çekilme gündeme geldi. Bugün de halâ iktidar kanadında İstanbul Sözleşmesi’ni sahiplenen, yani destekleyen hatırı sayılır bir kitle vardı.” tespitlerinden niye gocunulmaktaydı?

Kaldı ki AKP iktidarı, dindar kesimi avutmak için güya feshettikleri mel’un İstanbul Sözleşmesi’nin bütün maddelerini 6284 sayılı kanun olarak Meclis’ten geçirmiş durumdalardı. Yani İstanbul Sözleşmesi resmen ve fiilen zaten Erdoğan iktidarınca uygulanmaktaydı. Karşı çıkanlar da, kaldırdık diye hava atanlar da milleti aldatıp oyalamaktaydı.

Ya İttifak Yapmayacaklardı, Ya İnsaflı ve Saygılı Davranacaklardı!

İttifak ortakları sessiz ve ilgisiz kalınca, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanlığı adaylığını kendisi imaen açıklamak zorunda kalmıştı. Kılıçdaroğlu’nun; “Bir bakalım, bir de şu Kılıçdaroğlu’nu deneyelim, o nasıl bir adam görelim bir denmesi lazım.” diyerek vatandaştan oy istemesi herhalde bu amaçlıydı. Sivas’ta bir yerel televizyona konuşan CHP lideri adaylığıyla ilgili bir açıklama daha yapmıştı.

“Bu sefer eminim ve inanıyorum ki, Sivaslının oyu çantada keklik değil. Sivaslı gerçeklerin peşinde koşmak zorunda. Kimler kendisini aldattıysa ‘artık kusura bakma kardeşim’ demesi lazımdı. ‘Ben sana her seferinde oy verdim ama sen doğruları söylemedin’ diyerek tavrını ortaya koymalıydı.” diyen Kılıçdaroğlu haksız mıydı?

Muharrem İnce İktidarın Borazanı mıydı?

İzmir’de basın mensuplarıyla bir araya gelen Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, Millet İttifakı’nın bazı konularda anlaşmadığını belirtip, “Bir aday bulacaklar onu 6 parti başkanı yönetecekmiş. Libya Tezkeresine İyi Parti ‘Evet’, CHP ‘Hayır’ oyu verdi. Bu 6’lı masa adayını seçtirmiş olsaydı bu tezkereye Cumhurbaşkanı ne diyecekti? Siz daha bu konuda anlaşamamışsınız. Dağılırsınız siz, Erdoğan’ı yenseniz ne olacak? Türkiye’de koalisyonların ortalama süresi 11 aydır. Siz 11 ay bile dayanamazsınız.” sözleriyle Erdoğan iktidarını haklı çıkarıcı bir tavır takınmışlardı.

‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Diye Millete Yalan Söylüyorlar’ Çıkışı!

İktidarla birlikte muhalefeti de eleştiren İnce, “Güçlendirilmiş parlamenter sistem diye millete yalan söylüyorlar. Üyeye yetki vermeden, milletvekilini güçlendirmeden parlamenter sistem güçlenmez. Milletvekillerinin hepsini genel başkanlar seçecek. Geçin bu işleri. Siz zaten güçlendirilmiş genel başkanlarsınız. Gelin Memleket Partisi’ni örnek alın. Cumhurbaşkanı adayını üyeler belirleyecek. Kendine güvenen biri varsa çıkar aday olur. Meclisi güçlendirmeden bu sistem olmaz. 20 yıldır palavra dinledik yenisine ihtiyaç yok. Türkiye’nin yeni bir yola ihtiyacı var.” açıklamalarında bulunarak Millet İttifakı’na sataşmıştı.

Millet İttifakı’na yönelik eleştirilerde bulunan Muharrem İnce şunları aktarmıştı:

“Tek adamdan bıktık. Yargıç, hâkim, polis, öğretmen, doktor, Merkez Bankası Başkanı, her şey o. Şimdi bunlar da bir aday bulacaklarmış, onu da 6 parti başkanı yönetecekmiş. Libya tezkeresini İyi Parti ‘evet’ CHP ‘hayır’ oyu verdi. Atatürk’ün partisine bu tezkereye ‘Hayır’ oyu vermek yakışmadı. Mavi Vatan’a karşı mısınız siz? Bu 6’lı masa adayını seçtirmiş olsaydı bu tezkereye Cumhurbaşkanı ne diyecekti? Siz daha bu konuda anlaşamamışsınız. Dağılırsınız siz, Erdoğan’ı yenseniz ne olacak? Türkiye’de koalisyonların ortalama süresi 11 aydır. Siz 11 ay bile dayanamazsınız. Atatürk tartışılmayacak, Anayasa’nın ilk 4 maddesi tartışılmayacak, terörün her türlüsü ile mücadele yapılacak, siz asıl bunları konuşacaksınız. ‘Erdoğan’dan kurtulmalıyız’ diyorlar. İyi de tarımı kim bitirdi? Ekonomiyi kim bitirdi? Suriyeliler Davutoğlu’nun döneminde gelmedi mi? Ekonominin bu hale gelmesinde Babacan’ın payı yok mu?” diyerek sanki AKP iktidarının devamı için çırpınmaktaydı.

Türk Ocaklarından Bahçeli’ye Yanıt: Fazla Kurcalamayın!..

Türk Ocakları Genel Merkezi, CHP lideri Kılıçdaroğlu ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da katılımıyla sempozyum düzenleyen İstanbul Şube Yönetimini 'onay alınmadığı' için aynı gün görevden almıştı. Türk Ocakları, söz konusu etkinliğe Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu'nun davet edilmesine tepki gösteren MHP lideri Devlet Bahçeli'ye yönelik bir açıklama yapmıştı:

Açıklamada, “Türk Ocakları yönetiminin milliyetçilik konusunda hiç kimseden ders almaya ihtiyacı yoktur. Türk Ocakları parti siyasetinin dışındadır ancak Türk kelimesinden tüyleri diken diken olanlarla yol yürümemiştir, yürümeyecektir. Bizi yöneten siyasilere hatırlatırız ki; biz parti siyasetinin tarafı veya hiçbir partinin arka bahçesi değiliz. Bizim tek kaygımız Türk Milletinin birliği ve Türk Devletinin bekasıdır. Kimse unutmasın ki, merhum Dündar Taşer’in dediği gibi, ‘Türk Ocağı fazla kurcalamaya gelmez, oradan bozkurt çıkar, Bozkurt!" ifadeleri yer almıştı.

Türk Ocakları, Kılıçdaroğlu’nu ve İmamoğlu’nu sempozyuma davet eden İstanbul Şube Yönetimini görevden almıştı.

Türk Ocakları'nın kuruluşunun 110. yıldönümünde İstanbul Şubesi, 'Günümüz İslam Dünyasında Meseleler ve Çözüm Yolları-2' başlıklı sempozyum ayarlamıştı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (İBB) desteğiyle organize edilen sempozyumda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da konuşmacı olarak yer almıştı. Sempozyumdan saatler sonra Türk Ocakları Genel Merkezi art arda iki açıklama yapmıştı.

Türk Ocakları'nın sosyal medya hesaplarından yapılan açıklamaların ilkinde "27 Haziran 2022 tarihinde, İstanbul Şubemizin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle düzenlediği bir sempozyum, Türk Ocaklarının partiler üstü konumunu kesinlikle etkileyemez” ifadeleri kullanılmıştı. Açıklamada, "Devlete 'seri katil' diyenlerin Türk Ocakları toplantılarında boy göstermesi kabul edilemez" denilerek: "Türk Ocakları Genel Merkezi olarak şube başkan ve yöneticilerimizden, bu süreçte yanlış anlamalara yol açabilecek veya iyi niyetli olmayan kişi ve çevrelerin çarpıtmalarına zemin oluşturacak söylem ve eylemlerden kaçınmalarını bir kez daha ihtar ediyoruz." uyarısı yapılmıştı.

Daha sonra yapılan açıklamada ise İstanbul Şubesi'nin görevden alındığı vurgulanmıştı: "Türk Ocakları İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu 30 Haziran 2022 tarihinden geçerli olmak üzere görevden alınmıştır."

Sn. Bahçeli Siyonist Bennett’in, “Erdoğan Türkiye’si bizi korudu” itiraf ve iltifatına niye sessiz kalmıştı?

Siyonist İsrail ile normalleşme sadece Tel Aviv’e yararken, peş peşe AKP iktidarına övgüler yağdırmıştı. İşgalci İsrail Başbakanı Naftali Bennett, “Türk ve İsrail güçlerinin başarılı operasyonlarının, Türkiye’de bulunan İsraillilerin zarar görmesini engellediğini” vurgulamıştı. Twitter hesabından yayınlanan görüntülü açıklamada Bennett, “Geçtiğimiz aylarda ve özellikle son haftalarda İstanbul ve Türkiye’nin diğer bölgelerindeki İsrail vatandaşlarını hedef alma girişimlerini engellemek için (MİT ve MOSSAD irtibatıyla) operasyonlar gerçekleştiren İsrail güvenlik teşkilatımıza ve Türk güvenlik teşkilatına teşekkür ediyorum” açıklamasını yapmıştı.

Erdoğan’a ve Bahçeli’ye Özel Siyonist İltifatı!

Bennett ayrıca, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yardımcılarına, Türkiye’de İsraillilerin hedef alınmasını engellemedeki işbirlikleri için özel teşekkürlerimi sunmak istiyorum.” İltifatında bulunmuşlardı.

Türk güvenlik servislerinin, “İran Devrim Muhafızları’nın emriyle çalıştıkları belirtilen birkaç İran hücresini ortaya çıkardığı” ifade edilen açıklamada, yapılan önleyici operasyonlarla, Türkiye’deki İsrail vatandaşlarının karşı karşıya olduğu tehdit düzeyinin düşürüldüğü vurgulanmıştı.

İşgal rejiminin Dışişleri Bakanı da o süreçte Ankara’ya gelerek Çavuşoğlu ile buluşmuşlardı. Görüşme sonrası iki ülkenin karşılıklı büyükelçi atayacağını açıklamıştı.

Siyonist Cumhurbaşkanı Isaac Herzog da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetlisi olarak mart ayında Türkiye’ye gelmiş ve hürmetle ağırlanmıştı.

Bütün bunlardan alınıp gocunmayan Sn. Bahçeli, Türk Ocakları’nın Kemal Kılıçdaroğlu’nu davetine zehir zemberek sözlerle niye karşı çıkmıştı!?

İnsaflı Yahudiler bile “ANTİSEMİTİZM” konusunda Siyonistlere Karşı Çıkmışlardı!

ABD’deki Ortodoks Yahudiler, eyaletin üniversitelerinde, antisemitizmin arttığı iddiasının konuşulduğu New York Belediye Meclisi’ndeki toplantıyı ve sonrasındaki basın açıklamasını protesto ederek, “Antisiyonizmin antisemitizm olarak görülemeyeceğini” savunmuşlardı. NUTREİ Karta İnternational (NKI) isimli geleneksel Yahudi topluluğu, belediye meclisindeki İsrail yanlısı üyeleri ve belediye binası önünde İsrail’e destek açıklaması yapan, ABD’li Yahudileri protesto ederek, New York üniversitelerinde antisemitizmin arttığı iddialarının doğru olmadığını, öğrencilerin sadece İsrail’in Filistinlilere karşı işlediği suçları eleştirdiğini vurgulamışlardı.

Soruyoruz: PKK Destekçisi, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya Alınışına Niye Tısınız Çıkmamıştı?

Bizim ülkemizde; hakikati önemsizleştirip, kitleleri yalana inandırmak kolaydır... Bizim ülkemizde; nesnel veri, rasyonel yaklaşım aranmaktadır... Bizim ülkemizde sürekli çarpıtan; sürekli abartan “haklı” sayılır. Aylardır AKP/Erdoğan, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine karşı çıkan bir sürü laf sıralamıştı. Ve fakat: Madrid’de başlayan NATO liderler zirvesi öncesi; Erdoğan, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto ile İsveç Başbakanı Magdalena Andersson’u yan yana hizaya sokmuşlardı. “Şu aranızdaki sorunu çözün” talimatıyla şıp diye iki saatte koca sorun ortadan kalkmıştı!?

Aylardır sarf ettiği sözlerinin hepsini yutan Erdoğan, yandaşları ve ortakları; Türkiye’nin bu iki ülkenin NATO’ya üyelik başvurusunu destekleyeceğine imza atmıştı. Ve iktidar destekçisi medya bir yalanı, hakikat kalıbına sokarak pazarlamaya başlamıştı. Neymiş: Bu iki ülke terörle mücadelede Türkiye ile dayanışma içinde olacaklarmış! İktidar medyası yazıyor: Finlandiya ve İsveç, PKK, PYD, YPG ve FETÖ terör örgütüne destek vermeyecekleri konusunda taahhütte bulunmuşlarmış!..

Oysa mutabakat metni diyor ki: “Finlandiya ve İsveç, PYD/YPG ve Türkiye’de FETÖ olarak tanımlanan örgüte destek sağlamayacaklardır.”

Bu cümlede “Terör” kelimesi bile kullanılmamıştı. Bunları terör örgütü olarak gördüğünü kabul etmediklerinin ilanıydı. Hele FETÖ için yapılan açıklamaya bakın: “Türkiye’de FETÖ olarak tanımlanan örgüt!” diye bahsetmeleri tam bir küstahlıktı.

“Biz öyle demiyoruz ve FETÖ’YÜ terör örgütü saymıyoruz!” demektir bu cümlenin anlamı. Hâlâ Türkiye’nin baş belası terör yapılarına sempatiyle bakıyorlardı. Çünkü aslında FETÖ, ABD-NATO / Gladio örgütü olmaktaydı.

15 Temmuz darbesiyle kendini devirmek isteyen terör örgütüne karşı mutabakat metninde bu derece alçaltıcı bir cümle bulunmasını bile “AKP/Erdoğan ve Sn. Bahçeli nasıl içlerine sindirip, tükürdüklerini yalamışlardı?” diyenler haksız mıydı?


Bu yazarin diger makaleleri

Encümen-i Daniş (Danışma ve İstişare Kurulu) olarak gündeme getirilen oluşumun,...
Devami
  "Çağdaş Nurculuk" mu, "Bid'atkârâne bir hıyanet" mi? Zaman'dan Ahmet Kurucan'ı...
Devami
  Rahmetli Erbakan Hoca; “AKIL NEDİR, AKILLI KİMDİR?” sorusuna şu cevabı...
Devami
  3. DÜNYA SAVAŞI VE 1. ve 2. DÜNYA SAVAŞLARININ RÖVANŞI           Kanla kurulan,...
Devami
Soner Yalçın, Beyaz Türkleri (Efendi-1) den sonra, Beyaz Müslümanları (Efendi-2)...
Devami
15 yıldır her türlü fırsat, imkân ve iktidar ellerinde olmasına...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 276

SON YORUMLAR