“SHINZO ABE” SUİKASTI
VE
SİYONİZM’İN YIKILIŞ SARSINTILARI
Eski Japonya Başbakanı Shinzo Abe 2022 Temmuz’un ilk haftasında, uğradığı bir suikast sonucu ortadan kaldırılmıştı.
Tetikçi Yamagani Tetsuya; “Herhangi bir siyasi amaç taşımadığını, annesinin bir Dini gruba yüklü bağışta bulunmasına kızdığı için bu eylemi yaptığını” söyleyip olayı çarpıtmaya çalışsa da, bu eylemi Siyonist odakların, CIA-MOSSAD gibi istihbaratların tasarladığı sırıtmaktaydı. Çünkü Shinzo Abe:
1- Ekonomiyi Millileştirip Küresel Siyonist Sermayenin sömürü çarkını kırmaya…
2- Güçlü ve bağımsız bir Japon Savunma gücü hazırlamaya…
3- Dünyadaki etkin ve antisiyonist oluşumlarla irtibat kurmaya çalışan bir insandı.
Bu konuyla ilgili olarak; 1998 yılında şu öngörülerimizi aktarmıştık:
I. ve II. Dünya Savaşlarında Siyonist Yahudi mihrakların kışkırttığı ve kullandığı Amerika ve yandaşlarından intikam alacakları günü bekleyen Almanya ve Japonya gibi ülkelerin bu cephede yer alması:
I. ve II. Dünya Savaşlarında yıkılan ve uzun yıllar siyasi ve ekonomik baskı altında tutulan Alman ve Japon halkları, bu esaret ve ezilmişliğin intikamını alacakları günü kollamaktadır.
Ekonomide süper güç olan Almanya ile teknolojide süper güç olan Japonya’nın saf değiştirmesi, Siyonist hâkimiyetinin çöküşünü hızlandıracaktır.
“Sen onları (derli toplu bir) cemaat sanırsın. Hâlbuki kalpleri darmadağınıktır.” (Haşr: 14)
“O gün dostlar, birbirine düşmandır.” (Zuhruf: 67)
“Nihayet Hak gelince, onlar istemedikleri halde Allah’ın emri galip olacaktır.” (Tevbe: 48) ayetleri de, bazı zoraki birlikteliklerin bozulacağına işaret buyurmaktadır.[1]
Yaklaşık 20 yıl kadar önce, 2004 yılında şunları yazmıştık:
Milli Çözüm Dergisi’nin Siyonist Merkezleri telaşlandırması ve Japonların Yorumlarımıza ilgi duyması!
Birleşik Amerika Başkentinin en büyük ve en eski gazetesi Washington Post, politik konulara ve dünyanın geleceği ile ilgili kurgulara ağırlık veren bir ABD Yahudi yayın organıdır. İstanbul ve İsrail (Jerusselam) büroları da bulunmaktadır.
İşte beş yıl kadar önce Washington Post’un Avrasya Haber Koordinatörü olduğunu söyleyen bir kişi, Milli Çözüm Dergimizin Haber Müdürünü arayarak, orta halli Türkçesiyle:
“Milli Çözüm’ün öngörü ve önerilerinden feyiz aldıklarını; ülkesel, bölgesel ve evrensel konulardaki tespit ve tahlillerimizin kendilerine yeni ufuklar açtığını, bu nedenle öncelikle İngilizce yazı ve yorumlarımızdan oldukça yararlandıklarını ve “Türkiye’nin ABD-İsrail ilişkileri ve gelecekteki etkinlik çekişmeleri” hususunda özellikle yeni ve detaylı bilgilerimizi ve beklentilerimizi merak edip ilgi duyduklarını” hatırlatmışlardır.
O konuşma esnasında meşhur özel istihbarat ve gelecek tahmini firması STRATFOR’un sahibi Macar asıllı Yahudi GEORGE FRIEDMAN ve ekibinin de, Milli Çözüm’ü önemseyip araştırdıklarını ağzından kaçırmıştır.
O zaman arkadaşlarımıza:
“Siyonist merkezler Erbakan’ın projelerini ve stratejik hedeflerini çözmek ve karşı tedbirler geliştirmek için Milli Çözüm’e ilgi duymaktadır. Oysa biz, sadece Hocamızın açığa vurduklarını ve temel hedef olarak ortaya koyduklarını yazıyor, Müslümanlara ve mazlumlara moral aşılamaya çalışıyoruz. Hocamızın Siyonizm’in ve emperyalizmin yıkılışıyla sonuçlanacak tarihi mücadelesindeki taktik ve stratejik ayrıntıları ve bunlarla ilgili teknik ve politik kadrolarını elbette bilmiyoruz, bildiklerimizi de zaten yazmıyoruz” diye uyarmıştık.
Bundan bir yıl kadar sonra ise, Japonya’daki önemli bir “düşünce üretim merkezi”nin İstanbul temsilcisi yine Milli Çözüm’ü arayıp, “ABD emperyalizmine ve Yahudi Siyonizm’ine karşı Adil Düzen Projeleri; Yeni bir Dünya için Türkiye, Japonya ve Almanya işbirliği” konusundaki yazı ve yaklaşımlarımızdan daha detaylı yararlanmak ve birlikte ortak teoriler kurgulamak üzere bizleri Japonya’ya çağırmış ve bu nedenle bir görüşme talebinde bulunmuşlardı. Japonlar özellikle: “Süper güç olmak ve dünya dengelerini kontrol altına almak için; EKONOMİK; TEKNOLOJİK ve ASKERİ GÜÇ olmak, JEOPOLİTİK ve STRATEJİK bir coğrafyada bulunmak, önemli bir DEMOGRAFİK (nüfus yoğunluğu) desteğini arkasına almak gereklidir, ama yeterli değildir. SÜPER GÜÇ olmak için bütün bu imkân ve fırsatları hazırlayıp yararlanmak yanında, mevcut dünya dengelerini ve arkalarındaki dinamikleri çok iyi bilen, şeytani merkezleri şaşırtmayı, vuruşturmayı ve savuşturmayı çok iyi beceren, ama asla vahşi heveslerine değil, insani değerlere göre hareket eden bir SÜPER BEYNE ve Onun sadık takipçilerine ve ilim varislerine ihtiyaç vardır. Ve işte Erbakan’ın farkı ve fazileti ve Siyonist merkezlerin korkulu rüyası haline gelmesi bundan kaynaklanmaktadır.”[2]
2009’da ise Japonya ile ilgili şu tespitleri yapmıştık:
ABD-Japonya ittifakı çözülmekteydi!
ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama’nın 2009 Kasım ortalarında başlayan on günlük Uzakdoğu gezisinin sonuçları ortaya çıkmıştı. Çin’de umduğunu bulamamış olan Obama, Çin’den önce 14 Kasım’da uğradığı Japonya’da da hayal kırıklığı yaşamıştı. Obama, Japonya gezisinde üç önemli konu üzerinde durdu: Birincisi; malum, ekonomik krize ortak çare arayışı idi. Görüşmelerin bu konuya ilişkin yanını kısaca “Kelin merhemi olsa başına sürerdi” atasözü özetler. Kriz Japonya’da öylesine derinden etkiler yaratmıştı ki, 55 yıl boyunca neredeyse tek partili rejim gibi ülkeyi yönetmiş olan Liberal Demokrat Parti (LDP), geçen sonbaharda yapılan milletvekili seçimlerinde ezici bir yenilgi alarak iktidardan uzaklaşmıştı. Bu yaz yapılan parlamentonun üst kanadı seçimlerini de kazanan Demokratik Parti’nin (DP) lideri yeni Başbakan Yukio Hatoyama, BRIC (Brezilya-Rusya-Hindistan-Çin) ülkelerinin Amerikan Doları’nın yerine yeni bir uluslararası para birimi geçirilmesi planına yakın durmaktaydı. Obama’nın Japon yetkililerle görüştüğü diğer iki stratejik konu, Okinawa takımadalarındaki Amerikan askeri üslerinin geleceği ile ABD’nin Japon topraklarında bulundurduğu nükleer silahlardı.
Japonya ABD’nin gizli sömürgesi miydi?
Amerikan basını ABD-Japonya ilişkilerini “stratejik ortaklık” diye tanımlamaktan pek hoşlanırdı. Bizdeki kimi anlı şanlı uluslararası ilişkiler profesörleri de Amerikan basınının bu klişesini tekrarlayıp durmaktaydı. Ancak iki ülke ilişkilerinin tarihi incelenince, “stratejik ortaklığın” anlamı ve içinin gün gün boşaldığı anlaşılacaktır.
Amerikan-Japon stratejik ortaklığının temelinde, İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarında 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya, üç gün sonra Nagazaki’ye atılan ve 200 bin insanın canına mal olan iki atom bombası vardı. ABD bombaları attıktan sonra, Japonya 14 Ağustos akşamı kayıtsız şartsız teslim oldu. 2 Eylül’de Amerikan Missouri uçak gemisinde imzalanan teslimiyet anlaşmasıyla, ABD’nin Pasifik orduları komutanı Yahudi asıllı Orgeneral Douglas MacArthur Japonya’nın tam yetkili Askeri Valisi atanmıştı.
Günümüz Japonya’sını iki belgeye dayandırdı: Mac Arthur’un 1947’de yaptığı anayasa ile 1952 yılında imzalanan ve Amerikan işgaline son veren San Francisco Antlaşması’ydı. Anayasasının dokuzuncu maddesi, Japonya’nın savaş açmasını yasaklamıştı. Anayasaya göre, kara, deniz ve hava birliklerinden oluşan Japon silahlı kuvvetleri Japonya toprakları dışında harekâta katılamazdı. Sadece ülke sınırları içinde savunma görevi yapacaktı. Japonya’nın dış güvenliği ise, ABD-Japonya Güvenlik Paktı da denilen San Francisco Antlaşması uyarınca ABD’ye bırakılmıştı. 35 bin dolayında Amerikan askerini barındıran Okinawa’daki 14 ABD üssü bu antlaşmanın mirasıydı. Amerikan nükleer başlıkları ise, Japon yasaları yasaklamasına rağmen LDP’nin 1960’ların başında aldığı gizli kararla Japonya’ya sokulmuşlardı. Japonya’nın askeri bakımdan ABD’ye bağımlılığını açıklayan bir başka örnek, LDP hükümetinin kendi anayasasını ihlal ederek Irak işgaline asker yollamasıydı. İşgalin başlarında Irak direnişçileri Japon askerlerini kaçırıp dünya kamuoyuna teşhir edince, Japon hükümeti askerlerini geri çekmek zorunda kalmıştı.
Okinawa’daki Amerikan üslerine Japon halkının tepkisi zaman zaman güvenlik kuvvetleriyle çatışma boyutuna taşınmıştı. Okinawa takımadaları Çin ve Kore yarımadası açıklarında yer aldığı için, Çin ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti de bu üslere karşıydı. Japonlar, Hiroşima ve Nagazaki’ye ABD’nin atom bombaları atmasını ise hiç unutmamıştı. ABD vesayetiyle özleştirilen LDP’nin seçim yenilgilerinde, Japon halkının bu iki konudan beslenen Amerikan karşıtlığının önemli payı vardı. 2009 yılında Başbakan Hatoyama halktan aldığı destekle, Amerikan üslerinin Okinawa’dan çıkarılmasını istiyordu. Obama, görüşmeler sırasında üslerin küçültülmesini ve yeniden konumlandırılmasını öneriyor, ancak Hatoyama’yı ikna edemiyordu. Japon tarafı kendi tezinde direndiği için üsler konusu görüşmelerde bir çözüme kavuşamıyordu.
Obama’dan bir ay önce (Ekim 2009’da) Japonya’ya giden ABD Savunma Bakanı Robert Gates, nükleer başlıklar konusunun kapalı kapılar arkasında görüşülmesini rica ediyordu. Gates’in ricalarına rağmen, Japon hükümeti konunun araştırılması için bir komisyon kurmuştu. Dışişleri Bakanı Katsuva Okada, komisyonun araştırmalarının son aşamasına geldiğini ve sonucun ocak ayında açıklanacağını duyurdu. Gates’ten sonra Obama’nın ricaları da para etmiyordu. Japon hükümetinin üsler ve nükleer silahlar konusundaki tutumu, Çin başta olmak üzere komşularını memnun ediyordu. Okinawa’daki üslerin kapatılması, ABD’nin Batı Pasifik’teki müdahale gücünü zayıflatacağı gibi, Japonya’yı komşularına karşı eskisi gibi öne süremeyeceği anlamına geliyordu.
Japon araştırma komisyonunun Amerikan nükleer varlığı hakkında yapacağı açıklama ise, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin nükleer silahlanmasına engel olmaya çalışan ABD’nin ayağına dolanacaktı. Ayrıca Japon komisyonu hangi Amerikan gemisinde ve uçağında ne kadar nükleer başlık bulunduğunu belgeleyeceği için, komisyonun açıklaması bölge ülkelerine önemli istihbarat sağlayacaktı. Böylece Amerikan nükleer silahlarını izlemek kolaylaşacaktı.[3]
Japonya Derin Devleti: Nippon Kaigi ve Shinzo Abe İrtibatı
Japonya’nın Eski Başbakanı Shinzo Abe, 8 Temmuz 2022’de eski bir Japon askerinin suikastı sonucu hayatını kaybedip bu dünyadan ayrılmıştı. Basında dini tarikatlara ilişkin iddialar yer almıştı. Gizlenen asıl amaçlar ise daha farklıydı. Çünkü, “Yeni Japon İmparatorluğu” kurmayı hedefleyen derin devlet teşkilatı “Nippon Kaigi” yapılanmasının arkasında Shinzo Abe vardı.
10 Temmuz’daki Japonya Konsüller Meclisi, veya diğer adıyla “Üst Meclis” seçimleri, bu suikastın gölgesinde yapılmıştı. Shinzo Abe’nin partisi Liberal Demokratik Parti, 248 sandalyenin 119’unu almıştı. Koalisyon ortağı Komeito ise 27 sandalye kazanmıştı. Temsilciler Meclisi’nde salt çoğunluğu bulunan koalisyon hükümeti, Konsüller Meclisi’nde de 146 sandalye ile çoğunluğu elde etmeyi başarmıştı.
Shinzo Abe suikastının asıl nedeni ise, Shinzo Abe’nin de üyesi olduğu, Japonya’nın silahlanması ve imparatorluğun tekrar kurulması için mücadele eden derin devlet teşkilatı Nippon Kaigi olduğu konuşulmaktaydı.
40 Bin Kişilik Bu Teşkilatın Amacı:
“Japon Çalıştayı” olarak bilinen Nippon Kaigi, 1997’de “lobi faaliyetleri” yürütmek ve “Japon İmparatorluğunu diriltmek” amacıyla kurulmuş bir teşkilattı. Antisiyonist ve antiemperyalist bir yapılanmaydı ve Erbakan’ın Refah-Yol Başbakanlığına denk gelmesine dikkat çekenler vardı!?
40 binden fazla üyesi bulunan teşkilat, Japonya’nın nüfuzlu iş adamlarından, Yakuzalarından, diplomatlarından, bürokratlarından, akademisyenlerinden, istihbaratçılarından, hâkimlerinden, savcılarından, emniyet mensuplarından ve milletvekillerinden oluşmaktaydı. Devletin her kademesine yerleşen Nippon Kaigi, yasama organlarında çoğunluğu sağlayarak, Japonya Anayasası’nın 9. Maddesini değiştirmek çabasındaydı. 2013’te toplanan Nippon Kaigi, Japon İmparatorluğu’nun diriltilmesi için çalışmalara devam etme kararı almıştı. Toplantının sonunda, 2. Dünya Savaşı’ndaki Japonya’nın sembolü olan “Nippon Banzai” yani “Yaşasın Japonya” selamı verilmesi emperyalist ve Siyonist odakları telaşlandırmıştı.
Japon Anayasası Madde 9 uyarınca, Japonya bağımsız bir ordu kuramamaktaydı. 2. Dünya Savaşı’nda yenilen ve ABD’ye koşulsuz şartsız teslim olan Japonya, ABD’nin dayatmasıyla bu maddeyi kabul etmek zorunda bırakılmıştı!
İşte, bu Nippon Kaigi teşkilatı, 2006’da Savunma Bakanlığı kurulmasını sağlamıştı, öncüsü ise Shinzo Abe olmaktaydı!
Japonya, o tarihten bu yana özellikle Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri alanında ciddi bir yatırım yapmaya başlamıştı. Adı “Japon Meşru Müdafaa Kuvvetleri” olan Japon ordusunun envanterinde, 2 uçak gemisi, 22 denizaltı, 36 destroyer, 10 firkateyn, 155 F-15, 62 F-16 ve 23 F-35 savaş uçağı bulunmaktaydı. Japon Kara Kuvvetleri’nde ise 1000 tank, 200 top ve 100 çok namlulu roketatar vardı. Japon ordusunun toplam personel mevcudu ise 250 bin kadardı. Bu rakamlar NATO ile kıyaslandığında Japonya’yı, ABD ve Türkiye’den sonraki en büyük ordulardan birisi yapmaktaydı.
Shinzo Abe’nin Amacı; Siyonizm’den Bağımsız Bir Japonya’ydı!
Shinzo Abe, Japonya’nın ABD ile müttefik kalarak silahlanmasını ve Bağımsız Japonya’nın tekrar kurulmasını amaçlayan Nippon Kaigi’nin en önemli üyelerinden birisi konumundaydı. Aynı zamanda Nippon Kaigi’nin danışmanlarından birisi olan Shinzo Abe, Başbakanlık süreci boyunca teşkilatın aktif bir üyesi gibi çalışmıştı. Japonya’nın anayasasındaki 9. maddede yapılan değişiklikler ile 2006’dan bu yana silahlanmasını ve elit piyade birimleri kurmasını sağlayan tüm değişiklikler, Shinzo Abe döneminde başarılıp uygulanmıştı.
Shinzo Abe’nin Bakanları, 2. Dünya Savaşı’ndaki 14 Japon Savaş Suçlusu anısına yapılan türbeyi ziyaret etmesi, Siyonist baronları ve uşakları olan ABD ve AB Başkanlarını telaşlandırmıştı.
Shinzo Abe’nin Japon İmparatorluğu fikirleri bunlarla sınırlı kalmamıştı. Kuzey Kore, Çin ve Rusya’ya karşı silahlanarak güçlenmeyi hedefleyen Nippon Kaigi, aynı zamanda 2. Dünya Savaşı’ndaki Japonya’nın durumunun da ciddi bir savunucusu konumundaydı. Kore’de ve Çin’de gerçekleştirilen katliamlar, insanlık dışı deneyler ve araştırmalar, işkenceler ve tecavüzler ile bilinen “Birim 731”in işlediği hiçbir insanlık suçu için özür dilenmeye yanaşılmamıştı. Çünkü Japonya’nın bunlarla bir ilişkisi bulunmadığı açıklanmıştı. Shinzo Abe, Kore’de Birim 731’in gündemde olduğu dönemde, “731” numaralı özel bir uçağa binerken poz verdiği fotoğraf oldukça tartışılmış, Güney Kore’de ve Kuzey Kore’de bu tavır tepki ile karşılanmıştı. Oysa Shinzo Abe aleyhine bu kampanyaları yürüten asıl odaklar Siyonist ve emperyalist merkezlere bağlıydı.
Shinzo Abe; ayrıca Japon ordusunun 1937’de 300 bin Çinli’yi öldürerek gerçekleştirdiği (Nanking) Nanjing Katliamı’nı kabule yanaşmamış ve “Tarihsel gerçeklerin çarpıtılması” olarak yorumlamıştı. Siyonist odaklar ve yayın organları:
“Japon İmparatorluğu ve faşizm dönemine ait sembolleri kullanmaktan çekinmeyen Shinzo Abe’nin teşkilatı Nippon Kaigi”nin, bir terör şebekesi ve dünyanın yeni bir tehlikesi saymak için çırpınmaktaydı. Ama her şeye rağmen Shinzo Abe’nin partisi 10 Temmuz 2022 seçimlerinden zaferle çıkmıştı.
Shinzo Abe’nin ve Nippon Kaigi Örgütü’nün, duyarlı ve tutarlı bir tavrı da, hem FETÖ yapılanmasına hem PKK eşkıyalarına, kesinlikle fırsat ve ruhsat tanımamış olmalarıydı!..
Japon Anayasası yeniden mi ele alınacaktı?
10 Temmuz 2022’deki seçimde Shinzo Abe’nin partisinin elde ettiği zafer, anayasa değişikliğini meclisten geçirip referanduma götürmek için yeterli olmamıştı. Ancak muhalefetteki önemli partilerden olan “Japonya Yenilik Partisi” Nippon Ishin no Kai, Anayasa Madde 9’un değişimi ve Japonya’nın silahlanması konusunda müzakerelere açık olduğunu açıklamıştı.
Konsüller Meclisi’nde 21 sandalyesi bulunan Nippon Ishin no Kai, Shinzo Abe’nin fikirlerini yaşatan koalisyon hükümetini desteklerse, Japonya’nın silahlanmasının önündeki bütün engeller kalkacaktı. ABD, Japonya’nın Çin’e karşı silahlanmasını onaylamış ve bu fikri desteklediğini açıklamış olsa da[4] aslında bu tür çabalara ve Japonya’nın bağımsızlaşmasına ve Siyonizm’in güdümünden çıkarılmasına şiddetle karşı oldukları bilinip durulmaktaydı.
Ortadoğu’yu ve Asya’yı Hizaya Sokma Turları!
ABD Başkanı Biden, Ortadoğu turuna çıkmıştı. İlk durağı İsrail olan Biden, daha sonra 9 Ortadoğu ülkesi lideri ile buluşmuştu. Ortadoğu’da yeni bir konseptin ayak seslerini işaret eden bu ziyarette Biden, İsrail ile normalleşen ülkeler kervanına yenilerini dâhil etmeyi amaçlarken, bu ülkeler ile İsrail arasında askeri işbirliği oluşturmanın zeminini de hazırlamaya çalışmıştı.
ABD, ‘Yeni Ortadoğu’ hamlesini başlatmıştı. İsrail’i ziyaret eden ABD Devlet Başkanı Joe Biden, Tel Aviv’de gerçekleştirdiği temaslar sonrası, Suudi Arabistan’a uğramıştı. Bu dikkat çeken dört günlük ziyarette Biden’in ajandasında, İsrail ile normalleşme ve Ortadoğu’yu ‘istikrara kavuşturma(!)’ maddeleri yer almaktaydı.
4 günde 9 Ortadoğu ülkesi ile buluşulmuştu!
Suudi Arabistan’da Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) toplantısına da katılan Biden, Suudi Arabistan dışında Konsey üyeleri Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Katar ve Kuveyt liderleri ile de ayrı ayrı görüşmeler yaptı. O ülkelerin dışında Biden ayrıca, Konsey toplantısına davet edilen Mısır, Ürdün ve Irak liderleriyle de bir araya gelip toplantı yapmıştı.
Biden’in ‘istikrar’ dediği İsrail’e uşaklıktı
Biden’in, bu ziyaretleri ile ilgili en dikkat çeken nokta ise ‘Ortadoğu’da istikrar’ palavrasıydı. Ziyaret öncesi, Washington Post gazetesinde bir makale kaleme alan Biden, “Rus saldırganlığına karşı koymak” ve “Çin’i geride bırakmak için” Ortadoğu coğrafyasının istikrara kavuşmasının önemi üzerinde durmuşlardı. ABD’nin, kuzey ülkelerini Rusya’ya karşı NATO çatısı altında toplamaya yönelik çabalarının devam ettiği bir dönemde yapılan bu ziyaretin, Ortadoğu’da da benzer bir konseptin uygulanması yönünde bir işaret olarak yorumlanmıştı. Anlaşılan Japonya’nın özgürlük çabaları ABD’yi iyice telaşlandırmıştı.
Biden’in Turu Büyük İsrail’e Hizmetkârlıktır!
Hamas, ABD Başkanı Joe Biden’in Ortadoğu’ya gerçekleştireceği turun, Filistin davası pahasına Siyonist İsrail’e hizmet edeceğini hatırlatmıştı.
Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, Biden’in İsrail, Filistin ve Suudi Arabistan’da gerçekleştireceği birkaç günlük temasların, “Siyonist projeyi koruma amacıyla bölgesel bölünmeleri derinleştirebileceğini” hatırlatmıştı. ABD Başkanlarının bugüne kadar bölgeye yaptıkları ziyaretlerin hepsinin temel amacının, İsrail çıkarlarına hizmet etmek olduğunu vurgulayan Kasım, “ABD Başkanı Biden’in ziyareti, Filistin davası pahasına bölgedeki İsrail çıkarlarına hizmet etmekten başka bir şey değildir” vurgusu yapmıştı. Siyonist İsrail ve emperyalist ABD’nin politikalarına karşı direniş gruplarına safları birleştirme çağrısı yapan Kasım şunları aktarmıştı:
“Biden’in ziyareti sırasında İsrail’in yer alacağı askeri ittifakların kurulması ve İsrail-Arap normalleşmesinin genişletilmesi, hem Filistin davasına hem de Ortadoğu bölgesinin ulusal çıkarlarına karşı stratejik bir tehlikedir.”
ABD Başkanı Biden’in, 13-16 Temmuz 2022 tarihlerinde İsrail, Batı Şeria ve Suudi Arabistan’ı kapsayan Ortadoğu ziyareti Siyonizm’e hizmetkârlıktı. Biden ilk olarak İsrail’in geçici Başbakanı Naftali Bennett’le Kudüs’te buluşmuşlardı. Ardından ikinci durağı olan Batı Şeria’da Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’la bir araya gelmesi avutma amaçlıydı. Buradan Suudi Arabistan’ın Cidde kentine geçerek, Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi toplantısına da katılmıştı. Suudi Arabistan’da Kral Selman ve Veliaht Prens’le de görüşen Biden, İsrail’in resmi ajanı gibi davranmıştı.
Bolton’dan Darbe Planı İtirafı
Beyaz Saray eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, bir televizyon programında kendisini, “başka ülkelerde darbe planlamalarına yardımcı olmuş biri” olarak tanımlamıştı.
CNN televizyonunun, 6 Ocak Kongre baskınına ilişkin özel yayınına konuk olan Bolton, ilginç bir itirafta bulunmuşlardı. ABD eski Başkanı Donald Trump’ın seçim sonuçlarını kabul etmeyerek 6 Ocak’ta darbe yapmaya kalkışıp kalkışmadığı konusunda CNN sunucusu Jake Tapper ile Bolton arasında tartışma yaşanmıştı. John Robert Bolton, ABD Başkanı Donald Trump döneminde 9 Nisan 2018 ve 10 Eylül 2019 tarihleri arasında Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görev almıştı. Bolton 6 Ocak olaylarının “dikkatlice planlanmış bir darbe” olarak nitelenmesine yönelik, Trump’ın böyle çalışmadığını, bir fikirden başka bir fikre kolay atladığını hatırlatmıştı. Tapper’in “Darbe yapmak için son derece zeki olmaya gerek yok” diye karşılık vermesi üzerine Bolton şu ifadeleri kullanmıştı: “Burada değil ama başka ülkelerde darbe planlamalarına yardımcı olmuş biri olarak buna katılmıyorum.” Bu sözleriyle John Bolton; ABD’nin birçok ülkede darbe planladığını açığa vurmuşlardı. Bu nedenle eski Japonya Başbakanı Shinzo Abe’nin suikastında ABD parmağı aramamız doğru bir yaklaşımdı. Hatırlayınız, Erbakan Hocamıza yönelik 28 Şubat tezgâhının arkasında da Amerika ve Siyonist odaklar vardı.
“Ortadoğu’da Arap NATO’su kurulacak” iddiası
ABD’nin Ortadoğu’daki varlığını yavaş yavaş çekmesiyle; bölgede merkezi İsrail olan bir Arap NATO’sunun kurulabileceği tartışılmaktaydı. Bazı uzmanlar bu fikrin; yakın bir gelecekte gerçekleşmesinin zor olduğunu, ama Siyonist sermayenin böyle bir hedefinin bulunduğunu hatırlatmışlardı.
Ürdün Kralı 2. Abdullah’ın, “Ortadoğu’da NATO benzeri bir askeri ittifak kurulursa bunu destekleyeceğini” açıklaması gündem oluşturmuştu. Ürdün Kralı, ABD yayın organı CNBC’ye yaptığı açıklamada, “Ortadoğu NATO’sunu destekleyecek ilk insanlardan biri ben olurum. Hepimiz bir araya gelip ‘Birbirimize nasıl yardımcı olabiliriz?’ diyoruz. Ki bence bu, bu bölge için çok hayati bir oluşumdur” ifadesini kullanmıştı.
Ürdün Kralı’ndan önce İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz da İsrail’in, ABD öncülüğünde kurulan “Ortadoğu Hava Savunma İttifakı” adlı bir oluşuma katıldığını açıklamıştı. Gantz, bu oluşumda başka hangi ülkelerin olduğuna dair bilgi aktarmamıştı. Yani Ürdün Kralı ile İsrail Savunma Bakanı aynı kafadaydı. Ve zaten NATO’nun; Baltık coğrafyası, Balkanlar ve Karadeniz civarında yayılması, hem Türkiye’nin kuşatılması hem Büyük İsrail’e zemin hazırlanması amacı taşımaktaydı…
Dokuz AB ülkesinden İsrail’e ret kararı!
Bu arada, Avrupa Birliği (AB) üyesi dokuz ülkenin Dışişleri Bakanlıkları ortak bildiri yayınlamıştı. Bildiride, “İsrail’in Filistinli altı sivil toplum kuruluşunu terör örgütü olarak tanımlama” taleplerinin reddedildiği vurgulanmıştı. Belçika, Danimarka, Fransa, Almanya, İrlanda, İtalya, Hollanda, İspanya ve İsveç Dışişleri Bakanlıkları sözcülerinin “Filistin Sivil Toplum Kuruluşlarına İlişkin Ortak Açıklama” başlığıyla yayımlanan bildiride İsrail’in söz konusu STK’lara ilişkin yeterli delil sunamadığı hatırlatılmıştı.
Dokuz ülkenin ortak bildirisinde: “22 Ekim 2021’de İsrail altı Filistinli sivil toplum örgütünü terör örgütü olarak tanımlamıştı. Terörizm suçlamaları veya terörist gruplarla bağlantı her zaman azami bir ciddiyetle ele alınmalıdır. Bu nedenle tanımlamaların dikkatli ve kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyordu. İsrail’den, bu STK’ları ’terörist örgütler’ olarak belirleme kararı temelinde altı Filistinli STK’ya yönelik politikamızı gözden geçirmemizi haklı çıkaracak önemli bir bilgiye rastlanmamıştır’’ ifadeleri yer almıştı. Açıklamanın devamında: “Bunun aksini kanıtlayacak belgeler olursa ona göre hareket ederiz. Böyle bir kanıtın olmaması durumunda, söz konusu sivil toplum kuruluşları için işbirliğimizi ve güçlü desteğimizi sürdüreceğiz. Demokratik değerlerin yaygınlaştırılması ve iki devletli çözüm için özgür ve güçlü bir sivil toplum vazgeçilmezdir” sözleri anlamlıydı.
Bu gelişme, dokuz AB ülkesinin İsrail’e: “Biz sizin her talebinizi yerine getirmek zorunda değiliz!..” mesajıydı. Haçlı Hristiyan ülkelerin bu duyarlılığını İslam ülkelerinde ve Türkiye Hükümetinde görememek ne kadar acıydı!..
Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:
{mp3}SHINZOABE{/mp3}
[1] Milli Görüş İktidarını Bekleyen Tehlikeler ve Alınması Gereken Tedbirler – Kitap: Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi – Sh: 341 – Ahmet Akgül
[2] George Friedman’ın Felaket Kurguları ve Siyonistlerin Milli Çözüm Korkuları – Kitap: Tuz Kokarsa – Sh: 238 – Ahmet Akgül
[3] Tektonik Deprem İddiaları ve ABD Seferberliğinin Felaket Tellallığı – Kitap: Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları – Sh: 212 – Ahmet Akgül
[4] Odatv.com – K. Gürbüz

HAK BÂTIL MÜCADELESİNDE MİLLİ CEPHENİN MERKEZİ; ERBAKAN gg5seHOCADIR!..
Makaleden önemli mesajlar:
“Shinzo Abe:
1- Ekonomiyi Millileştirip Küresel Siyonist Sermayenin sömürü çarkını kırmaya…
2- Güçlü ve bağımsız bir Japon Savunma gücü hazırlamaya…
3- Dünyadaki etkin ve antisiyonist oluşumlarla irtibat kurmaya çalışan bir insandı.
I. ve II. Dünya Savaşlarında yıkılan ve uzun yıllar siyasi ve ekonomik baskı altında tutulan Alman ve Japon halkları, bu esaret ve ezilmişliğin intikamını alacakları günü kollamaktadır.
Ekonomide süper güç olan Almanya ile teknolojide süper güç olan Japonya’nın saf değiştirmesi, Siyonist hâkimiyetinin çöküşünü hızlandıracaktır.”
Bütün bu yazılanlar da gösteriyor ki, dünyada Hak Bâtıl mücadelesinde, her ülkede milli bir yapılanma ve siyonizme karşı direniş mücadelesi mevcut. Bu milli ve onurlu direnişin temelinde ve merkezinde Türkiyemiz ve Rahmetli Erbakan Hocamızın olduğu gün gibi aşikar. Bize düşen ise, bu olayın farkında olup, samimiyet ve cesaretle gayret etmektir.
Öngörü
Muhterem Ahmet AKGÜL hocamızın yıllar öncesinden öngördüğü gibi her ne kadar siyonizmin güdümünde hareket etseler de başta Almanya ve Japonya olmak üzere bu cendereden kurtulmanın yollarını aramaktadırlar. İşte bu devletlere bu yolu açacak girişim Aziz Erbakan Hocamızın Yeni Bir Dünya vizyonu ve D8 girişimidir. İnsanlığa yeni bir ufuk ve kurutuluş/umut kapısı. Ne diyordu Erbakan Hocamız; “ikinci Yalta’da biz bu batı dünyasına gelin bakalım biz size de hakkınızı vereceğiz ama zulüm yapmanıza müsaade etmeyeceğiz”. İşte insanlığa sunulacak yeni ve Adil dünya düzeni budur, İslam’ın adaleti de dünyaya böyle hakim kılınır. Erbakan Hocamız “siz bu kapıya geleceksiniz gelmeye de Ben istiyorum ki kafanızı gözünüzü yarmadan gelin” sözünü her ne kadar bizim milletimize söyler göründüyse de aslında tüm insanlığa ve devletlere söylemiş, bakın insanlık şu anda kafasını gözünü yarıyor, bu kapıya mecbur gelecek.
Yanılıyorsun Ali bey
Hiçkimseye tek kuruş borç veripte dolandırılma mevzusu yok çok şükür. Biriyle karıştırdın galiba. Bu gaipten haber verme gibi niyet okumadır ve doğru bir yaklaşım değildir
Sayın Ali Çağıi bey
Ali bey ben genel bir yaklaşımla ülkenin bir zaaf durumunu ortaya koydum. Yoksa şu şahıs bu şahıs demedim. Ahmet hoca Elazığ için bir değerdir. Milli Görüşçü ve Erbakan sadıkıdır. Kişisel kazanımları ve varsa kişisel kusurları beni ilgilendirmez. Herkesin özeli ve yapıp ettikleri Kişi ile Allah arasındadır. Nasıl böyle bir sonuç çıkardınız anlamadım. Ama ben nice Erbakanı iyi anladığını söyleyip makam ve para hırsıyla yanlışa gidenleri anlattım. Ne diyelim. Kim nasıl anlarsa.
Güneşi balçıkla sıvamaya ne gücünüz yeter ne de gayretiniz, yorulmayın boşuna varın işinize bakın..!!!
[quote name=”Elazığ diyarı”]Yıllarca Saadet ve cemaatler içinde bulundum. Şimdi anlıyorum ki bir Erbakan hoca varmış. Valla ne yalan diyeyim Erbakanı en iyi tanıyanlarda artık eski şuurda değil. Herkes paranın makamın esiri olmuş. Allah bizlere hayırlı bir sahip göndere.[/quote]
“Elazığ Diyar” rumuzlu arkadaşa…
Şuan yorum yazdığınız bu makalenin barındırıldığı web sayfası olan http://www.millicozum.com sitesindeki tüm butonların ( Anasayfada üst tarafta) içeriğini titizlikle incelerseniz Milli Çözüm’ün ve Üstad Ahmet AKGÜL Hocamızın yolunun Aziz Erbakan Hocamızın yoluyla öğütleriyle öğretileriyle projeleriyle hedefleriyle EŞ OLDUĞUNU göreceksiniz… Ha görmek istemiyorsanız veya kamufle etme derdiniz ve gayeniz var ise peşinen söylemiş olayım bir Milli Çözüm okuyucusu olarak : BOŞUNA YORULMAYIN GÜNEŞİ BALÇIKLA SIVAMAYA NE GÜCÜNÜZ YETER NE DE GAYRETİNİZ…. VARIN YOLUNUZA GİDİN… YA DA ŞEYTANIN SESİNİ DİNLEMEK YERİNE VİCDANINIZIN SESİ GELİYORSA ONU DİNLEYİN…
“Elazığ Diyarı” rumuzlu Kardeşe biraz ayar!..
[b]“Elazığ Diyarı” rumuzlu Kardeşe biraz ayar!..[/b]
Biz, Erbakan Hocamızı hakkıyla tanıyan ve Ona sadakatten hiç ayrılmayan… İslam’a, Kur’ana, Milli ve manevi esaslarımıza dil uzatanlara, anında cevabını yapıştırıp susturan, sadece Ahmet Akgül Hocamızı gördük… Onun da malla, parayla, çıkarla ilgili hiçbir tavrına rastlamadık… Öyle olsaydı, zaten davanın sadıkı olamazdı.
[b]Şimdi bay Elazığ Diyarlı!..[/b]
Lafı eğip bükmeden söyle bakalım; Erbakan Hocayı çok iyi anlayıp ve hala sadakatle bağlı kalıp da, senin de tanıdığın birisi:
Sizden borç para alıp üstüne yattı mı?
Sizi herhangi bir şekilde dolandırdı mı?
Zaruri ihtiyaçları dışında, öyle katlar, yatlar, arabalar satın aldı mı?
Biz Ahmet Akgül üstadımızın en yakınlarıyız ve sırlarına vakıfız. Elazığ’da bulunan tek evi, depremde hasar alınca, yıllarca içinde oturamadı, sonra arabasını satarak ve çocuklarından, kardeşlerinden destek alarak mecburen, yine eski yapı bir ev alıp taşındı. Hala borçları var ve arabası bile yok…
Ahmet Akgül’ün bu hizmet ve gayretlerini, en etkin ve yetkin hükumet ve şahsiyetlere aldırmadan hakikati haykıran cesaretini, her ay mahkemelerde süründürülmesine rağmen asla davasından taviz vermemesini, bir kelime ile tebrik ve teşekkür etmek yerine, bu yuvarlak laflarla karalama ve iftira atma, su-i zan oluşturma ayıbınızdan tevbe ediniz… Veya bildiğiniz ve belgeleyeceğiniz haksız kazanç girişimleri varsa, mertçe ve mü’mince açıklayıp topluma gösteriniz…
Oysa adınızı bile yazmaktan aciz ve korkak bir tipsiniz!..
Şimdilik bu kadarıyla yetinelim…
[b][i]
Ali Çağıl[/i][/b]
MİLLİ ÇÖZÜM YILLARDIR SÖYLEDİ; GÖRENDİR, KÖRE NE!..
Türkiye merkezli Küresel Milli Derin Yapıyla, Küresel Siyonizmin kapışmasının aşikare çıkmasıydı Shınzo Abe suikastı.
İlginçtir ki; Bir kısım Avrupa ülkeleri Filistin sembolüyle cephesini belli ederken, Ortadoğu’da adı islamla anılan yine bir kısım ülkeler İsrail tarafında şimdilik tarafını belli etmeye başlamışlardı. Malesef normalleşme süreciyle Türkiye’de ki işbirlikçi yapılar günü kutarmak hesaplı hamleler yaparak İsrail’li Siyonist dostlarının iltifatlarına mazhar olmuşlardı. AKP iktidarı ve yandaşları kendilerini kurtarmak adına Türk halkını ve devletini İran ve Filistin halklarının nefretine muhatap kılmışlardı. Zaten Siyonizmin diğer en büyük amaçlarından biri İran-Türkiye çatışmasını körüklemekti.
Shınzo Abe’ nin ölümü bir milat gibi cephelerin mücadelesinin ve taraflarının ayrışmasının da, en yüksekten hesaplaşmasının da işaret fişeğiydi.
Siyonzim satrançta en tehlikeli taşlardan birine yani Abe’ye suikaste girişerek Japon Devletine hamlesini yapmıştı. Yıllardır ABD’nin atom bombalarının yıkımını ve Japon halkının katliama uğramasını zaten Milli duyarlı Japon devleti yıllık kutlamalarla halkına unutturmamıştı. Öyleyse; Ayeti kerimelerde;
“O yaklaşmakta olan, (Mehdiyet, kıyamet ve ahiret giderek) yaklaşmaktadır.”
Onu (müjdelenen ve beklenen büyük değişim ve dönüşümü) Allah’ın dışında ortaya çıkaracak (ve zorlukları aşıp kutlu fetihler açacak) başkası yoktur! (Ondan bağımsız hiçbir güç bulunmamaktadır.)”
Necm/57,58
Cenabı Hakk diğer bir ayeti kerimede azabın ansızın beklenmedik yerden geleceğini işaret ederken;
“Onlardan öncekiler de (böyle), hileli-düzenler tertiplemişlerdi de, Allah(ın azap emri) gelip onların kurdukları (şeytani) yapıların temellerini (yıkıp geçti), bunun üzerine üstlerindeki tavan tepelerine çöküverdi; böylece azap onlara hiç farkında ve şuurunda olmadıkları yerden gelmişti (ve işleri bitirilmişti)” Nahl/26
Böylece hiç kimsenin tahmin etmediği, Siyasi, İktisadi, Askeri ve teknolojik hamlelerin vakti yaklaşmıştı.
Zaten Aziz Erbakan Hocamız da yıllardır bunun küresel hazırlığını yapmış, adeta tüm kordinasyon hesaplarıyla kutlu sona yaklaşılmıştır. Görenedir…
Tüm şer güçlerin engellemesine rağmen dünya hızla Milli Çözüm dönüşümünü yaşamakta.
“Siyonist merkezler Erbakan’ın projelerini ve stratejik hedeflerini çözmek ve karşı tedbirler geliştirmek için Milli Çözüm’e ilgi duymaktadır. Oysa biz, sadece Hocamızın açığa vurduklarını ve temel hedef olarak ortaya koyduklarını yazıyor, Müslümanlara ve mazlumlara moral aşılamaya çalışıyoruz. Hocamızın Siyonizm’in ve emperyalizmin yıkılışıyla sonuçlanacak tarihi mücadelesindeki taktik ve stratejik ayrıntıları ve bunlarla ilgili teknik ve politik kadrolarını elbette bilmiyoruz, bildiklerimizi de zaten yazmıyoruz” diye uyarıları ve Milli Çözümün makalemizdeki hatırlatmaları hem dünya güçlerinin Milli Çözümü gözardı edemediklerini hemde feyz kaynağı olduğunu ispat etmektedir. Tüm şer güçlerin engellemesine rağmen dünya hızla Milli Çözüm dönüşümünü yaşamakta.
Erbakan en özel sohbetlerinde bile Orduya saygılıydı ve sahip çıkardı!
Bu eylemi Siyonist odakların, CIA-MOSSAD gibi istihbaratların tasarladığı sırıtmaktaydı. Çünkü Shinzo Abe:
1- Ekonomiyi Millileştirip Küresel Siyonist Sermayenin sömürü çarkını kırmaya…
2- Güçlü ve bağımsız bir Japon Savunma gücü hazırlamaya…
3- Dünyadaki etkin ve antisiyonist oluşumlarla irtibat kurmaya çalışan bir insandı.
Japonya’daki önemli bir “düşünce üretim merkezi”nin İstanbul temsilcisi yine Milli Çözüm’ü arayıp, “ABD emperyalizmine ve Yahudi Siyonizm’ine karşı Adil Düzen Projeleri; Yeni bir Dünya için Türkiye, Japonya ve Almanya işbirliği” konusundaki yazı ve yaklaşımlarımızdan daha detaylı yararlanmak ve birlikte ortak teoriler kurgulamak üzere bizleri Japonya’ya çağırmış ve bu nedenle bir görüşme talebinde bulunmuşlardı.
[b]Japonlar özellikle: “Süper güç olmak ve dünya dengelerini kontrol altına almak için; EKONOMİK; TEKNOLOJİK ve ASKERİ GÜÇ olmak, JEOPOLİTİK ve STRATEJİK bir coğrafyada bulunmak, önemli bir DEMOGRAFİK (nüfus yoğunluğu) desteğini arkasına almak gereklidir, ama yeterli değildir. SÜPER GÜÇ olmak için bütün bu imkân ve fırsatları hazırlayıp yararlanmak yanında, mevcut dünya dengelerini ve arkalarındaki dinamikleri çok iyi bilen, şeytani merkezleri şaşırtmayı, vuruşturmayı ve savuşturmayı çok iyi beceren, ama asla vahşi heveslerine değil, insani değerlere göre hareket eden bir SÜPER BEYNE ve Onun sadık takipçilerine ve ilim varislerine ihtiyaç vardır. Ve işte Erbakan’ın farkı ve fazileti ve Siyonist merkezlerin korkulu rüyası haline gelmesi bundan kaynaklanmaktadır.”[/b]
Erbakan en özel sohbetlerinde bile Orduya saygılıydı ve sahip çıkardı!
Erbakan: “Ordumuza gölge düşürecek yayın yapılmamalı!” diye çıkışmıştı!
Ordu karşıtlığı üzerinden ucuz kahramanlık yapanları Hoca uyarırdı!
Başlıkların yer Aldığı yazıya da kulak vermekte fayda var
https://m.ahmetakgul.net/ataturk-ve-erbakan-in-milli-savunma-sevdasi-ve-orduya-karsi-ser-ittifaki-252
Siyaset ve Strateji Bilgeliği böyle bir şey olsa gerek…!
Makalede geçen Milli Çözüm’ün ve Muhterem Ahmet AKGÜL Hocamızın 1998 yılındaki öngörüleri, 2004 yılındaki konuyla ilgili yorumları ,işte Siyonizmi tanımanın ve Aziz Erbakan Hocamızı anlamanın en büyük iyiliği; olayları doğru okumayı ve okunan doğru olayların gereğini yerine getirmedeki başarılı sonuçları doğurmakta…
Şuan günümüzde kötülüğün merkezi olan SİYONİZMİ etkisiz yetkisiz bırakma ve Siyonizmin hedeflerini projelerini altüst edebilmek tabiri caizse ; ERBAKAN TEKNOLOJİLERİNİN genel özelliği olan düşmanın gönderdiği bombayı füzeyi kendi başında patlatma veya etkisiz kılma vari bir siyaset ve stratejiyle kötülüğün merkezini ve çalışmalarını ülkemiz ve dünya insanlığının saadeti için, SÖMÜRÜ DÜZENİNİN YERİNE YENİ BİR DÜNYA VE ADİL BİR DÜZEN KURMAK için, boşa çıkarmayı etkisiz kılmayı zulüm projelerini kendi başında patlatmayı, kendine en önemli ve öncelikli hedef edinmek olduğunu gördüğümüz zihniyetin Aziz Erbakan Hocamız ve O’nun Sadık Takipçisi Milli Çözüm Zihniyetinin önemini bir kez daha okuduk kavradık… Siyaset ve strateji Bilgeliğine örnek bir makale… Elinize yüreğinize sağlık Muhterem Hocam…
Dünya eski dünya değil
“Dokuz AB ülkesinden İsrail’e ret kararı!
Bu arada, Avrupa Birliği (AB) üyesi dokuz ülkenin Dışişleri Bakanlıkları ortak bildiri yayınlamıştı. Bildiride, “İsrail’in Filistinli altı sivil toplum kuruluşunu terör örgütü olarak tanımlama” taleplerinin reddedildiği vurgulanmıştı. Belçika, Danimarka, Fransa, Almanya, İrlanda, İtalya, Hollanda, İspanya ve İsveç Dışişleri Bakanlıkları sözcülerinin “Filistin Sivil Toplum Kuruluşlarına İlişkin Ortak Açıklama” başlığıyla yayımlanan bildiride İsrail’in söz konusu STK’lara ilişkin yeterli delil sunamadığı hatırlatılmıştı.”
Adil Düzen’e acilen geçilmeli…
Hz. Mevlâna’nın; “Fihi Mafih” kitabında çok önemli ve öğretici bir tespiti vardı: “Her çağda Hz. Muhammed’in varisi (Mehdisi ve Müceddidi) olacaktır. İnsanların Allah katındaki kıymeti ve makbuliyeti de, göstermelik ibadet ve hizmetleri kadar değil, asrın Nübüvvet temsilcisi ve takipçisi olan Zat’a desteği ve sadakati oranındadır.
İşte O Zatın kim olduğu ise, şuradan anlaşılacaktır: Ülkesindeki, bölgesindeki ve yeryüzündeki bütün inkârcılar, İslam düşmanları, Yahudi ve Hristiyanlar ve şeytani odaklarla beraber, sözde dindar geçinen tüm istismarcıların, İslamcı bilinen tarikat ve cemaatlerin, katı şeriatçı ve cihatçı bilinen grupların hepsi; kendi aralarında birbirlerini benimseyip sevmeseler bile, topyekûn O Zata düşmanlık yaparlar.
Vicdan ehli bilirki Aziz Erbakan Hocamız’ın karşısında ve O nu yıpratmak, işini zorlaştırmak için bu saydıklarımız ”yani siyonizmle işbirliği yapanlar” elbirliğiyle çalışmışlardır.
Şu anda Erbakan Hocamız’ın izinde, Adil Düzen Projelerinin dünya çapında, uygulanması için gayret eden; Üstadımız Ahmet Akgül ve Milli Çözüm olarak yeni ve Adil bir dünya amacımıza, mutlu medeniyet sevdamıza ve kutlu davamıza olan bağlılık ve sadakatimizden dolayı, bu uğurda karşımıza çıkacak tüm zorluklara, sıkıntı ve belalara sabretmekle; bıkkınlık ve zafiyet göstermeyip sebat etmekle kutlu hedefe ulaşılacaktır…
Güven yok artık
Yıllarca Saadet ve cemaatler içinde bulundum. Şimdi anlıyorum ki bir Erbakan hoca varmış. Valla ne yalan diyeyim Erbakanı en iyi tanıyanlarda artık eski şuurda değil. Herkes paranın makamın esiri olmuş. Allah bizlere hayırlı bir sahip göndere.
Sinsi Siyonizmin Tetikcileri ve Hain Planları
Dokuz ülkenin ortak bildirisinde: “22 Ekim 2021’de İsrail altı Filistinli sivil toplum örgütünü terör örgütü olarak tanımlamıştı. Terörizm suçlamaları veya terörist gruplarla bağlantı her zaman azami bir ciddiyetle ele alınmalıdır. Bu nedenle tanımlamaların dikkatli ve kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyordu. İsrail’den, bu STK’ları ’terörist örgütler’ olarak belirleme kararı temelinde altı Filistinli STK’ya yönelik politikamızı gözden geçirmemizi haklı çıkaracak önemli bir bilgiye rastlanmamıştır’’ ifadeleri yer almıştı. Açıklamanın devamında: “Bunun aksini kanıtlayacak belgeler olursa ona göre hareket ederiz. Böyle bir kanıtın olmaması durumunda, söz konusu sivil toplum kuruluşları için işbirliğimizi ve güçlü desteğimizi sürdüreceğiz. Demokratik değerlerin yaygınlaştırılması ve iki devletli çözüm için özgür ve güçlü bir sivil toplum vazgeçilmezdir” sözleri anlamlıydı.
Bu gelişme, dokuz AB ülkesinin İsrail’e: “Biz sizin her talebinizi yerine getirmek zorunda değiliz!..” mesajıydı. Haçlı Hristiyan ülkelerin bu duyarlılığını İslam ülkelerinde ve Türkiye Hükümetinde görememek ne kadar acıydı!..
Siyonistin ayağına heryerde batan diken gibi milli görüş gerçekleri
“Japon Çalıştayı” olarak bilinen Nippon Kaigi, 1997’de “lobi faaliyetleri” yürütmek ve “Japon İmparatorluğunu diriltmek” amacıyla kurulmuş bir teşkilattı. Antisiyonist ve antiemperyalist bir yapılanmaydı ve Erbakan’ın Refah-Yol Başbakanlığına denk gelmesine dikkat çekenler vardı!?
Milli görüş hareketinin tüm insanlığın saadetini amaçladığının en büyük kanıtı…
Kalbi mühürlenen münafıklar ve zalimlerin yok oluşu…
Hristiyan da olsa vicdanı var!
Peki ya hakkı gördükten sonra bâtıla katanlar?!
Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan bir Hristiyan devlet yetkilisi olsa münafıkların verdiği zararı veremez…
Çünkü ruhları satılmamış, vatan sevgisi, vefa duygusu, vicdanı vardır.
Ama bunların kalmamış kendi ülkesine ve İslam davasına ihanet eden bu zalimlerden Allah’ın intikam alması yakındır İnşallah!
Calut’un da binlerce askeri, filleri, zırhları vardı ancak…
Hz. Davud’un sapan taşını hesaba katamamıştı.
İşte ERBAKAN Hocanın elektronik harp teknolojisinide batıl hesaba katamayacak ve önlem alamayacak..
İbrahim 46
Gerçek şu ki, onlar (zalimler ve hainler, mü’minlere ve İslami girişimlere karşı) hileli planlar kurdular (ve kuracaklardır). Oysa onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatacak (derecede bugün nükleer silahlara ve teknolojik imkânlara dayanmış) olsa da, Allah katında kesinlikle onları (boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak kudret) planları ve programları vardır! (Allah zalim güçlerin mekir ve tuzaklarını kendi başlarına saracaktır.)
https://www.mealikerim.com/14/ibrahim/46
Allah ol der oluverir
Siyaset arenasına güven kalmadı. Sanat çirkinleşti. Spor rezaletler ortamına dönüştü. Devlet kurumları tıkandı. Aileler parçalandı. Ekonomi çöktü. Ahlak kalmadı. Ama yinede hükümet hiçbirşey yokmuş gibi yoluna devam ediyor. Millet uyuyor. Zengin daha zengin, fakir dahada fakir oluyor. Şimdi Allah rızası için söyleyin. Böyle bir zilleti ve illerin mübessili olanlara Milli devlet destek veriyor ve bunlar milli devletin kontrolünde demek ihanet olmaz mı? Bunlar Erbakan’ın devamı demek, Erbakan hocaya ihanet olmazmı? Ve artık kim gelecekse gelsinde şu zilletten kurtulalım dene noktasına geldik. Sizce kim gelirse bu iş düzelir, açıklama yaparmısınız
Siyonizm hiç bir taşın altını boş bırakmamaktaydı.
Son 300 yıldır dünya hakimiyetini elinde tutan siyonizm hiçbir taşın altını boş bırakmamaktaydı. Karşımızdaki şeytani düşünce ve onun eylemlerini deşifre eden ERBAKAN Hocamız tabikide onun yıkılmasını sağlayacak Her türlü önlem ve aksiyonu yapmıştı. Siyonizmin yıkılmasının önemli taşlarından biri olan Japonyayı boş bırakmazdı ve bırakmamıştır.
Ehl-i dalâletin zilletindendir ittifakları; ehl-i hidayetin izzetindendir ihtilâfları…
[b]Dalâlet ehli, Hak ve hakikate istinad etmediklerinden, ruh ve kalplerinde hadsiz bir boşluk, eksiklik duyarlar. Ve bu nedenle birbirlerine dayanır ve zahiri bir çokluk ve ittifak elde ederler.
Hidayet ehli ise; iman ile yalnız Allah’a tevekkül ve istinad etmekle, bir başkasına ihtiyaç duymayıp zahiri bir yalnızlık ve ihtilafa düşerler.
Dalâlet ehlinin ittifakı; acziyetten gelen, zayıf bir bağdır ve menfaate göre her an kopmaya mahkumdur.
Oysa hidayet ehli; zahirdeki ihtilafa rağmen, Tek ve Mutlak Hükümran olan bir Güce bağlanmakla, kendi aralarında kopmaz bir bağ potansiyeline sahiptir.
Dalâlet ehlinin Nato’su, AB’si, ittifakları… Gösterilmeye çalışıldığı gibi yenilmez ve sağlam değil, bilakis birbiri ardınca sıralanmış ve en ufak bir darbeyle birbirini devirecek olan, içi boş kof kütükler gibidir.
Evet, bizler ne kadar aciz kullar da olsak, Tevhid inancıyla gelen güç potansiyelinin farkına varmalıyız. Gönüllerimizdeki Bir’e olan inancı, İslam Birliği’yle taçlandırmalıyız.
Değil midir ki, hakiki imanı elde eden tek bir adam, dünyaya karşı meydan okuyabilir… O halde “balon güç”lerin bir gün muhakkak patlayacağını bilmeli ve o güne kadar kendi birliğimizi tesis etmenin projelerine hazırlanmalıyız…
Allah dava erlerini iki cihanda da muvakkaf kılsın…
[/b]
Milli Çözümü Anlamak ve Sağlam bir Milli Görüşcü Olmak…
Japonların, Siyonistlerin, Antisiyonistlerin ve onlarca farklı cenahın – kuruluşların büyük bir dikkat ile takip ettiği MİLLİ ÇÖZÜM DERGİSİ ni acaba bizim şaban’lar, Hasan’lar, Hüsnü’ler ne zaman takip edip anlayacak?
İnşallah Anlamaya başladıkları zaman kafaları ve gözleri yarılmış perişan halde olmazlar…
Siyonizm Dünya Tarihinden Siliniyor.!!
Avrupa Blokunun, Siyonist ceryandan kendisini yavaş yavaş kurtardığının, Japonyanın da , ABD tutsağından kendisini bağımsız kılacak bir devlet düzenine doğru hızla yol aldığının, ancak ve malesef ki Ortadoğunun sözde İslami Hükümetlerinin Allahtan korkmadan hala Siyonist sömürü ve zulüm sistemine nasıl da canhıraş bir psikoloji ile tutunduklarının bir fotoğrafı olmuş makale….
Ve Allahın lütfuyla geç te olsa İslam alemid de mutlaka uyanacaktır.. Bunun için Türkiye’nin şahsiyet ve izzet sahibi bağımsız bir Milli Mutabakat iktidarına ve hemen akabinde bir Adil Düzen proğramına ihtiyaç vardır..
Şüphesiz bunun da çaresi , Milli Çözüme imanına inanan bir şuurdadır.
DERİN DEVLET ANLAYIŞI VE DÜNYA DÜZENİNİN YENİDEN ŞEKİLLENMESİ
Yaklaşık yirmibeş yıl önce; Elazığ’da bir seçim mitingi öncesinde, Merhum Erbakan Hocamızın katılımları ile ilgili afiş ve bayrak çalışması yaparken, teşkilat içerisinde etkin birkaç kişinin muhabbet ederken, Ahmet Hocamızın Milli Derin Devlet söylemini dile getiriyorlarken ya akıllarının yatmadığından veya önyargılı bir bakış açısından dolayı hayalcilik gibi durumu değerlendirmeye ve dikkate değer görmemeye yelteniyorlardı. Fakat gerçek yılların seyrinde mutlaka ortaya çıkacaktı ve o gün bu söyleme bıyık altından ciddiyetsizce gülen zavallılar bugün dillerinde Milli Devlet söylemini sık sık dile getiriyorlar. Evet dünyada iki güç çarpışıyor. Siyonist sömürü çarkının oluşturduğu derin yapı ile, Milli Güçlerin oluşturduğu Milli Derin Devlet yapısı. Şu an itibari ile dünyadaki gelişmelere bakınca görüyoruzki, Siyonist çarkı tıkanıyor ve batıyor, Milli Güçler toparlanır ve şahlanıyor. Haydi hayırlısı..