ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün137
mod_vvisit_counterDün1785
mod_vvisit_counterBu Hafta6723
mod_vvisit_counterGeçen hafta16665
mod_vvisit_counterBu Ay10652
mod_vvisit_counterGeçen Ay67493
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19018882

IP'niz: 44.192.94.86
Bugün: 07 Tem 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13043163

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

SN. ERDOĞAN, BU OLUMLU VE ONURLU ÇIKIŞIN ARKASINDA DURACAK MIYDI?!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 44
ZayıfMükemmel 

 

SN. ERDOĞAN, BU OLUMLU VE ONURLU ÇIKIŞIN

ARKASINDA DURACAK MIYDI?!

      

Cumhurbaşkanı Erdoğan, (13.05.2022) Cuma namazı çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtlarken: “Finlandiya ve İsveç'in NATO üyeliği adımlarına Türkiye olarak olumlu bakmadıklarını” açıklamıştı. Bu kurusıkı çıkışlar, hem halkımızı avutma amaçlıydı, hem de İsveç ve Finlandiya’ya: “Göstermelik de olsa PKK’ya mesafe koyduğunuza dair açıklamalar yapın ki, NATO’ya girişinizi onaylayalım…” hatırlatmasıydı. Yoksa, yandaş medyanın: “Sn. Erdoğan'ın Finlandiya ve İsveç'in NATO üyeliğiyle ilgili açıklamaları dünyada büyük yankı uyandırdı” yorumları tam bir palavraydı. Ve zaten Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki, günlük basın toplantısında, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Finlandiya ve İsveç'in NATO üyeliğine ilişkin sözleriyle ilgili olarak: “Finlandiya ve İsveç'in NATO üyeliği sürecinde Türkiye'nin pozisyonunu netleştirmeye uğraştıklarını ve bu konuda Türkiye ile birlikte çalıştıklarını” vurgulamıştı. Birçok NATO ülkesinin Finlandiya ve İsveç'in NATO'ya üyelik sürecine desteğini açıkladığını anımsatan Psaki’nin, "Türkiye ve atadığı temsilciler ile çalışmaya devam ediyoruz" sözleri, Erdoğan’ın halkın tepkisini yumuşatma amaçlı ucuz kahramanlık çıkışları yaptığı imasını barındırmaktaydı.

Ardından, Beyaz Saray'dan yapılan yazılı açıklamada, ABD Başkanı Biden'in Andersson ve Niinisto ile bir telefon görüşmesi yaptığı anlaşılmıştı. Bu görüşmede ABD, İsveç ve Finlandiya arasındaki savunma ve güvenlik iş birliğinin ele alındığına işaret edilen açıklamada, Transatlantik güvenliğinin güçlendirilmesi vurgusu öne çıkmıştı. Görüşmede liderlerin, küresel konularda ülkeler arasındaki iş birliğini ele aldığı kaydedilen açıklamada, Ukrayna'ya desteğe devam edilmesine yönelik taahhüt verildiği de vurgulanmıştı.

Sn. Cumhurbaşkanı'nın bu çıkışı, elbette olumlu ve onurlu bir adımdı. Can düşmanımız ve Dinsiz Terör Eşkıyası PKK’yı resmen ve alenen destekleyen ülkelerin NATO’ya alınmalarına karşı çıkmak ve veto yetkimizi kullanıp buna engel olmak en doğal hakkımızdı. Ancak, umarız ki Sn. Erdoğan bu çıkışlarından geri adım atmazdı ve kuşkularımızdan dolayı bizi haklı çıkarmazdı! Çünkü halihazırda NATO ülkelerinin neredeyse tamamı zaten PKK'ya ve PYD-YPG gibi yan kuruluşlarına açıkça sahip çıkmakta, yani Türkiye'ye düşmanca bir tavır takınmaktalardı. Sn. Erdoğan'a hatırlatmak lazımdı: Almanya’nın, Fransa’nın, Belçika’nın, Avusturya’nın, Birleşik Krallığın ve hele hele Yunanistan’ın PKK ve PYD’ye yaklaşımları İsveç ve Finlandiya'dan farksız mıydı? Ya “Stratejik Müttefikimiz!" ABD'nin küstah tavrını nasıl okumalıydı? Sn. Erdoğan’ın tam da İsveç ve Finlandiya uyarısı üzerine, Suriye’deki PKK Devletçiği Bölgesine inşaat, ihracat ve ithalat muafiyeti getirildiğini açıklamıştı. Bu resmen PKK'ya Devlet statüsü tanımak ve Suriye’nin parçalandığını duyurmaktı.

ABD yönetimi, Suriye'de SDG ismini kullanan YPG/PKK terör örgütünün işgali altında bulunan bölgelere ilişkin tarım ve inşaat gibi alanlara yönelik yaptırım muafiyeti getirdiğini açıklamıştı.

ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Ofisi'nden (OFAC) yapılan yazılı açıklamaya göre, Amerikan firmaları, YPG/PKK'nın işgali altındaki Suriye'nin kuzeydoğu ve kuzeybatısındaki PKK-PYD Kürt Kantonu bölgelere Suriye yaptırımlarına takılmadan artık yatırım yapabilecek kolaylığı sağlamıştı. OFAC'ın açıklamasına göre söz konusu bölgelere artık tarım, telekomünikasyon, ulaştırma, inşaat ve üretim gibi alanlarda yapılacak yatırımlar, her türlü yaptırımlardan muaf tutulacaktı. Öte yandan, muafiyet lisansları petrol ticaretini kapsamayacaktı. Ayrıca söz konusu yatırımların hiçbirinde Suriye rejimi ile herhangi bir işleme gerek duyulmayacaktı. Açıklamada yatırım lisanslarının coğrafi sınırlarına ilişkin "Suriye'nin kuzeydoğusunda ve kuzeybatısında rejimin kontrol etmediği alanlar" şeklinde genel bir ifade kullanılmıştı ve buralar PKK’ya ayrılan alanlardı. ABD daha önce Suriye'de terör örgütü YPG/PKK'nın işgal ettiği Deyrizor'daki petrol tesislerinde faaliyet gösteren bir Amerikan şirketinin yaptırım muafiyetini kaldırmıştı.

Erdoğan İktidarı bu kirli ve tehlikeli adımı onaylamış mıydı?

Rusya’nın Ukrayna işgaliyle beraber Türkiye’yle buzları eritmeye başlayan ABD’nin Ankara’yı kızdıracak bu hamleyi yapması tam bir küstahlıktı. ABD’nin, Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG’nin kontrolündeki bölgeler için yaptırım muafiyeti getirmesi, resmen Türkiye’ye düşmanca bir tavırdı. ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Büyükelçi Victoria Nuland, yaptığı açıklamada, YPG'nin kontrolündeki bölgelere dış kaynaklı yatırımların bir bölümüne izin verileceğini vurgulamıştı. Nuland, bu adımın bölgede IŞİD'in ekonomik istikrar yoluyla yenilgiye uğratılmasına hizmet edeceği bahanesine sığınmıştı. Bu açıklamanın ardından ABD Hazine Bakanlığı; tarım, inşaat ve finans sektörleri dâhil 12 alanda Suriye'nin kuzeyine yönelik ticari faaliyetleri onaylamıştı. Öte yandan Beşşar Esad hükümetiyle ve ABD'nin yaptırım listesindeki kesimlerle faaliyetlere ise izin verilmediği vurgulanmıştı.

Son kararla Kürt Kanton bölgesinden petrol ve yakıt satın alınmasının da önü açılmıştı.

Reuters haber ajansı, son kararın; ABD'nin, Suriye'de güya IŞİD'i ortadan kaldırma stratejisinin bir parçası olduğunu aktarmıştı. Oysa bunun temelsiz bir bahane olduğu sırıtmaktaydı. YPG'ye askeri destek veren ABD bu hamlesiyle Türkiye'nin tepkisini hesaba bile katmamıştı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, bu kararın PKK/YPG’yi meşrulaştırma çabası olduğunu söyleyip sızlanmıştı. ABD'li yetkililer ise, Washington'un bu kararla ilgili olarak Türkiye ve diğer müttefikleriyle görüştüğünü aktarmış ve AKP iktidarının onayını aldıklarını söylemekten sakınmamıştı.

Rusya'dan tepki, NATO'dan destek?! Siyonizm’in danışıklı dövüş icabıydı!

Finlandiya Cumhurbaşkanı ve Başbakanı, yaptıkları ortak duyuruda; NATO'ya katılmak istediklerini, bunun için "derhal" başvuru yapılması gerektiğini açıklamışlardı. Konuyla ilgili Rusya ve NATO'dan farklı bir yorum yapılmıştı. Bu, Siyonist sömürü çarkının tüm insanlığı aldatıp oyalama planının bir parçasıydı.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto ve Başbakan Sanna Marin, yaptıkları ortak açıklamada, ülkelerinin gecikmeden NATO üyeliğine başvurması gerektiğini hatırlatıp: "NATO üyeliği Finlandiya'nın güvenliğini artıracaktır. Gecikmeden NATO üyeliğine başvurmalıyız. Bu kararı almak için hâlâ gerekli olan ulusal adımların önümüzdeki birkaç gün içinde hızla atılacağını umuyoruz." ifadelerini kullanmışlardı. Ukrayna savaşı öncesinde Finlandiya halkının NATO üyeliğine desteği yüzde 25'teyken; son yapılan ankette bu oranın yüzde 76'ya çıktığı anlaşılmıştı.

Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov ise; Finlandiya'nın NATO üyeliğine kabul edilmesinin Rusya'nın güvenliği için tehdit oluşturacağını iddia edip: "Finlandiya'nın NATO'ya girmesi Rusya için tehdit oluşturacaktır. NATO'nun genişlemesi Avrupa'yı daha güvenli bir yer yapmayacaktır!" uyarısında bulunmuşlardı.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise bunu: "Finlandiya üyelik başvurusu yaparsa NATO'da memnuniyetle karşılanacak, katılım süreci sorunsuz ve hızlı olacaktır" şeklinde yanıtlamıştı.

Benzer şekilde İsveç'in de NATO'ya katılmak için ülke içi bürokratik süreci hızlandıracağı, tıpkı Finlandiya gibi yaz ayında NATO'ya katılmak için başvuru yapacağı konuşulmaktaydı. Rusya'nın 2014'te Kırım'ı ilhak etmesinden sonra İsveç ve Finlandiya, NATO ile iş birliğini artırmıştı.

ABD'de temaslarda bulunan AKP heyeti, kör müydü, sağır mıydı yoksa çok saf mıydı?

Bütün bunlara rağmen, Amerika’ya giderek; ABD Kongresi'yle temaslarını, Washington'da görev yapan basın mensuplarına değerlendiren AKP heyeti, özellikle Rusya-Ukrayna savaşındaki yapıcı rolünün ardından Türk-Amerikan ilişkilerinin çok olumlu olduğunu belirtmekten utanmamışlardı. AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Başkanı Efkan Ala, ABD Kongresi'nde yaptıkları temasları değerlendirirken, Türkiye'ye F-16 satılması konusunda: "Bu konuda çok olumlu görünüyorlar... Türkiye’nin savunma sanayisinin güçlendirilmesinin aynı zamanda nasıl NATO’ya da destek olacağını, bölgesel ve küresel barışa ne kadar katkıda bulunacağını onlarla paylaştık ve onlardan da hep iyimser bir izlenim aldık!.." edebiyatı yapmaktaydı.

Efkan Ala'nın başkanlığında Washington'da Kongre'de temaslarda bulunan heyette, AKP Grup Başkanı İsmet Yılmaz, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Akif Çağatay Kılıç, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanvekili Ahmet Berat Çonkar, AKP Diyarbakır Milletvekili Mehdi Eker ve AKP İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır yer almıştı. Heyete başkanlık eden Ala, toplamda bazıları senatörlerden oluşan 24 Kongre üyesiyle kapsamlı ve verimli görüşmeler yaptıklarını, iki ülkenin de çıkarına olacak birçok konu başlığında çok verimli fikir alışverişinde bulunduklarını ve Türkiye'nin Ukrayna konusundaki olumlu ve yapıcı adımlarının Kongre'de takdir topladığını aktarmıştı.

Oysa tam bu süreçte, ABD Kuzey Suriye’de yeni bir Kürt Kantonu oluşturacak kararlar almıştı ve AKP Kurmay heyeti bu küstahlığın farkına bile varmamıştı!..

Amerikan F-35 Savaş Uçakları, Türkiye’ye karşı Yunanistan’a Konuşlanmıştı!

Bütün bunlar yetmezmiş gibi; ABD Ordusu, Yunanistan’a ait Girit Adası’nda bulunan Suda Hava Üssü’ne F-35 ve F-15 savaş uçakları konuşlandırmayı planlamıştı. Yunan medyasından Kathimerini’nin özel haberine göre ABD, Girit’teki Suda’da bulunan Hava Üssü’ne 10 adet F-35 ve 14 adet F-15 savaş uçağı konuşlandırmak için kolları sıvamıştı. ABD’nin talebi Yunan Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarına ulaşmıştı. Uçakların temmuz ayında Girit’e konuşlanacağı konuşulmaktaydı. Girit’e konuşlanacak olan Amerikan savaş uçaklarının tatbikatlar ve operasyonlarda yer alması planlanmıştı. Konuşlandırma kapsamında toplamda 500 kadar Amerikan Hava Kuvvetleri personeli Girit’e yerleşmiş olacaktı. Personeller arasında pilotlar, mühendisler ve yer destek ekipleri yer alacaktı. ABD, son yıllarda Suda’daki varlığını geliştirmek üzere milyonlarca dolar harcamıştı.

ABD, Suda’daki hava üssüne ek olarak Donanma Üssü’ndeki varlığını da son yıllarda ciddi ölçüde artırmıştı. ABD Hava Kuvvetleri, planlanan 1.763 adet F-35A uçağı alımıyla en büyük F-35 operatörü olacaktı. JPO tarafından açıklanan bilgiye göre hâlihazırda Dünya genelinde F-35’lerin harbe hazırlık oranı, %70 civarındaydı. 2035 yılına kadar, 48 ABD Hava Kuvvetleri F-35A’sı da dâhil olmak üzere, Avrupa kıtasında 450’den fazla F-35 konuşlandırılacaktı. F-35 programındaki NATO üyeleri arasında; Belçika, Kanada, Danimarka, İtalya, Hollanda, Norveç, Polonya, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri yer almaktaydı. Ve bütün bu hazırlık ve yığınakların Türkiye’ye gözdağı verme amaçlı yapıldığı anlaşılmaktaydı…

İsrail Başbakanı Siyonist Bennett’in: "Savaş peşinde değiliz ama her senaryoya hazırlıklıyız!" çıkışı!?

İsrail Başbakanı Naftali Bennett’in: “Ülkesinin savaş istemediğini ama her senaryoya da hazırlıklı olduğunu” söylemesinin, ABD’nin Girit’e savaş uçağı yığmasıyla ilişkisi tartışılmaktaydı.

İsrail Başbakanlık Basın Ofisinden yapılan yazılı açıklamaya göre Bennett, Savunma Bakanı Benny Gantz ile İsrail ordusunun başlattığı, ülke tarihindeki en uzun askeri tatbikatlardan olan ve bir ay sürecek "Ateş Arabaları" adı verilen askeri tatbikatı incelemeye almıştı. Tatbikata ilişkin ordu yetkililerinden bilgi alan Bennett, burada yaptığı konuşmada, "İsrail ordusunun tarihindeki en uzun tatbikatlardan biri olan 'Ateş Arabaları' tatbikatı devam ediyor. Tüm gereklilikleriyle birlikte birden fazla cephede eş zamanlı çatışmaların simülasyonunu yapıyor" sözleri, bölgede tehlikeli bir sürece girildiği şeklinde yorumlanmıştı.

İsrail Başbakanının, "Savaş peşinde değiliz ama her senaryoya hazırlıklıyız. Eğer düşman bizi bir çatışmaya sürüklerse, dayanılmaz derecede ağır bir bedel ödeyeceğini biliyor" diye konuşması da, kafaları karıştırmıştı.

Savunma Bakanı Gantz da “İsrail'in güvenliğinin güç kullanmaya bağlı olduğunu" belirterek, "İsrail devletinin güvenliğinin sağlanması iki dayanağa bağlıdır: Güç kullanımına ve yıllar içinde kesintisiz şekilde güç oluşturulmasına" ifadelerini kullanmıştı. İsrail ordusu, yaptığı açıklamada, ülke tarihindeki en uzun askeri tatbikatlardan olan "Ateş Arabaları" tatbikatını başlattıklarını ve tatbikat kapsamında İsrail askerlerinin, kara, hava, deniz ve siber uzay savunma hazırlıklarını artırmak için bir ay boyunca eğitim alacaklarını açıklamıştı.

Peki, “askeri güç yığdıklarını ve Siyonist amaçları için savaş çıkarmaktan sakınmayacaklarını” açıklayan bir İsrail’le NORMALLEŞME GİRİŞİMLERİ başlatan Sn. Erdoğan'ın bu tavrı tutarsızlık mıydı, yoksa tavizkârlık mıydı?

Ve hiç sıkılmadan “AKP iktidarı Erbakan’ın stratejik programıdır” safsatasıyla gerçekleri saptıran ve bu uyduruk yakıştırmalarla Erdoğan iktidarının; ekonomik, ahlâki ve ailevi tahribatlarına meşruiyet kazandırmaya çalışanlar nasıl bir akıl ve vicdan taşımaktaydı?

Ülke çıkarlarımıza ve Milli onurumuza aykırı, bütün bu tutarsız tavırlarına ve kahramanlık kılıflı tavizkâr tutumlarına rağmen hâlâ: "Bu Erdoğan Erbakan’ın devamıdır!" “Bu Erdoğan Hak davanın has kahramanıdır!” "Milli Derin merkezler, tüm manevi güçler ve melekler AKP iktidarının arkasındadır!” deyip duran arsız ve ayarsız Din istismarcısı takımı, merak ediyoruz, acaba bu patavatsız palavralar ve omurgasız politikalar karşısında, hangi keramet ve mazeretleri uyduracaklardı!? Bunların faizi, fuhşu, kumarı azdırmalarına, Siyonist İsrail’le normalleşme anlaşmalarına ve hele toplumun temel taşı sayılan aile yuvamızı ve ahlâki yapımızı yozlaştırıp yıkmalarına... Ülkemizi 1,5 trilyon dolar faizli dış borca batırıp geleceğimizi karartmalarına -hâşâ- Erbakan Hocamızı ortak etmekten utanmayan iz’an ve vicdan yoksunları, daha ne safsatalar yumurtlayacaklardı... Ve hikmet uydurduk zannedip daha ne kadar zırvalayacaklardı?!..

Bu iktidar döneminde elbette bazı hayırlı ve yararlı icraatlar da yapılmıştı! Ancak günah-sevap ölçeğine, önem ve öncelik derecesine göre Kur’an terazisinde tarttığımızda talan ve tahribatlarının binlerce kat fazla olduğu ortaya çıkmaktaydı!..

İman ve insaf ehli yanıtlasın… AKP iktidarının başörtüsünü serbest bırakması mı daha sevaptır... Yoksa evli kadınların zina yapmalarını suç olmaktan ve ceza almaktan çıkarması... Ve eşcinselliği meşrulaştıran 6284 sayılı kanunu yapıp yürürlüğe koymaları mı daha ağır günahtır?!..

Ayasofya'yı ibadete açmaları mı daha sevaptır... Yoksa herhangi bir camiden 500 kat faziletli sayılan Mescid-i Aksa'yı her gün basıp mazlum Müslümanlara zulüm ve hakaretler yağdıran Siyonist İsrail’le normalleşme anlaşmasına yanaşmaları mı daha ağır günahtır?!..

Yollar, köprüler, tüneller, havalimanları açmaları ve TOKİ binaları yapmaları mı daha sevaptır... Yoksa ülkemizi 1,5 trilyon dolar faizli borca batırıp, rehin konumuna sokması ve bütün geleceğimizi karartması mı daha ağır günahtır?!..

Küstah Kanadalı senatörden İsveç ve Finlandiya'nın üyelikleri için öneri: “Türkiye'yi NATO'dan atın!”

Türkiye'nin İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğine olumsuz baktığını açıklamasının yankıları sürerken, Kanadalı Senatör Leo Housakos küstahça bir açıklama yapmıştı. Resmi Twitter hesabından bir haber paylaşan Housakos, Türkiye'nin NATO'dan atılması gerektiğini savundu. Yunanistan asıllı Kanadalı senatör: "Bu sorun kolayca aşılır; Türkiye'yi ve Erdoğan'ı NATO'dan atın. Uluslararası hukukun üstünlüğüne saygı duymayan otokratlar ve iktidarlar, en başından itibaren NATO'nun bir parçası olmamalıdır" diye yazmıştı.

Türkiye’yi NATO’dan Çıkarma Şantajı; Erbakan’ın Tarihi Projelerine sahip çıkmaktan başka çare kalmadığının da bir kanıtıydı!..

Tam da böyle bir sırada ve ülkemize yönelik bu küstahça şantajlar karşısında, tek ve gerçek çare; Erbakan Hocamızın:

● İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı,

● İslam Ortak Pazarı,

● İslam Savunma Paktı,

● Müşterek İslam Dinarı,

● İslam Bilim ve Kültür İşbirliği Vakfı

gibi tarihi programlarına ve bunların ete kemiğe büründürülmüş resmi ve fiili kuruluşu olan D-8’ler oluşumuna artık samimiyetle sahip çıkmak ve böylece hem Türkiye’mizin, hem de İslam âleminin huzurunu ve onurunu korumaktı. Ne var ki “Denenmiş denenmez!” gerçeğince, 20 yıldır, her türlü imkân ve iktidar fırsatına rağmen bu tarihi ve talihli adımları bir türlü atamayan, bunları yapacak niyet, gayret, cesaret ve dirayetten yoksun olduğu anlaşılan Sn. Erdoğan’ın bütün bunları yapamayacağı da açıktı.

Devlet Bahçeli’nin önemli çıkışı lafta kalmasındı!

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Suriye’de çıkarılan affı desteklerken, affın iktidar tarafından değerlendirilmesi çağrısı önemli bir adımdı.

Sn. Bahçeli’nin: “Maneviyatın yerini maddiyat alırsa, mertlik namertlikle aşağılanırsa hayatın ve siyasetin olağan akışı tıkanmakla kalmayacak, toplum huzuru bütünüyle sarsılacaktır. Hadiselerin akış demetine hesabi yaklaşanların ne sözü sözdür ne de adamlıkları bahis mevzudur. Çıkarlarıyla değil çınar gibi yüksek iradeleriyle var olan feragat timsalleri tarihe iz bırakmışlardır... Sığınmacı meselesi ülkemizin yumuşak karnı haline gelmiştir. Anlaşılan sığınmacılar konusunun kaşınmasıyla ilgili tezgâh, artan ölçüde körüklenmektedir. Elbette Türkiye yolgeçen hanı, göçmen ve sığınmacı kampı değildir. Biz gelecek nesillere her anlamda güvenceye kavuşturulmuş bir vatan emanet etmekle mesulüz. Şunun da farkındayız ki sığınmacı sorunu Türkiye'nin uzun yıllar hazmedeceği bir sorun olmaktan tamamen çıkmıştır. Suriyeli sığınmacılar bugün misafirimizse yarın komşumuz olacaklardır. Türkiye'nin sığınmacı akınına karşı alacağı etkili önlemler, milli siyaset planlamasıyla gerçekçi bir boyut kazanmalıdır… Suriyelilerin güvenli ve onurlu şekilde yurtlarına sevk edilmesi, önümüzdeki en önemli konulardan olmalıdır. Düzensiz göçe kesinlikle müsaade edilmemelidir. Suriyeli sığınmacıların ülkelerinden kopuşlarına neden olan iç çatışma ortamı geçer geçmez, sükûnet sağlanır sağlanmaz ülkelerine dönüşleri el birliğiyle, hepsinin rızasıyla hayata geçirilmelidir. Bugüne kadar Afrin, Azez, Cerablus ve Telabyad'a toplamda 490 bin Suriyeli yerleştirilmiştir. Hiçbir sığınmacıyı, hiçbir masumu elinde hançerle bekleyen cellatlara teslim edemeyiz, böylesi vahşete ortak olamayız. Bize göre briket evlerin yapımı değerli bir adımdır… Gerginlik çıkaranlar art niyetlidir. Türk milliyetçiliği, ırkçılığı kesin bir dille reddeder. Hiç kimse sırtımızdan kurban kesmeye heveslenmesin. Suriye Devlet Başkanı'nın ilan ettiği genel af kararı mühim ve geri dönüşleri kolaylaştırıcı bir gelişmedir. Hükümetin uygulayacağı her politikayı destekleyeceğimiz bilinmelidir."

Beyanları içerisinde, özellikle: "Suriye’de Beşşar Esed yönetiminin sığınmacıların geri dönüşlerini hızlandıracak GENEL AF kararını çok olumlu karşılamaları" üzerinde durmak lazımdı. Acaba Sn. Bahçeli, bu genel af kararını alan Beşşar Esed’le, Cumhur İttifakı Yönetiminin bizzat görüşerek, bütün sorunlarımızı karşılıklı diyalog içerisinde çözme gereğini de Sn. Erdoğan'a hatırlatacak mıydı? Öyle ya, Siyonist ve terörist İsrail’in Katil Cumhurbaşkanı'nı davet edip ağırlayan!.. Daha nice Türkiye düşmanı ve zalim odaklarla kucaklaşan Erdoğan, Esad’la görüşme talebine, hangi bahane ile karşı çıkacaktı?

Sn. Erdoğan Din istismarıyla ve bilgiçlik havasıyla defalarca açıklamıştı: “Düşük faiz düşük enflasyonu getirecek, dolar inecek, enflasyon düşecek. İşsizlik azalıverecek, ülke ekonomisi düzeltilecekti!..” Ama hiçbiri tutmadı… Çünkü tutarsızdı. Faizsiz ekonomiye geçmek ve yerli tarım ve sanayi üretimini gerçekleştirmek yerine, kapitalist ve rantiyeci icraatlarını, İslami edebiyatla süslemeye kalkışmıştı… Ve işte sonunda Dolar 16 TL’ye yaklaşmaktaydı…

Uzmanlara göre gerçek enflasyon yıllık yüzde 156 civarındaydı. OECD ülkeleri içinde açık arayla enflasyonda birinci sıraya taşınmıştık. Dünyada ise hepsi perişan ve çok kötü yönetilen ülkeler; Venezuela, Sudan, Zimbabve, Lübnan ve Suriye'nin ardından altıncı sırada yer almıştık. Yüksek enflasyon orta sınıfı bitirmiş durumdaydı. Aile gelirinin yüzde 85'i sadece gıdaya harcanmaktaydı. Maaşlılar ve sabit gelirliler her geçen ay "açlık sınırına" doğru adım adım kaydırılmaktaydı. Ülkede sefalet patlaması yaşanmaktaydı. 2010 yılında yüzde 18,7 olan sefalet endeksi 2020 yılında yüzde 25,8’e çıkmıştı. Sefalet endeksinin bu yılın sonunda yüzde 40’a dayanacağı hesapları yapılmaktaydı.

Türkiye bir felakete doğru yaklaşmaktaydı.

Kur faizden ayrılmıştı; Faiz bağı koparılmıştı. “Faize karşıyız!..” edebiyatıyla, halkımız aldatılıp aslında faiz azdırılmıştı!.. Türkiye'nin yaşadığı büyük kriz dönemlerinde bile "Enflasyon-Kur-Faiz" üçlüsünün birbirinden bu kadar koptuğu olmamıştı. Tayyip Erdoğan’ın ekonomi kadrosu; doların yükselmesini önlemek için 128 milyar dolar rezervi eritme kumarını bile oynamışlardı. Sonrasında yine Merkez Bankası rezervlerini eriterek doları hiç değilse 15 TL'nin altında durdurmayı amaçlamışlardı, ama kumar yine tutmamış, işte dolar 15 TL'yi çoktan aşmıştı.

1 doların 15 TL'yi geçtiği günün öncesi şu üç haber yan yana geldi: AKP döneminde aldığı ihalelerle bilinen iş insanı karı koca karşılıklı milyonluk boşanma davası açmışlardı. AKP'li iş insanı kadın, "beni aldattı" diyerek kocasına 6 milyon liralık tazminat davası açmıştı. AKP'li iş insanı koca da "asıl beni o aldattı" öfkesi yaparak 11 milyon TL'lik karşı dava açmıştı. Evet, Türkiye çok tehlikeli ve karanlık bir akıbete doğru hızla kaydırılmaktaydı…

Avukatlar memnunlardı. AKP'li Damatlar da memnunlardı!

AKP'li bir ilçe belediyesinin düzenlediği fotoğraf yarışmasının organizasyon ihalesi 719 bin TL'ye eski AKP milletvekilinin damadına aktarılmıştı. Damada; tümü AKP'li belediyelerden 130 milyon TL tutarında 78 ihale verildiği ortaya çıkmıştı.

Daha da beteri: “Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin AKP'li Başkanı döneminde; belediye mülkü olan 'başkanlık konutunda' doğal olarak AKP'li Belediye Başkanı, eşi ve çocuklarıyla beraber oturuyorlardı. Fakat AKP'li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, AKP Genel Başkanı'nın arzusu üzerine belediye başkanlığından istifa etmek zorunda kalmadan önce 'başkanlık konutunun satılması' kararını Belediye Encümen üyelerine de onaylatarak çıkarmıştı. İstifa etti ve konut da ihale yoluyla satılığa çıkarıldı. Ancak konutu almaya tek istekli olan istifa etmiş AKP'li Belediye Başkanı'nın eşi çıkmıştı. İhale bedeli alınmış, kamu mülkü konut kitabına uydurularak AKP'li Belediye Başkanı'nın eşinin sahipliğine bırakılmıştı. Seçimler yapıldı. Ankara Belediyesi'ni CHP'li Belediye Başkan adayı kazandı. Müfettişlere ve oluşturulan bilirkişi heyetine inceleme yaptırdı. İhalenin yapılma biçiminin hukuken sakat olduğu, diğer isteklilerin ihaleye katılmalarının engellendiği anlaşılmıştı. İhaleye fesat karıştırılmıştı. Cumhuriyet Başsavcılığı'na 'suç duyurusu' yapıldı. Konu belediyelerden sorumlu İçişleri Bakanlığı'na ulaştı. Bakanlık, ihalesine fesat karıştırılmış kirli satışı 'temiz' buldu, kamu mülküne fesatla çökülmesine karşı çıkan yeni Belediye Başkanı hakkında soruşturma başlattı” tespitleri haksız mıydı?

Koç ailesi üretimden değil, FAİZ’den ve rantiyeden kazanmıştı!

3 ayda yaklaşık 7 milyar kâra, Erdoğan sisteminde ve sayesinde ulaşılmıştı!..

Türkiye'nin en zengini olan Koç ailesi, özellikle Erdoğan iktidarı boyunca muhteşem servetlere konmuşlardı. Koç Holding, 2022 yılının 1. çeyreğine dair finansallarını Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda (KAP) paylaşmıştı. Koç Holding, 2022 yılının ilk çeyreğinde piyasa beklentilerinin hafif üzerinde 6 milyar 713 milyon TL net dönem kârı kazanmıştı. Holding, geçen yılın aynı dönemine göre kârını yüzde 218 oranında artırmıştı. Koç ailesi servetine servet katmıştı. Bu nasıl kârdı ve nasıl kazanılmıştı? Tek kelime ile dudak uçuklatmaktaydı!

Koç’lar en büyük kârı FİNANS, yani FAİZ üzerinden kazanmışlardı!

Geçen yılın ilk çeyreğinde 2 milyar 113 milyon TL olan net kâra, finans sektöründen 2 milyar 647 milyon TL, otomotivden 940 milyon TL, enerjiden 858 milyon TL, dayanıklı tüketimden 110 milyon TL ve diğer sektörlerden 44 milyon TL ilave katkı sağlanmıştı. Yani Koç’lar üretimden değil, faizden ve rantiyeden kazanmışlardı. Holding, yılın ilk çeyreğinde geçen yıla göre (finans sektörü faaliyet hasılatı dâhil) 152 milyar 105 milyon TL gelir elde ederken, gelirini yıllık bazda yüzde 165 artırmıştı. Brüt kâr ise yüzde 141 artışla 33 milyar 275 milyon TL seviyesine ulaşmıştı.

Finans (FAİZ) sektöründe yılın ilk çeyreğindeki pozitif gelişmeler; vadesiz mevduat ve bireysel kredilerde süregelen pazar payı kazanımı, güçlü tahsilatlar ve çeyreksel düşük tahsili gecikmiş alacak girişleri ile desteklenen düşük kredi riski maliyeti, komisyon gelirlerinde genele yayılan iyileşme, güçlü yeni müşteri kazanımı ve içsel sermaye yaratımı ile desteklenen korunaklı sermaye tamponları oldu. Böylece, sektörün konsolide net kâra katkısı yıllık yüzde 439 artışla 3 milyar 250 milyon TL’ye çıkmıştı.

Otomotivde, avantajlı ürün dağılımı, ihracat anlaşmaları, gider kontrolü ve fiyatlama disiplini ile öne çıktı. Diğer taraftan iç pazar ve ihracat pazarlarındaki zayıflık olumsuz gelişmeler olarak not edildi. Buna göre, sektörün konsolide net kâra katkısı yıllık yüzde 77 artışla 2 milyar 204 milyon TL’ye çıktı. Enerji tarafında ise, iç talepte büyüme, ürün marjlarındaki güçlü artış, stok kârı ve yüksek kapasite kullanımı olumlu, enerji fiyatlarındaki ani artış ise olumsuz gelişme olarak ilk çeyrekte kayda alındı. Sektörün konsolide net kâra katkısı yıllık yüzde 296 artışla 568 milyon TL’ye fırladı.

Fosseptik çukurundaki ciğerler tükenmeye başlamıştı!

Özellikle gurbette yaşayan memur aileler, okulların tatile girmesiyle birlikte köydeki evlerine dönüp, tatili orada geçirmeye meraklıdır. Hem hasret giderilir, hem Sıla-i Rahim yapılırdı. Gelinen köy yerlerinde altyapı olmadığı için fosseptik çukurları kazılırdı. Yaz tatili bittiğinde, evden çıkmadan önce, aile tüm hazırlıklarını tamamlar ve en son bir kuzu ciğerini de ipe bağlayıp, tuvaletin çukurunun üzerine asarlardı. Gelecek yıl temmuz başında tekrar köye döndüklerinde fosseptik çukurunu tertemiz ve bomboş vaziyette bulurlardı. Tuvalet kuyusuna ciğer asılmasına aklı yatmayan çocuk, bir gün annesine sormuştu: "Anne, biz neden bunu yapıyoruz, bu ciğeri pislik çukuruna niçin asıyoruz?"

Annesi konuyu şöyle açıklamıştı:

"Burada asılı olan ciğere bir müddet sonra kurtçuklar üşüşür. O kurtçuklar ciğeri yer, yedikçe gelişir ve çoğalırlar. Ve tabi onlar çoğaldıkça ciğer de azalır... Bir gün kurtçuklar ciğeri tamamen yer bitirirler ve aşağıya düşmek zorunda kalırlar. Bu sefer oradaki pislikleri yemeğe başlarlar...

Kurtçuklar yine çoğalıp dururlar; bu defa da oradaki pislikler azalır, gün gelir, o çukurdaki pislikleri de yiyerek bitirmiş olurlar. Aç kalan kurtçuklar, en sonunda mecburen birbirlerini yemeğe başlarlar... Nihayet, onlar da biter ve kuyu tertemiz olur yavrum!"

AKP iktidarının talan ve tahribat icraatlarını ve menfaat grupları arasında son yaşanan çıkar çatışmalarını gördükçe, aklımıza, o evin lağım çukurunun tepesine asılan ciğer takıldı. Üzülerek söylüyoruz ama, vaziyetin aynen böyle olduğu kanısına vardık... Şöyle ki; yıllar evvel bir ciğere saldırdılar... Saldırdıkça da çoğaldılar. Şimdi ciğer (ucuz kredi, devlet ihalesi ve hazır sıcak para ekonomisi) bitti, tükenip tıkandı ve lağım çukuruna düşmeye başladılar…

O kadar açgözlü davrandılar ki, oradaki ganimet pislikleri de yiyip yuttular, ama doymadılar... Şimdi de birbirlerini yiyorlar... Az kaldı, biraz daha dişinizi sıkın; yakında her yer tertemiz olacak!..”

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Parti'ye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

● Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

● Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015)

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

(Kadiri - Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod 

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar - Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar - Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 541

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR