YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e798e1eed1b
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 0 0
Bugün : 44644
Dün : 58085
Bu ay : 1203489
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53348547
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

TSK’YI ZAYIFLATMAK, VATANI SATMANIN ALTYAPISIDIR

        

Takipçilerimiz gayet iyi hatırlayacaklardır ki, Milli Çözüm Dergimizde;

• Bin yıldan fazladır kutlu vatan yaptığımız Anadolu’da tutunmamız da bağımsızlık ve bekamızı korumamız da “Ordu millet” vasfımızın ve kahraman TSK’mızın hayati önemini ve önceliğini…

• Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin hem Emperyalist Haçlı kiniyle hem de İsrail’in güvenliği gerekçesiyle, TSK’nın sayısının düşürülmesi ve etkisiz hale getirilmesi için sinsi ve şeytani bir gayret yürüttüklerini…

• AKP’nin Milli Görüş’ten ayartılıp iktidara taşınmasının en önemli şartlarının başında da “Orduyu zayıflatmak ve işlevsiz hale sokmak” geldiğini…

• Şimdi hemen hepsi AKP’ye kayan bazı şarlatanların; ya hıyanet damarıyla veya ucuz kahramanlık havasıyla, TSK’ya kem söz etmeleri dışında; Erbakan Hocamızın ve Milli Görüş Hareketinin samimiyetle ve ciddi bir gayretle Ordumuza sahip çıktıkları ve onu daha güçlü kılmak üzere ağır sanayimizin ve askeri teknolojimizin geliştirilmesi hedefiyle nasıl çırpındıkları gerçeğini… dile getiren onlarca yazımız yayınlandığı halde…

Birtakım solcu inançsızların, fesatçılık amacıyla ve bazı sağcı inatçıların fırsatçılık damarıyla; bizim de yıllardır samimiyet ve cesaretle tenkit ettiğimiz AKP’nin tahribatları bahanesiyle, Milli Görüş ve Milli Çözüm zihniyetini de AKP ile aynı çizgide göstermek gayretiyle; koyu şeriatçılık kılıfı altında, ABD ve AB uşaklığı ve din istismarcılığı yapan Akit gazetesinin ve Akit TV’nin Haber Müdürü Murat Alan’ın (03.06.2019); “O generaller, şimdi eşek gibi oynaya oynaya Erdoğan’ın arkasında (namaz kılmak için) saf tutuyorlar!” küstahlığı üzerine: “Aslında bu kişi tüm siyasal İslamcıların bilinçaltını dışa vurmuşlardır. Çünkü bunların hepsi fırsat buldukça Sevr’in fedaileri gibi davranmaktadır!” sataşmaları da tam bir sahtekârlıktır ve gizli İslam düşmanlığının kusulmasıdır. Önce “Siyasal İslam” gibi uyduruk ve gâvurluk bir kavramla kimler ve neler anlatılmaya çalışılmaktadır? Eğer bununla:

• Din istismarcılığı ve oy avcılığı yapanlar,

• Makam ve çıkar için dinlerini bir araç haline sokanlar,

• Milli ve manevi tahribatlarını örtmek için Ayet ve Hadisleri ve takva gösterilerini bir kılıf olarak kullananlar kastediliyorsa, bu haklıdır ve uyarıcıdır.

Ancak “Siyasal İslamcılar!” diye; İslam’ı bir bütün olarak anlayıp, inanıp, hayatlarının her safhasında buna göre düşünmek ve davranmak isteyenler kastediliyorsa… Yani iman ve itikat prensiplerinde de, ibadet ve istikamet disiplininde de, güzel ahlâk ve sosyal hayat ölçülerinde de, ticaret ve alışveriş işlerinde de, hukuk ve adalet kriterlerinde de, yönetim ve siyaset ilişkilerinde de… Yani hayatın her sürecinde ve seviyesinde Allah’ın emirlerine, Hazreti Peygamberin Sünnetine ve sistemine, kısaca İslam’ın hükümlerine göre yaşamayı arzulayan ve amaçlayanlar anlatılmaya çalışılıyorsa, bu tam bir sapkınlık ve saldırganlıktır. Evet, biz Elhamdülillah Müslümanız, Yüce Yaratıcımızın dinine ve düzenine teslim olanlarız… Bundan daha büyük bir şeref ve rütbe tanımamaktayız… Öyleyse mertçe söyleyiniz, “sizler hangi dinin mensuplarısınız?” İslam’ın hukuki, siyasi, iktisadi emir ve hükümlerini gereksiz ve geçersiz sayanlardan… İslam’ı kendi bâtıl ve bozuk ideolojik saplantı ve sapkınlıklarınıza bir aksesuar olarak kullanmaya çalışanlardan iseniz; bu durumda AKP’lilerle, Fetullahçı kesimlerle temelde hiçbir farkınız kalmamaktadır. Zira onlar da İslam’ın birçok hükümlerini lüzumsuz sayıp, “ılımlı bir İslam” anlayışını yerleştirmeye ve Siyonist patronlarının gözüne girmeye çalışmışlardır.

Hiçbir alâkası olmadığı halde; AKP’yi hâlâ Milli Görüş’ün devamı gibi gösterme çabasıyla ve “bunların hepsi de siyasal İslamcı” yaftalamasıyla, kendilerinin haklı ve hayırlı bir yolda olduğunu sanan veya böyle göstermeye çalışan zavallı takımı! Güya Türk milliyetçiliğinin tavizsiz savunucuları sanılan MHP’nin; artık açıkça AKP’nin din ve devlet tahribatına ortaklık yaptıklarına nasıl bir kılıf bulacaksınız?! İşin gerçeği şudur ki; temelde Batılı düşüncelerden ve bâtıl ideolojilerden birine bağlı olduktan sonra; solcu, sağcı veya İslamcı takımının bir anlamı kalmamaktadır. Böylece İslam’a ve akla aykırı safsatalardan birine saplandıktan sonra, bu talancı ve tahribatçı iktidarın yanında veya karşısında olmanın da bir farkı bulunmamaktadır. Çünkü haydi diyelim sizin zihniyetiniz ve partiniz iktidara taşındı; siz de AB kriterlerini, faiz ve sömürü ekonomisini, kısaca Batılı değerleri esas alıp İslam’ı da yedek lastik ve aksesuar olarak kullanacaksanız, sorunlarımıza ciddi ve gerçekçi bir çözüm üretmeniz asla mümkün olmayacaktır.

Zerre kadar iz’anı ve vicdanı olanların, ülkemizin dört yandan kuşatıldığı… Ekonomik, sosyal ve ahlâki yönden iyice yıpratılıp yıkılmaya çalışıldığı bir ortamda, Haçlı Batı’nın ve Siyonist odakların bize aşıladıkları bozuk ve bâtıl ideolojilerine sarılmak yerine, bizi millet yapan, bize izzet ve haysiyet kazandıran… Bizi kalıcı devlete ve medeniyete ulaştıran… Bizim birlik ve dirlik mayamızı oluşturan İslam’a, bir bütün olarak ve tüm tahrifat ve hurafelerden uzak şekilde sahip çıkalım. Müspet milliyetçiliğin de… Gerçek Atatürkçülüğün de… Örnek laikliğin ve demokrasinin de bu yüksek İslam düşüncesinde önem ve anlam kazanacağını asla unutmayalım.

Ordumuzun genleriyle oynayanlar, kendi geleceklerini karartmaktadır!

15 Temmuz 2016’daki FETÖ darbe girişimi sonrası başlayan, TSK’yı etkisiz kılma ve Türk subayını aşağılama kampanyası böyle giderse, Ordu tamamen güdükleşene kadar sürecektir. Çünkü bu, AB’nin ve ABD’nin dayattığı bir projedir. Aslında Ordu düşmanlığı, Batı’nın “Türk tarihinin hakkından gelmek” projesiyle birlikte yürütülmektedir. Tarih derslerinin seçmeli hale getirilmesinin arka planında bu sebep sezilmektedir. ABD Türkiye Büyükelçisinin, 15 Kasım 2002’de ülkesine gönderdiği mesajda; “Türkiye’de ordu, bürokrasi ve yargıda bir derin devlet var. Derin devletin merkezinde de ordu bulunmakta. Derin devlet yani ordu, ABD’nin desteklediği reformun önündeki en büyük engeldir” denilmekteydi.

İşte 15 Temmuz sonrası o engeller kaldırıldı, askeri liseler kapatıldı, daha önce FETÖ’ye teslim edilmiş harp okulları, siyasi denetim altına alındı. Yine de Türk askerinden korkuyorlar. Sevr’de olduğu gibi ordunun büyük kısmını terhis etmek üzere yasa tasarısı hazırlandı. Tarihçi Sinan Meydan, “Sevr’in 152’nci maddesinde istendiği gibi, ordunun polis gücüne dönüştürülmesi yolu açıldı. Son yıllarda yapılan askeri düzenlemelerle iktidar, Sevr’e uygun adımlar atıldığının farkında mıdır?” diye sormaktaydı. İktidar, elbette farkındaydı… Sorun şu ki, milletin bir kısmı hâlâ bu tahribatların farkına varamamıştı.”[1] tespitleri haklıydı ve bu konu üzerinde özellikle durmak lazımdı. Hatırlayınız, Akit gazetesi Haber Müdürü Murat Alan, Akit TV’de yayınlanan “Ters Kutuplar” adlı programda; “O hizaya gelmeyen apoletli Generalleriniz (var ya)… Hepsi Erdoğan’ın arkasında saf tutuyor. Tabi oynaya oynaya, eşek gibi saf tutacaklar. Bu ülkede demokrasi varsa, işte bunu AKP iktidarı oturttu” diye küstahlaşmıştı. Türkiye her yönden kuşatılırken, ordu mevcudunu sonunda 200 bine düşürecek, yeni askerlik yasasıyla ilgili kuşkularımız hâlâ dağılmamıştı. Çünkü ordunun 50 bin kişilik bir polis gücüne dönüştürülmesi, Sevr’in maddeleri arasındaydı. Tam da böyle bir süreçte Gaziantep’in Şahinbey ilçesinde İyinacar Camii imamı, bayram namazında “İnönü’de, Sakarya’da şöyle zafer kazandık, böyle zafer kazandık. Hepsi yalan. Keşke o savaşı kaybetseydik, sonra kazanıp Osmanlı’yı yeniden kurardık” deyip zırvalamış, Gaziantep Valiliği, imam hakkında soruşturma başlatıldığını açıklamıştı. Daha önce de onları yetiştiren Kadir Mısıroğlu da Kurtuluş Savaşı için, “Keşke Yunan kazansaydı!” diyecek kadar alçalmıştı.

Milli Savunma Bakanlığı; Yeni Akit gazetesi Haber Müdürü Murat Alan’ın, “O hizaya gelmeyen apoletli Generalleriniz… Hepsi Erdoğan’ın arkasında saf tutuyor. Oynaya oynaya eşek gibi saf tutacaklar” sözlerine ilişkin bir açıklama yayımlamış: “Türk Silahlı Kuvvetlerinin şerefli Generallerine karşı yapılan bu hadsiz, yakışıksız ve yasal sınırları aşan açıklamayı, hukuki tüm yollar saklı kalmak kaydıyla şiddetle kınıyor, yasal süreçlerin yakından takipçisi olacağımızı kamuoyunun bilgisine saygıyla arz ediyoruz” çıkışı yapılmıştı.

Milli Savunma Bakanlığı, yaptığı açıklamada şunları vurgulamıştı:

“1 Haziran 2019’da bir TV kanalında yayımlanan programda, katılımcılardan biri tarafından, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan Generaller hakkında hakarete varan tahripkâr bir dil kullanılmıştır… Asil milletimizin güvenliği ve bekası uğrunda, yargı ve istihbaratla yakın işbirliği içinde FETÖ ile her türlü mücadeleyi yapan, PKK/YPG, DAEŞ ve diğer terör örgütlerine karşı yurt içi ve yurt dışı operasyonları icra eden ve tüm vazifelerini büyük bir ciddiyet ve samimiyetle yerine getirme gayreti içinde olan Türk Silahlı Kuvvetlerine komuta eden Generalleri, toplum nezdinde aşağılamaya çalışmak, ordumuza ve asil milletimizin hak ve menfaatlerine zarar verdiği açıktır… Er’inden Generaline kadar bir ve bütün olan Türk Silahlı Kuvvetleri, asil milletimizin bağrından çıkmıştır. Yurt içinde ve sınır ötesinde düzenlenen çok sayıda operasyonların başarıyla icra edildiği bir dönemde yapılan bu tür sorumsuz ve düzeysiz açıklamaların, tüm ordu mensuplarımızın olduğu kadar, milletimizin de moral ve motivasyonunu olumsuz etkilemesi kaçınılmazdır… Anayasa çerçevesinde, yasalar ve Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları doğrultusunda, daima demokrasiye bağlı, milletinin emrinde, görevinin başında, ölürsem şehit kalırsam gazi anlayışı ile yurdun ve dünyanın dört bir köşesinde; yaz kış, gece gündüz, dağ bayır demeden fedakârca görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerinin şerefli Generallerine karşı yapılan bu hadsiz, yakışıksız ve yasal sınırları aşan açıklamayı, hukuki tüm yollar saklı kalmak kaydıyla şiddetle kınıyor, yasal süreçlerin yakından takipçisi olacağımızı kamuoyunun bilgisine saygıyla arz ediyoruz.”

Buna rağmen Akit yazarı Ali Karahasanoğlu:

“Murat Alan’ın sözleri, (FETÖ’cüler o kısmını kesmiş olsalar da, orijinalinden isteyen izleyebilir…) Silivri Cezaevi’nde, Sincan Cezaevi’nde şu an tutuklu olarak bulunan FETÖ’cü Generallere yönelikmiş… İsim isim, cezaevlerini söylemiş miş… Darbe yapan, sivil yönetime karşı çıkan generallerin hedef alındığı belirtilmiş miş… Dolayısı ile, görevdeki TSK generalleri kastedilmemiş miş… ‘Milli Savunma Bakanlığının, buna rağmen kınamada bulunması ve sözlerin çarpıtılmış haline itibar ettiği algısını oluşturması!’ yersizmiş!?”

Yahu bu şımarmış yandaşlar, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın arkasında saf tutanlar” ifadesiyle hâlâ görev başında olanların kastedildiğini, milletin anlamayacağını mı sanmaktadır? Bunlar saklamaya ve kıç kıvırıp kaytarmaya çalışsalar da aslında TSK reformunun da yargı reformunun da Haçlı AB’nin dayatmasıyla, ordunun ve yargının laçkalaşması için yapıldığı sırıtmaktaydı. Çünkü AB, SEVR ile yani savaşmak suretiyle Türkiye’ye yaptıramadıklarını, şimdi uyum yasalarıyla dayatmaktaydı. AB’nin de ABD’nin de arkasında, Büyük İsrail hedefi için “zayıf bir Türkiye” amaçlayan aynı Siyonist odaklar vardı.

Siyonist Yahudi Lobileri güdümlü süper şeytani güç ABD, Suriye’deki bir toplantıda PKK’lı teröristlerine muhtelif “ödüller” dağıtmıştı; Pentagon Temsilcisi Binbaşı Abraham’ın PKK’lı Mustafa Bali’ye verdiği ‘üstün hizmet’ plaketinin üzerinde, “tüm zamanların en iyi ortağı” ibaresi dikkatlerden kaçmamıştı!

Suriye’deki PKK’lı teröristler aynı zamanda ABD’nin askerleri sayılmaktaydı. Bir başka deyişle, oradaki Amerikan askerleri de PKK’lı teröristlerle aynı kafadaydı. Terör devleti ABD’nin en iyi ortağının PKK terör örgütü olduğu kayda geçirilip ilan edildiği halde, işbirlikçi siyasiler; bundan sonra da ABD için “model ortağımız!” demekten bakalım utanacaklar mıydı? Veya yine ısrarla “dost ve müttefikimiz!” gibi hikâyeler mi anlatılacaktı? Kim ne derse desin, gerçek açıktı: ABD, Bağımsız Türkiye’nin azılı düşmanıydı ve İsrail’in hizmetkârıydı. 15 Temmuz’da, FETÖ’sünün eliyle darbeye kalkışıp; vatanımızı işgale teşebbüs eden kahpe Amerikan devletini ve Haçlı AB’yi hâlâ dostumuz sayanlar, en azından artık bu milletin dostu olamazlardı.

Amerika Birleşik Yalan Devletleri’nin, 2019 Ocak ayındaki; “Suriye’den hemen çekiliyoruz” açıklamasının düzenbazlıktan ibaret olduğu ve de “Türkiye’yi oyalamayı amaçladığı” da açıktı ama ahmaklar anlayamamıştı. AKP iktidarı, halen daha Washington tarafından oyalanmaktaydı… Bu süreçte; ABD, Suriye’nin kuzeyindeki PKK’lı teröristlerine silah sevkiyatını arttırmış, yeni üsler kurmaya başlamıştı. Ve Türkiye, Fırat’ın doğusu ile Menbiç’e askerî harekâtta geciktikçe; ABD’nin düzenbazlıklarına maruz kalmaktan kurtulamayacaktı.

ABD, “YPG’nin olmayacağı güvenli bölge konusunda çalışıyoruz” diyerek, bir başka sinsi tuzak üzerinden Ankara’yı avutmaktaydı. Bu arada AB ve Almanya ise; “Türk askeri ile PKK’lı teröristlerin arasında bir ‘tampon bölge’ oluşturmak istiyorlardı!” Almanya’da yayınlanan Der Spiegel dergisi, “ABD’nin, Suriye’de kurmak istediği güvenli bölgeye destek çıkması için Berlin’i markaja aldığını” yazmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Berlin’de Angela Merkel ve Heiko Maas ile yaptığı görüşmede; “Kuracakları tampon bölgenin PKK’nın güvenliğini sağlayacağını, YPG/PKK’yı Türkiye’den koruyacağını” buyurmuşlardı! Der Spiegel, “Güvenli bölgeyi, Almanya’nın Tornado jetlerinin koruyacağını” yazmıştı. Almanya, ta en başından beri PKK’ya arka çıkmaktaydı. Dolayısıyla ABD’ye, Suriye’deki PKK için de talep ettiği desteği vereceğinden kuşku duyulmamalıydı.”[2] İşte bu ABD ve AB’nin dayatmasıyla hazırlanan TSK reformundan kuşkulanmamak olmazdı.

‘Avrupa Günü’ dolayısıyla (9 Mayıs 2019) bir mesaj yayımlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, hâlâ: “Türkiye olarak, müzakere sürecinde karşılaştığımız çifte standarda rağmen stratejik hedef gördüğümüz Avrupa Birliği tam üyelik hedefine ulaşmakta kararlıyız” ifadelerini kullanmıştı.

Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın, ‘Avrupa Günü’ dolayısıyla yayımladığı mesajda şunlar yer almıştı:

Avrupa Birliği projesinin; bundan 69 yıl önce farklı kültürleri, farklı milletleri ve farklı dilleri aynı çatı altında buluşturma ve bir barış ve istikrar projesi olarak gündeme geldiğini, projenin temelini oluşturan Schuman Deklarasyonu’nun kabul edildiği 9 Mayıs tarihinin, Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylığının tescil edildiği 1999’dan beri, diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de ‘Avrupa Günü’ olarak kutlanageldiğini anımsatmıştı.

“9 Mayıs 1950 tarihinde Avrupa Birliği fikrine hayat veren kurucu ögeler, bugün başta İslam düşmanlığı olmak üzere kültürel ırkçılık, ayrımcılık ve göçmen karşıtlığı gibi tehditlerle sınanmaktadır. Bazı Batılı popülist siyasetçilerin gerilimi körükleyen, farklı etnik ve dini kimlikleri düşmanlaştıran söylemleri tehdidin boyutunu daha da artırmaktadır. Müslümanlara ait ibadethane ve iş yerlerini hedef alan saldırılar sıradanlaşırken, göçmenlere yönelik hak ihlalleri görmezden gelinmektedir. Avrupa siyaseti, maalesef gün geçtikçe dozu artan bir nefret dilinin ve aşırı sağ akımların esareti altına girmektedir.” değerlendirmesini yapan Erdoğan:

“Ülkemizin tam üyeliği; ekonomik, siyasi ve sosyal katkılarının yanı sıra, Avrupa Birliği’ne daha katılımcı ve kucaklayıcı bir vizyon kazandıracak ve AB’yi küresel bir aktör haline getirecektir. Hal böyleyken, birkaç üye devletin engellemelerinden dolayı, Türkiye’nin yıllardır ayrımcı ve dışlayıcı muameleye tâbi tutulmasının haklı gerekçesi bulunmamaktadır. Türkiye olarak, müzakere sürecinde karşılaştığımız çifte standarda rağmen, stratejik hedef gördüğümüz Avrupa Birliği tam üyelik hedefine ulaşmakta kararlıyız. Ülkemizin bu gayretlerine, Avrupalı dostlarımızın da müzakerelerimizi çıkmaza sokacak politika ve söylemlerden imtina ederek gereken desteği vereceğine inanıyorum. Bu düşüncelerle, ‘Avrupa Günü’nün, kıtamızın bugün içinde bulunduğu durumun ve geleceğine ilişkin planların, yapıcı ve vizyoner bir yaklaşımla değerlendirilmesine vesile olmasını diliyor, vatandaşlarım başta olmak üzere tüm Avrupalıların 9 Mayıs Avrupa Günü’nü tebrik ediyorum” diyerek iktidara getiriliş görevini yerine getirmeye çalışmaktaydı. Çünkü Erbakan’ın İslam Birliği fikrinden vazgeçmesi ve Adil Düzen projelerini terk etmesi iktidara taşınmalarının ilk şartlarıydı.

Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, Reform Eylem Grubu toplantısında ise AB ile vize serbestisi konusunu yeniden gündeme getirerek, Haçlı Batı’ya teslimiyetçi bir tavır takınmıştı.

AB ile vize serbestisi konusunu yeniden gündeme getiren Erdoğan, “Vize serbestisi sürecinde 72 kriterden 66’sını tamamlamış bulunmaktayız. Kalan 6 kriteri de en kısa zamanda tamamlayıp AB’nin samimiyetini göreceğiz.” ifadelerini kullanarak, Batı’ya bağımlılığını itiraf buyurmuşlardı.

Türkiye’nin AB için önemini bir kez daha vurgulayan Erdoğan; “Türkiye’nin tam üye olarak yer almadığı bir AB’nin, kurucu değerlerini temsil iddiası havada kalmaya mahkûm olacaktır. AB’yi içine kapatma girişimleri bizim gibi ülkelerin katılımlarıyla boşa çıkarılmalıdır. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi sadece Türkiye’nin değil, AB’nin de faydasınadır. Türkiye olarak yol haritamız ve pusulamız açıktır” diyen Erdoğan’ın: “Ekonomimizi güçlendirmek için yapısal reformlara daha fazla ağırlık vermemiz lazımdır. Ekonomimizi atağa kaldıracak, uluslararası yatırımcılara güven sağlayacak reformlara hız kazandırmalıyız!” sözleri ise, Türkiye’yi küresel sermayenin ve Siyonist merkezlerin gizli sömürge ve işgal alanı yapılacağının ilanı olarak okunmalıydı. İşte yeni TSK ve Yargı reformlarına da bu açıdan bakmak lazımdı.

ABD’nin uluslararası gazetesi Politico’ya AB-Türkiye ilişkilerini değerlendiren Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Türkiye’nin AB sevdasına son on yılda çıkarttığı yasaları rakam vererek anlatmıştı.

AB için 10 yılda iki bin yasa çıkarılmıştı.

Türkiye-AB ilişkilerini ABD’nin uluslararası gazetesi olan Politico’ya, “Haydi Türkiye’nin AB üyeliğini yeniden rayına oturtalım” başlığıyla kaleme aldığı makalede değerlendiren Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, AB sürecinin üç kez gölgelenmesine rağmen her defasında rayına oturtulduğunu hatırlatmıştı. “Şüphesiz AB süreci hükümet gündemimizin en üstünde” diyen Çavuşoğlu, Türkiye’nin; terörün verdiği zarar, düzensiz göçün ağır yükü ve kanlı darbe teşebbüsüne rağmen, son on yılda AB’nin mevzuatı doğrultusunda 2 binden fazla yasayı kabul ettiğini vurgulamıştı.

Bir türlü düzelmeyen yargı sorunu başka nasıl açıklanacaktı?

“Oysa bu ülkenin vatandaşları olarak hepimiz; dindarları, laikleri, Kürtleri, Alevileri, milliyetçileri, solcuları olarak intikam duygularını bir kenara bırakarak ‘demokrasi’, ‘adalet’, ‘hukuk’, ‘temel hak ve özgürlükler’ gibi evrensel ilkeleri inancımız ve tarihsel altyapımız doğrultusunda yorumlayıp yoğurmamız lazımdır. Tarihimizde büyük gerilimlere yol açmış olan ‘din-siyaset-asker’ ilişkisini sağlam bir yere koyabilmek için ‘laiklik’ kavramını özgürlükçü demokrasi temelinde tanımlayarak bu değerlerin etrafında buluşmamız lazımdır. Yoksa bu ülkede demokrasinin rayına oturması ve hukukun üstünlüğünün hâkim olması kolay olmayacaktır. Bu strateji belgeleri, reform paketleri açıklandığı gibi kalacak ve hiçbir işe yaramayacaktır. Açıklanan 2019 ‘Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde yer alan hükümlerin ve 17 Nisan 2015 tarihinde açıklanan ‘Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde yer alan maddelerin; 2009 tarihli ‘Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde yer alan maddelerle neredeyse birebir aynı olduğunu hatırlatmamız, iz’an ve vicdan ehline herhâlde bir şeyler anlatacaktır”[3] yorumları ve uyarıları haklı bir yaklaşımdı.

İngiltere’de bile AB’ci Başbakan, istifa etmek zorunda kalmıştı!

O süreçte İngiltere Başbakanı Theresa May, Brexit çıkmazı nedeniyle istifa kararını açıklamıştı. May, Kraliçe’yi bilgilendirdiğini söyleyerek resmen 7 Haziran’da görevini bırakacağını duyurmuşlardı.

Muhafazakâr Parti yönetimi ile Başbakanlık konutu “10 Numara”da bir araya gelen Bayan Theresa May, görüşmenin ardından basına yaptığı açıklamada, 7 Haziran 2019’da parti liderliğini bırakacağını açıklamıştı. “Brexit’i hayata geçirememiş olmak benim için derin bir pişmanlıktır ve öyle kalacaktır.” ifadesini kullanan May, yeni parti lideri seçilene kadar Başbakanlığı sürdüreceğini vurgulamıştı. Yaklaşık 3 yıl Başbakanlık görevini yürüten May, istifasını duyurduğu konuşmasının sonunda gözyaşlarına hâkim olamamıştı. May, detaylarını açıkladığı yeni Brexit anlaşması paketi nedeniyle kabinesinin ve milletvekillerinin hücumuna uğramıştı. May’in; AB ile vardığı Brexit anlaşmasının, parlamentoda daha önce üç kez reddedildiği unutulmamalıydı. Theresa May’in liderliğindeki partinin, ülkede yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde büyük yenilgi alması doğaldı.

Peki, İngiltere gibi Haçlı zihniyetine, Hristiyanlık değerlerine ve emperyalist emellere sahip bir ülke bile, AB içerisinde kendi geleceğini risk altında görüyor ve AB’ci Başbakan istifaya zorlanıyorsa, AKP iktidarının ve Sn. Erdoğan’ın bu AB inadının altında hangi dayatmalar ve şahsi hesaplar yatmaktaydı?

Ordusu zayıflatılmış ve yetkileri budanmış bir Türkiye, teröre boğdurulmaya çalışılmaktaydı.

2002 yılında neredeyse sıfır terörle ülke yönetiminin başına geçen AKP iktidarının, “Çözüm Süreci” başta olmak üzere uyguladığı AB dayatması yanlış politikalar yüzünden, terörle mücadelede en ağır kayıpları yaşamıştık. Güneydoğu’da yürütülen operasyonlarda, jandarma ve polisimizin en seçkin elemanlarının şehit olması yüreklerimizi dağlamıştı. Ve maalesef bunca şehit verilmesinin temelinde yine AKP’nin yıllarca terörle mücadeledeki gevşekliği yatmaktaydı. Ciddi operasyonların başladığı 7 Haziran 2015 ile Haziran 2016 tarihleri arasında; 336 asker, 187 polis, 12 korucumuz şehit olmuşlardı. Zaten bölücü örgütün hain tuzakları ve ABD’nin kahpe tavırları sonucu, AKP hükümetleri döneminin en büyük kayıpları da 2016 yılında yaşanmıştı. Yılın daha yarısına gelinmişken, şehit sayımızın önceki yıllardan bile fazla olduğu ortaya çıkmıştı. Oysa AKP’nin iktidarda olmadığı 2000 yılında şehit sayımız 29’a, 2001 yılında 20’ye, iktidara geldiği Kasım ayı itibariyle de 7’ye inmiş durumdaydı. Devletin ve askerin zorlamasıyla AKP sonunda 7 Haziran 2015 tarihinde operasyonlara izin vermiş ve 2016 yılının Haziran ayına kadarki süreçte; 336 asker, 187 polis, 12 korucumuz şehit olmuşlardı. PKK ve DAEŞ’in “canlı bomba” ve “patlayıcı yüklü araç” eylemlerinde de ayrıca 432 vatandaşımız hayatını kaybetmiş durumdaydı. Öldürülen, yaralanan terörist sayısı da binlere ulaşmıştı.

İhlas Haber Ajansınca aktarılan ve istihbarat raporlarına dayandırılan 19 Temmuz 2013 tarihli habere göre; Çözüm Süreci devam ederken, 300 kişinin PKK dağ kadrosuna katıldığı bilgisi yer almıştı.

Dönemin Siirt Valisi Ahmet Aydın, gazetecilere verdiği 23 Temmuz 2013 tarihli demecinde, çözüm sürecinde örgüte katılımın arttığını vurgulamıştı. Bu açıklamalara cevaben, dönemin Milli Savunma Komisyonu Başkanı ve AKP Kırıkkale Milletvekili Oğuz Kağan Köksal, Valiyi yalanlayan bir konuşma yapmıştı. Vatan gazetesinde yer alan habere göre; “çözüm sürecinin tıkandığı” 19 Temmuz 2015 tarihinde, HDP milletvekili Nursel Aydoğan, örgüte katılımın arttığını açıklamıştı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 3 Ocak 2017 tarihinde, TBMM Genel Kurulu’nda iç güvenlik tedbirleri hakkında yaptığı bilgilendirmede şu ifadeleri kullanmış: “Son iki ayda örgüte katılım bütün izlemelerimiz, takiplerimiz sonucu sadece 5 olmuştur” diyerek halkımızı aldatmışlardı. Süleyman Soylu, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde 7 Nisan 2017’de katıldığı bir konferansta, örgüte katılımın yüzde 90 azaldığını açıklamıştı. Başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş ise, 5 Haziran 2017 tarihinde konu hakkında: “Son 29 yılda dönemsel olarak örgüte katılımın en az olduğu dönem, bu Ocak-Mayıs ayı arasındaki dönem olmuştur. Önceki yıllara kıyasla ve bir önceki yıla kıyasla da bu dönemde örgüte katılanların sayısında, yaklaşık yüzde 90’lık azalmanın ortaya çıktığı anlaşılmıştır.”  buyurmuşlardı. Peki, o halde, PKK ile mücadelede öldürülen binlerce terörist gökten mi yağmışlardı? Demek ki AKP’li yetkililer, ya uyutulmuşlardı veya yalan söyleyip halkımızı avutmuşlardı!

Lütfen Hatırlayınız!

Referandum öncesinde AKP iktidarının en başta gelen söylemlerinden biri “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” perdesinde dayatılan “Başkanlık”la “terörün sona ereceği” propagandasıydı. Oysa mühürsüz pusula ve zarflarla muallel oylamada kıl payı “evet” çıktığının açıklanmasından sonra, terör tekrar tırmanıp şehit sayısı binleri aşmıştı. Gerçek şu ki, öncelikle “Çözüm Süreci”nde en üst düzeyde ikrar edildiği üzere, güvenlik güçlerinden gelen yüzlerce “operasyon izni talebi”ne karşı, terör örgütüne “ilişilmemesi!” talimatıyla palazlanan PKK’nın, kırsaldan şehre inip “şehir yapılanması”na göz yumulmasının hesabı hiç sorulmamıştı. Ve yine resmî raporlarla ve iktidar milletvekillerinin ikrarıyla, 200 bin ton patlayıcı, 80 bin uzun namlulu silah ve roketatarın, tonlarca mühimmat-bombanın depolanıp şehirlerin cephanelik haline getirilmesinin, hendek ve barikatlarla bölgede birçok mahallin adeta teslim alınıp “Kobanileştirilmesi”ne seyirci kalınmasının nedeni araştırılmamıştı. Üstelik bütün uyarılara rağmen, delik deşik hale gelen sınırlardan kontrolsüz olarak binlerce PKK’lı, DAEŞ ve benzeri terör örgütü militanlarıyla, yüzlerce ton patlayıcı ve binden fazla profesyonel canlı bombanın ülkeye sızmasının engellenemeyişi hiç soruşturulmamıştı.

Bu arada başta Ankara ve İstanbul olmak üzere; büyük şehirlerde patlatılan bombalı terör saldırılarında iki yılda binlerce sivilin katledildiği, sekiz bininin yaralandığı süreçte, terör saldırılarının iç ve dış kaynağının ciddi olarak araştırılmasına bizzat iktidar cenahınca engel çıkarılmıştı. Dahası, canlı bombalarla, bombalı araç saldırılarıyla, her defasında onlarca ve hatta yüzlerce can alan dehşetli terör saldırılarına karşı muhalefetin; katliam gibi terör olaylarıyla açığa çıkan derin güvenlik ve istihbarat zaafının ortaya çıkarılması için Meclis’e verdiği “terör olaylarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması ve Meclis komisyonu kurulması”na ilişkin bütün önergeler iktidar grubunca reddedilmiş ve dönemin İçişleri Bakanı, milletvekillerinin terör eylemlerinin araştırılmasıyla ilgili sorularına cevap vermeden, sadece “terörle mücadelede başarılıyız” diyerek Genel Kurul’u terk ettiği hâlâ hatıralardaydı.

Düşülen vartada iktidar “terörle mücadele”yi hep “öldürdüğü terörist sayısı”yla açıklamıştı. İlgili Bakanların, “Yaklaşık iki yıllık zaman içerisinde etkisiz hale getirilen terörist sayısı 10 bin 657. Bu önemli bir başarıdır” açıklamaları yüreklerimizi soğutmaya yeterli olmamaktaydı. Çünkü terörle mücadelede başarıyı öldürülen terörist sayısıyla ifade etmek yanlıştı. Cumhurbaşkanı, “İşte son günlerde elhamdülillah 1’e 10 gidiyor. Bedelini bu kadar ağır ödetiyoruz, ödetmeye de devam edeceğiz” cümlesiyle terörle mücadeleyi daha çok terörist öldürmekle açıklamaya çalışmıştı. Terörün kaynağı kurutulmadıkça, dağa çıkışlara, terör örgütüne katılımlara engel olunmadıkça, yüzlerce canlı bombanın sızdığı kevgire dönen sınırlar kontrol altına alınmadıkça, sadece terörist öldürmekle, şehitleri “imha edilen” terörist sayısı ile kamufle ederek terörün bitmeyeceği gerçeği ne zaman anlaşılacaktı?

38 senedir terörün, teröristleri “etkisiz hale getirmek”le yok olmadığı resmi raporla ortadaydı. Genelkurmay eski Başkanı Başbuğ’un, 6 Temmuz 2010’da “1984’ten 2010’a kadar 26 yılda 30 bin teröristin öldürülüp, 10 bininin yaralı ve teslim alınmasıyla toplam 40 bine yakın terörist etkisiz hale getirildi. Güvenlik kuvvetleri beş defa PKK’yı bitirdi; lâkin ‘terör örgütü dağıldı, bitti’ diye yanlış algıladık, ama aslında terör örgütü bir türlü bitmedi” yakınması bunun itirafıydı. Zira “etkisiz hale getirilen teröristler”in yerine dağ kadrosundan ve dağa çıkışlarla yeni teröristler katılmakta; terör giderek azıtmaktaydı. Kırsalda ve şehirlerde terör eylemleri ve saldırıları artmaktaydı. Sormak lazımdı; bir şehidin bedeli on terörist mi ki, iktidardakiler “terörle mücadele bire on gidiyor” diye övünüp hava atıyorlardı? Sonra başka önleyici tedbirler almadan, terörü türeten terör bataklığını kurutmadan salt terörist öldürmekle terörün sona erdiğine nerede rastlanmıştı? Ve tekrar soralım: Hani, “Referandumda ‘evet’ çıkması halinde terör bitecek, ülke güllük gülistanlık olup uçacaktı”?[4] soruları hâlâ yanıtını aramaktaydı.

İsrail’e en büyük tavizleri AKP sağlamıştı!

19 yıllık AKP iktidarı döneminde; İsrail’in iştahının kabarmasının ve canavarlaşmasının altında, AKP’nin İsrail’e verdiği desteklerin de payı vardı.

• AKP iktidarı Irak’taki bölgesel Kürt yönetiminin petrollerinin Türkiye üzerinden İsrail’e satışına aracılık yapmışlardı.

• İsrail’i ziyaret etmişler ama Gazze’ye ‘gideceğim’ deyip korkularından uğrayamamışlardı.

• Bu dindar kahramanlar(!) İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez’i TBMM’de konuşturup, milletvekillerine zorla alkışlattırmışlardı.

• AKP iktidarında, Türkiye’nin İsrail’le ticaret hacmini tarihinin en yüksek seviyesine çıkarmışlardı.

• Türkiye’de hiçbir iktidarın müsaade etmemesine rağmen, 2010 yılında İsrail’in OECD’ye girişine onay çıkarmışlardı.

• AKP döneminde, Manavgat Nehri’nden İsrail’e su satışına ilişkin Türkiye ile İsrail arasında anlaşma imzalamışlardı.

• Ocak 2004’teki ABD ziyareti sırasında, Amerikan Yahudi Komitesi’nden “cesaret madalyası” almışlar ve bu madalyayı alan Yahudi olmayan tek isim olma özelliğini ve şerefini(!) kazanmışlardı.

• Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin 49 yıllığına İsrailli şirkete verilmesine itiraz edenleri “Yahudi düşmanlığı” yapmakla suçlamışlardı.

• İsrail’in güvenliğini sağlayan Kürecik Radar Üssü’nün ev sahipliğini yapmaktan sakınmamışlardı.

• Aralık 2012’de İsrail’in NATO çalışmalarına katılmasına onay vermekten utanmamışlardı.

• İsrail’le normalleşme anlaşması imzalamış, böylece Siyonist amaçlarına resmiyet kazandırmışlardı.

David Rockefeller ile Recep T. Erdoğan arasındaki derin ilişki üzerinde kafa yorulmalıydı!

Evet, Dolar’daki piramidin ve Deccal’in Gözü olan yaşlı Siyonist; İlluminati’nin Sezar’ı David Rockefeller 101 yaşında (2017) hayata gözlerini yummuştu. Dünyayı yönettiğine inanılan birkaç isimden biri olan David Rockefeller ile T. Erdoğan arasındaki derin ve gizemli ilişkiler de hafızalarda tazeliğini koruyordu. Gelelim önce şu Boğanın Gözü’ne:

İlluminati, dünyayı üç organı aracılığıyla yönetmeye çalışıyordu. Bunlar: 1- Council On Foreign Relations (CFR), 2- Bilderberg Group (BB) ve 3- Trilateral Comission (TC). Bu üç örgütün hiyerarşisine göre, merkezde bulunanlara “Boğanın Gözü” deniliyordu. Bu gruba alınmanın ön şartı, üç gizli örgüte de üye olmaktı. Bu kadarı da yeterli değil, bunların da arasından seçilmek gerekiyordu. Öküzün Gözü’nde yer alan Amerikan Başkanları ve/veya diğer üyelerden bazıları değişiyordu. Rockefeller ailesi ise her zaman Öküzün Gözü’nün içinde yer alıyordu. Bu nedenle David Rockefeller, Sezar olarak anılıyordu. Council on Foreign Relations (CFR - Dış İlişkiler Konseyi) İlluminati’nin (veya adı artık şimdilerde neyse) en önemli yapılanmalarından biri ve kurucusu Rockefeller ailesi oluyordu. Konseyin onayı olmadan ABD Başkanı olmak bile imkânsız oluyordu. Konsey, dünya politikalarını belirleyici en büyük güç olarak biliniyordu.

CFR, AKP İktidarı sırasında Türkiye’de Global İlişkiler Forumu (GİF) adıyla örgütleniyordu. GİF, CFR’nin “Konseyler Konseyi” olarak nitelendirdiği yapılanmanın Türkiye ayağı oluyordu. O süreçte Forumun başında Rahmi Koç bulunuyordu. Forumun Yönetim Kurulu üyeleri şu isimlerden oluşuyordu:

Rahmi M. Koç Başkan

Memduh Karakullukçu Başkan Yardımcısı. Hanzade Doğan Boyner Başkan Yardımcısı.

Üyeler: Lucien Arkas, Aslı Başgöz, Hasan T. Çolakoğlu, Salim Dervişoğlu, Suzan Sabancı Dinçer, Ali Doğramacı, Metin Fadıllıoğlu, Sönmez Köksal, Gülsün Sağlamer, Özdem Sanberk, Ferit Şahenk, İlter Türkmen.

Not: Dikkatle bakın ve araştırın, Erdoğan’ın yapılandırdığı ve başına Bülent Arınç’ı atadığı “Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu”na bu isimlerden çağrılan var mıydı?

Ve bakın David Rockefeller ile çok yakın ilişkisi olan Rahmi Koç, bu yapılanma hakkında neler söylüyordu: “Yaşamın her kademesinden, çeşitli alanlardan seçtiğimiz arkadaşlarla Global İlişkiler Forumu’nu kurduk. Böyle bir kurumun yurt içi ve yurt dışında saygınlık kazanması için planlı, programlı ve sabırlı bir şekilde hareket etmekteyiz. GİF’i kurmadan evvel, Sayın Cumhurbaşkanı (Abdullah Gül), Sayın Başbakan (Recep T. Erdoğan), Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan, Devlet Bakanı ve Baş Müzakereci Sayın Egemen Bağış ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Zafer Çağlayan ile konuyu görüştük ve öncelikle onların icazetlerini aldık.”

Zaten T. Erdoğan’ın, CFR’ye yakın ilgisi de bilinip duruyordu. ABD ziyaretlerinde CFR’ye (Siyonist patronlara) mutlaka uğranıyordu.

Bilderbergçilerin Erdoğan’la irtibatları!

Siyaset, iş ve basın dünyası ile üniversite ve uluslararası kuruluşlardan etkili ve Masonik etiketli kişileri bir araya getiren Bilderberg toplantılarının 65’incisi, (2019 Mayıs sonu) İsviçre’nin Montrö kentinde yapıldı. İnanır mısınız bilmem; Avrupa ve Kuzey Amerika arasındaki diyaloğu güçlendirme amacı güden bu toplantılara sanayi, finans, akademi ve medyadan, liderler ve uzmanlar da katıldı. Trump’ın Yahudi damadı da Pompeo da buradaydı. O yılki Bilderberg toplantılarına Türkiye’den katılan Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, içeriğe ilişkin bazı ipuçları aktarmıştı. BBC News Türkçe’de kaleme aldığı makalesinde bu toplantıda ‘Çin’ faktörünün ağırlıklı olarak ele alındığını yazdı.

• Ömer Koç, Koç Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı.

• Ünal Çeviköz, emekli Büyükelçi. CHP 27. Dönem İstanbul Milletvekili.

• Evren Balta, Özyeğin Üniversitesi’nde Siyaset Bilimci.

• Metin Sitti, akademisyen. Max Planck Enstitüsü’nde Direktörlük görevine getirilen ilk (Mason) Türk.

Uzun bir süre Türkiye adına bu toplantılara iştirak eden AKP’li Ali Babacan’dı.

Bu Ömer Koç ve Ali Koç, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile rahatlıkla görüşen insanlardı.

Örneğin Haziran 2016’da Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Mehmet Koç ile Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Koç, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Cumhurbaşkanlığı külliyesinde bir araya gelip bir saate yakın özel konuşmuşlardı.

Ve yine Sn. Erdoğan, Mustafa Koç’un ölmeden önceki son akşamını birlikte geçirdiklerini açıklamıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mustafa Koç’un hayatını kaybetmeden bir gün önce “ailecek kendi evlerinde ağırladıklarını, hatta kilo verme ve alkol konusunda şakalaştıklarını” aktarmıştı. (22.01.2016)

Rockefeller’in itirafları

“Atatürk yüzünden, planlarımızı yarım yüzyıl ertelemek zorunda kaldık” diyen ABD’li bankacı, iş adamı Siyonist David Rockefeller’ın çok uzun ve ayrıntılı (10 sayfa) “itiraf açıklamaları”nda şunlar vardı:

• Türkiye’ye, Adnan Menderes zamanında “Marshall yardımı” ile el attık ve fiilen avucumuza aldık.

• Binlerce Türk gencini, uydurma ideolojiler uğruna biz çarpıştırdık.

• Turgut Özal, isteklerimiz doğrultusunda kapıları sonuna kadar açtı.

• Türkiye’de paraya ve çıkara itibar başladı; arkadaş, dost, aile ve kutsal dava gibi kavramlar yozlaştırıldı.

• “Kürt Devleti Projesini” hayata geçirmek için önce bir örgüt yarattık (PKK).

• Türkiye bizim (İsrail) için çok önemli… Su kaynaklarının önemli bir kısmı buradadır.

• En önemlisi, Türkler medeniyetin beşiğidir ve kökenleri Sümerlere kadar dayanır. Medeniyetin beşiği olarak Türkleri kabul etmemiz imkânsızdı; bu mirasa el koymalı ve Türkleri İslam’dan uzaklaştırmalıydık.

• Osmanlı’yı yıkmak bizi uğraştırdı, ama çok da zor olmadı.

• Hitler, bizim tarafımızdan iktidara taşındı, çünkü buradaki Yahudiler, İsrail devletini kurmaya yardımcı olmuyorlardı.

• Atom bombası, Yahudilerin yaşadığı Almanya’ya atılamazdı, bu nedenle Japonya kışkırtıldı ve oraya atıldı.

• İsrail Devleti, Rotschild Ailesi’nin cömert mali desteği ile kuruldu ve savaşları kazandı.

• Sovyetler Birliği’ne ise Komünizmi yürütmek üzere yeteri kadar ülke tahsis edilmiş, mali destek sağlanmıştı.

• Çin, henüz bütünüyle kontrol edemediğimiz bir ülke, ama ABD (Siyonist sermaye) ekonomisine katkısı büyük orandadır.

• Vietnam, Kore, Kamboçya, Tayland, Endonezya, Afganistan, İran-Irak ve Yugoslavya’daki savaş, işgal ve bölünmeler savaş sanayisinin deneme ve gelişmesine yaradı.

• Zaire, Çad, Yemen, Guatemala, Şili, Brezilya, Dominik, Somali, Panama, El Salvador, Bolivya, Ekvator, Peru, Uruguay, Angola’daki savaşlar ve darbeler bizim planlarımızdı.

• Bütün ülke yönetimlerini kontrol altında tutuyoruz, aksi halde terör olaylarını devreye sokuyoruz. Dünyanın her yerindeki büyük mafya ve kaçakçılık olaylarını biz kontrol ediyoruz.

 

      

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

{mp3}tskyizayiflatmak{/mp3}

 

 


  [1] https://www.yenicaggazetesi.com.tr/erdoganin-arkasinda-saf-tutan-generaller-ve-orduyu-te-52160yy.htm – Arslan Bulut

  [2] https://www.yenisafak.com/yazarlar/tamerkorkmaz/pentagon-abdnin-model-ortagini-ilan-etti-2050607

  [3] https://www.karar.com/yazarlar/elif-cakir/bir-sonraki-yargi-reformu-strateji-belgesinde-

  [4] https://www.yeniasya.com.tr/cevher-ilhan/hani-evet-cikarsa-teror-bitecek-ti_435674

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Subscribe
Bildir
15 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Sahte Dindarların Tahribatları
“Güçlü ve Milli Ordu” olmanın iki temel koşulu vardır:
1-Milletin inanç değerleri ve ahlak sistemiyle barışık, psikolojik gücü yüksek
2-Ekonomik ve teknolojik yönden yeterli ve örnek konumda olmaktır. Bu iki temel esas bize rahmetli Erbakan hocamızı hatırlatmaktadır. Çünkü “önce ahlak ve maneviyat, sonra yaygın ve yüksek kalkınma!” diyerek yola çıkmış, Ağır sanayi ve milli savunma teknolojileri için hayatını harcamış; dış güçler ve işbirlikçi masonik merkezlerce defalarca kendisine ve Milli Görüş’e karşı kışkırtılan komutanlara, kahraman ordumuzun şahsi manevisine ve ordu millet kenetlenmesine zarar gelmesin diye en küçük bir tahkir ve tarizden bile sakınmıştır.
Türkiye ‘de, askerlere yaptırılan bütün darbelerin ve özellikle 28 Şubat tertiplerinin, Erbakan kadar, asıl TSK’ ya yönelik kumpaslar olduğunu anlamamız lazımdır ve her yönden Milli ve güçlü bir orduya sahip çıkmanın tam zamanıdır. Çünkü Akp+Cemaat ittifakının Erbakan’ı devre dışı bırakıp, TSK’yı hizaya sokmak üzere hazırlandığı, bugün belgelerle ve kendi itirafları ile ortaya çıkmıştır. Demokratikleşme gerekçeleri, Kopenhag kriterleri ve AB’ye katılım ve kabul süreçleri… bunların hepsi TSK’yı aciz ve çaresiz bırakmanın kılıflarıdır. Asla unutulmamalıdır ki, ordudan nefret etmek, TSK’yı milletin sırtında bir kambur ve gereksiz baskı kurumu gibi görmek; hürriyet ve haysiyetini, huzur ve emniyetini düşmanlarına peşkeş çekmekten farksız bir ahmaklık ve alçaklıktır.

Erbakan Hocanın Mücadelesi
1960 yılında gerçekleştirilen darbeden sonra gümüş motorun kurucusu Prof. DR. Necmettin Erbakan’a fabrikayı gezdikten sonra “her türlü desteği sağlamaya hazırız, ne istersiniz bizden döviz mi para mı?” diye sorulduğunda Erbakan Hocanın 200 üst düzey TSK komutanına Türkiye’nin neleri başarabileceğini hakkında bir film çekip izletmesi ve ışıkları açtığında komutanlarımızın gözlerinin yaşlı olması…
Bizlere Erbakan hocamızın Milli bir TSK için verdiği mücadelenin 1969 yılı öncesinde başlattığını ve bu konunun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor…
Siyonizm ve Milli Görüş’ün mücadelesi
5790 yıldır batıl davası için çalıştılar
300 yıldır dünyayı yönetiyorlar
2200 yıllık düzenli orduya sahip olan
Ecdadı 600 yıl cihana hükmetmiş olan
Ve Milli Görüş Harekatının başlaması ile birlikte
300 yıldır hüküm süren batılın,
Erbakan hocanın verdiği mücadele ile 70 yıllık bir hazırlığın ardından batılın beyni darma duman olacak İnşallah…
15 temmuz darbe girişimi planlayanların planını boşa çıkaran Milli TSK 35 gün sonra Fırat Kalkanı Operasyonu ile dünyaya kafa tutmuştur.
Suriye’de 4 karabağ da ise bir kez siyonizmin burnunu kırmıştır.
Siyonizmin ve işbirlikçilerinin yaptığı bütün planlar yakında suya düşecek ve Erbakan’ın sadık takipçileri eliyle İslam Hakim olacaktır İnşallah (:

Bunu inanarak söylüyorum laf olsun diye söylemiyorum, Bizim silahlı kuvvetlerinin Milli Görüşün en iyi muhafaza etmiş kurunumuzdur. Necmettin Erbakan
https://youtu.be/zzP9WA9wLks

01:13:24 dk dan itibaren bakılırsa Erbakan hocamız “Türk silahlı kuvvetleri milli görüşü en güzelde şekilde muhafa etmiş kurunumuzdur” buyurmuşlardır, bu konuşmada gazeteci fikret bila sürekli Erbakan hocayı TSK aleyhinde konuşması için kışkırtmaya çalışsa da ERBAKAN hoca TSK aleyhine tek kelime etmemiştir.

[b]Yusuf 110
Nihayet vaktâki; (görevli) resuller (halktan) umutlarını kestikleri, (şeksiz ve şeriksiz iman edenlerin bile cihaddan ve davadan yan çizdikleri,) artık kesinlikle tekzip edilip benimsenmedikleri (kavimlerinin asla imana gelmeyecekleri ve Hakk davaya destek vermeyecekleri zan ve) kanaatinin (iyice yerleştiği) bir sırada, yardımımız onlara gelmiş (zafer kapıları açılıvermiştir. Böylece) Bizim dilediğimiz (ve desteklediğimiz) kimseler kurtuluvermişti. Azgın mücrimler takımından ise zorlu azabımız (ve intikamımız) asla geri çevrilmeyecektir. (Yani; bir avuç mücahit ve müstakim mü’minin, sayıca ve imkân bakımından en zaif ve en çaresiz göründükleri bir süreçte, onlar zafere eriştirilecektir.)

https://www.mealikerim.com/12/yusuf/110%5B/b%5D

TSK Gerçeğini 50 yıldır haykıran Üstad Ahmet Akgül Hocamıza ve Milli Çözüm’e Minnettarız..!
Aziz Erbakan Hocamıza, 1960 da ihtilalden 3 ay sonra , Milli Birlik Komitesi üyelerini gönderiyor Menderes. Ve hocamıza diyorlar ki o heyettekiler: Sayın Erbakan , motor üretecekmilsiniz ne istiyorsunuz para döviz …vs İsteklerinizi yerine getirmek üzere buradayız yanınızdayız diyorlar… Hocamızın cevabı çok ilginç…Diyor ki bana ,TSK ‘mızda bulunan generalleri bir salona toplayıp SANAYİDE MİLLİ DAVAMIZ VE KALKINMA PROJELERİMİZ adlı iki saatlik bir konferans verme hakkı tanıyın başka biley istemiyorum… Diyor… Tabi o heyettekiler gülüyor isteye isteye bunu mu buldun diyorlar… Neyse kabul ediyorlar ve salona o gün ihtilal sonrası 100 küsür general ceza almış 200 general kalmış ve o 200 generali salonda hazır bulunduruyorlar ve hocamız konferansını veriyor… Ne anlatmaya çalışıyorum ERBAKAN HOCAMIZ , ÜLKEMİZİN BAĞIMSIZLIĞI VE BEKASININ TSK ile olacağının farkında o günlerde… TSK’YI millileştirme ve kuvvetlendirme çalışmaları taa o gün başlıyor Şubqt 2011 hakka yürümesine kadar devam ediyor… Şuan bakıyoruz geldiğimiz nokta : TÜRKİYE DESTAN ÜSTÜNE DESTANLAR, DEVRİM ÜSTÜNE DEVRİMLER YAZIYOR TSK İLE… TÜRKİYE , DÜNYA ÜZERİNDE ŞANI ŞÖHRETİ ARTIYOR AMA NE HİKMETSE SİYASİ İRADE ÇÖKÜŞTE… Demek ki devlet olmak ve devlet gücü ayrı , siyasi irade yine ayrı…

Asıl önemli husus ise bu hakikatleri bu Tsk gerçeğini ve Erbakan Hocamızın bu çalışmalarını farkeden anlayan kavrayan yüksek bir feraset ve dirayetle bu hakikati 50 yıldır dile getiren Muhterem Erbakan Hocamızın EN SADIK TALEBESİ VE TAKİPÇİSİ OLMA ŞEREFİNİ TESCİLLEYEN ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZA MİNNETTARIZ. ONUN SAYESİNDE BU HAKİKATLERİ ANLAMA KAVRAMA ŞEREFİNE NAİL OLDUĞUNUZU İFADE ETMEK GÖREVİMİZ VE BORCUMUZDUR…

“[b]Askere düşmanlık, düşmanlarımıza askerliktir.”[/b] ( Üstad Ahmet AKGÜL)

Kimlere sırtımızı dayadık!
Öncelikle şunu düzeltelim bire on değil bir Türk dünyaya bedeldir.Bunu bize destanlaşan savaşlarımız öğretmiştir.Muhasır medeniyetlerle başlayan Erbakan hocamızın bizlere emanet ettiği Adil düzen medeniyet projesiyle zirveye ulaşan devlet politikalarımız varken niye ısrarla şanlı tarihimize ve bizlere uymayan AB ye üye olmak ülkemizin en önemli stratejisi oluverdi dergimiz sayesinde yine ögreniverdik.Üyelik safsatası adı altında peygamber ocağı olarak gördüğümüz TSK nın bu kadar horlanması amacından uzaklaştırılmış olması bizler için kabul edilemez !

Kahraman Ordumuz Yeniden Şahlanıyor; FECR-İ KAZİP BATIYOR, FECR-i SADIK BAŞLIYOR
FETÖ’cü CIA-MAAT kumpaslarıyla “artık beli kırıldı!” sanılan kahraman TSK, Suriye’de Amerikan kuklası PYD ve IŞİD’e saldırı başlatmıştı: 24 Ağustos 2016

Tam da beşyüz yıl önceydi, Yirmidört Ağustos’ta
Mercidabık Zaferiydi, nasipti Yavuz dosta
Şimdi PYD havlıyor, güya koyuyor posta
“Suriye mezar olacak! 1…” Ama, ey ruhu hasta
TSK’ya değil asla, Siyonist tanrınıza!..

Bu ne büyük hıyanettir, Siyonizm’le ittifak
Ülkesini feda etmek, İsrail hatırına!..
Bir uyansa edecektir, Milli Vicdan infilak
İşbirlikçi uğrayacak, Kahhar’ın satırına!..

Darbe mi dalavere mi, belli değil nitekim
Amelyat mı cinayet mi, kim katildir kim hekim
TSK’yı tasfiyeye, ger yeltenirse her kim
Binenler rezil inecek, Şeytanın katırına!..

Birlikte yola çıktınız, sizler aynı menzile
Dün dosttunuz bugün düşman, döneklik huy rezile
Hezimet oldu darbeniz, basınca erken zile
Ne Obama’ya güvenin, ne Cimy Cartır’ına!…

Birbirinizi suçlayın, layık çirkef çamur at
Bozuk çarktan çıkmazmış, asla doğru mamulat2
Düzen Adil olmayınca, boş laf cümle malumat3
Hak hayır ilham olunmaz, hainin sadırına!… 4

İslam istismarınızdır, Vatan derdiniz yoktur
Kahpelik kalleşlik vasfız, asla merdiniz yoktur
Mal makam, şan ve ihtişam; başka virdiniz5 yoktur
Külhanbeylik taslarsınız, layıksız natırına!… 6

Madem bunca güçlüsünüz, güya yetkilisiniz
Süper kahramanınız var, çok da etkilisiniz
Adil Düzen kursanıza, kimin vekilisiniz
İsrail konuk ettiniz, Meclisin çadırına!…

Taziyelerde Kur’an’ı, okumak riyakârlık
Ülkemizde ahkâmını, uygulamak dindarlık
Çevren satılık kiralık, takvanız kaç dinarlık
Ümmet yansa hiç tınmıyor, baksana şatırına!… 7

Asaletsiz insanlar ki, Adil Düzen örmüyor
Basiretler kör olmuş ki, hakikati görmüyor
Herkes divane sanıyor, halin nedir sormuyor
Gafil dürtmekle uyanmaz, çuvaldız batır ona!…

Tam da beşyüz yıl önceydi, Yirmidört Ağustos’ta
Mercidabık Zaferiydi, nasipti Yavuz dosta
Şimdi PYD havlıyor, güya koyuyor posta
“Suriye mezar olacak!..” Ama, ey ruhu hasta
TSK’ya değil asla, Amerkan Tanrınıza!…

Ahmet Hoca ne uğraştır, belanı mı ararsın
Yoksa hakikat aşkına, Mevla’nı mı ararsın
Kur’an’ı haykıramazsan, söyle neye yararsın
Düşman girmesin Yurduma, Ecdadın yatırına!… 8

1- Suriye PKK’sı sözde PYD Başkanı Müslim Salih denen küstah bu cümleleri kurmaktaydı ve maalesef daha önce Cumhurbaşkanımız ve Başbakanlarımızca defalarca ağırlanmıştı!.
2- Mamulat: Ürün, üretilen mal.
3- Malumat: Kuru bilgi yığını.
4- Sadır: Göğüs, kalp.
5- Vird: Zikir, sohbet.
6- Natır: Kadın hamamı hizmetçisi.
7- Şatır: Şen şakrak, neşeli.
8- Yatır: Şüheda ve evliya kabirleri

Kötü Kurgulanan Planları Rabbimiz Boşa Çıkarsın İnşaAllah!
Rockefeller’in itirafları

“Atatürk yüzünden, planlarımızı yarım yüzyıl ertelemek zorunda kaldık” diyen ABD’li bankacı, iş adamı Siyonist David Rockefeller’ın çok uzun ve ayrıntılı (10 sayfa) “itiraf açıklamaları”nda şunlar vardı:

• Türkiye’ye, Adnan Menderes zamanında “Marshall yardımı” ile el attık ve fiilen avucumuza aldık.

• Binlerce Türk gencini, uydurma ideolojiler uğruna biz çarpıştırdık.

• Turgut Özal, isteklerimiz doğrultusunda kapıları sonuna kadar açtı.

• Türkiye’de paraya ve çıkara itibar başladı; arkadaş, dost, aile ve kutsal dava gibi kavramlar yozlaştırıldı.

• “Kürt Devleti Projesini” hayata geçirmek için önce bir örgüt yarattık (PKK).

• Türkiye bizim (İsrail) için çok önemli… Su kaynaklarının önemli bir kısmı buradadır.

• En önemlisi, Türkler medeniyetin beşiğidir ve kökenleri Sümerlere kadar dayanır. Medeniyetin beşiği olarak

Osmanlı’yı yıkmak bizi uğraştırdı, ama çok da zor olmadı.

• Hitler, bizim tarafımızdan iktidara taşındı, çünkü buradaki Yahudiler, İsrail devletini kurmaya yardımcı olmuyorlardı.

• Atom bombası, Yahudilerin yaşadığı Almanya’ya atılamazdı, bu nedenle Japonya kışkırtıldı ve oraya atıldı.

• İsrail Devleti, Rotschild Ailesi’nin cömert mali desteği ile kuruldu ve savaşları kazandı.

• Sovyetler Birliği’ne ise Komünizmi yürütmek üzere yeteri kadar ülke tahsis edilmiş, mali destek sağlanmıştı.

• Çin, henüz bütünüyle kontrol edemediğimiz bir ülke, ama ABD (Siyonist sermaye) ekonomisine katkısı büyük orandadır.

• Vietnam, Kore, Kamboçya, Tayland, Endonezya, Afganistan, İran-Irak ve Yugoslavya’daki savaş, işgal ve bölünmeler savaş sanayisinin deneme ve gelişmesine yaradı.

• Zaire, Çad, Yemen, Guatemala, Şili, Brezilya, Dominik, Somali, Panama, El Salvador, Bolivya, Ekvator, Peru, Uruguay, Angola’daki savaşlar ve darbeler bizim planlarımızdı.

• Bütün ülke yönetimlerini kontrol altında tutuyoruz, aksi halde terör olaylarını devreye sokuyoruz. Dünyanın her yerindeki büyük mafya ve kaçakçılık olaylarını biz kontrol ediyoruz.”

Yazarımızın tesbitleri ile dünyayı okuyoruz da bu doyumsuzluk ve sömürüyü Rabbim ne olur Adil Düzen Medeniyeti vesilesiyle son bulsun inşaAllah yoksa azap kat kat artacak daha nice kötü vesileler okuyup yazacağız Allah muhafaza buyursun…Amin

VATAN DUASI
Bizi işbirlikçilerin, insafına bırakma

Türkiye’mizi işgale, Sen uğratma Allah’ım!

Çok çektik hain terörden, yeter say bir de yakma

Cennet yurdu Vatanımı, Sen dağıtma Allah’ım!

Koru Ya Rab, son sığınak, son barınak Yurdumu

Kalleşlik yapmasın, kahret; içimdeki kurdumu

Muzaffer kıl bu mücahit, bu kahraman Ordumu

Haçlı kâfir zalimlere, Sen boğdurtma Allah’ım!

Şu beyinsizler yüzünden, ezdirme helakete

Müslüman Türk Milletini, düşürme felakete

Manevi ordularını, geçir de harekete

Gavur NATO’yu yardıma, Sen çağırtma Allah’ım!

Bağışla bizi sahip çık, şehitler hatırına

Kâfir girmesin Mabede, Veliler yatırına

Hem Kur’an’ın hakkı içün, ayetler satırına

Bizi düşmanlar eliyle, Sen doğrultma Allah’ım!

Siyonist kuduz İsrail, Armagedon peşinde

Suriye yanıyor; Rusya, ABD ateşinde

Namuslar tarumar olmuş, ki henüz on beşinde

Bizleri böyle çaresiz, çok bağırtma Allah’ım!

Dost, fakirlik çekilir ya; esirlik büyük kahır

Saray genelev yapılır, camilerimiz ahır

Görmez misin ne haldedir, Şırnak ve Diyarbakır

Çok ezildi yüreğimiz, Sen dağlatma Allah’ım!

Bu zalim sistem yıkılsın, Adil Düzen kurulsun

Dış güçlerden, hainlerden; artık hesap sorulsun

Barış ve bereket gelsin, coşkun sular durulsun

Gavur eliyle ipimi, Sen yağlatma Allah’ım!

Yeni Mustafa Kemaller, çıkmaz mı sanıyorlar

Bak mazlumlar Erbakan’ı, hasretle anıyorlar

Dincisi dinsizi barbar, Batıya kanıyorlar

Mağlup edip kâfirlere, Sen doğratma Allah’ım!

Son Hakikat…
Son Hakikat..
Kahraman Ordumuzu güdükleştirerek kontrol altına almak isteyenler geleceğin Siyonist Dünya hakimiyetini devam ettirmek isteyenlerdi.
Zaten Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın 54. Hükümetle yaptığı ekonomik devrim ve bunun yansıması olarak, işçiye, memura vs. sınıfların maaşlarının görülmemiş şekilde iyileştirilmesi, o dönemde marazlı takımın Ordu mensuplarına yapılan zammı çok görmeleri onların adalet anlayışlarını yansıttığı gibi asıl kahraman ordumuz ve mensuplarında zaafiyet oluşturarak güdükleşmesini isteyenlerin kuyruk sancısıydı.
Haim Nahum doktrini çerçevesinde kurumların ayrıca ekonomik, siyasi, etkisizleştirilmesi şeytanlık planlarının diğer neticesiydi.
Türkiye ve onun bağımsızlık bekasının en önemli faktörlerinden orduyu eline geçiremeyenler dünya hakimiyetlerini devam ettiremeyeceklerdi. Yani Milli Şuurlu her yönden bağımsız Türk Ordusu Siyonizm için en büyük tehlike ve kayıptı.
Aziz Erbakan Hocamızın “Milli Görüşü en iyi anlayan kurumun Kahraman ordumuz olduğu” hakikati şartlı iktidara taşınanların ve onların ağababalarının korkusuydu. Ordumuzu etkisizleştirmek için planlanan siyasi manevralara destek olan ve bu planları duymaz-görmezden gelen muhalefet partileri bunun hesabını veremeyeceklerdi. Saadet Partisi ve Yeniden Refah Partisinin Erbakan’ın devamı olduklarının en büyük ispatlarından biri de onların ordumuz üzerinde yapılan hesapları açığa çıkarma ve Erbakan’ın askeri teknolojik hamlelerini destekleme politikasına sahip çıkmalarıyla da ölçülecekti. Tabi diğer partilerin de.

Milli Şuurun Kaynağı Milli Çözüm=Milli Görüştür
AB’nin de ABD’nin de arkasında, Büyük İsrail hedefi için “zayıf bir Türkiye” amaçlayan aynı Siyonist odaklar vardı.
Zayıf bir Türkiye zayıf bir ordu ile mümkün.
Bunun içinde ABD, AB’nin elinden geleni ardına bırakmadığı görülmekte.
15 Temmuz, Pentagon Temsilcisi Binbaşı Abraham’ın PKK’lı Mustafa Bali’ye verdiği ‘üstün hizmet’ plaketinin üzerinde, “tüm zamanların en iyi ortağı” ibaresi körlerin gözünü açmaya yetmelidir.
Buna rağmen ve “İngiltere gibi Haçlı zihniyetine, Hristiyanlık değerlerine ve emperyalist emellere sahip bir ülke bile, AB içerisinde kendi geleceğini risk altında görüyor ve AB’ci Başbakan istifaya zorlanıyorsa” AKP iktidarının ve Sn. Erdoğan’ın bu AB inadının altında hangi dayatmalar ve şahsi hesaplar yatmaktaydı?
Rockefeller’in “Bütün ülke yönetimlerini kontrol altında tutuyoruz, aksi halde terör olaylarını devreye sokuyoruz. Dünyanın her yerindeki büyük mafya ve kaçakçılık olaylarını biz kontrol ediyoruz.” İtirafı dünyamızın nasıl yönetildiğini gösteriyor.
Kan gözyaşı, terör le yönetilen Dünyamız ancak Kahraman Ordumuzun, Siyonist (terör) odaklarını tarumar etmesi ve Milli Çözüm şuuruyla YENİ BİR DÜNYANIN kurulmasıyla insanlık saadete, berekete, barışa ulaşacaktır.
Milli Şuurun Kaynağı Milli Çözüm=Milli Görüştür

KAHRAMAN ORDUMUZ, BU ÜLKENİN EN SAĞLAM KALESİDİR!
Zerre kadar iz’anı ve vicdanı olanların, ülkemizin dört yandan kuşatıldığı… Ekonomik, sosyal ve ahlâki yönden iyice yıpratılıp yıkılmaya çalışıldığı bir ortamda, Haçlı Batı’nın ve Siyonist odakların bize aşıladıkları bozuk ve bâtıl ideolojilerine sarılmak yerine, bizi millet yapan, bize izzet ve haysiyet kazandıran… Bizi kalıcı devlete ve medeniyete ulaştıran… Bizim birlik ve dirlik mayamızı oluşturan İslam’a, bir bütün olarak ve tüm tahrifat ve hurafelerden uzak şekilde sahip çıkalım. Müspet milliyetçiliğin de… Gerçek Atatürkçülüğün de… Örnek laikliğin ve demokrasinin de bu yüksek İslam düşüncesinde önem ve anlam kazanacağını asla unutmayalım.

Ordumuzun genleriyle oynayanlar, kendi geleceklerini karartmaktadır!

15 Temmuz 2016’daki FETÖ darbe girişimi sonrası başlayan, TSK’yı etkisiz kılma ve Türk subayını aşağılama kampanyası böyle giderse, Ordu tamamen güdükleşene kadar sürecektir. Çünkü bu, AB’nin ve ABD’nin dayattığı bir projedir. Aslında Ordu düşmanlığı, Batı’nın “Türk tarihinin hakkından gelmek” projesiyle birlikte yürütülmektedir. Tarih derslerinin seçmeli hale getirilmesinin arka planında bu sebep sezilmektedir. ABD Türkiye Büyükelçisinin, 15 Kasım 2002’de ülkesine gönderdiği mesajda; “Türkiye’de ordu, bürokrasi ve yargıda bir derin devlet var. Derin devletin merkezinde de ordu bulunmakta. Derin devlet yani ordu, ABD’nin desteklediği reformun önündeki en büyük engeldir” denilmekteydi.

Bu ülkenin vatandaşları olarak hepimiz; dindarları, laikleri, Kürtleri, Alevileri, milliyetçileri, solcuları olarak intikam duygularını bir kenara bırakarak ‘demokrasi’, ‘adalet’, ‘hukuk’, ‘temel hak ve özgürlükler’ gibi evrensel ilkeleri inancımız ve tarihsel altyapımız doğrultusunda yorumlayıp yoğurmamız lazımdır. Tarihimizde büyük gerilimlere yol açmış olan ‘din-siyaset-asker’ ilişkisini sağlam bir yere koyabilmek için ‘laiklik’ kavramını özgürlükçü demokrasi temelinde tanımlayarak bu değerlerin etrafında buluşmamız lazımdır. Yoksa bu ülkede demokrasinin rayına oturması ve hukukun üstünlüğünün hâkim olması kolay olmayacaktır.

Biran evvel
Evet şunu anlıyoruz Türkiyenin en büyük tehdidi ve sorunu akp iktidarıydı, biran evvel görevine son verilmeli ve yerine biran evvel Adil Düzen kurulmalıydı diğer milletimiz ve insanlık alemi bu içerisinde bulunduğu çirkeften kurtulması mümkün olmayacaktı.

Türk Ordusu
Ordumuz , Vatanın güven ve huzur sigortasıdır.
Ordumuz, hukuka dayalı adil düzenin muhafaza kudretidir.
Ordumuz, İman ve İslam beşiği olan bu aziz vatanın en sağlam kalesidir..
Ordumuz, Erbakan Hocamızın gözbebeği, üzerine titrediği, Milli Şuurun tek sağlam temsilcisidir..

Akit gazetesi, TSK aleyhinde ki yayınları eşittir, Rockefeller’in itiraflarıda yer alır.!
Akit gazetesi yıllar dir iki kuruma düşman;
1-Erbakan hocamız ve Millî çözüm
2-TSK ve Millî olan herşey,

Akit gazetesinin hayranlığı,
1-Akp ve RTE, Özal, Menderes
2-gizli ve açık Avrupa Amerika İsrail hizmet i

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
15
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...