YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ebc99e79336
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 1 4
Bugün : 57891
Dün : 64042
Bu ay : 1396362
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53541420
IP'niz : 216.73.216.73

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

3. Dünya savaşı için iştahı kabaran ABD, İran ile nükleer anlaşmayı bozduklarını açıklamıştı. Yani Trump, Ortadoğu’yu ateşe atmıştı.

ABD Başkanı Trump, İran ile yapılan nükleer anlaşmanın “utanç verici” olduğunu savunarak çekildiklerini ve İran’a yeniden yaptırım uygulanmaya başlayacağını açıklamıştı. İlk desteğin hemen İsrail’den gelmesi kimseyi şaşırtmamıştı. Siyonist Cumhurbaşkanı Rivlin, bunun “İsrail’in güvenliğini sağlamak” için önemli bir adım olduğunu vurgulamıştı. Avrupa Birliği ise anlaşmada kalmak gerektiğini belirterek ABD’yi birkaç Körfez ülkesiyle birlikte yalnız bırakmıştı. İran’ın tepkisi ise “Basit ve aptalca” şeklinde olmuştu.

Üçüncü Dünya savaşını çıkarmaya çok istekli görünen ABD Başkanı Trump, 2015 yılında İran ile ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa ve Almanya arasında imzalanan nükleer anlaşmadan çekilme kararı aldığını açıklamıştı. Trump, İran’ın nükleer anlaşmanın gerekliliklerini yerine getirmediğini iddia etmiş ve bu sebeple ABD’nin anlaşmadan çekildiğini vurgulamıştı. Yapılan anlaşmanın bölgeye barış getirmediğini ve getirmeyeceğini öne süren Trump, ABD’nin anlaşmanın düzeltilmesi konusunda çağrıda bulunduklarını ama bunun işe yaramadığını hatırlatmıştı.

Yaptırımlar yeniden devreye sokulacaktı!

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, İran’a yaptırımların yeniden yürürlüğe girdiğini ve bu süreçte İran’la yeni iş sözleşmeleri imzalanmaması gerektiğini açıklamıştı. ABD Hazine Bakanlığı’nın hangi yaptırımların hangi periyotlarda uygulanmaya başlanacağını detaylarıyla kamuoyuna duyurulacağını kaydeden Bolton, “Başkanın bugünkü uyarılarıyla anlaşma imzalandığında var olan yaptırımlar hemen yeniden yürürlüğe girmiş olacaktır. Artık yaptırımlar kapsamına giren ekonomi alanlarında yeni iş sözleşmesine izin verilmemektedir.” değerlendirmesini yapmıştı.

ABD kendi ürettiği bahanelerle İran’ı vuracaktı!

“6 Şubat 2017 tarihinde ABD Başkanı Donald Trump, Barack Obama yönetimini P5+1 ile birlikte İran’la imzaladıkları nükleer anlaşmadan ötürü ağır bir şekilde eleştirmiş ve: “Ülkemiz onların umurunda değil. Onlar bir numaralı terörist devlet. Her tarafa para ve silah gönderiyorlar. …Ülkemize saygıları yok.” ifadesini kullanmak suretiyle söz konusu anlaşmayı bozduklarını açıklamıştı. Trump, bu açıklamasını Savunma Bakanı James Mattis’in Japonya’da temaslarını sürdürürken Japon basınına verdiği; “İran söz konusuysa, bu, dünyada terörizmin tek büyük devlet sponsorudur. Görmezden gelmenin faydası yok, reddetmenin faydası yok” şeklindeki beyanatından sadece iki gün sonra yapmıştı. Başkan Trump ve Pentagon’un Şefi Mattis’i böylesi bir açıklamaya iten gelişme, İran’ın 29 Ocak 2017 tarihindeki orta menzilli balistik füze deneme yapmasıydı. Nitekim Washington yönetimi bu gelişme üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni (BMGK) acil toplantıya çağırmıştı. Bu deneme, hiç kuşkusuz, bu anlaşmadan en başından itibaren rahatsız olan ABD’li muhafazakâr/şahin kanadın elini kuvvetlendirmiş ve o tarihten itibaren İran nükleer anlaşması tehlikeye girmişti. Dolayısıyla Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belliydi ve o tarihten itibaren başta İran ve P5+1 Üyesi ülkeler olmak üzere tüm dünyayı bu anlaşmadan çekilmekle tehdit eden Başkan Trump sonunda dediğini yapmış ve tüm uyarılara rağmen nükleer anlaşmadan çekildiğini açıklamıştı.

Trump, aslında burada sadece nükleer anlaşmadan çekilmedi; İran’ı niçin ve hangi gerekçeyle vuracaklarını da tüm dünyaya ilan etmiş bulunmaktaydı. Bir tek “ya bizimlesiniz ya da İran’la” demediği kalmıştı. Bu kapsamda ortaya koyduğu gerekçeler; ABD’nin bundan sonraki süreçte İran’a yönelik nasıl bir tutum sergileyeceğini ve hangi hususları birer “meşruiyet” gerekçesi olarak kullanacağını göstermesi açısından önem taşımaktaydı. Bunun için öncelikle söz konusu açıklamaya bir bakalım. Trump aynen şu ifadeleri kullanmıştı: “İran terör örgütlerine destek vermektedir. İran terörün devlet sponsorudur. İran, Hizbullah, Hamas, Taliban ve El Kaide’nin destekçisidir. İran’la olan nükleer anlaşma İran’ın uranyum zenginleştirmesini sağladı. Bu anlaşma utanç vericidir. Bu tek taraflı bir anlaşmadır. Nükleer anlaşmaya izin verirsem Ortadoğu’da silahlanma yaşanacak. Bu anlaşma İran’ın bölgedeki amaçlarını engellemedi. İran’ın nükleer bombasını bu kokuşmuş anlaşmayla önleyemeyiz. İran’la yapılan anlaşmadan çekiliyorum. 2015’te askıya alınan İran yaptırımları yeniden uygulanacak.”

İran’ı daha önce Devrim Muhafızları Ordusu üzerinden “terörist” bir devlet olarak gösteren ve bunu Haşdi Şabi ile pekiştiren ABD, şimdi doğrudan doğruya İran’ı bir “terörist devlet” olarak ilan etmekte; aynen Libya, Irak, Afganistan vb. örneklerde olduğu üzere… Dolayısıyla bu açıklamayla birlikte İran, ABD açısından vurulması gereken yeni “Haydut Devlet”, “Başarısız Devlet” konumuna taşınmıştı. Dikkat çekici bir diğer husus ise, ABD’nin tüm günahlarını İran’a yıkmaya çalışmasıydı. Düne kadar Taliban ve El Kaide’nin kurucusu olarak bilinen ABD’nin İran’ı bu iki örgütün destekçisi olarak tüm dünyaya lanse etmesi bunun en önemli kanıtıydı. Yarın bir gün buna DEAŞ/IŞİD’i de ilave ederse hiç şaşırmayalım. Ne de olsa karşımızda bir “Yalan İmparatorluğu” vardı.[1] yorumları üzerinde durulmalıydı.

Bunun hemen arkasından İsrail ile Suriye ve İran arasındaki gerilim çatışmaya dönüşmüş bulunmaktaydı. İsrail, işgal altındaki Golan’daki bulunan İran hedeflerini tanklarla vurmaya başlamıştı. Suriye füzelerle cevap vermeye kalkışınca İsrail savaş uçaklarıyla bombalamıştı. İsrail “Bölgedeki tüm İran hedeflerini vurduk” derken, Rusya, İsrail füzelerinin yarısının havada imha edildiğini açıklamıştı.

Suriye’nin güneyinde de kriz büyüyüp yaygınlaşmaktaydı. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü’nün Suriye’den, İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri’ndeki üslere doğru yirmi kadar roket atılmıştı. İsrail ise buna tanklar ve savaş uçaklarıyla karşılık vermeye başlamıştı. Bölgede sirenler çalarken, çatışmanın ABD Başkanı Donald Trump’ın İran kararından sonra gelmesi dikkatlerden kaçmamıştı. İsrail Savunma Bakanı Avigdor Lieberman, Suriye’deki bütün İran altyapısının vurulduğunu açıklamış, Rusya Savunma Bakanlığı ise, İsrail’in Suriye’ye attığı füzelerden yarısından fazlasının Suriye hava savunma sistemleri tarafından havada engellendiğini duyurmuşlardı. Suriye’nin Kuneytra ilindeki yerel kaynaklardan edinilen bilgilere göre, İsrail güçleri işgal altında tuttuğu Golan’dan Suriye’nin güneyinde Beşşar Esed rejiminin kontrolündeki Kuneytra iline bağlı Baas ve Hadar kentine tank atışlarını yoğunlaştırmıştı.

AKP iktidarı İsrail aleyhine atıp tutarken Kuzey Irak petrolü Türkiye üzerinden İsrail’e mi satılmaktaydı?

Kahire’deki Amerikan Üniversitesi tarafından yayımlanan Kahire Uluslararası İlişkiler İncelemesi’nde yer alan bir makalede çarpıcı bilgilere yer almıştı. Tarihçi ve Enerji Endüstrisi Bilimcisi Ellen Wald’a göre; Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden (IKBY) Türkiye’nin Ceyhan Limanı’na gelen ham petrol tankeri “gizemli” bir şekilde radardan kaybolup, İsrail’in Aşkelon Limanı’nda ortaya çıkmaktaydı. Buna göre, Ceyhan Limanı’ndan çıkan tankerler, kimlik değiştirerek İsrail’e Petrol taşıyorlardı!

Tarihçi ve Enerji Endüstrisi Bilimcisi Ellen Wald, konuyu anlattığı makalede olayın şahidi olan Kuveytli petrol tüccarına dayandırdığı iddiasında şunları yazdı:

İsveç’te yaşayan Kuveytli petrol tüccarı Samir Madani, gemi ve filoların varil ve rafine ürün miktarını günlük olarak takip eden “TankerTrackers.com” web sitesini kurmuşlardı. Madani, Kasım 2017’de Kuzey Irak’ın petrolünün taşındığı Ceyhan Limanı’ndan Süveyş Kanalı’na giden 1 milyon varil petrol taşıyan tanker Valtamed’in, Doğu Akdeniz’de İsrail’e yakın bir yerlerde aniden durduğunu ve kimlik transponderinin (bir nevi sinyal) kapatıldığının farkına varmıştı. Madani 10 gün sonra tankerin yeniden ortaya çıktığında yüklerinin boşaltıldığını anlamıştı.

İsrailli yetkililer soruları cevapsız bırakmıştı.

İsrail’in Haaretz gazetesinden olayı araştıran Yaron Cohen-Tzemach konuyla ilgili ulaştığı İsrailli yetkililerden herhangi bir cevap alamamıştı. Konuyla alakalı sorulan sorulara, Haifa ve Trans-Israel Boru Hattı şirketindeki yetkililer, ticari konularla ilgili yorum yapamadıklarını söyleyerek cevapsız bırakmışlardı.

Üstelik ABD Temsilciler Meclisi, Ulusal Savunma Yetki Yasası’nı (NDAA) görüşmeye başlamıştı. Yasa taslağı, Pentagon Kongre’ye ABD-Türkiye ilişkileriyle ilgili rapor sunana kadar, Ankara’ya büyük silah satışlarının askıya alınmasını öngörüyordu. Daha önce de F-35’lerin Türkiye’ye teslimatını engellemek için ABD Kongresi’ne yasa tasarısı sunulmuştu. ABD Kongresi’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi’nin Silahlı Hizmetler Komisyonu, yıllık Ulusal Savunma Yetki Yasası’nı (NDAA) tartışmaya başlamıştı. Savunma harcamalarının düzeyine dair düzenlemeler koyan ve paraların nasıl kullanıldığına dair kontrol mekanizmaları oluşturan NDAA, askeri harcamaları, modernleştirmeleri ve tasfiyeleri en ince ayrıntılarına dek belirlemekte yetkili kılınmıştı. Reuters haber ajansı, Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komisyonu’nun çoğunluktaki Cumhuriyetçi ve azınlıktaki Demokrat üyelerinin elindeki özetlere ulaşmıştı. Reuters’a göre, yasa taslağı, Savunma Bakanlığı’ndan (Pentagon) ABD ile Türkiye arasındaki ilişki hakkında bir rapor sunmasını ve bu rapor tamamlanana kadar Türkiye’ye büyük savunma ekipmanlarının satışına yasak konulmasını kapsamaktaydı.
ABD’nin Tel Aviv’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşıdığı gün çıkan olaylarda patlama yaşanmıştı. Filistin sokağa inerken İsrail katliama başlamıştı. Gazze’de İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu 100 kişi hayatını kaybederken 1900’den fazla kişi ateşli silahlarla yaralanmıştı.
Üç büyük dinin kutsal mekânlarına ev sahipliği yapan Kudüs, tarihinin en zor dönemlerinden birine tanıklık yapmaktaydı. ABD Başkanı Donald Trump’ın Aralık ayında açıkladığı karar uyarınca, Tel Aviv’den taşınan ABD Büyükelçiliği Kudüs’te açılmıştı. Trump yönetiminin, taşınma törenini İsrail’in 70’nci kuruluş yıldönümüne denk getirmesi de kasıtlıydı. Filistinliler haklı olarak sokaklara çıkmış, İsrail askerleri ise göstericilere gerçek mermilerle saldırmıştı. Gelen haberlere göre Gazze’de ölü sayısı 100’e çıkmıştı. Üç bine yakın Filistinli de yaralanırken, bunlardan bin 900’ünün gerçek mermilerle vurulduğu açıklanmıştı. İsrail havadan İHA’ları kullanarak göstericilerin üzerine göz yaşartıcı bombalar atmaktaydı. Büyükelçiliğin taşınacağı cadde İsrail ve ABD bayraklarının yanı sıra “Siyon dostu Trump” ve “Trump İsrail’i büyük yaptı” yazılı billboardlar asılmıştı. Törene gelmeyen ABD Başkanı Trump yaklaşık 800 davetliye telekonferansla katılmıştı. Törene ayrıca ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Sullivan, Hazine Bakanı Mnuchin ile Trump’ın damadı Yahudi Kusner ve kızı İvanka katılmışlardı.
AKP yetkilileri ve iktidar yöneticileri kurusıkı çıkışlarla ucuz kahramanlık yaparken: “İsrail ile yapılan anlaşmalar İPTAL EDİLSİN” önerisinin mecliste AKP’li vekillerin oyları ile reddedildiği ortaya çıkmıştı.
Meclis’te İsrail ile yapılan anlaşmaların iptaline yönelik önergenin, AKP’lilerin oylarıyla reddedildiği anlaşılmıştı. İstanbul Milletvekili Ali Şeker, Twitter hesabından yaptığı paylaşımla İsrail ile yapılan anlaşmaların iptal edilmesinin AKP oylarıyla reddedildiğini açıklamıştı. Ali Şeker’in paylaşımında: “Filistinlilerin katledilmesi sonrası Mavi Marmara Anlaşması dahil İsrail ile yapılan tüm anlaşmaların iptal edilmesi önerisi AKP oylarıyla reddedildi. AKP İsrail ile anlaşmaya devam dedi.”[2] ifadeleri yer almıştı.
Anlaşılan 25 Haziran’dan itibaren Türkiye’ye “Afrin’den çık” baskıları daha da yoğunlaşacaktı. ABD, Suriye’de Mısır’a da kritik bir rol vermeye çalışmaktaydı. Bu yüzden, Suriye’de çeşitli noktalarda konuşlandırılmak üzere Mısır’a 7 bin kişilik güç hazırlatılmıştı. Irak yönetimi de İran’a karşı tavır değişikliğine başlamıştı. ABD de İran’ın desteklediği Haşdi Şabi’yi Kerkük’te kışkırtıp bu maksatla Şii nüfusu birbirine kırdırmak için ayaklanma çıkaracaktı. ABD zaten İran’da isyan ve ayaklanma başlatmak üzere sürekli uğraşmaktaydı. Kıbrıs üzerinde oynanan “Guterres” planını da bu tezgâhlardan ayrı düşünmemek lazımdı. KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın bu şer planına hangi masalarda hazır kılındığını, neyin karşılığında ve hangi desteklerle mutabakata varıldığını gerçekçi gözlerle görmeye çalışmalıdır. Birileri, birilerine, “Akdeniz’de petrol/doğalgaz arama işine sakın ha sesinizi çıkarmayın” demiş olmasındı?.. Vee Türkiye’ye “25 Haziran’dan itibaren İran’a karşı bizim yanımızda yer alacaksınız” şartı koşulmasındı? Maalesef Türkiye’de çoğu şey görünenden ve söylenenden çok farklıydı. Baskın seçim sürecini hızlandıran kilometre taşlarından biri olan ABD eski Dışişleri Bakanı Tillerson ile sarayda Mevlüt Çavuşoğlu’nun tercümanlığında yapılan o 3 buçuk saatlik görüşme ile ilgili bütün gerçekler halâ bir sırdı. 25 Haziran itibarıyla “İran’ın Şii yayılmacılığı büyük tehlikedir. Bunun önüne geçmeliyiz” çıkışlarının “eyt ABD” kabadayılıkları ile yer değiştirdiğini görürseniz sakın ha şaşırmayın” yorumları ve uyarıları haklıydı.
Bu arada ABD PKK ile masaya oturmuşlardı!
Afrin harekâtının ardından Münbiç’te PKK’ya kol kanat germeyi sürdüren ABD, PKK ile masaya oturmuşlardı! ABD’li generallerin PKK’lılarla yaptıkları toplantının skandal görüntüleri medyaya sızmıştı. Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyinde bulunan Afrin bölgesindeki terör örgütlerine yönelik başlattığı Zeytin Dalı Harekâtı’nın başlangıcından bu yana, Irak ve Suriye’de bulunan DEAŞ ile mücadele koalisyonundaki ABD’li generaller ilk kez ana omurgasını terör örgütü PKK’nın oluşturduğu Demokratik Suriye Güçleri‘nin (DSG) temsilcileri ile buluşmuşlardı. 1 Mayıs’ta başlatılan Deyrizor operasyonunun görüşüldüğü toplantının fotoğrafları koalisyonun sosyal medya hesabından paylaşılmıştı. Oysa iktidar “ABD ile birlikte PKK’yı devre dışı bırakacakları” palavrasıyla halkımızı oyalamaktaydı.
Rahşan Ecevit Affı gibi, PKK’lıların Anayasa Mahkemesi’nce salınmasını sağlayacak hazırlıklar mı yapılmaktaydı?
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, af önerisine ilişkin, “Çok ciddi sosyal ve toplumsal boyut kazanmış, ihtiyaç haline gelmiş, kanayan bir yaraya dönüşmüş mühim bir meseleyi milletimizin gündemine taşıdık. Bu konuda da kararlıyız ve sözümüzün ardındayız.” ifadesini kullanmıştı. Sn. Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın, İngiltere’ye gitmeden önce “Af gündemimizde yok.” sözlerini değerlendirirken şu görüşleri aktarmıştı: “Biz kendi gündemlerinde olsaydı zaten destek verir, müspet kanaatimizi kendileriyle paylaşırdık. Ancak gündemlerinde olmadığı için bir görüşümüzü, çok ciddi sosyal ve toplumsal boyut kazanmış, ihtiyaç haline gelmiş, kanayan bir yaraya dönüşmüş mühim bir meseleyi milletimizin gündemine taşıdık. Bu konuda da kararlıyız ve sözümüzün ardındayız. Sayın Başbakan ‘Teröristlere kesinlikle af yok.’ diyor. Biz de bunun aksini söylemiyoruz. Bizim de kast ettiğimiz zaten budur. Biz, kendi gündemimizi seslendirdiğimiz gibi on binlerce mağdurun, kader kurbanının hakkını da hukukunu da müdafaa edeceğiz, devamlı dillendireceğiz. Allah’ın izniyle affın çıkacağını ümit ediyorum.”
R. Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta başlayan İngiltere ziyareti öncesinde satışı bağlanan Hürriyet gazetesinde yeni Büyükelçi Sir Dominicik Chilcott ile yapılan röportaj manşete taşınmıştı. Klasik sinsi İngiliz diplomasisinin buram buram koktuğu söyleşide Büyükelçi hazretleri şunları yumurtlamıştı: “YPG’yi terör örgütü listesine almamışlar ama, YPG ile PKK bağlantılarını görüyorlarmış!..” Peki bu bağları gördükleri halde YPG’yi terör listesine almak için daha ne bekliyorlardı?.. Yoksa Chilcott, “tatlı dil forumu”na katılmak için İngiltere’ye gidecek Erdoğan’ın elini rahatlatmak için mi bunları konuşmuşlardı?
Seçim kararı alınmadan bir hafta önce, İngiltere derin devletine bağlı bulunan ve PKK yanlısı olarak tanınan kısa adı DPI olan Democratik Progress İnstitute‘de AKP’li Efkan Ala, Mehdi Eker ve Taner Yıldız’ın ne yaptığı halâ yanıtını aramaktaydı? DPI’nın CEO’su eski “Kurdish Human Rigahts Project” direktörü Kerim Yıldız ve İngiliz derin devlet elemanları ile neler görüşüldüğü niye açıklanmamıştı? Yoksa yeni bir “çözüm süreci” mi tezgâhlanmaktaydı?” diyenler haksız mıydı? Ve Sn. Bahçeli’nin gündeme taşıdığı ve ısrarcı davrandığı “AF” meselesi bu sürecin ilk adımını mı oluşturacaktı?

3. Dünya Savaşı yaklaşmakta, Türkiye kuşatılmaktaydı!

Evet, artık birileri düğmeye basmıştı. Çok tehlikeli bir gidişat vardı. İslam üzerinden sonuç almak için şeytanın aklına gelmeyecek planlar yapılmıştı. Aynı anda ABD, Fransa ve Suudi Arabistan ve Vatikan’ın harekete geçmesi hayra yorulamazdı. Fransa’da, aralarında eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, üç eski Başbakan, Yahudi ve Hıristiyan cemaati temsilcileriyle yazarların da bulunduğu 300 kişi bildiri yayınlamıştı.

Kur’an-ı Kerim’den “şiddet ve Yahudi karşıtı fikirleri yaydığı gerekçesiyle bazı ayetlerin çıkarılmasını” talep edecek kadar küstahlaşmışlardı. Aynı süreçte ABD, Büyükelçilik binasını Kudüs’e taşımak için çalışmalar başlatılmıştı. Tabelalar, levhalar hazırlanıp yollara asılmıştı. Bütün bunların yanında Veliaht Selman da boş durmamaktaydı. Selman geçtiğimiz Ekim’de “Ilımlı İslam” diyerek yola çıkmıştı. Şimdilik gelinen noktada Medine’ye Kilise Yapılacaktı! Vatikan’da dinler arası diyalog dairesinden Fransız Kardinal Jean-Louis Tauran ile Dünya Müslümanlar Birliği Genel Sekreteri Şeyh Muhammed bin Abdülkerim El-Issa kilise için gereken imzayı atmıştı. Hatırlayınız, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammet Bin Selman, Lockheed Martin ile 8 Nisan’da California’da çok önemli bir görüşme yapmıştı. Lockheed Martin Başkanı Marillyn Hewson’la şirketin tesislerini gezen Veliaht Prens Selman, ardından özel bir malikâneye geçip Marillyn Hewson ve Lockheed Martin’in gerçek patronuyla 2 saati aşan bir görüşme yapmıştı. Bu görüşmenin Lockheed Martin’in Ortadoğu’nun yeni patronu olmak için yapıldığı sırıtmaktaydı. Çünkü aradan bir ay geçtikten sonra, Vatikan kaynakları, “Suudi Arabistan’ın Medine kentine yakın bölgede bir kilise inşa etmek istiyoruz. Bu talebe Suudi yetkililer de onay verdi” açıklamasını yapmış, Arabistan ise bunu yalanlamamıştı.

Evet, buna göre Vatikan, Medine’de bir Katolik Kilisesi açacak, atamalar da bizzat Papa tarafından yapılacaktı. Hatta bununla birlikte mukaddes toprakların pek çok bölgesi Hristiyanlara açılacaktı. Böylece Lockheed Martin, Kilise ile bölgeye sızacaktı. Pentagon Ortadoğu’yu Arabistan üzerinden yönetmeye başlayacaktı. Kilise inşaatının tamamlanmasıyla birlikte geçecek 12 aylık sürede, Arabistan’a 60 bin Hristiyan taşınacaktı. Belki şu an çok kişi farkında değil ama Hz. Muhammed’in (SAV) mübarek kabrinin olduğu kente yakın bölgede kilise inşaatına hazırlık yapılmaktaydı. Ayrıca İsrail’in aynı bölgede büyükelçilik binası gibi adımları da sıradaydı. Velhasıl, tansiyonu tırmandıracak ne varsa yapılmaktaydı. Bölgeyi karıştıracak adımlar tek tek atılmaktaydı. Kesin olan şu ki bu adımların büyük sonuçları olacaktı. Pentagon silah lobisinin Mukaddes Topraklarda Oyun Kurmaya Başlaması 3. Dünya Savaşı hazırlığıydı. Kral Abdülaziz Bilim ve Teknoloji Şehri de, bizzat Pentagon tarafından yönetilmiş olacaktı. Pentagon’un Arabistan’a bu kadar baskı kurmasının nedeni, ARAMCO’yu elinden kaçırmamaktı. Eğer Vatikan kilisesinin inşası gerçekleşirse, ARAMCO da Pentagon tarafından yönetilmeye başlanacaktı.

Paraya karşı silahın gücünün çok daha etkin olduğu günler yaşanmaktaydı. Her geçen gün silahın gücü daha da artmaktaydı. 1 trilyon dolar verseniz de Medine’ye kilise yaptıramazdınız. Ancak bir dolar bile harcamadan, hatta silah da kullanmadan kilise yaptırma kararı alınmıştı. Mısır lideri Sisi de bir süre önce Veliaht Prens Selman’la bir araya gelmiş ve Sisi de “Ilımlı İslam çok önemli” demeye başlamıştı. Mısır bloku da tamamen Washington’dan yönetildiği için bu açıklama yapılmıştı. Maalesef çok güçlü ve tehlikeli adımlarla Ortadoğu yeniden şekillendirilmeye çalışılmaktaydı. Ama bunun için yine Arap Baharı benzeri bir ayaklanma lazımdı! Ancak bu ayaklanmanın kanlı olması şarttı. Çünkü ancak o zaman askeri müdahaleye bahane doğacaktı. NATO da bölgedeki karışıklıkları önlemek için inisiyatif alacak ve gerekeni yapacaktı. Artık bölgede sular çok ısınmakta, Pentagon gittiği her yeri karıştırmaktaydı. Bunlar Batı’da devamlı yazılıp konuşulanlardı. Yine hedef İslam Topraklarıydı. Belli ki; Birinci ve İkinci Dünya Savaşları yeterli olmamıştı. Enerjinin ve dolayısıyla paranın olduğu mukaddes topraklar “Ilımlı” denilerek Siyonizm’in hizmetine sokulacaktı. Daha fazla kaos, daha fazla kan ve daha fazla dolar uğruna bölgemiz karıştırılmaktaydı.”[3]

Kızıldeniz ve Akdeniz işte bu şeytani amaçlarla uçak gemileri ve savaş sistemleri ile doldurulmakta, Suriye ve İran bahanesiyle Kıbrıs ve Türkiye kuşatılmaktaydı. Yapılacak başkanlık seçimlerine asıl bu pencereden bakmak ve ona göre davranmak lazımdı. Evet, tarihi hesaplaşma kaçınılmazdı ve oldukça yaklaşmıştı! Ve bunun sonunda, inşaallah Erbakan Devrimi tamamlanmış olacak; O’nun “Lider Ülke, Türkiye” sevdası ve “Yeni Bir Dünya” davası hedefine ulaşacaktır. Artık ülkemizde, bölgemizde ve yeryüzünde; farklı din ve düşünceden, ayrı kültür ve kökenden bütün toplumların temel insan haklarını, barış ve bereket içinde yaşama şartlarını hazırlayacak Adil Düzen Projeleri uygulamaya konulacaktır. Böylece Aziz milletimiz ve insanlık alemi; yüksek ahlaki ve hukuki değerlerin, gerçek ve etkin bir demokrasinin, örnek ve seviyeli bir laikliğin tadına ve huzurla varacaklardır.

 

 


[1] mehmetseyfettinerol@milligazete.com.tr

[2] Haberarasi.com – 15.05.2018

[3] https://www.takvim.com.tr/yazarlar/ergundiler/2018/05/08/tehlikeli-adim

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ufuk EFE

Ufuk EFE

Subscribe
Bildir
5 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Kanlı mı olacak, kansız mı olacak?!
.
Erbakan Hocamızın (Allah-u Teâlâ’nın Rızası Onun üzerine olsun), dünyayı zorbalıkla yöneten siyonistlere karşı söylemiş olduğu bir sözüydü bu.

Erbakan Hocamız siyonizmi tanıdıktan sonra, hayatı boyunca bütün mücadelesi, yeryüzünde Adil bir Düzen’i kurmak içindi.

Siyasete adım attığında Türkiye’de ve dünyada teşkilatlanma ile başlamıştı işine.

Başbakanlığı döneminde yaptıklarından, siyonistler için en korkutucusu D-8’lerdi.

Zaten daha evvelinden örgütlenmesini yapmış olduğu İslam ülkelerinin ve dahası, güçlünün değil de haklının tarafında saf tutmak isteyen diğer ülkelerin birleşerek Yeni Bir Adil Düzeni kurma teşebbüsüydü bu.

* İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı

* İslam Ortak Pazarı

* Müşterek İslam Dinarı

* İslam Savunma Paktı

* İslam İlmi Araştırma ve Eğitim Ortaklığı

* İslam Kültür ve Sanat İşbirliği Kurumları

Altyapısını kurum ve kurallarıyla birlikte hazırlayıp insanlığın hizmetine sunduğu bu oluşum ile siyonistlere şöyle seslenmişti:

“İkinci Yalta Konferansı’nı yapacağız. Siyonistlerin bugünkü haksız ve ahlaksız dünya düzenini ortadan kaldıracağız. Ancak, bunun gerçekleşmesi için müeyyideniz olması lazım. Çünkü batı laftan anlamaz. Sadece güçten anlar!”

Yani dünyada kansız bir değişimi sağlayacak adımlardı bunlar.

Fakat siyonist şer güçler, kendi itiraflarıyla, bütün maddi güçlerini sonuna kadar kullandılar.

Erbakan Hocamızın bu yolla gerçekleştirmek istediği değişimi engellemeye çalıştılar.

Post Modern darbelerle ve içimizdeki hainler eliyle Milli Görüş’ü bölmeye – parçalamaya çalıştılar.

Aynı senaryoları D-8’e üye ülkelere de yaptılar.

Kendilerine kukla ve işbirlikçi hükümetleri işbaşına getirdiler.

Bizde de BOP hizmetkârı AKP’yi kurdurdular.

Can çekişen siyonist saltanatlarına 15-20 sene daha nefes aldırdılar.

Bu süre içerisinde şahit olduk ki;

İşbirlikçi iktidar D-8 oluşumunda, mutat toplantılarda figüranlıktan öte bir sonuç ortaya koymamıştır.

Fakat Hocamız; yalnız bu yönde bir hazırlık içerisinde değildi.

Diğer taraftan bir hazırlık daha yapmışlardı.

Yani siyonizmin tercih edip direttiği kanlı seçeneğe..

Erbakan Hocamız Allah’ın izni inayetiyle, yerli üstün silah teknolojilerini hazırlayarak kahraman silahlı kuvvetlerimizin ilgili birimlerine hediye etmişti.

Silahlı – silahsız insansız hava araçlarından, neredeyse insansız savaşacak tanklara.

Hava Gemilerinden son teknolojik görünmez Denizaltılara, Milli Gemilere, Koral’lara.

Akıllı füzelere – füzesavarlara.

Düşman gemilerinin korkulu rüyası Vatos’lardan, Metalik Virüslere – Robotik Böceklere.

Elektromanyetik koruma kalkanından, daha ifşa edilmemiş nice silah sistemlerine kadar.

Şimdi; bu zamana kadar piyonlarını ön safa süren siyonistlerle karşılaşmanın arefesindeyiz.

Hocamız ikaz etmiş idi:

Dünyada bir değişim olacak, bu zulüm ve gözyaşı düzeninden hakkaniyetli Adil Bir Düzen’e geçilecek.

Nasıl olacak?

Siyasi yapı ve tedbirler ile düzenin değişimini engelleyenlerin (yani AKP gibilerinin) boynuna, bu kaçınılmaz savaş sonrasında zarar görecek birçok masum insanın da vebali, cehennemde halka olacaktır.

Tabii sonuçta; Hak galip gelecek ve yeni bir medeniyet insanlığın hizmetinde olacaktır inşallah.

Allah yardımcımız olsun.

Her Şey Takdire Hizmet Ediyor!..
Tarih boyunca devam eden Hak-Batıl mücadelesi ,en girift stratejiler,en kapsamlı organizasyon,ekip,yöntem ve modellerle devam etmekte…ve TARİHİ FİNALE DOĞRU hızla yol almaktadır!..

Bu büyük kapışmada bir tarafta(batıl), daha önce benzeri görülmemiş İMKAN’lar bulunurken ,diğer tarafta ise;bu İMKAN’ları tersyüz edecek,Hak ve Hakikat Nizamını tesis edecek İMAN-İSTİKAMET olgunluğu vardır!.. Asıl ,herşey ve herkesi kudret elinde tutan yüce ALLAH’ın rahmeti ve yardımı vardır!..Ve Cenab-ı Hakkın inayetiyle;insanlığın asırlardır yolunu gözlediği,Kamil Şahsiyet, OYUN KURUCU olarak,elan,manen HAK tarafın başındadır!..O’nun öğreti ve projelerini kendine rehber yaparak yüksek bir bilgi,hidayet,feraset ,direyet ve cesaretle hayata hakim kılmaya çalışan BÜYÜK ÖĞRETMEN de,bilge bir takipçi olarak vazifesinin başındadır!..

Ülkemiz ,bölgemiz ve dünyada yaşanan gelişmeler, aslında “Külli İrade”nin basit bir figüranı olan şer cephesinin ,kendi altını oyması,kurduğu tuzağa sürüklenmesinden başka bir şey değildir!…Her şey MUTLAK AKLIN karşı konulamaz takdirine hizmet etmektedir!..

An Meselesi
Açık açık gözüken içte ve dıştaki olayları daha da hızlandırıcı gelişmeler yaşanmakta.. Siyonistlerin sıkışmayla beraber büyük ateşi yaktıkmakta oduklarının göstergeleriydi..
-AKP ve MHP nin İsraille anlaşmaları feshi önergesi iptali.
-Her tarafta Kutsallara müdahale.. Katliamlar.
-Bir çok anaç yahudinin Türkiyeyi terketmesi
-Savaş yanlısı olmayan Syonistlerin çığlıkları
-İsrail karşırtı yahudilerin açıklamaları
-İsrailli yetkililerin ard arda gelen futursuz açıklamaları.
-Yunanistanla Adalar ve Kıbrıs meselesinin kaşınması..
-Milli tavırlı gözüken siyasilerin aynı merkezlerle eşgüdümlü açıklamaları(taktikde olsa). Kaset ve belge mecburiyetleri..
– SP ve CHP nin ortak Abdulla Gül projeleri ve özellikle SP nin Demirtaş ve HDP li milletvekilleriyle olan flörtleri.
-SP töneticilerinin özellikle ihanetlerini açık açık yapmaları.
-Siyasetin ahlakiliğini ve Kendi Geleneksel değerlerini hiç olmadığı kadar çiğnemesi.
-Ekonomik göstergelerdeki kırmızı alarmlar
Kısaca içte ve dışta her an neler yaşanabileceği kestirilemez hale gelmesi. Büyük kapışmanın an meselesi olduğunu göstermekteydi.
Allah’ın ve Resul’ünün vadi Hak tı.

3. Dünya ve Akp’nin olaya bakışı
Son yüzyıldır dünya siyonizm tarafından köşeye sıkıştırılmış, tarihte olmamış trajedilerin kapısı açılmış, milyonlarca insan ölmüş-öldürülmüştür. Silahı tutan farklı eller olsa da katil hep siyonizm olmuştur. İkisi dünya çapında olmak üzere savaş hiç bitmemiş, günden güne örgütler türemiştir. Son gelinen noktada; Arap baharı safsatası ile israil denen terör şebekesinin çevresi boşaltılmış, Nil’den Fırat’a bu necis gruba ses çıkarabilecek tek bir otorite neredeyse kalmamıştır. Son engel Türkiyemizi gören bu sakat kafa, aynı Efendimiz’e (sav) yapılan suikast misali tüm dünyadan savaş gemilerini Akdeniz’e toplamış ve bizleri kuşatmıştır. İşte tam da bu atmosferde ülkemizde seçim sathına girilmiş, tarihi bir karar alma süreci daha gelmiştir. Ülkeyi yöneten Akp’nin bu sürece nasıl baktığını gösteren, ülkemizi hangi konuma çekme niyetlerinin olduğunu ifşa eden bir reklamı ekranlarda dönmekte. Yazılı olarak ekranda dönen reklamda:
– 2. Dünya savaşının vehametinden
– Bu savaşın kaybedenlerinden Japonya’nın maruz kaldığı durumdan
– Japonların verdiği kayıplardan
– Buna ABD’nin sebep olduğundan
-Ayrıca Japonya’nın Ordu kurmasının yasaklanmasından bahsedilerek
a) Japonların teknolojik yeniliklere yöneldiklerini
b) Ordu ile ilgili bakış açılarını değiştirerek Ordu yerine teknoloji geliştirip dünyanın 3. Ekonomisi olduklarını ifade ederek reklam devam etmektedir.
Şimdi bu reklama göre Akp’nin bilinç altında;
– ABD’nin yenilmezliği
– Kölelik olsa da mühim olanın nefis tatmini olduğu
– Yine yeniden Ordumuza karşı bir cephe alınarak, bakış açısının değiştirilmesi kastıyla artık askeri harcamaların kısılması yoluna girilmesi niyeti sırıtmaktadır.
Oysa ordumuz bu kirli ve sakat kafaya rağmen, içeride ve dışarıda ülkemizin namusunu korumuş, namussuzluk suretiyle bünyesine sızan şebekelerin etkisine girmemiş ve bugün de dünyanın başının belası siyonizme ve onun uşaklarına meydan okuyan tek kurum olarak kalmıştır. İnşallah son kapışmada sadece dışarıdakiler değil içerideki hainler de temizlenir ve bu mandacı sakat kafalar bertaraf edilir.

Bir devrim yaşanacak
Yirminci yüzyılın başlarında Osmanlı devletinin geri çekilmek zorunda kaldığı kutsal belde Kudüs’te, bugün yaşanan zulmün artık dayanılmaz bir duruma gelmiştir.
Paramparça bir coğrafyaya çevrilen Ortadoğu ‘ya bir ur gibi yerleştirilen İsrail’in,Kudüs’te gerçekleştirmiş olduğu katliamın baş sorumlusu ABD ve ona destek veren Batılı ülkelerdir. İslam ülkelerinin yöneticileride ABD ve Batılı ülkelere sessiz kalarak veya işbirliği yaparak bu zulme ortak olmaktalar.
ABD başkanı Trump ‘ın Kudüs’ü Siyonist İsrail’in başkenti ilan etmesi ,Nil’den Fırat’a vadedilmiş toprakların ele geçirilmesinin ilk adımıdır.Böyle bir adımında 3.Dünya savaşının çıkması anlamına gelmektedir.Trump, bu kararıyla Ortadoğu ‘da öngörülen bu büyük savaşın fitilini ateşlemiştir.
Bu arada Akp yetkilileri kuru sıkı çıkışlarla ucuz kahramanlık yapmakta.İsrail’le yapılan anlaşmalar iptal edilsin diye verilen Meclis önerisinin Akp li vekillerin oylarıyla reddedildi.Bu vebalin altında kalacaklardır İnşallah.
3. Dünya Savaşı yaklaşmakta, Türkiye kuşatılmamak için bütün planlarını Siyonist cepe ortaya koymakta. Bu tehlikeli süreç içerisinde seçime gidilmesinin sonunda Ülkemizi bu badirelerden çıkaracak şahsiyet lerin işbaşına gelmesinin artık kaçınılmaz olduğu bir süreçteyiz.
Yaklaşan bu tarihi hesaplaşma artık kaçınılmazdır. Yıllardır yaptıkları zulmün hesabını verme korkusuyla endişelenen Siyonizmin sonu olacaktır.
Evet bütün mazlumların yüzünün güleceği Aziz Erbakan Hocamızın Adil Düzen projeleri uygulamaya konulacak ve Erbakan devrimi tamamlanmış olacak. Bu ümit ve inançla saygılar sunuyorum.

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
5
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...