HALKALAR KOPARSA, HALKIM DAĞILIR
HALKALAR KOPARSA,
HALKIM DAĞILIR
Çok sağlam zincir bile, en zayıf halkasından
Daha güçlü değildir, oradan kopacaktır!..
Bilge ve cesur lider, koşulur arkasından
Rabbine bel bağlayan, hem kimden korkacaktır
Ancak zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!..
Kişinin zayıf karnı, nefsinin zaafıdır
Ekibin gevşek taşı, yenilgi tarafıdır
Derya geçip damlada, boğulmak tuhafıdır
Halktan korkan ve uman, topluma tapacaktır
Bil ki zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!..
İman imkân gücüyle, zafer buldu ecdadın
Sağlam ve sadık dursun, iz’anın ve vicdanın
Haram haksız kazançla, doluyorsa cüzdanın
Okun eğri olursa, hedeften sapacaktır
Çün her zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!..
AKP iktidarı, PKK’ya postacı
CFR’ye yalvarır, kefereye postalcı
Medya ile camide, gizli Haham baş tacı
Milli şuur yok ise; kör, sağır, ters bacaktır
Bak her zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!
Din satıp kazanılan, haram lokma domuzum
Irak, Libya, Suriye, gibi olmak kâbusum
Dinim devletim ordum, onurum ve namusum
Ülkem dağılsa ailem, gâvurlar kapacaktır
Çün her zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!
Kenetleşin ha; “Keen-nehüm bünyanün mersus”1
İslamiyet milliyet, kaynaşmak bize mahsus
Eğer Cizre düşerse, sonra düşecek Tarsus
Düşman Yurduma girse, gör neler yapacaktır
Çelik zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!..
Biz Hakka yönelirsek, Sahibimizdir Gafir2
Türk Kürdü ayrı gören, ya haindir ya gafil
Açılım saçılımdır, Sevr’i uygular kâfir
Makasla haritamı, doğrayıp kırpacaktır
Sağlam zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!
Dürüst ve dobra ahlâk, en değerli bezektir3
Dindar rollü riyakâr, bir yaldızlı tezektir
İster Gemlik, Ödemiş, ister Çemişgezek’tir
Önce bu Vatan için, kalbimiz çarpacaktır
Çün her zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!
Yorumlarından önce, bizzat Kur’an’a dönmek
Ya yeni çığır gerek, ya kaçınılmaz sönmek
Peygamber hadisinin, hikmetini düşünmek
Lazımken şekilcilik, güden ahmak kaypaktır
Nurlu zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!
- “(Sadık Müslümanlar) Sanki birbirine kenetlenmiş (sağlam) bir bina gibidir” (Saff: 4. ayet).
- Gafir: Bağışlayan ve acıyan Allah (CC).
- Bezek: Süs, mücevher.

Milli Çözüm ehli sadakat ehlidir. Arifler “herşey merkezindedir” şuuruyla seyreyler. Cenab-ı Hak günü geldiğinde denizi ayağımıza getirecektir inancıyla teselli bulur ve kınayıcıların kınamasına aldırmadan emrolunanı yapar, yoluna devam eder.
Sadakat sütü bozukluk yapmamaktır derdi Erbakan Hocamız.
Hak dava için birşey yapmamakla, gayret çekmemekle batıla çalışmak nihayeten aynı şeydi. Rabbim son nefesimize kadar nefsini terbiye edebilenlerden ve sadakatle sözünde duranlardan eylesin. Bizleri Sadıklara yazsın inşallah.
Nisâ 69
Her kim Allah’a ve Resul’e itaat ederse (ve sonuna kadar İslam’da ve cihadda sebat gösterirse), işte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar (Hakkı doğrulayan sadıklar), şehitler ve salihlerle beraberdirler. Bunlar arkadaş olarak; ne iyi ve ne güzel (kimseler)dir.
***
Hak şerleri hayreyler
Zannetme ki gayreyler
Ârif ânı seyreyler
Mevlâ görelim n’eyler
N’eylerse güzel eyler.
Deme şu niçin şöyle
Yerincedir o öyle
Bak sonunu seyreyle
Mevlâ görelim n’eyler
N’eylerse güzel eyler.
Hakk’ın olıcak işler
Boşdur gâm u teşvişler
Ol hikmetini işler
Mevlâ görelim n’eyler
N’eylerse güzel eyler.
Bil elsine-i halkı
Aklâm-ı Hak ey Hakkı
Öğren edeb ü hulkı
Mevlâ görelim n’eyler
N’eylerse güzel eyler.
(Erzurumlu İbrahim Hakkı k.s.)
BU SON UYARI BE DOSTUM..!
Kalbi pas tutmuş, kirden arındırmaz..
Özü sözü bozuk, günaha aldırmaz..
Vicdan ayarı kaçık,zandan kaçınmaz..
Nasuh tövbe ile yalvarda kurtul be dostum.
Kibir ehli olan, burnundan kıl aldırmaz..
Niyeti halis olan kardeşine saldırmaz..
Milli Çözüm süttür,İÇİNDE kir barındırmaz..
Nasuh tövbe ile yalvarda kurtul be dostum
Aziz Erbakan Hocamız Buyurmuşlardı: “SADAKAT, SÜTÜ BOZUKLUK YAPMAMAKTIR”
“Viyana kuşatmasında Kara Mustafa Paşa keşif yaptı. “Burada başarının sırrı ancak Tuna Nehri üzerindeki şu köprüyü muhafaza edersek olur” diye kestirdi. Oraya en muhalif olan Tatarlardan bir grup koydu. Onlara tembih etti. Dedi ki: “Bak eğer bu köprüyü indirirseniz Viyanalılar dışarı çıkar, biz onları kuşatmışken onlar bizi kuşatır ve mağlup oluruz. İnsanlık mahvolur.”
Ne yazık ki oraya koymuş olduğu birliklerin başkanı Viyanalılardan rüşvet aldı. Padişaha sadakatsizlik yaptı, onun sadakatsizliği yüzünden…
Buna mukabil Napolyon Viyana’yı fethettikten sonra Osmanlı’yı da yenmesi lazımdı dünyaya hâkim olmak için… Mısır’a çıkartma yaptı, İstanbul’a yürürken Padişah Meclisi topladı, “Ne yapacağız?” dedi, bütün paşalar, vezirler dediler ki: “Ya Emire’l-Mü’minin, iki şey lazım. Bir Napolyon’u yenecek kumandan, bir de onun çok zenginliği karşısında rüşvet alıp, vaktiyle Viyana’daki gibi bizi satmayacak bir insan… Birincisini biz biliyoruz ama ikincisi size kalmış. Cezzar Ahmet Paşa Napolyon’u yener fakat rüşvet almamasını siz temin edeceksiniz.”
Çağırdı Cezzar Ahmet Paşa’yı, dedi ki: “Bana bak, sana bütün Osmanlı’yı emanet ediyorum. Napolyon’dan rüşvet alıp, buraları satmayacaksın.” (Cezzar Ahmet Paşa:) “Ben Müslümanım” dedi. “Padişahıma hiçbir zaman SÜTÜ BOZUKLUK yapmam!”
Nitekim Napolyon kendisine en büyük rüşvetleri teklif etti. Osmanlı’nın başına geçireceğini, kasalar dolusu altınlar elmaslar vereceğini… Onların hepsine karşı: “Ben; bir elime Ay’ı, bir elime Güneş’i verseniz Hakkı tebliğden vazgeçmem diyen Peygamberin ümmetiyim, biir… Müslümanım, ikii… Dolayısıyla Padişahıma hiçbir zaman ihanet edemem, dünyayı da versen vazgeçmem” dedi, Napolyon’u denize döktü ve bütün insanlığı bir diktatörden bir zulümden kurtardı. Sadakat bu kadar mühim.
Birisi sadakatsizlik yüzünden insanlığa en büyük kötülüğü yaptı, öbürü sadakat yüzünden en büyük iyiliği yaptı. Sadakat bu çalışmalarda fevkalade mühimdir. Sadık olacağız, sadık, sadık, sadık…”
MUHTEREM ÜSTADIMIZ İSE ŞÖYLE YAZMIŞLARDI:
SADAKAT VE HIYANET
“Tarih boyunca; Hak davalara karşı işlenen hıyanetler, genellikle şu şekilde ortaya çıkmıştır:
1- Değişme ve düzelmeye ihtiyaç duymamak ve mevcut zulüm ve zillete razı olmak, İslam adaletinin uygulanmasını arzulamamak şeklindeki hıyanet,
2- Değişime, önceden taraftar olduğu ve sözde Hakkı savunduğu halde, sorumlulukla ilgili davete ve fiili hizmete katılmamak, rahatına ve menfaatine düşkünlük gibi çeşitli sebeplerle hizmetten kaçmak şeklindeki hıyanet,
3- Liderini ve hizmet prensiplerini, beraberlik ve bağlılığa lâyık görmemek gibi bahanelerle teşkilat düzeninden ve disiplininden kaytarmak suretiyle hıyanet,
4- Genel Başkan ve komutanın, nefislerine hoş gelmeyen bazı talimat ve tatbikatlarına itiraz ve isyan ederek karşı çıkmak, fitne çıkarmak biçimindeki hıyanet,
5- İlk başta cemaat disiplinine ve teşkilat düzenine girdiği ve gayret gösterdiği halde, sonradan yılgınlık ve yorgunluk gösteren, düşmanların üstün güçleri karşısında çaresizlik ve ümitsizlik ifade eden ve bu işin böyle başa gidemeyeceğini söyleyenlerin, moral bozucu iddia ve davranışlarda bulunup fesat oluşturmak veya umduğu makam ve menfaatleri bulamayınca ayrılmak şeklindeki hıyanet.
Bu gerçekler Bakara Suresi’nin 246-252. ayetlerinde Talut’la Calut kıssasında anlatılmakta ve ta başından, nihai başarıya kadar cihat döneminde yaşanan ve ortaya çıkan “insan manzaraları” tanıtılmaktadır. Aynı bu tür hıyanetler, tarih boyunca her Hak davanın içinde görülmüştür. Maalesef bunların acı örneklerine günümüzde de rastlanmaktadır.
a- Bugün ülkemizde ve yeryüzünde Müslüman bilinenlerin pek çoğu, “İslam’a bütünüyle karşı çıkarak ve hayatlarından dışlayarak” hıyanet etmişlerdir.
b- Bazıları da İslam’ın sadece itikat ve ibadet kısımlarına razı olup, onun “Şeriat ve Muamelat” kısmını lüzumsuz sayarak hıyanet etmişlerdir.
c- Bir kısım Müslümanlar da “Zulmü ve kötülüğü ortadan kaldırmak ve yerine adalet nizamını kurmak” üzere kurulan cemaat düzenine ve teşkilat disiplinine uymamak ve Hakkı ve hayrı savunmamak suretiyle hıyanet içine girmişlerdir.
d- Zulme ve zillete karşı çıkan, hizmet arzusu ve gayreti taşıyan bazı kimselerin de maalesef Talut’la Calut hikâyesinde anlatıldığı gibi, bir kısmı, komutanını beğenmeyip, biat ve itaati içine sindirmeyerek, bir kısmı liderimizin bazı icraatlarına akıl erdiremeyerek, bir kısmı üzerine aldığı vazife ve mesuliyetlerini yerine getirmeyerek, bir kısmı makam ve yetkilerini istismar ederek derece derece hıyanete düşmüşlerdir.
Hâlâ dava adamı bilindikleri ve pek samimi ve şuurlu zannedildikleri halde, “biat ve itaati” kabul etmeyen ve bu gibi kavram ve kurallara burun büken kimselere rastlanmaktadır.
Davamızın ilmi programı ve inancımızın tatbikat planı olan “Adil Düzen” projelerini okumayan, anlamaya çalışmayan, hatta sorumsuzca hafife alan ve beyinleri bulandıran tipler bulunmaktadır.
Hizmet için kurulan bu harekete ve bu muhterem ve mübarek cemaate gerçekten inandığı ve manevi sorumluluktan kurtulmaya çalıştığı için değil, milletvekili olmak, şan ve şöhrete kavuşmak için giren nasipsizler vardır.
Ta başından itibaren davanın çilesini çeken, zahmetini yüklenen, en zor zamanlarda bile sabır ve sadakat gösteren, cemaatimize moral ve metanet veren kimseleri horlamak, dışlamak, hizmetlerine mani olmak şeklindeki hakaret ve hıyanetlere şahit olunmaktadır.
Üstelik dünyalık heves ve hesaplarla, bir yandan biat ve sadakat numarası yapan, bir yandan da bu teşkilata ve başımızdaki Zat’a en adi hakaret ve hıyanetleri reva gören alçakları, hâlâ seven ve savunan ikiyüzlüler ortalıktadır.
Velhasıl bu dava, hem herkesin hakiki ayarını ve değerini ortaya çıkaran bir imtihandır…
Çünkü bu dava; hem kimi yararlı kimi zararlı pek çok mahlûkatı içinde barındıran, ama asla bulanmayan bir bahr-i ummandır…
Hem bu dava; hizmet ve sadakat ehlinin piştiği ve yetiştiği manevi bir kışladır…
Hem bu dava; şeytanın saltanatını yıkacak ve Rahman’ın adalet düzenini kuracak inkılab-ı ahir zamandır.”
(https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/sadakat-ve-itaat/)
“Allah kime nur vermemişse, artık onun için bir nur (şuur ve huzur) yoktur.” (Nur: 40)
Hz. Peygamber Efendimiz (SAV) Hz. Ömer (RA) hakkında şöyle buyurmuşlardı:
“Allah, Ömer’e rahmet etsin. Acı da olsa, daima Hakkı söyler. Nitekim Hakk’ın hatırı ona dost bırakmadı.” (Tirmizi)
Evet; Hakk’ın kılıcı keskindir, AYIRIR!..
Hakkı bâtıldan, mü’mini münafıktan, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden…
Milli Çözüm de daima Hakkı neşreder, çünkü bilir ki Hakkın hatırını âlidir ve hiç kimsenin, hatırına feda edilemez. Milli Çözüm’ün bu net ve mert tavrı, sahtekâr cahiliye tarafından sertlik olarak algılanır. Milli Çözüm’ün sert tavrını ve tarzını tenkit eden gevşek tipler, aslında Allah’ı ve O’nun dinini beğenmemekte olduklarının farkına varamayacak kadar gaflettedirler.
Ama kim ne düşünürse düşünsün, ne derse desin; nâr, “Nur”u yakamaz. “Hakk Nur”u bütün bâtılları yakar. Şeytan çaresiz kalır. “Nur”un etrafında ise hiçbir zıttı barınamaz. Bir süreliğine kalsa bile uzun müddet dayanamaz.”
Velhasıl; Hakk’ın yanında, hiçbir bâtıl barınamaz.
Milli Çözüm’e tutunan, “Hakk’ın Nuru”na tutunur… Çekip giden “Nur”dan mahrum kalır. Hiç kimse Milli Çözüm’den ayrılmakla, veya ayrılanlarla gönlü bir olduğu halde içeride kalıp fitne fesat çıkarmakla, ya da hıyanetle gidenleri ve onları sevenleri hâlâ savunmakla ve sahip çıkmakla Milli Çözüm’e zarar veremez, ancak kendileri zarar görür… Ve hiç kimse de Milli Çözüm’e fayda verdiğini de iddia edemez, bu davaya çalışan ancak kendisinin dünya ve ukba saadeti için çalışmış olur. Davasına herhangi maddi veya manevi bir katkıdan dolayı Milli Çözüm’e minnet etmek, edepsizliğin en büyüğüdür.
Allah’ım sonumuzu hayr,
Nesfini dizginleyenlerden eyle…
Kişinin zayıf karnı, nefsinin zaafıdır
Ekibin gevşek taşı, yenilgi tarafıdır
Derya geçip damlada, boğulmak tuhafıdır
Halktan korkan ve uman, topluma tapacaktır
Bil ki zincir en zayıf, halkadan kopacaktır!..