TÜRKİYEM KAYIYOR BUHRANA DOĞRU
“AKP’nin boyu oyu, uygun amma Batı’ya gebeymiş!”
Suudiyle saldıracakmış, İran’a ve Turan’a doğru!..
FETO APO hep iğfal etmiş, zekâ özürlü engebeymiş
“Başkanlık, Musul…” derken ülke, sürüklenir buhrana doğru!..
On beş yıl ne tavizler verdi, Bakanlığını bile o kurdu
Esaret zillet paketlerini, demokrasi diye okuturdu
Şimdi şantaj yapıp AB’yi, Şangay beşliyle korkuturdu
Gafil kahramanlar ne zaman, dönecekler Kur’an’a doğru!..
“İslam Birliği, Adil Düzen”, bunları ham hayal saymıştı
Aklı ve imanı yatmamış, kaçıp Hak davadan caymıştı
İktidar hırsına kapılıp, gömlek çıkararak kaymıştı
Kendilerini ve milleti, yaklaştırdı virana doğru!..
Darwinist dinsizler saldırır, hep bunlara ‘dinci’ diye
Millet AKP’ye sarılır, yahu bu ne güzel hediye
Hiç hesap sorulmaz sanırlar; yakın, kârı yükler kediye
İnşaallah toplum uyanır, vicdanları Furkan’a doğru!..
Yazık özü yitmiş Dinimin, kuru şekilci resmi kalmış
İz’an irfan vicdan kararmış, mü’min taklitçi cismi kalmış
Faiz fuhuş kumar yayılmış, İslam’ın sade ismi kalmış
Ahlâk şuur çürümüş aldırmaz, halk takılmış türbana doğru!..
Bir nizam kuralım; vicdana, ilme akla Kur’an’a uygun
Herkes hakkına kavuşsun ki, artık olmasın vurgun soygun
İnsanlar huzur onur bulsun, kafa kalp ve karınlar doygun
Milletimin ünü yayılsın, dünyaya dört yana doğru!..
Ya Rab yıllardır; vaad ettiğin, o kutlu günleri özlerim
Senin rızan ve kullarının, rahatı içindir sözlerim
Saadet medeniyetini, ta ki görsün yaşlı gözlerim
Hak hâkim olsun; götürsünler, vücudumu kurbana doğru!..

Milli Görüş’ü terk etmenin sadece insanın kendisini değil bütün bir ümmeti nereye götüreceği bu kadar güzel anlatılır. Hidayet kararması, insana yanlışı nasıl da doğru gösteriyor. Haa bu kararma sonucu kazanılan beceriler de var. Yalanı doğru gibi söylemek, kahramanlık kılıfyla istismar, kula kul olmak ve efendilerinin emirlerini en iyi şekilde yerine getirmek gibi… Artık bu beceriler insanı nereye götürürse!!!
DECCAL NETANYAHU GERBERTİLECEK, İSRAİL YERLEBİR EDİLİP HARİTADAN SİLİNECEK, SİYONİZMİN TÜM SİSTEMLERİ ETKİSİZ HALE GETİRİLECEK VE TÜM İNSANLIĞIN UMUTLA BEKLEDİĞİ ADİL DÜZEN MEDENİYETİ YERYÜZÜNE HAKİM KILINACAKTIR İNŞALLAH. RABBİM BİZLERİ BU UĞURDA CANLA BAŞLA ÇALIŞANLARDAN EYLESİN..
Tevbe 32
(Zavallılar) Allah’ın nurunu, ağızlarıyla söndürmek istiyorlar, (ama Allah buna asla fırsat vermeyecektir. Ahmaklar, üfürmekle Güneş’i karartmaya çalışıyorlar;) halbuki kâfirler hoşlanmasa da, Allah mutlaka nurunu tamamlayıverecektir. (Çünkü Allah, dinini ve düzenini hâkim kılmayı murad etmiştir ve takdiri kesinleşmiştir. Bundan asla vazgeçmeyecek, Kur’an’ın hidayeti ve İslam’ın hakikatleri kıyamete kadar devam edecektir.)
https://www.mealikerim.com/9/tevbe/32
Tevbe 33
Velev müşrikler (ve münafık kesimler) kerih (çirkin ve tehlikeli) görüp (engel olmaya çalışsalar da), O (Allah) Dinini bütün (bâtıl düzen ve) dinlere üstün kılmak üzere, Elçisini hidayetle ve Hakk Din ile göndermiştir.
https://www.mealikerim.com/9/tevbe/33
Hakikatin Üzerine Örülen Zırh; İdeolojik Duvarın İnşası ve İlahi Uyarılar…
Türkiye’de siyaset, milletin asıl dertlerini örtbas etmek üzere kurgulanmış bir “Cambaza Bak” oyununa dönüştürülmüştü!
Türkiye’nin son 23 yılı, sadece köprülerin, yolların veya binaların inşa edildiği bir dönem değil; aynı zamanda AKP iktidarı eli ile, 23 yıldır milletin inancı istismar edilerek toplumun zihnine ve ruhuna devasa ve de aşılması zor bir “ideolojik duvarın” örüldüğü bir dönemdi. Bu duvar, halkı ortak bir “adalet” paydasında buluşmaktan alıkoyan, “biz ve onlar” ayrımını kutsallaştıran zihinsel bir hapishaneydi. Bu duvar, karşıdaki insanı “Allah’ın bir kulu ve senin vatandaşın” olarak değil de, “yok edilmesi gereken bir düşman” olarak görmeni sağlayan o karanlık perdeydi. Ve acı olan şudur ki bu duvarı inşa edenler, duvarın iki tarafındaki insanların da vergileriyle lüks içinde yaşarken, halk duvarın dibinde birbirine yumruk sallıyordu.
AKP, Milli Görüş gömleğini çıkarıp Siyonist merkezlerin (BOP) taşeronluğuna soyunduğu günden beri en büyük maharetini “Kutuplaştırma Siyaseti”nde göstermişti. Bu duvarın harcı; Kur’anî kavramların içini boşaltarak, “mazlumiyet” edebiyatı üzerinden karılmıştı. Halkın temiz dini duyguları, lüks ve şatafatın, faizci kapitalist sistemin ve liyakatsiz kadrolaşmanın üzerine bir örtü (kılıf) yapılmıştı. Erdoğan, toplumu “Ya taraf olursun ya bertaraf” (1) diyerek ikiye ayrıştırmış; kendisinden olmayan herkesi “gayrimilli” ilan ederek Kur’an’ın “Müminler kardeştir” (Hucurat, 10) emrini, sadece kendi partisine biat edenlerin kardeşliğine indirgemişti. Bu söz, daha sonra Türk siyasetinde “tarafsızlığın bir seçenek olmaktan çıkarılması” ve toplumsal kutuplaşmanın en belirgin sembollerinden biri haline gelmişti.
Sayın Bahçeli ise, bu duvarın üzerine “Beka ve Milliyetçilik” sosu dökerek, halkın adaletsizlikleri sorgulamasını engellemiş ve adeta zulme vurulan perçin görevi üstlenmişti. Ekonomik çöküş, Kıbrıs’taki tavizler ve dış politikadaki teslimiyet; “vatan elden gidiyor” çığlıklarıyla gizlenmişti. MHP, AKP’nin İslamcı görünümlü tahribatına “Milli” bir kalkan olmuş ve Kur’an’ın emrettiği “Adaleti ayakta tutun” (Nisa, 135) uyarısını, koltuk bekasına feda etmişti.
En acısı ise, adına “Millet İttifakı” denilen ve içinde sözde Milli Görüşçü olduklarını iddia edenleri de barındıran muhalif kanadın haliydi. Bu kesim, iktidarın ördüğü ideolojik duvarı yıkmak yerine, o duvarın karşı tarafına geçip kendi seçmenlerine korunak olacak başka duvarlar örmüştü ve millete oradan taş atmayı seçmişti.
Muhalif blok, iktidarın haksızlıklarını Kur’an’ın “Adalet ve Liyakat” ölçüleriyle deşifre etmek yerine, iktidara oy veren kitleyi “cahil, makarnacı, bidon kafalı” diyerek aşağılamayı seçmişti. Bu tavır, bizzat Kur’an’ın yasakladığı “Ey iman edenler, bir kavim (bir başka)kavimle alay etmesin, belki (onlar)kendilerinden daha hayırlı kimselerdir” (Hucurat, 11) hastalığıydı. Muhalefet millete taş attıkça, halk can havliyle iktidarın ördüğü duvarın arkasına sığınmaktaydı. Bu, halkı iktidarın kucağına iten şeytani bir iş birliğiydi!
Bu muhalif kanat (Millet İttifakı ve yanındakiler), iktidarın faizci sömürü sistemine, İsrail ile devam eden hıyanet ticaretine ve AB kapısındaki zillet bekleyişine asla kökten itiraz etmemekteydi. İktidar “Faiz” diyerek Nas’ı istismar ederken; muhalefet “Londra tefecilerinden kredi getireceğiz” diyerek aynı sömürü çarkına talip olmaktaydı. Kur’an, “Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin” (Maide, 51) buyururken; muhalefet de iktidar gibi yönünü Brüksel’e ve Washington’a dönmüştü. Duvarın iki tarafı da aynı sömürü baronlarına hizmet etmekteydi!
İktidar “Din-Vatan-Beka” diyerek zulmünü örterken; muhalefet de “Demokrasi-Özgürlük-Hukuk” diyerek kendi partizanlığını ve ideolojik bağnazlığını gizlemekteydi. “Onlara yeryüzünde fesat çıkarmayın denildiğinde, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler. İyi bilin ki onlar bozguncuların ta kendileridir.” (Bakara, 11-12).
Muhalefet, halkın gerçek dertlerine (asgari ücretlinin feryadı, çiftçinin iflası, emeklinin perişanlığı) Kur’anî bir çözüm (Adil Düzen) üretmek yerine, duvarın öte yanından yaşam tarzı tartışmalarıyla halka taş atarak gündemi saptırmaktaydı.
En büyük hıyanet ise, her iki blokun da Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamın “D-8” ve “Ağır Sanayi” projelerine karşı birleşmiş olmalarıydı. İktidar bu projelerin üzerine beton dökerken, muhalefet de bu projeleri ağzına dahi almayarak Siyonizm’e olan sadakatini ispatlamaktaydı.
Milli Çözüm’ün haykırdığı gerçekler, her iki tarafın da kurduğu “yalan duvarlarına” çarpmaktaydı.
Türkiye’yi bu cendereden çıkaracak olan; ne iktidarın sahte dindarlığı ne de muhalefetin milleti aşağılayan kibirli diliydi.
İktidar duvarı örüyor, muhalefet ise o duvardan halkı taşlıyor ki halk duvarın arkasından çıkmasındı! Bu, milleti esir alma tiyatrosudur. Bizim görevimiz, bu tiyatroyu bozmak ve halkı Kur’an’ın hürriyetine ve adaletine çağırmaktır.
Kemal Kılıçdaroğlu dönemiyle başlayan “helalleşme” çabaları bu duvarı yıkmaya yönelik olsa da, partinin geçmişteki içi boşaltılmış laiklik kavramı üzerinden sert la-dinlik uygulamaları, karşı mahalledeki “korku duvarını” yıkmaya yetmişti.
Aslında bu duvar, Kur’an’ın tarif ettiği “Gözlerin mühürlenmesi, kulakların tıkanması” halidir. Hakikat gelmiştir ama ideolojik duvar o kadar kalındır ki, güneşin ışığı içeri sızamazdı.
Eğer her iki taraf da sadece “karşı tarafın duvarını” yıkmaya çalışır, kendi duvarını “korunak” olarak görürse; Türkiye bu karanlık dehlizden çıkamazdı. Kur’an’ın çözümü nettir: “Şahitliğinizi Allah için yapın, kendinizin veya yakınlarınızın aleyhine olsa bile.” (Nisa, 135).
Bu ayet uygulanmadığı sürece, kurulan her ittifak sadece yeni bir “duvar inşaatı” demekti.
Eğer bir gün bu topraklarda insanlar, kendi partilerinin hatasını “Allah rızası ve adalet adına” haykırabilirse; işte o gün ideolojik duvarlar yıkılmış ve gerçek uyanış başlamış demekti.
En doğrusunu Allah cc bilir. Selam ve dua ile
1- https://t24.com.tr/gundem/taraf-olmayan-bertaraf-
Bir nizam kuralım; vicdana, ilme akla Kur’an’a uygun
Herkes hakkına kavuşsun ki, artık olmasın vurgun soygun
İnsanlar huzur onur bulsun, kafa kalp ve karınlar doygun
Milletimin ünü yayılsın, dünyaya dört yana doğru!..
Şu haydut yamyam Batı medeniyetine mahkum ve muhtaç hale geldiğimiz son bir kaç yüzyıldır özellikle son 300 yıldır , ilmi – insani – İslami bir proje hazırlamanın gereğine inanan, aklı selime-müspet ilme-tarihi birikime vicdani kanaate evrensel hukuk kaidelerine ve ilahi dine uygun ciddi program ve projeler hazır etmeyi düşünen şu ana kadar ülkemizde değil, diğer İslam ülkelerinde değil, diğer tüm mazlum mağdur ülkeler dahil böylesi bir hazırlıkta bulunan birileri veya toplulukları var mı diye bakıyoruz maalesef yok. 8 milyarlık insanlık alemi içinde şuan bu hazırlık ve inanca sahip sadece Milli Görüş’ün ve Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın devamı takipçisi ve en sadık talebesi olan Milli Çözüm haricinde ADİL DÜZEN VE YENİ BİR DÜNYA adlı bu işin kitabını yazan her bulunduğu ortamda konferanslarda söyleşi ortamlarında makalelerle şiirlerle video konferanslarla haykıran yazan anlatan konuşan dert edinen başka bir kimse veya topluluk hareket bulunmamaktadır. El birliğiyle Kuvay-i Milliye ruhuyla ilgili ilim erbabı ve söz sahibi kimselerin bir araya gelip Milli Bir Mutabakat ile inşaallah bu hazırlığı ve çalışması yapılan ADİL DÜZEN PROJESİNE sahip çıkılmalı ve biran evvel şu bozuk Batıl Kapitalist düzenden çıkılması için etkili adımlar atılmalıdır. Çünkü ülkemiz ve dünya insanlığının dayanacağı mecal kalmadı.
Ya Rabbi, nurunu ve va’adini tamamla, fertlerin ve toplumların huzur bulacağı ilimle kafamızı, yerli Milli sanayi kalkınması- çağdaş şartlarda yapılacak tarımla, ailesine çevresine iyilik yapacağı imkanların oluşmasıyla doyacak olan karnımızı ve imanla ihlasla vicdanla ahlakla maneviyatla kalbimizin doyup tatmin olacağı Adil Düzeni Hakim eyle!..
Cihat ve içtihat olmadan…
Siyonizm yıkılmadan…
İslam Birliği, Adil Düzen kurulmadan…
Siyonist ve emperyalistlerin Şeytani rejimlerinde…
İşbirlikçi hain liderlerin zulüm düzenlerinde…
İşbirlikçi hainler, Siyonist emperyalistlerin müsaade ettiği kadar kahraman(!)….
Yandaşlar ise, işbirlikçilerin müsaade ettiği kadar Müslüman(!) rolü oynamaktadırlar.
Milli Çözüm’ün mükemmel tespitleriyle:
Bir Müslüman toplumun DİN’i ile DÜZEN’i uyuşmazsa, orada inanan insanlar:
1- Ya Dinin gereklerine uyar, ama sistemle çatışır ve birçok devlet imkânlarından mahrum kalırlar…
2- Veya Düzen’e uyum sağlar, Dini duyarlılıkları ve vicdani ayarları laçkalaşıp bozulur ve giderek yozlaşırlar
3- Ya da; bazen Dinine, bazen Düzenine uyar, uydurma fetvalarla haramlara bulaşır, her iki tarafı da idare ettiğini sanır ve giderek münafıklaşırlar.
Zalim güçlerin Şeytani rejimlerinde… İşbirlikçi hain liderlerin zulüm düzenlerinde…
Din inkârcısı işbirlikçiler ile din istismarcısı işbirlikçiler aynı Siyonist senaryonun farklı figüranlarıdırlar.
Siyonist senaryo gereği; din inkârcısı işbirlikçiler din istismarcısı işbirlikçilere “DİNCİ” diye saldırarak milleti din istismarcısı işbirlikçilere yönlendirirler…
Siyonist ve emperyalistlerin müsaade ettiği kadar kahraman(!) işbirlikçilerle…
İşbirlikçi hainlerin müsaade ettiği kadar Müslüman(!) gafillerle…
Türkiye buhrana doğru kaymaktaydı.
Milli Çözüm’ün öncülüğünde, Milli Mutabakat iktidarının bir an evvel kurulması zaruret halini almıştır!
Türkiye’mizin gerçek bir demokrasiye, örnek bir laikliğe ve yüksek bir medeniyet dönüşümüne hazırlanması gerekmektedir.
Buhrandan Bahara Yöneliş…
Toplumsal yozlaşma, dışa bağımlılık ve manevi değer kaybı giderek artmaktadır.
Çözüm ise; ahlâk, adalet, ilim ve inanç temelli bir düzenle yeniden diriliştir.
Şiirimiz adeta; toplumsal yapıyı sorgulayan bir “uyanış çağrısı” niteliği taşıyor. “İstikamet kaybı”nın bir an evvel telafi edilmesi öğütleniyor.
Manevi değerlerin özünden uzaklaşıldığı, şekilciliğin öne çıktığı, ahlâkî zaafların yayıldığı bir dönemden geçiyoruz.
Şimdi sorumluluklarımızı kuşanma zamanıdır.
Yıkıcı ve yok edici eleştirilerden uzak; hedef ve umut ortaya koyan, yapıcı ve tamir edici bir anlayışı kuşanmalıyız.
Özünde bir yön arayışını, adalet talebini ve manevî bir diriliş isteğini barındıran; “İslam Birliği”, “hak, hukuk, merhamet ve vicdan” gibi kavramlar etrafında daha adaletli, daha dengeli bir “Adil Düzen” mutlaka kurulmalıdır.
Bu kutlu şerefe ve zafere ise ancak sabredenler ve her türlü sıkıntıya göğüs gerenler kavuşacaktır!
“(Ey Nebim!) Bu nedenle Sen sabret; şüphesiz Allah’ın va’adi Hakk’tır; kesin bilgiyle ve vicdani kanaatle (yakinen) inanmayanlar(ın itiraz ve inkârları ve ahireti değil dünyayı öne alanların sapkınlıkları) sakın Seni (telaşa kaptırıp) hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesin (çünkü intikam vakti yakındır).” (Rum Suresi 60. Ayet)
“ (Ey Nebim!) Şu halde Sen sabret (ve umutla dayan ki), hiç şüphesiz Allah’ın va’adi Hakk’tır. Sonunda ya onlara va’ad ettiğimiz (azab)ın bir kısmını (dünyada iken) Sana göstereceğiz; ya da Senin hayatına son versek bile, (yine onları kahredeceğiz ve zaten sonunda) onlar mutlaka Bize döndürüleceklerdir.”(Mü’min Suresi 77. Ayet)
“İslam Birliği, Adil Düzen”, bunları ham hayal saymıştı
Aklı ve imanı yatmamış, kaçıp Hak davadan caymıştı
İktidar hırsına kapılıp, gömlek çıkararak kaymıştı
Kendilerini ve milleti, yaklaştırdı virana doğru!..
Milleti de kendine benzetmiş İslam Birliği ve Tek evrensel proje olan Adil Düzen’i milletin de zihninden çıkarmıştı. Kendini takip edenler müslüman olmasına rağmen şaşırtıcı bir şekilde bu yüce değerlere düşman olmuş ve düşmanlık sebebini de anlayamamıştı. Hidayet kararması ve şuur kaybının bir tezahürü de demekki böyleydi..
Yazık özü yitmiş Dinimin, kuru şekilci resmi kalmış
İz’an irfan vicdan kararmış, mü’min taklitçi cismi kalmış
Faiz fuhuş kumar yayılmış, İslam’ın sade ismi kalmış
Ahlâk şuur çürümüş aldırmaz, halk takılmış türbana doğru!..
Tabi bu değerler ahlak ve huzuru getirmek istemekte ve şekilciliği yasaklamaktaydı. Bunlara karşı olan toplumlar ise işin özünden uzaklaşmakta ve şekle sarılarak tatmin olmaktaydı. Faiz, fuhuş, rüşvet, torpil gibi her türlü belaya bulaşan insanlar ne yazık ki türbanı bunlar için bir legalleştirme aparatı olarak kullanmaya başlamıştı.