Get Adobe Flash player
Reklam

ERBAKAN’IN ŞANLI KIBRIS ÇIKARMASI VE KARARLILIĞI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 41
ZayıfMükemmel 

 

ERBAKAN’IN ŞANLI KIBRIS ÇIKARMASI VE KARARLILIĞI!

(Ahmet Akgül Hoca’mızın Erbakan Devrimi kitabından – Kâzım Gülfidan)

          

Bazı küçük beyinlerin, büyük olayları idrak etmesini beklemek boşunadır. Kindar ve kıskanç kimselere, Lider şahsiyetlerin birtakım üstün başarılarını kabul ettirmek gerçekten kolay olmamaktadır. Bu ba­kımdan, Erbakan Hoca’nın, 74 Kıbrıs Zaferini hafife alanların ve asıl kahramanlığı Ecevit’e yamamaya çalışanların bu tavırları da, ya bu ola­yın boyutlarını kavrayamadıkla­rından veya kıskançlık damarlarındandır. Demirel, Ecevit ve Özal dönemleri Masonik Medya’nın, hem Kıbrıs konusunda hem diğer tarihi ve talihli atılımlarında, Erbakan’ı yok sayma veya O’nun başarılarını başkalarına yamama nankörlüğünü, maalesef 17 yıllık iktidarları boyunca AKP’li kurmayları ve yandaşları da sürdürmeye çalışmışlardır.

Şimdi Kıbrıs Barış Harekâtı’nın hem stratejik, hem psikolojik, hem de si­yasi ve askeri sahadaki üstün başarılarının ve mutlu sonuçlarının bir kıs­mını hatırlatalım:

Her şeyden önce bilinmesi ve kabul edilmesi gereken gerçek şudur ki, 74 Kıbrıs Harekâtı’nın asıl mimarı ve kahramanı Erbakan'dır. Sadece mu­hale­fet­teki Demirel’in Adalet Partisi değil, koalisyon ortağı Ecevit’in Halk Partisi de böyle bir harekâta kar­şıydı. Çünkü korkuyorlardı ve Amerika ve Avrupa'nın bas­kısı nedeniyle çıkarma yapmaya cesaret edemiyor­lardı. Hükümetin CHP kanadının bu harekâta razı edilmesi için, Erbakan'ın ilk mücadelesini koalisyon içerisinde ve Büyük Millet Meclisi’nde kazandığını belirtmemiz lazımdır. Umuyorum ki pek yakın bir gelecekte, bütün bu gerçekler, belgeleriyle ortaya konulacak ve milletimiz olup bitenleri o zaman daha iyi anlayacaktır.

Bilindiği gibi 15 Temmuz 1974’te Samson adlı EOKA’cı, Kıbrıs’ta Makaryos’u devirip darbe yapmış ve adayı Yunanistan’a katacağını ilan etmiş bulunmaktaydı. Artık Kıbrıs’a müdahale etmemiz kaçınılmazdı. Ama maalesef hem Ecevit, hem de başta Demirel olmak üzere bütün muhalefet, askeri çıkarmayı çılgınlık olarak nitelemekte ve karşı çıkmaktaydı.

Sonunda İngiliz Başkanı Callahan’la konuyu görüşmek üzere Ecevit, Oğuzhan Asiltürk’le birlikte Londra’ya gönderiliyor, böylece Erbakan, artık tam yetkili başbakan vekili oluyordu. Erbakan Hoca, CHP ile koalisyon protokolüne, “Başbakan’ın (Ecevit’in) Yurt dışına çıkması durumunda, Başbakan Yardımcısının “Her konuda ve tam yetkili sayılması” şartını yazdırıyor ve bu maddenin ne işe yarayacağının ve ne maksatla kullanılacağının farkına kimse varmıyordu!? Havaalanında Ecevit uğurlandıktan hemen sonra, Genelkurmay Başkanı Semih Sancar ve Kuvvet Komutanları, Erbakan’la birlikte özel bir odaya geçiyor ve orada bulunan Süleyman Arif Emre Bey bile içeri alınmıyordu. Bu uzun ve tarihi toplantıda, Kıbrıs’a derhal çıkarma kararı üzerinde anlaşmaya varılıyordu. Kuvvet Komutanları: “Yıllardır böylesine onurlu ve olumlu bir karara hasret çektiklerini... Düşmanların dikkatini çekmesin diye, dağıtılarak Dörtyol, İskenderun ve Mersin’de konuşlandırılan birliklerimizin çıkarmaya hazır hale gelmesi için 2–3 gün gerekeceğini” bildiriyordu. Bu arada daha önce İnönü ve Demirel’in yaptığı gibi verilen karardan geri dönülmemesi için, Erbakan’dan özellikle ricada bulunuyorlardı. Ve artık Ecevit, Türkiye’ye döndüğünde alınan bu karar gereği, hazırlıkları tamamlanan ve Kıbrıs’a doğru yola çıkan kahraman Ordu’muza mani olmaya kalkışamıyordu.

Ecevit, Kıbrıs çıkarması ve sonrasında:

1- Önce çıkarmaya çekingen ve ürkek davranmak, kararın alınmasını uzatmak ve Rumlara vakit kazandırmak,

2- Batı'nın baskısıyla, daha çıkarmanın ilk gününde Bakanlar Kurulu’nu toplayarak “ateşkes kararı” için çırpınmak,

3- Bu ateşkes kararını saat 17.00’yi bile beklemeden gündüz 11.00’de açıklamak,

4- “Kanton Çözüm” gibi yanlış ve milli çıkarlarımıza aykırı bir öneriyi karşı tarafa acelecilikle sunmak,

5- 2’nci Harekâta şiddetle karşı çıkmak ve harekâtın durdurulması için koalisyon ortağından habersiz gizli talimatlar yağdırmak,

6- Kıbrıs’ta Ordu’muzun rahatlıkla alabileceği stratejik ve ekonomik bölgelerin ele geçmesine engel olmak,

7- Maraş’ı boş bırakıp pazarlık gücümüzü zayıflatmak,

8- “Federe Devlet” sözünü ağzına sakız yapıp Kıbrıs’ta kesin ve kalıcı bir çözümü zora sokmak gibi; 8 tane tarihi ve talihsiz hata yapmıştır. Ama buna rağmen Kıbrıs Fatihi rolü oynamaktan da geri durmamıştır.

Kıbrıs üzerinde, her ne kadar Yunanistan'ın heves ve hesapları bu­lunduğu ve orayı bütünüyle bir Rum adası yapmayı planladığı biliniyorsa da, Kıbrıs asıl İsrail için önemlidir. Birleşmiş Milletler’in, ABD ve İngiltere’nin Kıbrıs'ı karıştırmak ve Türk Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmak için çırpınma­ları işte bu yüzdendir. Bir dünya haritasını önünüze alıp baktığınızda görülecektir ki, İsrail'in çevresi hep İslam ül­keleriyle çevrilidir. Bu ülkelerdeki kabuk yönetimler ve kiralık beyinler de, eninde sonunda devrilip gidecektir. İsrail ise, sonunun geldiğini hissetmekte ve bunca yıldır Müslümanlara ve İslam dünyasına yaptığı hıyanet ve hakaretlerin, mutlaka hesabının sorulacağını düşünmekte ve psikolojik bir suçlu­luk korkusu ve kompleksi içinde debe­lenmektedir. Akdeniz dışında, İsrail’in bütün yardım kapıları ve kaçış yolları kapalı­ vaziyettedir. Çünkü Müslüman ülkelerin kontrolündedir. Akdeniz yollarının kalesi ve kapısı ise Kıbrıs olduğu için, terör şebekesi İsrail Siyonist stratejileri açısından Ada’nın kendi güdümünde olmasını istemektedir. İşte bu yüzden; “Kıbrıs’ın Müslüman Türklerden arındırılması, İsrail'in güvenliği ve geleceği açısından hayati bir önem” arz etmektedir.

Kıbrıs, İslam âlemine yeniden lider ve lokomotif olacak bir potan­si­yeli bulunan, ve bu nedenle tarihi ve tabii bir sorumluluğu üzerinde taşıyan Türkiye açısından da oldukça önemlidir. Ege ve Akdeniz'de, burnumuzun dibindeki adalar bile maalesef tamamen Yunanlıların ve düşmanların elindedir. Akdeniz'de batmayan bir donanma ko­numundaki Kıbrıs'ın da bütünüyle elimizden çıkması, Türkiye'nin kolunun ka­nadının kırılması demektir. Zaten vaktiyle Sokullu Mehmet Paşa’nın Kıbrıs’ın Fethi’nden sonra İnebahtı'da Osmanlı Donanması’nı yakan Haçlı elçilerine, “Siz bizim gemilerimizi yak­makla sadece saka­lımızı tıraş etmiş oldunuz. Ama biz sizden Kıbrıs'ı al­makla kolunuzu kırmış olduk” de­mesi de bu yüzdendir.

Bu durumu çok iyi bilen ve ortaya çıkan fırsatı yerinde değerlendiren Erbakan, “Daha yakın temaslarda bulunmak(!)” üzere Ecevit'i Londra'ya uğurluyor ve resmen bütün yetkileri üstlenmiş Başbakan Yardımcısı sıfatıyla; “Ordular ilk hedefiniz Kıbrıs'tır!” komutunu veriyordu. Nice yıllardır böylesine onurlu ve olumlu bir karara hasret çeken kahra­man Ordu­’muz, hem geçmişte bu Peygamber ocağında şehadet rütbesine ulaşmış ev­liya makamın­daki mücahitlerin manevi duası ve himmeti, hem de yakın bir ge­lecekte yeniden Hak ve adaletin bekçileri olmanın peşin bereke­tiyle, bir nevi imkânsızı başarıyor, Amerika ve Avrupa’sıyla bütün Batılıları ve bâtıl kafalı­ları hayret ve dehşete düşüren bir cesaret ve hareketle, ismini Peygamberle­rinden alan Mehmetçikler Kıbrıs'a çıkıyordu.

Kıbrıs Zaferinin mutlu sonuçlarına gelince:

a- İslam dünyasındaki, pek çoğu danışıklı dövüş, şüpheli ve şaibeli bulunan ve maalesef sonunda Müslümanları kültüründen ve kimliğinden uzaklaştırıp emperyalistle­rin yarı sömürgesi du­rumuna sokan, bazı kurtuluş hareketlerini hesaba katmaz­sanız; Kıbrıs Barış Harekâtı, yakın tarihte Haçlılara karşı yüzde yüz milli amaç­lar ve yerli im­k­ânlarla kazanılan en önemli zaferlerden biri olma özelliğini ve önemini taşımaktadır. Kıbrıs'ta, Amerika’sı, Avrupa’sı, Rusya’sı, İngiliz'i, Fransız’ı, Yunan’ı, İsrail’i, kısaca Yahudi ve Hristiyan dünyası yeni bir Haçlı İttifakı ku­rup karşımıza çıktıkları... Sözde müt­tefikimiz olan NATO ülkeleri bile aleyhimize tavır aldıkları... Parasını peşin verdiğimiz silahlara, gemi ve uçaklara el koydukları ve her türlü ambargoyu uyguladıkları halde, Türkiye'nin Kıbrıs'a çıkması ve yarısını kur­tar­ması, yeni bir Kosova'dır, Niğbolu'dur, Mohaç’tır...

b- Şanlı Kurtuluş Mücadelemizden sonraki, en milli ve cesaretli girişim olan Kıbrıs zaferi; Afgan direnişi, Bosna mücadelesi ve Çeçenistan zaferi gibi destanlara, dolaylı şekilde zemin hazırlamıştır. Zira Kıbrıs’taki bu beklenmedik başarının bereketli ve cesaretli sonuçları, her tarafa yansımıştır. Yeryüzündeki İslami diriliş ve direniş hareketleri Kıbrıs zaferiyle yeni bir hız ve heyecan kazanmıştır. Böylece; “Batı yenilmez, Haçlılara karşı gelinmez” korkusu ve kompleksi yıkılmış­tır.

c- Kıbrıs çıkarması yüzünden ülkemize uygulanan ambargolar sebe­biyle, Türkiye kendi ihtiyaç duyduğu başta savunma sanayiini kurup geliştirmeye, bütün harp silah ve gereçle­rini üretmeye yönelmiş ve bu sahada başarılı olabileceğini kanıtlamıştır.

Velhâsıl 74 Kıbrıs Harekâtı; Cumhuriyet tarihinde çok önemli bir dönüm noktasıdır. Kıbrıs'ın sadece alınmasının değil, o günden bugüne elimizde kal­masının da kahramanı, yine Erbakan'dır. Erbakan Türkiye'de yıllarca ikinci ve üçüncü sınıf insan muamelesi gö­ren, her vesileyle horlanan ve ezilen dindar insanlarımızın, yeniden kendilerine güven duygusu ve girişimcilik ruhu kazanmalarını sağlamıştır. İnancını yaşayan ve bunu en büyük şeref sa­yan ve Hakk'ı savunan insanlar, Meclis'e taşınmış... Bunlara Bakanlık yaptırılmış ve yönetim kademelerinde en üst görevlere atanmıştır. Bunun üzerine, Nurculuk ve Süleymancılık gibi ke­sim­lere, tarikat ve İslami hizmet ehli kimselere; sırf Erbakan'a kayma­sınlar diye, düzenin partileri ve hükümetleri tarafından müsaade ve müsamaha edilmeye başlanmıştır... Bu da onların daha rahat hiz­met vermelerini ve İslami düşünce ve davranışların daha bir gelişmesini ve yerleşmesini sağladığı sanılsa da, aslında Fetullahçılar gibi işbirlikçi hainlerin ve din istismarcısı kesimlerin önünü açmıştır. Yani Selamet ve Refah Partisi dışındaki, manevi hizmetlerin ve İslami gelişmelerin şerefine ve seva­bına da, dolaylı olarak Erbakan yine ortaktır; ama Dini yozlaştırmak, dindarları yobazlaştırmak ve Dış Güçlerin maşalığını yapmak gibi tahribatların büyük vebali AKP iktidarının sırtındadır.

Özetle: “Önce ahlâk ve maneviyat” diyerek yola çıkan, manevi kalkınma hamlesini başlatan ve başaran Erbakan, hemen ardından ve özellikle Kıbrıs za­ferinin arkasından tarihi “Ağır Sanayi” hamlesini başlatmış ve bütün iç ve dış mihrakların karşı­sına dikilmesine rağmen, temelini attığı 200 fabrika­nın 68 tanesini tamamlamıştır. Geri kalanları da hizmete sokmak ve sadece yeni bir Türkiye değil, yepyeni bir dünya kur­mak üzere, Selamet gemisi, Refah birikimi ve Fazilet kadrosuyla, Saadet burcunda zafer limanına yaklaşmışken; makam ve çıkar uğruna Siyonist odaklarca irtibat ve ittifak kuran Erdoğan ve arkadaşlarının gaflet ve hıyanetiyle, bu tarihi adımlar ve planlar, geçici olarak akamete uğratılmıştır. Erbakan Hoca’mızın ölümü ise bu kutlu gidişatı aksatmayacak, bilakis hızlandıracaktır. Çünkü O'nun sadık talebeleri ve takipçileri Milli Çözüm projelerini uygulayacak inkılap ve iktidarın yolunu açacaktır!

 

 


Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

Makale Paylaşım Sayısı: 202

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR