Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2447
mod_vvisit_counterDün6449
mod_vvisit_counterBu Hafta15345
mod_vvisit_counterGeçen hafta39454
mod_vvisit_counterBu Ay178211
mod_vvisit_counterGeçen Ay136049
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15358544

IP'niz: 18.232.38.214
Bugün: 27 May 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11645288

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

MİLLİ GÜÇLERLE İŞBİRLİKÇİLERİN DERİN MÜCADELESİ VE FÜZE KALKANI PROJESİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 28
ZayıfMükemmel 

 

MİLLİ GÜÇLERLE İŞBİRLİKÇİLERİN DERİN MÜCADELESİ

VE

FÜZE KALKANI PROJESİ

        

Türkiye’de işbirlikçi AKP yönetimiyle, “milli devlet” arasında çok ciddi bir mücadele yaşanmaktaydı. Örneğin:

AKP’nin işbirlikçi kesimi, İsrail’in ve ABD güdümlü yönetimlerin korunması, İran’ın ve Rusya’nın korkutulması amacıyla, “Füze Kalkanı Sisteminin” Türkiye’ye konuşlandırılmasına taşeronluk yaparken;

Milli devlet güçleri, ÇİN, İRAN ve RUSYA ile çok yönlü ilişkilerin kurulmasına ve D-8 oluşumunun canlandırılmasına çalışmaktaydı.

Acaba; Rus, Kazak ve Kırgız bakanların ve Yahudi asıllı, hatta İsrail vatandaşı iş adamlarının çok gizli ve kirli toplantılar yaptığı ve akşamları da, kendilerine çocuk kızların pazarlandığı SAVARONA baskınını hangi istihbaratçılar yapmıştı? Bunlar işbirlikçi iktidar yanlısı mıydı, milli takım mıydı?

Türkiye’nin resmi temsilcisi sıfatıyla Çin’le olan münasebet ve mutabakatlarda Başbakan Recep T. Erdoğan’ın bulunması kimseyi aldatmasın. Çünkü o, ABD’nin kan gölüne çevirdiği Pakistan ziyaretinde bile; “İsrail Mavi Marmara saldırısı nedeniyle özür dilesin ve tazminat ödesin ki, barışalım” derken, aslında Türkiye’yi ve mazlum Filistinlileri değil, Siyonist İsrail’i kayırmakta ve “Füze Kalkanı Sistemi” gibi ortak projelere birlikte katılmak üzere kendilerine mazeret, İsrail’e ise meşruiyet kazandırma telaşındaydı.

Çin ile tüm ilişkilerin TL ve YUAN bazında yürütülme kararı alınmıştı

Çin Başbakanı Wen Ciabao’nun Türkiye’yi ziyaretinde, Türkiye ile Çin arasındaki dış ticaret hacminin 2015'e kadar 50 milyar dolara ulaşmasının amaçlandığı, iki ülke arasındaki tüm ilişkilerin TL ve YUAN bazında yürütülmesi konusunda da mutabakata varıldığı açıklanmıştı. Basın toplantısı öncesinde iki ülke bakanları arasında; İkili Ticari ve Ekonomik İşbirliğinin Geliştirilmesi ve Derinleştirilmesine İlişkin Çerçeve Anlaşma, İkili Ticari ve Ekonomik İşbirliğine İlişkin Orta ve Uzun Dönem Gelişim Planı İçin Ortak Çalışma Başlatılmasına yönelik Mutabakat Muhtırası, Üçüncü Ülkelerde Altyapı İnşası ve Teknik Danışmanlık Hizmetlerinde İşbirliğini Artırmaya İlişkin Mutabakat Muhtırası, 2010-2013 Yılları İçin Kültürel Değişim ve İşbirliği Uygulama Planı, Demiryolu İşbirliği Anlaşması, Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı ile Çin Ticaret Bakanlığı Arasında Yeni İpek Yolu Bağlantısı Hakkında Ortak Çalışma Grubu Oluşturulmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası, Bilgi ve İletişim Teknolojileri Alanlarında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Muhtırası, Ulaşım Altyapısı ve Denizcilik Alanlarında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Muhtırası da imzalanmıştı. İki ülke arasındaki ilişkileri stratejik işbirliği seviyesine yükseltmeyi arzuladıklarını ifade eden başbakanlar, bütün ilişkilerin TL ve YUAN bazında yürütülmesi konusunda da mutabık kaldıklarını vurgulamıştı. Türkiye ile Çin arasındaki havayolu ulaşımını artırmak istediklerini belirten Başbakan’ın, "Bir diğer noktada Kars-Tiflis-Bakü hattıyla ilgili adım var. Biz İstanbul'u Pekin'e bağlayacak adımı atma kararlılığı içerisindeyiz. Marmaray 2013'te bitiyor. Şu anda Edirne- Kars arasında belli bir bölgesi bitmiş olan hızlı tren hattının, bunlarla tamamlanması suretiyle modern İpekyolu'nu da yeniden tesis etme imkânına kavuşacağız" şeklindeki sözleri ilgi uyandırmıştı. Ancak bu tarihi girişimlerin, işbirlikçi hükümetin değil, milli devletin gayretiyle gerçekleştiği kulislere yansımıştı.

Başta Amerika ve İsrail olmak üzere bazı güç merkezleri Türkiye'yi tamamen kendilerine bağlamak ve liderlik potansiyelini boğmak üzere, İran'a karşı füze kalkanı savunma sisteminin Türkiye'ye konuşlandırılması için bastırmaktaydı. Amerika, füze kalkanı teklifini Türkiye'nin reddedeceğini düşündüğünden bunu NATO çerçevesinde bir plan olarak sunmaktaydı. NATO üyesi Türkiye'nin bu teklifi reddedemeyeceği hesaplanmıştı. Ancak hangi çerçevede konulursa konulsun füze kalkanı devreye sokulduğu an Türkiye'nin bir süredir titizlikle uygulamaya çalıştığı “sıfır sorunlu” dış politikası büyük bir darbe yemiş olacaktı. Komünizm çöktükten sonra kendisine düşman bulamadığı için bir varoluşsal kriz yaşamakta olan NATO, terör bahanesiyle İslam’ı kendisine esas düşman gibi tanımlamaya başlamıştı. İran, NATO'nun hedefinde bulunmaktaydı. Bu da Amerika'nın ve İsrail'in çok işine yaramaktaydı. NATO içinde zaten Türkiye'nin İran ile ilgili tavrı şikâyet ve endişe kaynağıydı, hatta bazı NATO bilgilerini İran'a aktaracağımız iddiaları vardı. Türkiye eğer dış politikasını öne sürüp füze kalkanını reddederse, bu NATO içinde büyük krize yol açacaktı. 19 Kasım 2010’da Lizbon'da toplanan NATO zirvesi bu yüzden Türkiye açısından çok kritik bir önem taşımaktaydı. Tartışmalar sertleşirse Türkiye'nin NATO üyeliğini bile sorgulayanlar çıkacaktı. Gördüğünüz gibi Amerika'nın Türkiye'yi köşeye sıkıştırma planı sırıtmaktaydı.

Bu arada Milli Türkiye kendi dış politikası gereği güç merkezlerini tedirgin eden kararlar almaktaydı. Örneğin İran üzerinden geçerek gelen ve İran'da yakıt ikmali yapan Çin uçaklarının katıldığı hava tatbikatı yapılmıştı. Bu tatbikattan İsrail o yıl çıkarılmıştı. İsrail; İran, Çin ve Türkiye'nin bu işbirliğini aslında cinsel bir kavram olan yeni üçlü ilişki (New threesome) olarak tanımlamıştı. Aynı zamanda Karadeniz'de umduğu varlığı gösteremeyen ABD'ye karşı, Türkiye; Rusya ve Ukrayna ile Karadeniz savunma anlaşması imzalamıştı. Böylelikle Rusya'nın Karadeniz filosunun Akdeniz'e inmesinin yolu açılmıştı. Milli Türkiye'nin bu manevralarının NATO içinde bir tezgâh hazırlayan ABD ve İsrail'in hiç hoşuna gitmediği açıktı.

“Dünyayı ikiye bölen çizgi ve bir gizemli mücadele” saptaması

Çin savaş uçakları Konya semalarında uçarken; İsrail hava kuvvetleri Yunanistan sahillerinde, Girit açıklarında tatbikat yapıyor. Türk hava sahası İsrail savaş uçaklarına kapatılırken; Doğu Türkistan'dan Konya'ya uçan Çin savaş uçaklarına hem Pakistan hem de İran hava sahasını açıyordu.

İsrail; Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Macaristan'la askeri anlaşmalar yaparken, bu ülkelerin hava sahasını kullanırken, topraklarında komando eğitimi yaparken, hem deniz hem de kara birliklerini olası İran müdahalesi için yetiştirirken Türkiye hem güney komşularıyla hem de Doğu'daki ülkelerle askeri ilişkilerini güçlendiriyor.

İsrail ve Amerika, İran'a S-300 füzeleri verilmesini engellerken, Rusya'nın Abhazya ve Güney Osetya'ya bu füzeleri yerleştirmesini eleştirirken yine İsrail Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan'la S-300 füzesi dahil hava tatbikatları yaparken Türkiye Çin'le füze ortaklıkları yapıyor. ABD, Romanya ve Bulgaristan'ı garnizon ülkelere dönüştürüp yüzünü Karadeniz'e çevirirken Türkiye Rusya ile Karadeniz ortaklığına girişiyor.

Geçtiğimiz yıl "dünyayı ikiye ayıran çizgi"den, bir sınırdan söz etmiştik. Tayland'ı ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton; "Eğer İran nükleer çalışmadan vazgeçmezse, komşularını silahlandıracağız, Ortadoğu'da bir güvenlik şemsiyesi kuracağız" demişti. Nitekim öyle de oluyor. En son Suudi Arabistan'ın ABD ile 70 milyar dolar civarında silah alımı için anlaşma yaptığını hatırlatalım. Bütün bölge hızla silahlandırılıyor.

O zaman, Clinton'ın sözlerini şöyle yorumlamıştık: Bu söz ve yeni ABD politikaları; ABD ve Avrupa'nın Batı'ya yeni bir "Doğu sınırı" çizdikleri gerçeğini ortaya koyuyor. Bütün güvenlik politikalarında bunun izlerini görüyoruz. Önceden Doğu-Batı sınırı, Batı'nın savunma hattı Doğu Avrupa, Boğazlar, Süveyş olarak görülüyordu. Bu hattın Doğu'su tehditlerle doluydu. Şimdi sınır daha Doğu'ya kaydırıldı. Dikkat edelim, yeni sınır Gürcistan, Doğu Karadeniz, İran-Türkiye sınırı ve Basra Körfezi...

Yeni dönemde Ortadoğu, Batı sınırları içinde yer alıyor. Türkiye de öyle. Bundan sonra Türkiye'nin bölge perspektifi büyük oranda bu yeni jeopolitik çizgiye göre şekillenecek. Artık Avrupa'nın sınırı, Boğazlar değil, Türkiye-İran sınırı olacak. Belki yakın gelecekte "Ortadoğu" kavramını bile tarihe gömecek gelişmelere tanık olabiliriz.

Barack Obama'nın Türkiye ve Mısır'da Müslüman dünyaya yüklemeye çalıştığı yeni rol, Rusya ziyaretlerinin arka planında hep bu var. Bundan sonra Çin, Hindistan ve belki Rusya, Müslüman azınlıklar üzerinden istikrarsızlaştırılacak, en azından bu denenecek. Müslüman toplumlar, Soğuk Savaş'tan sonra yeniden Batı'nın küresel hegemonyası yolunda elverişli malzeme, araç olarak kullanılmak istenecek.

Ama bugünlerde tam anlamıyla bir şok yaşıyoruz. Öyle görünüyor ki bu proje sarsılıyor. ABD ve müttefikleri hızla Batı'nın doğu sınırını şekillendirmeye çalışırken, sınırı daha da Doğu'ya kaydırmaya çalışırken "Türkiye-İran sınırını Dünyayı ikiye bölen çizgi" olmasını planlayanlar için sürpriz gelişmeler oluyor. Çin, Rusya, Türkiye, İran ve daha birçok ülke, bu yeni güç haritasına itiraz eden ülkeler söz konusu sınırı boşa çıkarmaya yönelik şaşırtıcı adımlar atıyor. ABD ne kadar Asya'ya girerse onlar da o kadar Afrika'da, Batı'nın hemen yanı başında beliriyor.

İşte son zamanlarda Türkiye'yi merkeze alan gelişmeleri, Rusya ve Çin'in öncülük ettiği gelişmeleri, İran'a saldırı projesindeki başarısızlığı değerlendirirken bu bakış açısını önemsemek akıllıca olabilir. Dün Konya Ovasında, İran-Suriye sınırında uçan İsrail uçakları şimdi Balkan ülkelerinin hava sahasında uçuyor. Dün dünyayı bölen çizgide, Batı'nın tam da Doğu sınırında uçan bu uçaklar, sınırdan ve Doğu'dan uzaklaştırılıp çok daha Batı'ya kaydırılmış oluyor.

Türkiye ile arası bozulan İsrail, Balkan ülkelerine yöneldi. Romanya ile dikkat çekici bir "yakınlık" kurulmuştu zaten. Romanya Devlet Başkanı'nın İsrail'e özel ilgisinin bunda payı olduğu gerçek. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu önce Bulgaristan'a sonra Yunanistan'a gitti. Tel Aviv, Kıbrıs Rum Kesimi'nden başlayarak Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya hatta Macaristan'a yoğunlaştı. Bu ülkelerle savunma, güvenlik anlaşmaları imzaladı.

Türkiye, Ortadoğu'da derinleşip İsrail'i tecrit ederken İsrail Balkanlar'da yeni dostluklar kuruyor. ABD, Balkan ülkelerini garnizon ülkelere dönüştürürken İsrail de askeri olarak bu bölgelere giriyor. Türkiye-Rusya ve Ukrayna "Karadeniz ittifakı" kurmaya hazırlanırken, Karadeniz'in denetimini kendi ellerinde toplamaya çalışırken ABD ve müttefikleri bir başka Karadeniz senaryosu üzerinde duruyor.

Ancak yanılmayalım. Bu yeni durumlar sadece Türkiye-İsrail ayrılmasına göre şekillenmiyor. Sözünü ettiğimiz o sınırın neresi olacağına dair bir tartışma bu. Onlar Doğu-Batı sınırını Kafkaslar, Türkiye-İran sınırı ve Basra Körfezi olarak belirlerken bir anda kendilerini Doğu Avrupa'ya kadar gerilemiş buldular. Hesap tutmadı... Güçler çatışması ve buna bağlı olarak güç kaymaları devam ediyor.

Doğu-Batı sınırı bir zamanlar Viyana'ya dayanmıştı. Birinci Dünya Savaşı'nda Boğazlar sınır olarak belirlendi. Soğuk Savaş'ta dört ülke; Türkiye, İran, Pakistan, Endonezya Batı'nın ileri karakolları olarak öne çıktı. Son yirmi yılda yeni bir dünya haritası, güç haritası şekilleniyor. Doğu Batı sınırı Balkanlar'dan Türkiye-İran sınırından gidip geliyor.

ABD ne kadar Orta ve Güney Asya'ya giriyorsa Asyalı güçler de Akdeniz'e Doğu Avrupa'ya, Afrika'nın derinliklerine ilerliyor.

İşte Türkiye, bu yeni Avrasya satrancının tam merkezinde. Hem Doğu hem de Batı'nın ihtiyaç duyduğu bir ülke. Öyleyse, artık hiçbir güç ya da eksen Türkiye'yi tek yanlı ittifak ilişkisi içine hapsetme lüksüne sahip değil. Doğu-Batı sınırını Türkiye'nin tercihleri önemli ölçüde etkiliyor... Oyun sahası çok geniş. Türkiye ne kadar oynayabilirse o kadar manevra alanı var...”[1]

Yazısıyla oldukça isabetli tespit ve tahliller yapan İbrahim Karagül, keşke biraz da küresel ölçekteki ve ülkemizdeki “Milli güçlerle kirli güçlerin mücadelesini” anlamaya çalışsaydı ve görünürdeki kiralık aktörlerin münafık eylem ve söylemlerine takılıp kalmasaydı!..

ABD: “Füze kalkanı için Türkiye en iyi yer” kararındaydı

ABD Savunma Bakanlığı'nın Avrupa ve NATO politikasından sorumlu üst düzey yetkilisi Jim Townsend, "Balistik füze tehditlerinin nereden gelebileceğine baktığımızda, bize göre Türkiye çok fazla ön cephelerde yer alıyor. Dolayısıyla coğrafi açıdan, Türkiye, füze savunma sisteminin bazı bölümlerine ev sahipliği yapmada iyi bir yer olabilir" açıklamasını yapmıştı.

Townsend, Washington'daki Dış Basın Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında bir soru üzerine, ABD Başkanı Barack Obama yönetiminin, Avrupa'ya kurulması planlanan füze savunma sistemi konusunda önceki yönetimin benimsediği modelde değişiklik yaparak; "aşamalı uyarlanabilir yaklaşım" (Phased Adaptive Approach) geliştirdiğini hatırlatmıştı.

Bu yeni yaklaşımın eskisinden en önemli farklarından birisinin, NATO İttifakını da işin içine katmak olduğunu ifade eden Townsend’in, "Dolayısıyla, İttifak içinde konuyu dillendirmeye başladık ve bunun, NATO'nun üzerine alabileceği önemli bir kapasite olduğu önerisini yaptık. Bu konuda NATO'da alınmış bir karar olmadığını düşünerek, diğer ülkelerle de ikili düzeyde temaslara başladık. Daha önce de söylediğimiz gibi, (NATO) buna hâlâ siyasi bir karar olarak bakıyor" itirafları şaşkınlıkla karşılanmıştı. Sanki NATO, ABD ordusunun bir alt kanadıydı!

Townsend, Türkiye'nin de bu hususta önemli bir rol oynadığını kaydederken, "Türkiye, NATO içinde en başından beri çok güçlü ve çok aktif bir müttefik oldu ve dolayısıyla Türkiye ile çalışmak bizim için çok doğal bir şey" ifadesini kullanmıştı.

ABD'deki düşünce kuruluşlarından Atlantik Konseyi'nde düzenlenen toplantıda da bir soru üzerine Townsend, “Türkiye'nin, sistemin bazı unsurlarına ev sahipliği yapma konusunda isteksiz ya da kararsız olduğunu düşünmediğini” vurgulamıştı.

Türk yetkililerin konu üzerine derinden kafa yorduğunu düşündüğünü ifade eden Townsend, Türkiye'nin birçok açıdan çok özel bir konumda yer aldığına dikkat çekerek, “Ankara'nın siyasi bağlamda bir karar alırken, coğrafi konumu, komşuları, komşularıyla olan derin tarihi ve ticari ilişkileri gibi hususları da hesaba katmak durumunda olduğuna” işaret ederek, AKP iktidarının halkın tepkisini yatıştıracak formül ve mazeretler üretmesi için, fırsat tanıdıklarını imaya çalışmıştı.

Füze kalkanı İsrail’i ve kukla Kürdistan’ı koruma amaçlıydı!

Hararetli tartışmaların ve suni gündemlerin yoğunlaştığı Türkiye'de, NATO'nun ABD öncülüğünde Türkiye'ye kurmak istediği Füze Savunma Sistemi unutturulmaya çalışılıyordu. Amerika'nın Türkiye'deki varlığını daimileştirecek, Türkiye'yi İran ve Rusya'nın bir numaralı düşmanı haline getirecek olan sistem, Türkiye'nin İsrail'i koruyan bir siper olmasını öngörüyordu. Türkiye, füze kalkanını kabul ederse, İran'a karşı İsrail'i koruyan bir duvar olacak ve Müslüman komşularıyla ilişkilerini dondurmak zorunda kalacaktı.

ABD, Ermeni kartını şantaj olarak kullanmaktaydı!

Kapalı kapılar ardında Türkiye'ye baskı yapmayı sürdürüp, açık bir biçimde tehdit eden ABD, Füze savunma sistemini kabul etmemesi halinde Türkiye'nin Batı ittifakında artık yer alamayacağını ima ediyordu. Kongresi'nin Ermeni Soykırımı kartını da masaya süren ABD, füze kalkanını İsrail'in güvenliği için hayati derecede önemli buluyordu. Türkiye'yi İran'a yaklaşmak ve İsrail'den uzaklaşmakla suçlayan ABD, NATO öncülüğünde kurulacak olan füze savunma kalkanının kabul edilmemesi halinde ABD'nin Türkiye ile ilişkileri yeniden gözden geçireceği tehdidinde bulunuyordu.

Milli Görüş Lideri Erbakan AKP Hükümeti’ne füze kalkanı konusunda:

“Aklınızı başınıza alın” uyarısı yapmıştı!

Milli Görüş Lideri ve Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Afganistan Hizbi İktidarı İslam Partisi Genel Başkan Yardımcısı Dr. Aminuddin Şifacu'yu kabulünde, ABD'nin NATO eliyle Türkiye'ye kurmaya çalıştığı füze kalkanı sistemi ile ilgili uyarmıştı. Erbakan, füze kalkanının Türkiye'ye kurulmasına asla müsaade etmeyeceklerinin altını çizerek AKP Hükümeti'ne "Aklınızı başınıza alın" çağrısı yapmıştı.

Afganistan işgalden kurtarılmalıdır

Saadet Partisi Genel Merkezi'nde gerçekleşen kabulde Milli Görüş Lideri ve Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Afganistan'ın dış güçler tarafından yıllardır işgal altında olduğuna değinerek, öncelikle bu işgalin sonlandırılması gerektiğini kaydedip: "Afganistan İslam âleminin en önemli ülkelerinden birisidir. Asya'nın ortasında stratejik öneme sahiptir. İslam Birliği’nin kilit noktasındadır. Dış güçler Afganistan'ı 30 yıldır işgal altında tutuyorlar. İslam Birliği’nin kurulmasını engellemek için. Bunların karşısında da şuurlu Afgan kardeşlerimiz ülkelerini kurtarmak için milli bir devlet kurmak için mücadele ediyorlar. Afganistan'ın önce dış işgalden kurtulması sonrasında da milli bir devlet kurması İslam Birliği bakımından son derece büyük önem taşımaktadır. Kendileriyle neler yapılması gerektiği konusunda fikir alışverişi yapıyoruz" diye açıklamıştı.

Afganistan Hizbi İktidarı İslam Partisi Genel Başkan Yardımcısı Dr. Aminuddin Şifacu ise Türkiye'nin ve Milli Görüş Liderinin kendileri için çok önemli olduğunu kaydederek, "Afganistan konusunda tavsiyelerinize ihtiyacımız var. Biz de ona göre Afganistan'daki kardeşlerimize tavsiyelerinizi ileteceğiz. Çalışmalarınızdan dolayı Allah razı olsun" dileklerini aktarmıştı.

Füzelere asla müsaade etmeyeceğiz!

Kabulde basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını da yanıtlayan Milli Görüş Lideri Erbakan, füze kalkanı sistemi ile ilgili gelen bir soruya karşılık basın mensubuna: "Bizim bu konuda neler söyleyeceklerimizi bizden daha iyi bilirsiniz. Biz hiç, Müslüman kardeş İran'ın vurulmasına yardım eder miyiz? Bu girişimler İslam âlemini parçalayıp büyük İsrail'i kurmak için yapılan Haçlı seferinin bir parçasıdır. Bunlara asla müsaade edilmeyecektir" açıklamasını yapmıştı.

Obama’ya göre Irak operasyonunun 7,5 yıllık faturası:

‘İtibarımız sarsıldı, birliğimiz sınandı, ekonomimiz battı’

"28 Ağustos 2010’da Washington sokakları, Martin Luther King'in ünlü 'Bir rüyam var' konuşmasının 47. yıldönümünde muhafazakârlarla, Luther taraftarlarının gösterilerine sahne oldu. Muhafazakârların mitinginde konuşan eski Cumhuriyetçi başkan adayı Sarah Palin, Obama'yı Amerikan değerlerini ayaklar altına almakla suçladı. Palin, "Bugünü ülke için değişim günü yapalım, bazı liderlerin ülkeyi tamamen dönüştürmesine izin vermeyin" dedi.

Kendi partisi'nden bile tepki vardı!

Bir zamanlar büyük umutlar bağlanan Obama'ya Demokrat Partililer de isyan bayrağını açmış durumdaydı. Washington yönetimi içindeki bölünmeyi en somut biçimde ortaya koyan bir başka örnek ise, Obama'nın kalem müdürü Rahm Emanuel'in istifa edeceğini açıklaması olmuştu. İngiliz Daily Telegraph gazetesinin haberine göre Obama'nın adeta sağ kolu olan Emanuel, yakın çevresine Obama yönetimi için "Bir araya gelip yeni karar çıkarmayı başaramıyorlar" demişti.

Bütün Devlet sırları açığa çıkmıştı!

Amerika daha önce pek sık rastlanmayan gelişmelere sahne oluyordu. Wikileaks internet sitesi Amerikan devletine ait gizli belgeleri bir bir ortaya çıkarıyordu. Amerikan ordusunun Afganistan işgalinde kayıtlara geçmeyen sivil ölümlerle ilgili çok gizli belgeleri açıklayan site CIA'nın raporunu da yayınlanmıştı.

Washington Post gazetesi de, 28 Ağustos günü Amerika'nın Afgan hükümetini nasıl maaşa bağladığını açıkladı. Gazeteye bilgi veren isimler arasında Amerikalı yetkililer de vardı.

Amerikan Savunma Bakanı Yardımcısı William Lynn, Foreign Affairs Dergisi'nin Eylül-Ekim sayısında yayımlanan makalesinde, ordunun kullandığı bilgisayar ağına zararlı bir yazılımın bulaştığını ve ülkesinin bütün askeri sırlarının açığa çıktığını söyledi. Lynn, bilgilerin Amerikan ordusu ve istihbaratı içindekiler tarafından deşifre edilmiş olabileceği konusunu da gündeme getirmişti.

ABD Savunma Bakan Yardımcısının 2008 yılında ortaya çıkan ve Pentagon'un bugüne kadar gizli tuttuğu bu olayı açıklaması, iç tartışmalara yeni bir boyut kazandırmıştı.

"Irak'ta bir trilyon dolar harcadık"

Obama 31 Ağustos'ta Beyaz Saray'da yaptığı konuşmasında ekonomideki kötü gidişi de Irak savaşına bağladı. Ülkesinin dışarıdan borç alarak Irak için 1 trilyon dolardan fazla para harcadığını söyledi ve şöyle konuşmuştu: "Ne yazık ki son yüzyılda kendi zenginliğimizi artıracak yapılanmayı yaratamadık. 1 trilyon doları savaşta harcadık. Bu, yeni yatırımlar yapmamızı engelledi ve bütçe açığına katkıda bulundu."

ABD Başkanı, 29 Ağustos'ta katıldığı bir televizyon programında şöyle konuşmuştu: "Son birkaç haftalık ekonomik verilerin bir bölümünün tatsız olacağını yönetim olarak önceden tahmin ettik. Düzelmenin yavaş olacağını bekliyorduk. Sorunları çözecek bir sihirli değneğimiz yok."

ABD Başkanı gelecekte bütçe açığında büyük bir yükseliş olabileceğini de söylemişti.

New York Times'ta yer alan habere göre, Obama 30 Ağustos'ta ekonomi kurmaylarıyla yaptığı görüşmenin ardından şöyle demişti: "Gerçek şu ki; birçok işletme halen hayat mücadelesi veriyor, birçok Amerikalı halen iş için uğraşıyor."

ABD’de bir milyon konut haciz riski altındaydı!

Ekonomik veriler ABD yönetiminin kaygısını açıklar nitelikteydi. Amerikan ekonomisinin en önemli sektörlerinden biri olan konut sektöründe yaşanan durgunluk alarm zillerinin çaldığını ortaya koyuyordu. Kredi derecelendirme kuruluşu Moody's uzmanları haciz vakalarındaki artışın konut fiyatlarını hızla aşağıya çektiğine dikkat çekiyorlardı. Amerikan Ulusal Emlakçılar Birliği'nin açıkladığı Temmuz ayı rakamları konut satışlarında Haziran ayına kıyasla yüzde 12'lik bir düşüş yaşandığını gösteriyordu. Bu 2010 yılındaki en büyük düşüştü.

Ekonomi uzmanları, ülkede işsizliğin büyük bir hızla artmasıyla insanların ev taksitlerini ödeyemediğini belirtiyordu. Mortgage Bankacıları Birliği'ne göre, şu anda yedi Mortgage kredisinden biri geri ödenmeme riskiyle karşı karşıyaydı. Amerikan veri toplama şirketinin açıkladığı rakamlar ise Amerika'yı çok daha zor günlerin beklediğini gösteriyordu. Realty Trac'e göre, 2010’da ABD'de 1 milyon konut haczedilebilir. İşsizlik maaşı başvurularındaki artış ve fabrika siparişlerindeki düşüş de ekonomideki kötü tabloyu pekiştiriyordu. Amerikan ekonomisindeki vahim tablo Amerikan Merkez Bankası'nı harekete geçirmişti. FED, "Ekonomi daha da kötüleşirse ek teşvik araçlarını devreye sokabiliriz" uyarısında bulunmuştu.

"ABD ekonomisi iflas edip batmaktaydı!"

Hızla bozulan ekonomi karşısında Amerikalı uzmanlar birbiri ardına uyarılarda bulunuyordu. Ünlü ekonomist Nouriel Roubini'ye göre, ekonomi 2010 yılının üçüncü çeyreğinde yüzde 1'in altında büyüyecekti. Ve bu yeni resesyon olasılığını yükseltiyordu. Nobel Ödüllü Prof. Paul Krugman'a göre de, Amerikalı yetkililer ekonominin durumunu çarpıtıyor ve ekonomiyi olduğundan daha iyi gösterme çabasına giriyordu.

Ünlü ekonomist David Rosenberg "Ekonomi 1930 tarzı bir bunalımda" diyordu.

Boston Üniversitesi iktisat profesörü Lorins Kotlikof, Amerikan ekonomisinin iflas ettiğini yazdı. Kotlikof’a bunu düşündürense, IMF'den gelen açıklama oldu. IMF, yüksek borcun, gayrisafi yurtiçi hasılaya oranının dengelenmesi için ciddi düzenlemeler gerektiği uyarısında bulunmuştu.

Ünlü yatırım uzmanı Stepnen Leeb ve Glen Strarty tarafından kaleme alınan "Ekonomik Çöküşün Ayak Sesleri" adlı kitapta Amerika'da orta vadede bir varil petrolün 200 dolara çıkacağı yazılıyordu. Leeb'e göre kaos ortamı sadece Amerika'yı değil tüm batı uygarlığının sonunu hazırlıyordu. Enerji piyasasında Çin ve Hindistan gibi ülkelerin devreye girdiğini vurgulayan Leeb, Amerika'nın enerjide büyük sıkıntı çekeceğini öngörüyordu.

Wall Street Journal Gazetesi Amerikan ekonomisinde Eylül-Ekim aylarında yeni bir çöküş yaşanabileceğine dikkat çekiyordu. Gazete çöküşün belirtilerini şöyle sıralıyordu: Bütçe açığı hızla büyüyor, toplam borç 10 yılda 18 trilyon dolardan 35 trilyon dolara çıkıyor, işsizlik sorunu kâbus haline geliyor, çalışan nüfusun oranı yüzde 61'e kadar geriliyordu, konut sektöründe durum sanıldığından çok daha kötü, icradan satışlar her geçen gün artıyor, tam bir deflasyon dönemi yaşanıyor, ücretler düşerken kişilerin borcu katlanıyordu. Hisse senedi fiyatları çok yükseliyor, kazançların çok üzerine çıkıyor, ekonomik göstergeler alarm veriyor, imalat endeksi düşüşe geçiyordu.

Borç ödemek için kamu varlıkları satılmaya başlanmıştı!

İflas riski ile karşı karşıya bulunan Amerikan eyaletlerinin durumu da, ülke ekonomisinin içinde bulunduğu durumu göz önüne seriyordu. Çok sayıda Amerikan eyaleti borç yükünden kurtulmak için kamu varlıklarını satmak ya da kiraya vermek zorunda kalıyordu. Satışa konulanlar arasında askeri üsten havaalanına, otoparktan hayvanat bahçesine kadar pek çok kamu varlığı bulunuyordu.

Kısaca Amerika batıyordu!

 


Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

 


[1] 13 Ekim 2010 / Yenişafak

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meali Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Partiye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 70 (yetmiş) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meali Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolca’ya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

Dış Politikamız (Cilt-1) Bop’un Temelleri (1988-1998)

Dış Politikamız (Cilt-2) Tarihin En Talihli Dönüşüm Süreci

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

Teşkilatçılık Mesaj ve Metod (İletişim ve İşbirliği Sanatı)

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyor

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yetmiş Kur'ani Kavram ve Yorumları (2 Cilt)

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyor(du…) (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyor(du…) (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Müjdeleri ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Kavramları ve Çelişkili Kurguları

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir-Yeni Hazırlanıyor)

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar) (Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar) (Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 290

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR