Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün8830
mod_vvisit_counterDün7709
mod_vvisit_counterBu Hafta24146
mod_vvisit_counterGeçen hafta44068
mod_vvisit_counterBu Ay75147
mod_vvisit_counterGeçen Ay215469
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar14394576

IP'niz: 3.95.131.208
Bugün: 11 Ara 2019

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11231897

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam

Trump Siyonizm’in Maşasıydı İKTİDAR İSE TRUMP’IN PAŞASI MIYDI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 48
ZayıfMükemmel 

 

Trump Siyonizm’in Maşasıydı

İKTİDAR İSE TRUMP’IN PAŞASI MIYDI?

      

Trump açıkça ve alçakça Türkiye ile dalga geçmeye başlamıştı!

ABD Başkanı Trump 18 Ekim 2019’da, Türkiye ile terör örgütü YPG’nin durumunu “okul bahçesinde kavga eden iki çocuğa”(!) benzeterek; “Biraz kavga etmeleri gerekiyordu, sonra ayırdım” diyecek kadar küstahlaşmıştı. ABD Başkan Yardımcısı Pence ise anlaşma ile birlikte yaptırımların kaldırılacağını söyleyerek, görüşmelerde Halkbank’a yaptırım konusunun görüşülmesinin askıya alındığını açıklamıştı. Donald Trump, Texas’taki mitinginde Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna gerçekleştirdiği Barış Pınarı Harekâtı ile ilgili açıklamalar yapmıştı. Türkiye ve ABD’nin, Suriye operasyonuna ara vermesi konusunda anlaşması sonrasında, Türkiye’nin Suriye’de terör örgütü PKK/YPG’nin kontrolü altındaki bölgelere yönelik operasyonunu “okul bahçesinde kavga eden iki çocuğa” benzeterek; “Ben biraz kavga etmeleri gerekiyor dedim. Okul bahçesindeki iki çocuk gibi kavga etmelerine izin vereceksiniz, sonra da ayıracaksınız. Birkaç gün kavga ettiler ve oldukça şiddetliydi” diyerek, bu süreçteki (kuklaları vuruşturma) tavrının bazı kesimlerce anlaşılmadığını vurgulamıştı.

Trump, 9 günlük Barış Pınarı Harekâtı’ında “tek bir damla Amerikan kanının bile akmadığını” ifade ederek; “Biz oraya gittik ve bir ara vermelerini istedik. PKK/YPG müthişti(!) Şimdilik biraz geri çekilmeleri gerekmişti” diyerek, Türkiye’nin de YPG’nin de kendi güdümlerinde olduklarını anlatmaya çalışmıştı. Trump: “Suriye’de petrolü emniyet altına aldık. Dolayısıyla petrolün bulunduğu sahada küçük bir ABD askeri gücünü tutacağız. Biz petrolü koruyacağız ve bununla (petrolle) ilgili daha neler yapacağımızın kararını alacağız!” diyerek, Suriye’deki sinsi amaçlarını açığa vurmuşlardı.

İlginçtir ki, Trump’ın Türkiye ve Suriye konularında en çok danıştığı siyasi şahsiyet olan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, aynı gün Suriye konusunda yazılı bir açıklama yaparak, Türkiye ile varılan ‘ateşkes’ mutabakatına sahip çıkmış ve ardından o da sözü petrol meselesine getirip bağlamıştı. Siyonist Senatör Graham, Amerikan askeri gücünün akıllıca bir kullanımı çerçevesinde “küçük ancak yetenekli bir askeri gücün yani SDG-PKK unsurlarıyla askeri ortaklığı üzerinden, IŞİD’in yeniden ortaya çıkmasının önlenebileceğini, aynı zamanda Türkiye ile birlikte tutuklu IŞİD savaşçılarının kontrolünün de sağlanabileceğini” vurgulamıştı. Ancak bu hedefler için ABD’nin Suriye hava sahasını kontrol etmeye devam etmesi gerektiğini de hatırlatmıştı.

Trump ile Grahamın görüşleri arasındaki büyük benzerlik, bu konuyu aralarında konuştuklarını ve özellikle Yahudi Lobilerinden talimat aldıklarını ortaya koymaktaydı. ABD Başkanı, daha sonra gönderdiği ikinci bir mesajda (SDG/YPG komutanı) “General Mazlum Abdi” ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinden duyduğu memnuniyeti belirtip, sözlerine devamla “General Kobani bizim yaptıklarımızı takdir ediyor, ben de Kürtlerin yaptıklarını takdir ediyorumdiyerek, dilinin altındaki baklayı çıkarmıştı: Belki de artık Kürtlerin petrol bölgesine doğru gitmeye başlamalarının zamanıdır... Trump’ın bu sözleri gayet net ve açıktı. YPG, Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı’nın sonucu olarak, Fırat’ın doğusunda sınır boyunca 30 kilometrelik derinlikte geniş bir alandan çekilerek, petrol bölgelerine taşınacak ve Suriyeli Kürtler ülkedeki petrol sahalarının korumacılığını yapacak ve özel statülü bir özerklik kazanacaklardı.

Bütün bunlardan sonra şu soruyu sormak hakkımızdı: “Milli güvenliğimiz ve geleceğimiz için gerekli olan Barış Pınarı Harekâtı’nı, ABD’nin petrol hesaplarına ve özel bir Kürdistan oluşumuna yarayacak şekilde sonlandıran ve sulandıran yöneticiler kimlerin adamıydı?”

Artık bölgemizde ABD ve müttefiklerinin ne işi olduğunun sorgulanması lazımdı. Trump göreve başlar başlamaz ilk ziyaretini İsrail’e, ardından da Suudi Arabistan’a yapmıştı. Yani asıl amaçları İsrail’in korunması, ikinci amaçları petrolün ABD’ye akmasıydı. Trump’ın ziyareti sırasında Suudi Arabistan ile ABD arasında 280 milyar dolarlık silah anlaşması yapıldığı açıklanmıştı. Peki Suudi Arabistan bu 280 milyar dolarlık silahı kime karşı kullanacak ki? Yandaş gazetelerde, “ABD, Suriye’deki ikiyüzlü politikasını sürdürüyor” başlığı ile verilen haberlerin altında yer alan iki fotoğrafın birinde ABD askerlerinin bizim askerlerimizle, ikincisinde ise YPG/PKK teröristleri ile yan yana devriyeye çıktıkları görülüyordu. Belli ki ABD’nin Suriye ile ilgili beklentisi bizden çok farklıydı. Biz terörden temizlenmiş bir bölge isterken, ABD terör örgütlerini kalıcı hale -bir konuma- taşımanın ve petrole bekçilik yaptırmanın hesabındaydı. Trump, açıklamalarının birinde: Türkiye’nin, Güvenli Bölge’den çekilen YPG’lilere “ateş açmaması gerektiğini anladığını” vurgulamıştı. Ve “ateş açılması” halinde bunun anlaşmayı ihlal olacağını ileri sürerek; “Bu durumda yaptırımların uygulanacağını tekrarlamaya gerek yok” diyecek kadar küstahlaşmıştı.

ABD Başkanı Trump’ın bu tutarsızlıklarına hak ettiği cevabın verilmeyişi, kanımıza dokunmaktaydı. İçeride Türkiye’nin bir zafer kazandığı havası estirilirken, dışarıdan gelen haberler umutlarımızı karartmaktaydı.

Toplum bazında dünyada Amerikan karşıtlığının en fazla olduğu ülkeler arasında Türkiye ilk sıralarda yer almaktaydı. Açık yürütülen ilişkilerin yanında, Amerika’nın sürekli gizli bir ajandasının olduğuna dair derin şüphelerin bu karşıtlıkta etkisi vardı. Şimdi ülkemizde herkes Trump’ı anlamaya çalışmaktaydı. Bir gün tehdit ediyor, ertesi gün tam aksi bir tutum sergiliyordu. Peki, Trump neden böyle bir tavır sergiliyordu? Ayrıca neden azledilmek ister gibi davranıyordu? Hangi aldığı kararlar, hangi gerekçeyle, kimleri rahatsız ediyordu? Amerika’nın müesses nizamını Evanjelistler kontrol ettiğine, onların arkasında da (Siyonist Merkezler) Yahudi Lobileri gizlendiğine göre, çoğunluğu Cumhuriyetçi olan bu Evanjelistler acaba Trump’tan ne bekliyordu da, onu alamıyordu? Amerikan derin devletinin merkeze aldığı ana konu Ortadoğu’da İsrail’in güvenliği olduğuna göre, yoksa Trump İsrail karşıtı mı ki, CIA/Pentagon, Trump ile anlaşılması zor bir çatışma içine giriyordu? Hayır, çünkü Trump aslında Başkan olduğu günden beri, görmek isteyene attığı adımlarla ne yapmak istediğini net bir şekilde ortaya koyuyordu.

Trump öncelikle siyasi şahsiyetten ziyade, bir şirketin CEO’su veya yönetim kurulu başkanı gibi hareket ediyordu. Önüne gelen konulara basit ticari bir mantıkla “ne aldım, ne verdim, sonuçta ne kazandım?” diye bakıyordu. Ticaret savaşlarını kurgularken de bakışını “ambara düşen darı” anlayışı şekillendiriyordu. Özünde Amerika derin yapısıyla hedef farklılığı falan yoktu. Sadece yeni yöntemler uygulanıyordu. Mesela Trump kendisine eleştiri getirenlere, “Sizin derdiniz İsrail’in güvenliği değil mi, evet. Sizin silahla yapmaya çalıştığınızı ben zaten silahsız da yapabilirim” demiş oluyordu. “Bakınız işte yıllardan beri konuşup yapamadığınız elçiliği Kudüs’e taşıma işini bir kalemde hallettim. Golan Tepeleri’ni de İsrail’e verdim. Şimdi bir de ‘Yüzyılın Anlaşması’nı’ bitirmek üzereyim. Sizin silahla, para harcayarak yıllardan beri yapamadıklarınızı ben tıkır tıkır hayata geçiriyorum” diyerek yaptıklarını delil gösteriyordu.

Bugün Trump’ın yenilir yutulur olmayan tehditlerinin yanıtsız bırakılmasına ve Milli onurumuzun kırılmasına; “bırakalım da adam iç kamuoyuna mesajlarını versin” mazereti geveleniyordu… Oysa bakıyoruz aslında işin özünde “Batı yakasında değişen bir şey yoktu.” Bildiğiniz Amerika aynı Amerika’ydı. Hâlâ Siyonist planlar uygulanıyordu. Ama artık post modern yöntemler kullanılıyordu.[1]

Erdoğan’ın ABD ziyaretinin altında, kendisine yönelik itham ve şantajların payı var mıydı?

Sn. Erdoğan, “Amerika’nın ve Rusya’nın PYD-PKK teröristlerinin sınırdan 30 km. aşağıya çekilecekleri konusundaki sözlerini tutmadıklarını” bizzat kendisi açıkladığına göre, bu güvenilmez Amerika’nın ve Trump’ın ayağına gitmesinin altında neler yatmaktaydı? Yoksa kendisi ve ailesi hakkındaki milyarlarca dolarlık “haksız mal varlığı edinmesi şantajları mı” Erdoğan’ı sıkıştırmaktaydı?

Üstelik Fehmi Koru; “ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Beyaz Saray’da görüşürken, YPG elebaşı Mazlum Kobani'nin yan odada hazır tutulması ve emrivâki yapılması” senaryosunu gündeme taşımıştı!

Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile telefon görüşmesi yapmıştı. İki lider, ABD Başkanı Trump’ın daveti üzerine 13 Kasım’da Washington’da görüşeceklerini açıklamıştı. Peki Beyaz Saray'da neler konuşulacaktı? Merak edilen görüşmeye ilişkin Fehmi Koru ilginç iddialarda bulunmuşlardı. Terör örgütü YPG elebaşı Mazlum Kobani'ye vize verilmesi talimatıyla Washington'a davet eden Trump'ın dengesiz tavırlarını hatırlatarak şunları yazmıştı:

“Hani, Trump ile Erdoğan Beyaz Saray’da görüşürken yan odada onun da hazır tutulması ve emrivâki yapılması gibi bir senaryoyu hayli iddialı bulsam bile, Erdoğan görüşmesinden bir-iki gün önce veya birkaç gün sonra Kobani’nin Beyaz Saray’da görünmesi hiç de imkânsız sanılmasındı. Zaten Trump’ın böyle emrivâkileri sevebilecek bir mizacı vardı. Okuyanların üzerinde şok etkisi bırakan şu nezaketsiz mektubu yazan şahsın ne yapacağı hiç belli olmazdı. Unutmayalım ki Trump, o mektubuna Kobani’nin kendisine gönderdiği mektubu da katıp Sn. Erdoğan’a öyle yollamıştı. Trump Erdoğan’a: ‘Yan odada Kobani var, görüşmez misiniz?’ diye sormasa bile, yüz yüze konuşurken bu konuda ısrarcı olması sürpriz karşılanmazdı.”

Güvenli bölge tesisi için başlatılan operasyon sonucu ortaya çıkan tablo oldukça kafa karıştırıyordu. Her şey lehimize gelişiyor gibi bir hava estiriliyordu. Amerika bir yandan, Rusya bir yandan sanki elbirliği ile bizim için çalışıyorlar gibi yorumlar yapılıyordu. Ama biz biliyoruz ki Trump’ın ve Amerika’nın ipiyle kuyuya inmek, hep boğulmakla sonuçlanıyordu! Densizlik ve dengesizlik Kralı Trump’ın arkasında Siyonist Yahudi sırıtıyordu. Trump’ın iddia ettiği gibi Türkiye ve Erdoğan kendisine birtakım sözler vermiş de bunlar bizden niye gizleniyordu? Böyle bir söz verildiyse bundan niye bizim haberimiz yoktu?

Böyle olunca da zaman zaman öldürüldüğü açıklanan terör örgütü elebaşlarının öldürülüp öldürülmediği konusunda tereddütler doğuyordu. Bağdadi’nin öldürülmesi ile ilgili olarak Trump’ın; başta Türkiye olmak üzere Irak, Suriye ve Rusya’ya teşekkür etmesini dikkatle değerlendirmek gerekiyordu. Çünkü ABD’nin gerçekten terörle mücadele etmediğini ve etmeyeceğini artık anlamamız gerekiyordu. Çünkü bölgemizi terör bataklığına çevirenlerin başında ABD ve bazı AB ülkeleri ile Rusya geliyordu. Kısacası, Haçlı-Siyonist ittifakının davranışlarını belirleyen hususların başında, çıkar ve Haçlı dayanışması geliyordu. Böyle olunca birtakım hedefler göstererek bazı grupları harekete geçirip, bölge ülkeleri bunlarla boğuşmak zorunda bırakılıyordu. Bu söylediklerim o kadar açıktan yapılıyor ki, yaptıklarının hiçbirini gizlemeye bile gerek duyulmuyordu. Mecburen aklımıza Bağdadi’nin öldürülmesi için bugüne kadar niçin bekledikleri sorusu geliyordu. Bunun da ötesinde Bağdadi’nin devre dışı bırakılması için Rusya, Irak, Suriye ve Türkiye’nin desteğine niçin ihtiyaç duymuş olabilecekleri de cevap bekleyen ayrı bir soruydu. PKK terör örgütünü ülkemizin başına saranların ABD ve yandaşları olduğunu söylemeye bile gerek yoktu. Afganistan’ın başına sarılan Taliban örgütü, ardından bölgemizde PKK’nın isim değiştirerek meydana sürülmüş kolları YPG gibi örgütlerin arkasında da aynı ülkeler bulunuyordu. Böyle olunca ABD ile bölgemizdeki terör örgütleri ile mücadelede birlikte hareket etmek bizden çok ABD’nin işine yarıyordu, onların çıkarlarına hizmet ediyordu.” tespit ve tahlilleri, gerçekleri yansıtıyordu.

Rusların Suriye’deki petrol kuyuları devriyesi, Mardin’in Nusaybin ilçesinden bile görüntüleniyordu. Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge kurulması için Rusya ile anlaşmaya varmıştı. Bu kapsamda terör örgütü YPG’nin, Türkiye sınırından 30 kilometre çekilmesine karar verilmiş, Kamışlı ise bu anlaşmanın dışında tutulmuştu. Bunun nedeni ise Kamışlı’daki petrol kuyularıydı. Öyle ki; ilçede binden fazla petrol kuyusu vardı ve günde 350 bin varillik üretim yapılmaktaydı. Yani ABD ve Rusya, Suriye’nin petrol kuyularını paylaşmış, Türkiye ise sadece harekât yapmakla kalmıştı.

Soçi’nin perde arkası!

Suriye sınırında kurulmak istenen terör devletine karşı başlatılan Barış Pınarı Harekâtı’nın perde arkasını ve tüm olasılıklarını Milli Gazete’ye değerlendiren Prof. Dr. Sait Yılmaz, “Rusya Türkiye’yi Adana Mutabakatı’na sadık kalmaya zorlayacak. Ortadoğu’yu karıştıran ABD ile anlaşacak. Ülkemizde bulunan tüm ABD üsleri ve elçilikleri kapatılmalıdır.” diye uyarmıştı. Suriye sınırında kurulmak istenen terör devletine karşı başlatılan Barış Pınarı Harekâtı’na, ABD’nin talebi üzerine 120 saatlik bir süre tanınmıştı. Bu sürenin dolmasının hemen ardından Rusya’ya giden Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, burada Rusya Devlet Başkanı Vladamir Putin ile bir görüşme yapmışlardı. Esenyurt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sait Yılmaz, yapılan görüşmelerin detaylarını, varılan Soçi Mutabakatı’nın amaçlarını şöyle yorumlamıştı: “Rusya, Türkiye’nin askeri girişimlerini kontrol altına alarak Esat ile birlikte bir an önce boşlukları doldurmaya çalışmıştır. Rusya bununla birlikte Türk ordusunu bir an önce Adana Mutabakatı ile öngörülen 5 kilometre çizgisine geri çekmeyi amaçlamıştır. Bu nedenle, Türkiye ağırlığını ülkemizdeki Suriyeli sığınmacıların dönüşüne vermiş durumdadır ve bu konuda Rusya’nın ve dolayısı ile dolaylı yoldan Esad’ın desteğine muhtaçtır. Türkiye’nin bu aşamada siyasi amacı, YPG ve PKK’yı bölgeden çıkarmak, yerine Suriyeli sığınmacıları koymaktır.”

Hatırlayınız; Soçi’de varılan Rusça metnin 5. ve 6. maddelerinde KOC diye bir kısaltma vardı. Bu kısaltmanın açıklaması da bilinçli olarak yazılmamıştı. KOC kısaltılmışının Rusça yazılımı: Курдскии Oсвобожление Cиљl. Bu Rusça ifadenin Türkçe karşılığı ise “Kürt Kurtuluş Gücü” olmaktaydı. Türkçe metinde ise 5. ve 6. Maddelerinde YPG kısaltması yer almaktadır."

5. Madde: 23 Ekim 2019, öğlen saat 12.00'den itibaren, Rus askeri polisi ve Suriye sınır bekçileri, Barış Pınarı Harekât alanının dışında kalan Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafına, YPG unsurları ve silahlarının ise Türkiye-Suriye sınırından itibaren 30 km'nin dışına çıkarılmasını temin etmek üzere girecek, bu işlem ise 150 saat içinde tamamlanacaktır. Aynı saat itibarıyla, mevcut Barış Pınarı Harekât alanı sınırlarının batısı ve doğusunda 10 km derinlikte Kamışlı şehri hariç Türk-Rus ortak devriyeleri başlayacaktır.

6. Madde: Münbiç ve Tel Rıfat'tan bütün YPG unsurları silahlarıyla birlikte çıkarılacaktır.

Türkiye bu mutabakat muhtırasında YPG için "terör örgütü" demiyor, okuduğunuz gibi sadece, "YPG unsurları" ifadesini kullanmıştı. Rusya ise Rusça, "KOC" Türkçe, "Kürt Kurtuluş Gücü" yazmıştı. Bu tam bir skandaldı.

İsrail basını, Rusya'nın Suriye'deki askeri üslerine konuşlandırdığı S-300 ve S-400 hava savunma sistemlerini devre dışı bıraktığını yazmıştı!

İsrailli DEBKA sitesi, yerel kaynaklara dayandırdığı haberinde, Suriye Hmeymim Hava Üssü'nde bulunan S-400'lerin 'sessiz sedasız' devre dışı bırakıldığını aktarmıştı. Haberde Rusya'nın S-400'leri 'kapama' kararının ardında çeşitli nedenler olabileceği yorumu yapılmıştı. Site; kapama kararının mali nedenlerle alınmış olabileceği belirtilirken, kararın bahsi geçen hava savunma sistemlerinin tahliyesine hazırlık anlamına gelebileceğini de vurgulamıştı. İsrail istihbaratıyla irtibatlı DEBKA sitesi; Rusya'nın S-400'leri yabancı ülkelere ihraç edebilmek için Suriye'de 'görücüye çıkarttığı', kampanyasında başarılı olunca da sistemleri kapatma kararı aldığı iddiasında bulunmuşlardı. DEBKA, Rusya'nın Suriye'deki iç savaşa 'müdahale ettiği' 2015 yılından bu yana ilk kez bir Amerikan B-52 bombardıman uçağının Hmeymim Üssü yakınlarında uçtuğunu hatırlatmıştı. Bütün bunlar Suriye’de ABD ve Rusya’nın, Türkiye’ye karşı gizli ittifakının kanıtlarıydı.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi Satterfield’in, ABD Temsilciler Meclisi'nde oylanan iki yasa tasarısıyla ilgili Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldığı açıklanmış, ama gidip gitmediği, gittiyse neler söylendiği sır gibi saklanmıştı!

Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Yaptırımların tekrar gündeme gelmesi nedeniyle ABD'nin Ankara Büyükelçisi David Satterfield Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldı" ifadesi yer almıştı. ABD Temsilciler Meclisi, Türkiye aleyhine iki tasarıyı peş peşe oylamıştı. Kararlardan ilki, 1915 olaylarını 'Ermeni soykırımı' olarak nitelendiren tasarıydı. Hemen ardından ise Suriye operasyonu nedeniyle Ankara'ya yaptırımlar öngören tasarı kabul edilmiş, her iki karar da büyük çoğunlukla alınmıştı.

Eski yandaşlardan: “Galiba erken sevindik!” itirafı!

Karar gazetesi yazarı İbrahim Kiras, ABD ve Rusya'nın terörist başı Mazlum Kobani'ye verdikleri değere dikkat çekerek, Güvenli Bölge’nin "YPG devleti" için güvenlik koridoruna dönüşmek üzere olduğunu yazmıştı. Barış Pınarı Harekâtı'nda "Türkiye istediğini aldı" yorumlarına Karar gazetesi Genel Yayın yönetmeni İbrahim Kiras katılmamıştı. "Galiba erken sevindik" başlıklı yazısında ABD ve Rusya ile imzalanan mutabakatların terör tehdidine karşı güvence oluşturmayacağını vurgulamıştı. "Bu çerçevede ‘dostumuz’ Rusya ile ‘müttefikimiz’ ABD’nin en üst seviyedeki yetkililerinin ‘General Kobani’ diye andıkları, birebir görüşüp anlaştıkları ve başkentlerinde misafir edip ağırladıkları teröristin durumu çarpıcı bir örnek sayılır. Biz imzalanan anlaşmalara bakıp güney sınırlarımız boyunca 30 km. derinliğinde bir alan terör örgütlerinden temizlenecek diye sevinip duralım, buna mukabil, o anlaşmalara imza atan muhataplarımız ise aslında belirli birtakım siyasi ajandalarını başka yollardan hayata geçirmek üzere planlar uygulamaktadır."

Oysa “Kürt Devleti” girişimleri hakkında “Türk tarafının kayda değer hiçbir hazırlığının veya alternatif strateji planlarının bulunmadığını” savunan yazar da eski bir Erdoğan yandaşıydı.

“Türkiye’nin harekâtla ilgili etkisi devam etseydi, Amerika buradan çıkmak zorunda kalacaktı. Çünkü Türkiye ile çatışmayı göze alamazdı. Trump da Esper de bu cümleyi kurmuşlardı: ‘Biz iki NATO ülkesi olarak çatışamayız, o yüzden ben askerimi çekiyorum.’ Erdoğan iktidarı kararlı davransaydı, ABD ya Türkiye’yi vuracaktı ki buna yanaşmazdı, ya da çekilip çıkacaktı. PKK’yı kendi başına bırakacaktı. Bütün baskıları YPG-PKK’yı korumak için uygulamıştı. Türkiye bastırsaydı; ABD Türkiye’yle, Türkiye’nin istediği gibi anlaşmak zorunda kalacaktı. Yani Amerika, YPG-PKK’nın Amerikan denkleminden çıktığı bir anlaşma yapmak zorunda kalacaktı, işte bunu kotarırdı… ABD Ortadoğu’da uygulamış olduğu bir taktiği burada da uyguladı. Yani Türkiye’yi veya PYD-PKK’yı birisini mutlaka kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldı. Ama şu an ikisini de elinde tutmayı başardı. Bizim dayanmamız, dirençli ve kararlı davranmamız ABD’yi ve PKK’yı sarsacaktı, ama maalesef yarım bırakıldı…” Türkiye için en büyük tehdit, karar vericilerin zihinlerinde yaptırımlar üzerinden onların kararlılığını bozmak adına yapılan baskıdır. Milletimizin zihinlerine sızmak istiyorlar. İşte bunun adı psikolojik harekâttır. Milletçe mukavemetimizi, inancımızı zayıflatmaya çalışıyorlar. Şu anda Batı’nın da ABD’nin de, Türkiye’ye yüklenmesinin tek nedeni bu. Türkiye sahada kesinlikle çok güçlü. Herkes bunu görüyor; biliyor ve zihnimizde baskı yaratmaya çalışıyorlar.[2] saptama ve yorumları aslında Milli duyarlı ve tutarlı uzmanların ortak feryadıydı; ama beyinler paslanmış, vicdanlar kararmış ve kulaklar sağırlaşmıştı!..

Evet, 2019’un Ekim ayındaki Barış Pınarı Harekâtı sayesinde Suriye’deki “Rojava” yapılanması en azından güneye kaydırılmıştı. Bu bile Türkiye’yi rahatlatıcı bir başarıydı. Ama maalesef PYD-YPG “IŞİD’le savaşan milisler” olarak şöhret, hatta meşruiyet kazanmıştı. Çünkü Rusya’nın ve Batı’nın tehlike hissettikleri terör IŞİD ve benzeri örgütlerle sınırlıydı. Yani Türkiye taraftarlarını kaybederken, PYD propagandası siyasi mevziler kazanmıştı. ABD Kongresi’nde PYD lehine, Türkiye aleyhine eğilimler artmış, Trump; “General Mazlum” diye hitap ederek, SDG-YPG ‘komutanı’ terörist Mazlum Kobani’yi ABD’ye çağırmış, senatörler vize işlemlerinin hızlandırılmasına başlamıştı. Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun da ‘General Mazlum’la telekonferansta görüştüğünü Sputnik üzerinden dünyaya duyurmuşlardı.

Türkiye terör tehdidini geçici de olsa uzaklaştırmıştı ve bu elbette bir başarıydı. Fakat SDG-YPG örgütünün siyasallaşmakta olduğu, ABD ve Rusya’da itibar gördüğü açıktı, bunun siyasi sonuçlarının olabileceğini de hiç akıldan çıkarmamak lazımdı. Hatta Rusya, PKK’yı terör örgütü saymaya bile henüz yanaşmamıştı.

Şu sorular neden hâlâ yanıtlanmıyordu?

“Trump’ın "bölgedeki kara kuvvetlerimiz" dediği PKK/YPG’nin, sınırımızdan 30 kilometre aşağıya çekilmesini, terörün sonu sananlar aldanıyordu, çünkü bu anlaşma, PKK/YPG'nin güvenliğini sağlıyordu! "ABD'nin PKK'yı kurtarma operasyonuydu" diyenler bir gerçeği vurguluyordu. "27 yıldır iletişim içindeyim. Hiç kimsenin, rezaleti başarı diye bu kadar iyi anlattığını görmedim." diyenlere hak vermek gerekiyordu. Trump, "Türkler ve Kürtlerin ilkokul çocukları gibi kavga etmelerine izin verdim ve kavgayı durdurdum" diye dalga geçiyordu! Lütfen söyleyin, bir gazeteci, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence'e yüksek sesle, "Türkiye, şantaj yaptığınız için mi operasyonu durdurdu?" diye sorunca, Pence neden cevap vermiyordu? ABD Dışişleri Bakanı'nın, istihbarat servisi ve Hazine Bakanlığı'yla birlikte çalışarak "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ve ailesinin (eşi, çocukları, anne-babası ve kardeşlerinin) tahmin edilen mal varlığı, bilinen gelirleri ve yatırımlarına dair rapor" hazırlaması neden isteniyordu? Halkbank için hazırlanan ikinci iddianamede de Rıza Sarraf'ın Türkiye'de kimlere ne kadar rüşvet verdiği listeleniyordu. Tasarıda, "Türkiye'nin Suriye'deki operasyonunu sonlandırması ve IŞİD karşıtı mücadeleye engel olmaması durumunda, yaptırımların sona ermesi" neden öneriliyordu?

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, “Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı davet etti ve Erdoğan da bu daveti kabul etti. Eğer Cumhurbaşkanı ya da ailesine yönelik bir yaptırım olursa, ABD ziyaretinin bir manası olmaz." sözlerini niçin kullanıyordu? Gazeteci Cüneyt Özdemir: “Halkbank davasının ikinci bölümü başlıyor. Halkbank yargılanacak, Rıza Sarraf tanık olacak. Bu davanın sanık koltuğuna bence Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı oturtacaklar. Çünkü bir önceki davada pek çok ilişkiyi getirmişler oraya kadar tutmuşlardı. Bazı iddialar vardı. Sarraf'a sormamışlardı, üzerine de gitmemişlerdi. Davanın ikinci bölümünde bunu göreceğiz.” iddialarını… Fehim Taştekin: “Ama durum daha da ciddiye biniyor. Kongre üyeleri, Trump’ın geçiştirme yaptırımlarıyla yetinmeyip, ilave yaptırımlar için ısrar ediyor. Senatörler Lindsey Graham ve Chris Van Hollen’in tasarısı tedbir konulan üç kişinin yanına Erdoğan, yardımcısı Fuat Oktay, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ı da ekliyor.” ithamlarını neye dayandırıyordu?

Tam bir küstahlıkla Trump’ın diplomasiyi hiçe sayarak Erdoğan’a yazdığı mektupta “Daha önce sorunlarınızı çözmek için gayret gösterdim” ifadesi, Türkiye’nin sorunlarını mı kapsıyordu, yoksa Rıza Sarraf’ın ifadesinden dolayı Erdoğan’ın özel sorunlarını mı kastediyordu?” soruları niye hâlâ yanıtlanmıyordu?

Daha önce yaptığı açıklamalarla harekâta tam destek verdiğini söyleyen İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, hangi baskılar sonucu, "Barış Pınarı Harekâtı geç kalmış bir adımdı. Maalesef masadan zaferle kalkmadık.'' diyerek geri adım atıyordu?

Sn. Meral Akşener, Halk TV canlı yayınında gündemdeki sıcak konulara ilişkin açıklamalarda bulunurken Suriye’yle yapılan harekâtı, ABD ve Rusya ile yapılan anlaşmaları eleştirerek; "Suriye politikası ile ilgili biraz geriye gitmekte fayda vardı. Biz bu noktaya nasıl taşındık? Yemen, Suriye, Tunus ve başka ülkelerde Arap Baharı başladı. “Kardeşim Esad”dan bir anda “katil Esad”a dönüştü. Orada bir iç savaş başladı. ABD bir paradigma değiştirip, işgal ettiği yerlere demokrasi ve insan hakları getireceğini söylerdi. Trump sadece ABD'nin çıkarlarına göre hareket ettiklerini söyledi. ABD, petrol bölgesinde IŞİD ile mücadele etti. Rusya ve İran da oradaydı. Resmi olarak asker bulundurma hakkı İran ve Rusya'daydı. Herkes kazandı görünüyor da biz ne kazandık?" açıklamalarına neden gerek duyuyordu?

“Barış Pınarı Harekâtı'nın geç kalmış bir adım” olduğunu da belirten Akşener’in: "Mehmetçik görevini yaptı ve masaya oturduk. Maalesef masadan zaferle kalkmadık. Ama günün sonunda biz en azından şimdilik YPK/PKK'nın resmi bir devlet olma halinin önüne geçtik." itirafları, “hem günü kurtarmak, hem de AKP ile muhtemel ittifak kapılarını açık bırakma” amacı mı taşıyordu?

Çünkü iyi hatırlayınız; İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin kuruluş yıldönümü resepsiyonuna katılan AKP’li Hayati Yazıcı’ya, “Lütfen Sayın Cumhurbaşkanı’nın iyiliği için, Türkiye’nin iyiliği için bu sistemi gelin birlikte değiştirelim. Biz Sayın Kılıçdaroğlu ile birlikte bunu imzalayacağız. Teklif bizden destek sizden” diye sesleniyordu.

İYİ Parti’nin 2. kuruluş yıldönümü, Ankara Swiss Otel’de düzenlenen resepsiyonla kutlanıyordu. Resepsiyona, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP Genel Başkan Yardımcıları Hayati Yazıcı, Jülide Sarıeroğlu, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Bitmez, DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Korkmazcan, Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen de katılıyordu.

Sn. Meral Akşener: “Parlamenter sisteme dönüşle ilgili bir teklif hazırlığı yapıp yapmayacakları?” sorusu üzerine de “Biz 24 Haziran’dan beri parlamenter sisteme çalışıyoruz. Bakınız 1 yıldır uygulanıyor; olmadı, olmuyor. Hep beraber gördük ki olmuyor. Sayın Erdoğan açısından da zorlu bir süreç. Herkesin nefes almaya ihtiyacı var ve iyileştirilmiş parlamenter sisteme dönüldüğü takdirde gerçekten Türkiye nefes alacak. Buna ben çok inanıyorum. 24 Haziran’dan bu yana değişmeden söylediğim söz bu. Tabi seçimle gelindi, referandum oldu. Onlara saygımız sonsuz ama sonuçta yürümüyor, olmadı.” Acaba bu sözleri hangi tür irtibat ve ittifaklara altyapı hazırlığını amaçlıyordu?


Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

 

 

 


[1] Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

[2] https://www.haberturk.com/tv/ Abdullah Ağar / nedir-ne-degildir-17-ekim-2019-turkiye-ile-abd

Ahmet AKGÜL -

 

AHMET AKGÜL KİMDİR?

2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagalogu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meali Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Partiye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 70 (yetmiş) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meali Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolca’ya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

Dış Politikamız (Cilt-1) Bop’un Temelleri (1988-1998)

Dış Politikamız (Cilt-2) Tarihin En Talihli Dönüşüm Süreci

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

Teşkilatçılık Mesaj ve Metod (İletişim ve İşbirliği Sanatı)

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armegeddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyor

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yetmiş Kur'ani Kavram ve Yorumları (2 Cilt)

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyor(du…) (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyor(du…) (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Müjdeleri ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Kavramları ve Çelişkili Kurguları

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir-Yeni Hazırlanıyor)

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar) (Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar) (Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 248

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR