YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e981fc8e0b8
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 0 6
Bugün : 8248
Dün : 58766
Bu ay : 1282677
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53427735
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Trump Siyonizm’in Maşasıydı

İKTİDAR İSE TRUMP’IN PAŞASI MIYDI?

      

Trump açıkça ve alçakça Türkiye ile dalga geçmeye başlamıştı!

ABD Başkanı Trump 18 Ekim 2019’da, Türkiye ile terör örgütü YPG’nin durumunu “okul bahçesinde kavga eden iki çocuğa”(!) benzeterek; “Biraz kavga etmeleri gerekiyordu, sonra ayırdım” diyecek kadar küstahlaşmıştı. ABD Başkan Yardımcısı Pence ise anlaşma ile birlikte yaptırımların kaldırılacağını söyleyerek, görüşmelerde Halkbank’a yaptırım konusunun görüşülmesinin askıya alındığını açıklamıştı. Donald Trump, Texas’taki mitinginde Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna gerçekleştirdiği Barış Pınarı Harekâtı ile ilgili açıklamalar yapmıştı. Türkiye ve ABD’nin, Suriye operasyonuna ara vermesi konusunda anlaşması sonrasında, Türkiye’nin Suriye’de terör örgütü PKK/YPG’nin kontrolü altındaki bölgelere yönelik operasyonunu “okul bahçesinde kavga eden iki çocuğa” benzeterek; “Ben biraz kavga etmeleri gerekiyor dedim. Okul bahçesindeki iki çocuk gibi kavga etmelerine izin vereceksiniz, sonra da ayıracaksınız. Birkaç gün kavga ettiler ve oldukça şiddetliydi” diyerek, bu süreçteki (kuklaları vuruşturma) tavrının bazı kesimlerce anlaşılmadığını vurgulamıştı.

Trump, 9 günlük Barış Pınarı Harekâtı’ında “tek bir damla Amerikan kanının bile akmadığını” ifade ederek; “Biz oraya gittik ve bir ara vermelerini istedik. PKK/YPG müthişti(!) Şimdilik biraz geri çekilmeleri gerekmişti” diyerek, Türkiye’nin de YPG’nin de kendi güdümlerinde olduklarını anlatmaya çalışmıştı. Trump: “Suriye’de petrolü emniyet altına aldık. Dolayısıyla petrolün bulunduğu sahada küçük bir ABD askeri gücünü tutacağız. Biz petrolü koruyacağız ve bununla (petrolle) ilgili daha neler yapacağımızın kararını alacağız!” diyerek, Suriye’deki sinsi amaçlarını açığa vurmuşlardı.

İlginçtir ki, Trump’ın Türkiye ve Suriye konularında en çok danıştığı siyasi şahsiyet olan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, aynı gün Suriye konusunda yazılı bir açıklama yaparak, Türkiye ile varılan ‘ateşkes’ mutabakatına sahip çıkmış ve ardından o da sözü petrol meselesine getirip bağlamıştı. Siyonist Senatör Graham, Amerikan askeri gücünün akıllıca bir kullanımı çerçevesinde “küçük ancak yetenekli bir askeri gücün yani SDG-PKK unsurlarıyla askeri ortaklığı üzerinden, IŞİD’in yeniden ortaya çıkmasının önlenebileceğini, aynı zamanda Türkiye ile birlikte tutuklu IŞİD savaşçılarının kontrolünün de sağlanabileceğini” vurgulamıştı. Ancak bu hedefler için ABD’nin Suriye hava sahasını kontrol etmeye devam etmesi gerektiğini de hatırlatmıştı.

Trump ile Grahamın görüşleri arasındaki büyük benzerlik, bu konuyu aralarında konuştuklarını ve özellikle Yahudi Lobilerinden talimat aldıklarını ortaya koymaktaydı. ABD Başkanı, daha sonra gönderdiği ikinci bir mesajda (SDG/YPG komutanı) “General Mazlum Abdi” ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinden duyduğu memnuniyeti belirtip, sözlerine devamla “General Kobani bizim yaptıklarımızı takdir ediyor, ben de Kürtlerin yaptıklarını takdir ediyorumdiyerek, dilinin altındaki baklayı çıkarmıştı: Belki de artık Kürtlerin petrol bölgesine doğru gitmeye başlamalarının zamanıdır… Trump’ın bu sözleri gayet net ve açıktı. YPG, Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı’nın sonucu olarak, Fırat’ın doğusunda sınır boyunca 30 kilometrelik derinlikte geniş bir alandan çekilerek, petrol bölgelerine taşınacak ve Suriyeli Kürtler ülkedeki petrol sahalarının korumacılığını yapacak ve özel statülü bir özerklik kazanacaklardı.

Bütün bunlardan sonra şu soruyu sormak hakkımızdı: “Milli güvenliğimiz ve geleceğimiz için gerekli olan Barış Pınarı Harekâtı’nı, ABD’nin petrol hesaplarına ve özel bir Kürdistan oluşumuna yarayacak şekilde sonlandıran ve sulandıran yöneticiler kimlerin adamıydı?”

Artık bölgemizde ABD ve müttefiklerinin ne işi olduğunun sorgulanması lazımdı. Trump göreve başlar başlamaz ilk ziyaretini İsrail’e, ardından da Suudi Arabistan’a yapmıştı. Yani asıl amaçları İsrail’in korunması, ikinci amaçları petrolün ABD’ye akmasıydı. Trump’ın ziyareti sırasında Suudi Arabistan ile ABD arasında 280 milyar dolarlık silah anlaşması yapıldığı açıklanmıştı. Peki Suudi Arabistan bu 280 milyar dolarlık silahı kime karşı kullanacak ki? Yandaş gazetelerde, “ABD, Suriye’deki ikiyüzlü politikasını sürdürüyor” başlığı ile verilen haberlerin altında yer alan iki fotoğrafın birinde ABD askerlerinin bizim askerlerimizle, ikincisinde ise YPG/PKK teröristleri ile yan yana devriyeye çıktıkları görülüyordu. Belli ki ABD’nin Suriye ile ilgili beklentisi bizden çok farklıydı. Biz terörden temizlenmiş bir bölge isterken, ABD terör örgütlerini kalıcı hale -bir konuma- taşımanın ve petrole bekçilik yaptırmanın hesabındaydı. Trump, açıklamalarının birinde: Türkiye’nin, Güvenli Bölge’den çekilen YPG’lilere “ateş açmaması gerektiğini anladığını” vurgulamıştı. Ve “ateş açılması” halinde bunun anlaşmayı ihlal olacağını ileri sürerek; “Bu durumda yaptırımların uygulanacağını tekrarlamaya gerek yok” diyecek kadar küstahlaşmıştı.

ABD Başkanı Trump’ın bu tutarsızlıklarına hak ettiği cevabın verilmeyişi, kanımıza dokunmaktaydı. İçeride Türkiye’nin bir zafer kazandığı havası estirilirken, dışarıdan gelen haberler umutlarımızı karartmaktaydı.

Toplum bazında dünyada Amerikan karşıtlığının en fazla olduğu ülkeler arasında Türkiye ilk sıralarda yer almaktaydı. Açık yürütülen ilişkilerin yanında, Amerika’nın sürekli gizli bir ajandasının olduğuna dair derin şüphelerin bu karşıtlıkta etkisi vardı. Şimdi ülkemizde herkes Trump’ı anlamaya çalışmaktaydı. Bir gün tehdit ediyor, ertesi gün tam aksi bir tutum sergiliyordu. Peki, Trump neden böyle bir tavır sergiliyordu? Ayrıca neden azledilmek ister gibi davranıyordu? Hangi aldığı kararlar, hangi gerekçeyle, kimleri rahatsız ediyordu? Amerika’nın müesses nizamını Evanjelistler kontrol ettiğine, onların arkasında da (Siyonist Merkezler) Yahudi Lobileri gizlendiğine göre, çoğunluğu Cumhuriyetçi olan bu Evanjelistler acaba Trump’tan ne bekliyordu da, onu alamıyordu? Amerikan derin devletinin merkeze aldığı ana konu Ortadoğu’da İsrail’in güvenliği olduğuna göre, yoksa Trump İsrail karşıtı mı ki, CIA/Pentagon, Trump ile anlaşılması zor bir çatışma içine giriyordu? Hayır, çünkü Trump aslında Başkan olduğu günden beri, görmek isteyene attığı adımlarla ne yapmak istediğini net bir şekilde ortaya koyuyordu.

Trump öncelikle siyasi şahsiyetten ziyade, bir şirketin CEO’su veya yönetim kurulu başkanı gibi hareket ediyordu. Önüne gelen konulara basit ticari bir mantıkla “ne aldım, ne verdim, sonuçta ne kazandım?” diye bakıyordu. Ticaret savaşlarını kurgularken de bakışını “ambara düşen darı” anlayışı şekillendiriyordu. Özünde Amerika derin yapısıyla hedef farklılığı falan yoktu. Sadece yeni yöntemler uygulanıyordu. Mesela Trump kendisine eleştiri getirenlere, “Sizin derdiniz İsrail’in güvenliği değil mi, evet. Sizin silahla yapmaya çalıştığınızı ben zaten silahsız da yapabilirim” demiş oluyordu. “Bakınız işte yıllardan beri konuşup yapamadığınız elçiliği Kudüs’e taşıma işini bir kalemde hallettim. Golan Tepeleri’ni de İsrail’e verdim. Şimdi bir de ‘Yüzyılın Anlaşması’nı’ bitirmek üzereyim. Sizin silahla, para harcayarak yıllardan beri yapamadıklarınızı ben tıkır tıkır hayata geçiriyorum” diyerek yaptıklarını delil gösteriyordu.

Bugün Trump’ın yenilir yutulur olmayan tehditlerinin yanıtsız bırakılmasına ve Milli onurumuzun kırılmasına; “bırakalım da adam iç kamuoyuna mesajlarını versin” mazereti geveleniyordu… Oysa bakıyoruz aslında işin özünde “Batı yakasında değişen bir şey yoktu.” Bildiğiniz Amerika aynı Amerika’ydı. Hâlâ Siyonist planlar uygulanıyordu. Ama artık post modern yöntemler kullanılıyordu.[1]

Erdoğan’ın ABD ziyaretinin altında, kendisine yönelik itham ve şantajların payı var mıydı?

Sn. Erdoğan, “Amerika’nın ve Rusya’nın PYD-PKK teröristlerinin sınırdan 30 km. aşağıya çekilecekleri konusundaki sözlerini tutmadıklarını” bizzat kendisi açıkladığına göre, bu güvenilmez Amerika’nın ve Trump’ın ayağına gitmesinin altında neler yatmaktaydı? Yoksa kendisi ve ailesi hakkındaki milyarlarca dolarlık “haksız mal varlığı edinmesi şantajları mı” Erdoğan’ı sıkıştırmaktaydı?

Üstelik Fehmi Koru; “ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Beyaz Saray’da görüşürken, YPG elebaşı Mazlum Kobani’nin yan odada hazır tutulması ve emrivâki yapılması” senaryosunu gündeme taşımıştı!

Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile telefon görüşmesi yapmıştı. İki lider, ABD Başkanı Trump’ın daveti üzerine 13 Kasım’da Washington’da görüşeceklerini açıklamıştı. Peki Beyaz Saray’da neler konuşulacaktı? Merak edilen görüşmeye ilişkin Fehmi Koru ilginç iddialarda bulunmuşlardı. Terör örgütü YPG elebaşı Mazlum Kobani’ye vize verilmesi talimatıyla Washington’a davet eden Trump’ın dengesiz tavırlarını hatırlatarak şunları yazmıştı:

“Hani, Trump ile Erdoğan Beyaz Saray’da görüşürken yan odada onun da hazır tutulması ve emrivâki yapılması gibi bir senaryoyu hayli iddialı bulsam bile, Erdoğan görüşmesinden bir-iki gün önce veya birkaç gün sonra Kobani’nin Beyaz Saray’da görünmesi hiç de imkânsız sanılmasındı. Zaten Trump’ın böyle emrivâkileri sevebilecek bir mizacı vardı. Okuyanların üzerinde şok etkisi bırakan şu nezaketsiz mektubu yazan şahsın ne yapacağı hiç belli olmazdı. Unutmayalım ki Trump, o mektubuna Kobani’nin kendisine gönderdiği mektubu da katıp Sn. Erdoğan’a öyle yollamıştı. Trump Erdoğan’a: ‘Yan odada Kobani var, görüşmez misiniz?’ diye sormasa bile, yüz yüze konuşurken bu konuda ısrarcı olması sürpriz karşılanmazdı.”

Güvenli bölge tesisi için başlatılan operasyon sonucu ortaya çıkan tablo oldukça kafa karıştırıyordu. Her şey lehimize gelişiyor gibi bir hava estiriliyordu. Amerika bir yandan, Rusya bir yandan sanki elbirliği ile bizim için çalışıyorlar gibi yorumlar yapılıyordu. Ama biz biliyoruz ki Trump’ın ve Amerika’nın ipiyle kuyuya inmek, hep boğulmakla sonuçlanıyordu! Densizlik ve dengesizlik Kralı Trump’ın arkasında Siyonist Yahudi sırıtıyordu. Trump’ın iddia ettiği gibi Türkiye ve Erdoğan kendisine birtakım sözler vermiş de bunlar bizden niye gizleniyordu? Böyle bir söz verildiyse bundan niye bizim haberimiz yoktu?

Böyle olunca da zaman zaman öldürüldüğü açıklanan terör örgütü elebaşlarının öldürülüp öldürülmediği konusunda tereddütler doğuyordu. Bağdadi’nin öldürülmesi ile ilgili olarak Trump’ın; başta Türkiye olmak üzere Irak, Suriye ve Rusya’ya teşekkür etmesini dikkatle değerlendirmek gerekiyordu. Çünkü ABD’nin gerçekten terörle mücadele etmediğini ve etmeyeceğini artık anlamamız gerekiyordu. Çünkü bölgemizi terör bataklığına çevirenlerin başında ABD ve bazı AB ülkeleri ile Rusya geliyordu. Kısacası, Haçlı-Siyonist ittifakının davranışlarını belirleyen hususların başında, çıkar ve Haçlı dayanışması geliyordu. Böyle olunca birtakım hedefler göstererek bazı grupları harekete geçirip, bölge ülkeleri bunlarla boğuşmak zorunda bırakılıyordu. Bu söylediklerim o kadar açıktan yapılıyor ki, yaptıklarının hiçbirini gizlemeye bile gerek duyulmuyordu. Mecburen aklımıza Bağdadi’nin öldürülmesi için bugüne kadar niçin bekledikleri sorusu geliyordu. Bunun da ötesinde Bağdadi’nin devre dışı bırakılması için Rusya, Irak, Suriye ve Türkiye’nin desteğine niçin ihtiyaç duymuş olabilecekleri de cevap bekleyen ayrı bir soruydu. PKK terör örgütünü ülkemizin başına saranların ABD ve yandaşları olduğunu söylemeye bile gerek yoktu. Afganistan’ın başına sarılan Taliban örgütü, ardından bölgemizde PKK’nın isim değiştirerek meydana sürülmüş kolları YPG gibi örgütlerin arkasında da aynı ülkeler bulunuyordu. Böyle olunca ABD ile bölgemizdeki terör örgütleri ile mücadelede birlikte hareket etmek bizden çok ABD’nin işine yarıyordu, onların çıkarlarına hizmet ediyordu.” tespit ve tahlilleri, gerçekleri yansıtıyordu.

Rusların Suriye’deki petrol kuyuları devriyesi, Mardin’in Nusaybin ilçesinden bile görüntüleniyordu. Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge kurulması için Rusya ile anlaşmaya varmıştı. Bu kapsamda terör örgütü YPG’nin, Türkiye sınırından 30 kilometre çekilmesine karar verilmiş, Kamışlı ise bu anlaşmanın dışında tutulmuştu. Bunun nedeni ise Kamışlı’daki petrol kuyularıydı. Öyle ki; ilçede binden fazla petrol kuyusu vardı ve günde 350 bin varillik üretim yapılmaktaydı. Yani ABD ve Rusya, Suriye’nin petrol kuyularını paylaşmış, Türkiye ise sadece harekât yapmakla kalmıştı.

Soçi’nin perde arkası!

Suriye sınırında kurulmak istenen terör devletine karşı başlatılan Barış Pınarı Harekâtı’nın perde arkasını ve tüm olasılıklarını Milli Gazete’ye değerlendiren Prof. Dr. Sait Yılmaz, “Rusya Türkiye’yi Adana Mutabakatı’na sadık kalmaya zorlayacak. Ortadoğu’yu karıştıran ABD ile anlaşacak. Ülkemizde bulunan tüm ABD üsleri ve elçilikleri kapatılmalıdır.” diye uyarmıştı. Suriye sınırında kurulmak istenen terör devletine karşı başlatılan Barış Pınarı Harekâtı’na, ABD’nin talebi üzerine 120 saatlik bir süre tanınmıştı. Bu sürenin dolmasının hemen ardından Rusya’ya giden Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, burada Rusya Devlet Başkanı Vladamir Putin ile bir görüşme yapmışlardı. Esenyurt Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sait Yılmaz, yapılan görüşmelerin detaylarını, varılan Soçi Mutabakatı’nın amaçlarını şöyle yorumlamıştı: “Rusya, Türkiye’nin askeri girişimlerini kontrol altına alarak Esat ile birlikte bir an önce boşlukları doldurmaya çalışmıştır. Rusya bununla birlikte Türk ordusunu bir an önce Adana Mutabakatı ile öngörülen 5 kilometre çizgisine geri çekmeyi amaçlamıştır. Bu nedenle, Türkiye ağırlığını ülkemizdeki Suriyeli sığınmacıların dönüşüne vermiş durumdadır ve bu konuda Rusya’nın ve dolayısı ile dolaylı yoldan Esad’ın desteğine muhtaçtır. Türkiye’nin bu aşamada siyasi amacı, YPG ve PKK’yı bölgeden çıkarmak, yerine Suriyeli sığınmacıları koymaktır.”

Hatırlayınız; Soçi’de varılan Rusça metnin 5. ve 6. maddelerinde KOC diye bir kısaltma vardı. Bu kısaltmanın açıklaması da bilinçli olarak yazılmamıştı. KOC kısaltılmışının Rusça yazılımı: Курдскии Oсвобожление Cиљl. Bu Rusça ifadenin Türkçe karşılığı ise “Kürt Kurtuluş Gücü” olmaktaydı. Türkçe metinde ise 5. ve 6. Maddelerinde YPG kısaltması yer almaktadır.”

5. Madde: 23 Ekim 2019, öğlen saat 12.00’den itibaren, Rus askeri polisi ve Suriye sınır bekçileri, Barış Pınarı Harekât alanının dışında kalan Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafına, YPG unsurları ve silahlarının ise Türkiye-Suriye sınırından itibaren 30 km’nin dışına çıkarılmasını temin etmek üzere girecek, bu işlem ise 150 saat içinde tamamlanacaktır. Aynı saat itibarıyla, mevcut Barış Pınarı Harekât alanı sınırlarının batısı ve doğusunda 10 km derinlikte Kamışlı şehri hariç Türk-Rus ortak devriyeleri başlayacaktır.

6. Madde: Münbiç ve Tel Rıfat’tan bütün YPG unsurları silahlarıyla birlikte çıkarılacaktır.

Türkiye bu mutabakat muhtırasında YPG için “terör örgütü” demiyor, okuduğunuz gibi sadece, “YPG unsurları” ifadesini kullanmıştı. Rusya ise Rusça, “KOC” Türkçe, “Kürt Kurtuluş Gücü” yazmıştı. Bu tam bir skandaldı.

İsrail basını, Rusya’nın Suriye’deki askeri üslerine konuşlandırdığı S-300 ve S-400 hava savunma sistemlerini devre dışı bıraktığını yazmıştı!

İsrailli DEBKA sitesi, yerel kaynaklara dayandırdığı haberinde, Suriye Hmeymim Hava Üssü’nde bulunan S-400’lerin ‘sessiz sedasız’ devre dışı bırakıldığını aktarmıştı. Haberde Rusya’nın S-400’leri ‘kapama’ kararının ardında çeşitli nedenler olabileceği yorumu yapılmıştı. Site; kapama kararının mali nedenlerle alınmış olabileceği belirtilirken, kararın bahsi geçen hava savunma sistemlerinin tahliyesine hazırlık anlamına gelebileceğini de vurgulamıştı. İsrail istihbaratıyla irtibatlı DEBKA sitesi; Rusya’nın S-400’leri yabancı ülkelere ihraç edebilmek için Suriye’de ‘görücüye çıkarttığı’, kampanyasında başarılı olunca da sistemleri kapatma kararı aldığı iddiasında bulunmuşlardı. DEBKA, Rusya’nın Suriye’deki iç savaşa ‘müdahale ettiği’ 2015 yılından bu yana ilk kez bir Amerikan B-52 bombardıman uçağının Hmeymim Üssü yakınlarında uçtuğunu hatırlatmıştı. Bütün bunlar Suriye’de ABD ve Rusya’nın, Türkiye’ye karşı gizli ittifakının kanıtlarıydı.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Satterfield’in, ABD Temsilciler Meclisi’nde oylanan iki yasa tasarısıyla ilgili Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldığı açıklanmış, ama gidip gitmediği, gittiyse neler söylendiği sır gibi saklanmıştı!

Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Yaptırımların tekrar gündeme gelmesi nedeniyle ABD’nin Ankara Büyükelçisi David Satterfield Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı” ifadesi yer almıştı. ABD Temsilciler Meclisi, Türkiye aleyhine iki tasarıyı peş peşe oylamıştı. Kararlardan ilki, 1915 olaylarını ‘Ermeni soykırımı’ olarak nitelendiren tasarıydı. Hemen ardından ise Suriye operasyonu nedeniyle Ankara’ya yaptırımlar öngören tasarı kabul edilmiş, her iki karar da büyük çoğunlukla alınmıştı.

Eski yandaşlardan: “Galiba erken sevindik!” itirafı!

Karar gazetesi yazarı İbrahim Kiras, ABD ve Rusya’nın terörist başı Mazlum Kobani’ye verdikleri değere dikkat çekerek, Güvenli Bölge’nin “YPG devleti” için güvenlik koridoruna dönüşmek üzere olduğunu yazmıştı. Barış Pınarı Harekâtı’nda “Türkiye istediğini aldı” yorumlarına Karar gazetesi Genel Yayın yönetmeni İbrahim Kiras katılmamıştı. “Galiba erken sevindik” başlıklı yazısında ABD ve Rusya ile imzalanan mutabakatların terör tehdidine karşı güvence oluşturmayacağını vurgulamıştı. “Bu çerçevede ‘dostumuz’ Rusya ile ‘müttefikimiz’ ABD’nin en üst seviyedeki yetkililerinin ‘General Kobani’ diye andıkları, birebir görüşüp anlaştıkları ve başkentlerinde misafir edip ağırladıkları teröristin durumu çarpıcı bir örnek sayılır. Biz imzalanan anlaşmalara bakıp güney sınırlarımız boyunca 30 km. derinliğinde bir alan terör örgütlerinden temizlenecek diye sevinip duralım, buna mukabil, o anlaşmalara imza atan muhataplarımız ise aslında belirli birtakım siyasi ajandalarını başka yollardan hayata geçirmek üzere planlar uygulamaktadır.”

Oysa “Kürt Devleti” girişimleri hakkında “Türk tarafının kayda değer hiçbir hazırlığının veya alternatif strateji planlarının bulunmadığını” savunan yazar da eski bir Erdoğan yandaşıydı.

“Türkiye’nin harekâtla ilgili etkisi devam etseydi, Amerika buradan çıkmak zorunda kalacaktı. Çünkü Türkiye ile çatışmayı göze alamazdı. Trump da Esper de bu cümleyi kurmuşlardı: ‘Biz iki NATO ülkesi olarak çatışamayız, o yüzden ben askerimi çekiyorum.’ Erdoğan iktidarı kararlı davransaydı, ABD ya Türkiye’yi vuracaktı ki buna yanaşmazdı, ya da çekilip çıkacaktı. PKK’yı kendi başına bırakacaktı. Bütün baskıları YPG-PKK’yı korumak için uygulamıştı. Türkiye bastırsaydı; ABD Türkiye’yle, Türkiye’nin istediği gibi anlaşmak zorunda kalacaktı. Yani Amerika, YPG-PKK’nın Amerikan denkleminden çıktığı bir anlaşma yapmak zorunda kalacaktı, işte bunu kotarırdı… ABD Ortadoğu’da uygulamış olduğu bir taktiği burada da uyguladı. Yani Türkiye’yi veya PYD-PKK’yı birisini mutlaka kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldı. Ama şu an ikisini de elinde tutmayı başardı. Bizim dayanmamız, dirençli ve kararlı davranmamız ABD’yi ve PKK’yı sarsacaktı, ama maalesef yarım bırakıldı…” Türkiye için en büyük tehdit, karar vericilerin zihinlerinde yaptırımlar üzerinden onların kararlılığını bozmak adına yapılan baskıdır. Milletimizin zihinlerine sızmak istiyorlar. İşte bunun adı psikolojik harekâttır. Milletçe mukavemetimizi, inancımızı zayıflatmaya çalışıyorlar. Şu anda Batı’nın da ABD’nin de, Türkiye’ye yüklenmesinin tek nedeni bu. Türkiye sahada kesinlikle çok güçlü. Herkes bunu görüyor; biliyor ve zihnimizde baskı yaratmaya çalışıyorlar.[2] saptama ve yorumları aslında Milli duyarlı ve tutarlı uzmanların ortak feryadıydı; ama beyinler paslanmış, vicdanlar kararmış ve kulaklar sağırlaşmıştı!..

Evet, 2019’un Ekim ayındaki Barış Pınarı Harekâtı sayesinde Suriye’deki “Rojava” yapılanması en azından güneye kaydırılmıştı. Bu bile Türkiye’yi rahatlatıcı bir başarıydı. Ama maalesef PYD-YPG “IŞİD’le savaşan milisler” olarak şöhret, hatta meşruiyet kazanmıştı. Çünkü Rusya’nın ve Batı’nın tehlike hissettikleri terör IŞİD ve benzeri örgütlerle sınırlıydı. Yani Türkiye taraftarlarını kaybederken, PYD propagandası siyasi mevziler kazanmıştı. ABD Kongresi’nde PYD lehine, Türkiye aleyhine eğilimler artmış, Trump; “General Mazlum” diye hitap ederek, SDG-YPG ‘komutanı’ terörist Mazlum Kobani’yi ABD’ye çağırmış, senatörler vize işlemlerinin hızlandırılmasına başlamıştı. Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun da ‘General Mazlum’la telekonferansta görüştüğünü Sputnik üzerinden dünyaya duyurmuşlardı.

Türkiye terör tehdidini geçici de olsa uzaklaştırmıştı ve bu elbette bir başarıydı. Fakat SDG-YPG örgütünün siyasallaşmakta olduğu, ABD ve Rusya’da itibar gördüğü açıktı, bunun siyasi sonuçlarının olabileceğini de hiç akıldan çıkarmamak lazımdı. Hatta Rusya, PKK’yı terör örgütü saymaya bile henüz yanaşmamıştı.

Şu sorular neden hâlâ yanıtlanmıyordu?

“Trump’ın “bölgedeki kara kuvvetlerimiz” dediği PKK/YPG’nin, sınırımızdan 30 kilometre aşağıya çekilmesini, terörün sonu sananlar aldanıyordu, çünkü bu anlaşma, PKK/YPG’nin güvenliğini sağlıyordu! “ABD’nin PKK’yı kurtarma operasyonuydu” diyenler bir gerçeği vurguluyordu. “27 yıldır iletişim içindeyim. Hiç kimsenin, rezaleti başarı diye bu kadar iyi anlattığını görmedim.” diyenlere hak vermek gerekiyordu. Trump, “Türkler ve Kürtlerin ilkokul çocukları gibi kavga etmelerine izin verdim ve kavgayı durdurdum” diye dalga geçiyordu! Lütfen söyleyin, bir gazeteci, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’e yüksek sesle, “Türkiye, şantaj yaptığınız için mi operasyonu durdurdu?” diye sorunca, Pence neden cevap vermiyordu? ABD Dışişleri Bakanı’nın, istihbarat servisi ve Hazine Bakanlığı’yla birlikte çalışarak “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve ailesinin (eşi, çocukları, anne-babası ve kardeşlerinin) tahmin edilen mal varlığı, bilinen gelirleri ve yatırımlarına dair rapor” hazırlaması neden isteniyordu? Halkbank için hazırlanan ikinci iddianamede de Rıza Sarraf’ın Türkiye’de kimlere ne kadar rüşvet verdiği listeleniyordu. Tasarıda, “Türkiye’nin Suriye’deki operasyonunu sonlandırması ve IŞİD karşıtı mücadeleye engel olmaması durumunda, yaptırımların sona ermesi” neden öneriliyordu?

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, “Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı davet etti ve Erdoğan da bu daveti kabul etti. Eğer Cumhurbaşkanı ya da ailesine yönelik bir yaptırım olursa, ABD ziyaretinin bir manası olmaz.” sözlerini niçin kullanıyordu? Gazeteci Cüneyt Özdemir: “Halkbank davasının ikinci bölümü başlıyor. Halkbank yargılanacak, Rıza Sarraf tanık olacak. Bu davanın sanık koltuğuna bence Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı oturtacaklar. Çünkü bir önceki davada pek çok ilişkiyi getirmişler oraya kadar tutmuşlardı. Bazı iddialar vardı. Sarraf’a sormamışlardı, üzerine de gitmemişlerdi. Davanın ikinci bölümünde bunu göreceğiz.” iddialarını… Fehim Taştekin: “Ama durum daha da ciddiye biniyor. Kongre üyeleri, Trump’ın geçiştirme yaptırımlarıyla yetinmeyip, ilave yaptırımlar için ısrar ediyor. Senatörler Lindsey Graham ve Chris Van Hollen’in tasarısı tedbir konulan üç kişinin yanına Erdoğan, yardımcısı Fuat Oktay, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ı da ekliyor.” ithamlarını neye dayandırıyordu?

Tam bir küstahlıkla Trump’ın diplomasiyi hiçe sayarak Erdoğan’a yazdığı mektupta “Daha önce sorunlarınızı çözmek için gayret gösterdim” ifadesi, Türkiye’nin sorunlarını mı kapsıyordu, yoksa Rıza Sarraf’ın ifadesinden dolayı Erdoğan’ın özel sorunlarını mı kastediyordu?” soruları niye hâlâ yanıtlanmıyordu?

Daha önce yaptığı açıklamalarla harekâta tam destek verdiğini söyleyen İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, hangi baskılar sonucu, “Barış Pınarı Harekâtı geç kalmış bir adımdı. Maalesef masadan zaferle kalkmadık.” diyerek geri adım atıyordu?

Sn. Meral Akşener, Halk TV canlı yayınında gündemdeki sıcak konulara ilişkin açıklamalarda bulunurken Suriye’yle yapılan harekâtı, ABD ve Rusya ile yapılan anlaşmaları eleştirerek; “Suriye politikası ile ilgili biraz geriye gitmekte fayda vardı. Biz bu noktaya nasıl taşındık? Yemen, Suriye, Tunus ve başka ülkelerde Arap Baharı başladı. “Kardeşim Esad”dan bir anda “katil Esad”a dönüştü. Orada bir iç savaş başladı. ABD bir paradigma değiştirip, işgal ettiği yerlere demokrasi ve insan hakları getireceğini söylerdi. Trump sadece ABD’nin çıkarlarına göre hareket ettiklerini söyledi. ABD, petrol bölgesinde IŞİD ile mücadele etti. Rusya ve İran da oradaydı. Resmi olarak asker bulundurma hakkı İran ve Rusya’daydı. Herkes kazandı görünüyor da biz ne kazandık?” açıklamalarına neden gerek duyuyordu?

“Barış Pınarı Harekâtı’nın geç kalmış bir adım” olduğunu da belirten Akşener’in: “Mehmetçik görevini yaptı ve masaya oturduk. Maalesef masadan zaferle kalkmadık. Ama günün sonunda biz en azından şimdilik YPK/PKK’nın resmi bir devlet olma halinin önüne geçtik.” itirafları, “hem günü kurtarmak, hem de AKP ile muhtemel ittifak kapılarını açık bırakma” amacı mı taşıyordu?

Çünkü iyi hatırlayınız; İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin kuruluş yıldönümü resepsiyonuna katılan AKP’li Hayati Yazıcı’ya, “Lütfen Sayın Cumhurbaşkanı’nın iyiliği için, Türkiye’nin iyiliği için bu sistemi gelin birlikte değiştirelim. Biz Sayın Kılıçdaroğlu ile birlikte bunu imzalayacağız. Teklif bizden destek sizden” diye sesleniyordu.

İYİ Parti’nin 2. kuruluş yıldönümü, Ankara Swiss Otel’de düzenlenen resepsiyonla kutlanıyordu. Resepsiyona, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP Genel Başkan Yardımcıları Hayati Yazıcı, Jülide Sarıeroğlu, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Bitmez, DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Korkmazcan, Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen de katılıyordu.

Sn. Meral Akşener: “Parlamenter sisteme dönüşle ilgili bir teklif hazırlığı yapıp yapmayacakları?” sorusu üzerine de “Biz 24 Haziran’dan beri parlamenter sisteme çalışıyoruz. Bakınız 1 yıldır uygulanıyor; olmadı, olmuyor. Hep beraber gördük ki olmuyor. Sayın Erdoğan açısından da zorlu bir süreç. Herkesin nefes almaya ihtiyacı var ve iyileştirilmiş parlamenter sisteme dönüldüğü takdirde gerçekten Türkiye nefes alacak. Buna ben çok inanıyorum. 24 Haziran’dan bu yana değişmeden söylediğim söz bu. Tabi seçimle gelindi, referandum oldu. Onlara saygımız sonsuz ama sonuçta yürümüyor, olmadı.” Acaba bu sözleri hangi tür irtibat ve ittifaklara altyapı hazırlığını amaçlıyordu?

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

{mp3}trumpsiyonizminmasasi{/mp3}

 

 

 


[1] mustafakaya@milligazete.com.tr

[2] https://www.haberturk.com/tv/ Abdullah Ağar / nedir-ne-degildir-17-ekim-2019-turkiye-ile-abd

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Subscribe
Bildir
15 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Kesin kurtuluş için sadece TSK’mızın bileği bükülemez olması yetmiyor, idareninde boynu bükülemez olması gerekiyordu.
Dost düşman, Kahraman Türk Ordusunun; yeryüzünü kana bulayan canavarın, kalan tek dişini çekmeye muktedir olduğunu gördü. Tek gözlü-dişli canavarın karşısında çaresiz kalan devletlerin, milletlerin umudu oldu Kahraman Ordumuz. TSK’nın bu marifet, kabiliyet ve mukavemette olduğunu sadece Milli Çözüm, en yüksek bir nida ile ısrarla dile getiriyordu. Bu gerçeğe değinmeden geçersek en büyük vefasızlığı yapmış oluruz.
Dün Milli Çömün bu nidalarına “hayal görüyorsunuz, kendinizi kandırmayın, Ordumuzu severiz fakat böyle bir gücü yok” diyenler bu gün en azından Milli Çözüm’e bir özür borcu yokmuydu?
Abd’ nin, İsrailin, Rusya’nın tüm şer güçlerin bölgedeki tesirlerini, tamamen yok etmek için; Sadece TSK’mızın bileği bükülmez olması yetmiyor, idareninde boynu bükülemez olması ve geri adım atmaması gerekiyordu.
Bundan dolayı Kesin Kurtuluş için Milli Görüş’ün temsilcisi ve takipcisi Milli Çözüm şuurunun iktidar olması gerektiğine bir kez daha şahit olduk.

Rabbim Milli Merkezlere tez zamanda bu zalimlere Şah-Mat çekmeyi nasib etsin …
Trump siyonizmin maşası, iktidar Trump’ın paşası, muhalet ise iktidarın işbirlikçisidir.

Deli dana bir devlet başkanının devletimize hakaretini ve maşası olduğu kesimin ise milletimizin bekasının aleyhine hamleleri ortadayken ilişkilere keramet uyduranlarla, olayı parlamenter sisteme getirmeye çalışanlar arasında bir fark yoktur.

Diğer taraftan üstün başarılar kazandığımız Barış Pınarı harekatımızı masada peşkeş çekenlerle 30 km aşağıda ABD adına petrol kuyularını koruyanlar arasında da bir fark yoktur.

Hasılı, siyonizm içeride ve dışarıda tüm piyonlarını ve atlarını ileri sürmüş oynuyor. Rabbim Milli Merkezlere tez zamanda bu zalimlere Şah-Mat çekmeyi nasib etsin …

ABD ye sürekli Tahammül !,
Evet gelinen son nokta:

Akp hükümeti ne hikmetse!? ABD ile olan son 17 yıldır müttefikliğinin (BOP’un) acı sonuçları ve sınırlarımızda ABD’nin, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı beslediği terörist gruplara karşı (YPG/PKK/IŞİD ) ülkemizin sınırlarını korumak ve Suriyelilerin geri Suriye’ye dönebilmeleri için yapılan haklı operasyonlarımızı, TSK’nin kahramanca yaptığı mücadeleyi, Akp hükümet eliyle Trump ve Rusya’nın insafına bırakarak…

Her defasında saçma sapan konuşan Trump’a tahammül göstermek neyin acizliği?!…

Akp hükümeti, ABD’nin bu kadar aldatmaya tahammülünüz varsa neden Irak’ta Saddam Hüseyin’e tahammül etmediniz?!

Neden Esad rejimine tahammül etmediniz?!

Neden Libya’da Kaddafi’ye tahammül etmediniz?!

Eğer etmiş olsaydınız bugün ne Irak ne Suriye ne Libya parçalanmayacak ve binlerce Müslüman ölmeyecekti.

İç ve dış politikada yapılan yanlışları ve sizleri uyaran muhalefete ve düşünür yazarlara tahammül etmediniz. Ama her fırsatta Avrupalı ve Amerikalı dostlarınıza tahammül ettiniz.

Her şeyden önce Dünya’nın ve Ümmetin Lideri Aziz Erbakan Hocamıza tahammül etseydiniz, bugün Adil düzen
hükmedecekti, dünyada İslam coğrafyası ve mazlumlar kan ağlamayacaktı.

Fetret Dönemi
Ecdamızın kurduğu devletlerde olduğu gibi maalesef devletimiz Türkiye Cumhuriyeti de fetret dönemi ile yüzyüze kalmış durumda. Akp’nin iktidara gelme süreci ve sonrasında gelişen olaylar ile iktidara taşınmasından bugüne, günden güne daha da aşağıya giden bir seviye ile karşı karşıyayız. “Acaba daha beteri var mıdır?” diye sorduğumuz her soru “daha beteri” ile karşılaşmamıza engel olmamakta. Geldikleri günden bu yana ülkeyi içeride ve dışarıda geriye götüren bu yapı, sonunda ülkenin Cumhurbaşkanı’na hakaret eden bir beyinsize cevap veremeyecek, ülkenin kökünü kazıyan “sağlam dost” kılıklı hain ziyniyetli tiplere karşı önlem alamayacak hale geldi. Ne yazık kendilerinin karşısında muhalefet tabelasıyla bulunanların da pek çoğu bu iki siyon uşağı devlete sırtını dayamış ve “olur da bir fırsat olursa biz de yiyelim” tavrıyla hareket etmekteler. Bakalım bu ali- cengiz oyunları nereye kadar sürecek, insanlığın gayrı meşru çocuğu olan israil çıbanı ve onun uşağı ABD ve Rusya gibi terör hamisi grupların defteri ne zaman dürülecek.

MİLLİ VİCDANIN SESİNE KULAK VERELİM!..
Milli Çözüm makalelerinde çok net bir biçimde görülmektedir ki;bilgece sorulan bir soru,ciltlerle anlatılabilecek konuları bir paragrafta özetleyiveriyor!..Anlaşılmaz,çetrefilli…zannedilen konuları,üzerlerine örtülen gizem perdelerini çekiveriyor!..Milli Çözüm,Milli Vicdan ve Devlet Aklı’nın;tahrip edilip karışmasına yönelik ne kadar derin kumpas var ise!..Devletimize-milletimize;lehte gibi algılatılarak uyuşturulup-uyutulmak suretiyle kabul ettirilmek istenen ne kadar yanlış iş var ise…Sürekli hatırlatıyor,uyarıyor,silkeliyor…

Makelede geçen:”Bütün bunlardan sonra şu soruyu sormak hakkımızdı: “Milli güvenliğimiz ve geleceğimiz için gerekli olan Barış Pınarı Harekâtı’nı, ABD’nin petrol hesaplarına ve özel bir Kürdistan oluşumuna yarayacak şekilde sonlandıran ve sulandıran yöneticiler kimlerin adamıydı?”…sorusu,cevabı da içinde barındıran bilgece bir soru olarak;aslında tüm milli onur ve hassasiyet taşıyan kimse ve kurumların yüreğini sızlatacak,sorumluluklarını hatırlatacak bir içeriğe sahiptir!..

Ülkemiz ve insanlık gündemini ilgilendiren ne kadar önemli konu ve olay varsa!..Allah’ın inayetiyle bunların hiç birisi gözardı edilmeden,hepsine yönelik HAKÇA BAKIŞ’la,ilgili birey kurum ve kuruluşların taşımaları gereken SORUMLULUK ortaya konulmuştur-konulmaktadır!..Hiç kimsenin:”Bilmiyorduk,anlamamıştık,hiç hatırlatan olmadı…gibi bahanelere sığınma lüksü kalmamıştır!

Milli Çözüm’ün MİLLİ VİCDANIN SESİ olarak yaptığı haykırışlar pek yakında karşılığını bulacak,mecburi istilamet olan,ADİL DÜZEN’le YENİ BİR DÜNYA hedeflerine mutlaka ulaşılacaktır!..

Kuran’ı kerim rehberimiz
Bismillahirrahmanirrahim

Gerçek şu ki, onlar (zalimler ve hainler, mü’minlere ve İslami girişimlere karşı) hileli planlar kurdular (ve kuracaklardır). Oysa onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatacak (derecede nükleer silahlara ve teknolojik imkânlara dayanmış) olsa da, Allah katında kesinlikle onları (boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak) plan ve programlar vardır! (Allah zalim güçlerin mekir ve tuzaklarını kendi başlarına saracaktır.)

Sakın ha, Allah’ı elçilerine (ve Hakk davetçilerine) verdiği sözden (ve zafer va’adinden) dönecek sanma(yın). Gerçekten Allah Azîz’dir, İntikam sahibidir. (Ey zalimler ve hainler, sizin de zulüm ve hıyanetlerinizin hesabını soracak, saltanatınızı yıkacaktır.)

İbrahim süresi 46-47

(Onlara) De ki: “(İlahi adaletin gerektirdiği ve haber verdiği bu devrim ve değişim mutlaka ve pek yakında gerçekleşmiş olacak; ne var ki) O fetih ve zafer günü, (daha önce zalimlerden taraf olup) Hakkı inkâr edenlere, (bu mutlu gelişmeleri görmeleri ve çaresiz) iman etmeleri, kendilerine hiçbir yarar sağlamayacak ve onlar (kıymete alınmayacak ve kendilerine) göz açtırılmayacaktır.”

Secde süresi 29

(Şimdi, ey bu çağın gafil ve cahilleri!) Sizin kâfir (yöneticileriniz ve süper güç)leriniz onlardan daha mı hayırlıdır? Yoksa sizin için kutsal kaynaklarda (kurtulacağınıza ve başıboş bırakılacağınıza dair) bir beraat mı var ki? (Aynen Firavunlar gibi, bugünkü sömürücü ve saldırgan zalimleri de devirmeyelim ve yerin dibine geçirmeyelim?)

Yoksa onlar: “Biz, ‘birbiriyle yardımlaşıp öcünü alan’ (ve mutlaka başarılı olan) ‘Güçlendirilmiş bir Cemiyetiz’ (Birleşmiş Milletleriz” diyerek mi şımarıp böbürlenilmektedir)?

(Oysa) Yakında o “Birleşik Cemiyet” bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacak (delik arayacak vaziyete ve hezimete düşeceklerdir).

Daha doğrusu onlara va’ad edilen (asıl azap) saati yaklaşarak (gelmektedir). O saat ki, ‘kurtuluşu mümkün olmayan çok korkunç bir intikam’ vaktidir ve çok acı bir (akıbettir).

Kamer süresi 43-44-45-46

Acilen Milli bir Çözüme ihtiyaç var!
Densizlik ve dengesizlik kralı Trump’un(m.ç) dalgaya aldığı ve aşağıladığı Hidayet-feraset ve dirayetten yoksun ülkemiz yöneticilerine:

FASİT ADAMLAR

Karıları küstür, inat yarışır
Kıskançlık yüzünden, hasit adamlar!..
Sağnakta ağlayan, gülen karışır
Ülke yönetiyor, basit adamlar!.

Ne eşe söz geçer, ne ordusuna
Hiçbiri katılmaz, resepsiyona
Buda mı ders olmaz, Recep-siyona
Bak hala şen şakrak, naşit* adamlar!.

Din satıp dünyayı, almak hüner mi?
Sadaka hırsızı, Deniz Fener mi?
Hain döneklerin, yüzü güler mi?
Hep fesat çıkarır, fasit adamlar!…

BOP’un eş kâhyası, copla döğülmez
Beddua yapışmış, gayrı dökülmez
Zalime yamanmış, asla sökülmez
Coni duacısı, faşist adamlar!…

İcraat yapmıyor, sade çenedir
Türbanı çözmüyor, sekiz senedir
Patronlar sömürür, sanki kenedir
Zulümden zevk alır, sadist adamlar!

Irak, Afganistan; Kerbela olmuş
Mahremimiz gâvura, karyola olmuş
PKK halkıma, gör bela olmuş
Açılım yapıyor, Yezit adamlar!..

Türbana hırlayan, sütü bozuklar
Size fırsat sunar, yuhlar yazıklar
Yetti attığınız, bunca kazıklar
Ey zemzem sanılan, asit adamlar!..

Rabbın intikamı, yavaş yavaştır
“Melheme-i Kübra”, Büyük Savaştır
Ey Siyonist Şeytan, bu ne telaştır
Bak geliyor Hakk’a, şahit adamlar!

* Naşit: Sevinçli, ferah, umursamaz
http://www.millicozum.com

Kukla ikili
Trump, Başkanlığa seçilip, Beyaz Saray’daki yeminini ettikten sonra ziyaret ettiği ilk nokta 2017’nin Mayıs ayında önce Suudi Arabistan’nın başkenti Riyad’a gitti hemen ardından da İsrail’e gitti. Büyük İsrail planına hizmet ettiği ortada. Bizim Erdoğan’da zaten B.O.P eş başkanı olduğu malum. Bu ikili hem kendi sonlarını hazırlarken ülkelerini de felakete sürüklemekteler.
Trump’un Erdoğan’a yazdığı hakaret dolu, kaba, çirkin mektup…Trump’ın seviyesiz sözleri Türk Milletini derinden yaralamıştır.
Kahraman Erdoğan dan Trump’a bir cevap bekleyenler hayal kırıklığına uğradı. Tıpış, tıpış ayağına gitti. Tabi korktuğu belgeler Abd’nin elinde…Adam açıklarım diye tehdit ediyor…İhanetin bedeli çok ağır olacak, çokk…
Erdoğan yıprandı şimdi yeni piyonları sahneye çıkarmaya başladılar… İnşallah bu sonunuz olur.

Milli Çözüm, olayları doğru okumamızı ve sorumluluklarımızı kuşanmamızı sağlayan günümüzün TEK VE GERÇEK KURTULUŞ REHBERİMİZDİR!..
Milli Çözüm, olayları doğru okumamızı ve sorumluluklarımızı kuşanmamızı sağlayan günümüzün TEK VE GERÇEK KURTULUŞ REHBERİMİZDİR!..
İşte bir makale ile daha anlaşılıyor ki; Hakkın temsilcisi Milli Görüş =Milli Çözüm’ü ve Batıl’ın temsilcisi Siyonizm=Irkçı Emperyalizmi tanımayan kavramayanlar olayları ne doğru okuyabilirler ne de hakkın yanında olmayı ve hakkı haykırmak onlara nasip olmaz…
İşte bu 2 görüşten birinin yanında olmak NEYİ ARADIĞIMIZLA ilgili doğru orantılıdır. Eğer hak hakim olsun, doğrular iktidar olsun insanlık manen ve maddeten saadet bulsun istiyor isek MİLLİ GÖRÜŞ’ün tek temsilcisi MİLLİ ÇÖZÜM ve şahsi manevisi ve aynı zamanda asrımızın tercümanı Üstad Ahmet AKGÜL Hocamıza gönül vermek ve bedenimizle malımızla canımızla aklımızla tabiri caizse büyük bir inatla heyecanla aşkla şevkle sonsuz içtenlikle herşeyimizle feda olmaktır ŞEREFİMİZ!…

TEK ÇARE ADİL DÜZEN
Hükümet de Cemaat de; kukladır şer güçlere
Suni bahar oldu hazan, Tek çare Adil Düzen!
Sağlam bina kurulur mu, ham toprak kerpiçlere
Yıkılır bu köhne nizam, tek çözüm Adil Düzen!

Bay Fetullah parçasıymış, Papalık misyonunun
Recep Bey sevdalısıymış, Avrupa vizyonunun
Hiç çaresi bulunmazmış, kapışma füzyonunun
Ne vicdan kaldı ne iz’an, tek çare Adil Düzen!

Bak yoldaşlar seviniyor, yandaşlar perperişan
“Yalancı Peygamber” oldu, Muhterem Zatı zi-şan
Çirkef saçar ağızları, ne onursuz bir nişan
Ahmaktır mezarın kazan, tek çare Adil Düzen!

Bozuk kantar doğru tartmaz, ne yapılsa nafile
Hainler rehber seçilse, hayra varmaz kafile
Din iman tartılır olmuş, şalvar ve çarşaf ile
Zırto sanki İmam Azam, tek çare Adil Düzen!

Milli olmayan sistemler, milletimize tuzak
İslam’a uymayan her şey, insanlıktan da uzak
Dünyaya tapan kişiler, şeytan elinde tutsak
Hak safıdır benim hizam, tek çare Adil Düzen!

Zalim düzenler yüzünden, halkımız neler çekti
Kur’an Kutsal vazgeçildi, Avrupa tek ölçekti
Batı ve bâtıl Tanrıydı, uymayan ölecekti
Olur mu hiç zulme rızam, tek çare Adil Düzen!

Ne sağcılık ne solculuk, ne de sahte dindarlık
Ne “demukratur” hilesi, ne zalim hükümdarlık
Ne “mezhebi çok geniş”lik, ne yobaz dini darlık
Akıl kıyas, Kur’an mizan; tek çare Adil Düzen!

Milli Görüş, Milli Çözüm; diriliş kervanıdır
Örnek laik ve demokrat, Hak düzen hayranıdır
Artık sevinin yaklaşan, zaferler bayramıdır
Cennet olur hatta Fizan, tek çare Adil Düzen!

Kerpiç: Çamur ve saman karıştırılıp güneşte kurutulan ve kolay dağılan tuğla.
Misyon: Yüklenen özel görev.
Vizyon: Görüş, düşünce, hedef.
Füzyon: Erime, çözülme, çürüme.
Zi-şan: Şan ve şöhret sahibi.
Nafile: Boş çaba.
Zırto: Ahmak ve şımarık.
Hiza: Sıra, saf düzeni.
Fizan: Libya’nın en ıssız ve bakımsız bölgesi, Osmanlı’nın sürgün yeri.

“Düğüne gidiyoruz” diye harekata giden yiğit mehmetçiğimizi; “Dostun” Trump Neyle Tehdit Ederek Durdurdu???
Haklı ve kararlı olarak başladığımız Barış Pınarı Harekatımızın, bu denli başarıyla ve azimle devam ederken yarıda kalması; neyin pazarlığına oturdu bu iktidar??? Yıllardır bütün terör örgütlerini oluşturan, finansörlüğünü sağlayan ve yöneten ABD’nin ve şuan ki Başkan’ı olan Trump’la (“Dostun Trump’la”) neyin anlaşmasını yaptınız? Hele de tüm TÜRK HALKINININ ONURUNU VE GURUNU ZEDELEYEN bu son derece ALÇAKCA yazılan mektuba rağmen önce Ankara’da ABD heyetini ağırlayıp daha sonrada hiç vakit kaybetmeden Beyaz Saray’a Dostun Trump’ın ayaklarına kadar giderek ve orada da; ABD Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı birlikte aynı oda da görüşme yaparken, ABD’nin Siyonist Senatörü Lindsey Graham karşınızda; bacak bacak üstüne atmış bir şekilde görüşme yapıp, daha sonrasında da Dostun Trump’la neyin basın açıklamasını yaptınız? Bizim binlerce Şehidimizin kanını döken, binlerce ailemizin evine evlat acısı ateşi düşüren, yıllardır Vatanımıza ve Milletimize zarar veren terör örgütlerinin SAHİPLERİNE hangi vicdanla ve ahlakla ısrarla “Dostum” diye hitap edebilirsin?

Batıl taraftır, Şeytanın masası
Doyumsuzdur, doldurur kasası
Bilmez mi, cehennemdir arkası
Kiminin Dostu, Kiminin Paşası

Mümtehine Suresi 9. Ayet
(Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla)
(Ancak ey mü’minler) Allah, din konusunda sizinle savaşanları (İslam’ı yıkmaya ve yozlaştırmaya çalışanları), sizi yurtlarınızdan (huzur ve hürriyet ortamınızdan) sürüp çıkarmaya (çabalayanları) ve (sindirilip susturulmanız ve esir konumuna sokulmanız üzere vatanınızdan ve haklarınızdan) uzaklaştırılıp çıkarılmanız için (uğraşan Yahudi, Hristiyan ve müşriklere) arka çıkanları, (işte bunları tutup) veli (rehber, dost, yoldaş) edinmenizden (sizi şiddetle sakındırıp) yasak etmektedir. Kim bunları dost edinip (peşinden giderse), artık onlar gerçekten zalimlerin ta kendileridir.

Uyanın uyanın
İnsanlığın ve özellikle inananların amansız düşmanlarını tanımayan …
siyonizmin siyasetini ve düşmanının stratejisini önceden fark edip karşı tedbirler almayan ve çağımızın sorunlarına ve çözüm yollarına aklı yatmayan kimselerde bu millete önderlik yapamazlar .
önemine bina en tekrar hatırlatalım ki “toplumları iki şey gaflete sürükler :ahlaksızlık ,tefrika ,toplumları iki şeyi gafletten kurtarır :büyük felaketler de büyük önderler .’
Büyük önderler her türlü zülüm yaygınlaştığı ve yasallaştığı, şehvet ,şöhret ve menfaatin kutsallaştı ahlaksızlığın alkışlandığı bir dönemde ortaya çıkarlar.
günümüzde başı siyonizme bağlı, bütün şer güçler ,batıl partiler ,basın yayın organları, dernekler , sivil kuruluşlar ,hep birden büyük Önderlara karşı oldukları gibi ,maalesef taklit ve taassup ehli ile gayretsiz ve gayesiz insanlar da ona cephe alırlar .
Maalesef gözümüze, gözümüze sokulan
Bunca gerçekleri ya görmezden geliyoruz yada dindar kahramanlarımız var elbet bi bildikleri vardır deyip rahatlıyoruz .
aziz Erbakan hocamızın sözünü hatırlatalım türkiyede iki tane parti var milli görüş ve diğerkeri
Hakkın kapısını milli görüş tutmuştur öyleyse ya haktan tarafsın ya batıldan !ey hat sizin tarafınız neresi ? Siyonizme hizmetkar olmuş uşaklık yapanlarmı acaba ?

İŞBİRLİKÇİLİK: SİYONİST MAŞALARA PAŞALIK
[b]SİYONİSTLERE MAŞALIK:[/b]
ABD demek; BÜYÜK İSRAİL hedefine ulaşmak için Siyonist Şeytanlara MAŞA demektir. Çünkü Siyonist şeytanlar, Siyonist planlarını uygulamak için, ABD’yi MAŞA olarak kullanmaktadırlar.
[b]SİYONİST MAŞALARA PAŞALIK:[/b]
İŞBİRLİKÇİLİK ya da BOP EŞBAŞKANLIĞI demek; ABD’deki Siyonist maşalarına PAŞA olmak, yani TRUMP gibi Siyonist maşalarının talimatlarını yerine getirmek demektir. Milli güvenliğimiz ve geleceğimiz için gerekli olan her adımı, ABD’nin petrol hesaplarına ve özel bir Kürdistan oluşumuna yarayacak şekilde sonlandırmak demektir.
Siyonist Maşalara paşalık konusunda biz daha iyi paşalık yani işbirlikçilik yaparız diye sırada bekleyenler de bulunmaktadır. Bir de Siyonist maşalarına paşalık yapmanın ne büyük bir şeref(!) olduğunu anlatıp halkı aldatmaya çalışan bir grup ZAĞAR sürüsü bulunmaktadır.
Bu Siyonist maşalar, Türkiye’ye (İslam’a ve Müslümanlara) saldırtmak için YPG/PKK, IŞİDT gibi İT SÜRÜLERİ beslemektedir. İT SÜRÜLERİ sürekli üzerimize saldırtılmaktadır. Ne zaman TSK çıkıp bu İT SÜRÜLERİNİ itlaf etmeye, yani kökünü kurutmaya kalkışsa, Siyonist maşalar, itlerine (YPG/PKK) sahip çıkmakta ve bu İT SÜRÜSÜ BİZİM İT SÜRÜSÜ diyerek, hoşt bile denilmemesi konusunda işbirlikçilerini şantaj ve tehditle uyarmaktadırlar. Türkiye’nin, YPG/PKK itlerine “ateş açması” halinde bunun talimatlarına aykırı bir hareket olacağını “Bu durumda yaptırımların uygulanacağını” hatırlatmaktadırlar. Böylece serbest kalan İT SÜRÜLERİ hala Mehmetçiğe saldırıp durmaktadırlar. Hala zağar sürüleri Siyonist Maşalarına Paşalık yapan işbirlikçilerin ne büyük KAHRAMAN(!) olduğunu yazıp çizmektedirler.
Siyonist Maşalarına paşalık yapan işbirlikçilerle nereye kadar?
[b]Çare, MİLLİ ÇÖZÜM![/b]
Siyonist Şeytanların da, Siyonistlere maşalık yapanların da, Siyonist maşalara paşalık yapan işbirlikçilerin de, biz daha iyi Siyonist paşalara maşalık yaparız demeye çalışan sözde muhaliflerin de, işbirlikçi paşalara zağarlık yapan yazar-çizer takımının da, Siyonist beslemesi it sürülerinin de hesabının sorulması lazım!

Dünyalık için İnsanlara kul olmak başa bela getirir
Bu dünyalık düşünen insanlardan farklı bir şey beklemek imkansızdır.Gücü ve kuvveti kendini yaratandan değilde beşerden ummak,sürekli dünyalık yapmış olduğu hataların bir gün ortaya çıkar kaygısıyla günü kurtarmak vakit kazanmaktan başka bir işe yaramaz.”Yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış ”diye ne güzel söylemiş Atalarımız.Günü geldiğinde her şey ortaya döküldüğünde bakalım bu zihniyettekiler ne söyleyecek nasıl bir keramet uyduracaklar bu yaptıklarına.Ama yinede bu işbirlikçilere rağmen Allah’ın izniyle kahraman Ordumuz eliyle israil çıbanbaşı yıkılacak ve Adil bir düzen mutlaka kurulacaktır.

Nedir bu Kalemşörlük
Bu insanlar bir garip, İllaki süper güçlerden birinin yanında olmak zorunda hissi ile, yani siyonozmin ayaklarından biri ile olma zorunluluğu hissetmek, ne kadar zor ne kadar kötü, ne kadar acziyet ifadesi, ve kölelik duygusu. Bir tarafta ya benimsin ya kara toprağın arabesk ifadesi ile ABD. bir tarafta, sinsi ama çok kurnazca, bütün dünya liderlerini cebinden çıkaracak Rusya ve Putin, olamadı medeniyet güneşinin batmadığı ülke krallıklar ülkesi ingiltere. Evet bunların tamamının direkt veya dolaylı Siyonist israil’e çalışıyor olması. Oysa Hak ile batılın savaşı yegane gerçek. Bu gün günlük politikaları tjip edip yandaş olma meziyetleri ile yarışan köşe yazarları. Bir gün iyi dedikleri bir kaç gün sonra yalış diyerek ve bir birlerini delicesine TV kanallarında eleştirerek yandaş oldukları fikirleri veya taraf oldukları ülkeleri savunurken, yazıkkı nasıl bir anlayışla ve dünya menfaatiyle böylesine bir birlerini çiğnercesine davranabiliyorlar, hemde bir hiç uğruna. Oysa onların hiçliğinin karşısında yegane gerçek Allah ve Kuran-ı,dini mübin İslamı, Peygamber Allah Resulü var. Adı Müslüman, ülkesi Türkiye,gazetesi taraf, Tv si taraf, yazdığı köşesi taraf, evi hanesi taraf, çocuğu ve okulu taraf, here tarafı bir taraf. Amma en kötüsü muhakkak kaybedecek taraf. Önlerini görmeden konuşmalar, tarihten bir hisse ders almadan yazmalar, daha dün denecek kadar kısa zaman da Koskoca bir ömrü İnsanlara İslam alemine vakfetmiş ERBAKAN hocamı dinleyip anlamadan esip gürlemeler. Yazılı görsel devlet arşivleri dolu bu bilgi ve belgelerle. Suriye sorunsa kimin kapısına dayanılmış demektir. Orta doğudaki karışıklık kime israil’ e nasıl yarıyor, ABD, Rusya, İngiltere bu siyonizme nasıl çalışıyor, büyük israil ne demek, siyonizim bilmeyenleri ıslık çalarak ordusuna hizmetkar yapar, daha dün FETÖ nün bir doları cennet giriş bileti gibi göğsünde taşıyanların o dolarını nasıl anlatmıştı. Ki kurduğu D8 ve devamı koskoca bir kurtuluş huzur, barış ve kardeşlik nizamı ile yaşamak müşerref olmak varken. Nedir bu küresel güçlerin oyuncağı olup onların bu ülkedeki temsilcilerinin yanlışlarına savunuculuğa kalemşörlüğüne soyunmak. Ama maksat belli Hz. Musa nın kavmi gibi azmışlık firavun vari bir düzenin özlemi ile gayret edilmektedir muhakkak. Ey Musa, biz (böyle) bir çeşit yemeğe sabredip katlanamayacağız, Rabbine yalvarda bize yerin bitirdiklerinden: Bakla, acur, sarımsak, mercimek ve soğan çıkarsın.Bakara(61) Evet yahudiler firavunun sapık düzenini özleyip istemektedirler. Ha o ğün ha bu gün ne değişti, sadece insanlar ama genlerindeki kodlar belliki aynı. Selam saygı ve hürmetlerimle.

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
15
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...