Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün4010
mod_vvisit_counterDün6515
mod_vvisit_counterBu Hafta34440
mod_vvisit_counterGeçen hafta41908
mod_vvisit_counterBu Ay22699
mod_vvisit_counterGeçen Ay257768
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15663330

IP'niz: 3.235.239.156
Bugün: 04 Tem 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11753131

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

ÇANAKKALE’DE MÜSLÜMAN TÜRKLERE KARŞI SİYON-YAHUDİ KATIR BÖLÜĞÜ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

ÇANAKKALE’DE MÜSLÜMAN TÜRKLERE KARŞI

 SİYON-YAHUDİ KATIR BÖLÜĞÜ

 

Serdar Turgut: “Ben Pentagon’un bir odasındaki komplo hazırlığına şahit olduğum yıllarda “Türkiye üzerinde bir İsrail komplosu var” lafını ilk kez bir Türk yetkilinden duymuştum. O dönemde Türkiye’nin büyükelçisi olan Nüzhet Kandemir, açıklanması zor gelişmeler olduğu zaman bu açıklamayı biz gazetecilere yazılmamak kaydıyla yapardı” diyerek, kendisinin CIA bağlantılarını ve Yahudi hizmetkârlığını deşifre ediyordu.

“1890’lı yıllarda Rusya’da adı “The protocols of the learned elders of zion” olan bir metin ortaya çıkıyordu. Bu gizli protokolde Yahudilerin dünyayı kontrol etmek için ne gibi adımlar atacakları yazıyordu.

“Dünyada ortaya atılan Yahudi komplosu iddialarının tümünün temelinde daima bu metnin yarattığı şüphenin olduğu sırıtmaktadır. Bu sözde protokolü, ne başlığında denildiği gibi Zion hareketinin yaşlıları, akil adamları kaleme almışlardı, ne de Yahudilerin bununla uzaktan yakından bir ilişkisi vardı.

Bu, aslında Rusya çarının o dönemdeki gizli polisi olan Okharana tarafından yazılmıştı. Çarın gizli polisi, bu metnin içeriğini birçok farklı kaynaktan çıkarmıştı. Bunlar arasında bir mizah yazarı olan Fransız Avukat Maurice Joly’nin yazdığı “Montesquieu ve Machiavelli Arasındaki Cehennem Diyalogları” başlıklı mizah yazısı da vardı. Okharana’nın bu olağanüstü başarılı komplo üretme operasyonuyla, aslında yüzyıllarca dünyanın her yerinde barış ve uyum içine yaşamış olan Yahudiler hakkında korkunç bir yalan kampanyası başlatıldı. İsrail devleti kuruluncaya kadar dünyanın her yerinde barış ve uyum içinde yaşamış olan tarihsel Yahudi insanı, devlet çıkarları ve mücadeleleri işin içine girince zaten komploların cirit attığı Ortadoğu’ya yeni devlet komploları da eklemeye başladı.” Diyen AKP hayranı Serdar Turgut, Siyonist Yahudileri aklama yarışındaydı.

“Bölgemizin tarihini inceleyenler ve bölgemizde komploların daima belirleyici olduğunu düşünenler, mutlaka Daniel Pipes adını duymuşlardır. Daniel Pipes, Türkiye’nin de içinde bulunduğu coğrafyada  işlerin bir “görünmeyen el” tarafından döndürüldüğünü savunmaktadır. Birçok insan gibi ben de buna inananlardanım.

Türkiye son yaşadıklarıyla bu görünmeyen elin bileğini bükmek gibi zorlu bir işe girişmiş durumdadır.

Makul Müslümanların ve makul Yahudilerin ortak geleceği, Türkiye’nin bu imkânsız görülen zorlu işi başarmasına  bağlıdır.” Diyordu. Ama bu “gizli ve etkili görünmeyen elin” bir Müslüman lider olduğunu bilmiyordu.

Meşhur ve Mel’un “Zion (Sion) Katır Bölüğü” Serdar Turgut’u yalancı çıkarıyordu.

Yahudi Katır (Ester) Bölüğü, tıpkı 1. Dünya Savaşı'ndaki “Yahudi Lejyonu”, İspanyol İç Savaşı'ndaki “Botwin Bölüğü” ve 2. Dünya Savaşı'ndaki “Yahudi Alayı” gibi bir “Siyonist Diaspora” birliğiydi…

Bu birlik, 2000 yıldan sonra, Yahudi tarihinin "bir savaşa katılan ilk askeri birliği" olma şöhretini elde edecekti…

Ancak, onların öyküsünü anlatmadan önce, Yahudilerin I. Dünya Savaşı öncesinde "bir Yahudi devleti kurmak" adına çizdikleri eylem planlarından söz etmek gerekirdi.

Yahudilerin bir kısmı, binlerce yıl önce ayrıldıkları Filistin'e dönmek için bir Mesih beklerken, diğer bir kısmı da buna gerek olmadığını, Filistin'e kendilerinin de dönebileceğini düşünmekteydi.

Bu kişilerden biri de Theodore Herzl adlı Budapeşteli bir Yahudi'ydi.

Yahudilerin ancak bir Yahudi devleti kurarak özgürleşebileceklerini savunan Herzl, bu devleti kurmak için de üç şartın yerine getirilmesi gerektiğine inanmış birisiydi:

1-     Bir banka,

2-     Filistin'de toprak satın almak için oluşturulacak bir Yahudi Ulusal Fonu,

3-     Yahudileri birbirine bağlayacak bir siyasal örgüt (Dünya Siyonist Örgütü)...

I. Dünya Siyonist Kongresi'ni Basel'de toplayan Herzl, dünya Yahudilerinin en zenginlerini seferber etti. İkinci girişimi ise Osmanlı devleti ve Sultan Abdülhamit ile ilişki kurmak oldu.

1892 ile 1902 yılları arasında 5 kez İstanbul'a gelerek sarayla ilişki kurmaya çalıştı. Amacı, Filistin'deki topraklardan bir kısmını satın almaktı.

Ödeyeceği parayla Osmanlı devletinin ekonomisinin düzeleceğini ve o günün parasıyla 30 milyon Sterlin'i bulan dış borçlarının ödeneceğini söyleyen Herzl'in arzu ettiği alanın sınırları da şöyleydi:

Kuzeyde Kapadokya dağları, güneyde Süveyş Kanalı'na kadar olan bölge..

17 Haziran 1896'da, Abdülhamit’in yakın dostu ve Avrupa'daki ajanı Polonya asıllı Kont Phillip de Newlinsky ile İstanbul'a gelen Herzl'e Sultan'ın hasta olduğu söylendi ve görüştürülmedi.

Daha sonra Newlinsky'nin aktardığı teklif üzerine de Abdülhamit şu yanıtı verir:

" Eğer Mösyö Herzl senin bana olduğun gibi bir arkadaşın ise, ona nasihat et, bu konuda bir adım atmasın. Ben, bir karış bile olsa toprak satamam. Zira bu toprak bana ait değil, milletime aittir. Benim milletim bu imparatorluğu savaşta kanlarını dökerek kazanmışlar, onu kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. Bu toprak bizden sökülüp alınmadan evvel, biz onu tekrar kanlarımızla sularız.

Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efradı birer birer Plevne'de şehit düşmüşlerdir. Onlardan bir tanesi dahi dönmemek üzere muharebe meydanlarında kalmışlardır. Devlet-i Aliyye bana ait değil, Türk milletine aittir. Ben onun hiçbir parçasını veremem. Bırakalım Yahudiler milyonlarını saklasınlar. Benim imparatorluğum parçalandığı zaman, onlar Filistin'e hiç karşılıksız sahip olabilirler. Fakat yalnız bizim cesetlerimiz parçalanarak bu ülke taksim edilebilir. Ben canlı bir vücut üzerinde ameliyat yapılmasına razı değilim..."

Theodore Herzl, ısrarından hiç vazgeçmedi; Osmanlı sultanından sonra İtalya kralına gitti, ona da: "yıkılmakta olan Osmanlı'nın toprağı Filistin'in Yahudilere verilmesi için çalışırsa, İtalyanların Trablus'u almalarına maddi açıdan yardımcı olabileceklerini" söyledi. Ama aldığı yanıt olumsuz oldu.

Bu sıralarda, Rusya'dan önemli sayıda Rus Yahudisi Filistin'e göçüyordu. Sayıları kısa zamanda 80 binleri bulacaktı...

Bu çabaları dikkatle izleyen Abdülhamit de bir dizi tedbir almıştı.

II. Abdülhamit, sadece Siyonistlerin teklifini reddetmekle kalmamış, büyük güçler nezdinde diplomatik girişimlerde bulunarak Yahudilerin "Siyonistleşmesi"ni de engellemeye çalışmıştı.

Duhuliye Nizamları hazırlatmış, Siyonistler' in yabancı himaye elde etmelerini önlemek için çaba harcamış ve Filistin'den Yahudilerin arazi satın almalarını yasaklamıştı.

Tanzimatçıların çıkardığı 1867 tarihli Osmanlı Arazi Kanunnamesi, Musevîlerin Kutsal Topraklarda arazi almalarını kısıtlamamıştı.

Ama Sultan Abdülhamit tarafından 5 Mart 1883'de çıkarılan yeni kanun, yabancı Siyonistler' in Osmanlı ülkesinde taşınmaz mal satın almalarını yasakladığı halde, Osmanlı vatandaşı olan Yahudilere herhangi bir yasak koymamıştı.

Yahudiler bu açıktan yararlandı ve yerli Yahudilere Siyonist örgütlerce para verilerek, bölgede önemli bir miktar toprak parçasının Siyonistlerce satın alınması sağlanmıştı. Bu şekilde Hayfa ve Akkâ'da Yahudilerin iskânı sürekli hâle sokulmaktaydı.

Bu satışlara göz yumanlar da ne yazık ki, yöredeki İttihat ve Terakkinin idarecileri ve memurlarıydı.

Çünkü başkentten ve denetimden uzak bu imparatorluk beldesinde bütün kapıları açan bir anahtar vardı: Rüşvet...

Yahudiler, bu anahtarı kısa zamanda keşfetmekte gecikmediler; her türlü engele rağmen arazi almayı sürdürdüler.

Ancak, hepsi de başarılı olamıyordu; bölgenin daha eski Yahudileri, sahip oldukları şeyleri kaybedecekleri korkusuyla yeni komşularını Osmanlı vatandaşı olmaya zorlarken, bir taraftan da Osmanlı ordusuna katılıyorlardı.

Abdülhamit bu yandaş Yahudilerin Filistin'de oradan oraya göçmesine, seyahat etmesine, Arap çapulculara karşı kendilerini savunacak güvenlik birimleri oluşturmalarına izin vermiyordu.

Bunun üzerine, bazıları, gizliden gizliye silah edinmeye ve İngilizler lehine casusluk yapmaya başlıyordu. (Hatta Osmanlı ordusunda yıllarca çalışıp rütbe aldıktan sonra İngiliz ordusuna kaçan birçok Yahudi oldu...)

Aaron Aaronson adlı bir Yahudi'nin yönetiminde kurulan NILI adlı istihbarat örgütü hiç durmadan İngilizlere bilgi uçuruyordu.

Fakat Osmanlı yöneticilerinin özellikle Sultan Abdülhamit’in bu duruma karşı takındığı tavır ve tedbirler dikkat çekiyordu; birçok Yahudi yakalanıyor, dışlanıyor veya Mısır'a göçe zorlanıyordu.

Çünkü artık Osmanlı, nerdeyse bütün Yahudilerin "casus" gibi çalıştığını fark ediyor ve bu nedenle Telaviv Yahudilerden arındırılıyordu. Ancak İttihat ve Terakkiciler, tam aksine Yahudilere fırsat ve ruhsat veriyordu.

İngilizler de bu Yahudiler için Mısır'da çadır kamplar oluşturuyordu. Özellikle ABD bandıralı USS. Tennessee gibi içinde orkestra bulunan gemiler, bu Yahudileri İskenderiye'ye taşıyordu.

1914 yılının Aralık ayında, İskenderiye'de dörtte üçü Rus Yahudisi olan yaklaşık 11.000 göçmen toplanmıştı.

Bunlardan Mısır Yahudi Topluluğu ve İngiliz askeri yetkilileri tarafından korunup kollanan 1200 tanesi, Mısır İçişleri Bakanlığı Mülteciler Masası Şefi Mr. Hornblower tarafından Gabbari ve Mafruza kamplarına yerleştirilmiş ti. Bu mülteciler, kendilerine verilen bir kimlik kartı sayesinde, günde üç öğün yemek yiyebiliyorlar ve kamp içinde çalışabiliyorlardı. Ancak, her yeni gelen mülteci grubu, Filistin'de kalanların "Türklerden kötü muamele gördüklerine dair" haberler taşımakta ve bu haberler de kampta bekleşenleri öfkelendirmekteydi. 3 Mart 1915 akşamı, 8 kişilik bir Yahudi komitesi, Gabbari kampında, bir akaryakıt firmasının temsilcisi olan Mordehay Margolin'in odasında toplandı. Bu adamlardan ikisi, daha birkaç gün önce tanışmıştı: Ze'ev Jabotinsky ve Joseph Trumpeldor, o sıralarda Siyonist liderler olarak biliniyorlardı. Bu ikisi; fizikçi Dr. Weitz, Şarap Birliği temsilcisi Victor Gluskin, Amerikalı işadamı G. Kaplan, Anglo-Palestine Bankası'ndan Z. D. Loventin ve agronomist Akiva Ettinger'e yeni bir “Yahudi Lejyonu” planı sundular.

Plan, 5 kabul, 2 ret, bir de çekimser oyla kabul edildi. 12 Mart günü, Mafruza kampında, ahırdan bozma bir salonda toplanan 200 Yahudi'ye Jabotinsky'nin yaptığı duygulu bir konuşma da etkisini gösterdi; bir defterden yırtılmış kâğıda İbranice yazılan 7 satırlık kararı 180 kişi imzaladı. Bu Siyon protokollerinin önemli bir aşamasıydı.

Komite'ye bu planı sunan Ze'ev Jabotinsky, 1880'de Odessa'da doğmuş, Rusya'da eğitim almış ve 1898'de Bern ve Roma'da hukuk öğrenimi görmüştü. Geçimini gazetecilikle kazanıyor; iki Odessa gazetesine muhabirlik yapıyordu... 1901'de Odessa'ya döndüğünde Siyonist hareketten iyice etkilenmiş durumdaydı. Ayrıca, Rusça, İbranice, Yiddiş, İngilizce, Fransızca ve Almanca dillerini bildiğinden, nereye gitse kalabalıkları yönlendiren bir güce sahipti. Bu nedenle, Siyonist kongrelerinde oldukça etkileyici oluyordu.

Önceleri, Yahudilerin Filistin'e yerleşmelerini ve Diaspora'daki politik ve eğitimsel eylemlerini destekledi. Doğu Avrupa ve Rusya'da Yahudi düşmanlığının toplu katliamlara dönüşmesi nedeniyle birçok Siyonist lider gibi o da Theodore Herzl'in düşüncelerine katılmıştı. Bu sırada çıkan 1. Dünya Savaşı'yla Odessa gazetesi onu batıya gönderdi.

Sion Katır Birliği!

Osmanlı İmparatorluğu Merkezi Güçler (Almanya-Avusturya-İtalya) yanında savaşa girdiğinde, Jabotinsky de “Avrupa'nın hasta adamı”nın artık yıkılacağını öngörmüştü. Bu öngörüsü onu, o ana kadar tarafsız olan Siyonist hareketin Filistin'le ilgili emelleri için, savaşta artık İtilaf Güçleri (İngiltere-Fransa- Rusya) yanında yer alması gerektiğine inandırmıştı.

Jabotinsky, 1908 Jön Türk devriminden sonra İstanbul'a geliyor ve geniş bir çevre yapıyordu.

Jön Türkler arasında da aktifti ve bu sayede Türkleri de yakından tanıma fırsatı bulmuştu. Türkleri, "büyük devlet adamları çıkaran ve asker yetiştiren, iyi kalpli ve misafirperver bir millet" olarak düşünmekteydi. (Jabotinsky, 1917 yılında yayınladığı "Turkey and the War" [Türkiye ve Savaş] adlı kitabında, I. Dünya Savaşı'nın çıkış nedeninin, İtilaf devletlerinin iddia ettiği gibi Alman militarizmi değil, "şark meselesi" olduğunu ileri sürecekti. Savaşın Osmanlı Asyası'nı paylaşmaktaki ahenk yoksulluğundan çıktığını söyleyen Jabotinsky'ye göre Almanya, tüm Osmanlı'yı himayeye almak bahanesiyle Şark'ın zenginliklerine sahip çıkmak isterken; Fransızlar Suriye'ye, İngilizler Mezopotamya' ya, Rusya Doğu Anadolu ve Boğazlara, Yunanlılar ve İtalyanlar da İzmir'e göz dikmişlerdi.. Ona göre, Osmanlı İmparatorluğu artık parçalanmaya yüz tutmuştu. "Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasını isteyen, Türk halkının düşmanı değil dostudur" diyen Jabotinsky'ye göre, Osmanlı artık bölünmeli ve milli devletlerin kurulmasına izin verilmeliydi. Bu düşünceler ve Siyonizm davası, onda Osmanlı'ya karşı savaşma fikrini doğurmuştu; Jabotinsky de bu savaşı yüksek sesle öneren ilk kişiydi.) Jabotinsky'nin İskenderiye'ye gittiğinde tanıştığı adam, Joseph Trumpeldor adında biriydi. Trumpeldor, St. Petersburg Üniversitesi'nin Dişçilik Fakültesini bitirmiş, ancak kariyerini askerlikte yapmış bir Rus Yahudisi'ydi. 1904-1905 Japon-Rus savaşında, ünlü Port Arthur kuşatmasında Rus ordusunda savaşırken sol kolunu kaybetmiş ve bu nedenle Rus Çarı tarafından ülkenin en büyük 4 şeref madalyasıyla onurlandırılmış bir kahramandı. Kendisine orduda tekrar görev verilmesine rağmen Trumpeldor Rusya'da rahat değildi; Filistin'e yerleşerek toprakla uğraşmayı istiyordu.. 1914'te Filistin'e geldi ve burada, kendisi gibi göçmüş Rus Yahudiler arasında siyasi faaliyetlere girişti. Jabotinsky ile Trumpeldor, ilk kez Aralık 1914'te, Mısır'da Cabbari mülteci kampında karşılaştıklarında aynı idealleri paylaştıklarını anlamışlardı.

Trumpeldor, mültecilerden bir lejyon oluşturup bu birliği Türklere karşı İtilaf Güçleri'nin hizmetine sunmayı ve bunun karşılığında da İsrail'i kurmakta İngilizlerden yardım almayı savunuyordu. O da, yapılan savaşa katılmazlarsa, Filistin'i Türklerden koparmak ve “Yahudilere vaat edilmiş ülke İsrail” yaratmak için asla talepkâr olamayacaklarına inanıyordu..

Trumpeldor ve Jabotinsky, İskenderiye'deki bu mülteci kalabalığından yararlandı; 1000 kişilik bir liste hazırlayıp bir dilekçeyle Mısır'daki İngiliz güçlerinin komutanı General Sir John Maxwell'e başvuruyordu.

Ne var ki Maxwell, 22 Mart 1915 günü aldığı bu dilekçeyi, “Filistin'e bir taarruzun şimdilik söz konusu olmadığını” söyleyip, üstelik “İngiliz ordusu kurallarının yabancı ulusların mensuplarından askere almaya izin vermediğini” belirterek reddetti.

Ancak generalin bir başka teklifi vardı; neden bu gönüllülerden diğer Türk cephelerinde kullanılacak bir katır ulaştırma birliği oluşturmuyorlardı? Hatta bu birliğe bir de isim bulmuştu;

"Asurî Yahudi Mülteci Katır Birliği"...

Jabotinsky ve komite üyeleri bu teklifi derhal reddettiler. Teklif ve birliğin adı onur kırıcıydı. İtilaf ordusunun içinde Türklere karşı savaşan bir "eşek taburu" olmayı içlerine sindirememişlerdi.

Ama Trumpeldor, “herhangi bir anti-Türk gücün Sion yolunu açacağı”na kalpten inanıyor ve sadece Yahudilerden kurulu böyle bir birliğin, İsrail'i özgürlüğüne kavuşturacak gücün başlangıcı olacağını iddia ediyordu. Tam bu noktada, devreye Yarbay John H. Patterson adlı bir İngiliz subayı giriyordu.

Kraliyet istihkâmcılarından olan bu demiryolu mühendisi, 1898'de Uganda'ya gönderilmiş; Hintli Müslüman işçilerle Mombasa-Nairobi demiryolunu yapmıştı. Boer Savaşı gazisi bir İrlandalıydı. Hindistan ve Güney Afrika'da çok şöhret kazanmıştı.

Patterson'u Kahire'ye çağıran, General Maxwell'di. Onun Eski Ahit ve diğer dini kitapları okumuş, tarihi Yahudi kahramanları hakkında bilgi sahibi bir adam olduğunu biliyordu. Patterson Yahudilere de çok sempati duyuyordu. Bu nedenle kısa zamanda Jabotinsky ve Siyonizm destekçisi oldu. 19 Mart günü, Mafruza kampında göçmenlere hitaben yapılan bir toplantıda, Patterson;

"Savaşta ileri hatlara cephane ve malzeme taşıyan bir kişinin, ileri hatta düşmana kurşun sıkan kişi kadar cesur olması gerektiğini" vurgularken, onlara eşlik eden Gen. Alexander Godley de, “Bugün, İngiliz halkı, Yahudilerle bir akit imzalamıştır” diyordu.

Böylece, Yahudi Katır Bölüğü, Mısır'da, 23 Mart 1915'te, Yarbay Patterson yönetiminde göreve başlıyordu.

Trumpeldor, birlikteki 2. komutandı.

İkisi, Kahire'den Yahudi mültecilerin yaşadığı İskenderiye'ye gittiler ve Rue Sesostris 14 numarada bir karargâh kurdular. 31 Mart'ta, Yahudi toplumunun önde gelenleri, özellikle de Hahambaşı Prof. Raphael de la Pergola'nın yardımlarıyla Gabbari'de gönüllü kaydettiler.

İlk 500 kişiye yemin ettiren Hahambaşı Pergola, yaptığı konuşmada Patterson'u, “İsrail'in Mısır'dan Vaat Edilmiş Ülke'ye ulaşmasını sağlayacak 2. Musa” olarak tanıtıyordu.

Başlangıçta bu birliğe karşı olan Jabotinsky ise, Roma, Paris ve Londra'ya giderek İtilaf Güçleri'nin içinde “tam teşkilatlanmış bir Yahudi lejyonu” kurulmasına destek vermeleri için birtakım devlet adamlarıyla görüşmeler yapmaya başladı. Ama görünürde böyle bir iş için umut yoktu.

Tam bu sırada, İskenderiye'deki Rus konsolosu Petrov, Mısır ve İngiliz yetkililerini uyararak, Rus Yahudilerinin Rusya'ya geri gönderilmelerini ve Rus ordusunda kullanılmasını istiyordu.

Hahambaşı Pergola, Jabotinsky ve Yahudi banker Edgar Suarez'in de yardımıyla, ilişkilerini kullanarak bu konunun rafa kaldırılmasını sağlamıştı. Bu yeni Yahudi birlik, Mısır Seferi Gücü'nün bir birliği olarak tasarlandı. Birlik, 737 adam, 5 İngiliz ve 8 Yahudi subaydan oluşacaktı. 20 at ve 750 yük katırı, eyer ve yük sandıkları, her biri 4 galon su alan bidonlar İskenderiye’den sağlandı.

Yahudi subaylar, İngilizlerden yüzde 40 daha az ücret alacaktı. Birlik, her biri iki subaylı 4 takıma, her takım, bir çavuş yönetiminde 4 bölüğe, her bölük de başlarında birer onbaşı olan alt birimlere ayrıldı.. Emirler İngilizce ve İbranice verilecekti. Hahambaşı da “onursal din görevlisi” olarak atanmıştı.

Subayların ve askerlerin birçoğu yüksek okul okumuş ya da öğretmenlik, avukatlık yapmış profesyonel insanlardı. Sıhhiye ekibinin başına getirilen Dr. Meshulam Levontin de bunlardan biriydi. Yahudi Katır Bölüğü, 562 adamla 17 Nisan 1915 günü Anglo-Egyptian ve Hymettus gemileriyle Gelibolu'ya doğru yola çıkmış ve 25 Nisan 1915 günü de yarımadaya ayak basmıştı. Hepsinin yakasında da sarı renkli Davut yıldızı motifli birlik arması işliydi.

Birlik ikiye bölünmüştü; yarısı ünlü 29. Tümen'le birlikte Seddülbahir'e, diğer yarısı da ANZAC Kolordusu'yla birlikte Arıburnu'na çıkarılmıştı. Ancak, bu ikinci grup, görünürde nedensiz, Mısır'a geri gönderildi. Hamilton'un bir mektubunda belirttiğine göre, bu tasarrufun nedeni, Anzac askerlerinin, Katır Birliği mensuplarını "Türk zannederek" vurmalarıydı.

Diğer grup ise, savaş boyunca Seddülbahir'deki tek ulaştırma birliği oldu ve yoğun ateş ve inanılmaz güç şartlar altında, ön cephelere su, cephane, yiyecek ve diğer ihtiyaçların ulaştırılması görevi yaptı. Savaşa General Hamilton'un kurmay heyetinde görevli olarak katılan ve 1932'de “Çanakkale Askeri Operasyonu” adlı önemli kitabı yayınlayan Gen. C.F. Aspinall-Oglander, Hamilton'un Yahudi Katır Bölüğü için şöyle dediğini anlatacaktı:

“Savaşta aynı ölçüde şöhret kazanan İngiliz ve Hint güçlerinin yanı sıra Yahudi Mülteci Katır Bölüğü (Zion Katır Bölüğü olarak bilinir), Suriye ve Filistin'deki mülteci Yahudilerden kısa sürede teşkil edilmişti. Ağırlıklı olarak Rusya kökenli bu insanlar Mısır'a güvende olmak için gelmişlerdi. Albay Patterson, bunlar arasından 750 katırla 500 adam seçmekle görevlendirildi. Emirler kısmen İbrani, kısmen de İngiliz dilinde veriliyordu. Bu adamlar, 1915'te Süveyş Kanalı'ndaki savaşta Türklerden ele geçirilen tüfeklerle silahlandırılmışlardı. Bu birlik, büyük bir olasılıkla, İsa'dan sonra 70'de Kudüs'ün düşüşü sırasında, Titus'un idaresindeki Roma ordusuna karşı savaşan Yahudi güçlerinden sonra savaşmış ilk Yahudi birliğiydi…

Savaş sırasında, uluslararası kamuoyu, cephedeki bu biricik Yahudi birliğine büyük ilgi gösterdi. New York'ta yayınlanan Yahudi gazetesi Der Tag, bu birlik hakkında Ian Hamilton'a başvurmuş ve bilgi istemişti.

Hamilton şöyle yanıtlar vermişti:

Bildiğiniz gibi, burada emrimde savaşan bir Yahudi birliği var. Bildiğim kadarıyla da, Hıristiyanlık çağında böyle bir olay ilk kez oluyor. Bu insanlar, Türkler tarafından, aileleri ile birlikte, acımasızca, aç-bilaç Kudüs'ten kovulunca Mısır'a gelen kişiler… Tüm birlik bu insanlardan oluşturuldu ve benimle burada Türklere karşı savaşıyorlar. Bu birlik resmi olarak Zion Katır Bölüğü olarak adlandırıldı; subay ve erleri yoğun ateş altında su, cephane taşımakta büyük cesaret gösteriyorlar. Bunlardan özellikle bir er için Majesteleri Kral'a DCM madalyası ile ödüllendirilmesi için teklif ettim. (Zaten 3 tanesine verilmişti)”

Ne var ki, bu birlik için işler hep böyle iyi gitmiyordu. Birlikte, kimi zaman sonu herkesin önünde kamçıyla cezalandırmaya varan ciddi disiplinsizlik olayları görülüyordu. Ayrıca, Yahudi idealistlerle birlikte Mısır'daki mülteci kampının zor şartlarından kurtulmak için birliğe yazılmış olanlar arasında çatışmalar oluyordu. Bu da, “Trumpeldor'un Rusları" ile Sefarad Yahudilerini kavgaya sürüklüyordu.

Gelibolu savaşı sona erdiğinde, birlik 8 üyesi kaybetmiş, 25'i de yaralanmış haldeydi. Katır kaybı ise 47 idi. 1915'in Haziran ayında Patterson, adam toplama, bir üs kurma ve iki birlik daha oluşturması için İskenderiye'ye gönderildi ama Gelibolu'daki birlik için Kahire'den sadece 150 kişilik bir takviye alabildi.

Zion Katır Bölüğü'nün görevine, bir destek birliği olarak 26 Mayıs 1916'da son verildi.

Patterson, birkaç kez hastalanmış ve yaralanmıştı. Bu nedenle, İngiltere'ye taşındı. Daha sonra, tıpkı Jabotinsky'nin arzu ettiği gibi, tamamı Yahudilerden oluşan bir birlikle General Allenby'nin Filistin'deki harekâtına katılacaktı. Trumpeldor ise, 1917'de Rusya'ya dönerek Geçici Hükümet'e Rus ordusu içinde bir Yahudi alayı kurmak için çalıştı. Ancak bütün uğraşısı, Rusya'nın Almanya'yla 1918'de Brest-Litovsk anlaşmasını imzalamasıyla boşa çıktı. Ertesi sene Filistin'e döndü ve bölgedeki Yahudi yerleşimcilerin Arap saldırılarına karşı kendilerini savunma çabalarına destek çıktı. 1 Mart 1920'de, Tel Hai adlı yerleşim yerinin savunulması sırasında da Müslüman Araplar tarafından öldürülüp saf dışı bırakıldı.

Ölmeden önceki son sözleri “Ein davar, tov lamut be'ad arzenu” olmuştu. Yani, “Boş verin, vatan için ölmek güzeldir” anlamına geliyordu.

Parçalanan Osmanlı'nın topraklarında kendilerine "vaat edilen ülke"lerini kurabileceklerini düşünen, çoğunluğu Rusya'dan göçme Yahudiler, İtilaf güçleri yanında Çanakkale Savaşı'na katılıyor ve Türklere hıyanet ediyordu. Bu sırada Türkiye’deki Siyonist Yahudi’lerden ve Mason biraderlerden de destek alınıyordu.

Kuşkusuz, İngilizler, Yahudileri, onlara bir devlet yaratmak için kullanmıyordu. General Ian Hamilton bu duruma şu sözlerle açıklık getiriyordu:

".....Yahudileri kendi çıkarlarımız için istismar edip Yahudi gazetecilerin ve bankerlerin destek ve yardımlarını sağlardık. Yahudi gazeteciler bizim davamıza renk katar, Yahudi bankerler de kesemize para yağdırırdı..."

Zavallı İngilizler, kendileri Yahudilerden yararlandıklarını sanıyor, oysa Siyonist Yahudiler onları kullanıyordu.

Jabotinsky ise şöyle diyordu:

"Ben Gelibolu'ya gitmedim. O nedenle size Gönüllü Birliğin hikâyesini anlatamam. Ama şunu açıkça belirtebilirim: Trumpeldor, o zaman görüşlerinde haklıydı... Osmanlı’ya karşı Batılı güçlerin safında savaşmak amacıyla Gelibolu'ya gidişi, Siyonizm'e yepyeni ufuklar açmıştır... Eğer biz 2 Kasım 1917'de Balfour Deklerasyonu ile Filistin'de yurt edinme konusunda söz aldıysak, buna ulaşan yol Gelibolu'dan geçmiştir..[1]"

 

 



[1] Yetkin İşcen’in derlemesi


Bu yazarin diger makaleleri

AKP'NİN SOROS EKONOMİSİ "SOS" VERİYOR!
  Soros Türkiye'de ne arıyor? Soros günümüzün en büyük spekülatörü...
Devami
İSRAİL TERÖRÜNDE, İTTİHATCILARIN VE ULUSALCILARIN SUÇ ORTAKLIĞI!
Bazen “Ergenekon”, bazen “paralel yapı” bazen “Demukratur iktidarı” kılıfıyla karşımıza...
Devami
SİYASALLAŞAN YARGININ YARALANMASI VE İSTİSMARCI DİN YARASALARI
Fetullahcı, İsmailağa tarikatı, Süleymancı, Menzil bağlısı ve Nur cemaati gibi...
Devami
AKP’NİN KARANLIK TARAFI VE KİRALIK YALAKALARI
AKP, yabancı ve yıkıcı bir projenin üzerine geçirilmiş jelatinli bir...
Devami
EHL-İ SÜNNETİN İNANCI VE TEMEL ESASLARI
  Sünnet’i Terk Etme Tehlikesi ve Sapkın Sonuçları “Şayet örneksiz ve rehbersiz,...
Devami
ERGENEKON YAKIŞTIRMASIYLA AÇILAN MİLLİ ÇÖZÜM DAVASINA HUKUK ŞAMARI
AKP yalakası ve İslamcı yaftalı itirafçıların, Fetullahçı denilen Amerikan kuklası...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2683

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR