YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980344264a3b
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 3
Bugün : 11045
Dün : 57744
Bu ay : 68789
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48772102
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Kripto Yahudi: Kendisini gizleyen, yerine göre Müslüman veya Hrıstiyan görünen… Bazen Türk, Bazen Kürt milliyetçisi geçinen… Türkiye'de Mehdi, Irak'ta mürşit rolü üslenen… Ama her halükarda siyonizme hizmet eden Yahudiler demektir. Yurdumuzda etkili ve yetkili noktaları ele geçiren kripto Yahudilerle, Amerika'daki Siyonist Yahudiler, ülkemiz ve bölgemizle ilgili şeytani planlar peşindedir. Ve tabii her türlü hıyanette işbirliği içindedirler.

 

Gizli Toplantı:

Birçok gazetenin Washington temsilciliğini yapan Savaş SÜZAL, bu hıyanetler konusunda çok önemli bilgiler vermektedir:

"Georgia eyaletinin Sea Island Golf merkezi'nde 8-10 Haziran tarihleri arasında düzenlenen G-8 zirvesinin gündeminin Amerika'nın "büyük Ortadoğu projesi çerçevesinde bölge haritalarını yeniden çizme" girişimi olduğu bildirildi. Başbakan Erdoğan'ın bu zirveye davet edilme gerekçesinin ise laiklik falan değil doğrudan yeni oluşumlarla ilgili "Türkiye'nin koyacağı tavır konusunda bir zemin yoklaması" olacağı ifade edildi.

Amerikalılar özellikle Kuzey Irak'ta kurulacak bir Kürt devleti ve bu devlete bölge ülkelerinin tepkisini merak ediyor. Washington'da Dışişleri-Pentagon-Beyaz Saray ve CIA üçgeninde yapılan analizlerle bölge ülkelerinin tepkileri konusu değerlendirildi. Toplantılarda tepkisi ölçülen ülkeler arasında Türkiye'nin yanı sıra, Suriye, İran, Rusya ve Arap dünyası da yer alıyor.

Amerikalılar, "Beyin fırtınası" adı verdikleri değişik alternatifler üzerine çeşitli analizler yaptı. Bu toplantılardan bir Bakanlıkta yapılanında ise Tayyip Erdoğan ve Türkiye'nin konuyla ilgili tepkisi ele alındı ve tartışıldı. Toplantıya katılan uzmanlardan üçünün Musevi asıllı olması, ikisinin ise ABD Dışişleri bakanlığında analiz kısmında çalıştığı dikkat çekiciydi.

Tartışma sırasında yanıt aranan sorular şunlardı;

1- Kerkük Kürt eyaleti içinde kalırsa, TSK'nın tepkisi ne olabilir?

2- Kürt milliyetçiliğine islamcıların bakış açısı nedir?

3- AKP'nin islam-kürt milliyetçiliğine yaklaşımı ve bakışı ne merkezdedir?

4- AKP'nin TSK ile birlikte, bölgedeki bir kürt devletine nasıl bir tepki verebilir?

5- AKP'nin Kuzey Irak'ta kurulacak bir kürt devletine bakışı ne olabilir?

6- AKP içindeki kürt asıllıların Başbakan Erdoğan üzerindeki etkileri ne ölçüdedir?

7- Ve yaklaşan ekonomik ve siyasi krizler içinde, AKP'nin geleceği nasıl şekillenir?.

Gizli ve basına kapalı toplantıya 5 Amerikalı uzman katıldı ve bunlar değişik noktalar üzerinde hem bilgi verdi hem de yetkililerden gelen soruları yanıtladı. Uzmanlar Türkiye'de, ülke yönetiminde etkili olan, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), medya, kamuoyu, iktidar partisi ve Türkiye'deki kürtçü gurupların Irak kürdistan'ındaki gelişmeler karşısında takınacakları tavrı ve bunun Türk dış politikasına yansımasını değerlendirdi.

"-Kerkük'ün Kürt eyaleti içinde kalmasının TSK'nın tepkisine yol açabileceği ve bu tepkinin asker tarafından ABD'ye duyulan güvensizliği daha da derinleştirebileceği vurgulandı. ABD'nin kürtler yanında yer almaya devam etmesi halinde TSK'nın güveninin tamamen kaybedilebileceği ve bu nedenle Amerika'nın konuyla ilgili politikasını açıkça değil, gizlice yürütmesi önerildi. Ancak toplantıda, Kerkük'ün Kürt etnik federasyonu içinde kalmasını da Askerlerin bir operasyon yaparak önleyebilecek durumda olmadıkları, buna hem hükümetin hem TÜSİAD'ın hem de TÜSİAD eksenli basının AB'yi de yanlarına alarak şiddetle karşı çıkağı ve askerin manevra alanının yalnızca "sinirlenmekle" sınırlı kalacağı" ifade edildi.  

  • İslamcılarla kürtçüler elele!

"- Türkiyedeki islamcı hareketin ana kaynağının kürtçü bir din adamı olan Saidi Nursi tarafından kurulan nur hareketi olduğu ve bu nedenle kürtlere sempati ile bakıldığı belirtildi. "Siyasi İslam'ın, Kürtlerin yoğun olduğu Güneydoğu bölgesinde kuvvetlendiği ve 1995 seçimlerine kadar Kürt milliyetçiliğinin İslamcı siyasetler içine gizlendiği" ileri sürüldü. İç içe geçmiş iki hareket, İslami hareketle kürt milliyetçiliğinin aynı hedefe, yani Kemalizme muhalif olduklarına da" dikkat çekildi.

Burada bir yanlışlığı düzeltmemiz gerekir:

Bediüzzaman, iddia edildiği gibi "Kürtçü" değildir. Üstad her türlü ırkçılığa kesinlikle karşı büyük bir din alimidir.

"İslam'cı" geçinen, kuru kahramanlıkla İslam'ı istismar eden, hatta Amerika ve İsrail'in de aleyhine yazan-söyleyen Abdurrahman Dilipak ve Akit gazetesi, güya radikal İslam'cı zannedilmesine…

Fetullahçıların Zaman gazetesi, nurcu ve ılımlı bilinmesine…

Mehmet Metiner ve Mir Mehmet Dengir gibiler hem Kürtçü, hem İslamcı görünmesine rağmen, bu üç kesimin de, Amerika'nın kuklası ve masonların maşası olan AKP'yi desteklemeleri bir tesadüf değildir.

"-AKP'nin konuya yönelik politikası olmamasının, Türkiye'nin çıkarlarından çok, ülke içi güç mücadelesinden başarılı çıkma güdüsüne dayandığı" söylendi. Bir uzman, Ahmet Davudoğlu'nun "tezkere geçseydi o bölgede sıkıyönetim ilan edilecek ve bu da TSK'nın güçlenmesine neden olacaktı" şeklindeki açıklamasını örnek göstererek, stratejik düşünce şeklinin tamamen sistem içindeki güç mücadelesine dayandığını ortaya koyduğunu vurguladı.

"AKP'nin bir Irak politikası olmamasının" parti içindeki hassas etnik dengeleri bozmamak amacına yönelik olduğuna işaret edilirken, AKP içindeki dinamiklerin Irak'taki gelişmeler yüzünden partiyi zor durumda bırakabileceği ve bu yüzden konudan oldukça uzak durmaya çalışıldığı kaydedildi. Örneğin partinin bu nedenle Türkmenlere yapılan baskıları gündeme taşımamaya çalıştığı da söylendi.

  • "Türkmen Cephesi" askerlerin birimi!

Aynı toplantıda söz alan bir başka Amerikalı uzman ise "-Gazeteci Cengiz Çandar'a göre "Türkmen Cephesi'nin askerlerin bir birimi" olarak görüldüğünü ve bu durumdan hükümetin rahatsız olduğunu" söyledi. Uzman, "Türkmen konusunun asker ile hükümet arasında bir mücadele göstergesi olduğuna da işaret ederek, Türkiye'nin artık tehlike algılamasında homojen olmadığını, sistemin stratejik düşünme mekanizmasının zayıf ve gittikçe parçalanmaya başladığını" belirtti. "Başbakan ve Dışişleri Bakanının geleneksel bürokrasi yerine işi danışmanlarıyla götürmeye çalıştığına dikkat çeken Amerikalı, Cüneyt Zapsu'nun Zaman gazetesindeki mülakatında açıkça kürt kimliğini ve kürt milliyetçiliğine olan sempatisini de ortaya koyduğunu" belirtti.

  • Kuzey Irak'taki kürt devleti

Kuzey Irak'ta bir kürt Federasyonu ve kürt devleti konusundaki tartışmalarda söz alan bir başka konuşmacı, ise: "PKK'nın ateşkese son vererek saldırılara başlaması durumunda, TSK'nın hareket alanının iyice sınırlanacağını ve hükümetin de asker karşısındaki inisiyatifini kaybedebileceğini" belirtti. Konuşmacı, "İlnur Çevik ve Cengiz Çandar'a göre AKP hükümetinin Kürt Federasyonuna karşı olmadığını, ancak asker ve MGK zorlamalarıyla Kürt etnik federasyonuna karşı çıkmak zorunda kaldığını" ifade etti. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Washinton'a geldiğinde konuştuğunu anlatan uzman, bakanın kendisine, "Kürtlerin haklarına AKP ve hükümet olarak karşı olmadıklarını, ortada zaten bir Defacto devletin olduğunu, kendilerininde şu ana kadar bu oluşumla iyi ilişkiler içinde bulunduklarını, Türkiye yi işin içine katmadıkları sürece gelişmeleri onların işi olarak gördüklerini" söylediğini dile getirdi. "Kerkük'ün kürtlere verilmesine AKP'nin büyük tepki göstereceğini sanmadığını anlatan uzman, hükümetin göstereceği tepkinin yalnızca asker ve milliyetçi gurupların tepkisini azaltma amacı taşıyacağını" belirtti. (Not: Yukarıda ismi geçen siyasetçi ve gazetecilerin kripto Yahudi oldukları yazılıp çizilmiştir.)

HADEP Başkanı Tuncer Bakırhan ile bir telefon görüşmesi yaptığını anlatan uzman, Bakırhan'ın kendisine, "PKK'nın silahlı harekete geçeceğini, PKK'nın hem siyasi hemde silahlı hareketi birlikte götürmek istediğini" söylediğini anlattı.

Toplantıda Tayyip Erdoğan'ın en yakınındaki 4 kişin kürt olduğu, bunlardan Kürt bilinci yüksek olan Mir Dengir Fırat'ın parti içindeki ikinci adam ve siyasi işlerden sorumlu olduğu, İkinci yardımcı Adana milletvekili ve eski islamcı Ömer Çelik'in de kürt kimliğinin sürekli şuurunda bulunduğu, Başbakan üzerinde de büyük etkiye sahip olduğu, Üçüncü yardımcınında iş dünyasıyla ilişkileri düzenleyen Cüneyt Zapsu olduğu belirtildi. Toplantıda varılan ortak nokta bu üç yardımcının AKP içindeki tüm gelişmelerden haberdar oldukları ve Türkiye deki en güçlü lobinin Kürt lobisi olduğu bu lobininde iş dünyası ile yakın ilişkileri bulunduğu tespit edildi.[1]

Kesnizani Tarikatı:

"Babil'de Amerikan Tangosu" Kitabının yazarı Ahmet DİNÇ ise: İsrail'in patron, ABD ve İngiltere'nin baş piyon olduğunu ve Irak'ta her şeyin, İsrail'in istediği şekilde oluştuğunu ve Siyonistlerin bütün Irak'ı, masonluk gibi teşkilatlandırdıkları "Kesnizani" (kimse bir şey bilmiyor) tarikatıyla avucunda tuttuğunu, belgeleriyle gösteriyor.

Amerikan işgali altındaki Irak'ta her şeyin İsrail'in istediği ve kurguladığı gibi gittiğini belirten Gazeteci Ahmet Dinç, "Irak mozayiğini oluşturan halklar orada ABD'den ziyade İsrail'e bakıyor ve uzun vadede olup bitenleri bir içgüdü olsa gerek, sezebiliyorlar. Şu ana kadar yeni Irak'a dair idari, siyasi, ekonomik ve hukuki düzenlemelerde İsrail'in istemediği hiçbir şey yapılmadı" diyor.

"Babil'de Amerikan Tangosu" isimli kitabında Saddam'ı deviren güdümlü tarikat: Kesnizani'yi anlatan Gazeteci Ahmet Dinç, MOSSAD ve CIA ile garip ilişkiler içerisinde olan tarikatın Saddam'ın işgal güçleri tarafından devrilmesinde büyük rol oynadığını söylüyor.

"Türkiye'den Irak'la ilgili görünenler, orada olan bitenin belki yüzde 5'i ancak. Ben görünmeyeni ya da gösterilmeyeni görmeye, sonra da Türk okuruna yansıtmaya çalıştım. Kesnizani tarikatı meselesi de Irak buzdağının alt yanındaki ilginç gerçeklerden biriydi. Irak'a gazetecilik yapmak için giden bir kişinin bu tarikatı görmemesi, hissetmemesi mümkün değil. Irak genelinde 3 milyon civarında taraftarı bulunan bir tarikattır. Saddam'ın devrilmesinde ve Irak'taki Amerikan işgalinin kolaylaştırılmasında can alıcı misyonlar ifa etmiştir.

Kesnizani tarikatı Irak'ta çok yaygın olmasına rağmen dünya ve Türk kamuoyu tarikatı hiç tanımıyor. Belki de bilinçli olarak gizleniyor. Bazı insanlar, kitapta böyle tarikattan bahsettiğimi görünce şüpheye düştü, 'olmayan bir tarikatı ve yapmadığı işleri mi yazdı acaba' diye. Kitapta yazdığım her şey gibi tarikat konusu da gerçektir. Kesnizani tarikatı, aslında 1970'li yıllarda Kadiri tarikatının bir koluydu. Kadirî'nin Süleymaniye kolu olan Kesnizani tekkesinde kendi halinde bir şeyh vardı. Fakat eski şeyh ölüp de 1970'lerin sonunda babasının yerine post'a Şeyh Muhammet Kesnizani oturunca tarikatta anormal gelişmeler ve değişmeler başladı. Şeyh Kürt kökenli ve Kerkük'ün güneyindeki Çamçamal ilçesinden. Tarikat başta Kürtlerin yoğunlaştığı bir tarikattı ancak Şeyh Muhammet başa geçince Türkmen, Arap ve diğer Müslüman unsurlardan da mürit edinmeye başladı. Kadirilik'te ayin sırasında kanlı bıçaklı gösteriler hiç yokken ve hoş karşılanmazken, bu tarikat ondan tamamen kopup, toplantılarında aşırı ürkütücü gösteriler yapmaya başladılar. Kafalarına, boğazlarına ve bütün vücutlarına kılıç, kama, bıçak ve her türlü kesici, delici silahları sokuyorlar ama tek damla kan akmıyor, hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlar hayatlarına. Bu tür gösteriler her göreni etkiliyor ama özellikle askerler üzerinde çok büyük tesir bırakıyor. Çünkü Irak yıllardır cephelerde savaşan bir orduya sahipti. Askerler bu korkunç gösterilerden etkilenip, "Cephede her an ölebilirim. Ama bu tarikata girer de yaralanıp ölmeme yöntemlerini öğrenirsem, o olgunluğa erişirsem, cephede bana bir şey olmaz" düşüncesiyle yoğun şekilde Şeyh'e mürit olmaya başladılar.

Tarikat, Ordu Ve İstihbarat Servisini Ele Geçirmiş

  • Evet, Şeyh Muhammet posta oturunca İsrail'le yoğun bir ilişkiye geçiyor. Bu ülke tarafından parasal ve değişik destekler alıyor. Şeyh'in Gandi ve Nehru adlarında iki oğlu var. Gandi 80'li yıllarda gizemini hâlâ koruyan bir şekilde ölüyor. İsrail, MOSSAD ve CIA ile ilişkileri küçük oğlu Nehru sağlıyor. Tarikat MOSSAD ve CIA'nın kontrolünde şu anda. Daha ilginç olanı, tarikatın öğretilerine Kabala'dan, Tevrat'tan bazı unsurlar girmiş. Çok uğraşmama rağmen ele geçiremediğim bir kitapları var. Toplantılarında ve bazı özel durumlarda okuyorlar. Bu kitapta Yahudi inanışlarına göndermeler var ve Kabala'dan alıntılar var. Yine Kabala'dan alınan büyü yöntemleri var kitapta. Hatta bazı Kesnizani tekkelerinde hahamların müritlere dersler verdiklerini duydum. Bir İslam tarikatının İsrail'le ve Yahudilik diniyle bu denli iç içe geçmesi, dahası, MOSSAD ve CIA'nın gözü kulağı olması gerçeğiyle karşı karşıyayız.

 Bizdeki masonlar gibi teşkilatlanan bu tarikat, Irak'ta istihbarat servisini ve o orduyu ele geçirmiştir. Tarikatın başına Şeyh Muhammet Kesnizani geçince, hedefine ordu ve istihbarat mensuplarını, polisi ve bürokrasiyi koyuyor. Buralardan yoğun bir şekilde mürit kazanmaya başlıyor. Öyle ki Irak genelkurmay Başkanı Mareşal Ayat Fetih El Ravi, Hava Kuvvetleri Komutanı Mareşal Hamid Şaban, Umumi Askeri İstihbarat Başkanı Mareşal Vefik El Samarayi, üst düzey ordu komutanları ve birçok subayı mürit yapıyor. En ilginç olansa, Saddam'ın ilk eşi Sacide, kardeşleri Barzan ve Vatman ve oğlu Uday'da Kesnizani'lere katılıyor. Bunları mürit yapabilen bir tarikatın, saraydaki ve Saddam'ın çevresindeki daha kimleri kendisine bağladığını bir düşünün.

Böyle olunca da saddam'ın her hareketi, her düşüncesi, hatta yatış kalkış saatleri bile MOSSAD ve CIA'ya bildirilmiş. Savaş sırasında ise bu tarikatın müridi olan birçok subay ve üst düzey komutan savaşmak yerine, askerlere "Sivillerinizi giyinin ve silahlarınızı bırakıp evlerinize dönün" emri verip orduyu adeta buharlaştırmış. Amerikan ordusu Bağdat çevresinde geldiğinde bütün dünya, "Savaş yeni başlıyor, Saddam'ın efsane Cumhuriyet Muhafızları, Medine Tümenleri zor yenilir" beklentisi içindeyken, savaş birdenbire sanki sihirli bir değnek dokunmuş gibi bitti. İşte bu ani bitişin sırrı bu tarikattır.

Siyasi Yapılanmaya Hakim Durumdalar

  • Tarikat şimdilerde de işgalcilerin ve İsrail'in gözdesi olmaya devam ediyor. Yeni kurulan Irak asker ve polis teşkilatlarına ağırlıklı olarak bu tarikatın mensupları alınıyor. Bürokratik ve siyasi yapılanmalarda da tarikat mensupları ön plandalar.
  • Gerek Şeyh Muhammet, gerekse tarikatı "meşhur meçhul" denilen türden varlıklar. Şeyh'in daha yayınlanmış tek bir fotoğrafı bile yok, yüzünü gören, bilen yok. Ortalıkta görünmüyor, var mı yok mu, o da bilinmiyor!
  • Bu tarikata bağlı Süryani teröristler 1993'te PKK ile bir anlaşma yapıp bu örgüt içinde bulundular. Öcalan'ın yakalanmasından üç yıl kadar sonra da PKK'dan ayrılıp kendi örgütlerini kurdular. Bethnahrin Ulusal Kurtuluş Ordusu adındaki terör örgütü, geçen yıl kuruldu ve silahlı mücadeleyi benimsiyor. Tıpkı Yahudilerin inanç haline getirdikleri vaad edilmiş topraklar kavramı gibi Süryanilerin de "beyt-ül nahreyn" ifadesinde sembolize edilen ve 'iki ırmak arasındaki ev' anlamına gelen vaad edilmiş topraklar anlayışı var. Süryanilerin vaad edilmiş vatanı Fırat-Dicle nehirleri arasının kuzey kesimleri, yani büyük çoğunluğu Türkiye sınırları içinde kalan bölge. Onlar şimdi bu bölgeyi istiyor. Önce Irak'ta bağımsız veya otonom bir Asuri/Süryani devleti, ardından da Türkiye sınırları içinde kalan Kuzey Mezopotamya için silahlı mücadele aşamalarını planlıyorlar. Yakın bir gelecekte Güneydoğu'da bu örgüt silahlı mücadeleye başlarsa kimse şaşırmasın. Yıllar önce Güneydoğu'dan göçüp batılı ülkelere gitmiş Süryaniler tekrar dönmeye başladı. Bu kendi başına değil, planlı, organize bir dönüş. Planın bir parçası. Batılı ülkelerde bir eli yağda bir eli balda yaşamak varken, insanlar neden durup dururken çorak bozkırlara, çölleşen topraklara, tek ağacın bile bulunmadığı köylere geri dönmeye başlasın? Süryanilerin tekrar Türkiye'ye dönmeleri dikkatle takip edilmesi gereken bir konudur."

Fetullahçılık ve Kesnizani benzerliği:

İslam tarihinde, Müslümanların sorumluluk bilincini söndürmek ve "düşünme ve değerlendirme" yeteneğini köreltmek için yine Yahudilerin etkisiyle ortaya çıkan "LA EDRİ" (Arapça: Hiçbir şey bilmiyorum) akımının değişik bir tezahürü olan Irak'taki bu "KESNİZANİ" (Kimse bir şey bilmiyor) tarikatının, şu anda Türkiye'deki benzeri Fetullahçılık örgütlenmesidir. Bunların Siyonist merkezlerle, masonik çevrelerle ve ABD ile münasebetleri, desteklenmeleri ve ülkemizde, eğitim, emniyet, bürokrasi ve ordu içinde kümelenmeleri ve beyni yıkanmış bütün mensuplarının "Biz iç ve dış siyasetle ilgilenmeyiz. Biz sadece ibadetlerimizi ve büyüklerimizin direktiflerini yerine getiririz!" Şeklindeki tepkileri de, Siyonist şeytanların sinsi ve tehlikeli planlarını hatıra getirmektedir.

İzmir'de Milli Görüş istikametinde hizmet yürüten AK-EVLER hareketinden, 1970'lerde koparılarak "AKYAZILI" Vakfı kurdurulan ve Bediüzzaman'ın Risale-i Nur çizgisinden de uzaklaşıp masonlara yaklaşan Fetullah Gülen hareketinin perde arkasını halkımız bilmemektedir. 6 Aylık sürede devrim niteliğinde başarılı hizmetler gerçekleştiren Erbakan hükümeti için, Televizyonlara çıkıp, siyasi parti lideri gibi, masonların ağzıyla: "İstenmeyen Başbakan bırakıp gitmesini bilmelidir. Ortamı daha fazla germemelidir! Bu işi beceremiyorum demek te bir fazilettir."  Şeklinde dengesiz ve demogojik demeçler veren, Fetullah Gülen AKP'nin 2 yıllık beceriksiz ve bereketsiz yönetimi için, hala dua etmektedir.

Fethullah Tarikatında Taht Kavgası!

Fethullah Gülen'den sonra tarikatı kimin yöneteceği tartışması 80'li yıllardan bu yana yaşanıyor. İki isim ön planda. Birinci isim, tarikatın "Amerika Kıta İmamı" İsmail Büyükçelebi. İkinci isim ise Latif Erdoğan. Ya da şöyle denebilir; Latif Erdoğan'dı. Ama Erdoğan "kayıp"…

Fethullah Gülen'in "12 havarisi"nden ve Gülen'den sonra tarikatın lideri olarak değerlendirilen Latif Erdoğan'ın "kayıp" olduğu öğrenildi. Latif Erdoğan'ın yaklaşık dört aydır görülmediği ve "Latif ağabeye ne oldu" sorusuna cemaat içinde cevap arandığı ifade edildi.

Aydınlık'a ulaşan bilgilere göre, Gülen'in başyardımcısı ve "Amerika Kıtası İmamı" İsmail Büyükçelebi'nin, Latif Erdoğan'ı üç yıl önce tasfiye ettiği belirtildi. Tarikata yakın kaynaklar, bu süreçte, Erdoğan'ın "Latin Amerika İmamlığı"na "sürüldüğü"nü söylediler. Yine aynı kaynaklar, Gülen tarikatı içindeki bu kargaşanın, AKP iktidarına da yansıyacağını ve gücünü büyük ölçüde Gülen-ABD birliğinden alan Tayyip "Erdoğan'ın partisini kontrol edemeyeceğini" ifade ediyorlar.

"Hizmet Değil Ücret"

Fethullah Gülen, 21 Mart 1999'da Amerika'ya "kaçtı". Sağlık sorunlarından dolayı Amerika'ya "gittiği"ni iddia eden Gülen, tarikatı beş yıldır oradan yönetiyor. Tarikatın önemli kollarından Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, Abant Toplantıları'nın sonuncusunu Amerika'da yaptı.

Ama tarikat içinde özellikle son üç yıldır önemli bir kargaşanın yaşandığı ve son bir yıldır bu kargaşanın cemaatin alt kadrolarına kadar indiği ifade ediliyor. "Tarikatın içinde 30 yıl süreyle görev almış, ama bugün aktif görevde olmayan bir isim" Aydınlık'a şöyle konuştu:

"Artık gelinen aşamayı şöyle değerlendirebiliriz: Hizmet değil ücret. Bizler yıllarca bu işin çilesini çektik ama şimdi dışlandık müdürlükler, işadamlığı, bürokrasi öne çıktı."

Bu, aşağıdan gelen isimlerin, üçüncü kuşak tarikat üyeleriyle yaşadıkları çelişmenin göstergesi. Ama öyle bir durum var ki, tarikatın yaşadığı kargaşayı açıkça ortaya koyuyor.

CIA'dan Düşünce Kuruluşlarına Uzanan Köprü: İsmail Büyükçelebi

Tarikatın "Amerika Kıta İmamı" ve "Baş yardımcı" İsmail Büyükçelebi. Amerikan yönetimiyle ilişkilerde önemli bir isim, CIA'dan düşünce kuruluşlarına kadar görüşmeleri örgütlüyor. Gülen'in en yakının isim olarak biliniyor.

Fethullah Örgütlenmesi…

Aydınlık'a bilgi veren kaynaklar, Latif Erdoğan "kaybolmadan" önceki "Fethullah örgütlenmesi"nin şu isimlerden oluştuğunu söylediler:

Tepedeki isim: Fethullah Gülen

Başyardımcı: İsmail Büyükçelebi

Latin Amerika İmamı: Latif Erdoğan

Avrupa İmamı: Abdullah Aymaz (İsmail Yediler)

Medya ve sanatçılar sorumluları: Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkan Yardımcısı Cemal Uşşak ve Zaman yazarı Nevval Sevindi.

Esnaf-Para kontrolü: Ali Bayram

YÖK-Üniversiteler: Prof. Dr. Şerifali Tekalan

Siyasi Partiler: Hüseyin Gülerce

Yayınlar: Alaaddin Kaya.

Büyükçelebi'nin Bakanlar Kurulu…

Latif Erdoğan'ın "kızağa" alınmasından sonra rahatlayan İsmail Büyükçelebi'nin, kendi yakın çevresine, AKP içindeki "adamları"nı şöyle açıkladığı belirtiliyor:

"Abdullah Gül, Abdülkadir Aksu, Cemil Çiçek, Hüseyin Çelik ve Mehmet Aydın, Bakanlar Kurulu'nda bizi temsil ediyor."

Büyükçelebi'nin saydığı isimler şöyle değerlendiriliyor:

"Abdullah Gül'ün, F.Gülen'e yakınlığı ve Yahudi lobileriyle hizmet ortaklığı, zaten biliniyor. Cemil Çiçek'in, 'Fethullah Gülen Türkiye'ye dönebilir' açıklaması… Abdülkadir Aksu'nun Emniyet içindeki "Fethullahçılara" göz yumması, Diyanet'ten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın'ın "Dinlerarası Diyalog"cu olması ve Hüseyin Çelik'in de gönülden 'Nurcu' olması, Büyükçelebi'nin bu sözlerini güçlendiriyor. Son olarak Hüseyin Çelik'in, Gülen'e yakınlığıyla bilinen Çalık Grubu'nun 17 Temmuz'da eğitim kompleksini açması, bu ilişkiler ağının kanıtlarından sayılıyor."

Kripto Yahudilerin Milli Görüş'e sızma girişimleri ve Washıngton'daki Siyonist liderlerin Erbakan hoca'ya gönderdikleri temsilcileri ve teklifleri:

 

Süleyman Arif Emre "Siyasette 35 yıl" Kitabında anlatıyor.

"Milli Nizam'ın büyük kongresinden sonra idi. Genel Başkan'la görüşmek isteyen Musa Saffet Bayramaşık isminde (Kripto Yahudi) birisi bana geldi. Kendisi Yahudi iken Müslüman olmuş, mühim konularda söyleyecekleri varmış…

Fazla ısrar edince görüştürmek zorunda kaldım. Hoca, ben, bir de o var. Söze başladı:

"-(Sn. Erbakan) Hoca, beni Amerika'dan Washington'daki dünya Yahudi liderleri, vazifeli olarak size gönderdi. Sizin partinizin gelişmesini dikkatle takip ediyorlar. (Hatta) onlar, sizin partiniz gibi milletiyle bütünleşebilecek, güçlü bir siyasi iktidarın kurulmasını müspet karşılıyorlar.

-Çünkü böyle olduğu takdirde Türkiye tabiatıyla, Komünist Rus tehdidine karşı İsrail'i koruyan, bir Çin Seddi vazifesi yapmış olacaktı.

-Ancak sizden önemli bir istekleri var. Siz her konferansınızda, dünya siyonizmine, masonluğa ve onların yan kuruluşları olan Lions ve Rotary kulüplerine çatıyorsunuz. Bundan son derece rahatsız oluyorlar. Ve bu aleyhteki kampanyadan vazgeçmenizi istiyorlar. Aksi halde partinizi kapatacaklar ve siyasi hayatınıza som vermek zorunda kalacaklar!"

Hoca cevap olarak:

-Mademki bizim iktidar olmamız onların arzu ettiği bir şey, o halde hissi sebeplere kapılmayıp, bizim konuşmalarımızı müsamaha ile karşılamaları gerekir. Böyle bir şeye katlanmaları, sonunda elde edecekleri yararlar karşısında, önemsiz bir fedakârlık sayılır!?..

-Hayır kesinlikle bu tür konuşmalarınızı (ve bu konuları gündeme taşımanızı) istemiyorlar!..

-Diyelim ki, bundan sonra, bu konulara hiç girmeyeceğiz. Bu onlara yetecek mi?

-Hayır yetmez, daha önceki konuşmalarınızı ve bu yöndeki iddialarınızı da tekzip edecek şekilde ve onların istediği mahiyette açıklamalar yapmanız lazım!…"

Daha öncede değindiğimiz gibi, bir milletler arası konferansta Ecnebi bir diplomat:

"Dünyada şu dört ülkeyi, doğrudan doğruya Yahudiler idare ediyor. Bunlar: İsrail, Amerika, Fransa ve Türkiye'dir!" iddiasında bulunmuş… Ama, hayrettir ki bizim orada hazır bulunan delegasyonumuz, bunu yalanlamayıp susmuş…"[2]

Evet, Kripto Yahudi Musa Saffet Bayramaşık vasıtasıyla ABD'li Siyonist liderler Erbakan Hoca'ya açıkça;

Kendinizi, geçmişinizi ve bütün söylemlerinizi inkâr edip, siyonizmin safında yer aldığınızı ispatlayacaksınız… Veya kapatılacaksınız!.. Tehdidinde bulunuyor… Ve bu teklifleri kabul edilmeyince, Sn. S.Arif Emre bey'in 16 Haziran 2004 TV-5'de Yusuf Kaplan'ın programında açıkladığı gibi, bundan bir hafta sonra, mason başsavcı tarafından Milli Nizam'ı kapatma davası açılıyor!..

Yine Sn. Süleyman Arif Emre Bey'in ve diğer yetkili şahsiyetlerin bu dönme Yahudi Musa Saffet Bayramaşık'ın ziyaretiyle ilgili olarak, özel sohbet ve seminerlerde anlattıklarına göre: Amerikan Siyonist lobilerinin temsilcisi olan bu kişinin Erbakan Hoca'ya getirdiği çok önemli bir teklif te: "Partinizin yaşamasını ve Yahudi lobilerinin size güven duymasını istiyorsanız, bizim size önereceğimiz birkaç kişinin partiye alınmasına ve devamlı yakınınızda bulunmasına razı olacaksınız! Aksi halde, kesinlikle kapatılacaksınız ve siyaset ortamına sokulmayacaksınız!.."

Bilindiği gibi Milli Nizam kapatılıyor!..

Ama yerine kurulan MSP'ye dokunulmuyor. Seçimlere katılıp, hükümetlere ortak oluyor ve 12 Eylül 1980 darbesinde bütün partilerle birlikte kapatılıyor!..

Bu arada oluşacak bazı soruların cevabı üzerinde okuyucularımızın kafa yormasını istiyoruz…

Ebu Garib skandalını ortaya çıkaran Pulitzer ödüllü gazeteci Seymour Hersh'e göre:

"İsrail Irak'ta cirit atıyor"

Pulitzer ödüllü Amerikalı gazeteci Seymour Hersh, ABD'nin Irak'ta yetersiz kaldığına inanan ve İran'ın nükleer kapasitesini geliştirmesinden endişe eden İsrail'in, Irak'ın kuzeyinde Kürtlerle işbirliği içinde operasyonlar yaptığını ve bu durumdan Türkiye'nin rahatsız olduğunu söyledi.

Bağdat'taki Ebu Garib hapishanesindeki işkence skandalını ortaya çıkaran gazeteci Hersh, CNN televizyonunda gazeteci Wolf Blitzer'ın programına katılarak, dün çıkan New Yorker dergisindeki son haberini anlattı.

Kürtlerle, İsrail işbirliği yapıyorlar

Hersh, İsrail istihbarat ve askeri yetkililerinin şu sırada Irak'ın kuzeyinde bulunduklarını ve "uzun dönemli dostları Kürtlerle" birlikte çalıştıklarını kaydetti. Seymour Hersh, İsraillilerin, yaklaşık 6 ay önce, Irak'taki durumun kötüye gittiği sonucuna vardığını, bütün uyarılara rağmen ABD'nin, "barışçı" görünmesine karşılık İran'ın, Irak'taki isyancılara destek vererek "çok saldırgan" bir rol oynamasını yeterince çabuk kavrayamadığını düşündüğünü belirtti. Hersh, endişelerini Beyaz Saray ve ABD Savunma Bakanlığı nezdinde anlatamayan İsrail'in, sonunda bazı operasyonlar için Irak'ın kuzeyinde girdiğini anlattı.

Seymour Hersh, İsraillilerin burada Kürtlerle çok endişe ettikleri İranlılar, nükleer konular ve Suriyelilere karşı operasyonlar başlattığını, ancak bu durumun İsrail'i, Türkiye ile karşı karşıya getirdiğini ifade etti.

Hersh, "Yaptıkları silahlı bir eylem değil. Daha çok istihbarat çalışmaları" dedi. Hersh, Irak'ın kuzeyindeki İsrailli askeri ve istihbarat görevlilerinin "birkaç yüz" kişiden oluştuğunu belirtirken, Iraklı Kürtlerin onları, İran'ın muhtemel nükleer bölgelerine yakın yerlere götürdüğünü ve İran'ın nükleer faaliyetleri konusunda bilgi toplandığını kaydetti.

 "Sorumlu İsrail olur"

Seymour Hersh, New Yorker'daki haberini, Türk, Amerikalı ve İsrailli yetkililere dayandırdı. Hersh'e konuşan bir Türk yetkili, ayrılıkçı Kürtleri destekleyerek İsrail'in, müttefiki Türkiye'den kendisini uzaklaştırdığını ve istikrarlı bir Irak oluşturma çabalarına zarar verdiğini belirtirken, aynı Türk yetkili, "Eğer bölünmüş bir Irak ortaya çıkarsa bu Ortadoğu'ya daha çok kan, gözyaşı ve acı getirecektir. Ve bunun da sorumlusu İsrail olacaktır" dedi.

"Kürtlerin bağımsızlığı felaket olur!"

New Yorker'a göre Türk yetkili Hersh'e, "Kürtlerin bağımsızlığı bölge için felaket olacaktır. Yugoslavya'dan alınan derste olduğu gibi, bir ülkeye bağımsızlık verince herkes bağımsızlık isteyecektir. Kerkük, Irak'ın Saraybosna'sı olacaktır. Eğer orada böyle bir şey olursa krizi önlemek imkânsızlaşacaktır" diye konuştu. Seymour Hersh'e konuşan eski bir İsrail istihbarat yetkilisi, İsrail'in daima Kürtleri, Makyavelist bir yaklaşımla eski Irak lideri Saddam Hüseyin'e karşı desteklediğini, Kürtlerle aynı çizgide davranan İsrail'in, bu sayede İran, Irak ve Suriye'de göz ve kulaklara sahip olduğunu kaydetti. Eski İsrailli istihbaratçı, "Eğer İsrail ile yakın bağları olan bağımsız bir Kürt devleti ortaya çıkarsa İran'ın tavrı ne olacaktır? İran, kendi sınırında, İsrail'in uçak gemisini istemeyecektir" dedi.[3]

Kürt-Yahudi Devleti Kuruluyor!

Prof. Yalçın Küçük ise konuyla ilgili şu tespitlerde bulunuyor:

Amerika'nın Irak'a yönelik istilasının sadece İsrail'in güvenliğini sağlamaya yönelik değildir. İsrail'in güvenliğini sağlamanın yanında, Amerika'nın dünya hâkimiyeti ve bölgedeki hegemonyasını pekiştirmeye yönelik organizmalar oluşturmak içindir.

Tabii ki İsrail'in güvenliği ABD için çok önemlidir. Çünkü İsrail ABD'nin karakoludur. (Daha doğrusu, ABD İsrail'in kovboyudur.) Ancak İsrail, bölgede rahat bir şekilde yaşamak için "Büyük İsrail'i" kurmak zorundadır. İsrail bölgede biraz toprak genişletmek ve daha fazla Yahudiyi kalıcı hale getirmekle kalmayacak. Büyük İsrail'in kurulması ve bölgedeki hegemonyanın sürdürülmesi için Amerika buraya gelecek. Bu savaş; Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra çizilen haritaya itirazdır. Yeni bir harita yapılması amaçlanıyor. Şöyle de ifade edilebilir: Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda yapılamayanlar, şimdi yapılmak isteniyor. Ayrıca bölgede bir "Kürdo-Judaik" devlet kurulacaktır. 

Kürdo-Judaik; Kürt-Yahudi devleti demektir. Bu devletin kurulma hazırlıkları yapılıyor. Böyle bir yapılanma, İsrail'e yeniden hayat verecek. Bölgenin ikinci sorunlu devleti Kürdo-Judaik olacağı için, dikkatler İsrail'in üzerinden buraya yoğunlaşacak. Bu iş için de Mesut Barzani ön plana çıkartılıyor. Ancak şunu hemen ifade edeyim ki: Mesut Barzani ve Celal Talabani, Türkiye'deki birçok politikacıdan daha tecrübeli ve akıllıdırlar. Aşiretten geliyorlar. Bazı solcu yazarçizer takımı ile emekli paşalardan daha zekidirler.
Barzani ve Talabani, Amerika ve İsrail istemediği takdirde devleti resmen açıklamazlar. Ama bir devlet gibi hareket ederler. Ve maalesef,

  • Kuzey Irak'ta devlet kurulmasını ise Türkiye sağlamıştır.
  • Postanesini, televizyonunu Türk Devleti yapmıştır.
  • Parayı Türkiye aktarmıştır.
  • Barzani ve Talabani Ankara'ya geldikleri zaman ben karşılamadım! Kimler devlet protokolü uyguluyor ortadadır.
  • Barzani ve Talabani'yi karşılayıp ağırlayanlar bugün hesaplarını iyi yapsınlar.

 "Amerika Sonunda Perişan Olacaktır"

Türkiye'deki garip ilişkiler, bağlantılar göz önünde bulundurulup bir değerlendirme yapıldığında ülkemizin ciddi bir tehlike ile karşı karşıya olduğu anlaşılır.

Hiç kimse "Amerika gelecek Irak'a demokrasi yerleştirecek ve gidecek" şeklindeki hayal ürünü düşünceleri ileri sürmesin. Amerika'nın bölgeye gelmesi hem Türkiye'de hem de bütün dünyadaki dengeleri altüst edecek. Şuna inanıyorum: Bölge ve dünya dengeleri değişse de eninde sonunda Amerika buradan perişan olarak çıkacaktır.

Türkiye iki nüfuz bölgesine ayrıldı:

Başka bir noktaya daha dikkatinizi çekmek istiyorum: Birinci Dünya Savaşı'ndan önce İran iki nüfuz bölgesine ayrılmıştı. Kuzeyi Rusya nüfuz bölgesi, Güneyi ise İngiltere nüfuz bölgesi sayılmıştı. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra da aynısı yapıldı. Ama şimdi bizim içinde büyük utanç vesilesi olarak kabul etmemiz gereken bir gerçek var. O da şudur:

Türkiye ne yazık ki artık fiilen iki nüfuz bölgesine ayrılmıştır. İskenderun ile Samsun arasındaki hattın doğusu; Amerikan nüfuz bölgesi, Batısı da Avrupa nüfuz bölgesi konumundadır. Ve görülüyor ki maalesef Meclis'in kararı falan olmadan Amerika, kendi nüfuz bölgesini istediği gibi kullanmaktadır.

Ekonomik ve siyasal olarak çok zayıf durumdayız. Ayriyeten bazı yöneticilerimizin "gaflet" ve "dalalet" içinde olmaları nedeniyle, çaresizlik içinde çırpınmaktayız. Osmanlıların son dönemlerinden bile çok daha utanç verici bir konumdayız. Amerika yanı başımızdaki komşumuza saldırmak için hazırlık yapıyor, İstanbul Matbuatı ise sevinç ve çığlıklar eşliğinde "Kapılar açıldı" manşeti atıyorlar.

"TÜSİAD gizli Yahudi hâkimiyeti altındadır"

Bugün Türkiye'de hukuku altüst ederek savaş isteyen ve Meclis'ten bir karar almaksızın Amerikan askerlerinin ülkemizin çeşitli bölgelerine yerleşmesini savunan ve bunu sevinçle yazan ve karşılayan TÜSİAD'dır.

TÜSİAD savaşı ister, çünkü Kripto-Yahudilerinin egemenliği altındadır.

Kripto-Yahudi kavramı, bilimseldir, bunu Yahudiler de kabul etmektedir.

– Kripto Yahudi; gizli Yahudiler demektir. Eskiden Osmanlı döneminde Kripto-Hıristiyan da vardı. Kripto ifadesinde bir hakaret yoktur, "gizli" demektir.

TÜSİAD'da kimlerin Kripto-Yahudi olduğunu bilirim. Onlar da beni bilirler. Zamanla bazı kişileri açıklıyorum. Amerika'nın Türkiye üzerinden Kuzey Irak'a girme düşüncesini Bush'a, Kripto Yahudiler önerdiler. AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanları arasında Kripto Yahudilerin olduğunu söylüyorum. Kripto Yahudilerle ilgili bir tek isim verdim: Musa Anter.

Kuzey Irak'ta Yahudi Kürt Partisi bile kuruldu

– Kuzey Irak'ta Kasım ayı içinde Talabani'nin izniyle Süleymaniye'de bir parti kuruldu: Kürdistan Yahudileri Milli Partisi.. Bu parti açık şekilde Süleymaniye'de faaliyet gösteriyor. Vahim olan nokta ise bu tablonun ortaya çıkmasına Türkiye'nin seyirci kalmasıdır. Amerikan politikalarına yön verenlerin Yahudi olduğu biliniyor. Şimdi Ortadoğu'ya, dünyayı karşısına alarak resmen yerleşmek istiyor.[4] 

Çünkü, Atlantik ötesinden İsrail'i koruyamayacağını biliyor. İsrail'in geleceği ve güvenliği için bölgemizi işgal ediyor. (NOT: Hem Yalçın Küçük, hem Soner Yalçın, ülkemizdeki Sabataistler ve kripto Yahudilerle ilgili yazdıkları, onları çok etkili ve yetkili göstermek asla yenilmez, ve baş edilmez havası vermek için de gündeme getirilmiş olabilir. Ama ne olursa olsun, hayırlı bir gelişmedir. Artık çıbanlara basılmış ve cerahat deşilmiştir.)

BOP ve ABD'nin yeni küresel savunma stratejileri

ABD'nin Dışişleri ve Savunma Bakan yardımcıları geçen ay Türkiye'de önemli temaslarda bulundular… Genelkurmay ikinci başkanı İlker Başbuğ ve Dışişleri Bakanlığı müsteşarı Uğur Ziyal ile görüşen iki bakan yardımcısının, ne görüştükleri ise daha sonra ortaya çıktı… (NOT: Uğur Ziyal gibi Türk Dışişlerinin çok önemli kadroların kripto Yahudilerin elinde ve kontrolünde olduğu zaten bilinen bir olaydı.)

ABD'li bakan yardımcıları, Türk yetkililere ABD'nin "yeni küresel savunma stratejilerini" anlatmışlardı…

Peki bu yeni küresel savunma stratejisinin amacı neydi? Bunu ise ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Lincoln Bloomfield şöyle açıklıyordu: "Küresel savunma stratejisiyle çok uzun dönemli bir projeden söz ediyoruz… Bu çalışmada güvenlik yapılanmamızın önümüzdeki 100 yıl içinde alacağı şekli çizmeye çalışıyoruz…"

ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'yle bölgeye yönelik niyetleri de böylece bir kez daha teyit ediliyor… ABD, Ortadoğu'ya öyle kısa dönemli bir proje olarak bakmıyor. Tam bir asır sürecek bir projeyle bölgeye çöreklenmeye hazırlanıyor…

İstanbul'da yapılan NATO zirvesinde işte bu bir asırlık Ortadoğu'yu istila projesinin temelleri atılıyor.

ABD'nin yeni küresel savunma stratejisi ayrıca ülke dışındaki askeri varlığını daha etkin hale getirme amacı da taşıyor. Avrupa'daki üslerinin bir bölümün kapatmayı düşünen ABD, Macaristan, Bulgaristan ve Polonya gibi ülkelerde yeni üsler açmayı planlıyor.

ABD'nin yeni küresel savunma stratejisinde Türkiye'ye de önemli roller yükleniyor. Amerika öncelikle İncirlik üssünü çok daha etkin kullanmak ve üs ile ilgili tüm denetim ve kısıtlamaların kaldırılmasını istiyor. Almanya'da bulunan F-16 uçaklarını İncirlik'e yığmak isteyen ABD, ayrıca Konya Karapınar'daki üssü de daha yoğun olarak devreye sokmayı amaçlıyor…

Yeni küresel savunma stratejisi çerçevesinde ABD, öncelikle "yeni ortaklıklar kurma" peşinde koşuyor. "Maksimum esneklik ve çeviklik" ile "küresel ve bölgesel odaklanma" ise yeni stratejinin diğer ayaklarını oluşturuyor…

Amerika, çeşitli ülkelere yerleştirdiği askeri güçlerinin rahat hareket etmesini, istediği anda çok çabuk olarak harekete hazır hale gelmesini, giriş ve çıkışlarda herhangi bir zorluk gösterilmemesini istiyor… Türkiye'den de başta İncirlik olmak üzere diğer tüm üsler için bu taleplerde bulunuyor… Ve tam bu sırada, Türkiye-İsrail "ortak mühimmat depolama" anlaşması yapılıyor. Yani İslam ülkelerine karşı, İsrail ve ABD, Türk silah ve malzemelerini kullanmaya hazırlanıyor!

ABD bunları niçin istiyor?

Büyük Ortadoğu Projesi'nin eksiksiz uygulanması için istiyor…

BOP neyi amaçlıyor? Ortadoğu ve Kafkasların bağrına Amerikan hançerini saplamayı amaçlıyor…

Oysa, bu hançerin hedefinde Türkiye'de vardır. Yeni küresel savunma stratejisi ile ABD, Türkiye'ye atlama taşı olarak kullanıp bölgeyi hegemonyası altına alacaktır. Bugün ülkemize ABD'nin işgal politikalarının taşeronluğunu yapanlar, nasıl tarihi bir hata yaptıklarını anladıklarında iş işten geçmiş olacaktır!..

Çünkü, Amerikan saldırganlığını bölgede önleyebilecek tek ülke Türkiye'dir.

Türkiye dik durduğu zaman, üslerini Amerikan saldırganlığının hizmetine vermediği zaman, halkı Müslüman olan ülkelerle barış ve işbirliği çerçevesinde etkili ilişkiler kurduğu zaman, yeni bir dünya vizyonu sunan D-8 projesine sahip çıktığı zaman; ABD bu kadar pervasız hareket edemeyecektir!

Türkiye, Ortadoğu ve Kafkasları ABD saldırganlığına terk etmemelidir… AKP bunun vebalini ağır ödeyecektir.[5] AKP'yi kendi içindeki ve Türkiye'deki kripto Yahudilerin de ABD'deki çok güvendiği Siyonistlerinde kurtaramayacağı tehlikeler beklemektedir.

Prof: Yalçın Küçük'ün, isimlerini ve soy kütüklerini tespit ve teşhir ettiği bazı kripto (gizli) Yahudiler, mücahit ve muttaki rolüyle, önce Milli Görüş'e girmişler, önemli mevkilere gelmişler, daha sonra da AKP'yi kurmak üzere çekip gitmişlerdir.

Hala içimizde kalanlar ise, daha etkili ve tehlikelidir.

Türkiye Cumhuriyetini bir siyon devleti olarak kurmak, ülkemizi ve milletimizi kendi hesaplarına kullanmak isteyen kripto Yahudilerin ve masonluk hâkimiyetinin sinsi saltanatı yıkılmak üzeredir. Çünkü AKP, dış güçlerin ve işbirlikçilerin son hükümetidir.

Kripto Yahudilerin (Sabataist Dönmelerin) Gizli Devleti:

İşte Gerçek Kurtlar Vadisi: "BÜYÜK KLÜP"

"Öncelikle aysbergin su yüzeyinde gözükenin Susurlukta belirginleşen mafya-siyasetçi-iş dünyası şeytan üçgeni olduğu artık cümle alemce biliniyor. Bu nedenle aysbergin görünmeyen dev kütlesinde yer alanları deşifre edeceğim. Derin Devlet-Derin Mafya-Derin Sebataycılar üçgeni ilişkisi hiç yazılmadı bugüne kadar. Eski İçişleri Bakanı Saadettin Tantan, eğer zorla istifa ettirilmesiydi ' Gümüşsuyu çetesi!' olarak simgelediği ' Büyük Klüp', yani ' Manevi Cihazlanma Teşkilatı'nı deşifre edecekti. (Ama maalesef, gücü ve gönlü yetmedi, gözü kesmedi)

Gerçek Kurtlar Vadisi'nde; Sebataycıların yönetici, mafya konumundaki alttakilerin ise sadece günah keçisi ve sıradan işçi olduğunu pek az insan fark edebiliyor. Soner Yalçın ' Efendi' adlı kitabını boş yere yazmadı. Bu kitap; çifte dinle ve kimlikle yaşadıkları için su yüzüne bugüne kadar çıkamayan, ama bundan sonra deşifre olurlarsa hain, dönek damgası yemekten korkan ülkemizin gerçek yöneticileri Sebataycıların, Türkiye'nin AB'ne bağlanan umutlarıyla paralel olarak su yüzüne çıkma ve kendilerini aklama girişimidir. Bu vitrini hazırlamak Yalçın'ın deyimiyle 'dincilere' bırakılamazdı. Artık herkes onlardan saygı ve korku ile bahsetmeliydi; şapka çıkarmalıydı. Yalçın'ın gayretkeşliği bu yüzdendi. (ama ne olursa olsun, bu gizli ve kanserli yaraya parmak basıldı ve çıban deşildi.) "20. yüzyılda Yahudiler iki devlet kurdu biri Türkiye, diğeri İsrail'dir." diyen Sebataycıların ülkemizde kurduğu gerçek Kurtlar Vadisi'ni okumaya hazır olun…

Derin devlet konusunda 'Milli Stratejik Konsept' adlı bir kitap yazan ve Çevik Bir tarafından mahkemeye verilip beraat eden eski MİT'ci akademisyen, Doç. Dr. Nurallah Aydın'ın anlattıkları aslında 'off the record' idi. Artık yazmak zorundayım. 33. dereceden mason olan Süleyman Demirel'in en önemli özelliği MİT'de Aydın gibilerle sivil yapılanma kurabilmesiydi. Demirel'le birlikte Aydın'da tasfiye edildi; zaten anlattıkları intikam içindi. Sebataycıların 'bizdendi' diye sahiplendiği Atatürk, mason localarını kapatmıştı ve komünist yapılanmalarına göz açtırmamıştı. Selanik'ten ülkemize getirdiği çoğunluğu yüksek eğitimli ve paralı Sebataycıların Türkiye cumhuriyeti ve inkılâplarının çekirdek kadrosu olduğu doğru bile olsa Atatürk'ün ucu dışarıda olan yapılanmalara soğuk yaklaştığı inkâr edilemez. Zaten Türkiye'nin gerçek Kurtlar Vadisi, Atatürk'ün ölümünden sonra TL'ye resmini bastıracak kadar hoyratlaşan İsmet İnönü'nün hediyesidir. Eşi Mevhibe Sebataycıdır aynen Bülent Ecevit'in eşi Rahşan gibi. Sebataycı Yakup Kadri, Halide Edip, Fatih Rıfkı Atay, Ahmet Emin Yalman, Abdi İpekçiler'den bugüne geldiğimizde bu entellektüel misyonu taşıyan Orhan Pamuk gibi kalemler, bizi hep bizden uzaklaştırdı. Bir yandan kültürel yozlaşma bir yandan asıl güçlerini barındıran iş dünyasıyla ortaklaşa ülkemizi sömürdüler. Siyaseti onlar belirledi ve ek olarak medya-mafya-asker-bürokrat bağlantılarını kullanarak demokrasimizin acı tarihine düşen dört askeri darbeyi onlar fişekledi.

Nurallah Aydın'ın dilinden işte müthiş gerçekler: Derin devlete alnı secdeye değeni almazlar. Hiyerarşik bir yapılanmaya sahip gizli örgütlenme 4000 kişiden oluşur. İş adamı, gazeteci, asker, akademisyen hepsi saygın güya laik Kemalist büyük bir gizli örgüttür. Askerler sanıldığı gibi Konsey'de çoğu zaman başkan değildir, üyedir. Emekli olduktan sonra büyük holdinglerde danışman sıfatıyla yüksek maaşa bağlananları araştırırsanız kimler olduğunu bulursunuz. (Korkmaz Yiğit'in danışmanı Güven Erkaya ve Cavit Çağlar-Hayyam Garipoğlu'nun danışmanı Teoman Koman, Fenerbahçe Cumhuriyet'inden Atilla Kıyat gibi F.A.) Bu askerler TSK'yı temsil etmesede öyle görülür. Tüm MGK Genel Sekreterleri( Nuretin Ersin, Tuncer Kılıç gibi F.A.) ile derin devlet arasındaki askerler arasında direk ilişki olması düşündürücüdür. İlk defa Çevik Bir Genelkurmay 2. Başkanı olarak bu hiyerarşiyi bozdu ve başkanlığa adaylığını koydu. 28 Şubatta aşırı çaba sarf etti. Esasen kararı verecek Konsey'in gizli başkanı Anadolu kaplanlarına savaş açan İstanbul dükalığının patronu, ülkemizin en zengin-Holdinginin sahibi Koç'tur. (Koçların yanı sıra, Sabancı, son yıllarda Karamehmetler, Kamuran Çörtük, Uzanlar, Ayhan Şahenk- Doğuş Grubu, Eczacıbaşıoğlu, Ulusoylar Konseyde temsil edilir. F.A) 28 Şubat irticaya karşı mücadele değil İstanbul dükalığına karşı ekonomik mücadele başlatan Anadolu kaplanlarını kafese sokma darbesidir. 5000 şirketin önü yeşil sermaye diye kesilmiştir. Bu grupların gazeteleri, derin devletin 28 Şubat operasyonunda provakasyonculuk yapmıştır. 28 Şubatla derin devlet, askerleri kullanarak Anadolu Kaplanı denilen ülkenin gerçek sahibi dindar kesimleri sindirmiş, Sebataycı sermayeyi rahatlatmıştır.

Derin devletin liberal gazeteleri Hürriyet, Milliyet; sol eli Cumhuriyet, kirli tetikçi sol eli Aydınlık, kirli sağ eli ise, kendileri bilmese de AkitVakittir. Derin devletin gazetecileri tetikçilik yapar, ancak Uğur Mumcu gibi ileri gittiği için kalemi kırılanlarda olur. Bir dönem Sebataycı Güneri Civaoğlu parlatılır, bir dönem Ertuğrul Özkök, Emin Çölaşan, Fatih Altaylı tetikçilik yapar. 28 Şubat'da olduğu gibi bir dönem gelir Sebataycı Dinç Bilgin'in gazetesi Sabah'ın manşetlerini Sebataycı Çevik Bir, sabah veya öğle toplantılarına katılarak atar. Hürriyet ve Akit'in bazı manşetleri aynı odaklarca ve aynı odada taraflarından hazırlanır; biri ortamı, diğeri tetiği çeker. Ülkücülere 1980 sonrası mafya görevi verilir ve yurtdışında suikastlar, darbeler ihale edilir. MİT'in derin adamları onları gizli operasyonlarda kullandığı için mutludur; ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmayarak istihbarat yaparlar. Sebataycılar, hoşlanmadıkları Mehmet Eymür-Hiram Abbas ikilisinden aldıkları Mehmet Ağar-Şengal Atasagun ikilisine darbe ile devrederek yeni bir sayfa açarlar. Bu nedenle Susurluk'ta Abdullah Çatlı, daha sonra Yeşil tasfiye edilir; kullanılan eski tetikçiler Oral Çelik, Abdullah Argun artık yetim kalmıştır; vatanı için çalıştığını sanan zavallılar heyecanlı sonuçta hep kullanılarak paçavra gibi bir kenara atılmışlardır. Oysa bir dönem kara ticaret onlarla yürütülürdü, ancak nedense cepleri hep boştur. Mehmet Ağar, geleceğin parlayan gülüdür.

Akademisyenlerde bu gruptadır, hata yapanın kalemi kırılır (Necip Hablemitoğlu gibi verilen görevde sapla samanı karıştıranların kalemi kırılır; düştüğü bataklıkta batar. F.A.) Konseye üye 'Derin Akademisyenler' Atatürk ve laikliğin arkasına saklanarak ülkenin gerçek sahiplerinin önünü irtica safsatası ile tıkarlar. Başörtüsü, YÖK, İmam Hatip krizleri bir şal gibi Konsey ve örgüt ortakları Sebataycı vurguncuların soygunlarını gündemden düşürür, üstünü örter. Ülkenin bankaları hortumlanırken gürültü çıkartırlar ve dikkatleri başka tarafa çekerler. Bankaları hortumlayanların çoğu Sebataycıdır ve derin devletin bilgisi dahilinde olmuştur. Eğer derin devletin "mafya kasası olan tefeci Yahudi Nesim Malki" öldürüldüğünde İsrail'in 2 milyar doları kaybolmamış olsaydı, Kurtlar Vadisi bu denli karışmayacaktı. (Demek ki, İsrail'ide oyuna getiren ve MOSSAD'ı şaşkına çeviren, bir milli derin cephe açılmıştı.) Mossad seri suikastlarla tahsilâta başlamasa idi, ne Türkbank skandalı ortaya çıkar, nede bankaların hortumlandığını kavrayabilirdik. Çakıcı-Yiğit-Mesut Yılmaz-Güneş Taner bağlantıları saçılırdı. Mossad, para derdine kendi ayağını vurmuştu. Bu ülkenin 50 milyar dolarını bankalarda batıranların arkasında gizli bir örgüt yapılanması aranmalıydı. Derin devletin haberi olmadan bu kadar soygun yapılamazdı. Bazılarına göre bu gizli örgütün adı Ergenekondur. Diğer tanımıyla NATO üyesi ülkelerde CIA tarafından kurdurulmuş "Gladio" dur. Yalnız tek farkı Mossad'ın katkılarıyla örgütlenme Sebataycı eksenli Masonik bir temelde gelişmişti. Çıkarları için sağ el veya sol el fark etmiyordu. Sağcı mafyaları da, solcu militanları da, bunlar kullanıyordu. Logosunun yanında 50 yıldır takiyye yaparak 'Türkiye Türklerindir' diyen, gazete medyadaki ana üsleriydi; dolayısıyla Koç Grubu'nun çıkarları Türkiye'nin çıkarlarından önce geliyor. Kemalizm ve laiklik oyuncaklarıyla Sebataycı örgütlenmeye karşı çıkanlar yok ediliyor veya sindiriliyor.

Bir ahtapot gibi kolları olan bu örgütün ülkemizdeki yasal adı "CIRCLE D'ORIENT"- "Büyük Klüp." İngilizce isminde geçen "Circle" aynı zamanda Tapınakçıların yurtdışındaki yayın organının ismidir. Siyonizm, Sabataycılar ve Tapınak Şövalyeleri arasındaki gizli bağlantı; Siyonist Tapınağı Tarikatı'na kadar uzanır. Üstadı azamlarının ünvanı ' Denizci'dir. Güven Erkaya'nın bir dönem başkanlığını yürütmesi sadece eski Deniz Kuvvetleri Komutanı olmasından kaynaklanmamaktaydı. Emekli deniz oramiralı ve 12 Eylül sonrası başbakanlık yapan Bülent Ulusu, uzun süre Büyük Klüp'ün başkanlığını yürüttü, halen üyedir. Onun döneminde üye olan meşhurlar arasında babasından misyonu devralan Mehmet Ağar ve Beşiktaş'ın efsanevi başkanı Süleyman Seba sayılabilir. Seba, emekli olmadan önce MİT'in İstanbul Bölge Müdürüdür. Ünlü mafya babası Aladdin Çakıcı, Ulusu döneminde üye kabul edilir. Çakıcı, ülkenin en büyük uyuşturucu ve silah taciri Dündar Kılıç'ın damadıdır. Sebataycıların kullandığı mafya kolunu temsil etmektedir. Kara para onlardan sorulur. Hakkındaki onca delile rağmen beraat ettirilir. Çakıcı, bu ülkede devletin adamı olarak derin devlete çalışan en derin adamdır. Konuşursa alem karışır. Bu nedenle devlet eliyle kaçırılır. Sinan Engin sadece talimatı yerine getirmiştir.

İngilizcesiyle "MORAL REARMAMENT-MR", Türkçesiyle "MANEVI CİHAZLANMA TEŞKİLATI" nın kökleri dışarıdadır. Tapınakçıların, zuhuruna vesile oldukları Protestan mezhebinin bağlısı (Lutheryan) Amerikan Pastor'u Frank Buchman tarafından, 1929'da "Oxford Group" olarak tesis edilir. Buchman daha sonra, İngiltere'de EVANJELİK olur; yani Bush oğlu Bush'un, "Yeni Dünya Düzencileri"nin mezhebine duhul eder!.. Bu derneğin Türkiye şubesi Beyoğlu'ndadır. Hatta oranın bir sokağında, "Asmalı Mescid vardır; aynı sokakta, "B'NAI B'RITH-AHDİN KARDEŞLERİ" teşkilatı, "FAKİRLERİ KORUMA DERNEĞİ" adı altında faaliyet göstermektedirler. İşte bu sokakta, "MANEVİ CİHAZLANMA TEŞKİLATI" da faaliyete başlar. "Toplum faydasına dernekler" listesinde olup, vergiden muaf ve üste "bütçe"den para da alan bu -bu iki- derneğin kurucu başkanı, -mini mini vali" Prof. Dr. FAHRETTİN KERİM GÖKAY'dır… 33. dereceden mason olan bu adamın, Göztepe-İstasyon durağındaki köşkü teşkilatın toplantı yeri idi; şimdi dikkat, bir başka toplantı yeri ise İSMAİL AĞAR'ın, Kadıköy'deki köşkü… Bu adam, 60 ihtilalinde idam edilen F. R. Zorlu'nun da akrabasıdır ve Ayasofya'nın Ortodoks ibadetine açılmasını istiyor. Yani sadece Heybeliada'daki Ruhban okulunun açılmasıyla istekleri son bulmayacaktır.

Bu teşkilatın bir diğer üyesi ise, HAZIM ATIF KUYUCAK;bu adam, "Supreme Konsul'de Türküye Masonlarını temsil eden iki kişiden biri; diğeri de "Ceza"cı meşhur dönme Sahir Erman… Kuyucak, "Nur Locası"nın da Üstadı olan bir Mason; "Avrupa Birliği"nin "sevdalısı" biri… Celal Bayar, Vehbi Koç, Sakıp Sabancı, İ. Sabri Çağlayangil, bunun "altında" olan adamlar… Bu "Manevi Cihazlanma Teşkilatı"nın bütün üyeleri aynı zamanda 'Büyük Klüp'ün üyeleri…

Bu BÜYÜK KLÜP'e kimler üye… Gündüz Kılıç, Bülent Ulusu, Cevher Özden (Banker Kastelli) Ali Rıza Çarmıklı, A. Emin Yalman, (Tek Dünya Fikrini Yayma Cemiyeti"ni dahi kurmuştur.), Ömer Çavuşoğlu, -kardeşi- Nazlı Ilıcak ve kocası Kemal Ilıcak, Nejat Eczacıbaşı, Sabri Ruso, Duran Kalkan, (99'a kadar 13 sene başkanlığını yapmış), Çetin Emeç, Ahmet Fevzi Ellialtıoğlu (devşirme, babalarından biri Yeniçeri Ocağının "56. Ortası"na mensub), Sadettin Bilgiç, Gazanfer İlge, Atalay Coşkunoğlu, Yuda Leon Cukran, Mehmet Emin Karamehmetler, Ümit Aslan Utku, Nejat Tümer (emekli Oramiral), Enver Necdet Egeran (Muhteşem Salomon'a "Mason değildir" belgesi veren TPAO'nun yıllarca başında oturmuş adam) Başaran Ulusoy, Selçuk Maruflu, (ANAP'lı, "Arı Grubu", "Finans Klüp" ve "Mülkiyeliler Birliği" üyesi, DPT ve Eximbank'ta uzun süre çalıştı.) Raif Dinçkök, Adem Ceylan (meşhur Ceylan Holdingin "para işlerine" bakan üyesi, bu aile eski İstanbul Emniyet Mdr. Hasan Özdemir ile eski Mly. Bkn. Masum Türker'i parmaklarında oynatırlar ve "iş" takibi yaptırırlardı) Vehbi Koç, Sakıp Sabancı, Şerif Egeli vesaire…

Hafızanızı tazeleyeyim, Büyük Külüp'ün ismi, "Susurluk" meselesinde de geçmiş, hatta Başkanı Duran Kalkan gizlice giderek ifade bile vermişti. Derin devletin iki Yalçın'ını (Küçük ve Soner'i) Sebataycılarla ilgili yazdıkları kitaplarda "maksatlı" bulmamın sebebi, "Geyik" muhabbeti ile kulaklarına üflenen malumatları "deve" yapmaları ve bu sayede de Kemalist Oligarşi'nin hayatta kalması için "saf müslüman avına" çıkmaları… "Bu ülkenin sahibi Sebataycılardır. Onlara rağmen her girişim başarısızlıkla sonuçlanacaktır." diyerek aba altından sopa gösteriyorlar.

Büyük Külüp'ün 2003 tarihli yönetim listesini isteyenlere sunuyorum. Bunun temininde İstanbul Sevi'nin (Sandal'daki) katkısı mevcut, müteşekkirim.

"BÜYÜK KÜLÜP" İDARI HEYETI YÖNETİM KURULU: BAŞKAN: DURAN AKBULUT Sanayici, GÜNDÜZ KAPTANOĞLU Armatör, Türk Armatörler Birliği Koop. Bşk., ERCAN TARGAY Bankacı, TEVFİK ALTINOK Hazine ve Dış Ticaret Eski Müsteşarı, M. OKAN OGUZ Sanayici, İhracatçı (TİM Eski Başkanı) RIDVAN KARTAL Avukat, Ekonomist, Armatör YAĞIZ DAĞLI Hukukçu, Uluslararası Av. Birliği Yön. Kur. Üy. ERGUN EREZ İnş. Müteahhidi, FERİDUN PEHLİVAN 19. ve 20. dönem Bursa Milletvekili, MEHMET ÖZCAN Sanayici NURİ BAYLAR İşadamı

YEDEK UYELER: PERVİZ ZEKIOĞLU Sanayici, O. TAYLAN KENDİRLİ Ekonomist, ÇETİN YENTUR Bankacı, İNAN ŞEFKATLİOĞLU Sigortacı, HANDE YILMAZ İhracatcı, MURAT NUMAN ERDEM Ekonomist, NEVHAN GÜNDÜZ İşletmeci

BALOTAJ KURULU: ALİ RIZA ÖZKAN Sanayici, METİN SELÇUK Bankacı, Halk bank Eski Gn. Md. Yard., AHMET MALAZ Sanayici, MEHMET SEREN DİNÇLER Avukat, AHMET BEDRİ İNCE Armatör, KOPTAGEL İLGÜN, Prof. Dr. Eski Başhekim SELCUK GÖKÇE, İhracatcı HASMET OLGAÇ, Kimya Mühendisi MELİH TAVUKCUOĞLU, Müteahhit RIZA DEDEHAYIR, İşadamı AHMET ÖZBİLGE, Yönetici ADEM CEYLAN, Sanayici MİSEL GÜLÇİCEK, Sanayici BURHAN SARGIN, İşadamı UGURMAN YELKENCİOĞLU Yönetici, Tofaş Eski Gen. Md.

YEDEK ÜYELER: SERPİL BAĞRIAÇIK Ekonomist, COŞKUN BEKAR Gümrük Müşaviri, EMİR BERDUK MARSAN Yönetici, MEHMET G. GÜVEN Endüstri ve Kimya Mühendisi, ATİLLA TACİR Ekonomist

DİSİPLİN KURULU: YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı, NECIP KOCAYUSUFPAŞAOĞLU Prof. Dr. (Hukuk), NEZİH ISERI Emekli Amiral, Yüksek Mühendis NAZMI AKIMAN, Emekli Büyükelçi AHMET SERPIL, Prof. Dr. Yeditepe Üniversitesi Rektörü EROL CİHAN, Prof. Dr. Av. SABİ RUSO, Avukat SEVGİ GÜMÜŞTEKİN, Avukat THY Genel Müdür Eski Muavini, TURGUT İÇTEN Yeminli Mali Müşavir, ERSİN ETİ Dr. Yüksek Mühendis, ERTUNA YAŞAR Avukat

YEDEK ÜYELER: BESALET BARIM İşadamı, OKTAY ÖZCAN İthalat-İhracat, İSMAİL YILDIZ İşadamı, ZEKİ TANYERİ Sanayici, TEKİN AKMANSOY Sanatçı

DENETLEME KURULU: HALİL GÜMÜŞ Yeminli Mali Müşavir, ALPER KUŞS İst. Eski Defterdarı, ENGİN BERKER Yeminli Mali Müşavir

YEDEK ÜYELER: SİNAN KILIÇ Doktor, YİĞİT TAVUKCUOĞLU Ekonomist, ORHAN TUNCER İşadamı.[6]

Sabataycılık Konusunda Manevralar

SABATAYCILIK konusu artık Türkiye'nin gündemine girmiş bulunmaktadır. Birtakım çevrelerin bundan rahatsız ve tedirgin olmalarını da çok tabiî karşılamak gerekir.

Bu çevrelere mensup bazı kişiler ve kalemler şimdi Sabataycılık meselesini çarpıtmak, dejenere etmek için sinsice faaliyet ve propagandalara başlamışlardır.

1. Konuyu önemsiz gibi göstermek: "Evet çok eskiden yüz kadar Sabataycı aile vardı. Sonra bunlar büyük kütle içinde eridiler, yok oldular; artık şu anda Sabataycılık Mabataycılık diye bir şey yoktur. Bu yaygara tamamen gericilerin, siyasal İslâmcıların, fanatiklerin işidir…"

Bu gibi laflarla gerçekleri örtüp gizlemek mümkün değildir. Ülkemizde, Bay Harry Ojalvo'nun dediği gibi bir buçuk milyon Sabataycı yaşamaktadır. Bunlar ülkeyi kontrolleri altına almışlardır. Yalçın Küçük'ün Tekelistan, Sırlar, Şebeke, Tekeliyat 1, Tekeliyat 2 kitaplarını okuyanlar (onlardaki bazı bilgiler tashihe muhtaç da olsa) Türkiye'deki Sabataycı hakimiyet ve saltanatının boyutları hakkında fikir edinebilirler. "Sabataycı kalmamıştır, onlar eriyip bitmiştir" gibi iddialar gülünçtür, tamamen gerçek dışıdır.

2. "Herkesi Sabataycı olarak gösteriyorlar. Bu kadarı da olmaz…" Prof. Yalçın Küçük'ün dediği gibi Sabataycılık büyük bir buzdağı gibidir; bunun ancak onda biri, hatta yüzde biri suyun üzerindedir. Geri kalan kısmı sırdır, karanlıktadır. Uzun müddet çalışılmalı, derin araştırmalar yapılmalıdır ki, bu konudaki gerçekler ortaya çıksın. Hal-i hazırda bir takım kimselerin Sabataycılığı henüz iddia safhasındadır. Bu konuda müsbet (ispat edici) deliller bulunmadıkça kesin konuşulamaz. İşte bazı Pembeler bundan istifade ederek zihinleri karıştırmak, bu kadarı da olmaz demek istiyorlar.

3. Sabataycılık konusunda öyle bir karışıklık, öyle bir şaşkınlık havası çıkartmak istiyorlar ki, herkes kendi kendine "Acaba ben de mi Sabataycıyım?" diye sorsun.

4. Yine zihinleri karıştırmak için, Sabataycı olmaları mümkün olmayan birtakım kimseleri Sabataycı olarak göstermek ve sonra da bütün iddiaların böyle olduğu havasını vermek.

5. İslâmî kesimdeki bazı yazarlar da, Sabataycıların ekmeğine yağ sürecek yayınlar yapıyor. Mesela şöyle diyorlar: "Efendim madem ki, bunlar ‘Biz Müslümanız' diyorlar, o halde hüsn-i zan etmemiz gerekir. Bu konuyu kurcalamak doğru değildir…"

Garip mantık!.. Adamların iki kimlikli olduğu ilmî araştırmalarla kesin şekilde biliniyor. Adamlar, bir yandan biz de Müslümanız diyor, öte yandan İslâm'a ve Müslümanlara veryansın ediyor ve Müslümanların bu konuyu kurcalamaması gerekiyor. Aman ne mantık ne mantık.

Sabataycılıktan, Avdetîlikten, Dönmelikten İslâm'a gerçekten, sahiden olarak dönmüş olanlar bulunabilir. Bunlara bir şey denilemez. Lakin adam hem Müslümanım diyecek, hem de İslâm'a saldıracak, bu işin içinde bir bit yeniği olduğunu anlamak için kişinin dahi, süper zekâ mı olması gerekir.

6. Bazıları da Sabataycılıkla ilgili yayınların ve iddiaların ilmî olmadığını iddia ederek kafa karıştırmak istiyor. İlmî olmaktan kasıtları nedir? Bir konudaki bütün yazıların, iddiaların, bilgilerin mutlaka akademik araştırma seviyesinde, bol dip notlu, bibliyografyalı araştırma şeklinde olması gerekmez ki. İddia iddiadır. Gerçekler bazen halk lisanıyla yazılır. Milyonlarca vatandaşa ilmî araştırma üslubu ile hitap edilemez. Gerçeklerin dip notlu olup olmaması esası değiştirmez. Bir kısım araştırıcılar derin ilmî araştırma yaparlar, başkaları da onların araştırmalarından yararlanarak, anlaşılır ve basit bir üslupla gerçekleri anlatan basit ve popüler yazılar yazarlar.

  • Türkiye'de çok güçlü, gizli, esrarlı bir Sabataycı lobi vardır.
  • Bu lobi iki kimliklidir. Zahirde Müslüman ve Türk görünür. Asıl kimliği ise bir nevi Yahudi tarikatı olan Sabatay Sevi dinidir.
  • Bunlar üç büyük aileye veya kabileye ayrılır: Karakaşlar, Yakubîler, Kapancılar.
  • Kendilerine mahsus mezarlıkları vardır.
  • Bunlar hakkında Avrupa'da "Son Dönmeler" adıyla dokümanter bir film çevrilmiştir.
  • Bütün büyük ansiklopedilerde Sabataycılık maddesi bulunmaktadır.
  • İsrailli Profesör Scholem'in Sabatay Sevi hakkında bin sayfalık muazzam ve çok önemli bir ilmî araştırması yayınlanmıştır.
  • Konu hakkında başka ciddî ve ilmî kitaplar ve araştırmalar da mevcuttur.
  • Sabataycıların kendilerine mahsus, Sazan denilen din adamları vardır.
  • Sabataycılar, istisnâi vak'alar dışında Müslümanlarla evlenmezler.
  • Yakın tarihimizdeki bütün darbe, inkılap, ihtilal, değişim hareketlerini Sabataycılar yapmışlardır.
  • Ülke rantlarının büyük kısmı Sabataycılar tarafından paylaşılır.
  • Dışişleri Bakanlığı Sabataycıların en güçlü oldukları dairedir.
  • Büyük medyada güçleri büyüktür.

Bunca gerçek karşısında "Sabataycıları incelemek, bu konuda yayın yapmak ahlâka aykırıdır. Bir nevi antisemitizm yapmaktır…" gibi fikirler ileri sürenlere ne demeli?

Onlardan bazıları benim dinime saldırırken anti-islâmizm yapmış olmuyorlar, ben onları incelerken antisemitizm yapmış oluyorum…

Antisemitizm yapmak elbette doğru değildir. Ancak, antisemitizm başka şeydir, Sabataycıları incelemek, merak edip araştırmak, ne olduklarını anlamaya çalışmak başka şeydir.

Profesör Yalçın Küçük, Sabataycılıkla ilgili birinci eserine Tekelistan adını koymuştur. Niçin? Çünkü bu ülkede birtakım gizli, esrarlı, güçlü lobiler yaman bir tekel kurmuşlardır.

Türkiye'de birtakım güçler demokrasiyi de, laikliği de, cumhuriyeti de kendi işlerine, kendi menfaatlerine uygun bir şekilde yorumlamaktadır.

Bu gizli ve esrarlı güçler ülkemizin, devletimizin, toplumumuzun tarihî devamlılık çizgisine ve mecrasına oturmasını istemiyor.

Onlar millî kimliği erozyona uğratıyor.

Onlar Türkiye'deki topyekûn, genel, total buhranın sorumlusudur.

Sabataycılar hakkında sorulması gereken ana suallerden biri de şudur:

  • Sabataycılar niçin hukuk fakültelerinin ceza hukuku kürsüleriyle bu kadar yakından ilgileniyorlar, buralarda kadrolaşılıyorlar? Ceza hukukunu niçin bu kadar çok seviyorlar?

1950'li, 60'lı yıllar… Ceza Kanunumuzdaki 163. madde ile dindarlar üzerinde ağır baskılar yapılıyor. Risale-i Nur okuyan, dinî faaliyette bulunan, dinî yazı yazan nice vatandaş ağır ceza mahkemelerine veriliyor. Mahkeme yazının, konunun bilirkişiye havalesini uygun görüyor. Bilirkişiler mâlum… Rapor geliyor. "Yapılan tetkik sonunda yazının veya fiilin 163'üncü maddeyi ihlal ettiği ve suç işlendiği kanaatine varılmıştır…" Karar: "Sanığın şu kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, hapis yattıktan sonra da şu şehirde şu kadar yıl sürgüne gönderilmesine…"

Bendeniz 60'lı yıllarda 163'üncü maddeyi ihlal suçuyla ağır ceza mahkemelerinde çok süründüm. Yazdığım yazıların nicesi yüzünden mahkemeye verildim. Dosyalarda hep Pembe bilirkişilerin raporları vardı.

Nihayet bir gün tepem attı. Bir yazımın altına şu mealde bir not koydum: "Bu yazıyı hiçbir Mason, Dönme, dinsiz, vicdansız bilirkişi inceleyemez…"

Bu yazıdan da mahkemeye verildim. Savcı ifademi almak için çağırdı. Baktım dosyada şöyle bir bilirkişi yazısı yer alıyor:

"Sanık, peşinen bilirkişiyi tahkir etmiş olduğundan istenilen incelemenin yapılması uygun görülmemiştir…"

Şimdiye kadar defalarca yazdım, tekrar ediyorum:

Tezelden çok ciddî, çok ilmî bir "Türkiye Sabataycılarını İnceleme Dergisi" çıkartılmalıdır. İlmî olacağı için senede iki veya dört defa çıksa yeter. Geniş hacimli olmalı, her sayısında on kadar konu çok derin, çok ciddî, çok seviyeli bir şekilde, kaynaklar, belgeler bildirilmek şartıyla incelenmelidir.

Bunun yanında, halkı aydınlatmak için konuyla ilgili popüler kitaplar, broşürler, makaleler de yayınlanmalıdır.

Bilgi ışıktır, bilgi güçtür. Yeter ki, gerçeğe hizmet edilsin.[7]


[1] http://www.hebergazete.com/ /06-06-2004

[2] Siyasette 35 Yıl / S.Arif EMRE / C.1-Sh. 200-202 / Keşif Yay. – Mart 2002

[3] 22 haziran 2004 Milli Gazete

[4] http://www.netpano.com/ / Y. Küçük'le Röportaj.

[5] Dr. Abdullah Özkan 22 06 2004 / Milli Gazete

[6] http://www.sonsaniye.net/ / 30 06 2004 / Faruk ASLAN

[7] Milli Gazete / 24 07 2004 / M. Şevket. Eygi

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Milli Çözüm Dergisi

Milli Çözüm Dergisi

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...