YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980e86e14683
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 6
Bugün : 39676
Dün : 57744
Bu ay : 97420
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48800733
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Kanser; vücudun herhangi bir bölgesindeki hücrelerin, bir müddet bulundukları organdan beslenmelerine ve diğer hücrelerle de uyum içinde hareket etmelerine rağmen, daha sonra çevresiyle olan işbirliği ve dayanışmayı keserek birdenbire ve bencil şekilde kendi hesabına büyümeleri ve vücudun dengesini alt-üst etmeleridir.

Nankörlük de, aynen kanser gibidir. Sosyal yapının birer uyumlu üyesi ve hücresi olması gereken insanların, düze çıkınca, önceleri beslendikleri ve birlikte hareket ettikleri çevrelerinden kopmaları ve sadece kendi kendilerine hizmet etmeleri ve toplum bünyesinden ayrı ve ayarsız biçimde urlaşıp büyüme niyet ve hıyanetleridir.

 

Nankörlük, Farisice; “Ekmek vereni görmemek, üzerinde hakkı ve emeği olanları unutuvermek, iyilik ve ikramı inkar etmek ve kadir kıymet bilmemektir.”

Nankörlük: Darlıktan rahatlığa, yoksulluktan varlığa çıkınca havalara girmek… Veya hastalık ve sıkıntıya uğrayınca itiraz ve isyana yönelmektir…

Kur’an’da “küfür/inkar”la nankörlüğün aynı kelime ile ifade edilmesi, oldukça dikkat çekicidir. Hatta bazı ayetlerde “şirk”, “şükr”ün zıddı olan bozuk bir tavır şeklinde bildirilmiştir.

Nankörlük; mümine ve mertliğe yakışmayan bir vefasızlık ve vasıfsızlık örneğidir… Ve çok çiğ ve çirkin bir vicdansızlık alametidir…

Nankörlüğün en çok gözlenen ama zararsız bir düşünce ve davranış biçimi zannedilen şekli:

Lütfedilen nimetlerin, önem ve öncelik sırasını kavramamak… Kendisine “hidayet, istikamet, feraset, sıhhat, afiyet” gibi çok değerli faziletler verilmişken bunları küçümseyip, “servet, şöhret ve siyasi etiket” gibi geçici nimet sahiplerini kıskanmak ve onlara yerinmektir.

Ve yine, üzerimizdeki nimetlerin asıl sahibi olan Allah’ı unutup, bütün methini ve muhabbetini, o nimetlerin kendisine ulaşmasına zahiren vesile olan kişilere yönelmektir. Elbette insanlara teşekkür edilmelidir. “Çünkü insanlara teşekkür etmeyen, Allah’a şükretmemiş gibidir”[1].

Ancak, her nimeti ve her halde Allah’tan bilmek ve bütün kalbimizle O’nu sevmek ve şükretmek gerekir ve görevimizdir.

Bize altın madalya gönderen padişahı unutup, o hediyeyi evimize getiren postacının elini ayağını öpmek, ne kadar edepli, erdemli ve isabetli bir davranış sayılabilir?.

Ama bunun zıddı olarak, Allah’ın rahmet ve faziletlerinin bize ulaşmasına vesile ve vasıta kıldığı anne babalarımızı, hocalarımızı ve dostlarımızı ” Size minnet borcum yok… Bunlar bana Allah’ın ikramıdır..” diye terslemek de; elbette nankörlüktür ve terbiye dışı bir harekettir.

İnsanları:

a-Vefa gösterenler ve teşekkür ehli

b-Nankörlük edenler ve hıyanet ehli diye ikiye ayırmak münasiptir.

Zaten:

“Bu Rabbimin bana ihsanıdır; şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü göstereceğim, beni denemek istiyor”[2]  ayeti bu gerçeği bildirmektedir.

Hem Rabbimizden gelen nimetlere, hem insanlardan gördüğümüz iyiliklere teşekkür etmek ve hatırını bilmek İslam’ın ve insanlığın gereğidir.

Başkasına yaptığımız iyilikleri unutmak ve kesinlikle başa kalmamak; ama bize karşı yapılan iyilikleri asla hatırımızdan çıkarmamak bir olgunluk alametidir.

Akrabalarımıza, arkadaşlarımıza ve tanıdıklarımıza; onlardan yararlandıkça yakınlık göstermek ama, artık ihtiyacımız kalmayınca, istediklerimizi alamayınca ve onlara ilgi göstermek ve iyilik etmek makamına kavuşunca; hemen alakayı kesmek ve yüz vermemek nankörlüktür, insanlıktan nasipsizliktir.

“Andolsun ki, eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet ve fazilet) tattırsak… Sonra da, ondan çekip alsak, hemen umutsuzluğa düşer ve nankörlüğe başlar”[3]  ayeti de, genellikle, daha önce iyilik ve ilgisini gördüğümüz, bizim için birçok faydasına ve fedakârlığına şahit olduğumuz akraba ve arkadaşlarımızdan, artık kendilerinden çıkar sağlama ihtimali ve ümidi kalmayınca, onlardan yüz çevirmek ve alakayı kesmek şeklindeki nankörlüğün yaygın olduğuna işaret etmektedir.

Nankörlük, özellikle rahatlığa ve ferahlığa ulaştıktan ve düze çıktıktan sonra baş gösterir.

“Size denizde sıkıntı dokunduğu (ve batma tehlikesi olduğu) zaman, Allah’tan başka tapındıklarınız kaybolup gider (sadece Allah’a yalvarırsınız)

Ama sizi kurtarıp ta karaya (çıkardığı) zaman, yine yüz çevirirsiniz. Gerçekten insan çok nankördür.[4]  ayeti bu durumu haber vermektedir. Yani: Darda kalınca ve sıkıntıya uğrayınca Rabbimizi ve dostlarımızı hatırlamak, ama düze çıkınca hepsini unutmak; nankörlük hastalığının ve karakter hamlığının en açık göstergesidir.

“İnsana nimet verdiğimiz zaman (ibadetten ve insani değerlerden) yüz çevirir. Ona (bir) kötülük (ve zarar) dokunduğunda ise hemen, ümitsizliğe kapılır.”[5]   ayeti de bu bozuk psikolojiyi dile getirmektedir.

Nankörlüğün önemli bir sebebi ve göstergesi de: “Zenginlik, güzellik gibi nimetleri, makam ve mevkileri, bilgi ve becerileri; hep kendi gayret ve kabiliyeti sayesinde kazandığını sanmak ve savunmak… En başta bütün bunları veren Rabbini… Sonra da anne babasını, ustalarını ve üstatlarını, yardım eden ve emeği geçen yakınlarını ve dostlarını unutarak “Ben yaptım, ben başardım, ben kazandım” havalarına kapılmak şeklindedir. Bu gün pek çok siyasetçinin, servet ve etiket sahibinin, kendilerini o noktalara taşıyanları unutmaları hep bu nankörlüğün neticesidir.

“İnsana bir zarar dokundu mu  (ve çaresiz kaldı mı) bize yalvarır. Sonra ona katımızdan bir nimet verdik mi “Bu bana (kendi) bilgim (ve becerim) sayesinde verilmiştir”[6]  diyerek nankörlük etmektedir.

Her hangi bir nimeti fark etmemek… Bunu Allah’tan bilmemek, değersiz ve gereksiz görmek…

Veya insanlardan gördüğümüz iyilikleri küçümsemek, onları böyle hareket etmeye ve bize hizmete mecbur zannetmek… Yapılan ikram ve iltifatı yeterli ve önemli görmemek…

Kısaca, Rabbimize ve çevremize gönülden ve gereği kadar teşekkür etmemek te başka bir nankörlük çeşididir. Adiliktir ve edepsizliktir!

“Şüphesiz Allah, insanlara karşı (sayısız) lütuf sahibidir. Ancak insanların çoğu şükür etmemektedir.”[7]  ayeti bunu ifade etmektedir.

Nankörlüğün diğer bir türü ve tezahürü de, sayısız nimetler veren Rabbinden birazcık musibet erişince… Veya çok büyük iyilikler gördüğü birilerinden, küçücük bir terslik gelince hemen itiraz ve isyana başlamak şeklindedir.

Ve uğradığı belalar ve başarısızlıklar yüzünden başkalarını sorumlu tutmaya ve hatta kaderini ve Rabbini suçlamaya yönelmesidir.

“Eğer, elleriyle yaptıkları (yanlışlıklar) yüzünden başlarına bir kötülük gelirse (o zaman kendi hatasını anlayıp düzelteceğine, suçu kaderine ve çevresindekilere yüklemek suretiyle) insan ziyadesiyle nankörlüğe düşmektedir.”[8]

Nankörlüğün çok sık gözlenen ama özenle gizlenen bir tezahürü de: Allah’ın lütfettiği servet, ilim, siyasi yetki gibi nimetleri hep kendisi ve ailesi için kullanmak… Başkalarının yardımına koşmamak… Hayır yapmamak… Ve hele biraz sıkıntı ve sarsıntıya uğrayınca hemen sızlanmak ve şikayetçi olmak şeklindedir…

“Gerçekten insan sabırsız yaratılmıştır. Kendisine şer ve keder dokunursa hemen sızlanır.

Ama bir hayır sahibi kılınırsa (başkalarıyla paylaşmayı men eder) ve kıskanır.

Ancak, (şuurla ve huzurla) namaz kılanlar ayrı…

Ki, Onlar; namaz (ve niyazlarında, kulluk ve sorumluluk yolunda) devamlıdır

Ve onlar (bilir ve gereğini yerine getirir) ki; mallarında, ihtiyacı olup isteyenlerin (çalışıp kazanma imkanından) mahrum ve yoksul kimselerin de hakları vardır.”[9]  ayetleri bu konuda bizleri ikaz etmektedir.

Nankörlüğün diğer bir türü ise; Mevla için değil de sadece menfaat için sevmek… Birilerinden yarar sağladığı ölçüde ilgi göstermek… Bu yardım ve yararlar kesilince veya bu kişiler yüzünden ufak bir sıkıntıya düşünce hemen hıyanet ve hakarete yönelmektir.

“Ama, Rabbi, Ona ikram ve ihsan ederek ve nimetler vererek imtihan ederse (buna memnun olur ve) “Rabbim beni seçti ve şereflendirdi!” der.

Ama, birazcık rızkını kısarak (ve bazı sıkıntılara sokarak) imtihan etse: “Rabbim bana haksızlık ve hainlik etti” der.”[10]  ayetleri çürük inanç ve ahlak sahiplerini yermektedir.

“Ey İman edenler! Allah’a ve Resulü’ne hıyanet etmeyin… Ve bile bile emanetlerinize de hıyanet etmeyin.”[11]  ayeti de:

Haklı bir harekete ve onun hayırlı liderine hıyanet ve nankörlük edenleri ve emanet olarak verilen görev ve yetkileri su istimale yönelenleri uyarmaktadır.

Kur’anda küfür ile nankörlüğün aynı kelime ile anlatıldığını ve bunların özde birbirine yakınlığını ve münafıklığını şu ayet çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır:

” (Allah ve Peygamber hakkında kötü söz) konuşmadıklarına dair (yalan yere) yemin ederler. Halbuki (hıyanet ve nankörlük ederek) o küfür sözünü söylediler. Böylece Müslüman olduktan sonra küfre ve nankörlüğe düştüler. Ve (İslam davasını bitirmek gibi) asla başaramayacakları bir işe yeltendiler.

(Allah’ın emirlerini ve Hak dava öncülerini) kınamalarının ve kıskanmalarının sebebi ise; Allah’ın kendi lütfü keremi ile onların (her yönden) gani (varlık ve saygınlık sahibi) olmalarından başka bir şey değildir.”[12]

Hz. Peygamber Efendimizin (S.A.V):

 “Cehennem ehlinin birçoğunun kadınlar olduğunu gördüm. Oraya küfürleri sebebiyle girmişlerdi…

Ama bu Allah’a iman etmedikleri için değil, kocalarına karşı küfranı nimet içine girdikleri ve yapılan iyilikleri inkar ettikleri hatta, dünya durdukça iyilik ve ikram edilse, ama küçücük bir istekleri yerine getirilmese veya azıcık (sıkıntılı) bir şey görseler hemen nankörleşip: Senden hiçbir hayır görmedim!” demeleri yüzündendir.”[13]

hadisinde de küfürle nankörlük aynı kelime ile anlatılmıştır.

Ve dolaylı biçimde, nankörlüğün, bir kancıklık ve kahpelik sıfatı olduğu da böylece vurgulanmış olmaktadır.

Ve yine çok dikkat çeken ve üzerinde durup, ciddi bir durum değerlendirmesi yapmamız gereken bir konu da; Kur’anda “Şirk”in, “Şükr”ün zıddı olarak anlatılmasıdır.

“Sizi karanın ve denizin karanlık ve korkularından kurtaran kimdir? (Böyle çaresiz bir sıkıntıya düşünce) “Bizi bundan kurtarırsan, mutlaka Sana şükredenlerden oluruz” diye yalvarıp O’na duada bulunursunuz.

Deki: Sizi o durumlardan ve diğer bütün sıkıntılardan Allah kurtarır.Sonra siz (tekrar gaflet ve nankörlüğe düşüp)  O’na şirk koşuyorsunuz”!?[14]  ayetleri şükürsüzlüğü ve nankörlüğü, şirk ve küfürle eş tutmaktadır.

Rabbimizi ve dostlarımızı;

Dar zamanda hatırlayıp, rahatlık da unutmak…

Yokluk ve sıkıntı anında yalvarıp, yanaşıp, ama imkan ve iktidar sahibi olunca unutmak ta elbette nankörlüktür ve tabi cezasız kalmayacaktır.

“Gemiye bindikleri (ve tehlikeye girdikleri) zaman, dini sadece Allah’a has kılarak (canı gönülden) dua ederler. Ama onları karaya çıkarıp kurtarınca, hemen şirk koşmaya (ve nankörlük yapmaya) başlarlar…

Onlar batıl ( düşünce ve düzenlere) inanıp, Allah’ın nimetlerini inkar mı ediyorlar?”[15]   ayetleri de ilahi bir ihtardır.

Halbuki, şükür nimetlerin sigortasıdır, şükürsüzlük ise Allah’ın kahrına ve gazabına ve nimetleri elimizden çekip almasına sebep olmaktadır.

Maddi ve manevi iyilik gördüklerimize teşekkür etmek, onlara Allah için hürmet ve muhabbet beslemek vefa borcudur, vicdani bir sorumluluktur… İmani ve insani bir olgunluktur. Ama nankörlük ise; bayağılık ve çok aşağılık bir davranıştır. Hatta insanlar arasında güven ortamını sarstığı için bir nevi bozgunculuktur.

“Andolsun ki, eğer (Bana ve iyilik erbabına) şükrederseniz (muhakkak nimet ve faziletlerimi) artırırım…

Ama (Rabbinize ve iyilik gördüklerinize) nankörlük ederseniz, (belanızı bulursunuz) çok çetindir, azabım!” (İbrahim:7 ) ayeti, kulaklarımıza küpe olacak, ilahi buyruktur.

“Hem bana, hem de anne-babana şükret! Dönüş yalnız banadır. (Şükür mü, nankörlük mü yaptığınızın hesabı sorulacaktır)”[16]  ayetinde de, açıkça hem, üzerimizdeki bütün nimet ve faziletlerin gerçek sahibi olan Yüce Rabbimize,

Hem de, bu nimetlerin bize ulaşmasına vesile olan başta ana-babamız, diğer bütün yakınlarımıza ve sayelerinde maddi-manevi iyilik bulduklarımıza teşekkür etmemiz, onlara vefa göstermemiz, sevgi ve saygıda olsun ikram ve ihsan da olsun önce onları gözetmemiz gerektiğini…

Ve bütün bunların bir gün hesabının görüleceğini, Cenabı Hak Hz. Lokman’ın oğluna nasihati şeklinde bizlere duyurmuştur…

Sonuç: Nankörlerin, Ebu Leheb gibi, sonunda elleri kurumuş… Vefakar ve kadirşinas kimseler ise gönül huzuruna, insanlık onuruna ve cennet mutluluğuna kavuşmuştur!..

Maalesef insanların çoğu “Fırsat gavuru”dur. Yani iyilik veya kötülük yapma imkanı bulunmadığı zaman, sanki mülayim ve merhametli gibi durur. Sana ihtiyacı olduğu süre hürmetkar ve hizmetkar davranır… Ama bir de “Kendisini müstağni görünce (artık kimseye ihtiyacım kalmadı zannedince) azgınlaşıp kudurur.”[17]

Çünkü, ayarı ve ahlakı bozuk, mayası ve doğası çürük “insan, gerçekten Rabbine karşı (bile) nankördür.”[18]


[1] Hadis

[2] Neml:40

[3] Hud:9

[4] İsra: 67

[5] İsra:83

[6] Zümer:49

[7] Mümin:61

[8] Şura: 48

[9] Mearic: 19-25

[10] Fecr:15-16

[11] Enfal: 27

[12] Tövbe:74

[13] Sahihi Buhari C.3. Hadis No:551

[14] En’am: 63-64

[15] Ankebut:66-68

[16] Lokman:14

[17] Alak:6-7

[18] Adiyat: 6

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

AHMET AKGÜL KİMDİR?

INTRODUCTION OF USTADH AHMET AKGÜL

رسالة تعريفية لمعلمنا أحمد أكجول

قبل مؤتمر النظام العادل في جامعة قيرغيزستان أراباييف، والذي حضرناه، قدم أحد المحاضرين أستاذنا أحمد أكجول على النحو التالي: أحمد أكجول موجود في تركيا؛ إنه عالم ومثقف نادر جدًا يجمع بين المبادئ الإسلامية والمتطلبات الإنسانية، وفكر أتاتورك في التغيير والقومية الإيجابية والتوازن الاجتماعي. ألف حوالي 100 كتاب، بعضها في 3 مجلدات، وجميعها أعمال فريدة وأصيلة. 10 من الكتب؛ تمت ترجمته إلى الإنجليزية والروسية واليابانية والفارسية والفرنسية والعربية. البروفيسور الراحل، أحد رؤساء وزراء تركيا الأسطوريين. دكتور. ويعتبر من أكثر الطلاب المميزين وأتباع نجم الدين أربكان.
لقد حضر المؤتمرات العلمية في جميع أنحاء تركيا وأوروبا والجغرافيا الإسلامية منذ ما يقرب من 40 عامًا. إنه رجل حكيم تنبأ وشرح التطورات المهمة في تركيا ومنطقته والعالم قبل عقود، وتعرض للعديد من المشاكل والهجمات لهذا السبب، لكنه كان دائما على حق في النهاية. وهو رئيس تحرير مجلة الحل الوطني، التي يتابعها عن كثب كبار البيروقراطيين العسكريين والمدنيين، وأساتذة الجامعات، والكتاب والمعلقين المهمين، ومسؤولي الدولة في تركيا. ضد الأنظمة الرأسمالية والاشتراكية والليبرالية في العالم؛ فهو يحتوي على الجوانب الجيدة والمفيدة لجميعها، لكنه يترك الجوانب السيئة والضارة؛ سيدنا، الذي أعد ودافع عن برامج النظام العادل الأصلية القائمة على العقل والعلم والتاريخ والضمير والقرآن، يبلغ من العمر 74 عامًا وأب لخمسة أطفال. لا يتقاضى إتاوات أبدًا عن أي من كتبه أو مجلاته أو مقالاته أو مؤتمراته، ويعيش حياة متواضعة بعيدًا عن الترف والراحة، ويغطي نفقات كل ذلك بحوالي 40 من الرفاق المتطوعين والمخلصين في سبيل الله. المعلم الذي يدافع عن "حرمة التبشير بالعلم" وبالتالي لا يدين بالشكر لأي مركز أو حكومة. باستثناء ما يقرب من 105 من أعمال أستاذنا، حتى الأحزاب والحكومات تظل غير مبالية؛ الدين والأخلاق في المرحلة الابتدائية: 4-5، المرحلة المتوسطة: 1-2-3، المرحلة الثانوية: 1-2-3-4 والجامعة: 1-2-3، وفقاً للحقائق العلمية وجوهر الإسلام. ولكن بغض النظر عن أي طائفة، فقد أعد كتب العلم. خلال أحاديثهم المميزة جداً، كتلاميذه ومتابعيه المخلصين: "كيف أعددتم هذه (100) كتاباً يزيد عن مائة، كيف رتبتم وقتكم؟" أجاب أستاذنا أحمد أكجول على أسئلتنا كالتالي، ليكون قدوة وتشجيعًا لنا:



1- منذ ما يقرب من 60 عامًا، باستثناء الأمراض الخطيرة والصعوبات الكبيرة؛ ولم أؤجل عمل اليوم إلى الغد، كما أنني لم أحاول تأجيل عمل الصباح إلى الظهر أو عمل الظهر إلى المساء. لأنه لا ينبغي لي أن أضيع رأس مال حياتي المحدود في مساعي فارغة ومجانية يسميها القرآن الإلغاء ويحرمها

 

2- حتى لو كان شخصًا لديه معرفة وخبرة في موضوع ما، حتى لو كان أصغر منا كثيرًا... حتى لو كان شخصًا عاديًا وبسيطًا، فأنا لا أشعر بالإهانة أبدًا عند الاستماع إليه أو تعلم شيء ما، لأن أكبر عائق أمام التعلم والحصول على العلم هو الكبرياء والكبر

-3ما حصلنا عليه؛ حاولت أن أقرأ وأفهم كتابات وكتب الجميع، محليًا أو أجنبيًا، يساريًا أو يمينيًا، أعرفه أو لا أعرفه، أحبه أو أكرهه.
4- كنت أسجل المعلومات التي تعلمتها وأجد أهميتها منها أو مما سمعته في البرامج والمؤتمرات التليفزيونية، ولم أتردد قط في كتابتها ونقلها بذكر أصحابها
5- من خلال الوقوع في الرغبات والاعتراضات التعسفية من أقرب أقاربي ورفاقي وأعضاء الحزب وذوي المناصب ذات النفوذ والكفاءة... أو من منطلق حرصي على راحتي ومصالحي الشخصية، لم أخفي أبدًا الحقيقة التي قالها لي يجدها العقل والضمير نافعة ومفيدة، ولم أصعب فهمها بتغليفها بأغلفة مختلفة
6- كل الأشخاص الذين التقينا بهم في أي مناسبة وأصبحنا قريبين بما يكفي لتناول كوب من الشاي أو السفر لمدة ساعة على متن الطائرة؛ حاولت مساعدتهم على اكتساب وزيادة وعيهم الأخلاقي والضميري وكرامتهم، وخاصة سلامهم الروحي والعالمي. بمعنى آخر، كنت أهدف إلى أن أكون مفيداً له، وليس أن أستفيد من منصبه وفرصه ومجاملاته.
7- ولعل ذلك يعتبر ثمرة ومعجزة للأهداف والجهود المخلصة... وطبعا بفضل الله تعالى وفضله لا بد من قراءة كتاب ما يقارب 700 صفحة بسرعة في ساعة أو ساعتين. وتهنئة هذا الكتاب وانتقاده عمدا، والحمد لله أن إنتاج ملاحظات من 10 صفحات أصبح أسهل بالنسبة لنا.
أطيب التحيات…

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...