AKP'nin ABD ile imzaladığı "Stratejik Vizyon" Belgesi:
- a- BOP'a (Büyük İsrail Projesine) paravan olmanın resmidir.
- b- Cüneyt Zapsu Aracılığıyla: "Bizi kullanın!" diye yalvardıkları Amerikan Siyonistlerinin: "AKP'yi kullanma kılavuzu" yerindedir.
- c- Siyonist ve emperyalist güçlerin, Ortadoğu, Karadeniz, Kafkasya başta olmak üzere tüm İslam coğrafyasını kuşatma girişimine geçit vermedir.
- d- Bu belge, Lozan'ı imzalamayan ve Türkiye'nin sınırlarını tanımayan ABD'nin Sevri uygulama ve ülkemizi parçalama projesidir.
ABD ile Statejik ve Ortak Vizyon Belgesi:
Mandacılığın Tescil Edilmesidir. Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinde nelere dikkat etmesi ve nelere öncelik vermesi gerektiğine dair ‘emir' niteliğindeki stratejik ortak vizyon belgesi Türkiye'nin yıllardır sürdürdüğü dış politikasını baştan aşağı değiştiriyor. Türkiye tam anlamıyla ABD'nin boyunduruğu altına sokuluyor. Bu belge içindeki maddeler itibariyle Türkiye'nin içerde ve dışarda bütün çıkarlarına yönelik ABD'ye söz hakkı veriyor. Türkiye'yi, ABD'nin bütün İslâm ülkelerini kapsayan Büyük Ortadoğu Projesi'nin tam anlamıyla uygulayıcısı durumuna düşürüyor. Böylece Türkiye, batılı devletler tarafından işgal edilmek üzere önüne konulan Sevr anlaşmasının bir benzerini Amerika'da kabul etmiş oluyor. Türk-Amerikan ilişkilerinde adeta mandacılığın belgesi niteliği taşıyan ‘Stratejik Ortak Vizyon Belgesi' Türkiye'yi sorgusuzca ABD'nin bölgedeki çıkarlarına hizmet ettirmeye itiyor, tam bir taahhüt altına alıyor. Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Amerika'da açıkladığı belge, Türkiye'nin geleceğini ABD'nin kontrolüne bırakıyor. |
– Belge iki sayfadan oluşuyor
Tam ismi "Türk-Amerikan Stratejik Ortaklığını İleri Götürmek İçin Ortak Vizyon ve Yapılandırılmış Diyalog" olan belge iki sayfadan oluşuyor. ‘Ortak Vizyon' ve ‘Yapılandırılmış Diyalog' olarak iki kısma ayrılan belgenin birinci kısmında Türkiye'nin hangi taahhütleri kabul ettiği sıralanırken, ikinci kısmında hangi yöntemler aracılığı ile taahhüt edilenlerin yerine getirileceği anlatılıyor. Bunun için oluşturulan araçlar, iki ülke politikacılarından, diplomatlarına hatta iki ülke öğrencileri arasındaki ilişkiye kadar iniyor. Ev ödevi niteliğindeki belgenin her bir kelimesinin uygulanması için Türkiye'nin iç politikası bile abluka altına alınıyor.
– Güçlü dostluk bağları, Türkiye'yi ABD üzerinden İsrail'e bağlıyor!
Belgenin girişinde, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin belirleyici unsurları; "güçlü dostluk ilişkileri, ittifak, karşılıklı güven ve vizyon birliği" gibi yaldızlı laflarla tanımlanıyor. Bölgesel ve küresel hedefleri bağlamında aynı değerler ve ideallerin paylaşıldığını vurgulanan belgede, bunlar barış, demokrasi, özgürlük ve refahın geliştirilmesi olarak nitelendirilerek, "Bu nedenle, Türkiye ve ABD, birlikte çaba harcamalarını gerekli kılan ortak sınamalar ve fırsatlarla karşı karşıyadır. İstişare ve işbirliğine dönük ortak gündemimizin unsurlarını bu sınama ve fırsatlar şekillendirmektedir" deniliyor!?
– "Etkin işbirliği" diye, Türkiye'ye BOP'un Taşeronluğu Dayatılıyor:
Ortak vizyonun; etkin bir işbirliği ve yapılandırılmış diyalog yoluyla müşterek çabalara dönüştürülmesi hususunda anlaşıldığı belirtilen metinde, "Türkiye ve ABD aşağıda sunulanlar dahil olmak üzere, bütün ortak ilgi alanlarında birlikte çalışmayı taahhüt eder" ifadesi yer alıyor.
– "Ev ödevini kontrol" kısmı sağlama alınıyor:
Metnin ikinci kısmı "Yapılandırılmış Diyalog" başlığı ile veriliyor. Bu bölümde oluşturulan danışma kanalları ile Türkiye'nin iç politikasından medyaya, eğitimden, sivil toplum kuruluşlarının çalışma yöntemlerine kadar pek çok konuda ABD'nin taleplerinin yerine getirileceğine söz veriliyor. Belgede, tesis edilen Yüksek Düzeyli Savunma Grubu, Ekonomik Ortaklık Konseyi ile Ticaret ve Yatırım Çerçeve anlaşması danışma mekanizmalarına ek olarak, birbirini destekleyici nitelikte dört kulvar öngörülüyor:
- Uzman düzeyinde çalışmalar: Ortak ilgi alanlarına ilişkin olarak uygun görülecek sıklıkta görüşmeler yapılacak.
- Siyaset Planlama Danışmaları: Siyaset planlama birimleri arasında düzenli toplantılar yapılacak, gelişmeler irdelenecek, izlenecek politikalar ile kullanılacak imkanlar zımnında uygun önerilerde bulunulacak.
- Geniş tabanlı diyalog programları: İlişkilerin kapsamını genişletmek amacıyla iş grupları, medya, sivil toplum, bilim adamları ve mühendisler, akademisyenler, düşünce kuruluşları, eğitmenler ve öğrenciler arasında ikili düzeyde değişimler yapılacak. TBMM ile ABD kongresi arasında diyalog fırsatları oluşturulacak.
- Yüksek düzeyli gözden geçirme aşamaları: Kapsamlı ve zamanlı değerlendirmeler için yılda en az bir kere müsteşar düzeyinde gözden geçirme çalışmaları planlanacak.
– Stratejik ortak vizyon belgesi ile madde madde taahhüt altına girdiğimiz konular şöyle:
Geniş Ortadoğu'da barış ve istikrarın demokrasi yoluyla yaygınlaştırılması konusundaki işbirliği
İsrail-Filistin ihtilafının iki devletli çözüm temelinde halli dahil, Arap İsrail ihtilafının kalıcı çözümüne yönelik uluslararası çabaların desteklenmesi
Birleşik bir Irak'ta istikrarın, demokrasinin ve refahın teşvik edilmesi
İran'ın nükleer programına ilişkin son P5+1 girişimi dahil diplomatik çabaların sürdürülmesi
Karadeniz Bölgesi, Kafkaslar, Orta Asya ve Afganistan'da istikrar, demokrasi ve refaha katkının güçlendirilmesi
Kıbrıs sorununa Birleşmiş Milletler gözetimi altında adil ve kalıcı, kapsamlı ve karşılıklı olarak kabul edilebilecek bir çözüm sağlanmasının desteklenmesi ve bu bağlamda Kıbrıs Türkleri'nin üzerindeki izolasyonun giderilmesi
Enerji güvenliğinin, kaynak ve güzergahların Hazar havzasından olanları da dahil olmak üzere çeşitlendirilmesi suretiyle geliştirilmesi
Transatlantik ilişkilerin güçlendirilmesi ve NATO'nun dönüşümü projesi
PKK ve buna bağlı örgütlerle mücadele dahil olmak üzere terörizme karşı işbirliği diye, Türkiye'nin Batı'nın Jandarması konumuna getirilmesi.
Kitle İmha Silahları'nın yayılmasının önlenmesi
İnsan ticareti, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile mücadele edilmesi
Dinler ve kültürler içinde ve arasında anlayış, saygı ve hoşgörünün daha ileri götürülmesi.
Uluslararası sınamalara ve ortak endişe kaynağı olan krizlere çözüm bulunmasında etkin çok taraflı çabaların birlikte teşvik edilmesi
ABD'nin, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğini ve sürmekte olan üyelik sürecini kuvvetle desteklemesi
Danışma ve işbirliğimiz, ekonomik ve ticari ilişkiler ve yatırımlar, savunma/askeri işbirliği, bilim ve teknoloji ile kamu diplomasisi çabaları ve değişimleri başta olmak üzere güçlendirilmiş ikili ilişkileri de kapsayacaktır.(07.07.2006 / Milli Gazete)
Stratejik Vizyon belgesi meyvesini vermeye başladı…
Kıbrıs'ta ABD'nin istediği oluyor!
Kıbrıs'ta Annan Planı benzeri bir girişimi yeniden hayata geçirmeye çalışılıyor. ABD'nin geçen ay içerisinde istediği federasyona dayalı plan yürürlüğe giriyor. Böylece Türkiye Stratejik Ortak Vizyon Belgesi'ndeki ABD'nin emirleri yerine gelmeye başlıyor. BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un üzerinde mutabakata vardıkları "Kararlar" ile 5 maddelik "Prensipler Dizisi" Kıbrıs'ı federasyon sistemine götürüyor. Aradan geçen iki yıl sonra ilk kez bir araya gelen Papodopulos ve Talat, "iki taraflı, iki toplumlu, iki bölgeli ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüme olan bağlılıklarını yineleyip ve 5 maddelik bir prensipler dizisi üzerinde anlaştı. İki liderin mutabakata vardığı kararlara göre, Temmuz ayı sonuna kadar insanların günlük hayatını etkileyen konularda, Teknik Komiteler çalışmalarına başlayacak ve aynı zamanda iki lider arasında özlü konularla ilgili listeler karşılıklı olarak değiştirilecek ve bunların içerikleri iki toplumlu uzman çalışma grupları tarafından incelenecek ve liderler tarafından sonuçlandırılacak. Her iki liderin, iki toplumlu uzman çalışma gruplarına yön vermek ve Teknik Komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek için, uygun görüldüğü zamanlarda yeniden görüşmesine karar veriliyor. |
İşte KKTC'yi yok etme kararları:
Prensipler Dizisi'nin tam metni ise şöyle:
1- İlgili Güvenlik Konseyi kararlarında belirtilmiş olduğu üzere, Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyona ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüme bağlı kalınacak.
2- Statükonun kabul edilemez olduğunun ve devamının, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar için olumsuz sonuçlar doğuracağının kabulü onaylanacak.
3- Kapsamlı bir çözümün hem arzu edilir hem de mümkün olduğu ve daha fazla gecikmemesi gerektiği önerilerine olumlu bakılacak.
4- İnsanların günlük yaşamlarını etkileyen olaylar hakkında iki toplumlu görüşmelerin hemen başlatılması, aynı anda özlü konuların da görüşülmesi sağlanacak. Bunlar, kapsamlı çözüme katkıda bulunacak.
5- Bu sürecin başarılı olması için 'doğru ortamın' devam etmesini sağlamaya bağlılık. Bu bağlamda, hem ortamın iyileştirilmesi, hem de tüm Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların hayatlarının daha iyi olması için güven artırıcı önlemler alınacak. Yine bu bağlamda, taraflar birbirini suçlamaya suçlamaktan sakınacak.
Bütün bu gelişmeler ise ABD ile üzerinde mutabakata varılan Stratejik Ortak Vizyon Belgesi'nin bir ürünü olarak görülüyor. Sözkonusu mutabakat ile Annan Planı'nın bir değişik versiyonu hayata geçiriliyor. KKTC diye bir devlet ortadan kaldırılıyor. Bununla yetinilmiyor, iç işlerinden serbest dış işlerinde ise Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında bir devlet oluyor. Yani Rumlar'ın yönetimine giriliyor.
ABD'li Fried'in itirafları:
Söz konusu federasyon planının; geçen ay içerisinde ABD tarafından istenmesi ise dikkat çekici bulunuyor. ABD'nin Avrupa ve Avrasya'dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried, ''Türkiye'nin, AB üyelik amacını gerçekleştirmek için Gümrük Birliği anlaşmasını, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni de (Kıbrıs Rum Kesimi) kapsayacak şekilde'' genişletme yükümlülüğünü yerine getirmesi gerektiğini söylemiş, arkasından da, ABD'nin Kıbrıs konusundaki politikasının, ''adadaki iki toplumu tek bir ülkede birleştirecek iki toplumlu iki bölgeli bir federasyona dayalı çözüm'' olduğunu hatırlatan Fried, sözlerini şöyle tamamlamıştı: ''Kıbrıs adasında, Kıbrıs Cumhuriyeti'nden başka herhangi bir hükümeti tanımıyoruz ve tanımayacağız. Bu konuda çok açığız.
Politikalarımızın hiçbiri başka bir siyasi varlığı adım adım tanımayı hedeflemiyor veya ima bile etmiyor. Kıbrıs tek bir ülkedir. Bizim, tek bir büyükelçimiz var ve öyle de kalacak''[1]
Stratejik vizyon AKP'yi de karıştırdı
"Türkiye'nin geleceğini ipotek altına alırken, ABD'nin bölgedeki menafaatlerini güvence altına aldığı" eleştirilerine neden olan Türk-Amerikan Stratejik Ortaklık Vizyon Belgesi AKP içinde de tepki ve endişeye neden oldu. Bazı milletvekilleri Türkiye'nin geleceğini taahhüt altına alan Vizyon Belgesiyle ilgili endişelerini açıkça dile getirirken, böylesine önemli bir konuda Meclis'in bilgilendirilmemesinden şikayet etti.
Ersönmez Yarbay: "Meclis bilgilendirilmeli" diye çıkıştı.
AKP Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay, Türkiye'nin bölge ilişkilerini böylesine yakından ilgilendiren ve taahhüt altına alan bir belgenin mutlaka Meclis'e getirilmesi gerektiğini söyledi. Türk-Amerikan Stratejik Belgesi olarak isimlendirilen işbirliği konusundaki gelişme ve görüşmeleri ancak medyadan takip edebildiklerini kaydeden Yarbay, "Oysa böylesine hassas ve önemli bir konuda milletvekillerinin bilgilendirilmesi gerekir. Ancak bu yapılmadı. Mesela benim bu konuda gazetelerde çıkan haberlerin dışında bir bilgim yok. Bir çok arkadaşımızında benden farklı olduğunu sanmıyorum. Bu belgenin Türkiye ve ABD'nin yol haritası olarak nitelendiriliyor. Bu tür ülke geleceğini yakından ilgilendiren konularda yeterli bilgilendirmenin yapılması gerekir. ABD ile ilgili vizyon belgesi konusunda TBMM'de bir Genel Görüşme açılarak Meclis'in bilgilendirilmesi gerekir. Kanaatımca bu da yeterli değil. Hükümet Meclis'in yanı sıra Siyasi partileri de bu ortaklığın içeriği konusunda aydınlatmalı" diyerek endişelerini dile getirdi.
Turhan Çömez: İlk kez oluyor, dikkatli olunmalı!..
AKP Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez de Türk-Amerikan Stratejik Ortaklık Vizyon Belgesi'nin içeriğindeki bazı maddelerin rahatsız edici olduğunu söyledi. ABD ile Türkiye arasındaki ilişkiye yönelik olarak böyle bir belge tanzim edilmesinin ilk kez yaşandığını vurgulayan Çömez, belgede özellikle enerji havzası olarak da bilinen ve ABD'nin büyük önem verdiği Hazar Havzası'na ve Karadeniz'e atıfların yapılmasının önemsenmesi gerektiğini kaydetti. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün hem AKP grubuna hem de Meclis'e bu konuda bilgi vermesi gerektiğini söyleyen Çömez şu değerlendirmeyi yaptı:
"ABD ile Türkiye arasındaki ilişkinin geleceğinin, bir belge ile tanzim edilmesi, ilk kez oluyor. Bunu, 1 Mart'ta tezkerenin reddine bağlıyorum. Anlaşılan ABD önümüzdeki dönemde sürpriz yaşamak istemiyor. Özellikle Hazar Havzası'na ve Karadeniz'e atıfların yapılmasını önemsedim. Binlerce mil öteden terör gerekçesiyle Irak topraklarını işgal eden, küresel teröre savaş açan ABD'nin bu belgede PKK'nın yok edilmesi konusunu yüzeysel cümlelerle geçiştirmesi beni rahatsız etti. Belgenin meclis onayından geçmemiş olması, bir uluslararası anlaşma niteliğinde olmadığını gösteriyor. Sayın Gül'ün konuyla ilgili parti gurubumuza ve meclise ayrıntılı bilgi vereceğini ümid ediyorum." [2]
Türkiye'de 90 adet B61 nükleer bomba var mı?
Gariplikler ülkesi Türkiye, hiçbir şey düzden okunmuyor. Olayları ya çaprazdan, ye tersinden ya da yukarıdan aşağı okumak zorundasınız. Başlayalım bu gariplikleri taramaya, ters-yüz olmuş ruh halleriyle;
Önce bir soru önergesini yüksek ilginize sunayım; önergenin sahibi Milletvekili Turhan ÇÖMEZ Savunma Bakanı Vecdi Gönül'e soruyor;
'Türkiye, ABD'nin nükleer silah (atom bombası, nükleer başlık, vs) depoladığı NATO ülkelerinden biri midir? Türkiye'de ABD'ye ait 90 adet B61 nükleer bombanın bulunduğu bilgisi doğru mudur?
90 adet bombanın, Adana İncirlik Üssü'ne: 50 adedinin ABD F16 C/D uçakları tarafından, 40 adedinin ise 4. Ana Jet Üssü Komutanlığı (Akıncı, Ankara) ve 9. Ana Jet Üssü Komutanlığı'na (Balıkesir) ait Türk F16 uçakları tarafından nakledildiği bilgisi doğru mudur?
Halen Balıkesir'de ABD'ye ait nükleer silah var mıdır? İran'a operasyona adım adım ilerler iken bu soruların cevabı ne anlam ifade ediyor? Cevabı merakla bekliyoruz.
"Küresel hükümet" yerli işbirlikçilerini nasıl devşiriyor?
Glokalleşme! Yani Ankara'dan koparak Washington, Londra ve Kudüs üçgeninde üretilen yeni dünya düzeninin parçası oluyorsunuz. Bugün siyasi kıbleniz değişiyor, dinlerarası diyalog projesiyle de dini kıbleniz değişecektir!
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in ev sahipliğinde ve eski MOSSAD ikinci başkanı David Kimche'nin yönettiği ''The Glocal Forum'' tarafından düzenlenen 5. Glokalizasyon Konferansı'nı anlatmaya çalışıyorum!
Toplantıya, katılanlar arasında Dünya Yahudi Kongresi Politika Konseyi Başkanı Haham İsrael Singer, Roma Pontifik Üniversitesi İlahiyat Profesörü ve dinlerarası diyalog projesinin uygulayıcılarından Benedetto Zacehiroli, Washington D.C. Belediye Başkanı Anthony Williams, "Gelecek Biziz Programı" Koordinatörü Benedetta Alfieri, Lefkoşa Rum Kesimi Belediye Başkanı Mikhaelis Zampelas, (temsilci gönderdi) İsrail'in Rosh Ha'ayin Belediyesi Başkanı Moshe Sinai de bulunuyordu.
Anthony Williams, niyetlerini net olarak açıkladı:
Kurulan ağın, gençlik programları ve KOSGEB vasıtasıyla, bütün Anadolu'nun kılcal damarlarına yayılmaya başladığını da öğrendik. Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi, yakın zamana kadar küçük bir bütçeyle fakat idealist kadrolarla çalışıyordu. Şimdi hükümet bu idareyi Glocal Forum'un emrine vermiş durumda!
Cumhuriyet Başsavcısı'nın dikkatine sunuyorum! KOSGEB'in raporunda "yerel hükümet", "küresel hükümet" diyorlar!
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne zaman yerel hükümetlere bölündü, ne zaman küresel bir hükümete bağlandı? Bu proje, Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliğini küresel hükümet dedikleri güç merkezine devretmek demektir ve katılanların ağırlaştırılmış ömür boyu hapis istemiyle yargılanması gerekir!
MOSSAD'ın glokalizasyonu! (Ankara'yı kuşatıyor!) MOSSAD ajanları tarafından yönetilen Ankara'daki "Glokal Forum", yapacaklarını açık açık anlatıyor. Hem de KOSGEB üzerinden! KOSGEB'in "Glokalizasyon (globalleşme+yerelleşme)" başlıklı 22 sayfalık resmi raporuna yeniden dikkatinizi çekmek istiyorum: "Glokalizasyon, ulusal düzeydeki diğer ortaklarından daha fazla vatandaşlara yakındır. (Yani size, sizin hükümetinizden ve devletinizin organlarından daha yakındır) Glokalizasyonun yenileştirme stratejisi; uluslararasındaki güç dengesine bağlı bir çerçeveden, uluslararası sistemde bir değişikliği öngörmektedir. Kar amacı gütmeyen uluslararası bir kuruluştur. Finansmanı çok sayıda şirket tarafından sponsorluk anlamında sağlanmaktadır. Şehirler ve yerel yetkililer glokalizasyonun odak noktasını oluşturur. Glokalizasyon faaliyetleri, yerel ve global düzeydeki temel taraflardan oluşan bir mozaik tarafından yürütülebilir. Şehirler ve yerel yönetimler glokalizasyonun liderleridir… Glokal Forum kapsamındaki toplantıların sonucunda; şehirden şehre ortaklık kurulması ile ilgili 'Gelecek Biziz Merkezleri'nin kurulması hedeflenmektedir." Devşirilmiş belediye başkanları, gençlik örgütleri, sivil toplum kuruluşları üzerinden MOSSAD'ı yönetenler yönetir elbette! (07.07.2006 / Arslan Bulut / Yeniçağ)
|
Refah-Yol hükümetinin, İsrail'le imza ettiği ve tamamen taktik ve teknik amaçların gözetildiği ve bu oyalama niyetinin asıl neticesini sezen Siyonistlerin, 28 Şubat darbesiyle karşılık verdiği "Askeri silah modernizasyonu" anlaşmasını, Erbakan'ın aleyhinde kullanmak üzere ikide bir ısıtıp gündeme taşıyan:
Hatta bu sahte kahramanlıkla; İsrail uşaklarını gizlemeye ve kendilerini, kökten mahrum bulundukları "Milli ve haysiyetli" göstermeye çalışan malum ve mel'un çevreler,
Şimdi Türkiye'nin İsrail ile eyalet yapılma hazırlıklarına ve MOSSAD ajanlarının gizli pazarlıklarına neden seyirci kalmakta, hatta "stratejik kılıf" hazırlamaktadır?
Mossad'ın kadın albayı Gila Hala rüşvet dağıtıyor mu?
Bazı yolsuzluklar deşifre edilirken; "asker"in "sivile" bulaştığı noktalarda ciddi bir kamuoyu mühendisliği devreye sokuluyor ve belli noktalarda asgari özen gösteriliyor.
Bu "yolsuzluk" oyununda bir kaç kural mevcut:
1) İşin İsrail ayağı sadece bir ucundan gösterilecek, ama mevcut sivil kadroların İsrail'le ilişkiler ağına temas ettiği noktalar karanlıkta bırakılacak
2) Emekli askerler deşifre edilirken; emekli asker olup da Koç ve Ülker grubu ile ilişkili olanlar, yolsuzluklukların sözkonusu olduğu dönemde görevde olsalar ve hatta sözkonusu yolsuzluklara konu olan ilişkilerin mimarı olsalar dahi onlar deşifre edilmeyip, özenle saklanacak.
3) Küresel taaruza Milli tavır takınan paşalar sadece yolsuzluk boyutu değil, aynı zamanda söylem tutarlılığı boyutunda çarmığa gerilerek; tabana "28 Şubat'ın intikamı alınıyor" havası pompalanacak. Bu yolla; 28 Şubat'ın esas sembol isimleri ile girilen akçalı ortaklıklar kamufle edilmiş olacak.
4) Tabi bütün bunlar olurken; ABD merkezli küresel planla uyumlu kadrolar; ister emekli, ister görevde olsun; ister 28 Şubatçı, ister Fethullahçı olsun korunacak.
Demirel'in tabiri ile esas olan burada : "mülayim, uyumlu ve NATO merkezli" olmak.
Bu kıstaslara uyup; bir de işleri kılıfına uydurup abartmıyorsanız hiç bir sorun yaşamazsınız.
Gelin yukarıdaki kurallar listesini neden ortaya koyduğumuzu biraz daha açalım. Dosyaları tek tek açan Erdoğan'ın "avcı" kadrolarının; bu dosyaları açış tarzına baktığınızda aslında herşey ortada. Kendi başbakanlarının ve kadrolarının nitelikli zimmet, görevi suistimal ile ilgili dosyalarını gündeme taşımamalarını; 150 bin dolar borç alan paşa üzerinden TSK'yı yerin dibine sokanların; yerlere göklere sığdıramadıkları Başbakan'ın çocuklarını okutan işadamları ile girdikleri ilişkiyi sorgulamayanları; saymıyoruz bile. O siyasetin riyakar doğasında var. Burada çok önemli bir ayrıntı mevcut… Örnek olarak; yenisi 4.5 milyona satılırken; tanesi 4 milyon dolara yenilenmek üzere anlaşılan ve İsrail'in IMI şirketini iflasın eşiğinden döndüren şu tank ihalesi!? MOSSAD, Gizli Dünya Devletinin, Hafiye Kurumu mu? Türkiye'nin eski tanklarını, her biri için 4 milyon dolar verip makyajlarken; İsrail'in IMI firmasını ihya etmesinin saçmalığı; yeni tankların 4.5 milyon dolar olduğu dikkate alındığında zaten gün gibi ortada duruyor. Savunma Sanayii Müsteşarlığı bu saçmalığı maskelemek için yıllarca çalışıp, binlerce sayfa belge üretse bile, mızrak çuvala sığmıyor! Bu saçmalık; Kazakistan'ın Türkiye'ye aynı ihale kapsamında tanesi 750 bin dolardan NATO uyumlu 1995 model tanklar önerdiği gözönüne alınırsa daha da bir derinleşiyor. (Kazakistan'ın Rusya'dan kalma tankları çöllerinde yatıyor)
|
Fakat gelin biz ortaya bir kaç soru soralım…cevaplayabilecek babayiğit çıkabilecek mi:?
1) Tank ihalesinin sonuçlanma aşamasında Savunma Sanayi Müsteşarlığında rüşvet alanlar mevcut mu ve aralarında üst düzey bir askerin de bulunduğu bu kişiler hakkında bir soruşturma yapıldı mı? yoksa "kutsal inek İsrail" ile ilişkiler zedelenmesin diye bu isimler sadece görevden alınmakla mı kalındı?
2) Bu rüşvet operasyonunun koordinasyonu MOSSAD'ın Türkiye'de görevli kadın albayı Gila tarafından mı yapıldı?
3) Bu rüşvet Sheraton otelinde mi muhatabına ulaştırıldı?
4) Siyonist Gila Hanım; hala Türkiye'de bir firma bünyesinde çalışıyor gözüküyor konumunda mı?
5) Sözkonusu MOSSAD ajanı, bugün hala bazı devletlilerle iş bağlantısı kurmakta mı?
6) İsrail'le lobi faaliyetleri yürüten Ankara merkezli Ak Grup'un bu ilişkiler ağı ile bağlantısı nedir? Bu grubun başındaki bayanın; bu dönemim paşalarından biri ile çok özel bir ilişkisi var mıydı?
7) Mevcut AKP kadroları içerisinde olup da; bu ilişkiler ağıyla bağlantılı kimler bulunmaktadır? [3]
AKP, ABD ile "Stratejik Vizyon Belgesi" imzalarken İsrail'in saldırdığı Gazze'de açlık, korku ve ölüm kol geziyor!
Nüfusunun yarısı 15 yaşın altında bulunan, 1,4 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi'ndeki durumu anlatan Dr. Ebu El Sabah, "Burası bir hapishane. Guantanamo'dan tek farkı, biraz daha büyük olması" diye feryad ediyor!
İsrail'in amansız saldırıları, nüfusunun yarısı 15 yaşın altında bulunan, 1,4 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi'ne karanlık, susuzluk, bomba, füze ve ölüm korkusu olarak yansıyor. Gazze'den ayrılma imkanı bulunmayan, gündüz havan topu, makineli tüfek sesleri altında okula, işe giden veya evde yemek pişiren, gece mum ışığında yemeklerini yiyen Gazzeliler, gece yarısından itibaren de üstlerinde helikopterlerin, F-16 savaş uçaklarının ve ‘'sinek vızıltısı'' sesi çıkaran insansız uçakların gürültüleri arasında korkuyla yaşıyor.
Siyonist canilere ABD ve Fransa sahip çıkıyor!
Dünyaya insanlık dersi vermeye kalkan Amerika ve Fransa, savaş uçakları ve tanklarla saldırdığı Filistin'de taş üstünde taş bırakmayan, oluk oluk sivil kanı akıtan İsrail'in BM Güvenlik Konseyi'nde kınanmasına bile engel oluyor!
Arap ülkeleri, BM Güvenlik Konseyi nezdinde girişimde bulunarak, İsrail'in geniş çaplı askeri saldırılarının kınanmasını istiyor.
ABD ve Fransa, Arap ülkeleri tarafından sunulan ve karar olarak oylanmasını istedikleri metnin ‘'dengeli'' olmadığını iddia ediyor.
BM Güvenlik Konseyi'nin tek Arap ülkesi üyesi olan Katar aracılığıyla sunulan metinde, İsrail güçlerinin Gazze'den acilen çekilmeleri ve Filistinli yetkilileri derhal serbest bırakmaları da talep ediliyor. Metinde, İsrail'in ‘'sivillere saldırılarını'' sona erdirmesi de isteniyor.
Ancak ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi John Bolton, ‘'Metin, oylamaya sunulacak nitelikte olmaktan uzak gibi gözüküyor'' derken, Fransa Daimi Temsilcisi Büyükelçi Jean-Marc de la Sabliere de ‘'Metin yeterince dengeli değil ve üzerinde çalışılması gerekiyor. Bu nedenle değişiklikler önereceğiz'' diyerek engelliyor!. Bu Batı mı, bu barbarlar mı bizi AB'ye alıp huzura kavuşturacak sanılıyor!?
İtalya'dan İsrail'e tepki yağıyor!
İtalya Dışişleri Bakanı Massimo D'Alema, kaçırılan İsrailli askerin serbest bırakılmasını sağlamak için İsrail ordusunun Gazze'de ‘'orantısız güç'' kullandığını belirtiyor.
D'Alema, katıldığı bir festival sırasında gazetecilere yaptığı açıklamada, ‘'Bu şekilde bir güç kullanımı orantısız. Bir rehineyi kurtarmak için çok sayıda insanın ölmesine neden olacak bir operasyon düzenlemek, düşünülemez ve buna izin verilemez" diyor.
İsrail halkı da, bu suça arka çıkıyor ve ortak oluyor! İsraillilerinin çoğu, Gazze'deki kriz nedeniyle Filistin'de iktidardaki Hamas liderlerinin suikast sonucu öldürülmesi gerektiğine inanıyor. Maariv gazetesinde yayımlanan bir anket, İsraillilerin yüzde 82'sinin, İsrail yönetiminin 25 Haziranda İsrailli asker Gilat Şalit'in kaçırılması ve son günlerdeki füze saldırılarından sorumlu tuttuğu Hamas liderlerinin öldürülmesinden yana olduğunu gösteriyor. İsrail tankları ve askerleri Gazze'ye girmeden bir gün önce yapılan ankete göre, İsraillilerin yüzde 47'si, İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in genel performansından da memnun olmadığını, yani daha vahşi davranmasını belirtiyor… Anket, ayrıca İsraillilerin sadece yüzde 28'inin Savunma Bakanı Amir Peretz'in iyi iş yaptığını söylediğini, yüzde 64'ünün bunun aksini savunduklarını, yani Müslüman ve mazlum insanlara karşı, daha şiddetli davranılması inancını taşıdıklarını ortaya koyuyor. |
"Üçüncü intifada" (İnşallah inkilaba zemin hazırlıyor.)
"Kur'an, iman edip salih amel işleyenlerin "mahlûkatın en hayırlısı" (hayru'l-beriyye) olduğunu söylüyor.[4] Mü'minin bizatihi "mü'min" olmak haysiyetiyle Allah Teala katında elde ettiği değer, Efendimiz (sav) tarafından da son derece çarpıcı bir üslupla ifade edilmiştir. Birçok sahabîden nakledilen, dolayısıyla birbirini destekleyen rivayetlerde Efendimiz (sav)'in, Kâbe'ye bakarak, "Senin hürmetin ne büyük! Mü'minin Allah Teala katındaki hürmeti ise seninkinden daha büyüktür!" buyurduğu bilinmektedir.
Bu Kur'anî ve Nebevî belirlemeler, tabii olarak Sahabe'nin, dolayısıyla Ümmet-i Muhammed'in varlık tasavvurunu da şekillendirmiştir. Yaratılmışlar evreninin merkezinde "insan" varsa, insanlık aleminin merkezinde de "mü'min" vardır. Dolayısıyla mü'min, yaratılmışlar evreninin de merkezini teşkil etmektedir.
Yazının başlığı ile bu söylediklerim arasında nasıl bir ilişki bulunduğunu merak edenler için hemen sadede geleyim: Allah korusun, diyelim ki bugün -tıpkı tarihte Karmatîler'in yaptığı gibi- birileri Kâbe'ye yönelik bir tasallutta bulunsa tepkimiz ne olurdu? Bir buçuk milyarlık İslam alemi ayağa kalkardı değil mi?
Bunu, Kâbe'nin fizik yapısını oluşturan taş ve toprakla açıklamak mümkün müdür? Elbette hayır!
Hayır, çünkü biz inanır ve biliriz ki Kâbe taş ve topraktan ibaret bir yapı değildir. Onu "Beytullah" yapan bir mana vardır ki, fizik varlığının ötesinde bir hakikati bulunduğunu bilinçaltımıza gizliden gizliye nakşetmiştir.
İşte Kâbe'yi "Beytullah" yapan neyse, mü'mini "hayru'l-beriyye" yapan da odur. Peki Irak'ta, Filistin'de ve dünyanın daha başka yerlerinde ölümün, işkencenin ve her türlü insanlık dışı muamelenin reva görüldüğü mü'min kardeşlerimizden yükselen ah-u enin karşısında bu kadar tepkisiz kalışımızı, bu hakikat ile nasıl bağdaştıracağız? Adına ister "savaş", isterse başka şey densin; aslında sergilenen tam anlamıyla bir "modern vahşet"tir ve maalesef İslam dünyası bu vahşete seyirci kalmaktan başka bir şey yapmamaktadır. Bir asker için; hükümeti ve halkıyla bütün Filistin'i yakıp yıkmayı göze alabilen İsrail'in ortaya koyduğu tavır, Ümmet-i Muhammed'i "kendisini keşf etmeye" zorluyor aslında. Düşünün ki hergün onlarca kere yeniden yıkılıyor. Kâbe ve bizler kahredici bir sükûtla yüzlerimizi zilletin karanlığına gömüyoruz! Osmanlı'nın torunları, dedelerinin onurlu bir direnişin sonunda çekilmek zorunda kaldığı toprakları, şimdi onlara niyabeten "Üçüncü İntifada"nın çocuklarının savunduğunu görmezden-bilmezden gelebilir mi?" (08.07.2006 / Ebubekir Sifil / Milli Gazete) |
Gelemez, gelmemelidir. Çünkü bu üçüncü intifada, Müslüman halkların, başlarındaki işbirlikçi iktidarları sorgulamaya ve meşruiyetlerini tartışmaya yönlendirecektir. Bu şanlı direniş, önce hain ve gafil bölge yönetimlerinin, sonra da İsrail terör şebekesinin sonunu getirecektir.
Hz. Peygamber efendimizi, çirkin çizgilerle karikatürüze eden Danimarka'lı dangalak'ı "evinde çıkan bir yangın sonucu, cayır cayır yakarak canını cehenneme gönderen Yüce Allah'ın, Siyonist İsrail ve işbirlikçi hainlerden nasıl intikam alacağı yakında görülecektir.
[1] (10.07.2006 / Ali Cura / Milli Gazete)006 / Milli Gazete.2006
[2] (08.07.2006 / Mustafa Yılmaz / Milli Gazete)
[3] Kıvanç Değirmenli / http://www.acikistihbarat.com/ 11.01.2005
[4] 98/el-Beyyine, 7.

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Yine içimizi dışa döken, halimize ayna tutan bir yazımız olmuş, elhamdülillah!İnsan denen mahlûkatın kâinat ile,…
Makalenin içeriği son derece öğüt verici ders verici tefekküre boğucu uyanık olmamızı ve böylesi bir…
Dışına aldanmayın, bozuk içleri Derlenip def ederiz, soysuz hiçleri Kâfirler ürkütemez, Milli güçleri Eba Eyyub,…
Siyonist işbirlikçilerinin, "ABD'nin ırak'ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerin en az zayiatla ülkelerine mümkün…
Ahmet Hoca haykırır; duyarsız insan Anlamaz duygularım, ayarsız insan Akıl vicdan Kur’an’a, uyarsız insan Sultan…
MİLLİ ÇÖZÜME TAVIR ALANLARA KÜÇÜK BİR HATIRLATMA! Milli Çözüm; Kutuplaştırılmış toplumları barıştırarak yaşanabilir bir Dünya…
Siyonizm'in İran'a 4 bir yandan saldırdığı ve tüm vekil güçlerini bu yolda kullandığı şu dönemde…
Sivil Savunma = Kuvayı Milliye; yani Halkın Silahlı Gücü.Dünyada ve bölgemizde yaşanan çok tehlikeli olayların…
İnsanlar duymak istedikleri şeyler söylendiğinde, bunları yalan olarak görmeme eğilimine kaymıştır. İnsanların büyük bir kısmı…
Gerçeğe dönülmediği takdirde batılıların ülkemizi saha savaşı ile değil ekonomik savaşla,daha çok borca sokarak yeraltı…