Bazı yazarlar ve araştırmacılar bu belgeye "Dünyanın İlk Anayasası" demişlerdir.
İslam'ın ve insanlığın peygamberi Hz. Muhammed (as) Medine'de yapmış olduğu bu akitle: gelmiş ve gelecek çağlara: savaş, barış ve birlikte yaşayış konusunda emsalsiz bir örnek göstermiştir.
Bismillahirrahmanirrahim
Madde 1- Bu Kitap, Peygamber Muhammed (sav) tarafından Kureyşli ve Yesrip'li mü'minler ve müslümanlar ile, bunlara tabi olanlar ve bunlara sonradan ve onlarla birlikte cihad yapanlar içindir.
Madde 2- İşte bunlar(ın hepsi), diğer insanlardan ayrı bir ümmet (topluluk) teşkil etmektedir. (Ortak bir konsensüs ve rızaya dayanan kabulle, birlikte ve barış içerisinde yaşamaya karar veren farklı din ve düşünceden, ayrı kültür ve kökenden insanlar; Müslümanlar, Yahudiler, Hristiyanlar: Adil bir anayasa ve merkezi bir otorite etrafında, devlet düzenine ve disiplinine girmiştir.)
Madde 3- Kureyş'ten olan Muhacirler, kendi aralarında, adet olduğu üzere, kan diyetlerini müştereken ödeyecekler ve onlar harp esirlerinin kurtuluş fidyesini mü'minler arasındaki iyi ve makul bilinen esaslara ve adalet kurallarına göre ödemeye iştirak edeceklerdir.
Madde 4- Benü Avf'lar, kendi aralarında adet olduğu üzre, evvelki şekiller altında kan diyetlerini ödemeye iştirak edeceklerdir.
5 ile 11. maddeler Medine ve civarındaki kabilelerin 3. ve 4. maddedeki aynı hak ve sorumluluklara sahip olduklarını bildirmektedir.
Madde 11- Benü'levs'ler kendi aralarında adet olduğu vechile, evvelki şekiller altında kan diyetlerini ödemeğe ve her zümre harp esirlerini kurtuluş fidyesini, mü'minler arasında iyi ve makul bilinen esaslara ve adalet prensiplerine göre ödemeye iştirak edeceklerdir.
Madde 12-
a) Mü'minler, kendi aralarında ağır mali sorumluluk ve sıkıntılar altında bulunan hiç kimseyi, (bu hal üzre) bırakmayacaklar, kurtuluş fidyesi veya kan diyeti gibi borçlarını iyi ve makul bilinen esaslara göre vereceklerdir.
b) Hiç bir mü'min, diğer bir mü'minin mevlasına (kendisi ile anlaşmalı kardeşlik bağı olan kimseye) engel olamaz. (Arapçanın diğer bir okunuşuna göre bu madde şöyledir): Hiçbir mü'min diğer bir mü'minin mevlası ile onun aleyhine olmak üzere bir anlaşma yapmayacaktır.
Madde 13- Takva sahibi mü'minler kendi aralarında; saldırganlara, haksızlığa kalkışanlara veyahut da mü'minler arasında bir karışıklık çıkarma kasdını taşıyanlara karşı birlik olacaklar ve bu kimse onlardan birinin evladı bile olsa, hepsinin elleri onun aleyhine kalkacaktır.
Madde 14- Hiçbir mü'min, bir kafir için bir mü'mini öldüremez ve bir mü'min aleyhine hiç bir kafire yardım edemez.
Madde 15- Allah (cc)'ın zimmeti (himayesi) bir tektir. Mü'minlerin en ehemmiyetsizlerinden birinin (himayesi) onların hepsi için hüküm ifade eder ve geçerlidir. Zira: Mü'minler diğer insanlardan ayrı olarak birbirlerinin mevlası (yardımcısı ve hamisi) durumundadır.
Madde 16- Yahudilerden bize tabi olanlar, zulme uğramaksızın, ve onlara muarız olanlarla yardımlaşmaksızın ; bizim yardım ve müzaheretimize hak kazanacaklardır.
Madde 17- Barış, mü'minler arasında bir tektir ve ortak karar verilir. Hiç bir mümin, Allah (cc) yolunda girişilen bir harpte, diğer mü'minleri hariç tutarak bir barış anlaşması akdedemez. Bu barış, ancak onlar (mü'minler) arasında umumiyet ve adalet üzre yapılırsa geçerlidir.
Madde 18- Bizimle beraber harbe iştirak eden bütün (askeri) birlikler, birbirleriyle nöbetleşecekler ve yardımlaşacaklardır.
Madde 19- Mü'minler birbirlerinin Allah (cc) yolunda akan kanlarının intikamını alacaklardır.
Madde 20-
a) Takva sahibi mü'minler, en iyi ve en doğru yol üzerinde bulunanlardır.
b) Hiçbir müşrik bir Kureyşlinin mal ve canını himayesi altına alamaz ve hiç bir mü'mine bu hususda engel olamaz.
Madde 21- Herhangi bir kimsenin bir mü'minin ölümüne kasten sebep olduğu kat'i delillerle sabit olurda, maktulun velisi, (hakkından vazgeçmeye rıza göstermezse) kısas hükümlerine tabi olur. Bu halde, bütün mü'minler katile karşı olurlar. Müminlere ancak adaletin tatbiki için hareket etmek helal (uygun) olur.
Madde 22- Bu sahife (Medine Belgesi) nin içeriğini ve hükümlerini kabul eden, Allah (cc)'a ve ahiret gününe inanan bir mü'minin, bir katile yardım etmesi ve ona sığınacak bir yer temin etmesi helal değildir. Ona (kaatile) yardım eden ve sığınacak bir yer gösteren kıyamet günü, Allah (cc)'ın lanet ve gazabına müstehak olacaktır ki, o zaman artık kendisinden ne bir para, ne de bir taviz kabul edilmeyecektir.
Madde 23- Üzerinde ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şey, Allah'a ve Muhammed (sav)'e götürülecektir. Madde 24- Yahudiler, mü'minler gibi harbin devamı müddetince (kendi harp) masraflarını karşılamak mecburiyetindedir. Madde 25- a) Benü Avf Yahudileri mü'minlerle birlikte bir ümmet (topluluk) teşkil ederler. Yahudilerin dinleri kendilerine, mü'minlerin dinleri kendilerinedir. Buna, gerek mevlaları ve gerekse bizzat kendileri dahildirler. (Her topluluk kendi dinine uygun özel düzenlemelere ve hukuki prensiplere göre hareket edecektir. Bu madde gerçek ve örnek laikliğin, en güzel ve en mükemmel örneğidir. Konsessüsle oluşmuş adil ve kamil bir devlet düzeni içinde, ortak kurumları genel kurallar yanında, herkesimin kendi dini vecibelerine uygun özel hukuk sistemlerini uygulayabileceğinin tarihi belgesidir.) b) Yalnız kim ki haksız bir fiil irtikap eder veya bir cürüm işlerse, o sadece kendini ve aile efradını zarara sokmuş olacaktır. |
Madde 34- Sa'lebe'nin mevlaları, bizzat Sa'lebe'ler gibi mülahaza olunacaktır.
Madde 35- Yahudilere sığınmış olan kimseler, bizzat Yahudiler gibi muameleye tabi olunacaklardır.
26 ile 35. maddeler diğer Yahudi ve Kabilelerin ve onlarla sözleşmeli kimselerin aynı hak ve sorumluluklara sahip olduklarını bildirmektedir.
Madde 36-
a) Bunlardan (Yahudilerden) hiç bir kimse (Müslümanlarla birlikte bir askeri sefere) Muhammed (sav)'in müsaadesi olmadan çıkamayacaktır.
b) Bir yaralamanın intikamını almak ve kısasen diyet cezasına çarptırılmak caiz ve gereklidir. Muhakkak ki, bir kimse bir adam öldürecek olursa neticede kendini ve aile efradını mes'uliyet altına sokar. Aksi halde haksızlık ve zulümkarlık yaygınlaşır.) Allah (cc) bu yazıyı, en iyi riayet edenlerle beraberdir.
Madde 37-
a) (Bir harp vukuunda) Yahudilerin masrafları, kendi üzerine, müslümanların masrafları da kendi üzerlerinedir. Muhakkak ki, bu sahifede (yazılı metinde) gösterilen kimselere harp açanlara karşı onlar kendi aralarında yardımlaşacaklardır. Onlar arasında hayırseverlik ve iyi davranış bulunacaktır. Kaidelere mutlaka riayet edilecek, bunlara aykırı hareket olunmayacaktır.
b) Hiç kimse müttefikine karşı bir cürüm ve hıyanet işleyemez. Muhakkak ki, mazluma yardım edilecektir.
Madde 38- Yahudiler, Müslümanlarla birlikte, beraberce harp ettikleri müddetçe, masraflarını ödeyeceklerdir.
Madde 39- Bu sahifenin gösterdiği kimseler için Yesrip vadisi dahili, mukaddes (kıtal ve cidalin haram olduğu) bir yerdir.(Medine ve havalisi çevre korumacılığı kapsamında tabii park haline getirilmiştir.)
Madde 40 – Himaye altındaki kimse, bizzat himaye eden kimse gibidir. Ne zulmedilir, ne de kendisi cürüm işleyebilir.
Madde 42- Bu sahifede gösterilen kimseler arasında çıkmasından korkulan; bütün öldürme yahut anlaşmazlık vak'alarının Allah'a (cc) ve Resulullah Muhanımed'e (sav) götürülmeleri gerekir. Allah'ın yardımı bu sahifeye en kuvvetli ve en iyi riayet edenlerle beraberdir.
Madde 43- Ne Kureyşliler ve ne de onlara yardım edenler, asla himaye altına alınmayacaklardır.
Madde 44- Onlar, (Müslüman ve Yahudiler) arasında; Yesrib'e hücum edecek kimselere karşı yardımlaşma yapılacaktır.
Madde 45-
a) Şayet Yahudiler, Müslümanlar tarafından bir barış sözleşmesine veya bir sulh akdine iştirake davet olunurlarsa, bunu doğrudan doğruya kabul edecekler veya ona iştirak edeceklerdir. Şayet Yahudiler, Müslümanlara aynı teklifi yapacak olurlarsa, mü'minlere karşı aynı haklara sahip olacaklardır. Din mevzuunda girişilen harp vakaları müstesnadır.
b) Her bir zümre, kendilerine ait bölgelerde, (gerek müdafaa ve gerek sair meseleler hususunda) sorumlu tutulacaktır.
Madde 46- Bu sahifede gösterilen kimseler için konulan ve kabul edilen şartlar, aynı şekilde Evs Yahudilerine, yani onların mevlalarına ve bizzat kendi şahıslarına, bu sahifede gösterilen kimseler tarafından, aynen ve tamamen tatbik olunur. Kaidelere muhakkak riayet olunacak, bunlara aykırı hareketten kesinlikle sakınılacaktır. Zulüm ve haksızlık yapanlar sadece kendi nefsine zarar vermiş olurlar. Allah (cc) bu sahifede gösterilen maddelere en doğru ve en mükemmel riayet edenlerle beraberdir.
Madde 47- Bu kitap (kanunname) haksız bir işe girişen veya cürüm işleyen kimselerin hamisi ve bahanesi değildir. Kim ki, bir harbe çıkar, emniyette olur veya kim ki, Medine'de kalırsa, yine emniyet içindedir. Haksız bir fiil ve cürüm işlemeleri müstesnadır. Allahın (cc) ve Resulullah Muhammedin (as) himayeleri, bu sahifeyi(kanunnameyi), tam bir sadakat ve dikkat içinde muhafaza edenler üzerinde bulunacaktır.
Bu vesika, daha çok süregelen örf ve adetlere dayanmakta; fakat Müslüman, Yahudi ve müşriklere kısmen istiklal tanımakta ve anlaşmazlık durumunda, Hz. Peygamberi (sav) merkezi bir otorite kabul ederek federatif bir vasıf taşımaktadır. Bu vesika ile "Başıbozukluk ve hukuksuzluk dönemi" kapatılıp; "Hukukun üstünlüğü ve kanun önünde eşitlik" dönemi başlamıştır.
İlk Yazılı Anayasamız ve Tadilleri
Yakın tarihimizde ilk anayasa meşruti bir idare kurmak vaadinde bulunan II. Abdülhamid'in tahta çıkmasın dan sonra meydana getirilmiş ve 23 Arlık 1876'da kabul edilmiştir. Ancak bu anayasa her hususta son sözü hükümdara tanıdığından, siyasi sistemde esaslı bir değişiklik değildir. Yürütme ve Kanun koyma yine padişah yetkisindedir. Parlamento sadece istişari bir kuruluş mahiyetindedir. Kanunları tanzim yetkisi Devlet Şurasına tanınmış, kabul edilen bir kanuna karşı da padişahın veto hakkı anayasa da yer almıştır. Padişah bu anayasaya dayanarak, 1877' de açılan ilk Meclisi 1878 de feshetmiş, 6 ay sonra toplanan ikinci meclis de yine padişah tarafından süresi belirsiz olrak ertelenmiştir. Çünkü Abdulhamit Han, Mebus kılıklı masonların ve azınlıkların, sinsi ve siyornist hesaplarını ve Osmanlıyı yıkma planlarını sezmiştir.
1908 de hürriyetin ilanından sonra toplanan Meclis, Abdulhamid'i tahttan uzaklaştırmış ve 1876 anayasasın da bazı değişiklikler yapmıştır. Parlamenter sistem siyasi hayatımıza ilk defa böylece girmiş, yürütmenin Meclise karşı sorumlu bir kabineye verilmesi ve Kanun yapma yetkisinin padişaha tabi olmayan Meclis tarafından kullanılması esasları kabul edilmiştir. Fakat bu hukuki ve siyasi nizam da uzun ömürlü olmamış, kısa bir müddet sonra, iktidardaki ittihat ve Terakki Fırkası çok katı ve kötü bir zümre diktatörlüğü kurmuş, Meclis feshedilmiş, müdahaleli bir seçimle muhalefet etkisiz hale getirilmiştir. Bu zümre diktatörlüğü 1918'e kadar devam etmiş, daha sonra harbin neticeleri, bu ara da İstanbul'un işgali ve nihayet Meclisin faaliyetlerini tatil etmesi ile Osmanlı İmparatorluğunun hukuki varlığı sona ermiştir.
1920, 1924 Anayasaları ve Tadilleri
Milli Mücadelenin başlamasından ve 23 Nisan 1920'de Ankara'da BM. Meclisinin açılmasından sonra yeni bir anayasa ihtiyacı belirmiştir. 20 Ocak 1921'de meydana getirilen anayasa (23 madde ve bir münferit madde) bu ihtiyacın eseridir. Bu anayasaya göre: "Hakimiyet milletindir. Teşrii ve icrai (Kanun ve Yürütme) yetkiler Meclisin elindedir. Devlet B.M.M. tarafından idare edilir. B.M.M. hükümeti ismini taşır." Bu anayasada laiklik prensibi yer almamış, devletle din, bir bünyenin varlığı kabul edilmiş, "Şer'i hükümlerin tenfizi" selahiyeti de B.M.M. ne verilmiştir.
1922'de padişahlığın kaldırılmasından ve seçimlerin yenilenmesinden sonra, 1921 anayasasını tadil edilen bir kanunla 29 Ekim 1923'de Cumhuriyet ilan edilmiş, "Meclis hükümeti sistemine" son verilmiştir. Ancak devletin dini bünyesi muhafaza edilmiştir. 1924'de Halifeliğin kaldırılmasını müteakip, 20 Nisan1924'de yeni bir anayasa meydana getirilmiş ve bu anayasa 37 yıl bazı tadillerle (düzeltme ve değiştirme) yürürlükte kalmıştır. 1924 anayasasına göre "kuvvetler birliği" esas kabul edilmiş, teşrii ve icrai yetkiler Meclis'de toplanmış, teşrii selahiyetin bizzat Meclis, icrai selahiyetin de Meclisce seçilecek bir Cumhurbaşkanı ve onun tayin edeceği vekiller heyeti (Bakanlar Kurulu) tarafından kullanılması anayasada yer almıştır. Bu anayasada ilk önemli değişiklik 1928'de yapılmış, "DEVLETİN DİNİ İSLAMDIR" ve "Akam-ı şeriyenin tenfiz" fıkraları çıkarılmıştır.1934'de kadınlara da seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. 1937'de ve Atatürk'ün artık hastalığı ile uğraştığı ve devlet denetiminin ucunu kaçırdığı bir dönemde CHP'nin ilkeleri anayasaya alınmış, 2. madde "Türkiye devleti Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkılapçıdır" şekline girmiştir. 10 Ocak 1945'de 1924 anayasası Türkçeleştirilmiş, fakat 1950'den sonra tekrar eski anayasa metni getirilmiştir. |
1946'da demokratik hayata girmemizden sonra 21 ‘Şubat 1950 seçim kanunu hukuk tarihimizin ilk önemli yapıtı olmuş ve aynı yıl seçimler nispeten serbestlik ve emniyet içinde yapılmıştır.
Adil ve Kamil Bir Anayasanın Hazırlanması ve Temel Esasları:
1- Hüküm = hakimiyet kimindir? Krallardan ve kurtarıcılardan birinin midir? Yahut muayyen bir zümrenin midir? Yoksa bütün milletin midir?
2- Devletin tasarrufunun sınırı nedir? Hangi duruma kadar ülkenin sakinleri itaat edecektir? Ne zaman onun itaatinin dışına çıkma hakları ve sorumlulukları devreye girecektir?
3- Devletin muhtelif organlarının: icrai (yürütme), kazai (Yargı) teşrii (Kanun yapma) tasarruflarının meşru hudutları nelerdir?) Bu organlardan her birinin yerine getireceği vazifeleri nelerdir? Hangi hudut dahilinde bu vazifeyi ifa edebilirler? Bu organlar arasındaki münasebetler nasıl olmalıdır ve ne şekilde belirlenir?
4- Devlet ne maksatla meydana gelmiştir? Hangi hedefler için gayret gösterecektir? Esas prensiplerde siyaseti ve stratejisi nedir?
5- Devlet teşkilatını yürütebilmek için hükümet nasıl teşkil edilecektir?
6- Hükümet işlerine tayin edilecek kimselerin ehliyet ve kaliteleri nelerdir? Yetki ve sorumlulukları nasıl dengelenir?
7- Anayasada vatandaşlık esasları nelerdir? Devletin bünyesinde fertler hangi yolla vatandaşlık sıfatını elde edecektir?
8- Devletin vatandaşlara karşı yükümlülükleri, vatandaşların devlete karşı görevleri, hangi kriterlere göre belirlenecektir?
9- Devletin halk (vatandaşlar) üzerindeki hakları nelerdir?
Buradaki "mesele"den kasıt cevap verilmesi gereken sorular ve çözülmesi istenen sorunlarla ilgili konulardır.
Bir anayasanın Adil ve Kamil olması için;
1- Milletin iradesine
2- Evrensel Hukuk kaidelerine
3- Temel insan hak ve özgürlüklerine
4- Farklı kültür ve kökenlerin beklentilerine
5- Dini ve ahlaki değerlere saygın ve uygun hazırlanmalıdır.
Bu genel ve temel esaslar yanında teknik olarak ta, mutlaka: Açık, anlaşılır, kısa ve kesin bir dil kullanılmalıdır.
Toplumun kültürüne ve tarihine yabancı, kapalı ve karmaşık kelime ve deyimlerden çok farklı yorumlara ve aykırı yaklaşımlara müsait kavram ve ifadelerden kesinlikle sakınmalıdır.
Şimdi, Anayasamızın başında "Resmi dil; Türkçe'dir" denildiği halde "Laiklik" gibi; muğlak (kapalı, çapraşık ve anlaşılmaz) ve muğalatalı (yanıltıcı, karıştırıcı) bir yabancı kavram yerine, bunun aslına ve amacına uygun Türkçe karşılığını yazalım önerisine, hemen tepki gösteren ve tepinen kesimlerin, mutlaka bir art niyeti olduğu anlaşılmaktadır. Demek ki "Laiklik" kavramını, Müslüman halkımıza, temel insan haklarına ve evrensel hukuk kurallarına aykırı olarak, istismar ve suistimal etmek isteyenler vardır. AKP'liler aslında laiklik maddesinin bu şekliyle kalmasını istiyorlar, ama "kalksın ve açıklığa kavuşturulsun" diye sadece istismar ediyorlar. Böylece korkaklıklarını ve kaypaklıklarını, ucuz kahramanlık numaralarıyla gizlemeye çalışıyorlar. CHP'liler ise, din ve vicdan özgürlüğünden ve İslam'ın özünden korkuyorlar, "Anayasaya, Laikliğin tanımı ve kapsamı yazılırsa, İslam karşıtlığımıza kılıf bulamayız" diye gocunuyorlar. Sonuç: Maalesef Türkiye ve İslam ülkeleri, demokrasi, laiklik ve insan hakları konusunda batının ve çağın gerisindedir. Batı ve çağımız ise, İslam'ın ve Asrı Saadetin çok gerisindedir. |

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah'ım ayakları kayan aklı kayan Fikri Kayan zikri Kayan kullarından eyleme Rabbim...
Hakikatin Üzerine Örülen Zırh; İdeolojik Duvarın İnşası ve İlahi Uyarılar… Türkiye’de siyaset, milletin asıl dertlerini…
Böylesi Küstahların Karşısında, Bunların İşbirlikçileri Olduğu Müddetçe hayırlı ve yararlı işlere imza atılması mümkün değildir.…
Bir nizam kuralım; vicdana, ilme akla Kur’an’a uygun Herkes hakkına kavuşsun ki, artık olmasın vurgun…
Muhyiddin Arabi, Hallacı Mansur ve Yunus Emre örneklerindeki hakikatler üzerinden (O zatların makamına ve mertebesine…
GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKMAK GİBİ BİR HUYU VARDIR. YALAN SADECE KENDİNİ BİTİRİR. YALANLA KAZANABİLECEĞİN NE DÜNYA…
Cihat ve içtihat olmadan… Siyonizm yıkılmadan… İslam Birliği, Adil Düzen kurulmadan… Siyonist ve emperyalistlerin Şeytani…
Yalan, sadece bir dil hatası değil, insanın hakikatle bağını koparan ve imanı zaafa uğratan derin…
MÜMİN YALAN SÖYLEMEZ Yalan sözün esiri olma Fani olan dünyaya dalma Heybeni günahla doldurma Yaklaşma…
Buhrandan Bahara Yöneliş... Toplumsal yozlaşma, dışa bağımlılık ve manevi değer kaybı giderek artmaktadır. Çözüm ise;…