YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ce8355a27fa
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 1 8
Bugün : 32347
Dün : 56643
Bu ay : 88990
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52234048
IP'niz : 216.73.216.113

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Araştırmacı Erhan Göksel'e göre;

Kuzey Irak'ta Siyonist Plan İşliyordu!

Milli Gazete'ye önemli açıklamalarda bulunan Erhan Göksel, özellikle K. Irak'taki Kürt-İsrail ittifakına dikkat çekerek, siyonist planın nasıl işlediğini anlattı.

 

İsrail tarafından 100 bin kişilik ordu kurulduğunu ve eğitildiğini anlatan Erhan Göksel, K. Irak'a yönelik sınır ötesi operasyon kararının önemli bir karar olduğunu söyledi. Göksel Ortadoğu'da İsrail ve ABD'nin sınırları yeniden çizmek için uyguladığı planın yavaş yavaş işlediğini vurgulayarak, "Türkiye büyük bir cenderenin içine çekilmek isteniyor. Osmanlı döneminde yarım kalan paylaşım kaldığı yerden devam ediyor. Türkiye'de bu zamana kadar sorunlar hep halının altına süpürüldü ve hata yapıldı" dedi.

Dış politikası İsrail'in güvenliğine endeksli olan ABD'nin yeni hedefinin bölgede bir Kürt devleti kurulması ve İran'ın ortadan kaldırılması olduğunu savunan Göksel, "BOP çerçevesinde Suriye, İran ve bizim Güneydoğumuzun içinde yer aldığı topraklarda bir Kürt devleti kuruluyor. Bu devlet, İsrail'in en önemli müttefiki olacak. ABD ve İsrail, bu Kürt devleti sayesinde petrol ve suyun kontrolünü ele geçirecek. İsrail, Türkiye ile Araplar arasında bir tampona kavuşacak" diye konuştu.[1]

Ancak PKK'ya yönelik Kuzey Irak'a yapılacak bir müdahalede:

  • a- Amerikan çıkarlarına ve İsrail planlarına alet olunmasına
  • b- Barzani'nin kahramanlaştırılmasına
  • c- PKK'nın daha da güçlenip dış destek sağlamasına
  • d- AKP'nin hilesi ile tezkerenin; "Yetkisiz Görev" belgesine çevrilip, Ordumuzun suçlu ve sorumlu konuma taşınmasına asla fırsat verilmemelidir.

PKK'nın siyasi kanadı DTP sahte barış mesajları verirken, dağdaki teröristlein, hem de mübarek ramazan günlerinde onlarca evladımızı kahpece katlettiği… PKK'nın patronu Amerikan Senatosu Dışişleri Komisyonunda sözde ermeni soykırım tasarısını geçirdiği… Ve AKP Hükümetinin tam bir acziyet ve teslimiyet sergilediği bir ortamda, PKK'nın dış bağlantıları üzerinde durmamız gerekiyordu. Başbakan'ın ABD'ye yönelik horozlanmaları ise, verecekleri daha büyük tavizleri perdeleme şovları olarak sırıtıyordu.

Emin Pazarcı, aylar öncesinden TSK'daki tavır değişikliğine dikkat çekiyordu:

PKK'nın iki ayrı kolu var. İran'la savaşan PJAK ve Türkiye'ye saldıran HPG. Şimdi ABD ve İngiltere, İran'a büyük bir saldırı planlanıyor. Silahlı Kuvvetlerin ABD vesayeti altında bir harekâta girişmesini bekliyorlar. Türkiye, bu oyuna gelmemeli!

Barzani ve Talabani, ortaya çıkacak çatışmadan zarar görmemeleri için İran sınırındaki Kürt köylerini şimdiden boşalttı. Bunların bir bölümü de Kerkük'e yerleştirildi. Buna karşın, PJAK'ın 2.000 civarında militanı var. Bu sayı da İran'ı sıkıntıya sokmak için yeterli değil. ABD ve İngiltere, bu aşamada HPG militanlarından PJAK'a kaydırmalar yapmaya çalışıyor. ABD, bölgede yapacağı operasyonu sıraya sokmuş durumda: Birinci öncelik İran'a verilecek, İran'ın ardından Suriye'ye dönülecek. Öyle görünüyor ki en son sırada da Türkiye var. Çünkü, bizim "felaket" olarak gördüğümüz gelişmeler, ABD'nin gelecekteki hedefleri arasında! Bölgedeki bölünme-parçalanma sürecine ABD'den olağanüstü bir destek var.

Biz sınır ötesi operasyondan söz ediyoruz… ABD, sürekli olarak frene basıyor. Tabii, ABD'nin bu tavrı, ileride bize yeşil ışık yakmayacağı anlamına da gelmez. Ancak, böyle bir yeşil ışık bizi daha büyük sıkıntılara sokabilir. Çünkü… ABD, bir sınır ötesi operasyona izin verirse, önümüze bazı kısıtlamalar da koyacak. Doğal olarak böyle bir operasyondan beklenen sonuç alınamayacak. Zaten PKK'nın istediği de bu. PKK yönetimi, bu konuda Barzani'den çok farklı düşünüyor. Barzani, Türk askerinin Kuzey Irak'a girmesini istemezken, PKK "gelsin" diyor. Şimdiden 500 kişilik bir kaybı da göze almış durumdalar. Böyle bir operasyonu Türkiye'ye saldırmak için dayanak olarak kullanacaklar. Sadece Güneydoğu'da değil, Türkiye'nin büyük metropollerinde de önemli eylemlere girişecekler. "Apo zehirlendi" yaygaraları tutmadı… Şimdi, Silahlı Kuvvetlerin ABD vesayeti altında bir harekâta girişmesini bekliyorlar. Türkiye, bu oyuna gelmemeli! Türk Silahlı Kuvvetleri bir sınır ötesi operasyona girişecekse, önünde hiçbir kısıtlama olmamalı… Böyle bir operasyonun ardından, Türkiye'deki Türk-Kürt çatışmasının körüklenmesi hedefleniyor. Türkiye Cumhuriyeti, büyük sıkıntı ve tehditlerle karşı karşıya. Üstelik karşı karşıya kaldığımız bu sıkıntıyı, "müttefik" ve "dost" dediğimiz ülkeler körüklüyor![2]

Talabani'den Tayyip ailesine sınır ötesi harekâtı önleme rüşveti geliyordu.

  • 350 dönümlük arazi üzerinde kurulacak Kürdistan Yurtseverler Birliği Karargâhı ve Müzesi inşaatının ihalesi, Mart 2007'de Tayyip Erdoğan'ın damadı Berat Albayrak'ın genel müdürlüğünü yaptığı Çalık Holding'e verildi.
  • Böylece Tayyip Erdoğan, ABD'nin Kuzey Irak'taki Kukla Devlet planına damadı üzerinden şahsi çıkar sağlanarak da bağlandı. Bilindiği gibi, Tayyip Erdoğan, daha önce ABD hükümeti tarafından Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) Eşbaşkanlığına atanarak bu planın hizmetine girmişti.
  • Sınır ötesi harekât, bilindiği gibi Genelkurmay Başkanımız Org. Yaşar Büyükanıt tarafından 12 Nisan'dan beri gündeme getirilmektedir. Ancak Erdoğan her seferinde önleme görevini yerine getirmiştir.
  • Hatta Tayyip Erdoğan Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı psikolojik harekât görevi yürütmektedir. 12 Haziran'da sınırötesi harekat için "Türkiye'deki 5 bin teröristle mücadele bitti mi ki, Kuzey Irak'taki 500 kişiyle uğraşma safahatine gidilecek" demişti. Bu sözden iki ay önce damat Berat Albayrak, Talabani'nin karargahının ve sarayının inşaatı işini üstlendi.
  • Erdoğan ailesine bu ihale, Kuzey Irak'taki Kukla Devleti koruması ve Irak'ı bölme harekâtına hizmet etmesi için verildi.
  • İşin bağlanma süreci şöyle gelişti:

– Çalık Holding'in Genel Müdürü Berat Albayrak, Şeyh Makdum'un aracısı ile Mart 2007'de İstanbul'da görüştü ve işi aldı.

– Çalık Holding heyeti, 4-9 Nisan 2007 tarihleri arasında Süleymaniye'de Talabani'nin Nokan Şirketler Grubu ile görüştü. Böylece 350 dönümlük arazi üzerinde kurulacak Talabani'nin Kürdistan Yurtseverler Birliği Karargâhı ve Müzesi işini, Tayyip Erdoğan'ın Damadı Berat Albayrak'ın genel müdürlüğünü yaptığı Çalık Holding üstlendi.

– İşi kotaran Dubai'nin ünlü şeyhi Makdum, Tayyip Erdoğan ile sıkı fıkı ilişki içinde.

Barzani'nin İsrail'le ilgili sözlerine tepki                 

Irak Kürdistan Demokratik Partisi (IKDP) lideri ve kuzeydeki özerk bölgenin başkanı Mesut Barzani'nin İsrail ile ilişki kurabilecekleri" yönündeki sözleri, Ulema Birliğinin sert tepkisine neden oldu. Irak'ta Amerikan varlığına karşı olan Sünni oluşumu Ulema Birliği, Barzani'nin Kuveyt'te yaptığı açıklamanın, "çok tehlikeli" olduğunu ve "Dünyada doğrudan veya dolaylı İsrail'den zarar gören 1,5 milyar Müslümanın duygularını incittiğini söyledi. Bu görüşlerin Irak halkına ait olmadığını ve ne bugün, ne gelecekte Irak'ın ulusal çıkarına hizmet edeceğini bildiren Ulema birliğinin açıklamasında, "Eğer Barzani'nin İsraillilerle iyi ilişkileri varsa, onlardan Filistin'deki kardeşlerimize zarar vermeyi durdurmalarını istesin" ifadesi kullanıldı.

"Kürtleri Hıristiyanlaştırmak için 4 bin dolar veriliyordu"!

Cemaat-ı İslam'ı Partisi'nin lideri olan Ali Bapir, Kuzey Irak'ta Kürtlerin Hıristiyanlaştırılması için ayda 4 bin dolar ödendiğini belirtti. Bapir, Kuzey Irak'ta yayınlanan haftalık Media dergisine verdiği röportajda, düzenlenen Kürdistan Hıristiyanları Konferansı'na değinerek şunları söyledi: "Kürdistan'da iki yerel yönetimin bulunmasına rağmen böyle bir şeyin olması şaşırtıcıdır. Nasıl oluyor da bu iki yönetimin gölgesi altında bazıları kendi dininden dönebiliyor? Nasıl oluyor da onlar resmen tanınabiliyor ve bir konferans düzenleme izni alabiliyor. Bunlar gerçekten "çok şaşırtıcıdır."

Kuzey Irak'taki yerel yönetimleri suçlayan Ali Bapir şöyle dedi: "Eğer sizler Müslümansanız, bunun önünü almalısınız. Kürdistan yönetimi bu işten sorumludur, niçin bunu önlemiyorsunuz? Bizim yaptığımız araştırmalara göre bu kişilere aylık dört bin dolar ödeniyor. Onlara, size sorun çıkarılıyorsa sizi başka bir bölgeye nakledelim deniyor. Örneğin biz, Merivan Halebcei adlı birinin Erbil havaalanından nasıl yurt dışına çıkarıldığını gördük. Söz konusu şahıs, "İslami grupların dışındaki tüm gruplar bizimle işbirliği yapıyordu" diyor. Kendilerinden daha iyi Müslüman bulunmadığını söyleyenler, Hz. Muhammed'e ve İslam'a hakaret edenlere nasıl yardımcı olabiliyorlar? Hıristiyan olanlara ilkin maddi yardım yapılıyor, daha sonra dışarı çıkışı kolaylaştırılıyor, aslında onlar zaten bir dini inanca sahip olmayan kimselerdir. Yani onlar aslında hiçbir dine bağlı olmayan sadece çıkarcı kişilerdir. Burada bu cahil insanlar Hıristiyan olurken gelişmiş ülkelerde kültürlü ve tahsilli insanlar Müslüman olmaktadır."

Yerel yönetimleri de sert bir şekilde eleştiren Ali Bapir sözlerini şöyle sürdürdü: "Bizim partimiz, Hz. Muhammed için bir program düzenleyecek olsa Vakıflar Bakanlığından, İçişleri Bakanlığından ve daha birçok yerden izin almak zorunda kalıyor. Fakat ABD'den bir papaz Kürdistan'a gelip, kolayca Hıristiyanlığı propaganda edebiliyor, İncil'in Kürtçesini halka dağıtabiliyor. Müslümanlara işi zorlaştırırken, nasıl oluyor da kafirlere kolaylıklar sağlayabiliyorlar? Amerikalı biri gelip burada küfrünü propaganda edebildiğine göre burada bağlantıları var demektir."

PKK'ya Yahudi Kürtler kucak açıyordu

PKK, Kandil Dağı eteğindeki köyleri boşaltıp, Zaho ve Akre bölgesine taşındı, ikiye bölünen örgüt, Kuzey Irak için militan topluyor.

Güneydoğu'ya asker sevkıyatı yapılması ve sınır ötesi operasyon meselesi Türkiye'nin ana gündemini oluşturuyor. Sıfır noktasına konuşlanan askerlerin Kuzey Irak'a geçtiği, hatta sıcak temasta bulunduğu ileri sürüldü. Ama daha çok bölgeye sevk edilen asker sayısı tartışıldı. 200 bin askerin Güneydoğu'ya transfer edildiği dile getirilmişti çünkü. Ancak bu bilgi doğruluğunu giderek kaybetti; asker sayısı önce 130 bine, ardından 30 bine kadar düştü.

Şüphesiz bölgede ciddi bir hareketlilik olduğu gerçeği gün gibi ortada. Zaten buna yönelik açıklamalar da gecikmedi. Irak Federal Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani, "Bizi engelleyen, her türlü problem ve engelle karşılaşır. Hiçbir komşumuzun sınırlarımız içinde operasyon yapmasını istemiyoruz." açıklaması yaptı. Bunun üzerine Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, sınır ötesi bir hareketliliğin olmadığını, durumun olağan bir hadise olduğunu söyledi: "Bu tedbirlerin Irak-Türkiye hududunun güvenliğinin sağlanmasına yönelik olduğu, her yıl bahar ayında mutadan alındığı ve Türkiye, Irak ve ABD görüşmelerinin gündeminde de bulunan PKK'nın Irak'taki varlığı ve faaliyetlerinin bu önlemleri zorunlu kıldığı bildirilmiştir."

Peki, sınırın öteki yakasında sıcak takip oldu mu? Türkiye'nin İran, Irak sınırına asker çekmesinin şimdilik rutin bahar operasyonu bir parçası olduğu belirtiliyor. Van ve Tunceli kırsalında, Çukurca bölgesi, Gabar Dağları civarında, Batman'ın Beşiri bölgesinde yapılan operasyonlardan kaçacak teröristlerin yolu hudut çizgisinde kesilmek isteniyor. Sadece bu değil, aynı şekilde İran tarafından sıkıştırılan PKK'nın İran kolu Pejak üyelerinin Türkiye'ye giriş koridorlarını kapatmak da askeri yığınağın amaçlarından biri. Ancak bütün bunlar Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sınırı aşıp bir operasyon yaptığı tezlerini doğrulamıyor. Zaten Türkiye'nin, sınırın öteki yakasında, sayıları 3 bin olduğu tahmin edilen çoğunluğu bordo berelilerden oluşan bir askeri grubu bulunuyor, istihbarat birimlerine göre, bu askerler zaman zaman istihbarat toplamak amacıyla küçük gruplar halinde kısa mesafeli güvenlik derecesi yüksek operasyonlar yapıyor.

PKK'da panik yaşanıyordu!

Türkiye'nin batı bölgelerinden asker sevkıyatı başlatmasıyla birlikte paniğe kapılan terör örgütü PKK art arda açıklamalar yaparak, masum rolüne büründü. Terörist Murat Karayılan, 'Türk Silahlı Kuvvetleri sınır ötesi operasyon yaparsa yanlış yola girmiş olur' diyerek 'böyle bir durumda T.C. güçlerine büyük zayiat vereceklerini' iddia etti. Ama Karayılan'ın en ilginç açıklaması, Mesut Barzani ve Celal Talabani güçleriyle birlikte hareket etmek için çalıştıklarını aktarması oldu. Bu açıklamanın ardından, militanlar teçhizatlarıyla birlikte Kandil Dağı eteklerinde (Örgüt uzun süredir Kandil Dağı'nı kullanmıyor) bulundukları köyleri Karayılan'ın talimatıyla boşaltmaya başladı.

Örgütün ağır silahlı kanadını kontrolünde bulunduran Halk Savunma Güçleri (HPG) sorumlusu Cemil Bayık ile Murat Karayılan arasındaki çekişme örgütü iki parçaya ayırmış durumda. Bayık'ın, hareketlilikle birlikte ekibini Zaho'ya yakın yerleşim yerlerine çektiği belirtilirken, Karayılan'ın da grubunu Erbil tarafındaki Akre ve Kürt Yahudilerin yaşadığı alan olarak bilinen Berzenci bölgesine taşıdığı belirtiliyor. Türk askerinin muhtemel bir Kandil operasyonu, boş bir alana yapılacağı için başarısızlıkla sonuçlanması kuvvetle ihtimal. Teröristler gelişmiş köylere saklanırken aynı zamanda Akre bölgesinde bulunan ve Saddam Hüseyin döneminde kışla olarak kullanılan, daha sonra işkence kaleleri olarak anılan yerlerde yaşıyorlar.

Bin kadar militanın Akre kelesine yerleştiği, Karayılan'ın örgüt içi yazışmalarında ortaya çıkıyor. Bu kalede, hâlihazırda İran'dan kaçıp gelen yaklaşık 1500 kadar Kürt yaşıyor. Terör örgütünün konuşlanmak için daha çok Yezidi köylerini tercih ettiği de belirtiliyor. Örgüt militanları bir yerde en fazla 30 kişi kalıyor ve birbirlerini kod isimleriyle tanıyorlar. Haberleşmeleri de aynı şekilde gerçekleşiyor.

Türkiye'nin süpürme hareketi adı altında başlattığı büyük operasyon kaç PKK'lıya karşı yapılıyor? Türkiye'de sayıları 3 bin olan PKK'lılar son iki yıl içinde sayılarını 6 bine çıkararak bu oranda tutmaya çalışıyorlar. Yalnız örgüt yanlısı internet sitelerine ve kaynaklara göre bu 6 bin militanın 2 bini örgüte yeni katılmış ve çoğunluğu öğrenci olup yeteri derece 'gerilla' eğitimi almamış deneyimsiz kişilerden oluşuyor. Bu militanların önemli bir kısmının Gabar Dağları'nda bulunduğu belirtiliyor. Kuzey Irak'ta silah altındaki PKK'lı sayısı ise 5 bin olarak açıklanıyor ancak bu rakam duruma ve ihtiyaca göre değişebiliyor.

Şu anda ikiye bölünen örgütün 3 bin kadar militanı Karayılan ile birlikte hareket ediyor. Teröristlerin sayısının artması Kuzey Irak'ta bulunan ve 3 bin 500 Kürt'ün yaşadığı Mahmur kampından kaynaklanıyor. PKK'nın deneme alanına dönüşen bu kamptan ihtiyaca binaen militanlar zaman zaman silâhaltına alınıyor. Operasyon ihtimaline karşın buradan yüzlerce gencin silâhaltına alındığı ve eğitim gördüğü gelen haberler arasında.

PKK'nın Kuzey Irak'taki Kamplarını İsrail koruyordu!

Terör örgütünün elinde hava savunma füzeleri, uçaksavar ve havan topları bulunuyor. Genelkurmay Başkanlığı'nın raporuna da yansıyan bu bilgiler dışında örgütün köy köy kamp haritası da çıkartıldı, işte rapora yansıyan ancak sonrada durum ve konum olarak değiştiği bilinen PKK'nın Kuzey Irak'taki kampları:

Harun Kampı Bölgesi: Bir siyasi eğitim okulu ve arşiv bürosu, mühimmat, yakıt ve gıda depoları, 3 adet 14,5 mm'lik Dokça uçaksavar, 3 adet 82 mm'lik havan topu, muhabere santralı. Bu kamp geçen hafta boşaltılarak bilinmeyen bir bölgeye taşındı.

Tang-i Shiwadiza: Siyasi eğitim yeri, gıda ve yakıt depoları ile birlikte 4 adet Dokça uçaksavar, 3 adet 82 mm'lik havan topu bulunuyor.

Kenicenge Kampı: Sadece siyasi eğitim okulu olarak kullanılıyor.

Bokrisan Bölgesi: 30-40 militan bulunuyor. Askeri eğitim alınıyor bir nevi öncü birlik sayılıyor. 7 evde kalıyorlar.

Levje Köyü: 30'dan fazla ev bulunuyor. Köy Abdurrahman Erdalan adında teröristin sorumluluğunda. Buranın asli görevi haber ve istihbarat sağlamak.

Enze Köyü: 60'a yakın ev var. Irak'ta seçime giren PKK'nın partisi Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi'nin ofisi konumunda.

Sarı-ı Şule Dağı: Dr. Viyan kod adlı teröristin sorumluluğunda bir hastane bulunuyor. Kampı korumak için 3 adet uçaksavar ve havan topu bulunuyor.

Gırnako ve Pişteşan Bölgeleri: İlk başta terör örgütü mensupları yoktu. Ancak son dönemlerde buraya uğradıkları belirtiliyor.

Zargali Köyü: Örgütün asayiş sorumlusu Hakkı kod adlı terörist bulunuyor. Asayişi sağlamakla yükümlü 30 terörist bulunuyor.

Kurtak Köyü: Kandil Dağı asayişine bağlı yol kontrol ekibi bulunuyor. Sayıları 15 ila 20 arasında değişen teröristler görev yapıyor. Bunların görevi en ufak şüpheli durumu veya kişiyi merkeze telsizle bildirmek.[3]

ABD Konsolosu Barzanicilik propagandası yapıyordu.

Adana Konsolosu Eric Green, Nevruz öncesi Mersin'den Mardin'e kadar uzanan illeri gezdi. Green, bu illerde DTP yöneticileri ve Barolarla görüştü. Eski DEHAP il Başkanı Mehdi Öztüzün, önceki Konsolos'un da benzer bir gezi düzenlediğini açıklamıştı. Öztüzün'e göre şimdiki ziyaret silsilesi, o gezinin devamı niteliğinde.

ABD Adana Konsolosu Eric Green, Nevruz öncesinde Çukurova ve Güneydoğu turu yaptı. Green, Mersin, Adana, Diyarbakır, Batman ve Mardin'de resmi makamların yanı sıra siyasi partiler ve kitle örgütleri temsilcileriyle görüştü. Green'in bu görüşmelerde Avrupa Birliği'ne uyum yasaları ile birlikte "insan hakları"nın durumunu sorduğu belirtiliyor. Green'in görüştüğü kurumlar arasında AKP, CHP, DTP, insan Hakları Derneği ile İl Baroları bulunuyor.

"Barzani ile işbirliği yapın" deniyor!

ABD'nin Eski Adana Konsolosu Scoot Walter Reid de 2004'ün Mart ayında Güneydoğu turuna çıkmış ve Nevruz öncesinde halkın "nabzını yoklamıştı." Eski DEHAP Batman il Başkanı Mehdi Öztüzün, Nisan 2005'te bir açıklama yaparak "ABD ve AB yetkilileri bizim Kürt kimliğimizi ön plana çıkarmamızı istiyorlar. Bize Talabani ve Barzani ile işbirliği yapmamızı öneriyorlar" demişti. Mehdi Öztüzün, ABD'nin şimdiki Adana Konsolosu'nun görüşmelerini de bu yönde değerlendiriyor. Aydınlık'ın görüşlerine başvurduğu Öztüzün şöyle dedi:

"ABD, DTP'nin Kürt milliyetçisi konumuna kaymasında büyük role sahip. ABD'nin Adana Konsolosu Green'in görüşmelerini tek başına değerlendiremeyiz. DTP'nin bağımsız adaylarla seçime girme kararı, Abdullah Öcalan'ın artık silinmeye başlaması ve Green'in görüşmeleri aynı doğrultuda."

Öztüzün, Green'in görüşmelerinin 2004'te olduğu gibi Nevruz öncesine rastlamasına da dikkat çekti.

ABD barolara müdahale ediyor

Green'in ziyaretinde göze çarpan başka bir ayrıntı da Barolar. CHP Milletvekili Oğuz Oyan'ın 8 Mart'ta TBMM'de kamuoyuna duyurduğu "Doğu Raporu"nda ABD'nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da nüfuz artırmaya çalıştığı ve bu doğrultuda bazı Baro seçimlerine müdahale ettiği belirtilmişti.

İddialara göre Green'in Batman'da ziyaret ettiği Baro Başkanı Sedat Özevin de böyle bir müdahaleden sonra 8 Ekim 2006'da yapılan Baro seçimlerini kazandı. ABD Konsolosu Green 28 Eylül 2006'da Batman'a giderek Özevin'in bürosunu ziyaret etti. Batman Barosu seçimlerinde Eski DEHAP Batman İl Başkam Mehdi Öztüzün, Sedat Özevin'in rakibiydi. Aydınlık'ın Green'le görüşüp görüşmediğini sorduğu Özevin, görüşmeyi doğruladı.

Green'in ziyaret ettiği Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu'nun da ABD ve AB ile ilişkileri hayli "sıkı". Tanrıkulu, 1997'de Amerikan Robert Kennedy Merkezinin İnsan Hakları Onur Ödülüne layık görüldü. Merkez'in internet sayfasında Tanrıkulu ile ilgili şu bilgilere yer veriliyor:

"Tanrıkulu, Türkiye'de kolluk kuvvetlerinin işkencelerine ve zor kullanmasına karşı mücadele ediyor. İnsan haklarını savunduğu için Türk devletinin hedefi haline geldi. Kürt halkının haklarını savunan Tanrıkulu, Robert Kennedy Merkezi'yle birlikte bir adalet komisyonunun 2005'te Türkiye'ye gitmesini ve Kürt toplumuyla görüşmesini sağladı. Bu görüşmeyle Türk devletine baskı uygulandı."

Tanrıkulu, Konrad Adenauer Vakfı ile de iletişim hâlinde. Sezgin'in başında olduğu Diyarbakır Barosu ile Konrad Adenauer Vakfı, 18 Eylül 2003'te "Irak Savaşı Sonrası Ortadoğu ve Güncel Politik Gelişmeler" başlıklı bir sempozyum düzenledi. Tanrıkulu, sempozyum bilgisini doğruluyor, ama sempozyumda ne konuşulduğundan haberinin olmadığını söylüyor.

Neden Adana, neden Güneydoğu seçiliyor?

Peki ABD Adana Konsolosu Eric Green'in Güneydoğu ziyaretleri ne anlama geliyor? Aydınlık Ankara Temsilcisi Fikret Akfırat'ın kaleme aldığı 2004'te Kaynak yayınlarımdan basılan "Kukla Devlet" kitabında ABD'nin Adana Konsolosluğu'nun kritik misyonu hakkında şu bilgilere yer veriliyor:

"ABD'nin Adana Konsolosluğu, Güneydoğu, kuzey Irak, Kıbrıs ve Suriye'ye yönelik istihbaratın birleşme noktası. (…) İncirlik Üssü de Konsolosluğun ilgi alanında. Adana'nın bir diğer özelliği CIA, MOSSAD ve MİT'in faaliyetlerinin kesiştiği bir merkez olması. MOSSAD'ın Türkiye'de en etkili olduğu bölgenin kavşağında Adana bulunuyor. ABD Adana Konsolosluğu MOSSAD için de bir üs işlevi görüyor.

AB yasalarından sonra bilgi verme zorunluluğu kalktı

Diplomatlar, görev yaptıkları ülkede Viyana Sözleşmesi'ne göre hareket ediyor. Viyana Sözleşmesi, diplomatik olarak birbirini tanıyan iki ülkenin misyonlarını açmasıyla devreye giriyor. Diplomatların bulundukları ülkedeki faaliyetleri kamu düzeni tarafından sınırlandırılabiliyor. Genellikle güvenlik konusu öncelik taşıyor. Diplomatların bazı bölgelere seyahat etmeleri men edilebiliyor. Ancak Dışişleri yetkililerinin verdiği bilgiye göre AB müzakere süreciyle birlikte bu uygulama neredeyse çöpe atıldı. Yetkililer Türkiye'nin çeşitli yerlerinde özel faaliyet yürütmek isteyen diplomatların son aşamada Dışişleri Bakanlığı'nı bilgilendirdiklerini, böylece emrivaki yapıldığını belirttiler. Dışişleri'ne yapılan bildirimin ardından Bakanlık tarafından içişleri Bakanlığına diplomatların programı ve güvenlik tedbirleri hakkında içişleri Bakanlığı'na yazılı bildirim yapılıyor.

Konsolos'un Fox kulisi dikkatle izleniyor!

ABD Adana Konsolosu Eric Green, Adana'da gazetecilerle de toplantı yapıyor. Bu toplantılarda konuşulan konular ilginç. Örneğin bir toplantıda Green, "Fox TV'nin piyasadaki konumlanışı nasıl olmalı?" diye sordu. Green'in bu konudaki görüşlerden yararlanarak bir rapor hazırlayacağı belirtiliyor.

Green'in başka bir toplantıda sorduğu soru da şu: "Ermeni Soykırımı Tasarısı Kongre'den geçerse, Türk halkının tepkisi ne olur?"

Konsolos, bu sorudan sonra Kongre'nin Bush'un emrinde olmadığını ve Kongre'den Türkiye aleyhinde çıkacak bir kararın Bush'un görüşü olmadığını söyledi. Green'in bu toplantılarla Ermeni Soykırımı Tasarısının altyapısını oluşturmaya çalıştığı belirtiliyor.[4]

Kürt Bölgesi Anayasası Sevr'e Dayanıyordu

Türkiye'de "kırmızıçizgiden" dem vuranlar; PKK, Barzani, Talabani üçlüsüne Türkiye üzerinden güçlenme şansı tanıyanlar "Irak'ın üniter yapısı bozulursa, Kürt devleti kurulursa savaş nedeni sayacağız" diye hava atanlar, aslında "Sevr" girişimini milletimizden saklamışlardır.

İşte milletimizden saklanan Kürt Devleti Anayasası, işte Sevr'in daniskası!.

Açık İstihbarat sitesinden alınan Irak Kürdistan Bölgesi Anayasası'na giriş kısmını aynen aktarıyoruz.

Giriş

Anavatanları Kürdistan'da binlerce yıl yaşamış eski bir halk olan Kürtler, tıpkı dünyanın diğer ulusları ve halkları gibi, self-determinasyon hakkını kullanabilecek niteliklere sahip bir ulustur. Self-determinasyon hakkı, Birinci Dünya Savaşı sonunda çıkarılan ve ilkeleri uluslararası hukukun temeli haline gelen Woodrow Wilson'ın On Dört Maddelik prensiplerinde kabul edilen bir haktır.

1920 yılında imzalanan Sevr Anlaşması'nın 62-64 nolu maddeleri Kürtlere self-determinasyon hakkını tanımasına rağmen, uluslararası çıkarlar ve siyasal dengeler Kürtlerin bu hakkı elde edip uygulamaya geçirmelerini engellemiştir. Sevr Anlaşması'na konulan maddelerin tersine, Güney Kürdistan (Kuzey Irak) 1925 yılında, kendi halkının iradesi dikkate alınmadan, dört yıl önce, yani 1921 yılında kurulmuş olan Irak devletine müsadere edilmiştir. Sevr Anlaşması, Kürtlerin kendi topraklarındaki yönetim için Kürt kökenli memurların atanmasını ve eğitim, hukuk ve sağlanan tüm hizmetlerin dilinin Kürtçe olmasını şart koşmuştur. O tarihten bu yana Kürdistan'ın bu kısmı Irak Kürdistan'ı olarak biline gelmiştir. 25 Aralık 1992 tarihinde, İngiliz ve Irak hükümetleri Kürtlerin kendi yönetimlerini kurma hakkını tanıyan bir açıklama yayınlamışlar ve Kürt temsilcilerinden, hükümet biçimini, coğrafi sınırları ve Irak ile siyasal, ekonomik ilişkilerin biçimini belirlemeleri istenmiştir.

Irak Milletler Cemiyeti kabul edilirken, Irak'ın bir açıklama yapması şart koşulmuştu ve Irak bu açıklamayı 30 Mayıs 1932 yılında yaptı. Söz konusu açıklama bir dizi uluslararası yükümlülüğü kapsamakta ve Kürtlerin haklarına ilişkin olarak, sözü edilen açıklamanın 10. maddesine göre, Milletler Cemiyeti üyelerinin çoğunluk oyu olmaksızın Irak'ın tek başına ne iptal edebileceği ne de düzeltebileceği bir takım güvenceler sağlamaktadır. Bu yükümlülükler Birleşmiş Milletler örgütüne aktarılmıştır ve günümüzde halen yürürlüktedir.

1958 yılında çıkarılan Irak Cumhuriyeti geçici Anayasası'nın 3. maddesinde Arapların ve Kürtlerin Irak devletinin ortak sahipleri oldukları belirtilmiş ve ardından, 11 Mart 1970 yılında, Kürt liderliği ile Irak hükümeti arasında, Irak Kürdistan bölgesinde, Irak'taki anayasal haklar gereğince Kürtlere özerklik tanıyan bir anlaşmaya varılmıştır. Buna rağmen, daha sonraki Irak hükümetleri, Irak'ın Kürtler karşısındaki bu yükümlülüklerini göz ardı etmişler ve bunun yerine, her türlü siyasal ve askeri yöntemi kullanarak, ırkçı ve şovenist bir etnik temizlik ve yıkım politikası yürütmüşlerdir. Kürtleri zorunlu göçe tabi tutup demografik gerçekliği değiştirerek Kürtlerin ulusal kimliğini Araplaştırmışlardır. Irak hükümetleri bunun da ötesine geçerek, Halepçe şehri, Balisan kasabası ve Duhok'un bazı mıntıkalarında, uluslararası düzlemde yasaklanan kimyasal silahları kullanmışlardır. Feyliler ile Barzanilerin de aralarında bulunduğu on binlerce silahsız sivil Kürdü geleceği belirsiz sürgüne gönderirken 4.500 kasaba ve köyü yerle bir etmişlerdir. Bunu, Anfal adıyla bilinen ve 182.000 silahsız sivil kurbana mal olan topyekün imha kampanyaları izlemiştir.

BM Güvenlik Konseyi, ikinci Körfez Savaşı'nın ardından, 5 Nisan 1991 tarihinde, Müttefikler tarafından Kürtlere Güvenlikli Bölge kurulmasını öngören 688 sayılı kararı oylarını ve böylece Kürtleri uğursuz bir gelecekten korumuştur. Bu olanaktan faydalanan Kürtler, 19 Mayıs 1992 tarihinde ilk parlamentolarını seçerek Kürdistan Bölgesel Hükümetini kurmuşlardır. Irak Kürdistan'ı Ulusal Meclisi'nin, yani "Parlamento"nun ortak oyuyla, Kürdistan bölgesinin halkı, Irak hükümeti ile gelecekte kuracağı anayasal ilişkinin türünü tercih etme konusundaki hakkını kullanmış ve bu vesileyle Irak Hükümeti'nin anayasal temeli olarak federalizmde karar kılmıştır; bu karara göre, Irak Kürdistan Bölgesi, Irak Federal Cumhuriyeti'nin gelecekteki bölgelerinden biri olacaktır.

Federalizm aynı zamanda demokrasi, çoğulculuk ve insan haklarına saygı gibi ilkeler ve değerler kılavuzluk edecek, sivil ve siyasal haklara ilişkin uluslararası anlaşma ve konvansiyonlar ile, Irak'ın 25 Ocak 1971 tarihinde imza koyduğu 1966 tarihli uluslararası sosyal, ekonomik ve kültürel haklar konvansiyonu ile uyum içinde olacaktır. Yukarıdaki alternatifin seçilmesi aynı zamanda, Yeni Dünya Düzeni'nin ilkeleri ile de uyum içindedir. Federalizm yolunu seçen Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Belçika gibi halklar ve uluslar büyük başarılar kaydetmişler, tüm milliyetlere, gruplara, federal düzeyde karar alma sürecine ve yönetime katılma imkanı verilmiş ve böylelikle demokrasinin fiilen hayata geçmesi ve gerçek anlamda uygulanması mümkün kılınmıştır. Bunun da ötesinde, federalizm farklı bölgelerin insanlarına iç bağımsızlık getireceğinden, ülkenin bütünlüğünün korunması için en ideal çözüm olarak görülmektedir.

Bu yüzden, tüm tarafları bağlayacak ve tüm tarafların uyacakları yeterli uluslar arası güvenceler olmadığı sürece, hiçbir anayasal belge herhangi bir kararın eksiksiz ve kalıcı biçimde hayata geçirilmesini garanti edemez. Geride bıraktığımız on yıl uluslararası korumanın değerini göstermiş ve Kürdistan halkına, baskının ve zulmün olmadığı güvenli ve özgür bir ortamda, kendi özgürlüklerini ve ulusal haklarını hayata geçirme imkânı sağlamıştır. Bu yüzden, nihai, adil, kalıcı ve uluslararası güvencelere dayalı bir anlaşmaya varılıncaya kadar böyle bir korumanın devam etmesi başat öneme sahip bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir.

Kısım I – Genel Hususlar

Madde 1: Kürdistan Bölgesi, Federal Irak Cumhuriyeti'nin bir bölgesi olarak, çok partili, demokratik, parlamenter ve cumhuriyetçi bir siyasal sisteme sahip olacaktır.

Madde 2: Kürdistan Bölgesi, 1970 öncesindeki sınırlarıyla Kerkük, Süleymaniye ve Erbil Vilayetlerinden, Duhok Vilayerinden ve yanı sıra Aqra, Şeikhan(Şexan), Sincar bölgelerinden, Ninova Vilayerindeki Zimar alt-bölgesinden, Diyala Vilayetindeki Xanıqın ve Mandalı bölgelerinden ve El-Wasit Vilayetindeki Basra bölgesinden oluşur.

Madde 3: İktidar halka aittir, çünkü iktidarın meşruiyet kaynağı halktır.

Madde 4: Kürdistan Bölgesinin halkı Kürtlerden ve Türkmen, Asuri, Keldani ve Arap ulusal azınlıklarından oluşur ve bu Anayasa söz konuşu azınlıkların hakları tanır.

Madde 5: Kerkük şehri Kürdistan Bölgesi'nin başkenti olacaktır.

Madde 6: Irak Federal Cumhuriyeti'nin bayrağına ek olarak, Kürdistan bölgesi özel bir bayrağa sahip olacak ve durum yasa ile düzenlenecektir.

Madde 7: Kürdistan Bölgesinin resmi dili Kürtçe olacaktır.[5]


[1] Milli Gazete / 11 10 2007 / Ebubekir Gülüm

[2] 02.04.2007 / Akşam

[3] Haşim Söylemez / Aksiyon

[4] Murat Arısoy / 18 Mart 2007 / Aydınlık

[5] Kaynak: www.acikistihbarat.com

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Mehmet DENİZ

Mehmet DENİZ

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...