Bu, üç beş ceviz çalmak için cehenneme kim gider? gibi bir şeydir. Evet bin YTL, veya 700 dolar için ölümün kol gezdiği Irak'a, şunlar gider:
1- Amerika'da yıllarca sefalet içinde kıvranmış zenciler, dışarıdan gidip ABD vatandaşı olamamış kaçak göçmenler, bir baltaya sap olamamış veya hırsızlık ve ahlaksızlık yüzünden işten atılmış ve şimdi çaresiz canlarını bin dolara pazarlamış coniler ve kiralık caniler…
2- Evine ekmek, bebeğine ilaç alamayan, ev kirasını, elektrik su parasını toparlayamayan, üniversite bitirdiği halde bekçilik, hademelik bile bulamayan, çocuğunun cebine harçlık koyamayan, üniversite imtihanını kazandığı halde okutamayan, emekli babasının ve hısım akrabasının eline bakan çaresiz Türkler gider…
Büyük bir ihtimalle, Müslüman Türk halkını, vatanlarını ve namuslarını savunan Iraklı şanlı direnişçilere karşı kışkırtmak üzere, Amerika tarafından vurulan ve suçu direnişçilerin üzerine atılmaya çalışılan ve otuz insanımızın ölümüyle sonuçlanan uçak kazasının gerçek
a) Bölge petrolünü sömürme hevesi ve demokrasi bahanesiyle ve Büyük İsrail'i gerçekleştirme hedefiyle Irak'ı cehenneme çeviren emperyalist ABD ve işbirlikçi Haçlı çetesi
b) Şahsi makam ve menfaatleri karşılığı ülkemizi ve bölgemizi ateşe atma pahasına, Amerikan conilerine destek çıkan AKP hükümeti, rantiyeci sömürü sermayesi ve bunların şakşakçısı marazlı medya kalemşörleridir.
Kim vurduya gitmek! Geride hep sorular var: Adana'dan Beled'e giden uçağın, yolcuların dışında nasıl bir yük taşıdığı? Ekmek parasına nelerin karıştığı! "Ekmek parasına gardaş, verdiğimiz can bizim" memleketin esas hikayelerinden zaten… Kamyoncular sıra sıra diziliyor… Bir yıldır güvenlik denetimi görmediği iddia edilen "Moldav" uçağına atlanıp "ekmek parasına", işgale, iç savaşa, ihale furyasına kan veriliyor. Ve vuruldu mu, yoruldu mu, öyle kendi kendine mi düştü; bilmiyoruz henüz. Üzgünüz… Her şey mümkün! Ucuz uçakla düşmek, bir füzeyle düşürülmek, o füzenin sahibi, uçağın yükü vesaire. Enkazdan geriye genellikle hep soru kalıyor. Onlardan biri de, vurulmadıysa ve kimi iddiada olduğu gibi, patlama doğru ise, Adana'dan Beled'e giden uçağın, yolcuların dışında nasıl bir yük taşıdığı? Ekmek parasına nelerin karıştığı! (12 Ocak 2007 / Umur Talu / Sabah) Irak acı vatan oluyor! Irak acı vatan oldu! Her gün 70 kişi ölüyor. Bombalı saldırılar. Havaya uçurulan binalar. Kan revan! Böyle bir ülke olan Irak, Türkiye'de iş bulamayan 20 bin kişi için umut kapısıydı. Bağdat'ta düşen uçaktaki 28 Türk işçisi de, yurt içinde iş bulma umutları kalmadığı için ayda 500-600 dolara çalışmaya Irak cehennemine gidiyordu. İşsizlik ve yoksulluk! Irak'ı acı vatan yapmıştı. (12 Ocak 2007 / Necati Doğru / Vatan) İşler iyi, iyi… Aziz Gelinci. Emekli. Maaşı, 600 lira. Eşi, kanser hastası. Ev, kira. Mecburen çalışmaya devam… Bağdat'ta düşen uçaktaydı. |
Mehmet Durdu. Kepçe operatörlüğünden emekli. Maaşı, 450 lira. Mecburen çalışmaya devam… Bağdat'ta düşen uçaktaydı. Süleyman Özkartal. İnşaat işçiliğinden emekli. Maaşı, 425 lira. Mecburen çalışmaya devam… Bağdat'ta düşen uçaktaydı. Ölmeselerdi… 500'er dolar alacaklardı ayda. 700'er lira falan. Konteynerde kalacaklardı. 3 metreye, 9 metre. 8 kişi, 27 metrekare. Çöp kutusu içerde. Lavabo yok. Tuvalet, duş, konteynerin yanındaki kabinde, kullanım ortak. Burada yaşamak için… Günde 70 kişinin öldürüldüğü Irak'ta çalışmak için… Bir kağıt imzaladılar. "Başıma gelecek olanlardan sadece kendim sorumluyum" yazılı bir kağıt… İşe girebilmek için böyle bir şart var çünkü. Yıllarca prim ödeyip, emekli olmuşlardı. Ölmeselerdi… Hükümet'in çıkardığı Sosyal Güvenlik Kanunu gereği, maaşlarından 120'şer lira kesilecekti… Emekli oldukları halde çalıştıkları için… Bu arada… Türkiye İstatistik Kurumu açıkladı. İşsizlik azaldı, milli gelir arttı, özellikle son 4 yılda gelir dağılımı düzelmeye başladı. (12 Ocak 2007 / Yılmaz Özdil / Sabah) Şiddet üzerine Hayat zaten inişli çıkışlı, onun altında ezilmemek için birtakım taklalar atıyoruz. Bazı yerlere tutunmaya çalışıyoruz ama altımızda-düştüğümüz takdirde-aile, mahalle, arkadaşlık gibi koruyucu ağlar da yok. Eskiden siyasi kimlikler insana bir aidiyet hissi verebilirdi. Ancak ideolojik siyasi oluşumların önemlerini kaybetmeleriyle ve onların yerini pratik siyasi tavırların almasıyla birlikte o düzeyde de güvenlik ağımız oluşamıyor. Kapitalizm zaten normal süreci nedeniyle her türlü iş güvencesini ve gelecek planlaması imkanını sıradan insanın elinden almış durumda… Bu koşullar altındaki bireylerden oluşan bir toplumda şiddetin her geçen gün daha da artan bir sorun hale gelmesi de sürpriz değildir. Zaten bölgemizde hakim olan kültür, şiddetin yükseltilmesi üzerine kurulmuştur. Bu nedenle bildiğimiz Türkiye'yi göz göre göre kaybediyoruz ve yerine de ne yazık ki fazla güzel olmayan başka bir şey geliyor. Bugün gazetemizin birinci sayfasında yer almakta olan şiddetle ilgili haberlere bir bakın, umarım sizin de bizim gibi içiniz burkuluyordur bunları okurken. Ne yazık ki Türkiye'nin gerçek fotoğraflarını çeken haberler de bunlardan ibaret. Başka bir Türkiye'yi kurmak zorundayız. (12 Ocak 2007 / Serdar Turgut / Akşam) |
Prof. Dr. Nurullah Aydın: Psikolojik çökertmenin bir parçası
Uçağı ABD mi düşürdü?
Irak'ın Beled Havaalanı'na inerken yere çakılan Antonov-26 tipi kargo uçağının düşmesinin arkasındaki karanlık noktalar ve ortaya atılan iddialar, hedef tahtasına yine işgalci ABD'yi koyuyor. İletişim Stratejileri Uzmanı Prof. Dr. Nurullah Aydın, uçağın ABD tarafından düşürüldüğü iddialarındaki gerçeklik payına dikkat çekerek, " Bu olay, ABD'nin psikolojik çökertme uygulamalarından bir tanesidir" dedi.
Bağdat'ta düşen ve 28 Türk yolcunun ölümüne neden olan uçak kazası ile ilgili sis perdesi bir türlü aralanamıyor. Görgü tanıklarının anlattığına göre, havaalanına 200 metre kala düşen uçağa roketle saldırı gerçekleştirildi. Havalında çalışanlarının bu ifadesi, gözleri ABD'ye çevirdi. Özellikle, uçak enkazını incelemek isteyen Türk yetkililer ile teknisyenlere izin verilmemesi ise kuşkuları iyice artırdı. Özellikle uçağın kara kutusuna ABD'li yetkililer tarafından el konulması, ‘Kazada bir takım gerçekler gizlenmek mi isteniyor' düşüncesini destekliyor. Ulaştırma Bakanlığı yetkililerinin tüm yalanmama çabasına rağmen kara kutunun ABD'li yetkililerin eline geçmesi akıllardaki soru işaretlerini iyice derinleştirdi.
Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi ve İletişim Stratejileri Uzmanı Prof. Dr. Nurullah Aydın, "ABD, Türkiye devletinin ve TSK'nın gerek ülkemizde gerekse de eski Osmanlı toprakları olan Ortadoğu ülkelerinde prestijini kırmak ve güvensizlik aşılamak için gerçekleştirdiği politikalarını eskiden beri sürdürmektedir" sözleriyle sinsi hıyanetlere dikkat çekti.
İlginç kazalar!
Uçak kazasının Türkiye'ye yönelik ilk mesaj olmadığını vurgulayan Nurullah Aydın, daha önce ABD tarafından Türkiye'ye yönelik ‘yanlışlıkla' gerçekleştirilen eylemlere dikkat çekti. Hakkari'de düşürülen ve bir albayın şehit olduğu helikopter kazası, Ege Denizi'nde atılan roketle vurulan ve subayların öldüğü destroit kazalarının arkasında hep ABD'nin bulunduğuna işaret eden Aydın, yine Malatya'da özel kasa uçağının düşürülmesi ve Türk özel timinin yok edilmesi operasyonun da ABD tarafından gerçekleştirilmiş olabileceğinin altını çizdi. ABD'ye ait bir F16 uçağından atılan bir roketin Şanlıurfa'da bir köye yanlışlıkla düşmesinin de oldukça anlamlı olduğuna işaret eden Nurullah Aydın, Irak'ta birçok Türk şoförün yanlışlıkla öldürülmesi ve Türk timinin başına çuval geçirilmesi olaylarının ABD tarafından Türkiye'ye verilen birer gözdağı niteliği taşıdığını vurguladı. Prof. Aydın, "Bunlar ABD'nin psikolojik çökertme uygulamalarına örnektir. ABD, bu uçağın düşürülmesiyle, Türkiye'ye yönelik güvenlik zafiyetinin daha da artması ve koruma kalkanının zayıflatılması amacını gütmüştür" diye konuştu.
Düşen uçağın parçaları ABD üssüne niye götürülüyor? Türk işçileri taşırken Irak'taki Beled Üssü yakınlarında düşen uçağın bazı parçalarının Amerika Birleşik Devletleri üssüne götürülerek "güvence altına alındığı" iddia edildi. Uçağın kara kutusunun da "güvence altına alınan" parçalar arasında olup olmadığı bilinmiyor. Ulaştırma Bakanlığı, bu konuda kendilerine ulaşan bir bilginin bulunmadığını söyledi. Türk işçileri taşırken Irak'taki Beled Üssü yakınlarında düşen uçağın bazı parçalarının kazanın ardından ABD üssüne götürüldüğü öne sürüldü. Adana'dan 30 yolcu ve 5 mürettebatıyla havalandıktan sonra Irak'ta inişe geçtiği sırada düşen Antonov tipi uçak ile ilgili farklı iddialar gelmeye devam ediyor. Son olarak uçağın bazı parçalarının, kazadan hemen sonra Amerikan üssünde "güvence altına alındığı" iddia edildi. ANKA'nın edindiği bilgilere göre parçaların, "hırsızlık ya da başka bir nedenle zarar görmemesi için güvence altına alındığı" savunuluyor. Uçağın hangi parçalarının "güvence altına alındığı" ve uçağın kara kutusunun bu parçaların arasında yer alıp almadığı ise bilinmiyor. Ulaştırma Bakanlığı: Bilgimiz yok diyor! Öte yandan iddiaları ile ilgili olarak ANKA'ya konuşan Ulaştırma Bakanlığı yetkilileri, "Amerikalıların uçağın bazı parçalarını ya da kara kutusunu aldığına dair bize herhangi bir bilgi gelmedi. Bunlar kulaktan kulağa yayılan bilgiler. Ekibimiz birkaç gün daha orada. Oradan gelen bilgiler ışığında periyodik olarak açıklama yapacağız" dedi. Irak'a gelmeyin uyarısı mı yapılıyor? Bizatihi Iraklılardan, işgalci ABD ve İngiltere'den sonra "En çok ölü veren ülke" olduk. Kararlı ve acı adımlarla… Ve bir uçak düştüğünde üç ihtimal akla geliyor: * ABD'liler vurdu; yanlışlıkla(!) * Direnişçiler vurdu; bilerek(!) * Ucuz, kötü, sabıkalı uçakla kötü hava koşulları buluştu. Ama en güçlü ihtimal Amerika vurdu. Çünkü o sırada aynı bölgede direnişçilere yönelik bir operasyon yapıyordu. |
ABD'nin komik terör anlayışı!
Güçlü ülke olmak böyle bir şey işte, her şeyi kendinize yontabilir, isteklerinizi dünyaya "kafasına vura vura" kabul ettirebilirsiniz. Dünyayı "The West and the rest" yani "Batı ve geriye kalanlar" diye ikiye böler, ortaya Samuel Huntington benzeri birkaç tane Amerika'nın ve Avrupa'nın menfaatlerine hizmet eden bilim adamını çıkarır "geriye kalanları" bir takım teorilerle uyutursunuz olur biter. İnat eder ve uyumazlarsa o zaman sonsuza kadar uyutur, yeryüzünden siler kurtulursunuz. Amerika Irak'ı "global terörü durdurma" adına vurdu. Saddam'ı teröre hizmet ettiğini (veya etmesinden korktuğunu) öne sürerek ortadan kaldırdı. Sonra Irak plânı başarısız çıkınca kendi menfaatini korumak adına yapacağı tek şey kaldı: "ABD Irak'ta kaybederse terörle savaşı da kaybeder" mazeretine sığınmak. Aslında bu doğru tabii, oradan başarısızlıkla çıkarsa artık terörle ilişkili ülkeler veya azılı terör örgütlerinin gözünde alay edilecek duruma düşeceği kesin. Ama sonuçta bu tezi doğru kılmak için daha neler yapıp, kaç kişinin ölümüne sebep olacağı belli değil.[1]
Irak, ABD'nin mülkü mü?
Başbakan Erdoğan'ın, "Irak'taki gelişmelere seyirci kalamayız" şeklindeki açıklamasına ABD'nin Bağdat Büyükelçisi Halilzad'ın, "Dışarıdan Üçüncü ülkeler Irak'ın içişlerine karışmasın. Irak, Iraklıların meselesidir" şeklinde cevabı geldi. Büyükelçinin bu açıklamasından anlıyoruz ki, Halilzad Irak'ı ABD'nin mülkü olarak görüyor. Öyle olmasa, Irak'ın içişlerine komşu ülkelerin karışmamasını isteyen bir açıklama yapması mümkün mü? Gerçi Başbakan Erdoğan bu cevaba karşı, "Halilzad Irak vatandaşı mı?" şeklinde bir soru ile karşılık verdi ve bu sorusu bir gerçeği yansıtıyordu ama, Irak'ın ABD işgali altında oluşu ve mevcut güçlere ilaveten Bush'un 20 bini aşkın yeni güç sevkini kararlaştırması da gösteriyor ki, ABD Irak'tan kısa sürede çekilecek değildir. Çekilse bile Irak'ı eyaleti gibi görmeye ve yönetmeye devam edecektir. Diyebiliriz ki, ABD işgal ettiği ülkeleri kendi mülküne dönüştürüyor, en azından öyle algılıyor ve bu sebeple de işgal edilmiş olan ülkelerin komşuları tarihi bir takım beraberlikleri hatırlatarak hassasiyetlerini dile getirmelerine bile tahammül edemiyor. Kısacası diyorlar ki; "Irak ile ilgili söz sahibi sadece biziz. Bizim dışımızda kalanlar işgalimiz altındaki ülkeler hakkında fikir yürütmek, bir takım beklentilere girmek hakkına sahip değillerdir. Biz nasıl uygun görürsek onu uygularız"
Irak'ın işgal altında olduğu, mevcut hükümetin de bizzat ABD tarafından belirlendiği bir gerçek elbette. Erbil'deki İran Konsolosluğuna Amerikan askerlerinin gece baskın yapıp 5 diplomatı tutuklaması da bu gerçeğin tüm dünyanın suratında bir şamar gibi şaklatılması anlamına geliyor. Belli ki, ABD bundan böyle sadece Türkiye değil, Irak'ın diğer komşuları İran ve Suriye'ye de "Fazla ileri gitmeyin. Benim işimi zorlaştıracak adımlar atarsanız diplomat falan dinlemem, tutuklarım" demektedir. Erbil'deki İran Konsolosluğu baskınının gazetelerde Iraklı şiilere İran'ın silah yardımı yaptığı şeklindeki haberlerin hemen ardından gelmesi belli ki ABD Irak'ta yeni bir strateji uygulamaya başlamıştır. Bu stratejinin içinde gerekirse İran ve Suriye'nin de vurulması vardır. Aslında İran ve Suriye'nin Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde ABD'nin hedefleri arasında olduğunu biliyoruz. Bunun için Amerika bir takım gerekçeler uydurmaya başlamış olabileceği gibi, Irak'ta bataklığa saplanmış olması kendi kamuoyunda Bush'u güç duruma düşürmüş, Irak politikaları sorgulanmaya başlanmıştır. Bunun için Bush kendisini Irak'taki başarısızlığa bir gerekçe bulmaya mecbur hissetmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, Bush'un Amerikan kamuoyuna karşı ileri süreceği gerekçe İran ve Suriye'dir. Erbil'de konsolosluk baskınının izahı budur. Bu arada, Erbil baskınının hemen ardından Yunanistan'da ABD Büyükelçiliğine bir saldırının gündeme gelmesi bir tesadüf eseri değildir. Erbil'deki İran Konsolosluğuna Amerikan askerlerinin yaptığı baskın ne kadar gerçek ise Atina'daki ABD Büyükelçiliğine yapıldığı ileri sürülen saldırı da o kadar gerçek dışı ve bir senaryonun uygulanmasından ibarettir. Bir bakıma ABD dünya kamuoyuna karşı İran Konsolosluğuna karşı düzenlediği saldırıyı böylece dengelemeye, mazur göstermeye çalışmaktadır. Bu arada, Yunanistan'daki Büyükelçilik saldırısının ardından ABD tarafından yapılan açıklamalar sanki dünya ile dalga geçer niteliktedir. Olayı ciddiye alıyorlarmış, terörün her türlüsüne karşıymışlar. İyi de Erbil'deki İran Konsolosluğuna ABD saldırısı, 5 diplomatı tutuklaması terör değil midir?
Irak'ın işgali terörün ötesinde bir katliam halini almamış mıdır?[2]
El-Kaide'ye öğüt
"Beni sokmayan yılan bin yaşasın" diyenlerin ölümü hep yılan sokmasından olmuş, tahtalıköyü boylamıştır.
ABD'nin, el-Kaide örgütünü küçültmek için sayılarının çok az olduğunu, Müslüman ülkelerde marjinal kaldıklarını söylediği halde bu güne kadar Afganistan, Irak, Sudan, Filipinler, Suriye, Lübnan, Somali gibi ülkelerde attığı füzelerle el Kaide militanlarını öldürdük derken verdiği sayıları bir toplayan olsa on binleri aşıyor.
El-Kaide'yi bahane ederek öldürdüğü yerli sivil halkların sayısı milyona ulaşıyor!
Şimdi, halkının yüzde yüzü Sünni Müslüman ve de zenci olan Somali halkı arasında gelişmekte olan İslâmi canlılığı yok etmek üzere Somali'ye saldırdı ve "el-Kaide" adını hiç duymamış, radyo ve televizyona sahip olmayan zenci Müslümanlara yalnız ve yalnız Müslüman oldukları için saldırıyor.
Sekiz milyon nüfuslu Somali'ye zenci olmayan bir Pakistan'lı veya Suud'lu gelse aydan baksanız o adam ayırt edilir. Amerika El- Kaide örgütünün adı yokken Somali'deki Müslümanları açlıkla terbiye etmek için ekonomik ambargo uygulamaya koyulmuştu. Ekonomik ambargo nedeniyle Türkiye dahil hiçbir ülke Somali'den hiçbir şey alamaz olmuştu. Bir yemek parasına bir sığır alabilecektiniz ama Amerika "Sığırlarında şap hastalığı var, alamazsın" diyordu. Somali'den Muz veya Mango alacaksınız "Veba mikrobu var, dünyaya yayamazsınız." diyordu. Hint Okyanusundan tuttukları balıkları alıp, konserve yapıp satacaksınız "Gemilerinde bulaşıcı hastalık var alıp satamazsınız." yasağı koyuyordu. Hatta Somalili Müslümanları hizaya getirmek için Bir Çevik komutan bile gönderilip kahramanlaştırılıyordu. Bu onurlu Müslümanlar, başlarındaki önce Rus yanlısı, sonra Amerika yanlısı Ziyad Berri diktatörüne karşı direniş hareketine geçince Birleşmiş Milletler, Amerika komutasında "Umut Operasyonu" adıyla otuz bin askeri 1993'de Somali'ye gönderdiğinde birbiriyle çarpışan Ali Mehdi Muhammed taraftarları ile Muhammed Farah Aidid taraftarları nasıl el sıkışıp birlikte Amerika'ya karşı mücadele verip çıkmak zorunda kaldıysa bu sefer de çıkacak ama korkusundan kendisi girmiyor, havadan vurup kaçmaya başlıyordu. Somali halkı gibi zenci olan Etiyopyalı Hıristiyan askerleri eğitip ölüme ve öldürmeye gönderiyordu. "Bana dokunmuyor ya" diyenler, iyi biliniz ki, sıradasınız. Mahallenin en haylazı da olsa, onu korursanız, kendi canınızı korumuş olacaksınız. Şimdi: "Ey el-Kaide, eğer varsan, hayalet gibi orada burada dolaşıp da Amerika'yı yorma ve masum Müslümanların başına bela olma! Faaliyetlerini Amerika'da yap. Hem de Amerikan askeri üslerine en yakın yerlerde yap da dünyanın başı ağrımaktan kurtulsun. (12 Ocak 2007 / Mahmut Toptaş / Milli Gazete) |
Sıra Somali'ye Geldi Listede Türkiye de var
Önce Afganistan'a saldırdılar, ülkeyi işgal ettiler, oradaki meşru rejimi yıktılar, kukla bir hükümet kurdular. Savaş devam ediyor.
Sonra Irak'a saldırdılar, meşru hükümeti yıktılar, ülkeyi işgal ettiler. Halkı üçe bölüp iç savaş çıkarttılar. Kan gövdeyi götürüyor. Bir rivayete göre 650 bin, başka bir rivayete göre bir milyon Iraklı öldü. Kan, ateş, rezalet, Saddam'ı nasıl zalimane bir şekilde astılar, bütün dünya gördü ve lânetledi. Ama AKP susuyor.
Sonra Somali'ye saldırdılar. Etiyopya ordusu, ülkeyi ABD ve İsrail hesabına işgal etti. ABD uçakları köyleri bombalıyor, siviller ölüyor. Dünya seyrediyor.
Bundan sonra sırada hangi Müslüman ülkeler var?
İlk adaylar: Suriye, İran, Sudan…
Ve ardından Türkiye'ye sıra geleceği biliniyor!
Birleşik Ortadoğu Projesi demek: parçalanmak ve Müslümanların birbiriyle savaştırmak demektir. Ortaya küçük küçük devletler çıkacak, bunların hiçbiri ABD ve İsrail'e kafa tutamayacak, hiçbirinin büyük ve güçlü bir ordusu olmayacak, hepsi de ABD'den silâh, cephane, araç gereç satın alacak; İslâm dünyasının başta petrol olmak üzere bütün zenginlikleri ABD'ye ve İsrail'e akacak.
Türkiye'ye şimdi güler yüz gösteriyorlar, dostmuş gibi görünüyorlar. Bunlara aldanmamak gerekir. İlk fırsatta ülkemize Sevr dayatılacak!…
Ne hallere düştük!
21 Ocak Pazar günkü Akşam gazetesinde Serdar Akinan şunları yazdı: Cuma gününden önceki son 48 saatte Kuzey Irak'ta ve Türkiye'de ne oldu? "Bazı silahlı unsurlar Irak içlerinde çeşitli noktalara operasyon düzenledi. Bu nokta operasyonların sadece birisinde 8 kişi öldürüldü. Bu operasyonlardan ne KDP'ye ne KYB'ye, ne de işgal kuvvetlerine herhangi bir bilgi verilmedi."
"ABD, bölgede görevli bazı Türk İrtibat Timleri'nin belli yüksek teknoloji iletişim cihazlarına el koydu.'' Peki, bu ani harekattan kısa bir süre önce ne oldu? "İsrail'den Erbil'e, 3 TIR dolusu Stinger füzesi getirildi. İsrail eski İstihbarat Şefi Danny Yatom milyon dolarlık bu alışverişe aracılık etti." "6 Aralık günü Türkiye'ye tam 740 kg C-4 ve 5 adet Stinger füzesi girdi. Bu malzemeyi taşıyan Mercedes marka minibüs Afyon'a 3 günde ulaştı ve bu sürede tam 4 kez plaka değiştirdi… 9 Aralık günü saat 05.00'te Afyon'da belli bir noktada konakladılar. Ve tekrar plakalarını değiştirerek İstanbul'a devam ettiler." "4 adet Stinger füzesinden biri Büyükada'ya götürüldü. Malzemenin kalanı Esenler'de bir adrese bırakıldı. 6 Aralık sonrası Kuzey Irak'tan Türkiye'ye yeni nakiller, benzer şekilde yapıldı. Türkiye içinden resmi ve gayri resmi belli kişilerin tüm bu olan bitenle doğrudan (ticari) veya dolaylı ilgisi vardır."
Acaba bu bilgiler doğru mu? Doğruysa, Türkiye'nin Irak konusunda hak ve menfaatlerini korumaya yönelik bir dış politika uygulaması ihtimaline karşı güya müttefiki olan Amerika ve İsrail tarafından açıkça tehdit edildiği anlamına mı geliyor? Eğer öyleyse, hükümet bu işin neresinde ve ne yapmayı planlıyor? Yakın zamana kadar Başbakan Erdoğan ve Bakan Gül Büyük Ortadoğu Projesi'nin eş başkanı olmaktan gurur duyuyorlardı. BOP'dan Amerika ve İsrail güdümlü Büyük Kürdistan Projesi çıktı. Acaba hükümet bu Kürdistan projesinin neresinde?
Sadece PKK'ya karşı mücadele ediyormuş görüntüsü mü vermeye çalışıyor? Yoksa asıl tehlike olan Kürdistan projesine karşı ciddi ciddi tedbirler almaya ve politikalar üretmeye mi çalışıyor? Barzani dün bizzat Erbil'de yaptığı konuşmada Başbakan Erdoğan'ın söylediklerini hiç önemsemediğini belirtti. Üstelik bir şey daha ilave etti ki, çok anlamlı. Barzani'ye göre, Başbakan'ın bütün bu atıp tutmaları tamamen seçim ortamından kaynaklanıyormuş.
Barzani bunu nasıl söyler? Yoksa Başbakan Erdoğan ve AKP hükümeti adına birileri Barzani ve Talabani ile görüşüp, ‘seçimler sırasında bizi zora sokacak PKK girişimleri konusunda yardımcı olun, seçimlerden sonra sizinle anlaşırız; ayrıca bizim Kürdistan ile bir sıkıntımız yok; hatta işbirliğine hazırız' mesajları mı veriyor? Yoksa Barzani, Başbakan Erdoğan'ın açıklamalarını ve savurduğu tehditleri nasıl ciddiye almaz?
Bütün bunlar Türkiye'nin başına nasıl bir çorap örülmekte olduğunu gösteriyor. Amerika bir yandan Kürdistan kurdurup; öte yandan da AKP yoluyla Türkiye'yi idare edebileceğini düşünüyor. Bu arada Kuzey Irak'taki Barzani-Talabani ikilisi İran ve Suriye ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyorlar. Gerçi Amerika onların bu iki ülke ile iyi ilişkiler kurmasına pek sıcak bakmıyor ve hatta bu tür girişimleri ve bilhassa İran ile yakınlaşma çabalarını baltalıyor. Ancak bu, işin bir tarafı. Öte tarafı ise Barzani-Talabani ikilisinin bakış açısını yansıtması. Bu ikili İran ve Suriye ile aralarını düzeltmek için gayret edeceklerini söylerken, Türkiye'yi hiç ciddiye almıyorlar.
Neden? Çünkü Amerika yoluyla Türkiye'yi yola getirebileceklerini düşünüyorlar. Amerika'nın bu işi değişik yollarla ve AKP hükümeti vasıtasıyla yaptığını veya yapacağını farz ediyorlar. O yüzden de Ankara'dan savrulan tehditler AKP'nin ağzından çıktığı için bir anlam kazanmıyor.[3]
[1] 12 Ocak 2007 / Ruhat Mengi / Vatan
[2] 13 Ocak 2007 / Abdülkadir Özkan / Milli Gazete
[3] 23 Ocak 2007 / Hasan Ünal / Milli Gazete

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Yine içimizi dışa döken, halimize ayna tutan bir yazımız olmuş, elhamdülillah!İnsan denen mahlûkatın kâinat ile,…
Makalenin içeriği son derece öğüt verici ders verici tefekküre boğucu uyanık olmamızı ve böylesi bir…
Dışına aldanmayın, bozuk içleri Derlenip def ederiz, soysuz hiçleri Kâfirler ürkütemez, Milli güçleri Eba Eyyub,…
Siyonist işbirlikçilerinin, "ABD'nin ırak'ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerin en az zayiatla ülkelerine mümkün…
Ahmet Hoca haykırır; duyarsız insan Anlamaz duygularım, ayarsız insan Akıl vicdan Kur’an’a, uyarsız insan Sultan…
MİLLİ ÇÖZÜME TAVIR ALANLARA KÜÇÜK BİR HATIRLATMA! Milli Çözüm; Kutuplaştırılmış toplumları barıştırarak yaşanabilir bir Dünya…
Siyonizm'in İran'a 4 bir yandan saldırdığı ve tüm vekil güçlerini bu yolda kullandığı şu dönemde…
Sivil Savunma = Kuvayı Milliye; yani Halkın Silahlı Gücü.Dünyada ve bölgemizde yaşanan çok tehlikeli olayların…
İnsanlar duymak istedikleri şeyler söylendiğinde, bunları yalan olarak görmeme eğilimine kaymıştır. İnsanların büyük bir kısmı…
Gerçeğe dönülmediği takdirde batılıların ülkemizi saha savaşı ile değil ekonomik savaşla,daha çok borca sokarak yeraltı…