İSRAİL UŞAKLARI VE NAMIK TAN ŞAKŞAKÇILARI!
TELAVİV Büyükelçiliği'ne atanan eski Dışişleri Sözcüsü Namık Tan tam bir "veda rekoru" kırdı…
Merak ettim, Büyükelçi Tan'dan kendisine kaç veda daveti verildiğini sordum..
Tam 77 davet verilmiş.
Bugüne kadar hiçbir diplomatın bu kadar veda daveti aldığını hatırlamıyorum. Tan da saymış, liste yapmış…
2 ayda tam 77 davet…
İş dünyasından medyaya, devlet protokolünden dost yemeklerine kadar uzanan 77 veda daveti.
Peki, bu ne anlama geliyor…
Hem Namık'ın sevildiğine, hem de İsrail'in gücüne…
Veda yemeğine Namık tan ve eşi Fügen Tan'ın yanı sıra Sabah Gazetesi Medya Grup Başkanı Kenan Tekdağ, Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu, Star Gazetesi Başyazarı Mehmet Atlan da katıldı. Tabi Tayip Bey'in danışmanı Egemen Bağış ta yanındaydı.
KARANLIK, HIRİSTİYANLIK MI, MÜSLÜMANLIK MI?
Hrant Dink'in cenaze törenini, Müslüman Türklere gözdağı verme gösterisine çeviren, dünyanın dört yanından bu kışkırtmaya katılmak için koşup gelen sözde soykırım tasarımcıları ve tescilli Türkiye düşmanlarının destekleriyle devleşen(!), malum ve mel'un medyanın üç günlük ısrarlı çağrısı ve yaygarasıyla ancak birkaç bin kişiye erişen kalabalığa konuşan Bayan Dink:
"Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamaya" vurgu yapmıştı.
Acaba Rakel Hanım, "Daha doğuştan bütün bebekleri suçlu ve sorumlu sayan" haksız ve akılsız Hıristiyanlığa mı baş kaldırmıştı?
Yoksa, "karanlık" diye İslamiyet'e ve Atatürk milliyetçiliğine mi sataşmıştı?
İSRAİL'İN TRABZON İLGİSİ
Biz zaman zaman Trabzon'daki bu gidişe dikkat çekmeye gayret ettik. Özellikle gençlere yönelik tehditlerden bahsettik! 1994 yılında Belçika istihbarat servisinin, Trabzon'a özel araştırmacı gönderdiğini tespit ederek yazdık.
Yine İngiltere, Almanya, İsrail ve ABD Büyükelçileri'nin, son yıllarda Trabzon'a özel bir ilgi gösterdiğini biliyoruz.
2003 yılında Trabzon bir "Yahudi planı" ile çalkalanıyordu.
İngiliz The Guardian Gazetesi, Şaron'un planıyla ilk etapta İsrail'e alınan işçi sayısının 40 bine yükseldiğini bunun başını da işsiz Karadenizli gençlerin çektiğini ifade ediyordu. The Guardian, Şaron'un İsrail'in nüfusunu Trabzonlu gençlerle artırmak istediğini bildiriyordu.
2006 Ağustos ayında öğrendim ki Trabzon'dan İsrail'e işçi olarak giden işsiz gençlerin sayısı hızla artıyor! İlk gidenler, akrabalarını da götürüyor!
Fındık fiyatlarının aşağı çekilmesinin, Trabzonlu gençlerin İsrail'e gidişi ile paralel yürümesi, bir tesadüf müydü?
Bu bilgiler ışığında, "Trabzonlunun elinden sadece ekmeği değil, Trabzon'un da Türkiye'nin de teminatı ve geleceği olan gençleri çalınıyor dostlar!" diye uyarıda bulunduk.
Fakat durum daha da kötüye gitti. "Tek dünya beyni" haline getirilen İnternet üzerinden Trabzon'un işsiz gençleri hedef alındı. Son darbeyi de uyuşturucu ile vurdular. Ve çaldıkları gençleri istedikleri gibi yönlendirmeye başladılar.
İşte Papaz Santoro cinayeti, işte Hrant Dink cinayeti.
Trabzon Günebakış Gazetesi Yayın Yönetmeni Ali Öztürk'ün dediği gibi;
"Buradaki temel soru bu gençlerin neden Trabzon'dan çıktığı sorusu değildir. Esas cevap bulunması gereken soru, ‘Trabzon niçin seçilmiş ve kim seçmiştir?' sorusudur!"
Çünkü Trabzon'a oynanan bu oyun, Türkiye'ye oynanan oyundur! [1]
DÜNYA ABD'YE KARŞI, AKP'NİN ABD AŞKI!
BBC'nin 25 ülkede yaptırdığı anket sonuçları, ABD Başkanı George W. Bush'un, yalnızca kendi ülkesinde değil, dünya genelinde de desteğini giderek yitirdiğini ortaya koydu. BBC Dünya Servisi'nin, 25 ülkeden yaklaşık 26 bin kişinin katılımıyla yaptığı anketin sonuçlarına göre, katılımcıların yalnızca yüzde 29'u, ABD'nin dünya üzerinde genellikle ‘'olumlu'' etkisi olduğunu bildirdiler. Bu oranın geçen yıl yüzde 36, 2 yıl önce ise yüzde 40 olduğu kaydedildi.
Katılımcıların yüzde 49'u ise ABD'nin uluslararası alanda ‘'olumsuz'' rol oynadığını ifade etti.
Bush, Irak'a 21 bin 500 asker göndermeye hazırlanırken, anketi cevaplayanların yüzde 73'ü, ABD'nin bu ülkeyle ilgili politikasını onaylamadıklarını dile getirdi.
İşte bütün dünyanın haklı olarak nefret ettiği ABD'ye, AKP'nin muhabbeti artıyor..
Eller gider Mersin'e
AKP' gider tersine!..
ABD, TÜRKİYE'Yİ BATAĞA ÇEKMEK İSTİYOR!
PKK ve Kerkük ile ilgili atılacak adımlar Türkiye'yi hiç kimsenin hayal edemeyeceği kadar riskli bir sürecin içine sürükler.
Kerkük, Türk sınırından nerede ise 400 kilometre uzaklıkta… Yani Türk Ordusunun gidip burayı işgal etmesi teknik olarak mümkün görünse de orada kalabilmesi oldukça zor.
Çünkü bölgede bulunan Amerikan birliklerini bir yana bıraksak bile sayıları 300 bin civarında olan ve her türlü gelişmiş silahlara sahip olan Kürt peşmergeler Türk Ordusuna karşı direnecek, onlara bu konuda PKK'lı militanlar ve belki de Türkiye'den hoşlanmayan Şii ve Radikal Sünni gruplar da yardım edecek.
Irak'ta ve dolaysısıyla bölgede Şii-Sünni çatışmasını başlatan ve şimdi de Arap-Kürt ve Kürt Türkmen düşmanlığının zeminini hazırlamakta olan ABD, Kerkük konusunda Ankara'ya yeşil ışık yakarak tehlikeli olan bu sürecin yolunu açacaktır. Ve Türkiye o zaman çıkılması hiç de mümkün olmayan Ortadoğu bataklığının içine çekilmiş olacaktır.[2]
İŞTE İŞBİRLİKÇİLİK İLANI
Abdullah Gül:
"Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerimiz önemlidir. Dünyanın süper gücünün gündem maddeleri bizim de gündem maddelerimizdir. Aramızdaki işbirliğinin stratejik boyutta olmasının anlamı, bu meselelerde ulaşılması gereken hedeflere ilişkin görüşlerimizin örtüşmesidir."
Oysa "ABD'nin hedefleri açıktır ve ortadadır. Birinci hedefi, İsrail'in güvenliğidir. İkinci hedefi Ortadoğu petrollerine el koymaktır. Büyük Ortadoğu Projesini gerçekleştirmektir. Yarım asırlık ABD ile ortak hedeflerimiz örtüşüyorsa, bin yıllık komşumuz Irak'la olan kardeşliğimiz nereye gitmiştir?"
UÇAK TANIĞI AMERİKAN REHİNİ!
Irak'ta Balad yakınlarında ABD'lilerin düşürdüğü ve 29 Türk ile 5 mürettebatın öldüğü uçaktan yaralı kurtulan Abdulkadir Akyüz, hastanede adeta rehin tutuluyor. Çünkü ABD'liler tek görgü tanığı olan Akyüz'ün konuşmasıyla saldırının ortaya çıkacağından çekiniyor. Ailesi korku içinde. Dışişleri sesini bile çıkarmıyor. Oğlunun Bağdat'taki Amerikalılara ait hastanede tedavi gördüğünü öğrendiğini belirten baba Akyüz "Dışişleri Bakanlığı, Bağdat Büyükelçiliği aracılığıyla oğlumun durumu hakkında bilgi alabilir. Yetkililerimizden oğlumuzun durumu hakkında bize bilgi ulaştırmasını istiyoruz. Oğlumuz Irak'ta sanki rehin gibi. Bir an önce Türkiye'ye getirilip tedavisine burada devam edilmesini istiyoruz" dedi.
LİMANLAR, ÇEVİK BİR'İN İMZASIYLA İSRAİL'İN EMRİNDE!
Türkiye, hem NATO üyeliği yüzünden, hem de "28 Şubat" döneminde, "Org. Çevik Bir" tarafından imzalanan antlaşma ile bütün hava sahası ve limanlarını, İsrail rejiminin istifadesine tahsis etmek durumuyla karşı karşıyadır…
Bush'un Yardımcısı Dick Cheney ve diğer yetkililerin "İsrail ve Amerika'nın İran'a saldırıya geçilmesi" yönündeki açıklamaları ile İsrail Savunma Bakanı'nın, "İran'a saldırmanın zorluğunu tahmin ediyoruz, ama çaresiz kalırsak, bu adımı atmaktan çekinmeyiz.." sözleri aynı çizgide… Ama, acı olan şu ki, böyle bir saldırı halinde, Türkiye, hem NATO üyeliği yüzünden, hem de özellikle "28 Şubat" döneminde, "Org. Çevik Bir" tarafından imzalanan ve ‘antlaşma değil, basit bir protokol…' diye Meclis kontrolünden kaçırılan fiili antlaşma ile, bütün hava sahası ve limanlarını, İsrail rejiminin istifadesine tahsis etmek durumuyla karşı karşıyadır…
Türkiye, bir NATO üyesi olarak, silahlı güçlerini NATO'nun emrine vermiş olması hasebiyle, Türkiye'nin öyle kolay adım atamayacağı biliniyor….[3]
MİT'E EMNİYET DESTEĞİ!
Emniyet Genel Müdürlüğü Sözcüsü İsmail Çalışkan, teşkilatının MİT ile yoğun bir işbirliği içerisinde olduğunu belirterek, MİT Müsteşarı Emre Taner'in 80. kuruluş yıl dönümünde yaptığı değerlendirmeyle tarihe not düştüğünü söyledi. Haftalık bilgilendirme toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan İsmail Çalışkan, bir gazetecinin MİT Müsteşarı Emre Taner'in yaptığı açıklamayı emniyetin nasıl değerlendirdiğini sorması üzerine şunları söyledi: ''Milli İstihbarat Teşkilatı, devletimizin en önemli kurumlarının başında gelir. Emniyet Genel Müdürlüğünün de yoğun işbirliği içerisinde çalıştığı güzide bir kurumumuzdur. Sayın müsteşarımızın, MİT'in 80. kuruluş yıl dönümü nedeniyle yaptığı açıklama bir durum tespitidir. Kendileri yapmış olduğu açıklamalarıyla tarihe bir not düşmüştür. Bu açıklamayı değerlendirmek bizim sınırlarımızda değildir. Ayrıca o kuruma da bir saygısızlık olur. Zaten her şey açıktır.
NERDE SİZİN GİBİ AKILLI EŞEK
Dış güçlerin kuklası ve Hak davanın kaçağı bazı kof başlar ve boş bakanlar; bir yandan Kıbrıs'ı lokma lokma verirken, öte taraftan Kerkük'le ilgili, birden bire kükreyip gürlemeye başladılar… Yani Milli duyarlılık ve kahramanlık rolüyle, Amerika ve İsrail çıkarlarına hizmete hazırlanıyorlar… Üstelik bu bayat ve mide bulandıran numaralarını herkesin yuttuğunu sanıyorlar. Şu sırıtan çelişkiye bakın; Hem Irak'ın toprak bütünlüğünü savunuyorlar, hem de Kerkük'e özel statü istiyorlar!?..
Bu bize köyümüzde yaşanmış bir hikâyeyi hatırlattı:
Yaz aylarında, asfalt yol üzerinde bulunan geniş ve düz araziye sahip olan köyümüze, askeri tatbikatlar için birlikler gelirdi. Köyümüzde fakir ve cingöz bir köylünün harmanda dövene koştuğu eşeklerin boynuna çan astığını ve dövenin özerine ağırca bir taş koyup kendisinin ağaç gölgesinde yan yattığını gören bir subay, yanına yaklaşıp soruyor:
– Bu eşekler, sen dövende bulunup seslenmeden nasıl böyle dolaşıp duruyor?
– Köylü:
Beyim yerinde durursa çan sesleri kesiliyor. Ben de buradan bağırınca, eşekler yeniden korkup yürümeye başlıyor!.
– Peki, ya durduklar yerde başlarını sallayıp ses çıkarsalar?
Köylü:
– Sizin gibi akıllı eşek nerede beyim!.."
Türbanı gericilik, çıplaklığı ilericilik sayanlar, İmam Hatip ve Kur'an Kurslarına savaş açanlar,
İŞTE ESERİNİZ, ÖVÜNEBİLİRSİNİZ!
Çocuktan al haberi…
Hiç kimse çıkıp, eğitimcileri ya da polisi suçlamasın kardeşim… Mafyayı kahraman, homoları şöhret, pezoları jüri üyesi ilan ettik mi? Ettik…
Öğrenciler şakır şakır uyuşturucu partisi yapıyor, okulun tuvaletinde. Belinde silahla poz veriyor, sınıfta. Birgün birbirlerini bıçaklıyorlar… Birgün öğretmeni bıçaklıyorlar… Daha geçenlerde yatılı okuldaki erkek öğrencilerin, kendilerinden küçük erkek öğrencilere tecavüz ettiği ortaya çıktı… Tecavüz eden öğrenciler de, büyük öğrencilerin kendilerine tecavüz ettiğini anlattı. İstanbul'daki liselerde ecstasy kullanımı yüzde 300 arttı. 16 yaşındaki liseli kız, aşırı dozda eroinden öldü. Yeşilay'ın araştırmasına göre, Türkiye'de uyuşturucuya başlama yaşı, 12'ye indi… Alkole başlama yaşı, 11. Sigara, 10.
Sauna fuhuşundan kelli felli bürokrat çıkıyor. Bahis şikecisi, milli… Adamını bulan, deveyi hamuduyla götürüyor. Güçlüysen, haklısın. Gücü, gücüne yetene… Çalarsan, yanına kâr kalır. Vurursan, çıkarsın. Kocanı aldatırsan, alkışlanırsın. Kızının yaşıtıyla basılırsan, tebrik edilirsin, kıymete binersin. Kendimiz ettik… Çocuklarımız buluyor maalesef.[4]
AZİZ NESİN'İN ÇOCUK TECAVÜZHANESİ!
13 yaşındaki kız çocuğunun yurttaki büyük öğrenciler tarafından ve defalarca tecavüze uğramasıyla ilgili olarak vakıf başkanı ve Aziz Nesin'in evlatlığı:
"Bu durum aşırıya kaçmış bir evcilik oyunudur" demişti. .
Şimdi Ateist Aziz Nesin'in ruhu bayram ediyordur. İslam ve ahlak bağnazlığından(!) kurtulan çağdaş ve özgür çocukların çocuk yuvasında evcilik oyunlarını(!) bu denli abartması o kafadaki herkesi içten içe sevindiriyordur.
CIA'NIN LİDER ÜRETME KULUÇKASI!
Biz Demirel, Ecevit ve Özal'dan sonra beş "lider yaratma" sürecine tanık olduk:
a) Cem Uzan (Cem Boyner tutmayınca devreye sokuldu)
b) Tayyip Erdoğan
c) Kemal Derviş
d) Mustafa Sarıgül
e) Ve Mehmet Ağar
"Lider" demeye dilimiz varmıyor ama bazıları "lider" olarak gördüğü için; Leyla Zana isimli terörist beslemesinin de bu süreçte nasıl yoğrulacağını yakından takip ediyoruz.
Son dönemde Cem Uzan!'dan, Tayyip Erdoğan'a, Kemal Derviş'ten Sarıgül'e, Erkan Mumcu'dan Mehmet Ağar'a kadar bir çok "liderin" bu süreçlerden geçirildiğini ve bu isimlerin liderlik yarışlarındaki başarıları ve başarısızlıklarının bu süreçlerle açıklanabileceğini görürsünüz.
Yalnız bu noktada; tabloyu tamamlamak için, lideri yaratan temel dinamiği atlamamamız gerekiyor.
Her kahramanın bir "anti-kahraman"a ihtiyacı vardır…
Türkiye gibi bir ortamda; yabancı istihbarat örgütleri bu "anti-kahramanı" yaratmakta hiç zorlanmazlar…
İşte, Tayyip Erdoğan'ın "anti-kahramanı"; ülke federal bir sistem çerçevesinde parçalanmaya çalışılıp, askerlerinin başına "müttefik" diye topluma lanse ettiği ABD tarafından çuval geçirilirken bile hala "türban" takıntısını terk etmeyerek toplum nezdindeki inandırıcılığını ve desteğini mum gibi eriten eski G. K. Başkanı ve TSK (umuyoruz ki yeni komuta kademesi bu oyuna gelmezler)
Kemal Derviş'in "anti-kahramanı"… katı "devletçi" ekonomik yapı ve bunla özdeşleştirilen "kriz"dir..
Ve Mustafa Sarıgül için de; ne kadar çalışsa ve çabalasa da, çevresindeki kadroların da desteği ile antipati çemberini ve imajını aşamayan Deniz Baykal biçilmiş kaftandır…
İşte bu nedenle; dış odaklar Türkiye'de "kahramanı" yaratmadan önce "anti-kahramanı" yaratırlar.
Son beş yıllık sürece baktığınızda; "ceylan derili koltukları ile TBMM" skandalı üzerinden Meclis'i; 28 Şubat üzerinden TSK'yı, Çakıcı-Peker v.s. gibi operasyonlarla yargıyı yıpratan güçler; aslında kahramanları yaratmadan önce anti-kahraman sahnesini çeşitlendirmeye çalışan güçlerdir.
Devletinden, ordusundan, yargısından, meclisinden, medyasından; kısacası bir toplumu millet ve devlet yapan bütün temel unsurlardan soğuyan bir milletin önüne de sadece "kahramanı" yerleştirmek kalır… Üzerinde bolca "değişim" sosu ile.[5]
İŞTE STRATEJİK MÜTTEFİKİMİZ ABD'Yİ YÖNETEN SİYONİST BEYİNLERİN TÜRKİYE'YE YAKLAŞIMI:
"CIA İstasyon Şefi" Paul Henze'nin -Türkiye ile ilgili- 1993 raporunda şu "sav"lar savunuluyor:
– Atatürk ilkeleri "Yeni Dünya Düzeni" ile birlikte ölmüştür. Aydınların imam hatip okulları konusundaki endişeleri yersizdir. İran ve Arap parası ile desteklenen köktendincilik Türkiye için ciddi bir tehlike değildir. Nurcular ilericidir, Nakşibendiler geriye dönük değildir.
CIA güdümündeki bazı ABD'li bilim adamları buyuruyorlar:
– Türkiye'nin "Yeni Dünya Düzeni" içindeki yeri "ılımlı İslam" la bütünleşmesindedir.
"CIA Türkiye ve Ortadoğu Masası" şeflerinden Graham Fuller öneriyor:
– Türkiye Kürtlere özerklik vermelidir. Böylece Türkiye'deki Kürtlerle Kuzey Irak'takiler bütünleşebilirler. Amerikalı "irtibat subayı" Albay Preston Bughes, Türk Genelkurmayına ne tavsiye etmişti?
– Atatürk devrim tarihi kitaplarından çıkarılmalıdır. (Ahmet Taner Kışlalı, "Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok! Ama Bizde Var!")
Böyle ABD gibi müttefiki ve onların güdümündeki AKP gibi hükümeti olan bir Milletin devrimden başka kurtuluş çaresi kalmamıştır!
DUAYEN BİR POLİTİKACIYLA, DENEYİMLİ BİR BÜROKRATIN SOHBETİ:
Korku dağları bekliyorlar da ondan. AKP iktidarının ilk yıllarında mezarlıkta ıslık çalıyordu, ikinci yılında yüksek sesle şarkı söylemeye başladı. Üçüncü yılında ise korkusunu bastırmak için mezarlıkta konser tertip ediyor. (4. yılında Kıbrıs'ı satarak AB'ye sığınmaya çalışıyor)
– Korkulacak ne var ki?
– En başta Türk Telekom özelleştirmesi, Sonra 22 milyar dolar cirolu Tüpraş'ın 4 milyar dolara satılması, dahası Sonra Galataport Projesi.
– Daha var mı?
– Olmaz mı? Yaklaşık 4 milyar cirosu olan Erdemir 2,7 milyar dolara gitti. Ama 22 milyar cirolu Tüpraş 4 milyar dolara, nasıl oluyor bu?
– Hepsi bu kadar mı?
– Hayır efendim, bir de Yüce Divanlılar var; mesela,
– Başta Başbakan, Dışişleri Bakanı, Maliye Bakanı, Ulaştırma Bakanı, Turizm Bakanı, Ali Babacan, Milli Eğitim Bakanı, Tüm Bakanlar Kurulu mu?
– Evet tüm Bakanlar Kurulu dense yeri. Sadece tüm Bakanlar Kurulu değil. Bir çok üst düzey bürokrat ve bazı milletvekilleri.
– Ne olacak bunlara?
– Yüce Divan'a gidecekler.
– Peki o halde darbe mi geliyor?
– Ne darbesi? Ne gerek var? Anayasa yeter.
-Yani darbe olmayacak ama Başbakan, bakanlar, milletvekilleri ve yolsuzluğa, aymazlığa ve sorumsuzluğa bulaşan bürokratlar Yüce Divan'a gidecek öyle mi?
– Evet tastamam böyle! Anayasa ve yasalar çalıştırılırsa – ki çalıştırılacak – normal Anayasal düzen içinde hükümet ve işbirlikçiler hesap verecek.
– AB ile müzakereler başlıyor diye mi?
– Ne alakası var. AB ile müzakere falan yok. Yavaş yavaş Sevr var. Yurt dışında çıkan özel yayınlara bakarsanız; o yayınlarda Recep Tayyip Erdoğan'ın Emanuel Karasu'ya benzetildiğini, Abdullah Gül'ün, Bülent Arınç'ın, Kemal Unakıtan'ın ve Başbakanlık Müsteşarının ve Başbakanın danışmanlarının da "Heyetin" diğer üyeleri olarak sayıldığını göreceksiniz.
– Ne tür yayınlar bunlar?
– Devletlerin istihbaratına dayanarak yayın yapan yayınlar!
– Peki Türkiye'de bu yasaları çalıştıracak bir irade var mı?
– Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tasfiye edildiğini birilerinin sözde ve yabancı güdümlü bir Hilafet Devleti için fon oluşturduğu artık devlet tarafından da bilindiğine göre o irade tecelli eder.
– Büyük hayal diyebilirsiniz buna!
– 28 Şubat "irtica, irtica" diye diye geldi, ardından İsrail, ABD ve İngiltere güdümünde AKP çıktı. Belgeleri ortaya koyalım mı? Sizin sitenizde çıktı "Allah'a Kulluk'tan Siyonist Cuntaya Kulluk" etüdü.
– Kim kuracak? Koca paşalar "irtica" derken böyle bir durum oluşur mu?
– 28 Şubat'ta irtica diyenler de koca paşalardı unutma.
– Batı Şeriat devleti ister mi?
-Niye istemesin? Laik sistemleri yeterince sömürdü. Üstelik İran örneğinde olduğu gibi ılımlı İslami rejimler daha ıslah edilmiş, daha boyun eğer vaziyette."[6]
İBN-İ SİNA, ERDOĞAN VE KÖRLÜK
Başbakan Erdoğan AKP grup toplantısında İbn-i Sina'dan alıntı yaparak "hiç kimse görmek istemeyenler kadar kör değildir" demiş.
Vallahi kendisini tarif etmiş!..
MASON SÜLEYMAN, MÜSLÜMAN NURCULARIN MEHDİSİ!.
Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in ‘başını aç oku' yaklaşımına destek için, biri görevde birisi de emekli olmuş iki Diyanet İşleri Başkanının kızlarını örnek göstermesi büyük tartışmaya neden oldu. Başörtüsünün dini bir zorunluluk olmadığı görüşünü ileri süren bu son girişim tepkiye neden olurken, akıllara Diyanet'in başörtüsü konusunda verdiği iki fetva geldi. Din İşleri Yüksek Kurulu, 1980 ve 1993 yıllarında, kadın kıyafeti ve tesettür konusunda verdiği fetvalarda; kadınların başını örtmesi Kur'an-ı Kerim'in açık ve tartışmasız emri olduğunu belirterek, kararın kaynağını ise, kitap, sünnet ve İslam alimlerinin ittifakına dayandırmıştı.
DİBOLAŞMA VAR DİYEN MİLLETVEKİLİ HAKLI ÇIKTI!
AKP'den seçilmişti. Sürpriz yaptı. "Tayyip Bey yalakalığı" yapmayı seçmedi. Kendisine oy vermiş halkını satmadı. Fuat Geçen, "Biz iktidar partisi olarak yanlış yoldayız. Seçimlerde halka; "yoksulluk, yolsuzluk, yasakları kaldıracağız" sözü vererek geldik fakat "biz AKP olarak Ali Dibolaşıyoruz" diye çıkış yaptı. Ali Dibo! Yani kayırma. Kollama. Hortumlama. Tanıdık zengin etme. "Ali Dibolaştık" dedi."Yalan" dediler. "İşte belgeler" dedi. Hatay şehrinde büyüklü küçüklü 150'den fazla iş ihalesini; AKP'nin 17 yerel üst yöneticisinin sahibi olduğu şirketlere vermişsiniz diye kanıt gösterdi. "Partimize iftira" dediler.
Fuat Geçen'i ihraç ettiler. Partiden attılar. Fakat ne oldu? Tahmin edin, sonuç ne oldu… Kamu İhale Kurumu, bu genç milletvekilinin ortaya koyduğu "Hatay'daki Ali Dibolaşma" kayırmacılığını incelemeye aldı. Hatay Valiliği'nden dosyaları istedi, inceledi. Ve incelenen 186 dosyanın 145'inin "Kamu İhale Yasası'na aykırı olduğunu" buldu. Milletvekili haklı çıkmıştı. AKP dibolaşmıştı. Parti temiz değildi.[7]
TÜRKİYE'NİN AMERİKALI EMEKLİ GENERAL RALSTON'A VERDİĞİ LİSTE PKK'NIN ELİNDE
Dışişleri Bakanlığı yetkilisi dikkat çekici bir bilgi daha veriyor:
"Ankara'ya ulaşan bilgiye göre; Ralston, Türkiye'de kendisine verilen kırmızı bültenle aranan PKK'lılar listesini Talabani kanalıyla yine PKK'ya gönderdi."
Listede, kırmızı bültenle aranan ve Irak'ta yerleri tespit edilen 150 PKK'lının ismi yer alıyordu. Ralston'un listeyi Talabani'ye verdiği, Talabani'nin de içlerinden bazılarının teslim edilmesi, lider kadronun ise üçüncü bir ülkeye gönderilmesi teklifiyle listeyi Kandil'e gönderdiği öğrenildi. PKK'nın süre isteyerek son teklifi değerlendirdiği Ankara'ya ulaşan bilgiler arasında. Ralston'un tekrar Ankara'ya gelmesinden önce PKK'nın ateşkes ilan edeceği de öğrenildi."[8]
DİYALOGCULAR TEVHİTTE Mİ, TESLİTE Mİ?
Asla unutmayalım ki, iman çelişki kabul etmez!
- Bir kişinin, ekibin veya kesimin, fikri gayesi ile fiili gayreti uyuşmuyorsa
- Manevi prensipleriyle, dünyevi projeleri biri birini tutmuyorsa
- Okuduğu kitapla, tarafını tuttuğu kutup ve cephe; çok ters düşüyorsa
- Duada Allah'a, Dolar'da Amerika'ya umut bağlıyorsa
- Namazda arş-ı alaya, niyazda Avrupa'ya yalvarıyorsa, bunlar hala Tevhit-birlik inancına erişememiştir. Şu farkla ki: Batılılar Teslis (üçleme)de, bunlar ikilemededir.
Nerden geliyoruz? Nerede duruyoruz? Nereye gidiyoruz? Niye çalışıyoruz? Ve Nasıl çalışıyoruz?
Sorularının doğru ve doyurucu yanıtını bulamayanlar, gönül huzurundan ve iman nurundan nasipsizdir.
İlah: yaratan yaşatan ve yöneten yüce kudret demektir. Ve unutmayalım ki; Zalimlerin akıbeti, mazlumlar eliyle rezil ve zelil olarak yıkılıp gitmektir.
Bugün bilim ve teknoloji kesinlikle ortaya çıkarmıştır ki:
Nebat, hayvanat ve insanların hepsi, aynı olan tek bir hücreden yaratılmaktadır.
Ancak; şu farkla ki: Bitkilerin hücresindeki kromozomlar tek boğumlu, hayvanlarınki iki boğumlu, insanlarınki üç boğumlu olduğu anlaşılmıştır.
Yani ilmen kesinlik kazanmıştır ki: Öyle tesadüfen tek hücrelilerin balıklara, sonra memelilere, derken, maymuna dönüşmesi, onunda kendiliğinden insan şekline girmesi imkansızdır.
Hem bu maymunlar, madem milyonlarca sene önce, insana dönüşmeyi bilip becerdiler de, şimdi niye acaba ara sıra bunu yapmamaktadır?
ONLAR İSLAM'A SALDIRDI, KUR'AN SATIŞI HIZLANDI!
Danimarka'da Kur'an yok satıyor
İslam dünyasını ayağa kaldıran Hz. Muhammed karikatürlerinin yayınlandığı Danimarka'da Kur'an-ı Kerim'e olan ilginin giderek arttığı ve en çok aranan Noel hediyelerinin başında geldiği bildirildi. Danimarka diline yapılan 5 bin adet Kur'an-ı Kerim çevirisi 1 ayda tükendi.
Danimarka'da Kur'an-ı Kerim'e giderek artan ilgi olduğu ve Danimarka diline yapılan çevirilerinin en çok aranan Noel hediyelerinin başında geldiği bildirildi. Hıristiyan Kristelig Dagbladet gazetesindeki haberde, Kur'an'ın Danimarka diline yapılan 5 bin adet çevirisinin 1 ay içinde tükendiği ve en iyi satışlar listesinde de ikinci sıraya yerleştiği belirtildi.
İslam dini uzmanı Jörgen Baek Simonsen, okurların Kur'an'a ilgisinin artışını, krize yol açan karikatürlerin yayımlanmasından sonra İslam dininin gündeme taşınmasına bağlıyor. Danimarkalı araştırmacı, karikatür krizinden sonraki dönemde İslam ya da Müslümanlara değinmeden ne bir haber okunabildiğini ne de dinlenebildiğini de belirterek, "Bu da Kur'an'da ne yazdığını bilme arzusunu açıklıyor" diyor.
Danimarka gazetesi Jyllands-Posten'de Eylül 2005'te yayımlanan karikatürler daha sonra Avrupa'daki diğer gazeteler tarafından da yayımlanmıştı. Karikatürler, İslam ülkelerinin tepkisini çekmiş, Danimarka'ya karşı protestoları ve boykotları da beraberinde getirmişti.[9]
İSRAİL'LE ŞİMŞEK OPERASYONU İŞBİRLİĞİ
Başbakan Tayyip Erdoğan, 2005 Mayıs'ında yaptığı İsrail gezisi sırasında tam 6 saat ortadan kayboldu. Erdoğan, İsrail sonrasında uğradığı Filistin randevusuna gecikince, İsrail'de ki gizli görüşme gündeme geldi.
Güvenilir kaynaklardan Aydınlık'a ulaşan bilgiye göre, Er doğan, Tel Aviv'de İsrail'le birlikte Araplara ve İran'a karşı 45 yıllık geçmişi olan bir operasyonun devamını konuştu. "Şimşek Operasyonu" canlandırılmıştı.
Basında, Erdoğan'ın, ortadan kaybolduğu sırada, ABD'deki Yahudi lobisinin iki önde gelen ismiyle buluştuğu yazıldı. Bu bilginin bir perdeleme mi olduğu yoksa "Şimşek Operasyonu"nun bir parçası mı olduğu bilinmiyor.
Başbakan'ın ziyaretinden 15 gün sonra zamanın Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Yiğit Alpogan, İsrail Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Giora Eilant'ın davetlisi olarak bu ülkeye gidiyordu. Bu ziyaret, Türk basınında "İstihbarat paylaşımı için Tel Aviv yolcusu" başlığıyla yer aldı.
Şimşek Operasyonu'nun ilk ayağı Araplara ve İran'a karşı ortak istihbarat faaliyeti yürütmek.
İkinci önemli unsuru ise Kürt sorununda ortak tavır. Operasyon, Barzani ve Talabani'nin desteklenmesini, bölgede ABD planları doğrultusunda hareket edilmesini öngörüyor. İşte Erdoğan'ın "Diyarbakır'ı BOP'un başkenti yapacağız" açıklaması da bu çerçevede anlam kazanı yor.
1961'deki İşbirliği
Erdoğan'ın son İsrail ziyaretinde canlandırılan Şimşek Operasyonu'nun 45 yıllık bir geçmişi var.
1961 yılında da Türkiye ve İsrail, Araplara karşı bir istihbarat harekatı yaptılar. Harekatın kod adı "Şimşek"ti. Zamanın İsrail İstihbarat Başkanı Tuğgeneral Hayim Herzog, Genelkurmay Başkanı da Tümgeneral Zvi Zur'du. Daha sonra Mossad'ın başına geçen Tümgeneral İşçi Partili Meier Amit de harekatın içindeydi. Şimdiki Başbakan Yardımcısı Şimon Peres'in o sıradaki görevi Milli Savunma Bakan Yardımcılığıydı. Bütün bu isimler Şimşek harekatında rol aldılar.
Türk tarafındaki sorumlu ise Celal Eyiceoğlu'ydu."[10]
OSMANLI'NIN ODACISI BİLE OLAMAZSINIZ.
Her bahaneyle Osmanlı'ya ve dolaylı biçimde İslam'a havlayan soysuzlara bir hatırlatma:
Kanuni Sultan Süleyman, Fransızlara kapitülasyon ayrıcalığını, o sırada Avrupa'ya hakim olmak isteyen Alman imparatoru ile, Fransızların arasını bozma amaçlıdır ve bunu başarmıştır.
Kanuni devrin Şeyhülislamı Ebussuud Efendiye:
"Ağaçları kurutunca karınca vebali var mıdır, anı kırınca?" diye bir fetva sorar. İşte Şeyhülislamın cevabı:
"Mahşer günü mahkemeye varınca
Hakkın alır Süleyman'dan, karınca!"
…………………………………….
Kanuni, sütkardeşi ve akıldanesi Allah dostlarından Yahya Efendi'ye kendisini Hızır A.S.'la görüştürmesini ısrarla rica eder.
Bir gün Yahya Efendi, Padişah'a kendisini Boğazda kayıkla gezdirmesini ister. Ancak Yahya Efendi kayığa, bir yabancı ile birlikte biner. Gezinti esnasında bu yabancı, kanuni'nin parmağındaki çok kıymetli elmas yüzüğü isteyip alır ve Boğaz'ın derin sularına bırakır.. Buna çok sinirlenen ama Yahya Efendi'nin hatırına ses etmeyen Kanuni, karaya çıkınca gözden kaybolan bu kişinin kim olduğunu sorar. Yahya Efendi, O Zat, Hızır Aleyhisselamdı ve sana şu mesajı vermeye çalıştı:
"Bir mühüre dahi geçmezse hükmün
Neye yarar saltanatın ve mülkün?"
Der ve yüzüğü cebinden çıkarıp Kanuniye uzatır.
İNÖNÜ DEMOKRASİYE FALAN GEÇMEDİ Kİ!
Kaşalotlar, İnönü'nün bu ülkeye ettiği en önemli hizmetin 'demokrasiye geçmek' olduğunu söyleyip dururlar. Hatta kimilerine göre bu 'çağdaş demokrasi döneminin yolu' daha 1925 yılında açılmıştır… Tek parti diktasının kurulması demokrasiye yol göstermiştir. Bunu söyleyeni Siyasal Bilimler'in birinci sınıfında çaktırırlar ama Türkiye'de köşe yazarı yapıyorlar. İnönü, demokrasiye geçmemiştir. Başka partilerin kurulmasına izin vermek, demokrasiye geçmek değildir. Evvela, anlı şanlı diktatörümüz Milli Şef İnönü, muhalefete 'gönüllü' olarak izin vermemiş, savaşı Almanya kaybettiği, Amerika kazandığı için vermek zorunda kalmıştır. Batı demokrasilerine eklemlenmek, bizden toprak ve üs isteyen Stalin'in baskısına direnebilmek için müttefik bulmanın tek yoluydu. İnönü savaş boyunca ikili oynadı; Almanya kazansaydı faşizme koşulacaktı, Amerika kazanınca ister istemez o tarafa meyletti. CHP içinde bir faşist hizibi hep elinin altında tuttu, hatta 1942-43 yıllarında sorumluluk mevkiine de getirdi, savaşın ucu görününce, sonu belli olunca da tasfiye etti. [11]
MASON İTTİHAT TERAKKİ, ŞİMDİ İSLAMCI SOL OLDU.
Ahmet Hakan şımarığı anlatıyor:
Günay ve Bekaroğlu ile geçtiğimiz günlerde kahvaltıda buluştuk. İkisi de heyecanlı ama temkinliydi. Hemen bir siyasi parti oluşumuna gitmek yerine, bu yeni anlayışın nasıl bir yankı uyandıracağını görmek için zemin yoklaması yapma kararı almışlar. Bu doğrultuda çeşitli kesimlerle buluşup tartışıyorlarmış.
"Müslüman solcu" anlayışının, siyasete yansımasının anahtar kavramlarını şöyle sıralıyorlar: "Eşitlik, adalet, özgürlük."
Bu üç temel kavramın İslam ile sol arasındaki hedef birliğini temsil ettiğini düşünüyorlar. Ardından da ekliyorlar:
"Ne CHP solcu, ne AKP İslamcı… Bu iki parti de eşitlik, adalet ve özgürlük konusunda samimi ve ısrarcı değil." Bekaroğlu Che'den, Ertuğrul Günay Ali Şeriati'den söz ediyor.
Ve her ikisi de "Türkiye'de sol sağdır, sağ soldur" diyen İdris Küçükömer Hoca'yı rahmet ve minnetle anıyor.
TÜRKÇÜ TOLUNAY'IN TUTARSIZLIĞI
Türkçü Dergi Bozkurt. Ocak. 2007 Sayı 34'te; Tolunay Kutoğlu imzasıyla Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerine; "Kürtçülük yapıyor, Türkçülüğe karşı çıkıyor" gerekçesiyle ve Kürtçü bölücülerin, İBDA-C gibi CIA güdümlülerin, Fetulllah Gülen gibi siyonizme kiralık ve münafık tiplerin ve Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi gibi cumhuriyet ve Atatürk'e karşı tavırları malum şahsiyetlerin iddialarını delil göstererek seviyesizce kötülemeyi ve küfretmeyi marifet saymış.
Atatürk'le ilgili bazı kanaatlerinin, gülenle ağlayanın fark edilemediği bir tufan ve toz duman ortamını ve yanlış anlaşılmaya müsait şartların sonucu olabileceğini ve Milli Mücadeleyi bir cihat hareketi sayarak desteklediğini hesaba katmamış.
Ancak asıl kinin Bediüzzaman'a değil, Kur'an ahkamına olduğunu da saklayamamış…
Şimdi Türkçülük perdesi altında İslam ve Kur'an düşmanlığı yapan bu haddini bilmezlere soruyoruz:
"Kim Allah'ın (Kullarına hayat ve huzur programı olarak) indirdikleriyle hükmetmezse işte onlar kafirlerin, zalimlerin ve fasıkların ta kendileridir."[12]
"Ey insanlar, gerçekten biz sizi (aynı ata ve anadan) yaratıp (çoğalttık) ve birbirinizi tanımanızda ve (farklı meziyetlerinizden) yararlanmanızda (kolaylık olsun diye ayrı ayrı) şube ve kabileler (şeklinde) kıldık.
Şüphesiz Allah katında sizin en üstün olanınız, takvaca (küfür ve kötülüklerden sakınma, topluma hayırda yarışma hususunda) en ileri olanınızdır"[13]
Gibi ayetlere inanıyor ve bunları temel ölçü kabul ediyor musunuz?
Eğer ediyorsanız, bu İslami ve insani gerçeklere sahip çıktığı ve savunduğu için Bediüzzaman'a düşmanlık etmeniz nedendir?
Bu arada Tolunay Kutluoğlu'nun soy kütüğünü de merak ediyoruz.
Niye mi? Çünkü Ziya Gökalp'in üstadı Mohiz Kohen (Tekinalp) gibi Türkçülük görüntüsüyle İslam düşmanlığı yapanların bir çoğunun Yahudi ve Ermeni dönmesi olduğunu biliyoruz ve önümüzdeki sayılarda bunu belgelemeye hazırlanıyoruz da ondan!…
Bay bozkutçular! Unutmayınız, İslamsız bir Türkçülük şeytani güçlere teslimiyetçilik ve hizmetçiliktir.
Bu tavrınızla hem asil Türk milliyetçiliğine, hem de Yüce Dinimize hıyanet ve hakaret etmektesiniz!
Milli şairimiz, İstiklal Marşı sahibimiz Mehmet Akif'in Arnavut isyanı üzerine yazdığı şu mısraları, hepimiz, üzerimize alınarak okuyup ezberlemeliyiz.
"Hani milliyetin İslam idi? Kavmiyet ne?
Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine.
"Arnavutluk" ne demek? Var mı şeriatta yeri?
Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri!
Arap'ın Türk'e, Laz'ın Çerkez'e, yahud Kürd'e;
Acem'in Çinli'ye rüçhanı mı varmış? Nerede?
Müslümanlıkta "anasır" mı olurmuş? Ne gezer?
Fikr-i kavmiyeti telin ediyor Peygamber!"
HERKESİ SADDAMCI YAPTILAR
Amerika sayesinde, hepimiz "Saddamcı" olduk. ABD'yi yönetenler, Irak'taki rezaletlerine Saddam'ın idamıyla "tüy diktiler."
Amerika Birleşik Devletleri'ni gerçekten "salaklar" yönetiyor olmalı. Çünkü dünyada hiç bir diktatörün, hiç bir zalimin, hiç bir katilin ölümüne bu kadar "üzülen" olmamıştı.
Saddam'ın yargılanış biçimi, idama mahkûm olduğu konu, idama yollanış şekli o kadar "aptalca" idare edildi ki, Saddam bir anda "mazlum" konumuna geldi, ABD ise "katil."
Diğer suçlardan yargılanmaması ile ilgili olarak dünya kamuoyunda oluşan hissiyat şu: "ABD ve diğer ülkeler Saddam'la dönem dönem yaptıkları işbirlikleri su üzerine çıksın istemediler."
İdam görüntüleri "propaganda" amaçlı olarak basına sızdırıldı.
Ancak tam tersi bir etki oldu. Görüntüler "Saddam propagandasına" dönüştü. Saddam "kahramanca" ipe yürürken, çevresindekilerin "ölüme yürüyen" bir adama yaptıkları terbiyesizlikler görüntülendi.
İdamın ne kadar insanlık dışı bir ceza olduğu hafızalara kazındı.
Saddam'dan "hazzetmeyen" milyonlarca insan bir anda "Saddamcı" oluverdi.[14]
BM YENİ GENEL SEKRETERİ MOON TARİKATÇISI
BM. Yeni Genel Sekreteri Güney Koreli Ban Ki-Moon, Saddam'ın idamı için "asılacak adamdı" demiş…
Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü tarikatı Mooncular, meğer ne cellat vicdanlıymış!
ANKARA'DA BİR TARİKATÇI GENERAL
ABD'nin Türkiye'deki en üst askeri yetkilisi General Sutton, Pentagon'daki üniformalı tarikatın üyesi çıktı. 3'ü general 7 subayın, Hıristiyan Elçiliği adlı Evangelist tarikatın tanımını yapan kısa filmde üniformalarıyla din propagandası yaptığı ortaya çıktı. Tarikatçı subaylar için acil soruşturma istendi. Bu subaylar arasında Amerikan Savunma İşbirliği Ofisi'nin Türkiye şubesinin başındaki Tümgeneral Peter U. Sutton da var.
Sutton tepki gören filmde "Benim için önemli olan Pentagon'da diğer inanç sahipleriyle bir araya gelip çalışmaktır" diyor. Tümgeneral Sutton, Kuzey Irak'ta Türk askerinin başına çuval geçirilmesi olayından sonra, koruması olan Türk askeri tarafından topuğundan vurulmuştu. Bu olayla ilgili olarak "Silah kazayla ateş aldı" açıklaması yapılmıştı.
Hayrettin Karaca'dan, yabancılara toprak satışı ile ilgili uyarı:
İSRAİL DE BÖYLE KURULDU
TEMA Başkanı Hayrettin Karaca İsrail'in satın alınan topraklarla kurulduğuna işaret ederek Türkiye'de yabancılara satılan toprak satışına dikkat çekti.
TEMA Onursal Başkanı Hayrettin Karaca, Suriye sınırındaki, 270 kilometrelik alanda mayınların temizleneceğini hatırlatarak, "Bu alan İsrail'e verilmek üzereymiş, haberiniz olsun, uyutuyorlar. Dış ülkelere tarım toprağı satılması ne demek biliyor musunuz? İsrail satın alınan topraklarla kuruldu" diye konuştu.
‘ÜLKEMİ BOMBALAYIN' DİYEN LİDER VE MİLYONLARIN SESİ!
İsrail'in Güney Lübnan'ı harabeye çevirdiği 34 günlük saldırılar devam ederken, Lübnan'ın önde gelen isimlerinden biri İsrail Başbakanı Ehud Olmert'i arayarak, saldırılara devam etmelerini istiyor. "Biz bu Hizbullah'ı bitiremiyoruz, siz bitirin" diyor. Bugünlerde milyonları sokaklara döken Hizbullah'ın lideri Hasan Nasrallah, bu liderin kim olduğunu söylemiyor ama bilenler, siyasi çıkar için ülkesine saldırılmasını isteyen kişinin Dürzi lider Velid Canbolat olduğunu söylüyor. ABD ve İsrail'i arkasına alıp, Suriye ve Hizbullah'a savaş açmış görünerek siyasi kazanç elde etmeye çalışan bir kişinin, kendi ülkesini nasıl satabildiğinin çarpıcı, utanç verici bir örneği. Yaşadığımız coğrafya, bu tür aşiret politikaları örnekleriyle dolu. Küçük çıkarları için ülkelerini satan, büyük krizlere gözü kapalı giden lider örnekleriyle dolu…
Şii Hizbullah, Sünni Cemaat-i İslami, Hristiyanlar, Fethi Yeken, Fadlullah ve Nasrallah'ın yürüttüğü insan selini şimdi ciddiye almayanlar, yakında bu öfkenin Washington'ın kafasında patlayacağını şimdiden düşünebilmeli.[15]
BARAK'TAN, ERTEGÜN'E EFSANE TÜRKLER…
YA DA ABD'DE KAPILARI AÇMAK!
"Efsane Türk" Ahmet Ertegün aile kabristanı Özbekler Tekkesi'nde toprağa verildi. Ancak bizim dikkatimizi çeken cenazeye Başbakan Erdoğan'ı temsilen katılan Abdullah Gül'ün, "Ne zaman ABD'de işimiz olsa bütün kapıları açardı" sözleri oldu.
ABD'de kapıları açmak öyle her yiğidin harcı değildir.
Biz ABD'de bütün kapıları açabilen iki isim tanıyoruz. Birisi Özbekler Tekkesi'ne defnedilen Ahmet Ertegün, diğeri de Hürriyet'in acar muhabiri! Defne Barak.
Defne Barak, Ertuğrul Özkök için bütün kapıları açardı.
Ahmet Ertegün'de Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül için…
Mesela Defne Barak, Ertuğrul Özkök'ü bir kokteylde, siyasetçi Hilary Clinton'la tanıştırmıştı.
Ahmet Ertegün'de, Tayyip Erdoğan'ı iftarda Hollywood yıldızı Robert De Niro ile.
Ama Hürriyet Muhabiri Defne Barak'ın asıl adının Daphne Barak olduğunu, İsrail eski Başbakanlarından Ehud Barak'ın kuzeni olduğunu, biri İsrail, biri de Amerikan pasaportu olmak üzere çifte pasaport taşıdığını yıllar önce bu kardeşleriniz ortaya çıkarmıştı.
Defne'yi bırakıp, şimdi de "ABD'de tüm kapıları açan", "Efsane Türk" Ertegün'lere bakalım. Kapıları açmanın öyle herkesin harcı olmadığını anlamak için.
İlginç ayrıntılar var çünkü. Ahmet Eretgün'ün cenazesi özel uçakla getirildi. Ama Baba Münir Ertegün'ün gelişi çok daha ilginçti. Baba Ertegün'ün ABD'den devasa Missouri zırhlısıyla getirilmişti. Türkiye'nin ilk ABD büyükelçisiydi. ABD Başkanı Franklin Rooswelt özel olarak ilgilenmişti.
Bir çok tarihçiye ve komplo teorisyenine göre Rooswelt, Gizli Dünya Devleti yapılanması İlluminati üyesiydi.
Özbekler Tekkesi'nde kurulan Münir Ertegün Tarih Araştırma Vakfı'nın açılışını 1994'te bizzat Henry Kissinger yaptı.
Henry Kissinger de dünyayı yönettiği iddia edilen CFR ve Bilderberg'in en kıdemli üyesiydi.
Ahmet Ertegün yıllar önce bir ismin elinden tuttu. Adı Selahattin Beyazıt'tı.
Selahattin Beyazıt yıllarca Bilderberg'in Türkiye temsilciliğini yaptı. Halen de Bilderberg'in tek Türk asil üyesi..
İngiliz kaynaklarına dayanılarak Tarih ve Toplum Dergisi'nde yer alan bir iddiaya göre Özbekler Tekkesi şeyhlerinden Süleyman Efendi, İngilizlere istihbarat sağlıyordu.
Son olarak Aytunç Altındal'a kulak verelim; Altındal'a göre ise Özbekler Tekkesi Şeyhlerinden Ataullah Efendi de, dünyanın en gizli ve en eski kardeşliklerinden biri olan Gül Haç Şövalyeliği üyesiydi.
Anlayacağınız kapılar öyle herkese açılmıyor.
Özel bir anahtarı var..[16]
IRAK TÜRKMEN CEPHESİ (ITC) SURİYE TEMSİLCİSİ ERŞAD SALİHİ:
50 BİN TÜRKMEN SURİYE'YE SIĞINDI
Irak Türkmen Cephesi (ITC) Suriye temsilcisi Erşad Salihi, Irak'ta yaşanan güvenlik sorunundan dolayı Suriye'ye sığınan Iraklı Türkmenlerin sayısının 50 bin'e ulaştığını söyledi.
Suriye'yi ziyaret eden Irak İçişleri Bakanı Cevad Bolani'ye Kerkük Türkmenlerinin sorunlarını bildirdiğini belirterek, "Başta Türkiye İçişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül, ardından Irak İçişleri Bakanı Bolani'nin Suriye ziyareti Irak'ta güvenliği sağlamayı hedefliyor. Iraklı bakanla yaptığımız toplantıda iç sorunlarımızı ele aldık. Biz Türkmenler olarak Kerkük meselesi konusundaki tedirginliğimizi dile getirdik. Çünkü Kerkük'te güvenlik, belli bir grubun elinde; bundan dolayı Kerküklü Türkmenler diyarlarını terk etmek zorunda kaldı. Bazısı Türkiye'ye bazısı da Suriye'ye sığındı" dedi.
Erşad Salihi, "Kerkük çok hassas bir mesele. Bugün Kerkük'ün önemini herkes anlamaya başladı. Irak'taki güvenlik sorunundan dolayı Suriye'deki Iraklı Türkmenlerin sayısı 50 bine ulaştı" diye konuştu.
‘İRAN KARŞITI İTTİFAK' ÇAĞRISI
İngiltere Başbakanı Tony Blair Orta Doğu ülkelerinden İran'a ittifak karşı ittifak oluşturmalarını istedi. Blair, İran'ın Orta Doğu'da stratejik bir tehdit oluşturduğunu öne sürüyor. Tony Blair bu oluşumun kendi deyimiyle bir "Ilımlılar İttifakı" olacağını belirtti. Blair İran'ı; Irak, Lübnan ve Filistin Yönetimi kontrolündeki topraklarda demokratik şekilde seçilmiş hükümetleri zayıflatmaya çalışmakla suçladı. İngiltere Başbakanı Orta Doğu turu kapsamında gittiği Dubai'de yaptığı konuşmada, "ılımlı" olarak nitelendirdiği hükümetler ve halkların bölgede desteklenmeleri gerektiğini söyledi.
LÜBNAN'DA ASKERİMİZ RİSK ALTINDA
Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı Lübnan Raporu'nu yayınladı. Raporda Güney Lübnan'a yapılacak Barış Gücü müdahalesinin daha geniş kapsamlı bir barış sürecine götürmeyecekse, İsrail ve ABD'nin Ortadoğu'da yapmayı planladığı operasyonları kolaylaştırmaktan başka bir işe yaramayacağı vurgulanarak, "Böyle gerginlikler esnasında her an ateş arasında kalmak ihtimalimiz olabilir" denildi.
ABD ASKERLERİ İNTİHAR EDİYOR
Irak'taki Amerikan askerleri arasında intihar oranının 2005'te, bir yıl öncesine göre iki kat arttığı ve savaşın başladığı yıldaki oranı geçtiği bildirildi.
Direnişin şiddetin artırması üzerine, Irak'taki Amerikan askerleri arasında intihar oranının 2005'te, bir yıl öncesine göre iki kat arttığı ve savaşın başladığı yıldaki oranı geçtiği bildirildi.
Amerikan askeri tıp uzmanlarının açıklamalarına göre, Irak'ta geçen yıl 22 Amerikan askeri kendi canına kıydı. Irak'ta geçen yıl Amerikan askerleri arasındaki intihar oranının yüz binde 19.9, 2004'te yüz binde 10.5 ve ABD'nin Irak'ı işgal ettiği 2003'te ise yüz binde 18.8 olduğu belirtildi.
Bu arada açıklanan bu rakamların sadece Amerikan ordusunun kara birliklerindeki askerleri kapsadığı ve deniz piyadeleri gibi diğer birimlerdeki askerleri içermediği kaydedildi.
Irak'taki Amerikan askerlerinin ruhsal sağlığıyla ilgili çalışmaya ilişkin basın toplantısı düzenleyen Amerikalı Yarbay Kevin Kiley, intihar oranının yıldan yıla değiştiğini ve rakamları yorumlamak için erken olduğunu söyledi.
BUSH: SAVAŞI KAZANAMADIK
ABD Başkanı George Bush, ilk kez Amerikan askerlerinin Irak'ta kazanmadığını itiraf etti. ABD'nin, 2003'te başlayan ve yaklaşık 3 bin Amerikan askerinin öldüğü bildirilen Irak savaşını kaybettiği ifadesini de kullanmayan Bush'un, ‘un Washington Postgazetesinin‘'savaş kazanılıyor mu?'' sorusuna Genelkurmay Başkanı Peter Race'in bir cümlesini yineleyerek cevap verdiği belirtildi.
Habere göre, Bush, General Race'nin kullandığı ‘'Kazanmıyoruz, kaybetmiyoruz'' vurgusunu dikkate değer bulduğunu belirterek, bazı olumlu gelişmelerin olduğunu, bir adım geri gittiklerinde Irak'ta ilerleme olduğunu da gördüklerini, bu ülkede anayasal demokrasi olmasının önemli bir gelişme olduğunu iddia etti. Öte yandan, Washington Post gazetesinin internet sitesindeki haberine göre, Bush, yeni Savunma Bakanı Robert Gates'i konuyu inceleyerek rapor hazırlamakla görevlendirdi.
AKP MASONLARA VE BARONLARA YARADI!
Erdoğan TÜSİAD'ın tam desteğini aldı
Günlerdir ortaya atılan ve üzerinde tartışılan erken genel seçim tartışmalara işadamları son noktayı koydu. TÜSİAD'ın iki önemli ismi tartışmalara dahil oldu ve erken genel seçime gerek olmadığını vurguladı. Mustafa Koç ve Ömer Sabancı ikilisi genel seçimlerin zamanında yapılması gerektiğine işaret etti.
TÜSİAD, 2006 yılının son Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısını Ankara'da gerçekleştirdi. Her yıl geleneksel olarak Ankara'da gerçekleştirilen Yüksek İstişare Konseyi'nde son günlerde yapılan tartışmalara TÜSİAD da görüşlerini ekledi. YİK başkanı Mustafa Koç, Deniz Baykal'ın daha önce ki TÜSİAD'ın bu konudaki görüşlerini açıklaması yönündeki çağrısını yerine getirdi. Mustafa Koç, TÜSİAD'ın erken seçimle ilgili görüşünü dile getirdi. Koç, "Seçimler zamanında yapılmalı, cumhurbaşkanlığı seçimi de uzlaşmayla gerçekleştirilmeli" diye konuştu.
TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı da erken seçim önerilerine karşı çıktı, seçimlerin zamanında yapılmasını istediklerini açıkladı. Hükümete "atamalarda liyakati ön planda tutmadığı" şeklide eleştiri yönelten Sabancı da, sözü cumhurbaşkanlığı seçimlerine getirdi ve cumhurbaşkanı seçiminin toplumsal uzlaşmayla yapılması gerektiğini vurguladı.
Ömer Sabancı, cumhurbaşkanlığı seçiminin toplumsal uzlaşma içinde gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade ederek, bu makamın uzlaşma ve uzlaştırma makamı olduğunu kaydetti. Toplumsal huzur açısından da bunun önemli olduğuna dikkat çeken Sabancı, "Genel seçimler zamanında yapılmalıdır. Türkiye, önüne çıkan her sorunu erken seçimle çözemez. Hükümet de genel seçimlerin zamanında yapılmasını ülke yararına kullanmalıdır. 2007'de vergi, sosyal güvenlik, sağlık ve yargı reformlarını tamamlamalıdır. Mali disiplinden taviz verilmemelidir" dedi.
TÜRKİYE'YE YENİ BİR TUZAK ROL:
SAFAVİ ŞİİLİĞİ'NE KARŞI OSMANLI SÜNNİLİĞİ Mİ?
Bazılarına göre hem İran'ı dizginlemek hem de Sünni dünyayı toparlamak için tarih Türkiye'yi bu rolü üslenmeye zorluyor… ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi, Türkiye'de "Yeni Osmanlı Projesi" olarak tanıtıldı ve tartıştırıldı. ABD Büyükelçiliği'nde Türkiye'nin önde gelen aydınlarına "Yeni Osmanlıcılık" brifingleri verildi. Türkiye modeli üzerinden bir geniş Ortadoğu tanımı yapıldı….
Bir yanda "Yeni Osmanlı" harekatı, diğer yanda "yeni Safaviler"in dizginlenmesi. Safavi Şiiliği'ne karşı Osmanlı Sünniliği. İran-S. Arabistan arasında, Irak'ta kanlı bir savaşa dönüştürülen nüfuz mücadelesinin arasında sıyrılıp çıkacak bir Türkiye. Fatih ile Uzun Hasan ya da Yavuz Sultan Selim'le Şah İsmail arasındaki mücadele yeniden mi başlatılacak?.. Bölge için bulduğumuz en ciddi formül bu mu? Ya da bu kimlerin tezi? Türkiye'nin gücünü abartmak, ona hayali misyonlar yüklemek ne kadar sağlıksızsa, onu yok farzetmek, ABD'nin yüklediği misyonla sınırlamak da o kadar sağlıksız. Bu doğru. Ancak Batı'nın hegemonya için işgaller dışında en etkili politikası, Ortadoğu'da onlarca yıl sürecek mezhep savaşları olduğunu belirtelim. 1618'de başlayıp 1648'e kadar devam eden Avrupa'daki Otuz Yıl Savaşları'na benzer bir senaryo bu… [17]
AKP'NİN PİLİ BİTECEK VE HER HALÜKARDA BÖLÜNECEK
Gelin, harıl harıl yazılan senaryoya bir göz atalım: Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olur, Abdullah Gül de Başbakan… Sonra.. Diyelim ki Gül, bu kez seçimle Başbakanlık koltuğuna oturdu.. İşte o andan itibaren çekişme de başlar.. Eminim.. İlk tartışma Bakanlar Kurulu listesinde çıkacak.. Erdoğan ‘şunu bakan yap bunu yapma' diyecek.. Kendisine yakın kişileri, sürekli bilgi verecek olanları Bakanlar Kurulu'na doldurmaya çalışacak.. Gül de direnecek.. Kendisine yakın isimleri tercih edecek.. Tayyip Erdoğan'ın bakanları sürekli Köşk'ten talimat alacak.. Gül'ün adamları da Erdoğan'a fazla yüz vermeyecek.. Sonra.. Gül'ün uzak tuttuğu vekiller Çankaya'yı su yolu yapacak.. Her Allah'ın günü Gül'ü Erdoğan'a şikâyet etmek için sıraya girecekler.. AKP'nin yarısı Gül'e.. Yarısı Erdoğan'a bağlı olacak..[18]
[1] Arslan Bulut / Yeni Çağ
[2] 23.01.2007 / Hüsnü Mahalli / Akşam
[3] 17.1.2007 / Selahaddin Çakırgil / Vakit
[4] 07.01.2007 / Yılmaz Özdil / Sabah
[5] Kıvanç Değirmenli
[6] Sesar / 6 Ekim 2005
[7] 25.12.2006 / Necati Doğru / Vatan
[8] 1 Ekim 2006 / Aydınlık
[9] 24. Aralık.2006 / Aydınlık
[10] 1 Ekim 2006 / Aydınlık
[11] 05.12.2006 / Engin Ardıç / Akşam
[12] Maide: 44-45-47
[13] Hücurat:13
[14] 03.01.2007 / Fatih Altaylı / Sabah
[15] 12.12.2006 / İbrahim Karagül / Yeni Şafak
[16] 21.12.2006 / Kulis Ankara / Milli Gazete
[17] 20.12.2006 / İbrahim Karagül / Yeni Şafak
[18] 20.12.2006 / Mehmet Tezkan / Vatan

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Milli Görüş ile Milli Çözüm’ün Manevi rezonansı yani frekans uyumu! Milli Çözüm; Yeni Dünya Düzeni‘nin…
Ya Rabbi; şirk ve şekavet bataklığından ellerimizi tutup Hidayete erdirdin, Hakk'a tâbi olmayı, Aziz Erbakan…
SÖYLENMESİ GEREKEN SÖYLENMİŞ, BAŞKA SÖZE GEREK VAR MI? Hakikat bu, halâ inanmayacak mısın?!. Kim bilir,…
Türkiye dört bir koldan kuşatılmıştır. Ortadoğu bölgesi, on yıllardır büyük bir katliam ve kaos ortamı…
Bazılarımızın durumu şuna benzemektedir: “Ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler.” Hakke’l-Yakin iman; şartsız sadakati…
ANLAYANA SİVRİ SİNEK SAZ, ANLAMAYANA DAVUL ZURNA AZ..
HÜNER; HAKK’A KUL OLMAKMIŞ!.. Bu hayat ki, imtihandır Dünya fani, bir cihandır İki kapılı…
Batılı ülkeler dahi ABD’nin hukuksuz savaşlarına mesafe koyarken, Türkiye’nin NATO karargâhlarıyla "koçbaşı" yapılmak istenmesi ve…
Mustafa Kemal'in “Ey Türk Gençliği! İstiklal (her bakımdan tam bağımsızlık) ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali…
Makale; olaylar ve kavramlar arasında örüntü kurarak tam bir bilimsel yöntemle ve yenikikçi bir bakış…