YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69cdf2f80130c
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 1 6
Bugün : 9717
Dün : 56643
Bu ay : 66360
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52211418
IP'niz : 216.73.216.113

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Sonuçları ve araçları değil, sebepleri ve müsebbipleri araştırmak ve tartışmak lazımdır. Bizce, Hrant Dink te, katili de sadece bir araçtır. Hrant'ın katilinin sıfatlarını konuşmak, cinayet aleti tabancanın mekanik vasıflarını konuşmak gibi bir oyalamacadır.

Unutmayalım; Hissiyat, hevesat ve hamasetle, asla hakikata ulaşılamayacaktır. Yani; duygusallıkla, heyecanlarla ve kuru kahramanlıkla, gerçeğe erişmek mümkün olmayacaktır.

 

Dink'in ölümü sürecinde hemen önce gerçekleşen ve çok çok önemli olmasına rağmen hiç gündeme bile gelmeyen şu yedi olayı hatırlayalım:

1- Hırant Dink Aydoğan Vatandaş'la yaptığı röportajda: "Osmanlı dönemindeki Ermeni Terhciri olaylarının, ittihatçı Sabataist yöneticilerce hazırlandığını ve bugünde Siyonist Yahudi Lobilerince Türkiye'ye karşı kışkırtıldığını" belgeleriyle yazacağını açıklamıştı.

2- Milli Gazete'nin öncelikle dikkat çektiği, ardından diğer gazetenin gündeme getirdiği: Yeni Petrol Yasasıyla TPAO sıradan bir dernek haline getirildi ve önceki yasada:

"Talebin Milli menfaatlere uygun olması" kaydı ve

"Yabancı devlet, şirket ve şahsiyetlerin petrol arama ve işleme tesisleri kuramayacağı" şartı kaldırıldı. Ayrıca Yerel Yönetimlere pay ayrılarak federasyona hazırlık yapıldı.

3- AKP eliyle Milli devletten, gizli sömürgeciliğe adım atıldı.

    Hrant Dink cinayeti ve cenazesiyle toplum oyalanırken, ikinci tezkereden bin beter, Türkiye'yi resmen ABD'nin güdümüne veren ve İran'a ülkemiz üzerinden saldırmaya hazırlık gören işbirliği anlaşması imzalandı.

4- 301 tekrar tartışmaya açıldı.

5- Soykırım şantajı için ABD'ye bahane sağlandı.

6- İslamiyet zaten laytlaştırılmıştı; bu olay üzerine de milliyetçilik yozlaştırılmaya başlandı.

7- Bakü, Tiflis Kars demiryolu projesi sekteye uğratıldı.

Hrant Dink cinayetinin sonuçları hangi odaklara yarar sağlıyorsa, işte onlar bunu tezgâhlamışlardı.

Bu kirli ve karanlık senaryolar yumağının çözülmesine ve doğru iz sürülmesine yardımcı olacak bazı ipuçlarını hatırlatmakta fayda vardır.

Hrant Dink, belli aralıklarla Zaman Gazetesinde yazardı.

Şimdi Agos Gazetesinde, onun boşluğunu dolduracak olan Ethen Mahcupyan da Zaman Gazetesi yazarı.

Malum, Zaman Gazetesi, Fetullah Gülen'in borazanı.

Fetullah Gülen ise Amerika'nın ve CIA'nın adamı..

Hrant Dink'in cinayet tetikçisi ve onun akıl vericisi Trabzon'dan çıktı. Hatırlanacağı gibi Papaz cinayeti de Trabzon'da yaşanmıştı, katili de oralıydı.

MHP ve BBP'ye yatkın Milliyetçi damarları ve kahramanlık duyguları kabarık bazı gençlerin Trabzon'da beyinlerini yıkayan ve bunları karanlık maceralara hazırlayan ekip ve elemanlara himaye sağladığı söylenen Emniyet Müdürünün de Fetullahcı olduğu iddiaları medyaya ve meclise yansımıştı. Hatta bir Emniyet Müdürü Papazın öldürülmesi sonucu "zaten bu adam eşcinseldi" diyerek yeni cinayetlere fetva çıkarmıştı.

Fetullahcıların CIA ve MOSSAD ilişkileri ve işbirlikleri de, zaten sır değil, defalarca konuşulup yazılmıştı.

Ve yine hatırlayacaksınız, Amerika'da bulunan Fetullah Gülen birkaç ay önce: "Türkiye'de önemli kişilere yönelik cinayetler olabileceği" yolunda bir kehanet ortaya atmıştı.

Bu arada unutmayın, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu da Fetullahcı ve İsrail sempatizanıydı.

Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Dekan Yrd Doç Dr Önder Aytaç Fettullahçı Nurettin Veren: "Önder elimizde büyüdü" açıklamasını yapmıştı… Çıplak ve seksi manken fotoğrafçısı!? Babası, MEB Dış okullar daire Bşk Aysal Aytaç, Fettullahçıydı…

Bu Önder Aytaç… AB ve ABD emriyle ordumuzu hedef alan TESEV raporunun hazırlayıcılarındandı. Trabzon Valisi, Emniyet Md. ve İstanbul İstihbarat Md. bu bağlantılar anlaşılmasın diye kurban edilmiş ve harcanmıştı.

Ve yine her ne hikmetse, İsrail'in de Trabzon merakı iyice artmış ve o bölgeden binlerce insan çalışmak üzere, taşeron Türk firmaları aracılığıyla İsrail'e taşınmıştı…

Yani.!?.

Döven de, dövünen de aynıydı. Hrant Dink'i öldürtenler de; "Hepimiz Hrant Dink'iz, Hepimiz Ermeniyiz" gibi saldırgan ve sapık sloganlarla, 70 milyon Müslüman Türk Milletine hakaret etmeye kalkışan ve halkımızı kışkırtan birkaç bin kişiyi sokaklara sürenler de, yine bu sinsi ve Siyonist odaklardı. Bu sinsi ve tahrikçi slogana sahip çıkan Süleyman Demirel de aynı odakların oyuncağıydı.

Dünyanın dört yanından koşup gelen sözde Ermeni soykırım tasarımcılarıyla, tescilli Türkiye düşmanlarının bu gösteriye katılmaları da CIA ve MOSSAD'ın melun maksadını ortaya koymaktaydı.

Not: Biz şerefli Emniyet Teşkilatımıza, cefakar ve fedakar mensuplarına elbette sahip çıkarak ve saygı duyarak hatta, iyi niyetle ve hizmet gayretiyle fettullahçılara katılan ve onların kirli bağlantılarının farkında olmayan temiz insanlarımızı da ayrı tutarak, sadece Emniyet bünyesindeki bir kanserleşmeye dikkat çekiyoruz.

* Tetikçi Samsun'da yakalandığında Atatürk vecizeli Türk Bayrağı önünde, milli bir kahraman gibi çekilen fotoğrafları dağıtılarak suç Jandarmaya yıkılmaya çalışılmıştı. Ardından, Emniyetteki fettullahçı ekip: Yasin Hayal'in halası kocasının "JİTEM" e muhbirlik ettiği iddasını ortaya atmıştı. Yahudi patronları satın aldığı TGRT ise bunları öncelikli haber yapmaktaydı. Cezaevine girerken Ogün Samast'ın ceket astarında Jandarmanın bulduğu iki telefon kartı, nasıl olmuş ta, onlarca polis kontrolünde ortaya çıkmamıştı? Sonuç: Emniyete sızmış CIA bağlantılı fettullahçı ekibin bu işte parmağı vardı.

Emniyetteki Gladyo bağlantısını hatırlatan diğer bir ayrıntı, tetikçinin İstanbul metrosunda ilk yakalandığında bırakılmasıydı!?

Fetullah'ın " Türkiye'de önemli cinayetler olabilir" kerameti birkaç ay farkla tuttu. Bütün bunlar tesadüf olamazdı.

Bu arada Bayan Dink'in: "Masum bebekleri katleden karanlıklar!"dan kastı acaba İslam mıydı, Hıristiyanlık mıydı? Yoksa "İslam'ı laytlaştırdık, sıra Türk Milliyetçiliğinde" mantığı mıydı?

Kezban Hatemi Televizyonda: "Her zaman çıkmadan önce gideceği yeri bize söylerdi.

Ama o gün normal ayrılış vaktinden 5 dakika önce bir telefon geldi. Bu tanıdık ve çok yakın bir kimseydi. Bunun üzerine telaşlı ve acele ile aşağı indi ve silah sesleri geldi" diye anlatmıştı.

  • H. Dink'in Ayakkabısı delikti.. Ne tesadüfse, Selimiye'yi ziyaret eden Wolfovitz'in çoraplarının da delik olduğu medyaya yansıtılmıştı.
  • Vasiyet ve veda yazısı gibi bir yazı hazırlamıştı.
  • Ardından Veli Küçük irtibatı, olayı saptırmak ve Milli Derin Devlete yıkmak için: "Bu suikast AKP'nin sağladığı huzur ve kalkınma ortamını hedef almıştır" havası yaratılmıştı. Kalkıp; İstanbul'da bir araştırma yapılsın. 10 milyon kişiden ayakkabısı delik 10 tane bulamazsınız.
  • Hrant Dink'e yönelik o tehditlerin bile suniliği sırıtmaktaydı. İstanbul valisi, Bursa'da Ahmet Demir isminden 486 tane çıktığını açıklamıştı.
  • Papaz katliamı, Danıştay baskını ve Hrant Dink olayı tetikçilerinin, hemen yakalanması da, "bu cinayetlerin perde arkasının karanlık kalmasının istendiğini" ortaya koymaktaydı.

Şimdi: Aklımıza şöyle bir senaryo gelmektedir: Hrant Dink'in çok güvendiği ve dünyada etkili dış merkezler, kendisine: "Sana göstermelik bir suikast düzenleyeceğiz. Kuru sıkı tabancayla ve hafif sıyrıklarla seni mağdur ve kahraman edeceğiz. Orhan Pamuk gibi, önümüzdeki Nobel ödülünü sana vereceğiz. Filan gün dibi delik bir ayakkabı giyin ve bizden telefon gelince aşağıya in…" denilmiş ve aldatılarak bir cinayete kurban edilmiş olabilir.

Şimdi Recep Erdoğan: "Derin devlet vardır ve kökünü kurutacağız" diye hava atıyor.(Kıbrıs ve petrol konusunda da boşuna horozlanıyor. Çünkü AB KKTC'yi gayri meşru görüp, o bölgeyi AB sınırında sayıyor)

a-) Fransız-Alman televizyonlarının filmini çektiği, İran-Irak-Türkiye sınırındaki ve PKK kontrolündeki bir uyuşturucu kaçakçılığından bile haberi olmayan..

b-) Kukla Irak hükümetinin "Artık muhatabınız Barzani yönetimidir!" tehdidine uğrayacak kadar saygınlığı buharlaşan.

c-) Yeni ve gayri milli petrol yasasıyla, Sevr'de bile teklif edilemeyen şartları, yabancı şirketlere rüşvet sunan bir başbakan, kalkıp derin devleti bitireceğinden bahsediyor. Hz. Mevlana'nın şu sözünü hatırlatıyor:

"Düşman evine girmiş, hareminin koynunda saklanıyor. Zavallı adam, silahını almış, bahçe duvarında nöbet tutuyor ve kahramanlık taslıyor!"

Çok Yaman Bir Tesadüf!

Çok enteresan bir tesadüf müdür, Türkiye'de 90'lı yıllarda her önemli siyasi cinayet Aksu'nun içişleri bakanlığına rastlıyor.

Abdülkadir Aksu ilk defa 31 Mart 1989'da İçişleri Bakanı oldu. Bu görevi 24 Haziran 1991 tarihine kadar sürdü. Aksu daha sonra çeşitli hükümetlerde yeniden İçişleri Bakanlığı'na atandı, ara verdi, parti değiştirdi vs. Ama bütün büyük siyasi cinayetler onun İçişleri Bakanlığı dönemine rastladı. Hürriyet Gazetesi Yayın Yönetmeni Çetin Emeç, 7 Mart 1990'da öldürüldü. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ydu. Sonraki şu cinayetlerin hepsinde de Abdülkadir Aksu İçişleri Bakanı'ydı: Bahriye Üçok 6 Ekim 1990, Muammer Aksoy 31 Ocak 1990, Turan Dursun 6 Eylül 1990, Necip Hablemitoğlu 19 Aralık 2002, Emekli Orgeneral Adnan Ersöz 13.10.1991, Tuğgeneral Temel Cingöz 27 Mayıs 1991, Emekli Korgeneral İsmail Selen 23 Mayıs 1991, Emekli Tümgeneral Memduh Ünlütürk 8 Nisan 1991, Emekli Korgeneral Hulusi Sayın 30 Ocak 1991, Emekli Yarbay Ata Burcu 9 Ocak 1991, MİT Müsteşar Yardımcılığı da yapmış olan Hiram Abas 26 Eylül 1990, SHP Milletvekili Erol Güngör'ün oğlu Mustafa Güngör öldürüldü. Danıştay Baskınında ölen Danıştay Üyesi Mustafa Yücel Özbilgin 17 Mayıs 2006

Ve ve… Hrant Dink, Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni, Ermeni vatandaşımız… 19 Ocak 2007 Yani… Allah yardım etsin Bakan Aksu'ya. Kariyerinde söz konusu olan bu çok kötü tesadüfler zinciri onu çalışmaktan ve ülkesine hizmet etmekten alıkoymuyor ve onu hiç yıpratmıyor. Her zaman olduğu gibi dinamik bir içişleri bakanı olarak yine görevinin başında…[1]

Şehrin isminin bir süredir şiddetle birlikte anılır olması sinsi bir planın sonucu mu?

Trabzon'a İsrail-Yunan İlgisi

Her Çarşamba İsrail'den uçak!

Rahip Santoro ve Gazeteci Hrant Dink cinayetleriyle, bir kez daha dikkatlerin yoğunlaştığı Trabzon ilimizle ilgili çok çarpıcı iddialar ortaya atıldı. Son yıllarda Trabzonlu gençlerin; "Burslu üniversite eğitimi" imkânları sunularak, Yunanistan ve İsrail'e götürüldüğü ileri sürülüyor. Her Çarşamba günü İsrail'in başkenti Tel-Aviv'den Trabzon'a yapılan direkt uçuşlar da iddiaları güçlendiriyor. Ermenistan'la Türkiye arasında Sarp Sınır Kapısı'nın açılması ile birlikte, Rum, Ermeni ve İsraillilerin Trabzon'un en uzak köylerine bile "turistik" ziyaretler yapması da manidar bulunuyor.

Hırant Dink: "Bizim başımıza gelenlerde Yahudi parmağı vardı!" demişti:

Hrant Dink cinayeti hakkında her şey yazıldı çizildi. Fakat Hrant Dink'in "Ermeni soykırımı" hakkındaki düşünceleri kargaşa içinde kayboldu gitti. Oysa Hrant Dink'in ağzından asla "Ermeni soykırımı" diye bir kelime çıkmadı.

O sadece bir kurban ne yazık ki! Hrant Dink ile ölmeden önce yapılan son röportajlardan birini Aydoğan Vatandaş yaptı.

Bu röportaj Vatandaş'ın "Asala Operasyonları aslında ne oldu" adlı kitabında yer aldı. Burada Hrant Dink, Ermenilere uygulanan tehcirin arkasında Saray döner sermayesine hâkim olmaya çalışan Sabataistlerin olduğunu söylüyor ve tabii ki Ermeniler ile Yahudiler arasındaki ekonomik çekişmeye dikkat çekiyor! Bu nokta çok önemli. Hatta o zamandan bu yana Türk Derin Devleti içinde yapılanan, ittihat ve terakki geleneği ile birlikte bu günlere kadar gelen yapının ermeni tehciri konusundaki yoğun etkisini, bir Ermeni'nin dile getirmesi ciddi ve cesaretli bir gelişmedir.

Bakın ne diyor Hrant Dink: "Ben Ermeni tehcirine Almanları, Rusları ve Amerika'yı da kesinlikle katarım. Hatta bana sorarsanız baş sorumluları sayarım. Ama tabi bunun içerisinde, o zaman Osmanlı'nın İttihat ve Terakki yönetiminin lider kadrolarının o gün artık kafalarında oluşturdukları ve hakikaten buna ilişkin destek de buldukları politikayı hayata geçirmelerinde özellikle Almanların ve Avusturya Macaristan imparatorluğunun çok büyük rolünün olduğunu biliyorum." Belgelere bakınca her şeyi ne olarak görüyorsunuz. "Abdülhamit reform sözü veriyor Ermenilerle ilgili. Bunları yapmak için bir takım çabalar içerisine bazen giriyor. Ama bir de bakıyorsunuz Almanlar ya da Avusturya "Bu reformları uygulamana gerek yok diyorlar mesela. Oysa belki o reformlar uygulansa bu kapışma o noktalara varmayacaktı."

"Biliyorsunuz saray olgusu vardı, ve saraya ekonomik olarak hâkim olma meselesi de o dönem Osmanlı içerisinde yaşayan Ermenilerle Yahudiler arasında önemli bir yarışmaydı. Öyle kimi zaman Yahudiler, sarayın ekonomisine, ekonomik döner sermayesine bir tür sahip olabiliyordu. Böyle Ermenilerle Yahudiler arasında sarayın döner sermayesine hâkim olma, ticarete hâkim olma gibi bir dipten giden yarışın olduğu bir vaka….

Ermeniler şöyle bir şey söylerler onu çok açık yüreklilikle söyleyeyim, "Aslında bizim başımıza gelenlerde Yahudilerin parmağı vardı" diye bir cümleyi kullanırlar.. Aydoğan Vatandaş'ın bu kitabı oldukça doyurucu bir eser olmuş. Hrant Dink röportajı da gündemi itibariyle ona saldıranların aslında kimin ya da kimlerin maşası olduğunu ortaya koyuyor!"

28 Şubat'ın faturasını ödüyoruz

Üzerinde büyük oyunların oynandığı Trabzon'la ilgili bir diğer iddia ise, işsizlik sorunu ve mânevî boşluk içinde başıboş gezen gençlere, Rumca öğretilerek, Yunanistan'da ikamet hakkı tanındığı yönünde. Misyonerlik faaliyetleri de şehirde en çok konuşulan gündem maddelerinden. Diyanet-Sen Trabzon İl Başkanı Ömer Tutuş, Trabzonlu gençlerin adının bu tür olaylara karışmasını tek cümleyle özetledi: "28 Şubat sürecinin dinî eğitime getirdiği kısıtlamaların faturasını ödüyoruz!"[2]

Hrant Dink'in cenaze töreninde cezbeye gelip ‘Hepimiz Ermeniyiz' diyenlere dikkat kesilip üzerinde yorumlar yaparken, biz Hrant'ın eşi Rakel Dink'in " bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamaya" dair söylediklerine şaşırıyoruz. Karanlıktan neyi kastediyordu? Hıristiyanlığı mı, Müslümanlığı mı?

Rakel Dink'in sözlerinin pozitif şaşkınlık yaratan tarafı onun Hıristiyanlığın asli suç'una (her doğan kişinin günahkâr doğduğu inancı) karşı fıtrata vurgu yapmış olmasıdır. Öyleyse şimdiden bir bebekten katil yaratan "karanlık" konusunu hilkat ve fıtrat bağlamında vuzuha kavuşturabiliriz.

Bunun Adı Demokrasi Değil AB Faşizmidir

Hrant Dink'in öldürülmesi üzerine basın ve televizyonların yürüttükleri yayın politikaları en kibar ifadesiyle yanlış ve tahrik edici. Tahrikler yıllardır sürdürülüyordu. Öyle bir basın-yayın anlayışı oluşturuldu ki, bunun demokrasi ve özgürlüklerle uzaktan yakından alakası kurulamaz.

Böyle bir basın adeta AB faşizmi uyguluyor. Hrant Dink cinayetini hepimiz kınadığımız halde, memleketini seven insanların AB eleştirileri içinde katili yönlendiren unsurlar arıyorlar? Üstelik bu sorumsuzluğu güya dindar ve muhafazakar görünen gazetelerin temsilcileri de yapıyor. Sabahtan akşama kadar memleket satıldı, Kıbrıs elden gitti denilirse, çocuğun biri de eline silah alır, böyle yaparmış. Sanki memleketin satıldığı ve Kıbrıs'ın elden çıkarılmaya çalışıldığı yalanmış gibi… Kazın ayağının öyle olmadığı açık. Demokrasi ve özgürlükler Türkiye'nin milli güvenliğine karşı bu arsız medya tarafından bir tehdit olarak kullanılıyor. Aynı isimler televizyonlar ve gazetelerde endam kesiyorlar. Hep birlikte Kıbrıs'ta ve Ege'de Rum-Yunan ikilisinin haklı ve mağdur; Türkiye'nin suçlu ve yanlış olduğunu anlatıyorlar. Irak'ta Amerika ve Barzani-Talabani ikilisi haklı, Türkiye haksız.

Konu Ermeni soykırımı iddialarına geliyor. Yine aynı. Soykırımı kabul edip özür dilemekten başka çaremiz yok demeye getiriyorlar. Peki bu adamlar konuştukları bu konuların uzmanı mı? Hayır. Olmaları da gerekmiyor mu? Zaten adamların derdi Kıbrıs, Ermeni meselesi ve/veya Irak ve Kürdistan oluşumu değil, adamların derdi Türkiye. Sabah akşam aynı teraneler. Sonra kalkıp Hrant Dink'in Ermeni olduğu için öldürüldüğünü göstermeye çalışıyorlar. Yakalanan katil, Dink'i Ermeni olduğu için değil, soykırım iddialarını Türklere kabul ettirmeye çalıştığı ve Türklüğe hakaret için öldürdüğünü söylüyor. Yaptığını tasvip eden kimse yok. Ama ‘hepimiz Hrant'ız, hepimiz Ermeniyiz' diye bağırmanın ne alemi var? Kaldı ki, hiç birimiz Hrant da değiliz Ermeni de…[3]

Usta Tertipçiler

Katil zanlısı nasıl oldu da tabancasını ve beresini cinayetten sonra bir köşeye atmadı? Bu kadar acemi tetikçi olur mu? Sabah gazetesinde bir üst düzey yetkili bu durumu şu sözlerle açıklıyor:

– Zanlıyı kasten çabuk yakalattılar. Amaç bu iş çözüldü dedirtip esas tertipçileri gözden kaybetmekti…

Ayrıca, "Örgütlü değil, acemi ve bireysel bir cinayet işlendi" görüntüsü vermek istemiş olabilirler…

Bu cinayet Türkiye'de derin etkiler yaratıyor. Bir; ülkemizi dışarıdan kuşatıyor… İki… Ülke içinde cumhuriyetçi, laik, Atatürkçü, ulusalcı çevreleri baskı altına sokuyor… Bölünmeyi ve çatışmayı hızlandırıyor… Birkaç manyağın işi gibi gösterilen Dink cinayetinin arkasında çok usta tertipçilerin olduğu izlenimi güçlülüğünü koruyor.[4]

Sağduyu!

Doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edebilme ve doğru muhakeme edebilme gücü bizim bu ülkemizin toprağının derinliklerinden uç vermiş geliyor. Bir ayıkma dönemine hızla geçiyoruz. AB'de ve ABD'deki Ermeni topluluklarını yönetip yönlendirenlerin ittirmesiyle ortaya konulan "oyunu" görmekteyiz. Bu oyunu gördüğümüzü ve o oyuna gelmeyeceğimizi gösteren kararlılığı bozmak, kafaları karıştırmak için "Hrant Dink'in öldürülmesinin bütün Türklere ve bütün ulusa mal edilmesi" çabalarının devam edeceğini de görmekteyiz.[5]

Toplum, Hrant Dink cinayetiyle-cenazesiyle meşgul edilirken, Ülkemizi sömürge konumuna getiren Türk Petrol Kanunu meclisten geçiriliyordu.

Kamuoyundan adeta gizlenerek meclise taşınıp kabul edilen "Türk Petrol Kanunu", ülkenin geleceği açısından ölümcül sonuçlar doğurabilecek nitelikte olduğu belirtiliyordu. Medya ise ancak işgalle kabul ettirilebilecek olan bu kanun karşısında susmayı tercih ediyordu.

Bu kanun ancak işgalle kabul ettirilebilirdi!

Türkiye gündemi tamamen Hrant Dink cinayetine kilitlenmiş durumda. Hrant Dink cinayetinden iki gün önce TBMM'den geçirilen Türk Petrol Kanunu ise neredeyse hiçbir medya organında yer almadı. Ancak kabul edilen kanunun içeriği, ülke petrolü üzerinde 50 yıllık bir yabancı şirket tahakkümüne imkân veriyor. Ruhsat tekelleşmesi, ülke ihtiyacına yönelik ham petrolün de ihraç edilebilmesi, yabancı petrol şirketlerinin ürettiği petrolün sadece yüzde birini devlete vergi olarak vermesi gibi birçok uygulamayı da içeren bu yasa ile Türkiye'nin hem doğal kaynaklarından olacağı hem de milyarlarca dolarlık gelir kaybına uğrayacağı belirtiliyor.

Türkiye işgal edilmiş olsaydı ancak bu kadarı yapılabilirdi!

Petrol ve Ortadoğu üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Yazar Hakan Yılmaz Çebi, medyanın bu konu karşısındaki suskunluğunun emperyalistlerin işine geldiğini söyledi. "Türkiye'de bu kadar geniş bir medya çeşitliliği olmasına rağmen, TBMM'de kabul edilen bu yasanın medya tarafından yoğun bir şekilde gündeme getirilmemesi üzerinde ciddi olarak düşünülmesi gereken bir olay. Bizler Türkiye'den çıkarılan petrolün böyle sessiz sedasız yabancılara peşkeş çekilmesini gündeme getirmeye çalışıyoruz. Ancak neredeyse Millî Gazete dışında, bu konuyu gündeme getiren ve kamuoyunu bilgilendiren ne bir gazete, ne bir televizyon bulabildik. Maalesef milletin değerlerini temsil etsin halk tarafından iktidara taşınmış olan bu hükümet, şimdiye kadar cumhuriyet tarihinde hiçbir hükümetin yapmadığı bir hainliği Türk toplumuna yaptı. Şayet ülkemize cebren girilmiş ve ülke baştanbaşa işgal edilmiş olsaydı bile, böylesi bir yasayı kabul ettiremezlerdi" dedi.

Milletimiz hükümete geri adım attırmalı!

Ülkenin geleceğinin bu kanunla ipotek altına alınmıştır. "Amerikan dayatmasıyla hazırlanmış 1954 yılına ait petrol yasa tasarısından bile çok daha kötü, ülkeyi aşağılayıcı ve geleceğimizi tahakküm altına alıcı bir yasa maalesef sessiz sedasız meclisten çıkarılmıştır. İşin en üzücü taraflarından biri ise, bu hükümet gittikten sonra, kabul edilen bu yasanın ceremesini şu anda 8-10 yaşlarında olan çocuklarımızın bir hayat boyu çekecek olmasıdır. Bu çocuklarımız hükümetin bu uygulaması dolayısıyla hayatları boyunca sömürülecekler. Hükümetin görevi gelecek nesillere onurlu ve refah düzeyi yüksek bir hayat bırakmaya çalışmakken, maalesef atılan adımlarla çocuklarımızın geleceği karartılıyor. Milletimizin bir an önce bu konuda sesini yükseltip hükümete geri adım attırması gerekiyor. Çünkü bu kanun dolayısıyla siyonist emperyalizme verilen şey basit bir şey değildir. Bu kanunla hükümet dünyayı sömürenlere geleceğimizi, ekonomimizi, siyasi yapımızı ve nihayetinde sosyal yapımızı bile devretmiş oluyor. Bugüne kadar dünyayı sömüren tekeller, bu tahakkümlerini öncelikle petrol üzerinde bir tekel kurarak sağlamışlardır. Tam da Türkiye'de ciddi petrol rezervlerinin olduğunun gerek meclis raporlarıyla gerekse uzman ekiplerce kanıtlandığı ve gündeme geldiği bir sırada, hükümetin kalkıp Türkiye'den çıkarılacak petroller üzerinde tüm milli haklardan ve çıkarlardan vazgeçerek bu kaynakları 30-50 yıllığına yabancı şirketlere devretmesi kabullenebilecek bir şey değildir.

Halkın onuruyla oynanıyor!

Bu uygulama, şimdiki hükümetin iktidara gelmeden evvel bazı odaklara iktidar olmaları karşılığında verdikleri sözleri yerine getirmesinden başka bir şey değildir"

Söz konusu kanun maddi ve manevi birçok ölümcül sonuçlar doğuracaktır. "Bugün bu tasarıyı mecliste kabul edenler yarın doldurdukları cepleriyle diledikleri yerde lüks hayatlar yaşayacaklar. Ancak bu ülkenin çocuklarının geleceği şimdiden ipotek altına alınmıştır. Gelecekte hükümetin bu politikası işsiz kalan binlerce insanın bunalıma girmesine, binlerce kadının belki de fuhşa sürüklenmesine ve on binlerce gencimizin de beyin göçüne sebep olacaktır.

Geçmişte petrol şirketleri Türkiye'ye petrol arama ve çıkarma bahanesiyle gelip yerleştiler. Ancak kısa sürede akaryakıt şirketlerine dönüştüler ve bırakın Türkiye topraklarından petrol çıkarmayı, yurt dışından petrol ihraç ederek milyarlarca dolar para kazandılar. Şimdi ise Türk insanı hem amelelik yapmak zorunda bırakılacak, hem de kendi toprağından çıkarılan petrolü yabancı şirketlere para ödeyerek almak zorunda kalacaktır."[6]

Türkiye kendi petrolünü çıkarmak yerine yabancılara peşkeş çekecek

Petrolde Büyük Oyun

AKP hükümeti tarafından sessiz sedasız Meclis Genel Kurulu'na getirilen Petrol Kanunu, Türkiye'nin petrol arama ve üretimindeki milli menfaatlerini özel şirketlere devretmesi gibi bir dizi tehlikeli gelişmeye yol açacağı belirtiliyor. Jeoloji Mühendisleri Odasına göre, değişiklikle üretilen ham petrol ve doğal gazdan alınan yüzde 12,5'luk devlet hissesi oranlarında yapılacak büyük indirimle devletin geliri yüzde 70 azalacak. Devlet büyük zarara uğrayacak. Yabancı şirketlere yeni kolaylıklar getirilecek.

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı İsmet Cengiz gazetemize yaptığı değerlendirmede, yeni Petrol Kanunu ile AB mevzuatına uyum sağlama gerekçesiyle kamu yararından vazgeçilirken, uluslararası şirketler lehine yeni düzenlemeler getirildiğini ve kamu adına petrol arama ve üretim faaliyetlerini yürüten TPAO‘nun özelleştirilmesinin önünün açıldığını vurguladı.

Yasa değişikliği ile ülkemizde üretilen ham petrol ve doğal gazdan alınan yüzde 12,5'luk devlet hissesi oranlarında büyük indirimler yapıldığını hatırlatan Cengiz, "Buradan sağlanan mevcut gelirler yüzde 70 oranında düşürülerek ülke büyük gelir kaybına uğratılacak" dedi.

Yeni yasa ile, 6326 sayılı önceki yasada yer alan "Milli Menfaatin Korunması" başlıklı bölümün tamamıyla çıkarıldığını ve uluslar arası şirketlerin kamu menfaatlerine tercih edildiğinin altını çizen Cengiz, "AB mevzuatına uyum adı altında çıkarılan Petrol Kanunu ile; kamu yararından vazgeçilmiş, petrol arama ve üretim faaliyetlerini yürüten kamu kuruluşumuz gözden çıkarılarak, yabancı şirketlere büyük kolaylıklar sağlanmıştır. Gerçek sahibi halkımız olan yeraltı kaynaklarımızın kamu çıkarına uygun olarak kamu kuruluşlarımız eliyle değerlendirilmesini esas almayan, teşvik adı altında yabancı şirketleri gözeten yasal düzenlemelerin kabul edilmesi mümkün değildir" dedi.

İşte yeni Petrol Yasası'ndaki tehlikeli maddeler

  • Petrol arama ve üretim faaliyetinde bulunmak için yapılan başvurunun değerlendirilmesinde, önceki yasanın ilk kriteri olan "talebin milli menfaatlere uygun olması" ölçütü yasadan çıkarıldı.
  • Yabancı devletlerin, şirketlerin ve şahısların petrol faaliyetinde bulunamayacakları, mülk edinemeyecekleri, tesis kuramayacakları" hükmü yeni yasa ile çıkarıldı. Stratejik öneme sahip bir konuda yabancı devletlerin belirleyici olması önündeki engeller ortadan kaldırıldı.
  • Önceki yasada yer alan, ülke içinde üretilen ham petrol ve doğal gaz ile bunlardan elde edilen petrol ürünlerinin kara sahalarında % 65‘i ve deniz sahlarında % 55‘inin memleket ihtiyacına ayrılması zorunluluğu, yeni yasa ile kaldırıldı.
  • Yabancı şirketlere ürettikleri petrol üzerinde sınırsız tasarrufta bulunarak, tamamını ihraç etme hakkı getirildi.
  • Sınırlara 5 km mesafede, tarihi dini yer veya tesise, su tesisine bir yol veya umumi geçide 60 m. mesafede, şehir veya kasaba belediye imar sahası dahilinde petrol faaliyeti Bakan müsaadesi olmadan yapılamaz." hükmü yasadan çıkarılarak, yabancı şirketlere sınır tanımaksızın her yerde faaliyette bulunma hakkı getirildi.
  • Yasa ile, TPAO‘nun sahip olduğu önceki haklar geri alınarak, kamu kuruluşunun yabancı şirketlerle aynı statüye getirildi.
  • TPAO‘nun mevcut yasada bulunan Devlet adına petrol arama ve üretim faaliyetlerinde bulunma hakkı kaldırılarak özelleştirilmesinin önü açıldı.
  • TPAO'nun lüzum üzerine petrolle ilgili incelemelerde ve petrol faaliyetlerinin denetiminde Petrol Kanununu yürütmekle görevli Petrol İşleri Genel Müdürlüğü‘ne yardımcı olma yükümlülüğü, bir ayrıcalıkmış gibi görülerek kaldırıldı.
  • Önceki yasada, TPAO'nun diğer şirketlerden daha fazla arama ruhsatı alabilme hakkı, tasarı ile ortadan kaldırıldı. TPAO‘nun ruhsat sayısındaki avantajlı konumu bundan sonra olmayacak.
  • Mevcut uygulamada, sondajlı petrol aramacılığını hızlandırmak amacıyla ruhsatın alınmasından sonra petrol bölgelerinde üç yıl içinde arama sondajına başlamak ve buna devam etmek zorunluluğu varken, yasa ile mevcut petrol bölgeleri ve arama kuyusu açma zorunluluğu da kaldırıldı. Son yıllarda azalan sondaj çalışmalarının daha da azalması riski ortaya çıktı
  • Bir sahaya iş programı ve mali yatırım programı ile yapılan başvuru süresi 4 günden 5 aya çıkarıldı. Bu da açık arazinin aramaya açılmasını geciktirecek.
  • Ruhsat süreleri de karada 5, denizde 8 yıla yükseltildi. Ruhsat sayısına hiçbir sınırlandırma getirilmemesi, tek bir uluslar arası şirketin veya yabancı bir devlet şirketinin bütün ülkeyi kapsayacak alanda tek başına ruhsat sahibi olmasına imkan veriliyor.
  • İşletme ruhsat alanının ne kadar olabileceği önceki kanunda belirtilmişken, yasada bir sınırlama kriteri yok. Şirketlere büyük alanlarda işletme ruhsatı alabilme hakkı tanınıyor.
  • İşletme ruhsat süreleri 20 yıldan 30 yıla çıkarılıyor.
  • Yeni yasa ile, petrol faaliyetlerinden sağlanan gelirlerden önemli oranda vazgeçiliyor.
  • Arama ruhsatlarından hektar başına alınan devlet hakkı geliri tamamen kaldırılarak gelir kaybına neden olunuyor.
  • Ülkemizde üretilen ham petrolden alınan % 12,5'lik devlet hissesi oranı, günlük üretim miktarına göre kademeli olarak % 2‘ye kadar indiriliyor. Bunun sonucunda, üretimden sağlanan ülke mevcut geliri % 70 azalacak.
  • Denizlerde bulunacak petrol üretiminden alınacak devlet hissesi oranlarında, su derinliğine bağlı olarak % 30‘a varan ilave indirimler getiriliyor.

İster istemez insanın aklına "yeni Petrol Yasası ile birlikte şimdiye kadar çıkartılması ve işletilmesine engel olunan petrol ve doğalgaz yatakları bundan böyle yabancıların işletmesine mi devredilecek?" sorusu geliyor.

İşte tüm bu sorular Hrant Dink'in öldürülmesi ile birlikte arada kaynayıp gittiği için yazımın başlığında Yeni Petrol Yasası ile Dink'in öldürülmesi arasında bir paralelliği çağrıştıran ifade kullandım.

Ne dersiniz? Sizin de mideniz bulanıyor mu?[7]

Türkiye'de toplum bu cinayetle meşgul edilirken, ABD'nin 1. tezkereden daha çok önem verdiği "işbirliği anlaşmasını" AKP hükümeti sessiz sedasız onaylıyor ve Amerika bulandırılan ortamda balık avlıyordu.

ABD'ye bağımlılığı artıran işbirliği anlaşmasıyla Türkiye ateşe atılıyordu.

‘Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti Arasında Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Önlenmesi Amaçlarına Yönelik Yardım Sağlanmasının Kolaylaştırılması İçin İşbirliğine İlişkin Anlaşma"nın onaylanmasına ilişkin kanun kabul edildi.  Söz konusu anlaşma ABD'nin kitle imha silahları olarak tanımlanan nükleer silahların takip ve denetimi konusunda Türkiye'ye teknik destek vermesini içeriyor. Buna göre ABD Türkiye'ye nükleer silahlarla mücadeleye karşı teknik malzeme yardımında bulunacak ancak bu malzemenin denetimi ve izlenmesi ABD'nin kontrolünde olacak. Yine anlaşmaya göre teknik malzemenin türü ve miktarına ABD Yönetimi karar verecek.

Söz konusu kanun içerdiği düzenlemeler nedeniyle AKP içinden bazı milletvekillerinin de tepkisine neden olmuş bu yüzden 2 kez geri çekilmek zorunda kalınmıştı. Tasarı özellikle, ABD'nin İran'ı hedef tahtasına konduğu bir döneme rast gelmesi nedeniyle de endişe ve tedirginliğe neden oluyor.

ABD'nin en çok önemsediği anlaşma

ABD'nin ısrarlı talepleri doğrultusunda daha önce de onaylanması için TBMM Genel Kurulu'na getirilen söz konusu anlaşma milletvekillerinin yoğun tepkisine neden olmuş ve oylanmadan geri çekilerek, ileri bir tarihe ertelenmişti. Anlaşma bizzat ABD Başkanı Bush tarafından gündeme getirilmiş ve daha önce ABD eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman ve Dışişleri Müsteşarı Ali Tuygan tarafından imzalanmıştı. Ancak uluslar arası anlaşmaların yürürlüğe girebilmesi için Meclis'in onayı gerekiyordu. ABD'nin söz konusu anlaşmaya verdiği önem öteden beri biliniyor. Söz konusu anlaşmanın önceki gün kabul edilerek yasalaşması AKP'nin ABD'ye verdiği yeni bir taviz olarak nitelendiriliyor.

Bu kez AKP içinden anlaşmaya ilişkin herhangi bir tepki gelmemesi dikkat çekti. Anlaşma tasarısını Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin ile TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanvekili Eyüp Sanay savundu.

Anlaşma muhalefet milletvekillerinin eleştirisine neden oldu. Anlaşmayı eleştiren CHP Milletvekili Mehmet Kesimoğlu, "Bu doğru olmayan bir anlaşmadır. İran'da nükleer silah var iddiaları güçlendiriliyor. Kamuoyu ısındırılmaya çalışılıyor. Ne için; Amerika'nın İran'a müdahalesi için. Peki Irak'ta olmayan kitle imha silahları tehlike oluşturuyor da, İsrail'de var olanlar tehlike oluşturmuyor mu? İran, Irak, Suriye bizim komşularımız. Onlara yapılacak bir müdahale bizleri de etkileyecektir. Bizim o ülkelerle ilişkilerimizi sağlıklı bir biçimde korumamız ve geliştirmemiz gerekir. Ama biz ne yapıyoruz.  Amerika ile çok ciddi sonuçlar doğuracak işbirliğine gidiyoruz. Bu doğru olmayan bir anlaşmadır" dedi.

Anlaşma ne getiriyor

Türkiye ile ABD arasında Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının önlenmesi amacına yönelik işbirliği anlaşması Türkiye'nin kitle imha sistemleri, füze fırlatma sistemlerinden korunmasını bu konudaki malzeme ve teknolojinin yasadışı ticaretinin engellenmesini ve bu amaçla sınır güvenliğinin arttırılmasını amaçlıyor.

Ancak anlaşmaya göre Türkiye'ye sağlanacak yardımın miktarı ve türü ABD tarafından belirlenecek. ABD'nin bu yardımı kullanıldığı yerde izlemesine de izin veriliyor. ABD anlaşma çerçevesinde verdiği araç gereç malzeme ve teknolojiyi geri istemesi durumunda Türkiye bu malzemeleri iade edecek

Anlaşmanın içeriğindeki bu düzenlemeler, ABD lehinde egemenlik devri anlamına geldiği, hassas bir denge üzerine oturan bölgesel dengeleri Türkiye ve İran aleyhine olumsuz etkileyeceği, ABD'nin çifte standartlı uygulamaları nedeniyle ileride çok ciddi sıkıntılara neden olabileceğine dikkat çekiliyor.[8]


[1] 24 Ocak 2007 / Nuh Gönültaş / Bugün

[2] 25 Ocak 2007 / Milli Gazete

[3] 25 Ocak 2007 / Hasan Ünal – Analiz / Milli Gazete

[4] 24 Ocak 2007 / Melih Aşık / Milliyet

[5] 24 Ocak 2007 / Necati Doğru / Vatan

[6] 24 Ocak 2007 / Milli Gazete

[7] 25 Ocak 2007 / Milli Gazete

[8] 26 Ocak 2007 / Milli Gazete

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Kazım GÜLFİDAN

Kazım GÜLFİDAN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...