YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69cea8270bca2
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 1 8
Bugün : 43157
Dün : 56643
Bu ay : 99800
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52244858
IP'niz : 216.73.216.113

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Manisa-Menemen Hattında:

İRTİCA PROVAKASYONLARI VE BUGÜNKÜ VERSİYONLARI

 

A. Nedim Çakmak'ın "Hüsnüyadis Hortladı" kitabında Menemen olaylarının perde arkası ve günümüzdeki uzantıları konusunda çok önemli tespit ve tahliller yapılmaktadır. Özetle ve bazı sadeleştirmelerle aktarıyoruz:

Yunan işbirlikçisi ve Yahudi dönmesi, 1917-1922 Manisa Valisi, Giritli Hüsnü Bey:

 

8 Eylül 1922 günü, saat l0.00

Yunan ordusu tarafından Manisa tamamen yakılmış, artık mutasarrıflık yapacak makamı kalmamıştır…

Tam olarak sıfatı ve "çağrı adı: Nakşibendi tarikatı mensubu ve önde geleni, Manisa Mutasarrıfı Giritli Hüsnü Bey

İz bırakan icraatı ve sözü: Yunan işgal ordusu ile "egemenliğini paylaşmak.."

Sözünde durarak, Yunan Haçlı ordularıyla işbirliği yapar. Egemenliğini Haçlı ordularıyla paylaşmak istemeyen, direniş yanlısı Türk halkına tam üç yıl üç ay on üç gün, kan kusturur. Üstüne üstlük, mutasarrıflığına bağlı bölgede Hıristiyanlar azınlık olduğu halde, azınlığın çoğunluğa zulüm ve işkence yapması için, zalim işgalcilerle dost olmuş, her türlü işbirliğini ve ihaneti yaşamaktan hiç çekinmemiştir..

Emperyalist AB ve ABD'li Haçlı ordularının yöntemi hep aynıdır:

– Önce bir "Azınlık hakları" sorunu yaratırlar; azınlık yoksa da yeniden azınlık yaratılır. Sonra da "azınlık hakları…" bahanesi ile vatan işgal edilir, işlerine nasıl gelirse öyle yaparlar:

– Sevr antlaşmasına göre; Türk sınırlarını çizerken yalnız Alevileri Türk sayarlar, onların yaşadıkları illeri Türklere ayırırlar…

– Zaman içinde; Alevilerin yaşadığı illeri ajan provakatörlerine vurdururlar, Alevileri illerinden dağıtırlar.

– Ardından da: "Aleviler azınlıktır" demeye başlar ve kışkırtırlar!)

Hain Manisa valisi ve Yahudi dönmesi Hüsnüyadis, Venizelos gibi Giritli ve Hanyalı'dır. Her ikisi de 1864 yılında komşu köylerde doğmuştu. Yunan başkomutanı Venizelos 1936 yılı sonunda, bir kaç ay sonra da Hüsnüyadis 1937 yılının başında ölmüşlerdi. Tipleri de bir elmanın iki yarısı gibiydi! Acaba bu benzerlik, akrabalıktan mı ileri gelmekteydi?

Yunanistan gezisinde karşılaştığımız oğlu Vasili, babası Hüsnüyadis için "Ne Müslüman ne Hıristiyan, ne Türk ne Yunan! Böyle baba mı olur?" diyerek, acaba neyi ima ve ifade etmek istemişti!

Vasili, babasının hatıratını nakletmeseydi nereden bilecektik ki, Sait Molla Kıbrıs'tan sürüldükten sonra 15 Haziran 1930 günü doğruca Elefsise giderek, orada ihanet yuvası kurmuş olan Hüsnüyadis'le buluşmuştur. O günlerde (Bugün Lavriyon kampında olduğu gibi) Elefsis'te bir ihanet kampı kurulmuştur!

Hüsnüyadis'in yanında çok önemli biri daha vardı. Ne yazık ki tarih kitaplarında, tahmin ediyoruz ki tarikatçı tarihçiler tarafından kasten karartılmış olan Nakşibendi tarikatı mensubu Şeyh Sükuti…

Kimdir bu Şeyh Sükuti?…

Şeyh Sükuti de İngiliz Muhibleri Cemiyeti üyesi, işgal günlerinde Yunan işgal güçleri adına Menemen Belediye Başkanlığı yapmış, işgal günlerinin en azgın işbirlikçilerinden biridir. Şeyh Sükuti Menemende Haçlı işgal güçleri adına Belediye Başkanlığı yaparken yanında iki kişi daha vardı: Kubilay olayından sonra suçlu bulunarak idam edilen Hayım oğlu Yahudi Jozef ve Yahya oğlu arabacı Hüseyin…

Menemen İsyanının elebaşlarından, en başta Derviş Mehmet, Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet (hepsi de Giritli) ve diğerleri, Giritli İbrahimoğlu İsmail, Giritli Ali oğlu Hasan ve Mehmet Emin adındaki failler Hüsnüyadis ile kardeş çocuklarıdırlar!

Nasıl ki Nemrut Mustafa Bağdat'a kaçtıktan sonra Diyarbakır'a geçerek Şeyh Sait İsyanını körüklemişse.

Nasıl ki İngiliz Muhibleri Cemiyeti Başkanı Sait Molla Kıbrıs'a gittikten sonra ihanetlerine devam etmişse…

Hüsnüyadis de Yunanistan'a kaçtıktan sonra boş durmamış, ihanetlerine devam etmiş, Yunan casusu olarak Menemen İsyanını hazırlamıştır! Sait Molla'nın gelişiyle fitil ateşlenmiştir.

Eski Menemen Belediye Başkanı ve işbirlikçi Şeyh Sükuti de 1925 yılında Bakanlar Kurulu Kararıyla başkanlıktan atılıp vatandaşlıktan çıkarıldıktan sonra Yunanistan'a sığınarak Hüsnüyadis'in yanına gitmiştir.

1930 yılının Haziran ayında Hüsnüyadis'in yaşadığı Elefsis de (Eski Lavriyon Kampı da diyebiliriz) bir toplantı tertiplenir. Bu toplantıya Hüsnüyadis'in yanında Sait Molla ile Şeyh Sükuti de katılarak hep birlikte bir karar alırlar ve alınan kararları altı ay sonra, yani 23 Aralık 1930 günü Menemende icra edilir. Baş aktörler ise Hüsnüyadis'in Giritli akrabalarıdır! Hüsnüyadis Manisa'daki akrabalarının kanına girmiştir!

Tarih: 15 Haziran 1919…           

Menemen'de Yunan vahşeti

Menemende direniş için tek kurşun atılmadığı halde, Bergama'da bozguna uğramış olan Yunan kuvvetleri Menemene vardıklarında, kentte büyük bir katliam başlatmışlardır.

Bergama yenilgisinin hesabını sivil halktan soracak kadar gözü dönmüş Yunan askerleri önce Kaymakamlık binasını basarlar. Kaymakam Kemal Beyi sivil çalışanlarını ve silahsız Jandarmaların hepsini öldürürler. Mitralyözleri tepelere yerleştirerek sokakları taramağa başlarlar, kahvehaneleri, cami avlularını, sokaklardaki halkı rastgele katliamdan geçirirler (…)

Bu katliamı baştan sona yaşayan Menemen'li tüccar ve fabrikatör Çerkez Sefer Efendi'nin ifadesi:

– Çarşı kahvesinde birkaç esnafla birlikte oturuyorduk.

Öğleye doğru Rum mahallesinden silah sesleri gelmeye, herkes dükkanlarını kapatıp evlerine doğru koşmaya başladı. Mitralyözlerin kurşun yağmuru altında evime doğru giderken, önümde üç kadının cansız yattığını gördüm; bir iki adım ilerledim, bir yanda on yaşında bir erkek çocuğu cansız yatıyordu. Biraz daha ilerledim, dizinden vurulmuş bir kız çocuğu kapı önünde yuvarlanmış, korkudan rengi uçmuş, gözleri korkulu bakışlarla imdat bekliyordu…

– Artık daha fazla ileriye gitmeye cesaret edemedim.

Komşum İshak Efendi'de evinin önünde öldürülmüştü. Eve döndüm; çiftlik bahçesinde çalışan Todori geldi, orada oğlum Ahmet'in de öldürüldüğünü, hayvanların hepsinin Yunan askerleri tarafından gasp edilerek götürüldüğünü söyledi.

– Dört saat süren mitralyöz ateşi altında, Yunan askerleri önceden işaretlenmiş bulunan Türk evleri ve dükkanlarına girerek soygunlar yapmışlar, para, altın ve kıymetli eşya gibi ne varsa götürmüşler; girdikleri evlerde bir çok kadının da namusunu kirletmişlerdi. Ahırlardaki hayvanların pek çoğuna el koymuşlardı…

Akşam olunca Yunan askerleri sarhoş olmuşlar, Türk çocuklarını süngülerine takarak eğlence yapmışlardı..

– Benim bildiğim, bir gün içinde Menemen merkezde 300 kişi, köylerde 700 kişi olmak üzere, toplam 1000'den fazla müslüman Türk şehit edilmiştir!

– Yunan Haçlı askerlerinin büyük eşraf kıyımı yaptıkları da düşünülürse bu tarihlerde "Yunan işgal stratejisinde, direnişi kırmak için eşraf kıyımının sistemli olarak yapılmış olduğu ve stratejik bir öğe…" olarak uygulanmış olduğu kesindir.

– Menemen'e bağlı Musa Bey, Helvacı, Kesek, Türklü, Güzelhisar, köyleri yerle bir edilmiş, halkının çoğu öldürülmüş, köyler yakılarak haritadan silinmiştir.

17 Haziran 1919…

İstanbul Hükümeti ve Menemen halkının yoğun şikayetleri üzerine, Beynelmilel Tahkik Heyeti 17 Haziranda Menemene gelerek inceleme ve sözde soruşturma yapar:

– Menemen merkezde yağmalanan dükkanları incelerler; yağmalanmayan Türk dükkanı kalmamıştır. Türkler halen evlerinden dışarıya çıkamamaktadırlar. Yaygın olan tecavüz olayları ise tam olarak tesbit edilememiştir.

Komisyon güya, Yunan Haçlı askerlerini kusurlu bularak:

Soruşturma yapan iki Fransız Subayı, Menemen Belediye Başkan (Şeyh Sükuti'yi ve Müftü Efendi'yi çağırtarak; Biz buradayız, korkmayınız, ahaliye söyleyiniz dışarı çıksınlar, dükkanlarım açsınlar demiştir.

Belediye Reisi Şeyh Sükuti Efendi ise marifetlerini anlatır gibi; İngiliz ve Fransız Subayları ile, işbirlikçi İzmir valisi satılmış İzzet'in önünde:

– 20 kadar araba ile, öldürülenlerin cesetlerini nasıl taşıdıklarını, çok sayıda ceset olduğu için Menemen dışına çıkararak toplu mezarlara defin yaptıklarını; iki gün mütemadiyen defin işleriyle uğraştıklarını; çok sayıda çocuk ve kadın cesetleri de olduğunu anlatarak, Menemen ve köylerinde toplam, bir günde l000'den fazla ölüm olduğunu, marifetle ifade etmiştir.

Menemen As. Şb. Bşk. Hakkı Bey'in, Harbiye Nezaretine çektiği 19 Haziran 1919 tarihli telgrafta:

"Yunanlılar 7 Haziran günü de 200 kişiyi öldürmüşler, halktan birçok kişi de kaybolmuştur; son günlerdeki olaylarla birlikte toplam 1200 den fazla Türk öldürülmüş, yağmalanmadık yer kalmamıştır mesajı geçer. Üç yıl sonra… Ricat halindeki Yunan katliamları: Yunan ordusunun bozguna uğramış kılıç artıkları, 2 Eylül 1922'den 9 Eylül'e kadar Menemen'den, geçmeye başladılar, Bu kaçış sırasında yine birkaç yüz kişi katledilmiş; Asarlık Köyü, Divrikli Çiftliği, Kozluca Köyü, Boşnak Köyü, Asarlık Köyü tamamen yakılmış; Asarlık Köyü'ndeki kadınların bir çoğunun namusları kirletilmiş ve sonra da ateşe atılmak suretiyle yakılarak öldürülmüştür… Hisarlık Köyü kadınlarına tecavüz edilmiştir. Çukur Köyü'nde yalnız bir aileden 18 kişiyi kuyuya atarak boğmak suretiyle öldürmüşlerdir.

Sonuç olarak; işgal edildiği günden kurtuluş gününe kadar Menemen'de Türk nüfusun yarıdan fazlası yok edilmiştir…

Azınlık hakları ve sonuçları… Böyle olur!!!

İşbirlikçilerin İşgal Güçleri Komutanlığı ile Anlaştıkları Maddeler gereği:

1- Kaymakam Kemal Bey başta olmak üzere, işgalden önce direnişten söz edenler direniş yapmadıkları halde, listeye dahil olmuşlar, kaymakamlıkta görevli olanların tamamı şehit edilmiştir

– Buna karşılık Şeyh Sükuti Belediye Riyaseti ve azalarının, İşgal güçlerine yardım ve yaltaklık yapmaktan dolayı epey komisyon aldıkları ve bir kısım yandaşlarıyla birlikte kendilerini kurtardıkları bilinmektedir.

2- Ordumuza ait tüm demirbaş; mitralyözler, sair silah ve cephane eksiksiz olarak Yunan-Haçlı ordusuna verilmiştir.

3- Menemende az sayıda Giritli, Şeyh Sükuti sayesinde rahat ettirilmiştir.

16 Mayıs'ta Şeyh Sükuti Manisa Mutasarrıfı Hüsnü Bey'le birlikte İzmir işgal kuvvetleri başkomutanlığına giderek, bağımsızlığımızı paylaşmak istiyoruz anlamında konuşan, Hacı Mehmet Efendi de şikayetlerini bildirmek için gelmiştir. Hacı Mehmet Efendi "korkmayınız" diye konuşan iki Fransız Subayına:

– Siz bize, "dükkanlarınızı açın, yağma bitti" diyorsunuz, halbuki yağma halen devam ediyor; şu anda hanımımı yağmalıyorlar, kızımı da yağma ediyorlar! İhbarı ve şikayeti üzerine bir Fransız Subayı, yanına bir Yunan Jandarma yüzbaşısını da alarak olay mahalline gitmiş; bir grup Yunan askeri ve yerli Rum, Hacı Mehmet Efendi'nin karısına bir ahırda tecavüz ediyorlardı. (Ne diyelim ki: Egemenliğini paylaşıyorlardı; (bugünkü egemenliğini paylaşma heveslilerine ithaf olunur.) diğer tarafta ise 13 yaşındaki kızına çok sayıda Yunan askeri tecavüz etmiştir, kızcağız daha sonra acılar içinde vefat etmiştir,[1]

Hatta, Menemen'de ikamet eden:

1- Mazlumaki oğlu, Giritli Ali, katliam gününde 35 yaşına girmişti …

2- Giritli Ali Mazlum oğlu, Gözlüklü Mehmet Ali, katliam gününde 33 yaşında bir erişkindi. Katliamları seyrettiler, bir taş bile atmadılar!

3- Giritli İbrahim oğlu İsmail, Giritli Ali Oğlu Hasan, Giritli Hilmi Hoca ve Giritli Derviş Mehmet ve arkadaşları (Manisa'dan gelenler) Nakşin ve Haşhişin tarikatı müritleri, intikam almak için… 23 Aralık 1930'da örgütlenecekler:

Hızlarını alamayarak Menemeni Basacaklardır! Ama ezan sustuğu zaman değil. Ezan gelmiş, papazlar gitmiş ve Yunan- Haçlı Ordusu Menemenden kovulduktan sonra… "Din elden gitti" diye nara atarak Menemen'i basacaklardır. Yunan askerlerinin yaptığı gibi "koyun boğazlar" gibi; bağ testeresi ile kafa kesecekler direklere saplayacaklardır; ama kestikleri bir Türk Subayı ve iki Türk bekçisi olacaktır!

Şeyh Sükuti'nin kirli seceresi!..

Aslına uygun dili ve deyimleriyle – Evrak-ı Metruke/Menemen.

Kaim- i Makamlığının fi 7 Mayıs 1340(1924); ve numara 3957/72 tahrirat suret- i esası ile, İzmir vilayeti Tahrirat Kalemi,

Tarih 27 Mayıs 1340(1924) ve numara 4376/1341 zabıt varakaları… Dahiliye Vekalet- i Celilesine (müdüriyeti)

26 Nisan 1340 tarihli ve 12998/1624 numerolu tahrirat- ı ali-ye arize- i cevabiyesidir.

– Menemen'de dava vekilliği yapan Şamlı Sükuti 1901 senesinde Başçavuş olarak Menemen'e gelmiş ve burada kalmıştır.

– Menemende bazen Süleyman Sırrı ve bazen de Sükuti isim ve ünvanı ile anılmıştır.

– Merkum aslen Suriye Vilayetine bağlı Cebel-Dürzi ahalisinden olup, maksadına göre hareket eder, Türkçe konuşurken Erzurumlu olduğunu söyler, fakat belediye dairesinde ele geçirilen gizli mektuplarında ise Şamlı olduğu ve mükemmel derecede Arapça okuma-yazma bildiği anlaşılmıştır.

– Gerçi nüfus dairesinden alınan künyesinde Erzurumlu olduğu yazılı ise de, bu kişinin her ihtimale karşı, sahte bir hüviyetle kendisini Menemen nüfus siciline Erzurumlu olarak kaydettirdiği kesinlik kazanmıştır.

Dürzi sükuti ahlaksızlık nedeniyle ordudan atıldıktan sonra, Hürriyet ve itilaf Fırkası (işgalcilerle işbirliği partisi) Menemen teşkilatını kurmuş ve bazı entrikalarla Belediye Riyasetini ele geçirmiş ise de, yine ahlaksızlığı ve keyfi uygulamaları, ayrıca hırsızlıkları sebebiyle, 1918 senesi Kasım ayında Dahiliye Nezaretinin gönderdiği müfettişlerin raporlarına istinaden, Damat Ferit Hükümeti zamanında dahi görevden uzaklaştırılmıştır.

– Mürteci, teceddüt düşmanı, ihtilale say'i, geçmişi karanlık! Kerameti kendinden menkul Şeyh Sükuti hakkında kanaatimiz odur ki, Suriye'nin Cebel ahalisinden olan Dürziler nasıl ki asırlar önce Haçlı orduları ile halvet olmuşlar ise, Merkum-Şeyh Sükuti de aslına rücu ederek "Dürzileşmiştir… (Bugün de Dürzileşerek aslına rücu edenler, dönme/devşirme patronların LAĞIM TV kanallarında coşarak, yine Haçlı orduları ile halvet olmaktadırlar… (Aynı tiyatro, aynı müsamere…)

– Yunan işgali vuku bulmasıyla Merkum, Yunan hükümetinin emirlerine amade olarak Menemen Belediye Riyaseti'ne getirilmiştir.

Daha işgalden önce, Yunan'ın Venizelos'u Pariste iken; Siyonist patronlarından Türkiye'nin nasıl işgal edileceğinin dersini öğrenmiştir.

– Bu sırada Şeyh Sükuti, İzmir'deki kiliseye giderek, İzmir Metropoliti Hrisostomos'un ruhani ayinlerinde papazlara iştirak etmiş (Dinlerarası diyalog yapmıştır) Papazların huzurunda Yunan lideri Venizelos'a taziyelerini bildirmiştir.

Venizelos, Ege'nin işgalinden sonra İzmir'e geldiği vakit de, Şeyh Sükuti Menemen katliamı faillerinden Rum ileri gelenleri ile birlikte İzmir'e giderek, Yunan liderine Beyan- ı Hoşamedi için huzuruna çıkmış, Yunan kahramanlığından ve Yunan adaletinden bahisle nutuk vermiştir…

– Yine bu Dürzi dönmesi Şeyh Sükuti Yunanlıların 13 Ağustos 1922 tarihinde, Ege Bölgesi'nde muhtariyet ilanı için İzmir'de tertip ettikleri mitinge katılmış, orada kürsüye çıkarak ve İslam ahalinin fuzuli vekaletini takınarak, Yunan hükümetine övgüler dizmiş ve teşekkür etmiştir.

– Yalakalık olsun diye, Yunan'a teslim etmek üzere yirmi bin liradan fazla parayı muhtarlar vasıtası ile toplattırıp, vermeyenleri dövdürmüş ve işkence ettirmiştir.

– Şeyh Sükuti denen bu hainin teşvikiyle, memleketin en münevver tabakasından on beş zatı her gün Yunan makamlarına imza vermeye ve boyun eğmeye mecbur ve mahkum ettirmiştir.

Keza, işgal zamanında Yunan emrine amade olduğu bilindiği halde, Şeyh Sükuti daha sonra dostlarının sayesinde, asla takip ve taciz edilmemiştir.

– Hala (1924) İzmir Mahpushanesinde ağır suçtan tutuklu bulunan ve Şeyh sükuti'nin suç ortağı olan ve bir çok cinayetlerden yargılanan Ziya, Şeyh Sükuti'yi kurtarmak maksadıyla bütün mesuliyet- i kanuniyeyi üzerine almış, yevmiye defteri ve evrakının Sükuti'ye ait olan mühür ve imza yerine kasten zamk ve mürekkep dökmüş veya yırtarak tahrip etmiştir.

– Şeyh Sükuti ayrıca, Cumhuriyet Hükümetine karşı sürekli halkı kışkırtmaktadır..! En sonunda verilen Karar: Bu sapık ve münafık kişinin Hudut-u Milli dışına çıkarılması…  Yıl:1925… Henüz Menemen Vahşetine ve Kubilay'ın şehit edilmesine beş yıl var (!) (…)

Başından beri, olayların sadece tepe noktalarına değinerek vermiş olduğumuz "dip notlu…" bilgilere ek olarak: Şeyh Sükuti hakkındaki zabıt varakaları, aslında Teşkilat-ı Mahsusanın, papazlarla muhabbete iştirak edenler hakkında yapmış olduğu "vukuatlı nüfus kayıtları analiz örneklerine tıpatıp benzemektedir. Tabii ki Şeyh Sükuti hakkında boşlukta kalan bir süreç apaçık sırıtıp duruyor:

Şeyh Sükuti'nin Milli Hudutlar dışına atılmasından sonra, nerelere giderek, hangi faaliyetlerde bulunduğu(!)

– İstanbul Erenköy'de bulunan Nakşibendi Dergahı Şeyhi Erbilli Esat Efendi ile niye bozuştuğu…

– Ayrıca Şeyh Sükuti'nin 1918 yılında Şam'a giderek İngiliz Casusu Lawrence ile neler görüştüğü…

– İtilaf Partisinin Menemen Belediye Başkanı olarak Lawrence ile görüştükten sonra, 1918 yılında Bergama'nın Tekkedere Köyü'nde Şeyh Esat Efendi ile ne yüzünden dövüştüğü, araştırılmalı ve ortaya koyulmalıdır.

Bunlar tevatür müdür? Peki, Şeyh Sükuti yurt dışına sürgün edildikten sonra nereye gitmiştir?… Biz söyleyelim:

Yunanistan'da Boiotio bölgesinde, Pirayusun güneyinde bir ölü deniz var, ölü denizin sahilinde cennet gibi güzel bir kasaba, sayfiye yeri Elefsis. Manisa-İzmir bölgesinden gelen Rumlar çoğunlukla Teodori-Elefsis hattına iskan edilmişlerdir. Rumlarla birlikte kaçan birisi daha var; Manisa Mutasarrıfı Giritli Hüsnü Bey, namı diğer "Hüsnüyadis"

Hüsnüyadis 1937 yılında ölünceye kadar vatan haini kaçkınlara kucak açmıştır. Türkiye'den kovulan Şeyh Sükuti'ye Elefsis-Hagia Triada (üç azizler) kilisesi misafirhanesinde kucak açar, 1925.

Giritli Hüsnüyadis ve Şeyh Sükuti Manisa ve Menemendeki eski saltanat günlerini çok özlüyorlardı; Hüsnüyadis'in karısı ve çocukları, kardeşleri ve kardeş çocukları Manisa'da kalmışlardı.

Ve bir gün Müslüman halkımızın kanına gireceklerdi, 23 Aralık 1930!

Şeyh Sükuti'den seksen yıl sonra(…)

Yine papalarla-patriklerle kol kola münafıklar

Yine Şeyh Sükutinin tarikat papazları sahnede

Yine İslam dünyasına sırtını, Hıristiyanlara yüzünü dönmüş hainler…

Bir sürü, laytlaştırılmış manyaklar ve maskaralıklar

Dinler arası diyalog safsataları her yerde.

Lakin Milli şuur yok, islam'i onur kalmamış…

Yine sahte bir Erzurumlu.

Yanımda önünde bir sürü dönme.

Müslüman halkımızın, sahte vekaletine takınmış…

Vicdan yoksunu, haysiyet mazurlu..

Yine Peygamber ocağına soğuk duruyor

Ama Yunan'a sıcak

Bu gafiller intihar ediyor

Kendini astı-asacak!..

Olaylar Menemen Çevresinde Dönüp Duruyor!?.

Parti Pehlivan, Manisa Cezaevinden kaçırdığı mahkumları ‘Akıncı' yaparak Manisa'dan hızla uzaklaştırır! 18 Mayıs 1919

Ali Osman Efe ve arkadaşları Bergama arkasında parti Pehlivan Gurubu ile buluşarak 37 kişilik bir akıncı müfrezesi olurlar. İlk amaçları Menemen Boğazını tutmak ve bu dar boğazdan geçen demiryolunu kontrol altına almaktır…

Parti Pehlivan: Düşman korkusu köyleri sarmış, işimiz zor… der

– Onları Başlarına gelebilecek felaketler… konusunda uyarmaya devam eder…

 "Köylüler biraz mahcup olarak bir yandan da başlarından savarak:

"İyi emme, biz bir şey yapamayız, Sümbüller Köyünde Şeyhimiz var onunla görüşmeniz gerekir deyince…

Akıncılar hızla Sümbüller Köyüne varırlar, halkı köy meydanına çağırırlar. Köylüler meydanda toplanırlar; Şeyhleri de gelir. Parti Pehlivan Şeyh'i görünce şaşırır, çünkü Manisa merkezden çok iyi tanıdığı Giritli Derviş Mehmet:

Yeşil sarıklı, cübbeli, saçı sakalı birbirine karışmış, bildiği Derviş Mehmet..

Parti pehlivan hemen söze başlar:

Menemen'i Yunan vurdu, ezan sustu; mala, cana, ırza tecavüz ediyorlar. Buralara da gelirlerse aynı şeyleri yapacaklardır, diyerek bir dayanışma sözü almağa çalışır…

Derviş Mehmet akıncıları imalı ve alaycı bakışlarla haince süzerek, aç mısınız tok musunuz demeden, "ayağınızı denk alın…" der gibi bir tavırla diklenerek:

"Ben Yund Dağı'na kadar bu köylerin tarikat Şeyhi'yim, bizim tarikatımız kurşun atmayacak… Mehdi gelmeden caiz değildir!.. gibi, bir şeyler söyler..

Ama der demez milisler sert tepki verirler, bazıları da silahlarına davranır. Arap Osman Efe sert mizaçlıdır, gırtlağını yırtarak bağırır:

Bunlardan başlayalım, gavurla anlaşmış gibiler!… Parti Pehlivan, silahları indirin işareti yaparak, Derviş Mehmet'e döner ve sorar:

"Sizin tarikatınız Gavur Tarikatı mıdır ki gavura kurşun atmaz, ne biçim laf edersiniz diyerek çıkışır!…

Sonra "lanetler okuyarak! " oradan uzaklaşırlar. Bozaları Köyü üzerinden Dumanlı Dağı geçitlerini aşarak, Menemen düzüne ulaşırlar. 21 Mayıs 1919…

Çok değil, on yıl sonra 1930 aynı köylerde:

Giritli Derviş Mehmet ve arkadaşları tarafından, Menemene büyük bir baskın yapmak için 107 kişinin görev aldığı bir teşkilat kurulur. Bu teşkilata katılanların altmışı, doğrudan doğruya baskında görev almışlardır. Yalnız Bozalan Köyünden 10 kişi bu baskında canla başla çalışmışlardır.

Giritli Derviş Mehmet ve arkadaşları Manisa'dan hareket ederek önce Paşa Köyüne giderler, orada silahlanarak yola çıkarlar. On bir saatlik uzun bir yürüyüşten sonra, Menemeni basmak için çok elverişli bir konumda olan Sümbüller ve Bozalan Köylerine gelirler. Derviş Mehmet'in Sümbüller Köyünde ikinci bir hanımı ve çocukları da vardır. 23 Aralık 1930…

 (Manisa merkezde Derviş Mehmet'in torunu olduğunu söyleyen okumuş biri vardır. 1965) Şimdi Ankara'da çok yüksek makamlardadır.

Yunan-Haçlı orduları Menemenden kovulmuş, papazlar gitmiş, çan sesleri gitmiş… ezan sesleri gelmiştir…

…ama olsun, Derviş Mehmet ve ekibi, Menemeni şimdi basacaktır!

Yunan askeri öldürmek için Menemeni basmamışlardır ama; olsun orada Türk Askeri vardır… Haçlı ordusu gitti, çan sesleri yok, papazlar kaçtı…

Eyvah… Menemende din elden gitti!..

"Biz Nakşiyiz, şeriat isteriz!…"

Giritli Derviş Mehmet köylülere sorar:

Yardım edecek misiniz?

Yalnız Bozalan Köyünden on kişi katılır, Sümbüller Köyü'nden silahlar gelir, (mahkeme zabıtları)

Köylüler canı gönülden cevap verirler:

Yardım etçeez… Ekmek de veceez, katık da veceez, at da verceez…

Silah bilem veceez gari!…

Beyinleri yıkanmış ve baskı altına alınmış zavallı köylülerden başka ne beklenirdi ki!

Derviş Mehmet ve arkadaşları Menemeni basarlar ve Kubilay'ı öldürürler, doyamazlar… Türk Subayımızın kafasını bağ testeresiyle canlı canlı boğazlayıp, kesik kafayı direklere asarlar. Yunan Haçlı sürülerinin yaptığı gibi, vahşetle, barbarlıkla!..

Giritli Derviş Mehmet; yedek Subaylık yapan, yine başka bir Giritli soydaşını (Kubilay) katletmiştir. Elbette; üzerinde Yunan üniforması olsaydı, Derviş Mehmet O'nu böyle kesmeyecekti…

İşte o derviş Mehmet isimli Yahudi dönmesi Giritli Hain;

Yund Dağında bulunan öz-be öz Müslüman Türk evladı yirmi Türkmen köyünü esrarkeş gavur tarikatına bağlamak için, öz benliklerini unutturarak ruhlarını boşaltma çalışmaları yapıyordu! Çünkü Haçlı işgal güçleri adına çalışan amcası, Manisa Mutasarrıfı Hüsnüyadis'ten öyle emir almıştı. Yaptığı iş İslam'a ihanetten başka bir şey değildi. Derviş Mehmet'in görevi ise, Haçlı işgal güçlerine direniş göstermeyecek, sonuçta "ne Türk ne İslam" olan tarikat mensupları yaratmaktı. Derviş Mehmet başaramadı, sonuçta kendisi ipten gitti(!)

Giritli dönmelerin ve Derviş Mehmetlerin günümüzdeki versiyonları

Sabataist şebekeler ve masonik merkezler aynı hıyanetleri günümüzde de sürdürmektedir. Sadece yöntemleri ve söylemleri değişmiştir. Ama niyetleri ve tiyniyetleri aynen devam etmektedir. "Ilımlı İslam, Yeni Osmanlıcılık, Dinlerarası Diyalog, Demokratikleşme, küreselleşme" kılıfı altında; hem Yüce Dinimizi ve Devletimizi dejenere etme, hem de ülkemizi federasyonlara ayırıp eyaleti haline getirme girişimleri sinsice yürütülmektedir.

O dönemin Yahudi dönmesi Yunan işbirlikçisi ve sahte tarikat şeyhi Derviş Mehmetlerin yerini bu gün Fetullah Gülenler, AKP'li dönekler ve Meclis reisleri almış vaziyettedir. Sözde bir takım solcu enteller, sahte Atatükçüler de bunlarla birlikte hareket etmektedir.

Yüce Dinimizi istismar aracı olarak kullanarak ve maalesef, yıllar hatta asırlar boyunca cahil ve gafil bırakılan halkımızın safdilliğinden yararlanarak, sık sık "Hakikat, tarikat, cihat" gibi kavramlara baş vurarak ve üstelik ABD, AB ve İsrail gibi ülkeleri ve buralarda etkin uluslar arası  sivil örgütleri arkalarına alarak, bu yöndeki tertip ve tezgahlarını derinleştirmekte ve genişletmektedir.

Menemen provokasyonunu planlayan ve uygulayan hainlerin, gizli kişilikleri ve kirli ilişkileri bilindiği halde; bu sinsi ve şeytani girişimi Müslümanlığa mal edenler ve irtica diye müminleri incitenler o soysuzlardan daha tehlikelidirler.

Durum, tek kelime ile vahimdir, acil ve köklü bir tedbir ve devrim kaçınılmaz görülmektedir.


[1] AYZV, sf. 63

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Tevfik BALA

Tevfik BALA

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...