Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca her yıl verilen "Kültür ve Sanat Büyük Ödülü"nün bu yılki sahibi şair-düşünür Sezai Karakoç'un, tören istemediği sadece plaketin adresine gönderilmesine talep ettiği ve para ödülünü de bakanlığın tasarrufuna bıraktığı öğrenildi.
Sezai Karakoç, kültür ve turizm bakanı Atilla Koç'un imzasıyla kendisine gönderilen yazıya verdiği cevapta, uygun görülmesi halinde ödülle ilgili bir tören yapılmamasını istedi, ödül paketi ile diğer ilgili belgeleri de posta yoluyla kabul edebileceğini bildirdi.
Edindiği izlenimlerden, "ödülün açıklanmasından sonra kamuoyunda yeterli yankıyı uyandırdığı düşüncesinde olduğunu" kaydeden Karakoç, yazısında ayrıca, para ödülünün de, kültür hizmetlerinde veya uygun görülecek başka herhangi bir alanda kullanılmak üzere bakanlık tasarrufuna alınması ricasını iletti"[1]
Şimdi kafalara takılan şu soruların cevabını bulmaya çalışalım:
- 1- Erbakan Hükümetini yıkarak, Milli Görüş Partisini dağıtarak siyonist merkezlerce iktidara taşınan AKP'nin; Kutsal emanetlere saygısızlığıyla meşhur bir sabataist şımarığın başındaki bakanlığı şair Sezai Karakoç'a "Kültür ve Sanat Büyük Ödülünü" niye ve nasıl verir?
- Bu ödül acaba hangi ödünlerin karşılığıdır?
- 2- Peki Sezai Karakoç, böylesine şaibeli ve işbirlikçi bir yönetimin ödülünü niçin reddetmez de, sadece rezaleti daha da aşikar olmasın diye tören istemez?
- 3- Irak ve Afganistan'da vahşice, İstanbul'da ve Anadolu'da ise sinsice İslam kültürünün resmen tahribine taşeronluk yaptığını artık ahmakların bile fark ettiği bu AKP'nin Kültür Bakanlığı'na bağışlanan para ödülünün hangi hezimette kullanılacağını, Sezai Karakoç bilmez mi?… Düşünmez mi?… Bu nasıl düşünür!…
Yaaa ne üstadlar varmış!?…
Bu iltifat; fesatçılık ve fırsatçılıkta AKP'ye örnek ve öncülük yapan, yani Milli Görüş'ü yaralamak ve malum merkezlere yaranmak için parti kurup boyunun ölçüsünü alan ve ipliği pazara çıkan, Sezai Bey'e bir patent hakkı olmasın!..
İz'an ve vicdan sahipleri: Amerika'daki Siyonist Lobilerin Recep T. Erdoğan boynuna astığı cesaret kılıf esaret madalyasıyla; şimdi bu madalyanın muhataplarınca Sezai Karakoç'a verilen Kültür ve Sanat Ödülü arasındaki illet ve hikmet benzerliklerini bulmaya çalışsın!?..
ŞİİR
Nice kahramanlar biliriz
Kahbelerden madalyalı…
Sözde Rabbine,
Özde ise, nefsine ve benliğine sevdalı!..
Biz keriz değiliz.
Anti Amerikancı
Barbar Batı karşıtı geçinir
Ama siyonist şeytanlarca
Boynuna madalya geçirilir!?..
Zavallı,
Nasıl da havalı…
Aynı anda
Hem Allah'a, hem Amerika'ya
Hem İsrail'e, hem İslam'a
Dost görünenler…
İşbirlikçi uşaklardan
Aldığı ödülle böbürlenenler
Hıyanete ve dönekliğe ödün verenler
Bozuk mayalı…
Bunlar mı mazlumdan yana,
Bunlar mı, Hak davakı?…
Sen, ne menem bir üstad kurmaysın
Şu AKP akrebine karşı, niye
Bir parti kurmazsın…
Bu ne biçim diriliş masalı
Leyla vü mecnun hülyalarından uyanıp
Irak'taki vahşetin
Destekçilerine, niye kalem vurmazsın…
Bunlar, şimdi kimin adamı
Hangi milli ağacın
Kirli aşılı dalı?…
Efendi, kurt, köpek ve tasma üzerine bir hikâye…
Hintlilerin Panca Tantra'sından bize, yani İslam dünyasına Kelile ve Dimne olarak geçen o müthiş kitapta anlatılan bir hikaye vardır ki, tam da bizim nevrotik bir ruh hali içerisinde aşağılık kompleksinde kıvranan ismi Mehmet, Ahmet, Hüseyin olmasına rağmen, fırsatını bulduğunda kendisini Agop, Hans, Dimitri, Rum, Ermeni olarak lanse etmekten çekinmeyen tasmalı Garpzadelerimizin durumunu en mükemmel şekilde anlatır. Efendim meşhur hikaye şöyle gelişir, aklımda kaldığı kadar anlatayım:
Günlerden bir gün ormanda gezinen ve av peşinde koşan bir kurt, bir köpek ile karşılaşır. Kurt açlık ve zafiyet içindedir. Açlıktan karnı içine çekilmiş, iskeleti ortaya çıkmış, neredeyse kaburgaları sayılır bir haldedir. Köpek ise, sahibinin kendine verdiği o güzelim yiyeceklerle semirmiş, tabiri caizse o, Etiler, Nişantaşı, Ulus, hatta Paris ve Londranın ünlü Cafelerinde efendisi ile gezinmekte. Ve hakeza bazen kendisi arkadaşları ile beraber oralara giderek köpekler arasında çok ünlü dişi avına bile çıkabilmektedir..
Kurt hayretler içerisinde içinden şöyle der: "Yahu bu da kim? Bizim familyamıza ne kadar da benziyor." Ve bütün cahilliğine rağmen sormadan edemez. "Yahu kardeş sen bize ne kadar benziyorsun, sen kimsin, nesin acaba? Bana ismini lutf edermisin?" Bu; mütekebbir ve yalancı bilgelere benzeyen yaratık, "Benim adım köpektir" der, kasım kasım kasılarak. Kurt; tüyleri, elbisesi parıldamakta olan, mutluluğu ve hayattan aldığı zevk gözlerinden okunan bu benzerine çok ama çok imrenir. Kendini çok çaresiz, kimsesiz ve zavallı hisseder.
Kurt, biraz daha şaşkın ve mahçup bir halde köpeğe içinde bulunduğu bu halin sebebi hikmetini sorunca, köpek başlar anlatmaya. Bu hali sahibine, efendisine borçlu olduğunu, ona hizmet etmek ve sadık kalmakla bu konuma ve makamlara geldiğini anlatır.
Sonra isterse kurdun da efendi/patron sayesinde, kendisi gibi olmasına yardımcı olabileceğini kendisi gibi makam ve mevkilere gelebileceğini, çok pahalı giyeceklere, yiyeceklere, kavuşacağını söyler. Kurt'un literatüründe hiç efendi, patron, sahip gibi kelimeler yoktur. Şaşırır kalır. Fakat kendisinin cahil-i kübra olduğunun anlaşılmaması için efendi, patron ve sahip kavramlarının ne anlama geldiğini bir türlü soramaz.
Ve sonuçta Kurt; içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan bir an önce kurtulabilmek için, köpeğin yardım teklifini kabul eder. Köpek önde, kurt arkada ormanda yürüye yürüye köye doğru ilerlemeye başlarlar.
Köpek; sahibinin-efendisinin iyiliğini, humanistliğini, çağdaşlığını, ilerciliğini, hakeza efendilerini/patronlarını çileden çıkaran dincilerle, gericilerle, milliyetçilerle olan kutsal(!) mücadelesini anlata anlata bitiremez, kendisine üç öğün yemek verildiğini, zaman zaman dolaşmak, çiftleşmek ve pahalı içeceklerden yudumlamak için zincirlerinin çözüldüğünü filan anlatır.
Kendi görevinin ise, sahibinin evini, iş yerini, ofisini, beklemek, eve, ve köpeklik ettiği kurumlara ev halkının dışındakileri yaklaştırmamak olduğunu beyan eder. Köpek gerekirse bazan eline kalem alıp efendisinin düşmanlarına acımasız bir şekilde saldırdığını, bazen diğer tasmalı köpekleri tüm patronların ortak çıkarları doğrultusunda, kaos çıkartmak, gerginlik yaratmak, darbe çığırtkanlığı yapmak için kışkırttığını hatta ugun bir ortamda ısırdığını bile söyler. Daha bir çok şey anlatır.
Kurt, anlatılan her şeyi cahilliğinin(!) verdiği büyük bir eziklikle, merakla ve hayranlıkla dinledikten sonra, kendisinin görevini öğrenmek için köpeğe sorar. Köpek kardeş benim görevim ne olacak? Köpek de cevaben acele etmemesini kendisine yardımcı olacağını ve efendisine kendisini en iyi şekilde lanse edeceğini/pazarlayacağını söyler.
Bir ara kurt, köpeğin arkasında yürürken parlak ve görkemli tüyleri arasında köpeğin boynunda bir yara izi görür ve merak eder. Köpek kardeş, köpek kardeş! beni bağışlarsan bir soru sormak istiyorum. Köpek kurt'a alaycı bir bakış atarak büyük bir vakurla sor bakalım der.
Kurt; "Köpek kardeş acaba boynunuzdaki bu yara izi erkekçe bir boğuşmanın, ya da asil bir düellonun sonucu mudur" diye sorar. Köpeğin birden beti benzi solar, sararır, o müthiş debdebesinden ve heybetinden bir şey kalmaz, kuyruğunu bacakları arasına sokar, ezilir, büzülür. Bütün bilgeliği bir anda allak bullak olur. Ve cevap verir: "Hayır kurt kardeş. Sahibim/patronum beni daima kapı önünde zincirle bağlar. Boynumda da bir tasma bulunur. Efendim bu tasma sayesinde beni kontrol eder. Yabancılara, yani efendimin düşmanlarına havlarken, bazen kendimi öyle kaptırırım ki, ard arda ileriye doğru hamleler yaparım. Bundan dolayı arkya doğru gerilen tasma, sıkışma nedeniyle boynumda bu şekilde iz bırakır. Hatta bazen yara bile yapar diye konuyu önemsiz bir şeymiş gibi geçiştirmek ister."
Fakat Kurt işin vehametini, rezilliğini, alçaklığını, dalkavukluğunu anlar ve kendisine de bir tasma takılıp takılmayacağını sorunca; köpek: "elbette takılacaktır kurt kardeş, yoksa karnımızı doyuramayız, pahalı elbiseler giyemeyiz, ünlülerin Cafelerine takılamayız, lüks ciplerle hava atamayız, aramızda ün salmış sanat abidesi(!) dişilere ulaşamayız yani bu kadar debdebeli yaşayamayız" diye cevap verir. Kurt, köpeğin semizliğinin, debdebesinin, sözde bilgeliğinin ve yalancı cesaretinin esaretten, uşaklıktan, dalkavukluktan kaynaklandığını anlayınca köpeğe döner ve şöyle der: "Bak köpek kardeş seni bilmem ama ben, esaret ve uşaklık altında karnı tok, sırtı pek ve ünlü yaşamaktansa, hürriyet, istiklal, namus ve haysiyet içinde açlıktan ölmeğe razıyım."
Sonuçta kurt, özgürlüğün ona verdiği onur ve gurur içerisinde ormanın derinliklerine dalar. Ormanda asil ve vakur bir şekilde yürürüken, bir ara yaşlı bir kurtun bir zamanlar kendisi ve arkadaşlarına söyledikleri aklına gelir:
"Bakın çocuklar, bir gün ormanlarda size benzeyen parlak tüylü, semiz ve tasmalı bir şekilde dolaşan, birçok benzerlerinize rastlayacaksınız. Ancak unutmayın ki, onlar bizden değildir, onlar sadece bizden azmadır ve onlara köpek derler. Sakın ha onların yaptıklarına, yazdıklarına, konuştuklarına, giydiklerine, yediklerine, dostlarına özenmeyiniz ve dahi güvenmeyiniz. Maazallah haysiyet ve şerfinizle beraber özgürlüğünüzü de kaybedersiniz."[2]
[1] Milli Gazete
[2] Lütfü Özşahin / Milli Gazete / 05.02.2007

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Siyonist işbirlikçilerinin, "ABD'nin ırak'ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerin en az zayiatla ülkelerine mümkün…
Ahmet Hoca haykırır; duyarsız insan Anlamaz duygularım, ayarsız insan Akıl vicdan Kur’an’a, uyarsız insan Sultan…
MİLLİ ÇÖZÜME TAVIR ALANLARA KÜÇÜK BİR HATIRLATMA! Milli Çözüm; Kutuplaştırılmış toplumları barıştırarak yaşanabilir bir Dünya…
Siyonizm'in İran'a 4 bir yandan saldırdığı ve tüm vekil güçlerini bu yolda kullandığı şu dönemde…
Sivil Savunma = Kuvayı Milliye; yani Halkın Silahlı Gücü.Dünyada ve bölgemizde yaşanan çok tehlikeli olayların…
İnsanlar duymak istedikleri şeyler söylendiğinde, bunları yalan olarak görmeme eğilimine kaymıştır. İnsanların büyük bir kısmı…
Gerçeğe dönülmediği takdirde batılıların ülkemizi saha savaşı ile değil ekonomik savaşla,daha çok borca sokarak yeraltı…
ÜLKEMİZİN HER VATANDAŞINI (hain olmadıkça) SEVERİZ ANCAK "TOPRAK KAYIYOR TOPRAK" GERÇEĞİNDEN HAREKETLE VATANIMIZI DAHA ÇOK…
Nadir element rezevlerinin özellikle Bor madenlerinin tamamına yakınını, IMF üzerinden Yahudi iradesindeki sermayeye devretmek.. Sadece…
Makam mevki aşıklarının, para sevdalılarının odağı olmuş Cumhur ittifakı artık milletimiz için tam manasıyla bir…