Sadece bir işe yaradı!
Erdoğan'ın AB ile görüşmelerin devam etmesi için ortaya attığı Kıbrıs'ta liman önerisi sadece evet sadece bir işe yaradı!
Sözlü beyanı yeterli bulmayan AB çevreleri yazılı beyan istediler!
Yani?
Yani açıkça Erdoğan ve ekibine güven duymadıklarını gayet açık bir şekilde ortaya koydular!
Evet, Erdoğan'ın AB ile görüşmelerin devam etmesi için ortaya attığı "liman açalım" önerisi, AB'nin Türkiye'ye bakışını değiştirmediği gibi, Erdoğan'ın blöflerini ciddiye almadıklarını da ortaya çıkarmış oldu! [1]
İnsafsız ana ve Kıbrıs
Bazı kiralık köşe yazarları, efendim bir Kuzey Kıbrıs için 70 milyonluk Türkiye'nin AB'ye giriş şansını fedâ mı edeceğiz? diye iktidarı tahrik ediyorlar.
Bilmiyorlar ki, tâviz vere vere, kesinlikle başarıya ulaşılamaz. Çünkü AB ve üye ülkeler maalesef hâlâ haçlı zihniyetiyle ve mantığıyla hareket ediyorlar. Adamların insafı, vicdanı yok. Fırsat bulmuşken şu yüzü yumuşak AKP hükümetinden, ne koparırsak kârdır, diyorlar. Dicle, Fırat vâdilerini istiyorlar. Kuzey Doğu Anadolu'yu Ermenistan'a, Karadeniz bölgemizi Pontus Rum'a, ekümenik merkezi diye İstanbul'un bir bölgesini, Patriğe vermeyi düşünüyorlar.
Batılıların bu hâinane tekliflerinin altında, Eski Bizansı ihya planları yatıyor. Çünkü çarşambanın gelişi perşembeden bellidir. Böyle olmasaydı bu AB ülkeleri Londra, Zürih anlaşmalarını ve bu anlaşmalardan doğan Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye'nin meşrû, siyasi hak ve yetkilerini ve bütün kazanılmış hakları çiğneyerek Güney Kıbrıs'a peşkeş çekerler miydi? Bu eşkıyalığı niçin yaptılar? Yunanistan'ın, Türkiye aleyhindeki Bizans'ı ihya emellerinin, bir aşama daha gerçekleşmesi için yaptılar.
Kıbrıs kontrolümüzden çıkarsa Türkiye kendi vatanında denizsiz kalacak, Yunanistan kuşatması karşısında adetâ hapsedilecek.
Bilindiği gibi Kıbrıs, Doğu Akdeniz'in emniyetinin kilididir. Doğu Akdeniz de mevcut bir sabit uçak gemisi gibidir. Bu sebepten bu stratejik mevki mutlaka Türkiye'nin elinden alınmalı. Mehmetçik mutlaka Kıbrıs'tan çekilip gitmelidir, diyorlar.
Kıbrıs'ın stratejik önemi, 1400 küsur sene evvel, Peygamber Efendimiz (sav) tarafından bilindiği için, bu adanın fethedilmesi gerektiği vurgulanmış ve fethedileceği, Tıpkı İstanbul'un fethi olayında olduğu gibi önceden haber verilmiştir.
Şu beyanlarımızın, gerçek olup olmadığını merak edenler var ise, "Sahihi Buhari"nin 8'inci cildinin 389, 390 ve 391'inci sahifesindeki, Ümmi Haram, hadisesini açıp okusunlar.
Bu vatan kimin?
İki yanlış bir doğru etmez şeklinde genel bir matematik kuralı vardır… AB ile yürütülen müzakerelerde ek protokole imza atarak, fiili şekilde Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanıyan AKP hükümeti, şimdi "Ne yapalım, ne edelim de, attığımız imzanın altından kalkacak bir salvo atışı gerçekleştirelim" tavrıyla, limanları açalım teklifini ortaya atıverdi. Hükümet bu teklifin Rumlar ve Yunanlılar tarafından kabul görmeyeceğini elbette biliyordu. Onların amacı, AB tarafından sürekli tazyik altında tutuldukları Kıbrıs meselesinde, "çözüm arayan taraf" imajını vermek… "Çözüm arıyoruz, uzlaşmacı taraf biziz" ayaklarıyla oynadıkları kumarın nereye uzanacağını gizleyerek, Kıbrıs'ı dilim dilim, parça parça Rumlar'a terk edecekler… Ne hazindir ki, Kıbrıs'ın göz göre göre elimizden kayıp gitmesine yol açacak bu kumar, gazetelerde, televizyonlarda tartışılması gereken gerçek zemininde ele alınması gerekirken, bambaşka bir havaya büründürülüverdi.
Kıbrıs'ın elimizden gitmesi olayını tartışacakken, medyanın üstün gayretleriyle, hükümetin bu diplomatik manevrasını Cumhurbaşkanı'na ve Genelkurmay'a haber verip vermemesi zeminine kaydırıverdik. Ne olmuş? Genelkurmay Başkanı, hadiseyi televizyondan öğrenmiş… Cumhurbaşkanına bilgi verilmemiş…
Başbakan diyor ki, "Sözlü bir teklifi ilgili kurumlara danışacak halimiz yoktu"…
Bu konuda gözden kaçırılan konu, Kıbrıs'ın elimizden gitmesi meselesi… Tartışılması gereken şey, Cumhurbaşkanı'na veya Genelkurmay'a bu konuda bilgi verilip verilmemesi değil. Ne gariptir ki, biz aslı bıraktık yine teferruatla uğraşmaya başladık…
Hükümetin attığı adım tamamen yanlış… Onlar bu yanlışı eleştirmek yerine, ülkedeki sivil siyaseti "hizaya sokmak" için demokrasi dışı güçlerin devreye girmesini isteyen postal meraklısı bir tavır sergiliyorlar. Asker üzerinden prim sağlamaya çalışıyorlar… Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için kendi arzuladıkları bir dünya görüşünü seslendirecek birilerine zeminler kurgulamaya çabalıyorlar. Hükümetin yaptığı da yanlış… Medyanın yaptığı da yanlış… Bu yanlışlardan doğru çıkarabilmek mümkün değil… Bu yanlışlıklar silsilesi içinde, Türk halkının kafası da karmakarışık… Neler oluyor? Kıbrıs bizim canımız, Kıbrıs bizim vatanımız… Bir limanını açmakla, tamamını açmak arasında ne fark var? Neden bunları tartışmıyoruz! Kıbrıs'ı biz canımızla, kanımızla aldık… Mehmetçiklerimiz "Beşparmak" dağlarında şehit oldu… Mehmetçiklerimiz o toprakların her metrekaresini kanıyla suladı. Şimdi kalkmış, "İzolasyonları esnetmek için" bir limanı, bir havaalanını öylesine açıyoruz" diyemeyiz… "Çözümsüzlük isteyen taraf biz olmayalım" ezikliğiyle AB'nin emir eri ve kapı kulu olamayız! Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak uğrunda ölen varsa vatandır! [2]
Hükümete paşa paşa uyarı
Hükümetin Kıbrıs'ta radikal politik atılımı yeni bir krizin işareti mi? MGK'da görüşülmeden Kıbrıs sorunu için AB'ye önerilen teklifler paşaları kızdırdı. Vatan gazetesi Ankara temsilcisi Bilal Çetin bir kuvvet komutanının duyduğu rahatsızlığı sayfasına taşıdı.
Bilal Çetin bu durumu şu sözlerle aktardı:
Hükümetin Kıbrıs'la ilgili liman atağından çok daha önce sohbet ettiğimiz bir kuvvet komutanı bu rahatsızlığı aynen şu sözlerle özetlemişti:
"İcra yetkisi, icrai karar yetkisi tabii ki hükümettedir. Ancak bu hükümet, devleti kendinden ibaret sanıyor. Kendini devlet yerine koyma eğilimi taşıyor. Yanlış olan, tehlikeli olan bu. Devlet başka bir şeydir, hükümet başka. Hükümetler gelip geçicidir. Devletin temel stratejik politika hedeflerini her hükümet kendine göre yorumlayıp, değiştirmeye kalkarsa, Türkiye ciddi problemlerle karşı karşıya gelebilir…"
'Altın gol'de altın çark!
AB cephesinde Türkiye lehine bir sonuç yaratamayan, içeride de kurumlararası polemiğe sebep olan 'liman açılımı' hükümette'geri adım' belirtileri ortaya çıkardı..
Brüksel'deki AB Dışişleri Bakanları toplantısı, 'açılım' nedeniyle Genelkurmay ve Çankaya Köşkü ile karşı karşıya gelen Dışişleri ve Başbakanlık tarafından gün boyunca yakından takip edildi. Coreper'in Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan ve Avusturya'nın Türkiye'ye yeni bir süre verme önerisi ile tıkanması ve 15 Aralık zirvesine yönelik Türkiye lehine bir sonuç çıkmaması, Ankara'da morallerin bozulmasına neden oldu…
Durum böyle olunca hükümet cephesi, 3 gündür ateşli bir biçimde savunulan ve devletin zirvesinde polemiğe neden olan 'liman açılımı'nı daha ihtiyatlı bir şekilde dile getirmeye başladı.
Ortalık Darmadağın…
Coreper toplantısından Türkiye'yi tatmin edecek bir sonuç çıkmazken, Ankara'da şöyle bir siyasi manzara belirdi:
Planın Sahibi Kim? Finlandiya tarafından dünyaya 4 gün önce 'Türkiye'nin önerisi' olarak açıklanan ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da Genelkurmay ve Çankaya ile karşı karşıya gelmeyi göze alarak savunduğu 'liman atağı' Ankara'da birden bire 'sahipsiz kaldı'…Düne kadar, 'Rumların ve AB'nin köşeye sıkıştırıldığını' ve 'Altın Gol' atıldığını öne süren hükümet kaynakları, bugün öğleden sonra itibarıyla, Rumların yaklaşımını teyit ettiler ve "Bu yeni bir plan değildir. Sahibi Finlandiya'dır, ancak Türkiye de mutabıktır" demeye başladılar. Ankara, bu yaklaşımla 'liman topunu' bir anda Finlandiya'nın kucağına attı..
Çok Soru İşareti Var: Hükümet-Dışişleri-Genelkurmay-Çankaya ekseninde ortaya çıkan 'istişare krizi' daha karmaşık bir hal aldı. Dışişleri "Genelkurmay bilgilendirildi" derken, Başbakan Erdoğan "Bilgilendirmek zorunda değiliz" şeklindeki açıklamasından geri adım atmadı. Hükümet cephesinin bugün itibarıyla "Fin planının bir unsuru olduğunu" kabul ettiği ve MGK toplantısında görüşüldüğünü öne sürmeye başladığı açılımı, Cumhurbaşkanı Sezer ve Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın neden 'yeni bir siyasi atak' olarak algılanıp tepki gösterdikleri anlaşılamadı. "Yeni bir plan sözkonusu olmadığına göre, Başbakan Erdoğan,neden kurumlararası bir krizi göze alarak, gerilimi arttırıcı açıklamalar yaptı?" sorusunun cevabı da bulunamadı…
İç Kriz Nasıl Çözülecek?: Finlandiya'nın "Türkiye'nin önerisi" dediği, Türkiye'nin ise son dakika itibarıyla, "Finlandiya'nın geliştirdiği bir plan" olarak lanse etmeye başladığı 'liman açılımı' AB nezdinde kısa vadede Türkiye'nin önünü açabilecek bir sonuç doğurmadı ama, içeride ortaya çıkan kriz, 'etkisi yıllarca sürebilecek, hatta Cumhurbaşkanlığı seçimlerini bile etkilecek' bir nitelik kazandı..Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, krizden sonra ilk kez Savunma Sanayi Müsteşarlığı İcra Komitesi toplantısında bir araya gelecekler. Ankara şimdi, hükümet ile Genelkurmay arasında ortaya çıkan 'güven bunalımının' bu buluşmada giderilip giderilemeyeceğini merak ediyor. Erdoğan, Perşembe günü de, Cumhurbaşkanı Sezer ile krizden sonra ilk kez bir araya gelecek…
Hani geri adım atmayacaktınız???
AKP hükümetinin son iki yıl içerisinde belki de en fazla tekrarladığı laf, ‘Kıbrıs'ta tek yanlı adımlar atmamızı kimse bizden beklemesin' idi. Ama 7 Aralık Perşembe günü hepimizin Finlandiya radyo ve televizyonlarından öğrendiği haberler hiç de öyle demiyordu. Gün içinde ve hatta o günden bugüne ne dışişleri bakanı ne başbakan ne de başka bir üst düzey siyasi tarafından sahiplenilmeyen; ayrıntıları halka anlatılmayan; ama Finlandiya ve yabancı basın tarafından elde edilen bilgiler, hükümetin yaptığı önerinin nelerden oluştuğunu ortaya koyuyor.
Buna göre, hükümet Türkiye'nin bir liman ve bir havaalanını Rumlara yani ‘Kıbrıs Cumhuriyeti'ne şartsız olarak açmayı teklif ediyor. Bu, ‘biz Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ambargolar tamamen kaldırılmadan tek taraflı adım atmayız' diye iki yıla yakın bir zamandır söylenen politikalara taban tabana zıt değil de ne??? İşin daha da garip tarafı ise, AKP hükümeti bu planı Finlandiya'nın önüne koymadan neredeyse sadece 24 saat öncesinde de benzeri ‘tek taraflı adım atmayız' açıklamalarını yapmaya devam etmiş.
Önerinin devamında ise AKP hükümetinin, AB'nin, olmayan iyi niyet ve insafına terkettiği beklentileri var. Buna göre, bizim liman ve havaalanı bir yıllığına açılacak; ama bu süre zarfında Gazi Mağusa limanının AB ile ticarete ve Ercan Havaalanı'nın da uluslararası trafiğe açılması bekleniyormuş. Ama kendisine bunların ön şart olup olmadığını soran gazetecilere Türk dışişleri ön şart olmadığını; belgenin bir bütün olarak değerlendirilmesini umduklarını ilave ediyorlar.
Kıbrıs'ta en tantanalı şekilde referanduma sunulan Annan Planı'nı Türk tarafı büyük bir çoğunlukla kabul ederken Rum tarafı kahir ekseriyetle reddetmemiş miydi? İki gün sonra Avrupa Komisyonu durumdan utanıp Kıbrıs Türklerine uygulanan ambargoların kaldırılmasını sağlayacaklarını açıklamamış mıydı? Evet, evet ve de evet… Sonra ne oldu???
O günden itibaren AB, kendi Kıbrıs taahhütlerini unuttu ve bize ‘sizinki hukuki taahhüttür; siz yapacaksınız; bizim Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ambargoların kaldırılmasına yönelik açıklamamız ise siyasiydi. Biz yerine getirmesek de olur, ama siz mutlaka yapacaksınız' demeye başladı. AKP'nin muhteşem kazan-kazan politikası (!!!) işte bu sonucu doğurdu.
Şimdilerde AKP hükümeti AB'nin müzakereleri durdurma kararından öylesine korkuyor ve bunun bir sıcak para krizine dönüşmesinden o derece endişe ediyor ki, her tavizi vermeye hazır. AB de bu durumu farkettiği için ‘daha fazla, daha fazla' diyerek bizimkilerin vermeye hazır oldukları tavizleri güya beğenmiyor numarası yapıyor. Bu böyle gidemez. Biraz daha devam ederse, AKP, kapalı kapılar ardında sadece Kıbrıs konusunda değil; başka alanlarda da başka temel tavizlere soyunabilir. Çok tehlikeli bir dönemece girmiş durumdayız.[3]
SP'li Oya Akgönenç'in şu tespitleri de oldukça önemliydi:
Milli Davalar:
Her ülkenin belli başlı dört-beş Milli Davası olur. Bunlara ait politikalara "devlet politikası" denir. Hükümetler geçicidir, idareciler değişkendir. Ama devlet politikaları süreklidir. Bu politikalar, milli çıkarlar doğrultusunda düzenlenmiştir.
Türkiye Cumhuriyetinin milli davalarının başında Kıbrıs davası gelmektedir. Sonra, Türkiye'nin Avrupa ile olan bağlantıları; İslam dünyası ile olan ilişkileri; Türk dünyası ile temas ve işbirliği ve bir de belli başlı dünya güçleri ile olan bağ ve ilişkileri gelmektedir. Bu konuların politikaları belirlenirken, kalıcı olması, devlet ve millet yararına olması; gerçekçi ve sürdürülebilir olması gerekmektedir.
Demokratik bir düzende bu stratejilerin belirlenmesinde mutlaka bir siyasi mutabakat sağlanır. Bu mutabakat devletin ana kurumları ve siyasi partileri arasında gerçekleştirilir. Bunun içinde hükümet, meclis, cumhurbaşkanlığı, milli güvenlik kurumları, siyasi partiler ve önemli toplum kuruluşları mevcuttur.
Milli Dava Olarak Kıbrıs:
- Kıbrıs sadece şimdi değil, tarih boyunca çok önemli sayılmıştır. Kıbrıs, 1571'den beri bir Türk adasıdır. Türkler (Osmanlı devleti) Kıbrıs'ı Yunanlılardan değil Venedik dükalığından almıştır. Rumlar oraya sonradan göç etmiştir.
- Kıbrıs, Türkiye'nin milli güvenlik ve savunması açısından son derece önemli ve kritik bir konuma hakimdir. Türkiye'nn en büyük tabii limanı İskenderun'un ağzında bir kilit gibidir.
- Kıbrıs'ın, bütün Orta Doğu olaylarına müdahale edebilecek bir konumda oluşu, adayı birçok ülke acısından daha kritik ve stratejik konuma getirmektedir.
- Kıbrıs olmadan, Türkiye kendi güvenliğini sağlamak için şimdikinin en az 10 misli fazla askeri harcama yapmak zorunda kalabilir.
- Üstelik adanın kontrolünün elden çıkması halinde Türkiye rahatça açık denizlere çıkma imkanını kaybeder. Türkiye tamamen dar bir kıyı şeridine mahkum edilir.
- Yeni anlaşmaların getireceği petrol ve doğalgaz, Ceyhan limanından Avrupa ve Orta Doğuya dağıtılırken, Türklerin Kıbrıs'ta olması, çok önemli ve hayati bir meseledir. Esasen, (Rumların Türk Limanlarına girme arzusundaki en büyük amillerden birisi de, petrol taşımacılığı ile buralardan elde etmeyi umdukları ekonomik kazançtır.)
- Kıbrıs her yönü ile çok önemli bir milli davadır. Kıbrıs problemine doğru müdahale ve çözüm ancak 1974'te Barış harekatı ile gerçekleşmiştir.
- Kıbrıs Barış Harekatı kanuni bir esasa dayandırılarak (Londra ve Zürih anlaşmaları, bunların sağladığı hukuki dayanak ve haklar) ile (bu anlaşmalardan doğan) garantörlük hakkının tam olarak uygulanması sonucu gerçekleştirilen kanuni bir askeri harekattır.
- Kıbrıs Barış Harekatı, hükümetin ve devletin bütün birimlerinin onay ve işbirliği sonunda gerçekleştirilmiştir.
- Kıbrıs politikası 1955'lerden bu yana yürütülen devlet politikasının bir sonucudur. Bu politika, 2002 yılına kadar da öyle devam etmiştir. Devlet politikası milli çıkarlar üzerine inşa edilen, uzun vadeli bir politikadır. Ne var ki, 2002 yılından itibaren bu devlet politikasında sapma yoluna gidilmiştir.
- Kısacası, devlet politikası ve milli politika, kimsenin malı değidir, şahısların keyfi kararına tabi olamaz ve geçici olarak hükümetlerde bulunan kişilerin tecrübesizliklerine ve yanlış hesaplamalarına da kurban edilemez.
Uçurulan Balon Operasyonu:
Sözüm ona Türkiye'nin inisiyatifi ele alması, atak yapması gibi takdim edilen olay, son bir kaç günün en büyük sürpriz balonu olmuştur. AB komisyonu'nun AKP hükümeti üstündeki "Güney Kıbrıs Rumlarını tanıyın ve tüm limanlarını ve havaalanlarını onlara açın" baskısı ve "müzakerelerden 8 bölümü askıya alırız" tehdidi üzerine, Türk hükümeti karşılıksız olarak bir liman ve bir havaalanını açacaklarını sözlü olarak bildirivermiştir. Bu son derece yalnış bir taktiktir. Milli davalar böyle idare edilemez.
- Evet, Sn. Başbakan, milli davalar konusunda devleti ve kurallarını dinlemeye mecbursunuz! Kıbrıs ve limanlar konusundaki teklif hiç bir siyasi ve sosyal mutabakata varılmadan söylenivermiş bir tekliftir. Böylesine önemli milli bir davada kabul olunamaz bir hatadır.
- Afyonda halka konuşurken, "ne yani, sözlü teklif yaparken, kimselerden izin mi alacağız ?" diyorsunuz.
- Evet, Sn. Başbakan, böyle bir milli konuda, mutlaka mutabakat almaya ve ondan sonra konuşmaya mecbursunuz.. Çünkü, kimsenin, bir devlet politikasını gerektiren konuda, rast gele söz söylemeye hakkı ve yetkisi yoktur. Hatta başbakan veya dışişleri bakanı olsanız bile.
- "Bu bir pazarlıktır, zaten tek bir liman ve havaalanı teklif edilmiştir, nihayet tekliftir, olayı büyütmek şart mı?" diyorsunuz:
- Evet, Sn Başbakan, yabancıya böyle teklif yapmadan, başkalarına danışmadan önce kendi birimlerinize ve devletin kurumlarına, siyasi partilere ve muhalefete danışmak zorundasınız.
- Evet, doğrudur. Tek bir liman ve havaalanı deniliyor. Ama ne var ki, ha bir tane olmuş, ha hepsi olmuş. Hiç fark etmez. Tek tanesi bile açılsa, artık o tanımıyorum dediğiniz Rum kesimini Kıbrıs'ın tümü için geçerli Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanımış olursunuz. Esasen, tüm uyarılara rağmen, geçen yaz (Temmuz 2005) gizlice onaylatılan Ek Protokol'ün sonuçlarını şimdi kendiniz görmeye başladınız.
- Evet, Sn. Başbakan, böyle bir tanımayı da, millet meclisine danışmadan, cumhurbaşkanlık makamına ve devlet güvenlik birimlerine ve meclis içindeki muhalefete danışmadan asla yapamazsınız Hele, hele kendi milletvekillerinize ve hatta hükümetteki bakanlarınızın tümü ile konuşmadan hiç bir şey yapamazsınız.
- Evet, Sn. Başbakan, böyle bir kararın getireceği sorumluluk ve yükleri taşımak için bütün siyasi partilerin fikir ve desteğini almadan böyle bir teklifi dışarıya, hiç mi, hiç yapamazsınız.
- Evet, Sn. Başbakanım, danışmak zorundaydınız. Zira, bütün demokratik ülkelerde bu işler böyle olur da ondan.
- Kısacası uçurulan bu sürpriz balon, bir Türk girişimi falan değildi. Adeta kendi kalemize atılmak için hazırlanmış acaip bir goldü. Acaba, "Türkler bir altın gol atacak" demekle Olli Reihn bunu mu kast etmişti?
- Yoksa bu halkı alıştırmak ve bir de tepkileri ölçmek için gönderilen bir "deneme balonu mu idi?" Bunları da sormak bizim hakkımızdır.
- Ya karşı taraf, "resti görüp" kabul etseydi, teklife sıcak baksaydı, o zaman ne yapılacaktı?
- Ne olacağı belli olmayan AB için Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin yok olmasına göz mü yumulacaktı?
- Zaman Kıbrıs bir oldubittiye getirilerek ebediyen Türk olmaktan mı çıkacaktı?
- Acaba AKP HÜKÜMETİ bunun sorumluluklarını ve sonuçlarını göğüslemeye hazır mıydı? [4]
Sn. Rauf Denktaş: "Doğruları söylemek görevim" diyor ama!..
KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı üzdüğü için üzgün olduğunu, ama bildiklerini ve gördüklerini söylemek zorunda olduğunu söyledi.
Çeşitli etkinliklere katılmak üzere Çanakkale'ye gelen Denktaş, gazetecilerin sorularını cevaplıyor.
Denktaş, bir gazetecinin, "Başbakan sizin için, (Televizyonlara çıkıp da benim halkımın kafasını bulandırmasın, bunu özellikle kendisinden rica ediyorum. Şu ana kadar sabrettim, benim ülkeme gelip seçim kampanyası yapacağına kendi ülkesinde yapacağı kampanyaları yapsın, bunu özellikle istirham ediyorum) şeklinde açıklaması konusunda düşüncelerini sorması üzerine, "Başbakan Erdoğan'ı üzdüğüm için üzgünüm, fakat ben buraya davet üzerine geliyorum. Kıbrıs nereye gidiyor diye merak eden halkın aydınlatılması için, bildiklerimi gördüklerimi söylemek için dolaşıyorum" diye konuşuyor.
Türkiye'ye davet edildikçe geleceğini belirten Denktaş, Türk milletinin üzülmemesi için bildiklerini anlatmayı bir görev bildiğini söylüyor.
KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ‘Kıbrıs Türk halkı da benim istediğim gibi referandumda (hayır) demiş olsaydı, bugün Avrupa Birliği, Türkiye'ye baskı yapmayacaktı" diyor.
Kıbrıs konusunda basının pembe bir resim çizdiğini, karanlıkları ve tehlikeleri göstermediğini savunan Denktaş, şunları ifade ediyor:
"Rum'u ve Yunan'ı bilen, 60 yıldır bunlarla mücadele ederek, her hilelerini görmüş birisi olarak, ikaz görevimizi yapıyoruz. AB'ye, milli davamızın kırmızı çizgisi nedir söylenmedikçe, Türkiye üzerinde baskılar artacak diye düşünüyoruz. Kırmızı çizgiyi Sayın Cumhurbaşkanı Sezer dünyaya duyurmuştur. Hükümetin, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde de iki kez onaylanmış olan bu milli formülü, AB'ye niye duyurmadığını ve böylelikle baskıdan kurtulmadığını anlayamıyoruz. TBMM'de karara bağlanmış olan milli formül, konfederasyondur. Sayın Sezer, bunu (Kıbrıs'ta iki eşit egemen halk vardır, bunların devletleri vardır ve Kıbrıs üzerinde dengeler vardır. Bu dengeler Türk-Yunan dengesidir, Lozan dengesidir. Bunları kaale almayan bir anlaşma kabul edilemez) demiştir.
Biz Annan Planı'na kadar bu milli davayı ve formülü müdafaa ettik. Hükümetin, Annan Planı'na ‘evet' deyişi ve bize de evet dedirtmesi bu milli formülü ortadan kaldırmıştır."
Başbakan, AB tarafından kandırıldı
Hiçbir hükümetin, kendisini alenen Türk milletine, (bozguncudur, uzlaşmaz ve Kıbrıs meselesini engelleyen adamdır) diye şikayet etmediğini iddia eden Denktaş, "Çünkü Türk hükümetleriyle birlikte yürüdüm. Sayın Erdoğan Amerikalılar, İngilizler ve Rumlar gibi, beni uzlaşmaz olarak tanımlamıştır. Hiç gücenmedim, aldırmadım kendisine saygım ve sevgim devam ediyor. Kıbrıs meselesini halledeceğini sanmıştı. Şimdi AB tarafından kandırıldığını söylüyor. Sayın Talat, Rumlar tarafından kandırıldığını söylüyor. ABD, İngiltere, BM temsilcisi Rumlar tarafından kandırıldıklarını söylüyorlar. Ben kandırılmadım, herhalde bu suç değildir" dedi. [5]
Sn Rauf Denktaş doğru söylüyor. Ama eğri bir tavır sergiliyor.
Çünkü, 1974 Şanlı Kıbrıs Harekatının gerçek mimarının Erbakan olduğunu herkesten daha iyi bildiği halde bu durumu özenle gizliyor!. Kıbrıs Türk halkını İslami bir eğitimden, Milli ve manevi dinamizmden mahrum bırakmanın suçunu ve sorumluluğunu taşıyor!..
Bütün bu acı ve güven sarsıcı tutumları: Acaba Kıbrıs davasını, gerçekten Türkiye'nin çıkarları hatırına mı, yoksa başka şeylerin aşkına mı sahipleniyor? Sorusunu ver kuşkusunu doğuruyor!?..
[1] 12.12.2006 / Zeki Ceyhan / Milli Gazete
[2] 12.12.2006 / Nedim Odabaş / Milli Gazete
[3] 12.12.2006 / Hasan Ünal / Milli Gazete
[4] 12.12.2006 / Milli Gazete
[5] (aa)

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…
5375 Yıllık Siyonist Sömürü Düzeni, Kafirler ve Münafık Mücrimler istemese de yıkılacak , Tüm insanlığın…
Öncelikle belirtelim ki; Yahudiyi tanımadan dünyada olup bitenleri anlamak mümkün değildir. Makale bu anlamda çok…
Galiba tarihte hep böyle olmuş; Hakk uğruna mücadele edenler yalnız kalmışlar. Ne kadar kafir, münafık,…