35 İslam ülkesinde yaptığı kamuoyu araştırması ile batının ezberini bozan Esposito, Neo-conların hedefi oldu. Hudson Enstitüsü Esposito'yu sahtekârlıkla suçladı.
ABD'li ünlü İslam uzmanı Prof. John L. Esposito ve arkadaşı Dalia Mogahed'in 35 İslam ülkesinde 6 yıl süreyle 50 binden fazla kişiyle görüşerek yaptıkları araştırma ses getirmeye başladı. Batının Müslüman dünya hakkındaki ezberini bozan araştırma, Neo-conları kızdırdı. Kamuoyu yoklamasının sonuçlarından rahatsız olan ABD'li neo-conlar Esposito'yu sahtekârlıkla suçladı.
Türkiye'de darbe ve karanlık senaryoların konu edindiği yer olarak bilinen Hudson Enstitüsü'nün 'İslam, Demokrasi, ve Müslüman Dünyanın Geleceği Merkezi' Direktörü Hillel Fradkin "İslam adına kim konuşur?" (Who does speak for Islam?) başlıklı bir yazı kaleme aldı. Fradkin, yazısında ABD politikalarının dayandığı asılsız iddialarla taban tabana zıt sonuçlar araştırmayı yerden yere vurdu, Esposito ve Gallup'u da bilimsel olmamakla suçladı. Fradkin'e göre yazarlar "veriler düşüncelere yön vermeli" şeklindeki kendi ilkelerine ihanet içindeler, zira, ona göre ortada 'veri' diye bir şey yok!
Siyonist Fradkin'i asıl rahatsız eden şeyin ise kitapta araştırma verilerinden ziyade İslam'la ilgili tanıtıcı bilgi ve yorumlara yer verilmesi olduğu anlaşılıyor. Ona göre Esposito bunu hep yapıyor ve bu kitaptan dolayı Esposito ve Gallup'u sahtekarlıkla suçlayacak kadar da ileri gidiyor. Şahin Fradkin'i durdurmak ne mümkün: Kitabın kusurlu karakterinden dolayı kesinlikle referans olamayacağından bahisle, araştırmanın ulaştığı: "medeniyetler çatışması fikrinin İslam dünyasında taban bulamadığı, müslümanların fikir ve konuşma hürriyetinin inançlarından kaynaklandığı, cinsiyet ayrımcılığına karşı çıktığı gibi müspet sonuçlara da inanmadığını açıkça ifade ediyor.
Müslümanlar ne İstiyor?
Batının en önemli İslam araştırmacılarından John L. Esposito ve Gallup sondaj kurumu için çalışan bir araştırmacı Dalia Mogahed tarafından yazılan "İslam adına kim konuşuyor? Bir milyar Müslüman'ın gerçek fikri ne?" (Who speaks for Islam: What a Billion Muslims Really Think?) kitabı, Gallup Press (New York) tarafından yayınlandı.
Kitap, yazarlara göre 1,3 milyar Müslümanın %90'nın düşüncelerini içeren çok geniş anketi içeriyor. Kitabın asıl düşüncesi uzmanları veya sorumluları değil, Müslüman halkın bizzat kendisini konuşturmak.
Böylece yazarlar anketin başlıca sonuçlarını şöyle özetliyor:
• Müslümanların Batı üzerinde tek bir görüşü yok. Farklı ülkeleri kültür veya dinlerinden değil, politik fonksiyonlarından dolayı yargılıyorlar.
• Başlıca hedeflerinin sadece iş bulmak ve cihada katılmak olmadığını; insanca yaşama imkânı aradıklarını söylüyorlar.
• Sivillere karşı yapılan saldırışların ahlâkça açıklanamaz olduğunu vurguluyorlar.
• Terörist eylemleri tasvip edenlerin azınlık olduğunu ve bu azınlığın diğer Müslümanlardan daha dindar olmadığını özellikle hatırlatıyorlar.
• Müslümanların Batı'nın en çok teknolojisini ve demokrasisini takdir ettiklerini itiraf ediyorlar.
• Amerika ile aynı oranda olan Batı'nın en çok ahlâk yozlaşmasını ve geleneksel değerlerinden kopmalarını kınıyorlar.
• Müslüman kadınların eşit haklar talep ettiklerini aynı zamanda toplumda dinin mutlak gerekliliğini belirtiyorlar.
• Batı'nın kendi toplumlarıyla ilişkilerinin gelişmesini istiyorsa, Müslümanlara karşı bakışlarını düzeltmelerini ve İslam'a saygı göstermelerini bekliyorlar.
• Çoğunluğu, sadece dindar yöneticilerin anayasa yapılışında doğrudan rol almamasını toplumun her kesiminin katılmasını, ancak dini kuralların da hesaba katılmasını istiyorlar.
Müslümanları kısaca bir başlıkta sunduktan sonra, yazarlar analizlerini dört ayrı başlıkta değerlendiriyorlar: Demokrasi mi Teokrasi mi?, Nasıl radikal oluyoruz ? , Kadınların talepleri neler ?, Çatışma mı, yoksa birlikte yaşamak mı?.
Kitapta, Müslüman kadınlar ile yapılan araştırmanın sonucu şu başlıklarla özetleniyor:
– Müslüman kadınlar hem dinlerine hem de haklarına karşı saygı istiyorlar;
– Batı'daki bazı durumları takdir ettikleri halde, Batının bütün değerlerini sahiplenmiyorlar;
– Müslüman kadınların çoğunun sorunu, eşitlikten ziyade en acil ihtiyaçlarının politik ve ekonomik bir gelişme olduğunu savunuyorlar;
– Feminizm tarihsel olarak sömürgeleşmeyi ispatlama amacıyla kullanılmıştır. Bu yüzden Batıdaki kadın hakları savunmasına şüpheyle yaklaşıyorlar.[1]
Amerika'da İsrail'i Eleştirmek = Yahudi Düşmanlığı ve En Büyük Suç Sayılıyor!
Devlet Bakanlığı: İsrail'i Eleştirmek = Yahudi Düşmanlığıdır.
Yıllık "Çağdaş Küresel Yahudi Düşmanlığı"nın Perşembe günü yayınlanan en son baskısında Devlet Bakanlığı – ve dolayısıyla ABD hükümeti – uzun süreli neo-muhafazakâr öğretiye giderek daha da yaklaşıyor: İsrail veya İsrail politikalarının sıkı sık eleştirilmesi her zaman olmasa da genelde Yahudi Düşmanlığı olarak anlaşılıyor. Rapor aynı zamanda İsraillilerin İşgal Edilmiş Bölgelerdeki Filistinlilere davranışını Güney Afrika Cumhuriyetinde uygulanan ırk ayrımı ile karşılaştırılmasının – eski Başkan Jimmy Carter'in 2006'da yazdığı "Filistin: Irk ayrımı değil Barış" kitabında bahsettiği gibi – aynı zamanda Yahudi Düşmanlığı anlamına gelir. Son beş yılda özellikle Demokrasileri Savunma Vakfı, National Review Online ve Wall Street Journal editör sayfalarının çabalarıyla yoğun olarak dile getirilen başlıca neo-muhafazakâr tema İsrail'in eleştirilmesi olarak ifade edilen Yahudi düşmanlığının yetişme zemini olarak Birleşmiş Milletlere odaklanıyor.
"Yahudi Düşmanlığının Çağdaş Şekilleri" başlıklı raporun giriş bölümünde öne sürülen iddia şöyle:
"Yahudi Düşmanlığı uygulanan bir fenomen olarak ispatlanmıştır. Yahudi düşmanlığının yeni şekilleri geliştirilmiştir. Genellikle geleneksel Yahudi karşıtlığı unsurlarıyla işbirliği yaparlar. Bununla beraber, yeni Yahudi karşıtlığının göze çarpan özelliği Siyonizm ya da İsrail politikasının eleştirisidir ki bu – bilerek veya bilmeyerek – tüm Yahudilere karşı İsrail'i ve İsraillileri şeytanlaştırarak önyargıyı yayma ve İsrail'in görülen hatalarını Yahudi karakterine bağlama etkisine sahip.
"Yeni Yahudi karşıtlığı Ortadoğu'da ve Avrupa'daki Müslüman topluluklarda ortaktır ancak bu topluluklarla sınırlandırılmamıştır. Örneğin, çeşitli Birleşmiş Milletler yapıları her yıl pek çok durumda İsrail'in insan hakları ihlali ve iddia edilen zulümlerinin sansasyonel raporları olan komisyon soruşturmalarında sorgulanıyor. BM sistemi içinde tek hedefi kötü İsrail davranışında neler olduğunu varsayan raporlamalar yapan çeşitli yapılar kuruldu. Bu tür hareketlerin güdüsü Orta Doğu'daki diğer milletlere şiddete başvurmak yerine endişelerine gönderme aracı olarak kabul edilebilir araçlar olduğunu göstermek veya diğer yasal sonuçları takip etmek için hemen bir krizin fitilini çekmek olabilir. Ancak İsrail'i ara vermeden eleştirmenin toplu etkisi ciddi ihlallerin görsel suçlusu olan rejimlere dikkat çekmede başarısız olmasıyla birlikte Yahudi devletinin başkalarının haklarını ihlalde en büyük kaynak olmasa da kaynaklardan biri olması kavramını vurgulamada etkisi var ve dolayısıyla bilerek veya bilmeyerek Yahudi düşmanlığını teşvik ediyor.
"Çağdaş İsrail politikası Nazilerinkiyle karşılaştırıldığında giderek ortak yönleri çıkıyor. Siyonizm ya da İsrail eleştirisi olarak ifade edilen Yahudi karşıtlığı Yahudi düşmanlığının geleneksel şekillerinden daha güç anlaşıldığından mahkûm edilmekten kurtuluyor ve Yahudi düşmanlığı tavırları yapanın bilinçli niyeti olmayabilir düşüncesi yaygınlaşıyor. İsrail'in politikaları ve uygulamaları herhangi bir ülkeninki ile aynı sorumlu eleştiri ve araştırmaya tabi olabilir. Aynı zamanda İsrail'i eleştirenler Yahudi düşmanlığını yaygınlaştırabilecek hareketlerinin etkisini düşünmekle sorumlular. Zaman zaman İsrail'e karşı düşmanlık genel olarak Yahudilere uygulanan fiziksel şiddete dönüşüyor. Örneğin 2006 yazında Hizbullah ve İsrail arasındaki ihtilaf sırasında dünya çapındaki Yahudi düşmanlığı olaylarında ciddi bir patlama vardı."
Elbette bu analizi kıdemli siyasi kişiliklerin, neo-muhafazakâr grupların (FDD veya Amerikan Girişimciler Kuruluşu gibi) ve Amerika ile Avrupa medyasının İslam, Müslümanlar veya Arap ve İslam dünyasındaki çeşitli İslami siyasi hareketler hakkında özellikle bu aktörlerin İslam korkusunu "teşvik etmede hareketlerinin etkisini düşünme sorumluluğu bağlamında kullandığı konuşma diline uygulamak ilginç olacaktır. [Sanırım raporun yazarı teşvik etmekten ziyade "yaygınlaştırmada" demek istemiştir.]
Avrupa Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı Gözlemleme Merkezi (EUMC) tarafından kurulan Yahudi karşıtlığı tanımını kendi analizinde uygulamayı amaçlıyor. Ama aslında özellikle BM konferanslarıyla, raporlarıyla ve BM Özel Raportörlerin İsrail'in İşgal edilmiş Bölgelerde Filistinlilere davranışını Yahudi düşmanlığı anlamına gelen ırk ayrımı ile karşılaştırıldığı raporlarıyla ilgili çeşitli noktalarda yaptığı önerilerle daha da ötesine gidiyor. Bununla beraber, Carter belki de raporun kapsamı Amerika Birleşik Devletlerindeki Yahudi karşıtlığını kapsamadığından bahsetmiyor. Kapsasaydı o da – Siyonizm sevgisine zıt olan – Hıristiyan Sağının Yahudi düşmanlığına gönderme yapacaktı ve bu da Cumhuriyetçi yönetim için iyi olmayacaktı diye düşünüyorum. Tim LaHaye, Pat Robertson, ve Jerry Falwell gibi Yahudi düşmanları Yahudi düşmanlığı ile İsrail eleştirisini eşit sayanlar için biraz meydan okuma gösteren dini nedenler için İsrail'in özellikle Büyük İsrail'in en gayretli destekleyicilerinden biri olabilir. Bununla beraber, bu muamma 25 yıl önce Irving Kristol Yahudilerin Hıristiyan Sağı ile Yahudi düşmanlığı inançlarına rağmen bir müttefiklikle endişelenmemeleri gerektiğini vurguladığında neo-muhafazakârlar gene de endişeleniyordu. 1990ların başlarında "Neden bizim için problem olsun?"diye yazdı. "Onların dini ama bizim İsrail'imiz."
Gelecek hafta "Cihat ve Yahudi Düşmanlığı: İslamcılık, Nazicilik ve 9 Eylül Kökleri" isimli kitabın yazarı olan Alman tarihçi Matthiias Kuentzel'in katıldığı "Yahudi Düşmanlığı ve Terör Savaşı" konulu Çarşamba günündeki toplantıdan önce rapor çıktı. AEI tanıtıcı yazısında belirtildiği gibi, yazarın "merkezi tezi çağdaş İslamcı Yahudi karşıtlığının İkinci Dünya Savaşı esnasında Orta Doğu'da kurumlaştırılan ve pek çok durumda Nazilerden doğrudan ideolojik, siyasi ve mali destek alan ve hala aktif olan örgütler ve bireyler sayesinde o zamandan beri daha da gelişen Üçüncü Krallıktan doğrudan geliyor. AEI üyeleri Michael Ledeen ve Michael Novak (1981'de kişisel olarak beni başka AEI seminerinde gizli zulüm hapislerinden birinden – Jimmy Carter'in baskısı sonucu – çıkışından sonra en ünlü kurbanlarından biri Jacobo Timerman tarafından iddia edildiği gibi Arjantin askeri cuntasının bir neo-Nazi rejimi olarak sayılamayacağını temin ettiler) sunumdan sonra yorum yapacaklar.
§ Jim Lobe özellikle neo-muhafazakârların Bush yönetimi üzerine etkisini konu alan dış siyaset üzerine haber yapmakla ünlüdür. Uluslararası haber ajansı Inter Pres Service (IPS)'in Washington Büro Şefi olan Lobe aynı zamanda In Focus, Alternet, Tompaine.com için Dış Politika konularında yazmaktadır ve ABD'nin Irak'ı işgali için motivasyonlarıyla ilgili BBC ve ABC televizyon belgesellerinde yer almıştır.[2]
McCain İslam'a Savaş İlan Etti
John McCain Kasım ayındaki seçimlerde Cumhuriyetçi Parti'nin başkan adayı ve 'ılımlı' olarak tanıtılıyor. McCain'in 'ruhani danışmanım' dediği Parsley ise İslam'a savaş ilan etti.
John McCain. Kasım ayında yapılacak olan ABD başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti'nin adayı olarak yarışacak. 72 yaşındaki McCain, Cumhuriyetçiler arasında ‘ılımlı' olarak biliniyor ve bu yüzden kamuoyu nezdinde, özellikle Irak savaşı nedeniyle popüleritesini kaybetmiş ‘Evanjelik Bush'un yanlışlarını örtbas edeceği düşünülüyor. McCain, sırf kendisine biçilen ‘ılımlı' imajından dolayı neo-con Cumhuriyetçiler tarafından bile istenmediği basında yazıldı. Ancak, McCain'in bu ‘neo-conlar istemiyor' iddiası, kendisini Amerikan kamuoyunda aklayacak bir avantaja sahip.
McCain'in Ruhani Danışmanı
Neo-conlar ne kadar ‘ılımlı' olsa da, hiç kuşkusuz seçimlerde Demokrat Parti adayını desteklemek yerine McCain'i destekleyecekler. İşte ‘ılımlı' olarak gösterilen McCain, her ne kadar ‘ılımlı' mesajlar verse de, danışmanları neo-conları bile kıskandıracak derecede radikal görüşlere sahip. Bunlardan biri de McCain'in ‘Benim ruhani danışmanım' dediği Ohio'daki Evanjelik Kilisesi papazlarından Rod Parsley.
Artık İslam'ı Yok Etmenin Zamanı Geldi
Parsley, İslam'ı ‘yanlış bir din' olarak tanımlarken, Hıristiyanları da İslam'ı ortadan kaldırmak için savaşa çağırıyor. Parsley'in 2005 yılında yazdığı ve Türkçe'ye ‘Artık Sessiz Kalamayız' şeklinde çevrilebilecek olan ‘Silent No More' isimli kitabında İslam'a inanılmaz hakaretler ediyor. Parsley, ABD'ye karşı en büyük tehdidin İslam dininden geldiğini belirtirken, kitabındaki ‘İslam: Allah aldatmacası' başlıklı bölümünde ‘Hıristiyan medeniyeti ile İslam arasında bir savaş var' diyor.
Kolombo, İslam'ı Yok Etmek İçin ABD'ye Geldi
Yazdıklarının ne kadar radikal olduğunun farkında olan Parsley, kendini tutamayarak şöyle diyor: "Size İslam'ın hakiki doğasını anlamamızın ne kadar önemli olduğunu söyleyemem. ülkemizin (ABD), İslam ile olan tarihi çatışmasını anlamadan, ilahi amacını anlamış olamayız. Bunun çok ekstrem göründüğünü biliyorum ama Amerika, bir şekilde bu yanlış dini yok etmek üzere kuruldu. 11 Eylül bu konuda bir mesajdı ve biz bunu görmezlikten gelemeyiz."
Kolombo'nun Rüyasını Gerçekleştirelim
Parsley, Amerika kıtasını keşfeden Christopher Kolombo'nun da aynı amaçla, İslam'ı yenmek için, 1492'de yola çıktığını ifade ederken, "Kolombo, İslam ordularını Avrupa'nın yeni dünyayla (ABD) güçlenmiş ordularıyla yenmeyi hayal ediyordu. Bu bir rüyaydı ve Amerika'da başladı.
‘İslam, Kan ve Şiddetin Sorumlusu'
Parsley, İslam'a savaş açarken, bu savaşın kaybedilebileceği korkusunu da yaşıyor ve şöyle diyor: "Hıristiyanlık ve İslam arasındaki çatışma kaçınılmaz. Artık zamanı geldi ve bizim başka seçeneğimiz yok. Biz bu savaşı kaybetmiş olabiliriz. Dünyayı tararken, İslam'ın daha fazla acı, kan ve yıkımın sorumlusu olduğunu görüyorum"
‘Muhammed Ayetleri Şeytandan Aldı'
İslam'ın Hıristiyanlık karşıtı bir din olduğunu belirten Parsley, Peygamberimiz Hazreti Muhammed'e de hakaret etmeyi elden bırakmıyor: "Müslümanların Peygamberi Muhammed ayetleri şeytandan aldı, Tanrı'dan değil. Allah şeytani bir ruhtur."
11 Eylül'den Sonra 34 Bin Amerikalı Müslüman Oldu
Kendinden geçmiş ve çıldırmış bir ruh haliyle yazdığı anlaşılan Parsley, 11 Eylül saldırılarından sonra 34 bin Amerikalının Müslüman olmasından da şikayetçi. ABD'nin İslam tehlikesine karşı mücadele etmesini isteyen Parsley, "Bizler Hıristiyan mıyız? Evet. O zaman ne şekilde olursa olsun bu yanlış dini yok etmeliyiz" diyerek de yeni bir Haçlı Savaşı başlatılmasını istiyor.
Misyon ‘Evanjelik McCaın'e Geçecek mi?
2004 seçimlerinde Bush'u destekleyen Parsley, Irak ve Afganistan işgali'nın yanı sıra Filistin'deki durumdan en memnun olabilecek kişilerden birisi. ‘Evanjelik Bush'tan misyonu devralırsa eğer ‘Evanjelik McCain', Parsley'in 2001'de Bush'a başlattırdığı Haçlı Seferi'nin yenisi çok yakında başlayacak. Tabii, seçimi Demokratlar kazanmazsa.
Yahudi Lobisiyle Flört!
Demokrat Parti Başkan adayı Barack Obama, Hamas'la görüşen eski Başkan Jimmy Carter'ı eleştirerek Başkan olması halinde, tüm bölgesel tehditlere karşı İsrail'in kendini savunma hakkına yardımcı olmak için ‘elinden gelen herşeyi' yapacağını söyledi.
Obama Philadelphia'daki bir sinagogda yaptığı konuşmada, ‘İster Gazze kadar yakın olsun, ister Tahran kadar uzak olsun, İsrail'in herhangi bir saldırı halinde kendini müdafaa edebilmesini sağlayacağız' dedi. Bu arada ABD'nin eski başkanlarından Jimmy Carter, dün Mısır'ın başkenti Kahire'de ‘Hamas'ın ağır topları' Mahmud Zahar ve Said Siam ile görüştü. Carter'ın Kahire'den sonra Suriye'nin başkenti Şam'a geçmesi ve İsrail ile Amerikalı yetkililerin eleştirilerine rağmen, Hamas'ın siyasi büro lideri Halid Meşal ile görüşmesi bekleniyor. ABD, Hamas'ı bir terör örgütü olarak görüyor. Beyaz Saray, Carter'ın ABD adına değil, şahsı adına hareket ettiğini açıklamıştı. İsrail de Carter'a koruma bile vermemişti.[3]
[1] Timeturk.com / 16.04.2008
[2] Jim Lobe / Timeturk.com / 21.04.2008
[3] Star / 18.04.2008

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…
5375 Yıllık Siyonist Sömürü Düzeni, Kafirler ve Münafık Mücrimler istemese de yıkılacak , Tüm insanlığın…
Öncelikle belirtelim ki; Yahudiyi tanımadan dünyada olup bitenleri anlamak mümkün değildir. Makale bu anlamda çok…
Galiba tarihte hep böyle olmuş; Hakk uğruna mücadele edenler yalnız kalmışlar. Ne kadar kafir, münafık,…