NATO'nun varlık nedenini nasıl anlayacağız?
Siyasetin kurtlarından Harold Macmillan: "başarılı bir zirve düzenlemenin tek yolunun, sonuç bildirisinin siz daha oraya varmadan yazılması olduğunu" söylüyordu. Demek ki Bükreş'teki NATO zirvesi ziyadesiyle acınası bir başarısızlığın bütün unsurlarını içeriyordu.
Katılımcılar Doğu'ya doğru genişleme konusunda, Almanya'nın açıkça ifade ettiği kuşkularına ve Rusya'nın sert karşı çıkışına rağmen Gürcistan'la Ukrayna'nın üyeliğini savunan ve bu konuda yeni üyelerin desteğini arkasına alan ABD'yle anlaşmıyordu. Merkezdeki üyeler, Afganistan'daki savaşa kimin ne kadar katkı yaptığı konusunda da takışıyordu.
Nispeten önemsiz sayılması gereken Makedonya'nın üyeliği meselesi bile Yunanistan'ın veto tehdidine çarpıyordu. Atina, bu yeni üyenin ismi değişmedikçe veto tehdidinde ısrar edeceğini söylüyordu.
NATO Yedi Kocalı Hürmüz'ü andırıyordu!
NATO, ABD'yi askeri bakımdan Avrupa'ya kenetlemek ve Sovyetleri dizginlemek bakımından olağanüstü derecede etkin bir örgüt rolü oynuyordu. Ama asıl hedefinin "İslami dirilişi boğmak" olduğu özellikle gizleniyordu. Bugün ortaya çıkan bütün bu gerilimlerin arkasında NATO'nun neye yaradığının tarifinin yapılamaması yatıyordu:
'Terörle Savaş' yanlıları (Başkan Bush ve onun eteğinden hiç ayrılmayan Britanya Başbakanı Brown) bu etkili yapıyı, "Müslüman aşırılıkçılığın ve nükleer silahlanmanın olduğu bir dünyadaki yeni düşmanlarla mücadele için hazır bulunan bir araç" gibi görüyordu. Soğuk Savaş'taki operasyonların sahnesi Avrupa'ydı; 11 Eylül sonrası NATO'nun rolüyle ilgili belirlenen yeni doktrine göreyse 'sahnenin dışına' çıkıp Afganistan, Ortadoğu, Afrika veya tehdit nerededen geliyorsa oraya müdahale etmek gerekiyordu.
Dünyanın her tarafında 'demokrasi' vizyonunun peşine düşen ve sarpa saran başkanlığı için yeni bir meşruiyet zemini arayan Bush, NATO üyeliğini Turuncu ve Pembe devrimlerin yeni demokrasilerini garantiye almak için kullanmak da istiyor aynı zamanda…
Bükreş'teki korku verici ihtimal şuydu: Geleceğine dair zor sorularla yüzleşmeden NATO'nun yeni yönlere çekilmesine göz yumarak, bütün bir ittifakın üzerine kurulduğu temeli yıkma sürecine giriliyordu!?
NATO zirvesinden Türkiye yansımaları
NATO son dönemin en kritik zirvelerinden birini yapıyordu. Görünüşe bakılacak olursa "NATO ya yeni bir aşamaya girecek yahut dağılacak" deniyordu. NATO'nun dağılacağını ileri sürenler, nedense, üye olmak için sırada bekleyen ülkelerin neden kapıda beklediğine dair bir açıklama yapamıyordu.
Amerika'nın NATO'yu da yedeğine alarak kendi küresel rekabet gücünü sürdürebilir kılmaya çalışması ile, rakiplerden birinin muhtemelen AB olması arasındaki çelişkinin altını çizmek gerekiyordu. Sorun şuradan kaynaklanıyor: Amerika potansiyel rakipleri olan Çin, Rusya ve Hindistan'a karşı stratejik hamleler yapmaya hazırlanıyor. Bu anlamda Afganistan'ın, Irak'ın işgali için uydurulan bahanelerin tutarsızlığı, kimsenin inanmamış olmasına rağmen savaş açılmasının anlamı ortaya çıkıyordu
NATO zirvesinde nükleer silahların yeniden gündeme gelmesi farklı bir soğuk savaş döneminin açılmaya başladığının işaretlerini veriyordu.
Soğuk savaşın bitiminde oluşturulan NATO konseptinden en zararlı çıkan üye Türkiye oldu. İttifakın tek Müslüman üyesi olarak nasıl etkilendiğimizin en somut göstergesi olarak postmodern darbe süreçlerini iyi okumak gerekiyordu.
Bükreş Zirvesi
Bükreş randevusu, ittifakın kuruluşundan (1949) bu yana en önemli zirvesi diye niteleniyordu. Çünkü gündemi hem üyelerin istikrarını, hem de Batı-Rusya ilişkilerini havaya uçurabilecek bombadan farksız görünüyordu.
26 üyenin devlet ve hükümet başkanları bu zirvede öncelikle ABD'nin Taliban milisleriyle kanlı çatışmaların meydana geldiği Güney Afganistan'a takviye güç talebini karara bağlamaya çalışıyordu.
O bölgede halen ABD, İngiltere, Kanada, Hollanda Danimarka ve Romanya askerleri görev yapıyor ve son zamanlarda neredeyse her gün söz konusu ülkelerden birine tabutlar gönderiliyor. Bu da hükümetleri müthiş bir kamuoyu baskısıyla karşı karşıya bırakıyor. Örneğin şimdiye kadar 80 askerini yitiren Kanada, takviye gelmezse 2009'da Afganistan'dan askerlerini çekmeye karar verdi…
Doğu blokunun çökmesinden sonra NATO sistemli olarak eski Varşova Paktı üyelerini bünyesine aldı: 1990'da Doğu Almanya (İki Almanya'nın birleşmesiyle), 1999'da Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, 2004'te Estonya, Letonya, Litvanya, Bulgaristan, Romanya, Slovakya. (Not: Bu son dalga genişlemede Yugoslavya'nın parçası Slovenya da NATO'ye girdi.)
Şimdi sıra 15 yıl önce Sovyetler Birliği'nin parçası olan Ukrayna ile Gürcistan'a geldi. (Bükreş'te karara bağlanacak Arnavutluk, Hırvatistan ve Makedonya'nın adaylığını bir yana bırakıyoruz.)
Sorun şu: Ukrayna ve Gürcistan'ın NATO üyeliğini Rusya neredeyse "Casus belli" yani "Savaş nedeni" sayıyor. Tabii sıcak değil, soğuk savaş nedeni…
Ya Türkiye? Cevap: İngiltere ile birlikte şimdilik ortada! Yani ne ABD'yi gücendirmek istiyor, ne AB'yi, ne de Rusya'yı!
Emekli General Nejat Eslen soruyordu: Yeni NATO'ya hazır mıyız?
Yeni NATO'nun stratejik vizyonu ile Türkiye'nin güvenlik vizyonunun, Batı'nın değişen stratejik çıkarları ile Türkiye'nin stratejik çıkarlarının Soğuk Savaş dönemindeki gibi örtüştürülmesinin mümkün olup olmadığının sorgulanması gerekiyordu.
Küresel jeopolitiğin ağırlık merkezinin Atlantik'ten Pasifik'e kaydığı; Çin, Hindistan ve Rusya'nın Avrasya güçleri ve İran'ın Ortadoğu'da bölgesel bir güç olarak yükseldiği; dünyanın tek kutuplu düzenden çok kutuplu düzene geçişi yaşadığı; jeopolitik dengelerin hızla değiştiği; medeniyetler çatışmasının giderek şiddetlendiği ve ABD'nin 11 Eylül sonrasında küresel üstünlüğünü sürdürmek amacı ile Afganistan'da ve Irak'ta başlattığı jeostratejik girişimlerinde amaçlarına hâlâ ulaşamadığı bir süreçte NATO zirvesi önem kazanıyordu.
Beş eski NATO üyesi ülkenin eski genelkurmay başkanlarının hazırladığı 'Belirsiz Bir Dünya İçin Büyük Stratejiye Doğru' başlıklı rapor zirve öncesi hazırlanan ve NATO'yu yönlendirmeyi amaçlayan ilginç bir çalışmayı oluşturuyor. Raporda önerilen strateji, NATO içinde ilk defa 'büyük strateji' ve 'jeostratejik planlama' anlayışını getiriyor, NATO'nun jeopolitik etki alanını, Dünya Adası'nı (Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları) kapsayacak şekilde genişletiyordu.
NATO, yayılmacı güce dönüşüyor
Amaç, açıkça ifade edilmese de ABD jeostratejik girişimlerine Avrupa'nın katkısını genişletmek, öncelikle enerji kaynaklarını ve yollarını kontrol etmek, yükselen güçler Rusya ve Çin'i çevrelemek. Önerilen bu jeostrateji, NATO'yu yayılmacı bir küresel güce dönüştürüyor. Bir başka ifade ile Soğuk Savaş dönemindeki statik ve savunmayı esas alan NATO'nun yerine yayılmacılığı esas alacak bir NATO inşa edilmesi isteniyordu.
Yeni strateji ile ABD, NATO ve AB arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi, NATO ile AB arasındaki rekabetin elimine edilmesi, NATO'nun yeni jeopolitik amaçlara göre yeniden yapılandırılması öngörülüyor. Strateji ile NATO'nun yönetimi için ABD, AB ve NATO'dan oluşan bir direktörlük mekanizmasının kurulması, karar vermede oybirliği yerine oyçokluğu sisteminin getirilmesi, devletlerin veto yetkilerinin kaldırılması ve BM yetkisi olmadan da askeri gücün kullanılması öngörülüyor. En önemlisi, reaktif değil, proaktif olacağı ifade edilen yeni strateji ile nükleer önleyici darbe (nükleer silahların ilk kullanımı hakkı) konsepti benimseniyordu
Bükreş zirvesinde, Afganistan'daki süreç ve yeni bir stratejik konsepte duyulan ihtiyaç öne çıkacak. Şartlar değişmezse, Soğuk Savaş'ın galibi NATO, Soğuk Savaş sonrasının ilk kara savaşını Afganistan'da kaybedebilecek. Bu nedenle de Afganistan, Soğuk Savaş sonrası NATO için deneme alanını oluşturuyor. Afganistan'daki başarısızlık NATO'nun geleceğinin kırılma noktasını oluşturabilecek. Eğer, Afganistan'da başarılı olursa NATO farklı jeopolitik amaçlar için küresel bir güce dönüşebilecek. Küresel amaçlar için ise NATO'nun yeniden yapılandırılması ve stratejik konseptinin ise yeni amaçlara göre değiştirilmesi gerekiyordu.
Türkiye'nin algısı
Yeni NATO'nun stratejik vizyonu ile Türkiye'nin güvenlik vizyonunun, Batı'nın değişen stratejik çıkarları ile Türkiye'nin stratejik çıkarlarının Soğuk Savaş dönemindeki gibi örtüştürülmesinin mümkün olup olmadığının sorgulanması gerekiyor. Batı tarafından NATO içinde Avrupalı, AB için ise Avrupa dışı bir ülke olarak tanımlanan Türkiye'nin yeni NATO'yu nasıl algıladığının, yeni NATO'nun Türkiye için ne anlam taşıdığının da sorgulanması gerekiyordu."[1]
Milliyet'ten Semih İdiz'in: "‘Dinci kesim' Batı'dan kopmamıza üzülmez" diyerek Nejet Eslen'i eleştirmesini nasıl okumalıyız?
"Eslen yazısında şunu soruyor:
"Yeni NATO'nun stratejik vizyonu ile Türkiye'nin güvenlik vizyonunun, Batı'nın değişen stratejik çıkarları ile Türkiye'nin stratejik çıkarlarının Soğuk Savaş dönemindeki gibi örtüştürülmesinin mümkün olup olmadığının sorgulanması gerekiyor."
Kısacası bir "Türkiye-Batı" ikilemine işaret eden Sayın Eslen, dolaylı sözlerle bu çıkarların artık örtüşmediğini belirtmeye çalışıyor. Bu görüşün Türkiye'de yaygın olduğunu söylemek herhalde yanlış olmaz. Nitekim "Batı" bugün Türkiye'de birçok etkin kesim tarafından "tüm kötülüklerin kaynağı" olarak gösterilebiliyor.
Bu gelişmeler, Türkiye ile Batı arasında var olan farklı bir "medeniyet çatışmasına" işaret ediyor. Bu çatışmanın özünde ise sadece din değil, başka faktörler de yatıyor. Zaten Eslen de yazısında, "Batı tarafından NATO içinde Avrupalı, AB için ise Avrupa dışı bir ülke olarak tanımlanan Türkiye'nin yeni NATO'yu nasıl algıladığı, yeni NATO'nun Türkiye için ne anlama geldiği de sorgulanmalı" diyor.
Batı gerçekten de güvenlik çıkarları açısından Türkiye'yi kendi cenahında tutmak istiyor. Ancak Türkiye'ye bakınca, kendi içinde geliştirmeye çalıştığı kolektif dünya görüşüne sahip bir ülke göremiyor. Aksine, 27 AB üyesinin paylaştığı bir müktesebatı "tehdit unsuru" olarak algılayan bir ülke görüyor.
Nitekim, AKP'nin kapatılması durumunda Türkiye'nin AB ile zaten sorunlu olan ilişkilerinin durma noktasına geleceği şimdiden görülüyor. Bu durumda Türkiye'nin "kurucu üyesi" olmakla övündüğü Avrupa Konseyi ile ilişkilerinin etkilenmemesi de düşünülemez.
Peki, NATO, AB ve Avrupa Konseyi'nden kopma rotasına giren bir Türkiye'nin yeni rotası ne olmalı? Birçok kişi için Türkiye'nin Batı'dan kopması hayırlı bir gelişme olabilir. Ancak biz, Türkiye'nin bu durumda demokratik laik düzenini güvence altına alarak modernleşmesini sürdürebileceğine inanmıyoruz.
Yanıtlanması gereken soru
"Dinci" diye tanımlanan kesimin Türkiye'nin Batı'dan kopmasına çok üzüleceğini de sanmıyoruz. Türkiye'nin rotasıyla ilgili yukarıdaki sorumuzun bu kesim için çok büyük bir önem veya anlam taşıdığını açıkçası düşünmüyoruz.[2]
"11 Eylül'le korkutan" Bush ve NATO'suna ne gözle bakmalıyız?
Dabılyu Bush, Bükreş'teki NATO Zirvesi'nde "Afganistan'a asker gönderilmezse 11 Eylül benzeri saldırılar yaşanabilir" diyerek dünyaya gözdağı veriyordu.
Washington'ın başı her derde düştüğünde, Bush "Kurgusal 11 Eylül"ü tepe tepe kullanmasını iyi biliyordu.
Beyaz Saray, yedi yıldır "Bir tarafta İslamcı teröristler, diğer yanda ABD: Ya bizdensiniz, ya onlardan!" gözbağcılığına dayandırdığı tehditleri. Şimdi de Afganistan'a yeni asker transferi için güncelliyordu.
Amerikan Başkanı, son bir yıldır hayatta olduğuna dair hiçbir iz bulunmayan Ladin'den söz ediyordu.
Şu çarpıcı gerçeği bir kenara not ediniz:
Türkiye'nin Kuzey Irak'a düzenlediği kara harekâtının zamanlaması Beyaz Saray'ı çıldırtıyordu!
Harekâtın başlaması da, bitmesi de ABD için sürpriz oluyordu.
Bütün bunlar, Washington'un "perde arkasında" Ankara'yı kaybetmiş olduğu gerçeğiyle birebir örtüşüyordu.
Bükreş'teki kritik NATO Zirvesi de ABD için ilaç olmuyordu.
Türkiye'de ise NATO'nun sorgulanmaya başlayacağı bir döneme giriliyordu.
NATO'nun varlığı bize çok ama çok pahalıya mal olmuştu.[3]
Aklımıza takılan sorulara yanıt bulmalıyız!..
"AB prosedür hatası yaptığı için Adalet Divanı, AB'nin PKK'yı "terör örgütleri" listesinden çıkarmasını istedi. AB yetkilileri ise "değişen bir şey yok!" yanıtı veriyor.
AB, çok önemli ve hassas bir konuda basit bir prosedür hatası yapacak kadar çapsız insanlar tarafından mı yönetiliyor, yoksa Türkiye'ye dolaylı yoldan "PKK ile masaya otur" mu deniyor?
ABD'den 5 Kasım'da, Türk yetkililerine göre, karşılığında hiçbir şey vermeden PKK ile ilgili anında istihbarat yardımı aldık. Önce hava, sonra da kara harekátı yaptık. ABD kara harekátına çok kızdı. Biz de ABD'nin tepkilerinden bağımsız bir şekilde kara harekátına son verdiğimizi dünyaya, "yesen de yemesen de!" metoduyla ilan ettik. ABD anında istihbarat vermeye devam ediyor mu, etmiyor mu?
ABD şimdi bizden Afganistan'a muharip asker göndermemizi istiyor, biz de "olmaz!" diyoruz. ABD bu kararımızı egemen bir ülkenin bağımsız kararı olarak mı kabul ediyor, yoksa "istihbarat alırken iyiydi, ben de bunu bir kenara not ederim" diyerek mi karşılıyor.
Anında istihbaratın ardından bir tek Talabani'yi misafir ettik, Kuzey Irak'la ilgili tek bir adım atmadık.
ABD bu durumu TSK'ya mı, yoksa hükümete mi mal ediyor?.." diye soran Cüneyt Ülsever çok sıkıntılı görünüyordu.
Kosova, NATO'nun karargâhı mı?
Hürriyet'in internet sitesindeki 'Uzaydan bakılınca iki yer gözüküyor, biri Çin Seddi, peki diğeri?' başlıklı metin, Kosova'daki ABD üssünü anlatıyor.
Kamer Özbucaklı imzasını taşıyan metne göre 'Bondsteel Camp' isimli Amerikan üssü, 'Yüzyılın silah deposu' diye de anılıyormuş… ABD Yugoslavya'ya girer girmez ilk iş olarak üs için yüzlerce dönümlük araziye resmen el koyar.
Çevredeki 320 kilometrelik yollar ve irili ufaklı 17 köprü de denetime alınır… 'Mühendislik Bülteni' dergisinde yazan bir ABD'li albaya göre üssün planı da, ilk bombanın atılmasından aylar önce hazırmış… Şimdi bu habere bakıp 'ABD çok önceden belirlediği üs alanı için planını hazırladı, bölgenin karışmasını sağladı veya iyice karışmasını bekledi, sonra da güya soykırımı durdurmak için gelip yerleşti' desek ne olur? Maskeli işbirlikçi bağırır: 'Aman, gene mi komplo teorisi?' Bir mandıra dolusu ineğin meselindeki gibi… Hayvancıklar çayırda otlanırken içlerinden biri mutluca söylenir:
'Kardeşler, biz bu insanoğlunun hakkını nasıl öderiz? Kışın sen tut; kuru ot, yem, dam… Yazın bu çayırlar, bu bayırlar…' Kulağı delik bir inek lafa limon sıkar: 'Onu külahıma anlat! Besi ineklerinin sahibi de insanoğlu… Her gün kaç tanesi parçalanıp yeniyor, derileri giysi yapılıyor biliyor musun?..
Esasen devlet, gizli veya açık manevra demektir. Manevra becerebildiğiniz oranda bağımsız devletsiniz. Manevra yeteneğiniz yoksa bu beceriye sahip güçlerin oyuncağısınız… Çevremizde ve üzerimizde yaşanan pek çok karanlık işin ardında bu çekişme var. Son NATO zirvesinde bile ana eksen ABD-AB dalaşmasıdır, ABDRusya çekişmesi değil! Türkiye'deki son gerilimin gizli haritası da ABD-AB kavgasında, daha çok da İngiltere ile ABD arasındaki rekabet masasında çizilmiştir. İsteyen yine de masum inekceğizi taklit etsin: 'Bırak bu komplo teorilerini!' Tabii ki ineklere saygım ve sevgim var! Lâkin ülkemize yönelik gizli manevralardaki yaban payını gizlemeye memur maskeli işbirlikçilerle savaşa devam![4]
SSCB'nin son devlet başkanı Mihail Gorbaçov'a göre: ABD tehlikeli bir oyun oynuyordu
Dağılan SSCB'nin son devlet başkanı Mihail Gorbaçov, ABD'yi tehlikeli bir jeopolitik oyun oynadığı konusunda uyardı. ABD'nin Ukrayna'nın Rusya'dan uzaklaşıp NATO'ya girmesi yönündeki girişimlerini ‘'tehlikeli bir jeopolitik oyun'' olarak niteleyen eski devlet başkanı, Polonya kökenli Amerikalı siyaset bilimci Zbigniew Brzezinski'nin ‘'Ukrayna'nın Rusya'dan olabildiğince koparılması'' çağrısının ABD'deki siyasetçilerin genel görüşü haline geldiğini savundu.
Amerikalı siyasetçilerin bunu, ‘'demokrasi yararına'' gördüğünü de belirten Gorbaçov, ‘'İyi de Ukraynalıların çoğu NATO'ya girmeye karşıyken, Ukrayna'yı NATO'ya sokmanın neresi demokrasi'' ifadesini kullandı.
Gorbaçov, ‘'Bu türden jeopolitik oyunlar sorumlu bir siyasetin ya da küreselleşmekte olan bir dünyadaki gerçek süreçlerin uzağındadır'' dedi. Rusya, NATO'nun Ukrayna'yı da katarak genişlemesine şiddetle karşı, çünkü NATO'yu kapılarına dayanan bir tehdit olarak algılıyordu.
[1] 31.03.2008 / Radikal
[2] 05.04.2008
[3] 04.04.2008 / Tamer Korkmaz / Yeni Şafak
[4] Ömer Lütfi Mete / Bugün

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…