Ben-Ami Kadish adlı Yahudi Nisan 2008'de Amerikan adaleti tarafından tutuklandı… Sonrasında da çıkarıldığı mahkemede tam 300 bin Dolar'lık kefaletle serbest bırakıldı…
Connecticut doğumlu bu, 84 yaşındaki emekli teknik adamın suçu: İsrail için casusluk yapmaktı!
Amerikan makamları, Kadish'in, Amerikan Kara Kuvvetleri Silah Araştırma, Geliştirme ve Mühendislik Birimi'nde (Dover, New Jersey'dedir) çalıştığı dönemde, Amerikan nükleer silahları, F-15 uçakları ve Patriot karadan havaya füze savunma sistemleri hakkındaki tüm gizli bilgi ve belgeleri İsrail'e geçirdiğini anlamıştı.
Bütün bunların 1979-85 yılları arasında olduğuna ve adamın yaşına-başına bakmaksızın içeri alıverdiler…
İşin vahimi…
Ben-Ami Kadish'i, İsrail için casusluk yapmaya ikna eden kişi, halen bir Amerikan hapishanesinde ömür boyu hapis cezasını çekmekte olan ünlü İsrail ajanı Jonathan Pollard'ı devreye sokan kişi çıktı!
Her ne kadar, İsrail, 2004 yılında Amerika'ya verdiği gizli bilgide, iki ülke arasında çok ciddi bir güven krizi yaratmış olan ‘Pollard vakasının' tek bir olay olmadığını, 70 ve 80'li yıllarda bir-kaç casusluk operasyonunun daha gerçekleştiğini kabul etmiş olsa da bu gelişme yeni bir ‘skandal' olarak değerlendiriliyor…
İsrail nükleer silah programının gelişmesini, Amerika'dan sağlanan gizli belgelerle sağlayan Jonathan Pollard'ı devreye sokan MOSSAD yetkilisi Rafi Eitan ve İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Arye Mekel, derhal ‘Kadish'in tanınmadığını' açıklamıştı.
Ama bütün göstergeler, İsrail'in, en yakın müttefiki Amerika içinde kurduğu bir casusluk ağı ile nükleer silah programını mükemmelleştirdiğini işaret ediyordu.
Zaten, Jonathan Pollard'ın ele 1985 yılında ele geçirilmesinden sadece bir yıl sonra, bu kez, ülkenin gizli nükleer santrali Dimona'da görevli Mordechai Vanunu ortaya çıkmış ve İsrail'in nükleer silah programını bütün detaylarıyla dünyaya aktarmıştı. Vanunu tam 18 yıl hapis yattı ve dünyadan gelen ağır baskılar üzerine, bildiklerini anlatmamak, ülkeyi terk etmemek, özellikle de yabancılar ile konuşmamak kaydıyla serbest bırakılmıştı. Evet, Amerika'da, İsrail'e başkaldıran güçlü bir ekip vardı.
Meşhur eski CIA ve KGB ajanı (çünkü her ikisi de siyonizmin güdümündeydi) Uri Avnery, şunları anlatmıştı:
Şimdi Amerika'daki Filistin Kurtuluş Örgütünün baş temsilcisi olan arkadaşım Afif Safieh, "iki Amerika'nın" olduğunu; birincisi yerli Amerikalıları yok eden, siyahları köle yapan Hiroshima ve McCarthy'nin Amerika'sı, diğer de Bağımsızlık Bildirisinin, Lincoln, Wilson ve Roosevelt'in Amerika'sı olduğunu söylüyor.
Buna göre George Bush ilk gruba ait. Obama ise, her yönden onunla zıt biri olarak ikinci grubu temsil ediyor.
Bir çıkarma işlemiyle biri Obama'ya ulaşabilir. John McCain, Bush'un bir devamıdır. Daha etkileyici, belki de daha zeki (çok zeki anlamına gelmez). Ama, sonuçta onun aynısı. Aynı politika – çok tehlikeli bir basit fikirlilik ve zehirli güç karışımı. Vahşi batı efsanesinin aynı dünyası, İyi adamlar (Amerikalılar ve yardakçıları) ve Kötü adamlar (diğerleri). Sahte erkekliğin maço dünyası, her şeyin silah namlusunun ucunda göründüğü bir dünya.
McCain, savaşlara devam edecek ve yenilerini de başlatabilir. Ekonomi gündemi aynı "hayvani kapitalizm" (Shimon Peres'in sözü), olacak ki bu Amerikan ekonomisini ve hepimizin ekonomisini de felakete sürükledi.
Amerika'nın tümden değişime ihtiyacı var. Sadece bir yıkama ya da cilalama ya da astar boyasına değil. Yeni bir motora, tüm liderliğin değişmesine ve dünyadaki övülen yerini tekrardan elde etmeye ve değerleri değiştirmeye ihtiyacı var.
Şu sorulmalıdır: İsrail'in sonu nereye varacaktı?
Üç aday da AIPAC'ın dizlerinin dibine kapanmıştır. İsrail yönetimine bu üçlünün yaltaklık yapması iğrençtir. Hepsi de bir bütünlükten uzak olmayı gösterir. Ama biliyorum ki başka seçenekleri yok. Amerika'da işler böyle yürüyor.
Buna rağmen Obama, cesur bir cümle söylemeyi başardı. Cleveland'da bir grup Yahudi dinleyicinin önünde konuşurken: " İsrail'i destekleyen toplulukla aranızda, tereddütsüz Likud yanlısı bir tavır sergilemediğiniz sürece bir gerginlik vardır, İsrail karşıtı olarak yorumlanırsınız ve bu da İsrail'le dostluğunuzun bir ölçüsü olamaz" dedi.
Ümit ediyorum Amerikan Barack (Arapça kutlu anlamında), seçilirse İsrail'li Barak (İbranicede yıldırım demek) haline dönmez.
Gerçek dostluk şu anlama gelir: arkadaşının sarhoş olduğunu gördüğün zaman, ona araba sürmesi için cesaret vermeye kalkmazsın. Onu evine götürmeyi teklif edersin. Ben de bizim liderlere: "Sevgili arkadaşlar siz güç sarhoşu olmuşsunuz. Anayolda aşırı hız yapıyorsunuz, sonunda da uçurum var!" deme cesaretine sahip bir Amerikan başkanına özlem duyuyorum."
Evet Filistinli Afif Safieh bir gerçeği fark ediyor, ama yanlış yorumluyor. Doğru, iki Amerika var: Biri Siyonist Yahudi Lobilerin, diğeri Amerikan çıkarlarını kollayan ve Siyonizm'den kurtulmaya çalışan ekiplerin güdümünde bulunuyor. Ve bu iki ekip kıyasıya bir nüfuz mücadelesi veriyor.
Ekimde Neler Olacaktı?
Aydoğan Vatandaş yazıyordu:
Geçenlerde ABD Dış İşleri Bakanlığı'nda görevli bir dostumuzla New York'ta yediğimiz bir akşam yemeğinde ilginç bazı noktalar yakaladım.
Buna göre, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve ekibi, ABD'nin 2008 Ekiminde Suriye ve İran'a saldırma konusunda çok büyük bir çaba içerisinde. Bu saldırının ise en önemli nedeni İsrail'in güvenliğini sağlamaya odaklı olacak.
Ancak ABD Ordusunda buna karşı direnen bir odağın bulunduğuna ilişkin bir değerlendiren çıktı geçenlerde Washington Post Gazetesi'nde.
Kasım ayında ise Başkanlık seçimleri olacak.
ABD Halkı böyle bir durumda Ortadoğu pasif bir siyaset izleyeceği sinyalleri veren Obama'ya değil asker kökenli- şahin- Cumhuriyetçi McCain'e oy verecektir.
Obama değil de, Hillary Clinton McCain'in karşısında belirirse, bu kez de bir ‘kadın' bu tür sorunlarla başa çıkamaz' diye şartlandırılacaktır Amerikan halkı.
Yani her iki durumda da ABD Başkanlığı için McCain'in şansı daha fazla olabilir.
Ekim ayına dikkat!
Dolayısıyla Türk iç siyaseti de ABD'nin Suriye ve İran'a saldırma hesaplarına göre şekillenebilir.
Zira ABD Türkiye'nin böyle bir durumda yanında olmasını isteyecektir.
Bu arada Türkiye tüm hesaplarını Demokratların kazanacağı ihtimaline göre yaptı.
Ya yine Cumhuriyetçiler yani McCain kazanırsa? Ki bu ihtimal hiç düşük değil.
Bu arada kim gelirse gelsin, ABD Iraktan çekilmenin değil, oradan çekilme-menin yollarını arayacak![1]
Bundan beş sene önceden Clinton, Bush'a ateş püskürüyordu!
Eski ABD Başkanı Clinton, bugünkü başkan Bush'a yüklenerek, "Bize karşı çıkan herkesi öldüremeyiz. Bütün düşman ülkeleri işgal edemeyiz" diyordu.
Eski ABD Başkanı Bill Clinton, bugünkü Başkan George Bush'un dış politikasını yerden yere vuruyordu. Clinton, Amerika'nın kendisine karşı olan güçlerin tümünü öldüremeyeceğini ya da hapsedemeyeceğini, tüm düşman ülkeleri de işgal edemeyeceğini söylüyordu.
Clinton, 11 Eylül saldırılarından sonra Bush Yönetimi'nin, "Dünyada herkes bizim yanımızda olmalı. Aksi takdirde cehenneme gidin" mesajı verdiğini belirterek, ABD'nin er ya da geç dünyanın büyük bölümüyle işbirliği yapmanın yolunu bulmak zorunda olduğunu vurguluyordu.
ABD'nin, Irak'a askeri harekat düzenlemesine karşı çıkan Almanya ve Fransa'ya karşı aşırı tepki gösterdiğini söyleyen Clinton, Bush Yönetimi'nin iç sorunlarla dış politikayı bir arada götürme konusunda güçlükler yaşadığını söylüyordu..
Henry Kissinger Niye Şaşkındı?
Henry Kissinger Washington Post'taki op-ed yazısıyla fikir beyan edince tüm dikkatleri üzerine topladı. Bunda bir mesaj saklıydı. Kissinger kendisini her zaman ABD emperyal politikasının en büyük "realist" taraftarı olarak tanımladı. Bununla birlikte muhafazakâr politik kuruluşlardan da çok fazla uzaklaşmamaya her zaman dikkat etti.
Öncelikle, Pakistan'da Birleşik Devletler'in karşısına çıkabilecek tehlikeleri belirtiyor. Pakistan ABD için kendi ülkesinde kontrol sağlayamayan ve bu yüzden "uluslararası diplomaside karşısına sürpriz kart olarak çıkabilecek" bir nükleer güçtür. Bunu herkes bilir, diyor, ama "çaresi yoktur." ABD'nin son politikası Müşerref ve sivil nitelikli partilerin koalisyonunu destekler niteliktedir. Bu, takdire değer bir amaç olsa da işe yarar değildir. Sivil toplumu olmayan bir ülkede seçimler krizi çözmektense derinleştirir. Seçimler de sıklıkla yanlış kişinin seçilmesiyle sonuçlanır.
Kissinger'a göre Pakistan'da yalnız "feodal" güçler rol oynamaktadır: Sindh eyaletindeki büyük toprak sahipleri (Butto'nun partisi), Pencap'taki ticaret sınıfı (Şerif'in partisi) ve ordu. Bunlar arasındaki mücadele Rönesans'ta İtalyan şehir devletleri arasında değişen ittifaklarla süren mücadeleye benziyor ve "ortak iyi"nin yaratılması amacı güdülmüyor. Ordu sonunda hakemlik ediyor. Neyin sonucunda? Birleşik Devletler'in siyasal süreci her şekillendirme çabası geri tepmeye meyilli. "Yaşanan son politik sürecin nereye evrileceği ise görüş alanımızın dışında."
Evet, Müşerref, Birleşik Devletler için, diğer müttefiklere kötü mesaj verme pahasına kendisinden ayrı tutamadığı sadık bir müttefik görünümündedir. Fakat aynı zamanda seçimin sonuçlarıyla başa çıkmak da Müşerref'in görevidir, "bizim" değil. Kısacası, tek başına kalmış birisidir. Birleşik Devletler yalnızca, "ulusal güvenlik sorunları" denen, nükleer silahların kontrolü ve teröristlere (İslamî radikallere) direniş sebebiyle Pakistan politikası konusunda endişelenmemelidir."
Kissinger'ın bu yazısı Amiral Fallon'un Ortadoğu'daki ABD güçlerinin komutanlığından çekilmesiyle aynı haftaya denk gelmişti. [Fallon], oldukça işitilir bir tonla ve sıklıkla Birleşik Devletler'in İran'a askeri harekatının "uygulanabilir bir amaç olarak" mümkün olmadığını söylemişti. Başka bir "realist" mi? ABD Genelkurmay Başkanı amiral Mullen daha ihtiyatlı olmakla beraber aynı şeyi söylüyordu. Selefi General Pace de aynı şeyi ifade etmişti.
Bush ve Cheney ise gerçekte öyle olmasa da askeri seçeneği masadaymış gibi göstermeye çalışıyor. Bunun İranlıları korkutacağını İsraillileri yatıştıracağını düşünüyor gibi davranılıyor. Bununla beraber Bush ve Cheney ne yapabileceklerini ve muhtemelen ne yapmak istediklerini söylediklerinde dahi artık hiç kimsenin onlara inanmaması gibi bir tehlike seziliyor!
Maço militarizm bugünlerde Birleşik Devletler'in işine yaramıyor. Realizm emperyal bir alternatif olarak umutsuz bir manevra gibi duruyor. Birleşik Devletler'in Ortadoğu'da yapabileceği başka manevra alanları tükenmiş görünüyor.
Niye, CIA'de Tarihi Reform Yapılmaktaydı?
CIA, kendisine bağlı tüm birimlerde tarihinin en kapsamlı reformunu yapmaya hazırlandığı söyleniyor. Örgütün son yayınladığı ve çok eleştirilen İran raporunun da CIA'in eski sisteme bir eleştirisi olarak değerlendiriliyor. Ama işin aslı şu: CIA Yahudi Lobilerinin hizmetkârı olmaktan çıkarılmaya ve bu yüzden iki Amerika çatışıyor.
Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA'in, devrim niteliğinde reform kararları aldığı bildiriliyor. CIA'ye bağlı 'Standartlar ve Analitik Entegrasyon' eski Müdür Yardımcısı Nancy Bernkopf Tucker, The Washington Quarterly adlı dergide yayınladığı makalede, örgütün ne tür değişikliklere gittiğini yazıyor. Yazara göre istihbarat camiasını reforme etme çabaları ABD Kongresi'nde Ulusal İstihbarat Dairesi (ODNI)'nin kurulma kararıyla birlikte başlıyor ve bu yeni yapı sayesinde örgütte yetki ve kaynak dağıtımında kullanılan geleneksel yollar bırakılıyor.
İlk belirtisi İran raporu
Tucker'in verdiği bilgiye göre, CIA'in en son yayınladığı ve "İran'da nükleer silah bulunmadığını" belirten rapor, örgüt içindeki değişimin göstergesi ve eski yöntemlerin bir eleştirisi kabul ediliyor. Aynı zamanda 2005'te yayınlanan İran raporundan da farklı olan 2007 raporu Tucker'e göre "genel istihbarat camiası kültüründe aksaklıklar olduğunu" gösteriyor. Rapor, eski kavram ve varsayımları yeniden tanımlarken "varolan bilgi açıklarını ve bilgilerin saydamlık ve kaynaklarını" dikkate alıyor. CIA artık değerlendirmelerini rast gele hükümlere dayanarak vermek yerine, hükümlere güvenmek için standartlar koyuyor.
Savaşlar zamansız başlatıldı
Yazar, istihbarat camiasının sesinin istenenden fazla çıkmasını önlemek için, Beyaz Saray'ın giriştiği zamansız savaşlara dikkat çekiyor. Ve Beyaz Saray'ın 2004 yılında Ulusal İstihbarat Dairesi Başkanlığı için Bush idaresi dışından birisini atamayı kesinlikle reddettiğini söylüyor. Sovyetler Birliği'nin çöküşünden 2001 saldırılarına kadar Beyaz Saray ve Savunma Bakanlığı, istihbarat camiasının gelişmesine direnme geleneğini sürdürüyor.
Nitelikli ajan için CIA üniversitesi kurulacak
Yayınladığı makalede Tucker, CIA'de başarılı bir reform için gereken unsurları şöyle sıralıyor: 1- ABD Kongre üyeleriyle istihbarat birimleri arasındaki ilişki çok daha yazılı (belgeli) hale getirilmeli. Kongre örgüt harcamaları için muslukları kapatma kozunu kullanırken istihbarat camiası etkili bilgi akışını durdurabilmeli. 2- İstihbarat birimleri üyelerine teorik ve pratik olarak en iyi eğitimi vermek ve herkese eşit imkânlar sağlamak amacıyla İstihbarat için özel bir üniversite kurulmalı. Özel istihbarat birimleri şemsiyesi altında çalışacak olan bu üniversite yeni bir kültür ve modern metodolojik yöntemlere göre çalışmalı. Farklı birimler arasında katılım ve erken analitik ve fikirsel yaklaşımların geliştirilmesini sağlayan programlar uygulanmalı. Çünkü en son 2001 yılında istihbarat birimleri arasında yeterince bilgi alışverişi sağlanamadığı için 11 Eylül saldırıları gerçekleşmişti.
Tuncay Güney Hem CIA Elemanı, Hem Ergenekoncu, Hem Mossad'cı, Hem İslamcıydı!
Bu kişi acaba ruh sağlığı bozuk bir şarlatan mı, yoksa gerçekten bütün olayların içinde yer almış bir ajan mı? Kendisini bizzat tanıyanlardan ve Musevi çevrelerden gelen tepkilere göre çok karmaşık bir insandı. Pek çok İslami cemaat ve tarikatta yer alan, sonra bunlardan ayrılıp gay evliliği yapan ve şu anda Toronto'da Hahamlıkla meşgul olan Tuncay Güney'le ilgili Faruk Arslan çarpıcı bilgiler içeren yazılar yazdı. Hikayeyi onun yazısından özetle tekrar okuyalım:
"Mısır hükümeti, Kanada'da çalışan üç Mossad ajanının isimlerini Interpol'e aktarmıştı. Kahire'de yakalanan Mossad ajanı Mohamed Essam Ghoneim el-Attar'ın verdiği 3 isim Türkiye ve İsrail vatandaşı olan Daniel Levi, Kemal Kosba ve Tuncay Bubay. El Attar'ın söylediği isimler sanırım aslında tek şahıstı. Dört veya fazla müstear isim kullanan Tuncay Özbey (Daniel Levi), "derin devlet"imizin 28 Şubat sürecindeki "muhbirler"inden, Veli Küçük'ün ekibinden bir Türkiye ve İsrail vatandaşıydı. İşte bu Tuncay Güney olarak bilinen şahıstı.
Üç yılını hapiste geçirmemek için 2001'de Mısır'dan Türkiye'ye kaçtığından beri Mısır istihbaratının takibinde olan El Attar, Mossad'a çalışmak istediğini bildirince, İstanbul'da Mossad elemanı Daniel Levi ile tanıştırılmış ve nasıl istihbarat toplayacağı öğretimi almıştı. Mossad onun hesabına 56 bin üç yüz dolar para çıkarmıştı. Interpol'un kafası karışmasın, üç isimde aynı kişi olabilir; Kanada'da kullandığı isim Daniel Levi, Türkiye'de ise Tuncay Özbey'di (Güney). Kanada istihbaratı Daniel Levi'yi yakından tanıyor. Levi, 11 Eylül saldırısından sonra Kanada'ya iltica etmiş veya özel görevle gönderilmiş bir Mossad elemanı veyahut gerçekten istihbarat örgütleri arasında kalmış mağdur bir insandı. Türkiye'de kalsa ortadan kaldırılacağına inanmaktaydı. Kanada hükümeti zaten bu nedenle iltica talebini kabul etmiş. Mahkemede Veli Küçük ekibiyle Mossad ve CIA üçgeninde 28 Şubat sürecinde neler karıştırdıklarını en ince ayrıntısına kadar anlatmıştı. Ermeni lobisiyle dirsek temasında Türkiye aleyhine çalışmaktaydı.
Faruk Arslan devam ediyor: "İstanbul Üniversitesi'nde öğrenciydi ama asla mezun olamadı. Milliyet, Sabah gibi gazetelerde servis haberleri çıkmış bir gazeteciydi ama asla sürekli kalamadı. İstanbul Müftülüğü'ne gidip numaradan kelime-i şahadet getirdi Müslüman olmuş göründü; ama asla İslamlaşmadı. Pek çok sure ezberinde ve Kur'an'ı tecvidiyle mükemmel okuyabiliyordu; ama asla kalbine inmedi, inanmadı. Tarikatlara sokularak içyapısı ve çıkartılacak fitneler hakkında istihbarat toplatıldı; ama asla tarikatların Türkiye'de tehlikeli olduğuna inanmadı.
JİTEM mensubu olarak Veli Küçük'ün ekibinin emrinde örtülü operasyonlara katıldı ama asla Türkiye'ye hizmet yapmadı."[2]
ABD'nin İran Saldırısı İçin Geri Sayım Başladı mı?
Şimdi, ABD Irak'tan sonra İran'a da saldırı hazırlığındaydı. Şok iddiayı Cheney'in Ortadoğu turunu izleyen "US News" dergisi yazdı. Dergiye göre 'İran için geri sayım başlamıştı.
Amerika'da haftalık olarak yayımlanan "US News and World Report" dergisi ABD'nin İran saldırısının yaklaştığını pekiştiren altı işaret olduğunu vurguladı:
1- ABD Ortadoğu Kuvvetler Komutanı Amiral William Fallon'un istifası,
2- ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'in Ortadoğu şeytanlığı,
3- ABD savaş gemilerinin Lübnan sahillerine doğru yol alması,
4- İsrail Cumhurbaşkanı'nın İran'a karşı yapılacak herhangi bir müdahalede ülkesinin yalnız olmayacağıyla ilgili açıklamaları,
5- İsrail savaş uçaklarının birkaç ay önce Suriye'de Deyr ez-Zor bölgesinde bir askeri tesise yaptığı hava saldırısı ve
6- 2006 yazında İsrail'in Lübnan'a saldırması.
TimeTurk.com'un haberine göre, "Nükleer programını durdurması amacıyla İran'a karşı girişilecek askeri bir operasyona karşı çıkan tek muhalif ses" olarak nitelendirilen Fallon'un istifasının ardından Amerikan medyasında ABD'nin İran'a askeri bir saldırıda bulunacağına dair haberler yeniden artmaya başlamıştı.
ABD Yönetimi: askeri seçeneğe karşı çıkan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Savunma Bakanı Robert Gates, Merkezi Haber alma teşkilatı CIA Başkanı Michael Hayden ve Ulusal İstihbarat Dairesi Başkanı Mike McConnell çizgisiyle; askeri seçeneğin masada kalması gerektiğini savunan Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Savunma Bakan Yardımcısı Eric Edelman ve Başkanlık Danışmanı Eliot Abrams çizgisi arasında ikiye bölünmüş durumdaydı.
Fallon'un İstifası
Birinci işaret Fallon'un istifasıdır. Gazeteye göre İran'a karşı nasıl davranılacağıyla ilgili Fallon'la ABD Yönetimi arasında Fallon'un "Esquire" dergisine verdiği demeçte Başkan Bush'un İran'a karşı yürüttüğü siyasete karşı olduğunu açıklaması ve ABD'nin Irak'taki kuvvetleri komutanı Petraus'la anlaşamadığını açıklamasından sonra görüş ayrılığının çıkması ilk işaret sayılıyor.
Dergi Amiral Fallon'u "nükleer programını durdurması için İran'a karşı girişilecek bir askeri operasyona karşı çıkan tek muhalif ses" olarak nitelendirmişti. Böylece önümüzdeki ocak ayında görev süresi dolacak olan Bush yönetiminin giderayak İran'a karşı yapılacak askeri bir operasyona karşı ABD yönetiminin tutumuyla ilgili birçok soru işaretinin oluşmasına neden oldu.
Cheney'in Ortadoğu Seyahati
Derginin iddiasına göre her ne kadar ziyaretin amacı Filistin-İsrail barış görüşmeleriyle ilgili olduğu açıklansa da Cheney Umman Sultanlığı'yla Suudi Arabistan'ı da ziyaret ediyordu.
Dergiye göre Cheney'in Umman ziyaretinin önemi, Amerikan savaş gemilerinin lojistik üssünün burada bulunmasından kaynaklanıyor. Ayrıca Umman petrol geçiş güzergâhı olan Hürmüz Boğazının diğer yakasını temsil etmektedir. ABD'yle savaş esnasında İran'ın bu boğazı kapatarak batıya giden petrolü kesmesi bekleniyor.
Gezinin Suudi Arabistan durağının önemi ise İran'a karşı girişilecek herhangi bir askeri müdahalenin Suudi Arabistan'ın desteğinden yoksun olamayacağından kaynaklanıyor. Cheney bu ziyaretinde, İran'ın savaştan sonra Hürmüz Boğazını kapatarak batıya giden petrol yolunu kesmesi halinde Suudi Arabistan'dan günlük petrol üretim kapasitesini artırması için bu ülke yetkililerinden onay koparmaya çalışıyordu. Cheney'in Türkiye ziyareti de İran'a destek arayışı şeklinde yorumlanmıştı.
ABD Savaş Gemilerini İran İçin Akdeniz'e Kaydırması
Dergi İran saldırısına katılacak olan İsrail savaş uçaklarına servis sunmak ve savaş esnasında İsrail'e yönelecek İran füzelerini savuşturmak için bu gemilere ihtiyaç duyulacaktır, diyor. Ayrıca Lübnan ve Güney Lübnan üzerindeki İran-Suriye işbirliğini kontrol altında tutmak (örneğin savaş esnasında Hizbullah'ın olası hareketlenmelerini)
Dergi bu iddiasına kanıt olarak "USS Cole" savaş gemisinin yerini alan "USS Rose" isimli Amerikan savaş gemisinin hava saldırılarına karşı savunma sistemiyle donatıldığını gösteriyor.
Perez'in Açıklamaları
Perez Fransız Le Figaro gazetesine verdiği demeçte İran'ın nükleer bomba elde etmesini engellemek için İsrail'in yalnız başına hareket etmeyeceğini söyledi. Perez gazeteye verdiği demeşte şunları söylemişti: "Bu hiçbir şartta olmayacaktır. İsraili İran tehlikesiyle karşı karşıya bırakacak kadar ahmak değiliz."
Perez'e göre "Bu tüm dünyanın halletmesi gereken bir problemdir.İran'ın geliştirdiği uzun menzilli füzeler sayesinde mesele sadece İsrail'in meselesi olmaktan çıkmıştır."
Ancak Perez "ekonomik yaptırımlar İran'ı nükleer programını durdurmaya ikna etmekte başarısız olursa askeri olmayan seçeneklerin tükendiğini söyleyebiliriz" diye ekliyor.
İsrail'in Suriye'ye Yaptığı Hava Saldırısı
Beşinci işaret olarak dergi geçtiğimiz Eylül ayında İsrail'in Suriye'nin Deyr ez-Zor bölgesinde askeri bir tesise hava saldırısında bulunmasını gösteriyor. Amaç Suriye radarlarının elektronik sisteminin yeterince çalışıp çalışmadığını kontrol etmekti. Zira İran'a saldıracak olan İsrail savaş uçakları bombalanan mevkinin üstünden geçecek. Çünkü İran'a ulaştıracak en kısa ve en güvenli hava koridoru bu koridordur. Zira İran'ın kuzeyinde Tahran yakınlarında yer alan nükleer tesislerin bulunduğu mevkiye ulaştıran bu koridor ABD ve İsrail'e müttefik Irak Kürdistan'ı üzerinde geçmektedir.
İkinci Lübnan savaşı
Derginin öne sürdüğü altıncı işaret İsrail'in Lübnan'a 2006'da yaptığı saldırıdır. Gazete bu hususta savaşın asıl gayesinin İranla bir savaş çıkması halinde kullanılmasını Hizbullah'ın elinde bulundurduğu füzeleri kullanmasını engellemek ve bu füzelerin tahrip gücünü azaltmak amacıyla Hizbullah'ı Litani nehrinin kuzeyine defetmek olduğunu söylüyor.
[1] 04.04.2008 / www.gasteci.com
[2] 04.04.2008 / Yeni Şafak

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Siyonist işbirlikçilerinin, "ABD'nin ırak'ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerin en az zayiatla ülkelerine mümkün…
Ahmet Hoca haykırır; duyarsız insan Anlamaz duygularım, ayarsız insan Akıl vicdan Kur’an’a, uyarsız insan Sultan…
MİLLİ ÇÖZÜME TAVIR ALANLARA KÜÇÜK BİR HATIRLATMA! Milli Çözüm; Kutuplaştırılmış toplumları barıştırarak yaşanabilir bir Dünya…
Siyonizm'in İran'a 4 bir yandan saldırdığı ve tüm vekil güçlerini bu yolda kullandığı şu dönemde…
Sivil Savunma = Kuvayı Milliye; yani Halkın Silahlı Gücü.Dünyada ve bölgemizde yaşanan çok tehlikeli olayların…
İnsanlar duymak istedikleri şeyler söylendiğinde, bunları yalan olarak görmeme eğilimine kaymıştır. İnsanların büyük bir kısmı…
Gerçeğe dönülmediği takdirde batılıların ülkemizi saha savaşı ile değil ekonomik savaşla,daha çok borca sokarak yeraltı…
ÜLKEMİZİN HER VATANDAŞINI (hain olmadıkça) SEVERİZ ANCAK "TOPRAK KAYIYOR TOPRAK" GERÇEĞİNDEN HAREKETLE VATANIMIZI DAHA ÇOK…
Nadir element rezevlerinin özellikle Bor madenlerinin tamamına yakınını, IMF üzerinden Yahudi iradesindeki sermayeye devretmek.. Sadece…
Makam mevki aşıklarının, para sevdalılarının odağı olmuş Cumhur ittifakı artık milletimiz için tam manasıyla bir…