Allah'ın vadinden ve kudretinden, Hz. Peygamberimizin Mehdiyet ve Medeniyet müjdesinden; Milli Görüş'ün galibiyetinden ve Adil Bir Düzenin gelişinden ümidini artık tamamen kesen Fetullah Gülen gibi Ilımlı İslamcılar ABD'ye, M.Şevket Eygi gibi en katıksız şeriatçılar ise sonunda AB'ye sığınmaktan başka çare kalmadığını söylüyordu.
Oysa " Almanya Parlamento Başkanı ve Türkiye uzmanı Von Hassel geçen seçimlerde Die Welt Gazetesinde yazdığı makalede şöyle diyordu:
"Ey Avrupalılar, size yalvarıyorum, Türkiye'yi bir an evvel Ortak Pazara alınız. Bu işi fazla geciktirmeyin. Çünkü Türkiye'de Milli Görüş gittikçe güçleniyor ve iktidara geliyor. Gözünüzü açın ve fırsatı kaçırmayın. Çünkü Erbakan'ın iktidarı; Yeni Bir Türkiye'nin değil, Yeni Bir Dünyanın kurulması demektir." Evet bu Alman gavuru daha isabetli ve ferasetli görünüyordu.
"Üç Şerden Birini Seçmek" başlıklı yazısında açıkça AB'yi savunuyordu:
"Ulusalcılar, Ergenekoncular, militan GY'ler (Gizli Yahudileri) AB'nin içişlerimize karışmasından son derece rahatsızlar ve köpürüyorlar. Gerçekten bağımsız bir Türkiye istediklerinden mi? Keşke öyle olsa… (Gizli Yahudilerin ve sabataistlerin AB'nin içişlerimize karışmasından rahatsızlık duydukları bir çarpıtmadır. Aksine AB'ye girmeye bunlar canu gönülden arka çıkmaktadır. M.Ç.)
Onlar Müslüman çoğunluk üzerindeki baskılarının kalkmasını, memleketi atalarının ve babalarının çiftliği gibi idare etme sisteminin yıkılmasını istemiyor, kendi düzenlerini korumak için sinirleniyor.
Biz Müslümanlar bu durumda ne yapmalıyız? Üç şık var:
Birincisi: Kendi kimliğimize, kültürümüze, millî yapımıza, kendi kişiliğimize uygun; insan haklarına bağlı ve saygılı gerçek ve tam bir demokrasi. Şimdilik bu yol bize kapalıdır.
İkinci şık: Ulusalcı vesayet demokrasisine razı olmak; öz vatanımızda ikinci sınıf vatandaş, sömürge yerlisi olarak yaşamaya devam etmek.
Üçüncüsü: Avrupa Birliği'ne üye olmak, AB vesayeti altında yaşamaktır.
Samimî konuşayım, bunların üçü de şerdir, sakıncalı tarafları vardır. Bunlardan hangisi ehven ve ehaff''tır, yâni en hafifidir. Bence AB üyesi olmaktır.
Türkiye AB üyesi olursa ne gibi olumlu gelişmeler meydana gelecektir? Hatırıma gelenleri sayayım:
1. Kokuşma azalacak, ülkeye temizlik ve şeffaflık gelecektir. Avrupa Birliği, son derece kirli, kokuşmuş bir ülkeyi istemeyecektir.
2. İnsan haklarına riayet edilecektir.
3. Müslüman çoğunluk din, inanç, ibadet, inandığı gibi yaşamak, dinî dernek kurmak, din okulları açmak hürriyetine erişecektir.
4. Tasavvuf ve maneviyat dergâhları tekrar serbest ve yasal hale gelecektir.
5. Müslümanlar üzerindeki kılık kıyafet, kültür, yazı lisan edebiyat baskıları ve diğer zorlamalar sona erecektir.
6. En önemlisi, ülkenin kalkınmasını önleyen resmî ideolojiye son verilecektir.
7. Devlet ve hükümet idaresinde hukukun üstünlüğü prensibi gözetilecektir.
AB'ye girmenin sakıncaları olmayacak mıdır? Olacaktır, hem de bir yığın. Lakin dikensiz gül olmaz, sakıncasız menfaat olmaz.
Yazımın başında üç şıkkın da şer olduğunu beyan etmiştim. Biz bunlardan en hafif olanını tercih ile mükellefiz.
Şu hususu da beyan edeyim:
Ülkemde tam ve gerçek manada bağımsız, millî kimlik ve kültüre bağlı ve saygılı bir sistem olsa, elbette şerlerin ehven ve ehaff olanını seçmeyi düşünmem. Realist olalım, biz Müslüman çoğunluk şu anda ülkemizin, devletimizin gidişatı, idaresi hakkında söz sahibi değiliz. Vesayet altındayız, elimiz kolumuz bağlı. Seçimleri yüzde 90 kazansak yine haklarımıza sahip olamıyoruz. Bu eli kolu bağlılıkta, bu zillet ve esarette kendi hatalarımızın, hıyanetlerimizin, yanlışlarımızın çok büyük rolü var. Sımsıkı bir birlik olmamız gerekirken bin parçaya ayrılmışız. Yeterli sayıda uzmanlar, güçlü kadrolar yetiştirememişiz. Kendimize yabancı düşmüşüz. Ahlâkımız ve karakterimiz bozulmuş, egemen azınlıkların oyuncağı ve esiri olmuşuz. Bu kötü durumdan kurtulmamız (kurtulabileceksek) AB üyeliği ile belki mümkündür.
Osmanlı İmparatorluğu 19'uncu asırda Avrupa düvel-i muazzamasının (büyük devletlerinin) bir nevi himayesine girerek parçalanmasını geciktirmişti. Avrupa devletleri bizi korumuş olmasalardı, 1877 Moskof savaşından sonra İstanbul'a kadar kayb etmiş olduğumuz Rumeli topraklarımızın önemli bir kısmını geri alabilir miydik?
İnşaallah bu ülkede bir gün gelir tam bağımsızlık güneşi doğar. O zaman himayeye mimayeye, AB'ye MABE'ye lüzum kalmaz.
Tam bağımsızlık olmuyorsa şerlerin ehveni ve ehaffı…
AB'ye üye olursak ahlâksızlık, fuhşiyyat artarmış… Sanki bugün çok ahlâklıymışız, çok faziletliymişiz de…[1]
Bu talihsiz sözlerin ve önerilerin,
· Kur'an'ın hüküm ve amaçlarına
· Vicdani şuur ve insani onur yaklaşımına
· Milli haysiyet ve hürriyet anlayışına
· Tarihi ve tabii oluşumlara ve fiili durumlara
· Ve; AB'nin de, ABD'nin de, Türkiye'deki gizli, masonik ve sabataist çetenin de, hepsinin Siyonist Yahudi şebekesinin güdümünde ve kontrolünde olduğu hakikatına uygun olup olmadığını, iz'an ve insaf ehlinin takdirine bırakıyoruz… Ve bu mandacı ve sığınmacı tiplerin gerçek tiyniyetini de tiksinerek seyrediyoruz!
Amerika, kendi askerini vuran savaş robotlarını Irak'tan niye geri çekiyordu?
Amerikan ordusu, Irak'ta geçtiğimiz yıl denemeye başladığı son teknoloji ürünü savaş robotlarını, kendi askerlerine ateş açması sebebiyle geri çektiği ortaya çıktı. Teknik arıza ve mühendislik hataları yüzünden 'isyankâr'laştığı belirtilen paletli ve otomatik silahlı robotların, gerekli düzeltme ve geliştirmeler yapıldıktan sonra cepheye yeniden gönderileceği vurgulandı.
Konuyla ilgili açıklamayı Japonya'daki 'RoboBusiness' konferansına katılan Amerikan Kara Kuvvetleri yetkilisi Kevin Fahey'den yapmıştı. Fahey, Özel Silahlar Gözlem ve Keşif Doğrudan Hareket Sistemi (SWORD) bünyesinde üretilen insansız, uzaktan kumandalı askerî araçların, kendilerine emir verilmediği halde hareket ettiklerini veya ateş açtıklarını anlattı.
Olayların ne zaman ve nerede gerçekleştiği konusunda detaylı bilgi vermeyen Amerikalı yetkili, çok tehlikeli teknolojik kazaların son anda engellendiğini, 5.56 milimetre çapındaki M249 hafif makineli silahlarla donatılmış robotların, ABD'li askerleri hedeflemeleri üzerine denemelerin durdurulduğunu aktaran Fahey, yine de bu makinelerin, silahlandırılmış insansız keşif uçaklarından daha güvenilir olduğunu açıkladı. Amerikalı uzman, insansız savaş makinelerine güvenebilmek için en az 10-20 yıl geçmesi gerektiğini; SWORD makinelerinin yanı sıra, 7.62 milimetre çapındaki ağır makineli silahlar ve geliştirilmiş güvenlik şartları sunan Modüler Gelişmiş Silahlı Robotik Sistem (MAARS) robotlarının da 1 yıl içinde denenmesine başlanılacağını hatırlattı.
Amerikan ordusunun, Askeri İnsansız Yer Araçları projesi kapsamında Irak ve Afganistan'da 6 bin robot kullandığı ifade ediliyor. Swords adlı uzaktan kumandalı özel silah sistemleri çerçevesinde tasarlanan ve üretilen robot sistemleri için Amerika'nın 2012 yılına kadar en az 1,7 milyar dolar harcamayı planladığı söyleniyor.[2]
Bunları okurken, Erbakan Hoca'nın Emperyalist ve Siyonist zalimlerin ürettiği nükleer ve biyolojik füzelerin ve son sistem tahrip edicilerin aynısını yapmaya çalışmak yerine, bunları etkisiz hale getirecek veya silahları Ebrehe'nin Filleri gibi kendi sahiplerine çevirecek teknolojiler üzerine yoğunlaşmak gerektiğini ve bu konularda oldukça sevindirici ve unut verici gelişmeler kaydedildiğini" Türkiye'den ve İslam ülkelerinden katılan yüzlerce bilim ve siyaset adamına anlattığı sözler hatırımıza geliyor ve elhamdulillah dedirtiyor.
TSK, "insansız silah kuleleri" üretiyordu
Türk savunma sanayinin önemli kuruluşlarından Aselsan ve FNSS Savunma Sistemleri A.Ş, Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere askeri zırhlıların tahrip gücünü artıran ve zayiatı azaltacak özellikte 'insansız silah kulesi' geliştirmek için bir araya geldi.
Sistemin geliştirilmesine ilişkin protokolün imza töreninde konuşan Savunma Sanayi Müsteşarı Murad Bayar, Türk savunma şirketlerinin ulaştığı noktadan memnuniyeti dile getirirken, geliştirme projesinin bir senede teslim aşamasına gelmesinin hayli iddialı bir takvim olduğunu söyledi.
Bayar, şirketler arası teknolojik işbirliği ve kendi kaynaklarıyla yaptığı bu Ar-Ge'nin sektör şirketleri için önemli bir örnek teşkil edeceğini belirtti.
FNSS Genel Müdürü Nail Kurt, şirketlerinin yurtdışında da önemli işbirliği projelerine imza attığını, yurtdışına pazarladığı ürünlerinde de Asalsen, MKEK gibi Türk şirketlerinin ürünlerini kullandıklarını ifade etti.
Aselsan Genel Müdürü Cengiz Ergeneman ise; geliştirecekleri ürünün gece-gündüz atış yapabileceğini, yurtiçi ve yurtdışında büyük talep göreceğini ve geliştirecekleri uzaktan kumandalı kulenin yeni üretilen zırhlılara monte edilebileceği gibi, mevcut zırhlı araçların modernizasyonunda da kullanılabileceğini kaydetti.
Ergeneman, her türlü hava koşulunda kullanılabilecek ve atış isabetini artırarak uzaktan kumandalı olması nedeniyle insan kaybını azaltacak sistemin, terörle mücadelede önemli bir kazanım sağlayacağını dile getirdi.
İlk defa Türkiye üretiyor!
Aselsan ve FNSS tarafından, tekerlekli ve paletli zırhlı araçlara entegre edilmek üzere 24 veya 30 mm otomatik topların silah olarak kullanılacağı, zırhlı korumalı, uzaktan komutalı ve stabilize atış kontrol sistemine sahip silah kulesini ortak geliştirmeye karar verildi.
Tekerlekli ve paletli zırhlı araçlar ile zırhlı silah kulesi üreticisi olan FNSS, ağırlıklı olarak zırhlı kule, mekanik sistemler ve araç ara yüzlerini, askeri elektronik sistemler üreticisi Aselsan ise gündüz ve gece görüş, atış kontrol ve stabilizassyon sistemini geliştirecekti.
Sistemde kullanılacak top ile eş eksenli olarak yerleştirilmiş bir adet de 7,62 mm makinalı tüfek bulunacak ve kulede sis bombalarına yer verilecek ve silah kumanda birimiyle sistemin tüm fonksiyonları uzaktan kumanda edilebilecekti. Kule üzerinde bulunacak ısıya duyarlı termal kamera, gündüz görüş kamerası ve lazer mesafe ölçme cihazı ile gece-gündüz her türlü hava koşulunda sistem görevini yerine getirecekti.
Sistem elektronik stabilizasyon ve otomatik hedef izleme özelliği sayesinde, hareket halinde iken üzerine yerleştirildiği aracın hareketinden etkilenmeden ateş edebilecekti.
Hareket halinde hareketli hedeflere yüksek isabet kaydediyor
Sistem otomatik olarak balistik hesaplamaları yapacak ve nişancıya zırh koruması altında sadece tetiğe basmak düşecekti. Bu özellikleri sayesinde sistemde, hareket halinde ve hareketli hedeflere karşı çok yüksek isabet oranı elde edilebilecekti.[3]
Mevla Benavi, açıkça ve alçakça hücum ederek, Abdullah Öcalan ise, yandaş görünerek, Atatürk'ü küçültmeye çalışıyordu:
İsveç'ten kerkuk-kurdistan.com. sitesinde yazan Yahudi aslılı, sözde Kürt Ulusalcısı şunları yazıyor:
"Abdullah Öcalan'ın Atatürk aşkı biliniyor. Her görüşmesinde Atatürk'ü övüyor. Yalçın Küçük, Abdullah Öcalan'ın eskiden beri Kemalist olduğunu defalarca söyleyip yazıyor. Türkiye'deki Kemalistler ve Atatürkçüler zaten biliniyor. Bilinmeyen, tartışılmayan Atatürk'ün kendisidir. Abdullah Öclan'ın öve öve bitiremediği Atatürk'ün sadece bir tarafına, yani çok bilgili olduğu iddiasına ve ona bağlı olarak Abdullah Öcalan'ın görüşme notlarına değinmeğe çalışacağım.
Abdullah Öcalan'ın görüşme notları, Türk devletinin Kürt milletine karşı uyguladığı politikasının bir yansımasıdır. Abdullah Öcalan'ın söyledikleri ve bazen terbiye sınırını aşan ifadeleri, Türk generallerinin isteğidir. Abdullah Öcalan'ın Kürt Milleti dostlarına karşı söyledikleri de tamamen Türk devletinin ilgi ve isteği doğrultusundadır. Kürt milletine dost elini uzatan herkese Abdullah Öcalan ve Türkler küfür ediyor. Abdullah Öcalan Kürtlere Türk devletinin politikasını uyguladığı için ve görüşme notları da bunun aracı olduğu için, devlet içerisindeki çelişki, tutarsızlık ve cehaletin de ortaya çıkmasına vesile oluyor.
Türklere göre Atatürk, eşi benzeri olmayan insanüstü bir yaratıktır. Atatürk'le ilgili bazı şiirlerde peygamber diyen bile çıkıyor. Oysa Atatürk, Türk'ün köksüzlüğünün ve kültürsüzlüğünün sadece ifadesi değil, aynı zamanda süreklilik kazanmasındaki önemli faktörlerden bir tanesidir. Atatürk'ün bir öncesinin olmaması, özellikle Türk ordusunun köksüzlüğü, geleneksizlik ve dayanaksızlığının önemli nedenlerinden bir tanesidir.
Önce İlker Başbuğ'un Atatürk'ünü bakalım. İlker Başbuğ, 25 Eylül 2006 Kara Harp Okulu eğitim öğretim yılı açılış töreni esnasında yaptığı konuşmayı esas olarak Atatürk, ulus devlet ve Kemalizm'in izahına ayırmıştır. İlker Başbuğ, Atatürk'ün entellektüel kabiliyetini ispatlamaya çalışıyor ve şöyle diyor:
[Atatürk'ün yaşamını eşsiz kılan unsurlardan birisi de O'nun bir dahi olarak tanımlanmasıdır. Oxford üniversitesi bilim adamları O'nu "çok üstün zekâya sahip bir insan, bir asker ama özünde bir bilgin" olarak tanımlamaktadırlar.]
"Atatürk'ün askerlikten tarihe, dilden uygarlıklara, sosyolojiden psikolojiye, felsefeden ekonomiye kadar uzanan ilgi alanının genişliğini ve okuduğu düşünürlerle yazarları en iyi anlatan kaynak, özel kitaplığıdır." (Ama nedense Atatürk'ün Dini bilgisi, Kur'an incelemesi ve İslami eserleri ve görüşleri üzerinde durulmamıştır. M.Ç.)
İlker Başbuğ Atatürk'ün bir özel kitaplığında 4000 üzerinde kitabın bulunduğu ve bunların Atatürk tarafından okunduğunu incelendiğini söylüyor ve şöyle diyor:
[Çözülmesi gereken sayısız sorunla karşılaşan bir lider için, kısa bir yaşama sığdırılan ve üzerine not düşülecek kadar inceden inceye okunan 4000'i aşkın kitap… Çankaya ve Anıtkabir'deki kitaplarına baktığınız ve kenarlarına düştüğü dipnotları incelediğiniz zaman göreceksiniz ki, "Atatürk'ün düşünce yapısı", entelektüel temele dayanmaktadır. Bu nedenle o'nun düşünce yapısı, gelecek yüzyıla da damgasını vuracaktır. Bu zengin kitaplıkta, o'nun sorgulayarak ve dikkatle okuduğu kitaplara koyduğu işaretler ve notlar, Atatürk'ün düşünce yapısı hakkında bizlere önemli ipuçları vermektedir.]
İlker Başbuğ'a göre Atatürk; Descart'ı, Kant'ı, Auguste Comte'yi, Jean Jacques Rousseau'yu, Montesquieu'yu, Durkheim'i, Gobineau'nun, Ernest Renan ve başka düşünür, filozof ve sosyolog'u okumuş ve incelemiştir.
İlker Başbuğ, Türk öğretmenlerin, ortaokul öğrencilerine yaptığını, Kara Harp Okulu öğrencileri ve esasında bütün Türklere yapıyor. Yani Türk yalanlarını, 21. yüzyılın, Internet ve ‘informasyon çağında' tekrarlıyor. Çaresizdir" diyen Mevla Benavi, Atatürk'e rağmen yapılan bazı istismar ve saptırmaları O'na yüklemeye çalışıyor, ama kendi kinin, bilgisizliğini ve kötü niyetini de açığa vuruyordu.
"Şimdi Abdullah Öclan'ın Atatürk ile ilgili söylediklerine bakalım.
Abdullah Öcalan hemen hemen her görüşmesinde sözü Atatürk'e getirir ve Atatürk'ü över. Atatürk'ün iyi olduğunu ama çevresinin kötü olduğunu söyler. Atatürk'ün antiemperyalist olduğunu ve emperyalizmi yendiğini, becerikli ve bilgili olduğu için de oyunları bozduğunu söyler. Şeyh Sait hareketi gibi Kürt ulusal direnişlerinin de emeperyalizmin oyunu olduğunu söyler.
Abdullah Öcalan Avukatları ile yaptığı 03-04-2004 tarihli ve apocu Internet sitelerinde yayınlanan görüşme notlarında tekrar Atatürk'ü övüyor, onu işlediği cinayetlerden temizlemeğe çalışıyor ve şöyle diyor:
"Çankaya'da kaldığı süre içinde bunları anlamak için sürekli okuyordu, tarihi araştırıyordu. Ben de burada bunu yapıyorum, sürekli okuyorum, kafama takılan bir şeyi çözene kadar uğraşıyorum."
Görüşme notlarının devamında da:
[Mustafa Kemal emperyalistlerin oyunlarının farkındadır ve bu tuzakları boşa çıkarmıştır. Bu büyük bir olaydır. İngilizlerin imparatorluk üzerindeki emellerine taş koymuştur. Bunun için İngilizler Mustafa Kemal'e müthiş öfke duymuştur ve O'nu Çankaya'da baskı ve kuşatma altında tutmuştur. Bununla Mustafa Kemal'den intikam alıyorlar. İşte Mustafa Kemal, bunu gören ender insanlardandır. Mustafa Kemal bu oyunları halkla bir araya gelerek bozmaya çalışmıştır. Ama bunun önüne geçmek için O'nu Çankaya'ya bir nevi hapsedip hastalığıyla baş başa bırakmışlar.]
"Mustafa Kemal'in etrafı ittihat terakki kadrolarıyla kuşatılmıştı. Bunlar provokasyonlarla Atatürk'ün milli hedeflerini engellemeye çalışmıştı. İşte biliyorsunuz Şeyh Sait olayı, yine Mustafa Suphi olayı bu yüzden çıkmıştı. Menemen olayı, hepsi. Mustafa Suphi öldürüldü, Mustafa Kemal'in bundan haberi bile yoktu" diyor.
Şimdi Atatürk'ü Atatürk yapanlardan Falih Rıfkı Atay'ın Atatürk ve Latin alfabesi ile yazdıklarına bakalım.Sabah gazetesi şöyle yazıyor:
[Ertesi gün Mustafa Kemal'in yanına giren Falih Rıfkı da, 'Q' harfinin gereksizliğini anlatır. O günlerde yeni alfabede küçük harf kullanan Mustafa Kemal, imzasında kullandığı miniskül (küçük harf) 'q'yu beğenmez. Ve 'q'dan vazgeçilir. Bu olayı Çankaya adlı kitabında anlatan Falih Rıfkı, şöyle ilave eder: "Bu yüzden 'q' harfinden kurtulduk. Bereket, Atatürk 'q'nun büyük harf olan 'Q'yu bilmiyordu. Çünkü o, 'k'nın büyütülmüşünden daha gösterişli idi.]
Bütün bunlar Atatürk'ün:
· Latin alfabesini bilmediğini gösterir.
· Latin alfabesi ile yazılan hiçbir dili de öğrenmediğini gösterir.
· Atatürk'ün Latin alfabesi ile tedrisat yapan ya da Fransız, İngiliz, Alman dillerinin öğretildiği herhangi bir okulda eğitim görmediğini gösterir.
· İngilizce, Fransızca veya Almanca yazılan herhangi bir kitap, gazete dergi vb. yi görmediğini veya ciddi bir şekilde ilgilenmediğini gösterir.
· Batılı filozof ve düşünürleri, Latin alfabesini okuyup takip etmediğini gösterir.
Bu İlker Başbuğ'un ve Abdullah Öcalan'ın Atatürk ile ilgili iddialarının uydurma olduğunu ve geçersizliğini gösterir. Eğer Atatürk Latin alfabesi ile yazılmış bir kitabı eline almış olsaydı veya kitabı karıştırmış dahi olsaydı, en azından Latin alfabesinde büyük ve küçük harflerin olduğunu bilirdi."
İddiaları temelsizdir ve sadece gülünüp geçilecek şeylerdir. Çünkü Atatürk'ün okuduğu Fransızca kitapları ve üzerine düştüğü notları ve bizzat Almancadan tercüme ettiği "Savunma Stratejileri ve Askerlik Eğitimi" kitapçıkları herkesçe bilinmektedir.
"Geriye Atatürk'ün, batılı filozof ve düşünürleri, Osmanlıcaya tercüme edilmiş kitaplardan okumuş olması kalır.
Bunun mümkün olmadığını biliyoruz. Atatürk yaşadığı sürece O'nun ‘ulemalığına' yetecek kadar kitap, batı dillerinden Osmanlıcaya tercüme edilmemiştir" iddiaları da tamamen yanlıştır. Çünkü yüzyıllar öncesinden Osmanlıcaya ve Arapçaya çevrilen yüzlerce eser elimizdedir.
"Atatürk'ün okuryazar olduğu da şüphelidir. Analfbet olması ihtimali oldukça yüksektir. Sadece Latin analfabeti değil, tamamen anlafabet ihtimali oldukça yüksektir" iddiaları ise; kendisinin kötü niyetinin, bozuk karakterinin ve yalan söylediğinin belgesi gibidir.
İlker Başbuğ Kara Harp Okulundaki konuşmasında Atatürk ile ilgili bir şöyle diyor:
"Görüldüğü gibi; Atatürk'ün tek bir öğretinin, ya da düşünürün izleyicisi olmadığı, onların hepsini değerlendirerek, üstün bir analiz yeteneğiyle bir sonuca vardığı, açık olarak ortadadır."
Abdullah Öcalan'ın "Çankaya'da kaldığı süre içinde bunları anlamak için sürekli okuyordu, tarihi araştırıyordu." iddiası tamamen uydurmadır ve bir Türk yalanıdır. Atatürk Çankaya'da kaldığı zamanın büyük bir kısmını içki'ye vermiş ve zamanı sarhoş geçmiştir. Alkolik bir insanın 'inceleme' yapması ise bir ‘Çılgın Türk' icadıdır" [4] iddiaları ise sahte Atatürkçülerin ve sabataist Yahudilerin düzmeceleridir.
Ha sahi, şu Siyonist ve emperyalist merkezler, AB ve ABD gibi hain ve zalim ülkeler, gerçek Atatürkçülükten ve Milli Görüşten niye bu denli tedirgindir ve ille de değiştirip dejenere etmek peşindedir?
][1] 14.04.2008
][2] 14.04.2008 / Tokyo, Cihan / Zaman
[3] Anadolu Ajansı / 22 Mart 2008

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…