YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e738900d938
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 9 9
Bugün : 15318
Dün : 58085
Bu ay : 1174163
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53319221
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Özgüven, inancın eseridir

Özgüven: Kişinin, Allah'ın yardımıyla her işi başaracağına inanması; hiçbir konuda yılgınlık ve karamsarlığa kapılmaması; "ben bunu asla başaramam, bu sorunları aşamam, bu saldırı ve sıkıntılarla başa çıkamam" gibi korku ve kuruntulardan kurtulması demektir. Rabbine ve Onun verdiği yeteneklere güvenmeyenin, girişimcilik ruhu körlenip ölecek ve böyleleri silik ve sıradan insanlar haline gelecektir.

Kur'an'da bu özgüven "Azimet" olarak tavsiye edilir. Azimet; kesin karar verme, sabır ve sebat gösterme riskli ve zahmetli işlere girişme, sırlı ve tılsımlı bir tevekküle erişme, haklı ve hayırlı bildiği, ama zor ve uzun yolculuğuna gitme gibi anlamlar içerir.

Arapça'da;

Azam: Çok azimli, arslan,

Ulul-azim: Büyük sebat sahibi peygamberler

Azmi: Vefakâr, ahdine ve davasına bağlı

Azaimullah: Allah'ın farz kıldığı hukuk ve ahlak kuralları anlamına gelir.

"(Yapacağın bir) iş konusunda, onlarla (ekip arkadaşlarınla ve ilgili uzmanlarla) müşavere et. (İyice düşünüp değerlendirdikten sonra) Eğer azmedersen (b,ir işe kesin karar verirsen) artık Allah'a tevekkül et."[1] ayeti; gerekli araştırma ve soruşturmaları yaptıktan sonra, uygun ve doğru bir karar verince, artık bundan geri adım atılmaması, tam bir tevekkül ve özgüvenle hemen işe başlanması gerektiğini öğütlemektedir.

"(Cihat; Hakkı hakim kılma ve Milli Savunma konusunda) iş azimet (kesin kararlılık ve dayanıklılık) gerektiği zaman şayet Allah'a sadakat gösterselerdi şüphesiz kendileri için daha hayırlı olurdu."[2] ayeti de; başarı ve zaferin, inanmak ve özgüven sahibi olmaktan geçtiğini öğretmektedir.

Hz. Lokman'ın:

"Ey oğlcağazım! (Allah'a teslimiyet ve vicdani hürriyet alameti olan) namazı dosdoğru kıl, ma'rufu (iyi ve güzel olanı) emret, münkerden (kötü ve çirkin işlerden) men et (bunları yapacak adil b,ir düzen kurmaya çalış) ve bunları yaparken sana dokunacak zarar ve saldırılara karşı da sabret. Çünkü bunlar azim gösterilmesi gereken (ve özgüven isteyen) işlerdendir"[3] ayeti de bu gerçeğe işaret etmektedir.

Kısaca özgüven özgürlük, ürkeklik ve çekingenlik ise esarettir.

Başarılı olmak=Özgüven

Özgüven; kendimiz ve yeteneklerimiz hakkında pozitif ve gerçekçi bir anlayışa sahip olduğumuz anlamına gelmektedir. Diğer taraftan, özgüven eksikliği ise; kendinden şüphe duymak, pasiflik, boyun eğme, aşırı uyum gösterme, yalnızlık, eleştirilere karşı hassas olma, güvensizlik, depresyon, aşağılık duygusu ve sevilmediğini hissetme gibi kavramlarla tanımlanabilir. Davasına, camiasına ve kutsallarına hıyanet edenlerde daha sık görülen bir aşağılık psikolojisidir. Özgüvenimizin zayıfladığı durumlarda yapabileceğimiz ilk iş, hiç kimsenin mükemmel olmadığını kabul etmektir. Belki, başka insanların sizin sahip olmadığınız becerileri olabilir. Ancak, sizin de büyük olasılıkla, onların yapamadığı bazı şeyleri başarabildiğiniz bir gerçektir. Özellikle, onlarla rekabet edebileceğiniz alanlarda kendi yeteneklerinizi geliştirmeye odaklanmanız gerekir. O nedenle tüm yapabileceklerinizi aklınıza getirip, yapamayacaklarınız için fazlaca endişelenmeniz, onlara takılıp üzülmeniz yersizdir. Özgüveni artırmanın iyi bir yolu, yaşamdaki başarılarımızı hatırınıza getirmektir. Sahip olduğumuz tüm yeteneklerimizi, iyi kullandığımız becerilerimizi aklımıza getirelim ve güvenli davranarak kazançlı çıktığımız zamanları düşünelim. Eğer, siz de özgüveninizi kazanmak ve geliştirmek istiyorsanız, yeteneklerinizi önemseyin ve kabuğunuzdan çıkıverin. Daha rahat ve girişken davranmayı öğrenin. Fikirlerinizi daha sesli ifade edin. Sorumluluklar üstlenin. İş yaşamınızda karar alma süreçlerinde ve uygulamalarda daha aktif olarak kendinizi gösterin. Enerjik olmak için bu tür insanları kendinize örnek edinin. Cesaretli olun, hata yapmaktan çekinmeyin. Başarısızlıkların birer ders olduğunu, ya da başarı yolunda küçük molalar olduğunu kabul edin. Böylece elde ettiğiniz her başarıyla özgüveninizin arttığını göreceksiniz. 

Özgüven eksikliğinin nedenleri

1-İnancına ve vicdanına aykırı davranma sonucu oluşan aşağılık duygusu ve umutsuzluk gibi durumlar: genellikle siyaset ve ticarette evde, eğitimde veya işte yaşadığımız kimi olumsuz yaşam deneyimlerinden sonra ortaya çıkar. Örneğin, siz büyüme aşamasındayken, ebeveynleriniz size sağlıklı ve destekleyici bir çevre sağlayamamış olabilir. Size karşı çok eleştirel, talepkâr ve/veya aşırı koruyucu olabilirler. Sonuç olarak, kendiniz hakkında olumsuz düşünmeye başlarsınız.

2- Himayesine sığındığı çevrelerce terk edilmek; aileden bir yakınını veya bir arkadaşını kaybetmek. Örneğin: anne-babanızın boşanması, evinizden ilk kez ayrılıyor olmak, ailenizden ve yakın çevrenizden kopmak sonucu kendinizi sahipsiz ve korumasız sanırsınız.

3-Başarısızlık, hayal kırıklığı gibi olumsuz olayları bir deneyim gibi algılamaktansa, bunların üzerinde fazla durmamalı ve yeni hamleler başlatmalısınız.

4-Kendinizi veya yeteneklerinizi çok acımasız bir şekilde eleştirmek ve ümitsizliğe düşmek yerine, yeni şartlar ve fırsatlar aramalısınız.

5-Olayların sonuçlarını, gerçekte olduklarından daha kötü bir şekilde değerlendirmeği bırakıp daha olumlu ve onurlu yaklaşmalısınız.

6-Ailenizin ve yakın çevrenizin, sizinle ilgili istek ve beklentilerini karşılayabilmek için gereksiz baskı hissedip zorlanmak yerine kendi kimliğinizi geliştirmenize ve kendinize ait kararlar vermeye alışmalısınız.

7-Gerçekçi olmayan hedefler belirlemekten sakınmalısınız.

8-Başarısızlık korkusunu aşmalısınız.

Özgüveninizi nasıl arttırırsınız?

A- Kendiniz hakkında olumlu düşünmeye bakın. Kötüleri ve kötülükleri bırakın.

B- Gerçekçi olan ve beklentilerinizi karşılayan hedeflere odaklanın. Makul seviyede hedefler belirleyin ki, böylece başardığınız şeyler, başta ulaşmayı düşündüğünüz hedeflerlere yakın olsun. Bu durum, özgüveninizi ve kendinizle ilgili memnuniyetinizi destekler. Psikolojik Memnuniyetin formülü şudur: "Kendinizden emin ve memnun olmak = Ne başardığınıza bakıp hatalarınızı saptamak ve yeni hedeflere koşmak.

C- Bir şey başardığınızda Allah'ın lütfundan dolayı huzur duyun ve kendinizi ödüllendirmeye çalışın.

D- Kötü veya üzücü bir şey olduğunda, olumsuz düşüncelerinizin farkına varın. Tamamen duygularınızla hareket etmek yerine, içinde bulunduğunuz şartlar hakkında mantıklı düşünmeye alışın.

E- Zayıf taraflarınız yerine, güçlü taraflarınıza ağırlık verin. Belirli konularda, başkalarına göre daha becerikli ve iddialı bulunduğunuzun ve hayatınızın her alanında mükemmel olmanın imkansız bir şey olduğunun farkına varın.

F- Yaptığınız ve başardığınız şeyleri sadece şansa bağlamayın. Bunun yerine, kişisel gayretleriniz için kendinizi kutlayın, ama şımarmayın.

G- Fikirlerinizi savunun. Diğer bir ifadeyle, başkalarının haklarını ihlal etmeden, kendi duygularınızı, düşüncelerinizi, inançlarınızı, ihtiyaçlarınızı, dürüst ve net bir şekilde ifade etmekten sakınmayın.

H- Haklarınıza sahip çıkmayı öğrenin ve sizin için makul ve mecbur bulunmayan isteklere "hayır" demekten korkmayın. Fikirlerinizi açık ifade edebilme konusunda alacağınız bir eğitim, özgüveninizin gelişmesinde size çok yardımcı olacağını unutmayın.

İ- Yaşamınızda önemli olduğuna inandığınız sorunların bir listesini çıkartın. Daha sonra bunları iyileştirmenin veya değiştirmenin yollarını yazın. Bütün sorunlarınız tabii ki kolay ve hızlı bir şekilde çözülemez ama hemen harekete geçebileceğiniz bazı alanlar da olacaktır.

Özgüveni İyileştirmek için Hatırlanması Gerekenler:

1- Kötü şeyler yerine iyi şeylere yönelin ve kendinizi başarılı ve hayırlı olmaya şartlandırın

2- Kendiniz hakkında olumlu düşünün, umutsuzluğa kapılmayın. Hain ve zalim çevrelerden uzaklaşın.

3- Deneyimlerinizden ders çıkartın, hataları tekrarlamayın.

4- Gerçekçi hedefler belirleyin, hayalci ve geçici hevesli olmayın.

5- Cesaretli davranın. Haklı ve kararlı oldukça korkmayın.

6- Öğrenmeye devam edin, Okuyup araştırmaktan bıkmayın.

7- İşe yarar şeyler yapın, boş ve nahoş şeylerle uğraşmayın.

8- Basitliğe önem verin, sadelikten ve samimiyetten uzaklaşmayın.

9- Değişimi hoş karşılayın, kendinizi de olumlu yönde değiştirmeye ve geliştirmeye bakın. Ama asla öz değerlerinizden taviz vermeye ve dönekleşmeye kalkışmayın.

Çünkü kendisine, yani Rabbinin nimet ve inayetine güvenini kaybedenler, başka kimselerin ve özellikle şeytani çevrelerin himayesine girmeye ve onların sayesinde beklentilerini gerçekleştirmeye yönelecektir. Böylece vicdani hürriyetini ve izzeti nefsini kaybedip, güdümlü kölelere dönüşecektir.  Bu durum sadece fertler için değil, partiler ve cemaatler hatta milletler için de geçerlidir. İşte öz benliklerine, milli ve manevi değer ve dinamiklerine olan özgüvenlerini yitiren AKP'lilerin, Milli Görüş'ten kaytarıp, Siyonist mahfillerin hizmet ve himayesine sığınmaları, siyasi ikbal ve ihtiras uğruna davalarını ve kutsallarını rüşvet vermeye ve satmaya kalkışmaları hep bu yüzdendir.

Oysa mutlu ve kutlu akıbet, muttakilerin ve özgüven sahiplerinindir.

İşte bu özgüvenle AKP'ye çözüm önerileri sunuldu

1960'ların başından itibaren ve daha sonrasında, önce Türkiye'de halkın temsilsisi olan Demokrat Parti'ye saldırılmış; partinin sadece kapatılmasıyla iktifa edilmemiş, başbakan ve iki bakanı asılmıştı. Türk milleti o dönemde siyasette legal çalışmakla başarıya ulaşılamayacağı hissine kapılmış, yeraltı örgütleri oluşmaya başlamıştı. O günleri yaşayanların hatırlayacağı üzere solcular, milliyetçiler ve daha nice gruplar oluşmuş, bunlar yeraltı faaliyetlerine dalmaya başlamışlardı.

Millî Görüş Lideri Erbakan ve arkadaşları ise açık, şeffaf, meşru ve takiyyesiz faaliyetlere geçilmesi görüşünü savunmuş, ilk siyasi partileri (MNP ve MSP) kurmuştu.

Millî Görüşçülerin iddiası şuydu:

Türkiye Anayasası'nın değişmez ikinci maddesine sımsıkı sarılmalı, Anayasa ile İslâmiyet arasında uzlaşma sağlanmalıdır. İslâm düşmanı bir demokrasinin Türkiye'de başarı şansı olmadığı gibi; demokrasiyi kabul etmeyen bir İslâm anlayışının da varlığını sürdürmesi mümkün değildir.

Devran döndü, bilinen değişim ve gelişmeler oldu, bugünlere geldik. AKP iktidara geldi veya getirildi ve ülkeyi yönetmeye başladı. Biz AKP'ye baştan beri çözüm önerileri sunduk.

AKP yöneticilerine sunulan çözüm önerileri neydi?

1. Faizli sistem sömürüye dayanan sistemdir. Özellikle sömürülen sistemde faizle sömürülmekten kurtulmak ve gelişip kalkınmak mümkün değildir. Mutlaka "faizsiz ekonomi"yi tesis etmemiz gerekir. Biz bunun teorisine ve kısmen de pratiğine sahibiz; yararlanın.

2. Demokrat Parti gibi yapmayın, mevcut Anayasa ile iyi işler yapacağınızı zannetmeyin, anayasayı değiştirin. Bunun için askerlerin kurduğu gibi yirmi kişilik "Anayasa İlim Heyeti"ni oluşturun. Buraya her parti aldığı oy oranında ilim adamını versin. Demokratik yoldan demokratik anayasayı hazırlayın ve bunu geciktirip durmayın..

3. KİT'leri özelleştirmeyin, ülkemizin seksen yıllık birikimlerini yabancılara peşkeş çekmeyin; bunun yerine KİT'leri özerkleştirin; bağımsız işletmeler hâline getirin, küçük işletmeler hâline getirin, hisse senetleri ile halka satın. Böylelikle devletin üzerinden yük kalksın. Dayatmacılara ve rantiye baronlarına uyarak, milletin mallarını tamamen talan etmeye kalkmayın.

4. Dış siyasette tüm önemli kararlarınızı askerle birlikte alın. Anayasayı da onların olurunu alarak değiştirin. Ama iç işlerinde orduyu işe karıştırmayın.

5. Hiç zaman kaybetmeden yargıyı bağımsız hâle getirin; tarafsız, bağımsız, etkin ve saygın yargıyı oluşturun. Bunun için soruşturma, bilirkişi, savunma, hakemler yüksek kurullarını kurun. Bu kurullara siyasi partilere aldıkları oy nispetinde üyeler atanmasını sağlatın ve bağımsız yönetim oluşturun. Bunlar demokratik olsun ama ekseriyetin hakim olduğu kurullar olmasın.

6. "Merkez Bankası Yüksek Kurulu"nu kurun ve bu yüksek kurul da yukarıda anlattığımız şekliyle demokratik yoldan oluşsun; yani siyasi partiler halkımızdan aldıkları oy oranlarında bu kurula üye göndersin. Böylece Türk Lirası'nı yabancıların Türkiye'yi yıkma aracı olmaktan çıkarın.

7. Ülkeyi işsizlik belâsından kurtarmanız için "çalışana faizsiz kredi" verin. Emek sahipleri istedikleri işverenin yanında çalışsın, ücretini siz ödeyin. İşveren ham maddeyi alsın, parasını siz ödeyin. Faizsiz ve icrasız kredi verin. Ülkede işsiz tek bir insan bile kalmasın.

8. Medya meselesi çok önemlidir. Basın kooperatifleri kurun. Yazarları bağımsız hâle getirin. Vergiden muaf tutun. Basını sömürü sermayesine bağımlısı olmaktan kurtarın.

9. Dış borçları derhal, hemen, acilen, hiç beklemeden tasfiye edin. Döviz borcunu YTL borcuna çevirin. Faizli borcu kredileşme borcuna çevirin. Para borcunu mal borcuna çevirin. Borcu iştirake/ortaklığa çevirin. Türkiye'yi faizden ve faizli borç belasından uzaklaştırın. Faiz yatırıma dönüşsün ve ülkemize öyle gelsin" uyarıları yapıldı. Ancak bunlar dikkate alınmadı ve hesaba katılmadı.

Ama, endişeye mahal yoktu

Çünkü, tarihte neler olduysa, bundan sonra da sadece o olacaktır.

Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkmak isteyen dış güçler II. Abdülhamit'e I. Meşrutiyet'i ilan ettirmiş ve azınlıkların güçlü bir şekilde yer aldığı bir meclis kurdurmuşlardı. Bin sene önceki ilmihalleri üstelik anlamadan ezberleyen mollaları emirlerine alarak imparatorluğu yıkacaklardı. Abdülhamit Meclisi kapattı, onun yerine okullar ve üniversiteler açtı. Batılılar bunların amacını anladı ve saldırılarını artırdı.

1900'lara gelindiğinde Türkiye'de artık hem Batı'yı hem İslâmiyet'i bilen bir kadro yetişmişti. Açılan mecliste artık azınlıkların borusu ötmüyordu. Çünkü iki uygarlığı da bilen kadro göreve gelmişti. En önemlisi, bu kadronun her iki uygarlığı bilmesi sayesinde Türkiye'de "III. bin yıl uygarlığı"nın temellerini atan aydınlar çıkacaktı..

1910'larda imparatorluğu yıktılar. Siyonizmin güdümündeki Batılılar savaşarak yıktılar. Osmanlı Hanedanı'nı tasfiye ettiler. Çünkü artık imparatorluklar dönemi sona ermişti. Türk halkı "kuvvayı milliye" olarak teşkilatlandı, kişilere değil kendisine güvendi. Böylece bugünün demokrasisinin temeli o zaman atıldı. Çünkü o teşkilat sonra savaşı kazanacak, cumhuriyeti ve demokrasiyi getirecektir. Bugünkü demokrasi mücadelesi de o "kuvvayı milliye ruhu"nun devamıydı.

1920'lerde ise Türkiye beklenmedik başarılara imza attı: 1) İstiklal Savaşı'nı kazandı. 2) Lozan Anlaşması'nı yaptı. 3) En önemlisi, 900 yıllık Anadolu'yu İslâmlaştırma mücadelesinin sonucunu aldı. Türkiye'nin yarısı azınlıklardan oluşurken, yüzde doksanının Müslüman olduğu bir halk ortaya çıktı. Bugün bu nispet yüzde 99'u geçmiştir. Önce Mustafa Kemal'e rağmen, Atatürk'ten sonra rayından saptırılan ve yozlaştırılan İnkılâplarla İslâmiyet baskıya alınmış, ama halkımız Müslümanlığını unutmamıştı. Sonra bu baskı artacak ve Türkiye hem inkılâplarla Batı'yı öğrenecek, hem de İslâmiyet'i terk etmeyecek, hatta İslâmiyet'i daha iyi anlayacaktı.

1930'lara geldiğimizde yeni hamle yapılmıştır. "Muasır medeniyetin fevkine çıkılması" hedeflenmiştir. Bu hedef ve karar basit bir karar değildir. Çünkü imparatorluk yıkılmış ve Lozan'la Türkiye Anadolu'ya hapsedilmiştir. Böylece Türkiye etkisiz basit bir devlet hâline getirilmek istenmiştir. Oysa III. bin yılda etkin devlet olmak için büyük toprağa değil büyük ilme ve tekniğe ihtiyaç vardı. Türkiye artık müspet ilimde dünyaya ışık saçacak ve etkin devlet olacaktı. Bugün nüfus bakımından Avrupa'nın büyük devletleri arasında yer almıştır. İşte Atatürk bu nedenle, Batı medeniyetine ulaşmayı değil her yönden onu aşmayı hedef olarak saptamıştı.

1940'lara geldiğimizde Türkiye Batı tarafında kaldı. Demokrasiye hazırladı. Böylece Türkiye sözde artık tek partili dayatmacı devlet olmaktan çıkıp demokratik devlet olacaktı.

1950'lerde CHP'yi çökerttiler ve Demokrat Parti'yi getirdiler. Türkiye yabancı sermayeyi sokacak, yeniden borçlanacak ve böylece bu devlet de elli sene sonra yıkılacaktı. Ayrıca ahlâksızlık yaygınlaştırılarak Türk halkı İslâmiyet'ten uzaklaştırılacaktı. Türkiye bu dönemde sanayi dönemine adım attı.

1960 darbesi halka karşı yapıldı, ama halkımız olarak o dönemde teşkilatlanmaya, partiler, kooperatifler, vakıflar ve dernekler kurmaya başlandı.

1970 darbesi de milli diriliş ve direnişe karşı yapıldı ama onun ardından Milli Görüş iktidara ortak oldu.

1980 darbesi özellikle milli ve manevi değerlerine sahip kesimlere ve Konya'daki Kudüs Mitingi bahanesiyle yapıldı, insanlarımız hapishanelere tıkıldı ama ondan sonra Milli Görüş'ün eski bir milletvekili adayı başbakanlığa oturtuldu.

1990'lerde iktidarı  Millet adına Erbakan kurdu. Ve hala hasretle aranıyordu.

2000'lerde anayasa ekseriyetiyle iktidar Milli Görüşçü sanılanlara sunuldu.

Artık bundan sonra "Millî Görüşün ve Adil Düzenin" iktidar olacağı kesinlik kazanıyordu.[4]

Bu masonik sistemin acizliğini ve çaresizliğini gösteriyordu. Çünkü sabataist cunta; Turgut Özal ve Tayip Erdoğan gibi, Milli Görüş döküntülerini iktidara taşımak ve ancak böylece Milli Görüşten kurtulmak ve milleti aldatmak mecburiyetinde kalıyordu.

Vadi'deki ihtiyarların Erbakan olduğu iddiası konuşuluyor!

Polat Alemdar'ın, "Devletin gerçek sahipleri" denilen, 'İhtiyarlar'la görüşmesinde yaşanan diyaloglardan yola çıkarak, oluşumun başındaki kişinin Erbakan olduğu ileri sürülüyor.

Kurtlar Vadisi Pusu, son haftalarda yayınlanan bölümleri ve gündeme atfen yaptığı yorumlarla tartışılmaya devam ediyor.

Yayınlanan her bölümüyle, yeni bir tartışma başlatan Kurtlar Vadisi, geçtiğimiz hafta da, dizinin en önemli karakteri olan Polat Alemdar'ın, "Devletin gerçek sahipleri" olarak vasıflandırılan, "İhtiyarlar" isimli bir yapılanmaya dahil olmasıyla gündeme oturdu. Herkes devletin gerçek sahipleri olarak kendilerini tanıtan ihtiyarların, aslında kimler olabileceğini merak ederken, konuyla ilgili oldukça farklı yorumlar dillendiriliyor…

Kurtlar Vadisi Pusu'nun son bölümlerinde ortaya çıkan "İhtiyarlar" aslında kim? Söylemleri kimlerle benzerlik gösteriyor? Türkiye'nin iç ve dış meseleleri ile ilgili oldukça ilginç ayrıntılar aktaran Kurtlar Vadisi, "İhtiyarlar" olarak öne çıkarttığı yapılanma ile kimi kastediyor? Ne mesaj veriyor? Tüm Türkiye işte bu soruların cevabını merak ediyor.

Geçtiğimiz bölümlerde, dizinin ana karakteri Polat Alemdar, camide babasının ceketine bırakılan bir pusula ile "Ölü Balığın Dirildiği Yer"de bir görüşmeye çağrılmıştı. Polat, şifreyi çözmek için sufi bir karakter taşıyan babasına başvurmuş ve mesajın içeriğini babasından öğrenerek ihtiyarlarla buluşmuştu. Dizinin son bölümünde ise İhtiyarlarla Polat'ın görüşmesinin detayları vardı ve Türkiye bu detayların verilişi esnasında ekran başına kilitlenerek İhtiyarlarla Polat Alemdar arasındaki diyalogun nasıl geliştiğini izliyor.

Dizinin kimi takipçileri ise, Kurtlar Vadisi Pusu'nun son bölümünde 'İhtiyarlar' olarak isimlendirilen yapılanmanın mesajlarıyla, Necmettin ERBAKAN'ın konuşmalarında vurguladığı hususlar arasında ciddi benzerlikler olduğunu düşünüyorlar.

İşte dizide "İhtiyarlar" olarak isimlendirilen yapılanmanın mesajlarıyla, Necmettin ERBAKAN'ın değişik konuşmalarındaki ifadeleri arasında dikkatleri çeken benzerlikler:

İhtiyarlar: Bizler ışığını Alparslan'la yakanız.

Necmettin ERBAKAN: Milli Görüş, Sultan Alparslan'ın Malazgirt'teki görüşüdür,

İhtiyarlar: Selahaddin Eyyubi ile yakanız.

Necmettin ERBAKAN: Milli Görüş, Selahaddin Eyyubi'nin görüşüdür.

İhtiyarlar: Fatih çağ açarken elindeki meşalede biz vardık.

Necmettin ERBAKAN: Milli Görüş, Sultan Fatih'in görüşüdür, Sultan Fatih ne sağcıydı ne solcuydu, Milli Görüşçü idi. İstanbul Milli Görüş'le fethedilmiştir.

İhtiyarlar: Kıbrıs, bizim için dönüm noktası oldu. Azerbaycan, Bosna, Çeçenistan…

Necmettin ERBAKAN: Bosna'yı kurtarmak, Azerbaycan'ı kurtarmak için, Çeçenistan'ı kurtarmak için…

İhtiyarlar: Biz bu dünyaya barış ve adaleti geçmişte getirdik, gelecek de bu barış ve adalete muhtaç.

Necmettin ERBAKAN: Biz tarihimiz itibariyle 11 asır yeryüzünde Adil Düzeni gerçekleştirdik. Bütün insanların Allah'ın nimetlerine ulaşabilmesi, haksızlık ve sömürünün olmadığı bir düzenin kurulmasıyla, mümkün."

Evet Hz. Peygamberimizin "harp hiledir" hadisi ve hikmetince, gerektiğinde zalim ve hain düşmanlara film ve polim de yapılır. Ancak Erbakan Hoca öyle dizilerle düzmecelerle değil, projelerle ve teknolojik güçle siyonizmin saltanatını yıkmaya hazırlanmıştır ve artık mutlu sona yaklaşmıştır.

Bu nedenle, yukarıdaki yakıştırmalar, sadece iyilerin umudunu, kötülerin korku ve kuşkusunu yansıtması bakımından anlamlıdır. Ve zaten İsrail, daha şimdiden boşalmaya başlamıştır.

İsrailliler niye kaçıyor?

İsrail'den gelen haberlere bakılırsa Amerika ve İsrail'in bölgede izlediği politika, özellikle İran'a yönelik bir operasyon senaryoları İsraillileri çok korkutuyor. Böyle bir operasyonun İsrail'i hedef haline getireceğini düşünen İsrailliler ABD ve Avrupa'ya göçe başlamışlar.

Zengin İsrailliler Amerika, Avrupa ve Kanada'da gayrimenkul alımlarını hızlandırmışlar.

Siyonist İsrail Hükümeti bu duruma önlem almaya çalışıyor, ancak etkili olamamanın telaşı içinde bocalamaktalar.

 


[1] Ali İmran: 159

[2] Muhammed: 21

[3] Lokman: 17

[4] Reşat Nuri Erol / Milli Gazete

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Nail KIZILKAN

Nail KIZILKAN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...