YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
697fd6ad2a846
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 1
Bugün : 2605
Dün : 57744
Bu ay : 60349
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48763662
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Başörtüsü yasağını destekleyen ve Müslüman Türk halkına en azından bir saygıyı bile esirgeyenlerin Türkçülüğü ile; Sevr'in uygulanması ve ülkemizin parçalanması için kiralandıkları AB'nin yerli misyonerliğini yürüten 2.ci Cumhuriyetçi solcuların ve ılımlı İslamcıların Kürtçülüğü, görünüşte farklı ve ayrı şeyler zannedilse de, gerçekte aynı kapıya çıkmaktadır. Hatta yakinen biliyoruz ki, birçoğu aynı Mason Localarına bağlıdır.

Karanlık ve kiralık kafalı 100 aydından Gül'e: "DTP'yi ciddiye alın" önerisi

Bir grup akademisyen ve sivil toplum örgütü temsilcisi etiketli, yerli AB misyoneri; Cumhurbaşkanı Gül'e, 100 kişinin imzasını taşıyan mektup vermişti. Mektupta "DTP siyasi aktör olsun" çağrısı yapılmaktaydı.

Kürt sorununa barışçıl bir çözüm bulunması için bir mektup kaleme alan yüz kadar akademisyen, yazar ve sivil toplum örgütü temsilcilerini Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Huber Köşkü'nde kabul etmişti. Cumhurbaşkanı'yla görüşmeye Prof. Dr. Gençay Gürsoy, Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, Prof. Dr. Mithat Sancar, Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu, Prof. Dr. Tahsin Yeşildere, Prof. Dr. Binnaz Toprak, Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu, Kadın Merkezi Başkanı Nebahat Akkoç, İbrahim Bekir, eski Mazlum- Der Başkanı Yılmaz Ensaroğlu ve Osman Kavala katılmıştı.

Cumhurbaşkanı'nın sorunun çözümünde daha aktif tavır almasını isteyen sözde aydınlar; DTP'nin kapatılması girişiminin demokrasiyi zedeleyeceğini ve sorunu içinden çıkılmaz bir hale getireceğini hatırlatmıştı. Mektupta şu ifadeler yer almıştı: "Yargıtay Başsavcılığı, DTP'nin ülkenin bölünmez bütünlüğü için tehlike oluşturduğu görüşünde. Biz, asıl tehlikenin iki milyona yakın oy almış ve TBMM'de yasalara uygun şekilde var olan bir siyasi partinin kapatılmasıyla ortaya çıkacağını düşünüyoruz. Bu ülkede kendi kimlikleriyle siyaset yapmak isteyen Kürtler yaşıyorsa, partileri de olacaktır. Bu demokratik ilkeyi bir an önce kabullenmek, siyasal ortamı rahatlatacağı gibi değişim sürecine de ivme kazandıracaktır."

Mektupta: Kürt sorununun siyasi taraflarından DTP'nin ciddiye alınması da talep edilmiş ve "Kürt sorunu hakkında Amerikalılarla, Avrupalılarla konuşulurken konunun doğrudan muhatapları olan Kürtlerin, DTP milletvekillerinin, belediye başkanlarının görüşlerine başvurmaktan kaçınıldığını gözlemliyoruz. Bu yok sayma halini haksız, incitici, kaygı verici buluyoruz" uyarısı yapılmıştı..

Sorunun temelinde; farklılıkları kabul etmeyen, tek tip ve itaatkâr vatandaş isteyen, kendisi gibi düşünmeyeni affetmeyen bir zihniyet olduğu vurgulanmış, sorunun çözümünün ise, yargı kararlarında değil siyasi kararlılıkta aranması gerektiği hatırlatılmıştı.

PKK'yı siyasallaştırma gayreti!

PKK'ya yönelik askeri müdahalenin ve silahlı eylemlerin bir an önce sona erdirilmesini isteyen ve bu amaçla Başbakan Erdoğan'ın ifade ettiği "silahsızlandırma" kavramına önem veren aydınlar, teröristleri isteklerini silahla değil demokratik yollarla savunabileceklerine ikna için çok boyutlu projeler hazırlanması önerilerek "PKK'nın silahsızlandırılması için 'itirafçılık' gibi, kişinin kendini aşağılanmış hissedeceği kavramlarla değil, toplumsal barış ve mutabakat projesi tasarlamak gerekir" denilerek, AB ve ABD'nin istekleri dayatılmıştı.

İşte mektuptaki 5 istekleri:

1- Kürt sorununun barışçıl yoldan çözümü için PKK'nın silahsızlandırılmasına yönelik çok boyutlu ve aşamalı projeler yapılmalıdır.

2- Tek tip ve itaatkâr vatandaş isteyen zihniyetin ürünü bütün yasalar kaldırılmalıdır.

3- Sorunun çözümü yargı kararlarında değil, siyasi kararlılıkta aranmalıdır.

4- Diyalog sürecinin başlaması için taraflar karşılıklı empati kurulmalıdır.

5- DTP kapatılmayıp, çözümde siyasi aktör olarak muhatap alınmalıdır.

Bu sözde aydınların Türban samimiyetsizliği ve Özerk Kürdistan için başörtüsüne sahte sahiplenmeleri

Gençay Gürsoy (Türk Tabipleri Birliği Başkanı): Bu metin daha önce toplanan Türkiye Barış Meclisi'nin çalışmalarından tamamen bağımsız olarak çoğunluğu öğretim üyesi olan yüz kişi tarafından hazırlanmış bir metindir. Cumhurbaşkanı'na sunduğumuz metnin kaleme alınmasında herhangi bir kişinin öncülüğü söz konusu değil. İmzacılar daha önceden birbirini tanıyan bilen insanlar. İlk defa böyle bir girişim de yapılmıyor. Daha önce de benzer girişimler yapılmıştı. Bir arada yaşama koşullarını yaratmayı amaçlayan bir girişim.

Baskın Oran (Akademisyen): Bu metni İstanbul'daki arkadaşlarımız kolektif hazırladılar. İnternetten belirli imzalara sundular. Eğer AK Parti özgürlükçü ise türban dışında birçok özgürlük alanı olduğunu görmesine yönelik bir metin. Tabii ki türban bir insan hakları ve özgürlük sorunu fakat bunun yanı sıra başka şeyler daha var. Onları gözden kaçırmamasını isteyen bir metin" diyordu.

Evet hiç yoruma ve yorulmaya gerek yok. AB ve Masonik biraderler böyle istiyordu.

Ilımlı İslâmcılar ile liberallerin birbirine düşmesi

Kemiksiz yapı çöküyor

·        AKP yönetimine yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru, "AKP-liberal koalisyonu çatladı. Erdoğan, önemli bir liberali azarladı" dedi

·        Taraf gazetesi yöneticisi ve yazarı Ahmet Altan da, "Başbakan, kendini kaybetti mi, eğer öyleyse, kendisine gelsin" cevabını verdi.

·        Ardından iktidarı destekleyen Star gazetesi'nin başyazarı Mehmet Altan ise kendini azarlayan Erdoğan'a yüklendi.

Omurgasız yapı ile kemiksiz ve kişiliksiz cephenin sonu göründü Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru, AKP'nin kendisine destek veren liberallerle arasındaki koalisyonunun çatladığını yazarak ilginç bir tartışma başlattı. Tartışmaya, Taraf gazetesindeki yazısıyla katılan Ahmet Altan, "Ortaklığımız, sizin özgürlükleri genişlettiğiniz kadardır. Siz, bazı özgürlüklere arkanızı döndüğünüzde, bunların sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüzde ortaklığımız biter" diye yazdı.

Koalisyon dağılıyor

Fehmi Koru, "Koalisyon çatladı, ama, sorun bakalım, neden çatladı?" başlıklı yazısında, AKP'ye destek veren liberallerin, iktidarla aralarına neden mesafe koyduğunu irdeledi. Koru, şunları yazdı: "Daha önce özgürleşme çabalarına destekte bir araya gelebilen bir hak ve özgürlükler koalisyonu vardı, o çöktü. Kim, kimi terk etti, AKP mi destekçi liberallere aldırmadı, yoksa liberallerin bir bölümü mü, 'Bizden buraya kadar' dedi, henüz tam anlaşılmıyor. İlk girişim, hangisinden gelmiş olursa olsun, fark etmiyor; görünen o ki, var olan bir koalisyon çatladı. Bunun en görünür dışa vurumu, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın son konuşmalarından birinde, liberal kesimin önemli sözcülerinden birine de cevap verme ihtiyacı duymasıydı. Erdoğan'ın, 'Milleti aldatmayın, dürüst olun' sözü, o önemli liberale dönük bir azarlamaymış…"

Erdoğan'a: "Kendine gel" çağrısı yapılıyor

Ahmet Altan ise, "AKP ve liberaller" başlıklı yazısında, "Özgürlükleri bir bütün olarak talep etmeyen hiç kimseyle ortaklığımız yok" diyerek şöyle devam etmişti: "Siz, başkalarının özgürlüklerine omuz silkerken liberallerin sizinkinden farklı gündemi olmasına şaşırmanızı da, doğrusu bu ya, şımarıklık olarak görüyorum. Siz, gerçekten AKP'yi pusula, Tayyip Erdoğan'ı da zihinsel önder olarak kabullenmiş aydınlar mı gördünüz çevrenizde? Öyleleri var mı bilmiyorum, varsa acırım onlara." Altan, "Erdoğan'ın bir liberali azarladığı" iddialarıyla ilgili de şu yorumu yaptı: "Başbakan, gerçekten aklından azarlamayı geçirecek kadar kendini kaybetti mi bilmiyorum, ama, eğer öyleyse, ona söylenebilecek tek bir şey var: Kendine gel. ‘Şemdinli'nin ürkek çocuklarının' azarlayabileceği birileri bulunmaz bu cenahta. Sen önce Şemdinli'yi bir aydınlat, Dink'in katillerini bir bul da, birisini azarlamanın senin haddin olup olmadığını sonra konuşalım."

Başbakan bizleri kurşun asker mi sanıyor?

Star gazetesinin başyazarı Mehmet Altan ise tartışmaya, Vatan gazetesine verdiği röportajla katıldı. 'İkinci Cumhuriyet'in isim babası, Amerikancı liberal kesimin en önemli simalarından, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Mehmet Altan, "Türkiye'de 12 milyon kişi günlük 1 dolarla yaşıyor. 600 bin kişi aç yatıyor. Türbandan acil sorunlar var" dedi bir TV programında… Hemen cevap geldi birinci ağızdan. Başbakan Erdoğan, oldukça sinirli konuştu; "Biz geldiğimizde bu rakam 18 milyondu, 12'ye düştü. Onu niye söylemiyorsun? Milleti aldatmayın, dürüst olun!" Oysa ki, bu uyarıyı yapan Mehmet Altan, yıllardan beri türbanın serbest bırakılmasını savunmuş, üstelik şimdi de AKP'nin her icraatını manşetlere çıkaran bir gazetenin başyazarı! Mehmet Altan, Vatan'dan Mine Şenocaklı'nın sorularını şöyle cevapladı. İşte Altan'ın açıklamaları:

Referansının ne kadarı din?

·        Seçimlerden sonra hükümetin bize söz verdiği şeyler vardı. İki çok önemli değişim olmasını bekliyorduk. Bunlardan biri sivil anayasaydı. İkincisi '2008, AB yılı olacak' dediler. Hani nerede? Bir 301. Madde bile değişmedi. 9. Uyum Paketi bekliyor…. 

·        Çok uzun zamandan beri tereddütlerim var. Yazılarımda da bunu ima ediyorum. 

·        Referansının ne kadarının din, ne kadarının hukuk olduğu belli olmayan bir imanın etrafından dolanmayı ben doğru bulmuyorum. 'Bu eleştiriyi yapamazsınız' deniyor. Bana söylenen o.

Böyle bir şey olur mu ya!

·        Söylersen yandın. Ne olacağız? Asker olacağız. Böyle bir şey olur mu ya! İma edilen o. Türkiye'de herkes herkesin kendi askeri olmasını istiyor. Kimse kimseye kendi gibi olma hakkını tanımıyor.

·        Herkes herkesi esir almaya çalışan bir ilkellik içinde. Yani kamplara bölünmüş, o kampın orkestra şefinin arzusunda herkesi kurşun asker yapmaya çalışan garip bir ülke olduk. Bu yüzden Başbakan'ın çıkışını garipsemiyorum. Ben bunları çok yaşadım…

Çatlak türbanla başladı

Ölseler bir araya gelmeyecek grupların Masonların talimatıyla Türkiye Cumhuriyetine karşı oluşturduğu kişiliksiz ve kemiksiz cephede ayrılık türbanla başladı. Bu konudaki tartışma, ABD yanlısı Ilımlı İslamcılarla, AB yanlısı liberallerin "milli yapıya" karşı oluşturduğu şer cephesinde onarılmaz bir gediğin açılmasına neden oldu. Vatanseverlere karşı linç kampanyası sürdüren kalemşörler, mevzilendikleri köşelerden birbirlerine sürekli ateş etmeye başladı. AB ve ABD muhipliği ekseninde, AKP iktidarı etrafında oluşan kimliksiz ve kemiksiz yapı, türbanla birlikte 'dava arkadaşları'nı hedef almaya başladı.

Yeniçağ, 30 Ocak 2007'de 'Kutsal ittifakta türban çatlağı' başlıklı haberinde çatlağı gün yüzüne çıkartan şu örnekleri vermişti:

·        Ergun Babahan (Sabah): Türkiye kaosu andıran bir ortamdan geçiyor. İktidar, MHP ile işbirliğine giderek bu yasak hükmünü anayasa değişikliğiyle aşmaya çalışıyor.

·        Erdal Şafak (Sabah): "Kadın türban takmakla, erkek karşısında ikinci plana düşmektedir… Başörtüsü takılması Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkeleri ile bağdaşmamaktadır. "

·        Enis Berberoğlu (Hürriyet): "Devletin başına türban geçirilmez. Yakasına parti rozeti takılmaz. Türbanlı hákim olmaz. Aksi halde Nazi üniformasına döner "  (Bir TV programı)

·        Ertuğrul Özkök (Hürriyet): Şuna kesinlikle inanıyorum. Türban konusunu Anayasa'ya sokmadan, pratik yoldan çözmek mümkündü. Başbakan bu yolu denemedi bile…

·        Hasan Cemal (Hürriyet): Evet, üniversite öğrencilerine türban serbest olmalı. Peki ya sonrası?

·        Mehmet Ali Birand (Posta): Toplumun yarıya yakın bölümü, şu sıralarda kaygı içinde. AKP'nin Üniversitelerde türbanı serbest bıraktırma (Kod adı: Türban operasyonu) girişiminin nereye kadar gideceği tartışılıyor.

·        Mehmet Barlas (Posta): Neticede bugün de sivil ve özgürlükçü bir yeni anayasa yapma çabalarımız, "türban polemikleri" ne kilitlendi.

·        Toktamış Ateş (Bugün): (…) Fakat bugün de, şu kadarını söyleyeyim ki; benim okuduğum kadarıyla, "başörtüsü", genç kızlarımız için "vazgeçilmez" bir şey değil.

Hulki Cevizoğlu ise: "Bahçeli'den TSK'ya: "AKP'yi uyarın!" mektubu!" başlıklı yazısında, haklı olarak AKP'nin istismarcılığını, MHP ve Bahçelinin tutarsızlığını anlatırken, haksız ve dayanaksız bir dayatma olan Türban yasağının devamından yana olduğunu; halkımızın, İslam ahlakımızın ve insan haklarının bir hiç yerine koyduğunu da açığa vurmuş bulunuyordu.

"Bilindiği gibi, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı "türban ittifakı" üzerine emekli subay(asker) derneklerinin de tepkisini çekmişti.

Bu yüzden MHP Genel Merkezi'nin önüne, üzerinde "Tarifsiz Düş Kırıklığımızla" yazılı siyah çelenk koymak isteyen emekli askerler ve eşleri "canımızı zor kurtardık" diyerek kaçmak zorunda kalmışlardı. Devlet Bahçeli'nin ise, kendilerine oy veren bu insanlara yaptıklarının "hata" olduğunu kabul eden bir özrünü duymadık..

Bırakın, emekli asker eşlerinden özür dilemeyi, Pazar günü (17.02.2008) Milliyet Gazetesi'ne yaptığı açıklamada, "MHP, TSK'nın sivil uzantısı değildir" bile dedi!..

Bu açıklamayı ise hiç anlamadım. Askerler ve emeklilerinin de anladığını sanmıyorum.

Kim, Devlet Bahçeli'ye "Bizim uzantımız olun" dedi ki?..

TSK'dan (Türk Silahlı Kuvvetleri) böyle bir istek duymadık. Emeklilerinden de.. Başkalarından da.

"Sivil uzantı" sözünü Devlet Bahçeli kullandı ama, buna "uzantı" yerine "destek" demek daha doğru.

Bahçeli, bu desteği önce, AKP'li Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmesinde açıkça vermedi mi?.. Sonra da Anayasa'ya, Anayasa Mahkemesi kararlarına ve Atatürk'ün Devrim Yasalarına açıkça aykırı biçimde, türbanın kamusal alanda serbest olması konusunda.

Üstelik, 22 Temmuz seçimleri öncesinde, açıkça "Hesap sormazsam namerdim" dediği AKP'ye!..

Aldatılmışlık mı, pazarlık mı?..

Şimdi ise, Bahçeli'ye sormazlar mı: "Durup dururken, TSK'nın sivil uzantısı olmadığını söylüyorsun. Peki bu yaptıkların AKP'nin uzantısı olmak değil midir?"

Az sonra, çok çarpıcı bir durumu hatırlatacağım. Ama önce, AKP'ye destek verenlerin düştüğü durumu vurgulayalım.

Beş yıl boyunca AKP'ye en büyük desteği veren Aydın Doğan'ın Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, artık "Aldatılmışlık duygusuna kapıldım" diyor. (Can Dündar'ın "Neden" adlı Programı, NTV, 12.02.2008.) Bizler AKP'nin icraatlarına anında tepki verdiğimiz zaman ise, hakaret edip "Paranoya" diyordu. Anlaşılan Özkök de "paranoyaklar arasına katıldı!.."

Şimdi gelelim, Devlet Bahçeli'nin başlıktaki isteğine!…

Bugün durup dururken, "MHP, TSK'nın sivil uzantısı değildir" diyen Sayın Bahçeli, 4 yıl önce (AKP iktidarının birinci yılında), TSK'ya mektup gönderiyor ve "AKP Hükümeti'ni uyarın" diyordu!..

Kaleme aldığı "Tarihi Görev Çağrısı" başlıklı kitapçığı birçok yere göndermiş, TSK'da da tam 313 komutana gönderirken üzerine "AKP Hükümeti'ni uyarın" notu düşmüştü!.. Hatta Hürriyet gazetesi bir süre sonra manşetten, "Asker iade etti" diye haber yapmıştı.

O tarihte konuşan Mehmet Şandır ise şunları söylemişti:

"Şu ana kadar bize ulaşan bir mektup iadesi yok. Ancak bundan sonra gelirse bilemem. Postacı yolu bekliyoruz. Mektubumuz bahane edilerek, TSK mensuplarının siyasi bir tartışmanın içine çekilerek yıpratılmaya çalışılması bizi üzüyor." (06.08.2004)

Terörist PKK'ya "Terörist değiller, onlar bizim kardeşimiz" diyen DTP'lilerle Meclis'te tokalaşırken, askerlere gösterilen bugünkü tavrı "seçmenlerin" anlamadığını vurgulamak istedim sadece!..50[1]

"Atatürk'ün yolunda hareket etmeye devam edeceğim" dedi ve gitti

MEB'de şok istifa!..

Talim Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Erdoğan, Bakanla görüşüp görevinden ayrıldı. Bakanlıktaki AKP kadrolaşması nedeniyle uzun zamandır, Hüseyin Çelik ile bürokratlar arasında sıkıntı yaşanıyordu

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ile yaptığı iki görüşmenin ardından görevinden ayrılma kararı aldığını açıkladı. İrfan Erdoğan, karar ile ilgili şu açıklamayı yaptı:

İki görüşmede yol ayrımına geldik

"İstanbul Üniversitesi, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesinde görev yaparken Sayın Bakan tarafından 12 Mayıs 2006 tarihinde Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı olarak görevlendirildim. Aradan 21 ay geçtikten sonra onur duyarak sürdürdüğüm bu görevden ayrılıyorum. Sayın Bakan ile son bir ay içinde yaptığımız iki görüşme çerçevesinde böyle bir yol ayrımına geldik. Başkanlığım süresince 1926 yılında yüce Önder Atatürk'ün kurduğu bir Cumhuriyet kurumunu yönetmenin bilinciyle hareket ettim." diyen Prof. Dr. Erdoğan ile Bakan Çelik arasında uzun zamandan beri bir gerginlik olduğu basına da pek çok kez yansımıştı. Başta İmam Hatipler bütün meslek liselerinin kapatılması gerektiğini belirten Erdoğan, ayrıca Anadolu ve Fen Liselerinin sayılarının azaltılması gerektiğini de ifade etmişti. Ayrıca programlarda ve ders kitaplarında Atatürkçülük ile ilgili yer alması gereken konulardaki eksikliklerin tespiti ve giderilmesi için çalışma yapan Erdoğan, Bakanlık çalışanları ile karşı karşıya gelmişti.

Benim memleketim

Türkiye'nin AB'ye girme çabaları ile bu memleketin değerli vakti boşa harcanıyor…

Türk demokrasisi gerçek yaşam savaşıyla kurulmuş, dünya tarafından hediye edilip verilmemiştir. Türk Ulusu tarafından dünyaya karşı savaşarak devletimizin, ulusumuzun yaşam hakkı dünyadan alınmıştır. Hukuksal demokratik Cumhuriyeti devletini ve Anayasasını biliyorum deyip, sivil demokrasi çığırtkanlığı yaparak kendi bilgi ve beceri eksikliğini görmeyerek, demokrasimizin gelişmemesinin suçunu anayasanın maddelerinde ve ordu müdahalelerinde arayanlara sormak istiyorum: "Suçlanan ordu müdahaleleri olmazsa, Türkiye'de orduyu dahi suçlayabileceğiniz, ne bir Devlet ne de demokrasi kalır mıydı?"

AB'nin Türkiye'yi parçalama hayalleri var… PKK ile işbirliği içinde olan Avrupa'dan söz edilebilir mi? Türkler'in benzersiz tarihine, kültürüne rağmen AB'ye girmek için bu ısrar bu çaba saçmalığın kanıtı değil mi?

Bu dünyanın sahte rollerini alarak, ebediyeti kaybederek menfaatlere ortak olunuyor.

Mevlâna ile arkadaşları yolda giderken birkaç köpeğin birbirleriyle oynadıklarını görünce Mevlâna'ya, "Üstat" diyorlar, "Şunların haline bakınız, ne güzel dostlukları var" Mevlâna o tabloya bakıp ardından, "Aralarına bir kemik atın da siz o zaman görün" cevabını vermiş. (Kıssadan hisse)

Askerimiz ulusal varlığımızdır

Asker kültürel zenginliğimizde, farklı etkin kökenlerden ve dinlerden oluşan vatandaşlarımız arasında bir bağdır. Sivil ve asker arasında ayırım yapmaya çabalayıp gündem oluşturmak isteyenler şunu bilmeli ki; Türk halkı bu tuzağa düşmeyecek kadar akıllıdır. Benim askerim benim oğlumdur, benim babamdır, benim kocamdır. Bunları birbirinden ayırmaya kimin gücü yetebilir ki. Yaşadığımız şu an, aldığımız nefes şehitlerimizin bize verdiği en büyük hediyedir. Atamız'ın dediği gibi "Türk esirlik kabul etmeyen bir millettir."

Hangi Avrupa ülkesi askeri vatan dendiğinde gözü kapalı ölüme gidebilir?

Hangi Avrupa ülkesi gurur duyacağı bir tarihe sahiptir?

Hangi Avrupa ülkesi böyle genç ve dinamik nüfusa sahiptir?

Hangi Avrupa ülkesi gerek insan kaynakları, gerek doğal kaynakları acısından bu kadar zengindir?

Hangi Avrupa ülkesi iki kıtayı daha doğrusu iki dünyayı birbirine bağlıyor?

Hangi Avrupa ülkesi böyle zengin kültüre sahiptir?

Hangi Avrupa ülkesi bu kadar yolsuzluğa hortumlamaya böyle dirençli kalabilir?

Hangi Avrupa ülkesinde vatanın önüne Ana koyulmuştur?51[2]

Haddini aşma Altan!

Star Yazarı Mehmet Altan, Türkiye'nin milli hassasiyetlerini dile getirenleri, "Kurşun asker korosu"  olarak nitelendirmesi tepki çekti, Kürtleri azınlık olarak gösterdi, değişmez ilkeleri yıprattı.

Türkiye'nin milli birlik ve bütünlüğünü gözardı ederek, ‘hak ve özgürlükler' kisvesi altında bölücü taleplere vize isteyen kesimler ülkeyi germeye devam ediyor. Bu isimlerden biri de, bir grup kadının ortak bildirisini fırsat bilerek bazı talepleri gündeme taşıyan Star Gazetesi Yazarı Mehmet Altan. Köşe yazısındaki ifadeleriyle tepki çeken Altan, Türkiye'nin hassasiyetlerini dile getiren çevreleri "kurşun asker korosu" olarak nitelendirdi.

Kürtler ve bazı grupları sanki bu ülkenin asli unsuru değilmiş gibi yansıtarak, hukuki düzenleme talep edilmesine destek veren Altan, 301. madde davalarını bitirecek düzenleme yapılmasını istiyor. Oysa, Avrupa Birliği ülkelerinin bir çoğunda da buna benzer maddeler yürürlükte bulunuyor ve daha ağır yaptırımlar içeriyor.

Tepki doğuran yaklaşım

Türkiye'deki azınlıklar konusunun Lozan Anlaşması'yla çözümlendiğini gözardı eden Altan, "Türk Milleti" ifadesinin, bu ülkeye vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkese söylenildiğini de görmezden geliyor. "Azınlık vakıflarının üstünde pişkince oturanlar olduğu" yönündeki değerlendirme de tepki doğuran yaklaşımlardan biri oldu.

Altan, "Yasakçı zihniyet bize ne zaman, nerede ve nasıl örtüneceğimizi dayatmaktan vazgeçsin" diyerek, devletin temelini oluşturan ve Anayasa'nın değiştirilemez nitelikteki ilkelerini de yıpratma hedefli yazıda, halen yürürlükte olan 12 Eylül anayasasının "esamesi okunmayacak şekilde ortadan kaldırılması gerekir" görüşüne de destek veriyor. Özerklik, bağımsızlık gibi kelimeleri fütursuzca kullandığı gerekçesiyle eleştiri alan Altan'ın, kendilerini eleştirenlere de "Kurşun asker korosu" demesi de çelişki olarak nitelendirildi.

Sözleri esef verici

Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran'da, şu ifadeleri kullandı: "301, sivil Anayasa, azınlık vakıflarının malları, YÖK'ün kaldırılması ve Aleviler gibi söylemler AB'nin dayatmalarıdır. Söylemin gerisine bakıldığı zaman Türkiye'nin bir kaos ortasına sürüklenmek istediğini gösteriyor" dedi.


[1] 19.02.2008 / Yeniçağ

[2] 19.02.2008 / Ayşe Aydın / Tercüman

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Kazım GÜLFİDAN

Kazım GÜLFİDAN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...