YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e7bc0215d8f
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 0 0
Bugün : 51886
Dün : 58085
Bu ay : 1210731
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53355789
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

İsrail’in İstediği Kürdistan Kurulsun Diye;
AKP, TERÖRİSTBAŞI ÖCALAN'LA
UZLAŞMAK ŞARTIYLA MI İKTİDARA TAŞINMIŞTI?
-2-

“Yeni Açılım” Tuzağı Bir Siyonist Tezgâhıdır!

15-16 Şubat 2025 tarihlerinde Diyarbakır’da düzenlenen; HAK İnisiyatifi Derneği ve HÜDA PAR’ın “Kürt Meselesine İnsani Çözüm Çalıştayı”na, AKP’li Milletvekilleri de katılmışlardı.

HÜDA PAR’ın:

1- Kürtçenin Anayasal güvenceye kavuşturulması,

2- Eşit vatandaşlık temelli yeni bir Anayasa hazırlanması,

3- Mevcut Anayasa’dan; “Herkesin Türk olduğu” tanımının çıkarılması teklifleri aslında İsrail’in ve Siyonist Yahudi Lobileri güdümlü ABD ve AB’nin dayattığı Türkiye’yi parçalama ve geciktirilen SEVR’i uygulama çabalarıydı.

Bu tekliflerin açılımı şunlardı:

1- Kürtçeye resmiyet kazandırılması, eğitim ve yargı dili olarak kullanılması,

2- Kürtlerin ayrı ve farklı bir “MİLLET” olarak tanıtılması ve Türkiye’nin parçalanmasına zemin oluşturulması,

3- Anayasa’nın 54. maddesinde: “T.C. Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” kaydı yer almaktadır. Yani bu ifade; “Bu ülkede yaşayan ve bu Devlet’e bağlı olan herkes ırken olmasa da hukuken Türk Milleti’nin asli bir unsuru konumundadır.” anlamını taşımaktadır. Bundan rahatsızlık duyanların, bu ülkeyi ve bu Milleti parçalama heves ve hesapları açıktır. Ve zaten “YENİ AÇILIM” tuzağı işte tam da bu amaçla ortaya atılmıştır!.. Abdurrahman Kurt, Galip Ensarioğlu ve Orhan Miroğlu gibi AKP’li siyasetçilerin de katıldığı sözde çalıştayda “Ankara’nın saadeti, Diyarbakır’ın huzuruna bağlıdır!..” şantajını ve küstahlığını beyan etmekten bile sakınmayacak kadar şımarmışlardır. Bu talihsiz ve edepsiz çıkışların anlamı ve açılımı; “HÜDA PAR çalıştayındaki teklif ve taleplerimiz yerine getirilmezse, o zaman Türkiye karıştırılacak ve Ankara şaşırıp kalacaktır!..”

Ülkemizdeki sorunların, sosyal ve ekonomik sıkıntıların tek çaresi, gerçek kurtuluş reçetesi ve hatta tüm insanlığın huzur, refah ve hürriyet prensipleri; Rahmetli Erbakan Hocamızın hazırladığı Aklıselim, Müspet İlim, Tarihi Tecrübe ve Birikim, Vicdani Kanaat ve Tatmin, Evrensel Hukuk Kaideleri ve elbette KUR’AN-I KERİM dayanaklı ADİL DÜZEN projeleridir. İslam kardeşliği temelli, Milli ve manevi birlik ve dirlik ölçüleridir. Ülkemizde KÜRT Sorunu dedikleri; suni, sinsi ve Siyonist-emperyalist hesap ve heveslerdir. Bizim asıl sorunlarımız; geri kalmışlık, az kalkınmışlık, işsizlik ve açlık, temel insan haklarından mahrum bırakılmışlık, imani, ahlâki ve ailevi yozlaşmışlık ve bunları doğuran bu bâtıl ve Batıcı (AB’ci) sistemler ve işbirlikçi hükümetlerdir.

HÜDA PAR gibi Dinci Kürtçülerin de; PKK, YPG ve DEM Parti gibi Dinsiz Kürtçülerin de… AKP gibi Din istismarcısı ve İsrail’le Normalleşme amaçlısı işbirlikçi partilerin de; Türkçülüğün, Kürtçülüğün mezesi yapılmasından bile gocunmayan ve APO’ya Meclis’te konuşma çağrısı yapan MHP’nin de… Bütün bu talihsiz ve tehlikeli gelişmelere sessiz ve tepkisiz kalıp dolaylı destek sunarak sözde muhalefet rolü oynayan Özgür Özel CHP’sinin de… Kemalist kılıflı Siyonist severlerin de… Bugünlerde en çok okumaları ve gerçek Atatürkçülerin sürekli gündemde tutmaları gereken Mustafa Kemal’in Gençliğe Hitabesi’ni yeniden hatırlatıyoruz:

“Ey Türk Gençliği!

İstiklal (her bakımdan tam bağımsızlık) ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin (sermaye ve silah yönünden çok üstün bir kuvvetin) temsilcisi olabilirler. Cebren ve hile ile, (saldırı veya zorla veya hain iktidarların yaptığı ve milletten sakladığı hileli kanun ve anlaşmalar yoluyla) aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş (ekonomik ve stratejik kurumları ele geçirilmiş), bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış, (etkisiz, yetkisiz ve çaresiz konuma getirilmiş) ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu ortam ve durumdan daha elim (üzücü) ve daha vahim (ürkütücü) olmak üzere, memleketin içerisinde iktidar sahibi olanlar (hükümet ve muhalefet partileri, sivil ve asker yüksek bürokrasi, yargı ve diğer yönetim yetkilileri) gaflet (vurdumduymazlık) ve dalâlet (azgınlık ve dış güçlere yaslanmak) ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Daha da beteri, bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini; müstevlilerin (işgalci güçlerin, küresel sömürü çevrelerinin ve Siyonist-emperyalist merkezlerin) siyasi emelleriyle (sinsi ve şeytani hâkimiyet projeleriyle) tevhit edebilir (düşmanlarla iş birliğine girişebilir)ler.

Millet, fakr-u zaruret (işsizlik, fakirlik ve çaresizlik) içinde harap ve bitap düşmüş (yıkılmış ve yılgınlaşmış) olabilir.

Ey Türk istikbalinin (geleceğinin) evladı! İşte, bu ahval ve şerait (en kötü şartlar ve durumlar) içinde bile vazifen; Türk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmak (milli bağımsızlık ve bekamızı ve halkımızın ülke yönetimine hâkim olmasını sağlamak)tır.

Muhtaç olduğun kudret (sana gerekli ve yeterli olacak kuvvet ve cesaret, dış güçlerin himayesinde değil) damarlarındaki asil kanda mevcuttur. (Bizi asil ve şerefli kılan milli ve manevi değerlerimize; tarihi ve talihli dinamiklerimize, yani öz benliğimize ve bağımsızlık bilincimize sahip çıkmak suretiyle bütün bu tehdit ve tehlikeler aşılacaktır).”

Evet Atatürk’ün, tam doksan sene önce, hem çöküş nedenlerini, hem de çıkış çarelerini gösterdiği meşhur Gençliğe Hitabesi’ni okuyup, anlayıp gereğini yapmazsak, Allah korusun çözülüş ve çöküş kaçınılmazdır!

Artık, Erbakan Projelerine Acilen İhtiyaç Vardır!

Konya Merhaba gazetesinin haberine göre Necmettin Erbakan Üniversitesi Öğretim Üyesi, Kudüs Tarihçisi Dr. Üsame el-Aşgar’ın tarihi itirafı ile; “Türk halkı artık bilmeli ki; HAMAS’ın kuruluşunda öncü rolü oynayan ve onlara hizmet yollarını ve hedefe ulaşma metotlarını anlatan ve gerekli desteği sağlayan Merhum Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dır. Ben de bu görüşmelere bizzat şahit olanlar arasındayım!..”

İşte, o İslami hamiyet ve haysiyet sahibi HAMAS ki, süper şeytani güçlerin destek çıkmalarına ve İslam Ülkelerindeki işbirlikçi iktidarların yalnız bırakmalarına rağmen kuduz İsrail’e direnmeyi başarmış ve Allah’ın izniyle barışa mecbur bırakmışlardır. (Milli Çözüm Dergisi. Sayı: 259 Nisan 2025 “Yeni Açılım Safsatası; Kürt ve Türk Yahudilerin Ortak Planıdır!”)

TRT’nin Küstahlığı!

19 Ocak 2025 Pazar günü TRT 1’de yayınlanan “Enine Boyuna” programının sonlarına doğru denk geldim. Katılımcılardan Murat Yeşiltaş: “Trump Başkanlığındaki Amerika’da ve bütün dünyada gelişen teknolojilerin elbette bizim ülkemizi de etkileyeceği” anlamındaki ifadelerinden sonra: “Bunların karşısında Türkiye’nin de özerkliğini ve otonom özelliğini koruması yönünde tedbirler alması gerekecektir.” cümlesini kurmuşlardı. Kulaklarıma inanamamıştım. Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devletti. Ülkemizin “özerkliğini ve otonom özelliğinikoruyacağını söylemek bir dil sürçmesi veya bilgi yetersizliği olamazdı. Bu ifadeler; “Siyonizm’in Tek Dünya hâkimiyeti içerisinde, Türkiye’nin Özerk bir bölge olduğunu” beyinlere kazımak için mi kurgulanmıştı? Çünkü; örneğin Sincan-Doğu Türkistan, ÇİN işgalinde bir özerk ülke konumundaydı. Irak’tan koparılan Barzanistan bir özerk bölge sayılmaktaydı. Hatta maalesef Filistin, Kuduz İsrail kontrolünde bir özerk bölge statüsü taşımaktaydı. “Otonom” kavramı da aynı manada kullanılmaktaydı.

Şimdi soralım ve vicdanı olanlara sorumluluklarını hatırlatalım: Şanlı Kurtuluş Savaşı’mızla ve ülkemizin tapusu olan Lozan Antlaşması’yla bağımsız bir Devlet olarak ortaya çıkan Türkiye Cumhuriyeti’nde, hem de TRT 1 gibi bir devlet TV’sinde, ve AKP iktidarı (Cumhur İttifakı) yandaşı bir şahsın kalkıp da “Özerk Türkiye’den ve otonom özelliğinden” bahsetmesi… Ve hele hem sunucu Gurbet Ece Zorba Hanımefendi’nin, hem katılımcılar Muhittin Ataman ve Nebi Miş Bey’lerin bu ifadelere hiç itiraz etmemeleri, toplumun beynini yıkamak ve Türkiye’yi özerk bölgelere ayırmaya çalışan Siyonist-emperyalist odaklara ajanlık yapmak değilse, hangi mazeretlere ve bilimsel(!) gevezeliklere sığınacaklardı? Yoksa Irak Barzanistanı’ndan sonra, Suriye’nin kuzeyinde oluşturulan Rojava Kürdistanı’na ve bu maksatla gündeme taşınan “APO’nun çağrılarıyla barışa ve huzura kavuşma” kılıfı sarılan Yeni Çözüm Arayışı safsatalarına toplumu fikren hazırlama seansları mı başlatılmıştı?

Gurbet Ece Zorba’nın sunduğu Enine Boyuna programına; Muhittin Ataman, Nebi Miş ve Murat Yeşiltaş katılmışlardı. Arkadaşlarımız sağ olsunlar, Murat Yeşiltaş’ın ilgili sözlerinin aynen çözümünü çıkarmışlardı:

“Önümüzdeki süreçte teknoloji meselesi çok kritik olacak. 18 ve 19. yüzyıldaki teknolojik denklem yok artık ve burada bir mücadele var. Bu süreçte ABD’nin durumu da bu teknoloji konusunda kritik. Burada önemli kısım; Türkiye’nin üzerine düşenin ne olduğu ve Türkiye’nin kendisini nasıl koruyacağı? Yani, Milli Güvenlik Siyaseti diyoruz ya… Teknoloji artık onun en önemli sütunlarından biri oldu. Orası yukarı çıkaracak, orası koruyacak… Türkiye’nin özerkliğini, Türkiye’nin otonomisini ve Türkiye’nin bağımsızlığını sağlayacak yer de orası.”

Tekrar soruyoruz; bağımsız bir devlet olan Türkiye’nin “Özerkliğinden ve otonomisinden” bahseden bu şahıs, özerklik ve otonomi kavramlarını bilmeyecek kadar cahil takımından mıydı? Yoksa ülkemizi; Siyonizm’in Tek Dünya Hâkimiyeti içerisinde ve bu ırkçı emperyalizmin güdümünde “Özerk ve otonom” bir bölge gibi gösterme amacı ve çabasıyla mı görevli kılınmışlardı? Şayet bilinçsizce ve istemeden bu sözler kullanılmışsa, hemen milletimizden özür dilemeleri ve artık sözlerine dikkat etmeleri lazımdı. Ve merak ediyoruz, acaba RTÜK ne işe yarardı ve bu pervasız ve patavatsız tavırlara nasıl fırsat sağlanırdı?!…

Neymiş… Türkiye yüksek teknolojilerle özerkliğini sağlayacakmış… Otonomi özelliğini koruyacakmış!.. Yahu biz sömürge ülkesi konumunda mıyız? Biz dominyon bölge mi sayılmaktayız? Yoksa Murat Yeşiltaş, “Aslında Türkiye; ABD, AB ve NATO’nun güdümünde, iç işlerinde serbest bırakılmış, ama dış işlerinde bu odaklara bağımlı kılınmış bir otonom ve özerk yapıdır!..” demeye mi çalışmıştı?

Bu uyarılar aklını ve vicdanını kullanabilenler için yapılmaktadır. Bakınız İsrail, Suriye ordusuna ait kritik yerleri vurup durmaktadır. Askeri hava alanlarını, mühimmat-silah depolarını, hava savunma rampalarını yakıp yıkmaktadır. Özellikle Şam çevresindeki işgallerin hedefleri açıktır. İsrail, Suriye ordusunun altyapısını yok ediyor, çöküşe sürüklüyor. ABD’nin 2003’te Irak’ta yaptığı gibi davranıyor. İsrail, Suriye güneyini tampon bölge gerekçesiyle işgale başladı. Şimdi PYD terör örgütüyle kuzeyde birleşme hazırlığındadır. Ve sarı koridorla Akdeniz’e açılan bir otonom-özerk devlet ortaya çıkacaktır!.. Bunlar, en düşük bir ihtimal ve endişe bile olsa, Devletin ve Milletin artık uyanması lazımdır! (Milli Çözüm Dergisi. Sayı: 258 Mart 2025 “TRT 1’e Göre: Türkiye Bağımsız Ülke mi, Yoksa Özerk Bölge mi Sayılmaktaydı?”)

Kürdistan’a Meşruiyet Hazırlığı mıydı?

Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Erhan Afyoncu, üniversite tarafından yayımlanan “Türk Dili Kompozisyon ve Hitabet” adlı kitabın kapağındaki görselde Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunun bir bölümünün farklı renkle boyandığının ortaya çıkmasıyla ilgili açıklama yapmıştı. Milli Savunma Üniversitesi’nin hazırladığı “Türk Dili Kompozisyon ve Hitabet” adlı kitabın kapağındaki görselde Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunun bir bölümünün farklı renkle boyanmasına karşı: “Kitabın kapağında Türk dilinin konuşulduğu bölgeler bulunmaktadır. Bu bölgeler arasından Türkiye’nin doğu ve güneydoğusu çıkarılmıştır. Bu coğrafyayı ne zaman, hangi savaşta kaybettik ki veya bu bölgeden askerlerimiz ve devletimiz de çekildi mi ki, doğu ve güneydoğumuz ayrı renklere boyanmaktadır?” diye sormaları haklıdır.

Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Erhan Afyoncu, konuyla ilgili bir açıklama yaparak:

“Milli Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu Türk Dili Kompozisyon ve Hitabet Dersi için hazırlanan ve Senato tarafından basılmasına izin verilen ‘Ders Notu’ kitabının kapağında herhangi bir görsel bulunmamaktadır.” Ancak bu kapağın kurumda görevli editör tarafından idarenin bilgisi dışında matbaaya verildiğini ve kapaktaki uygunsuzluk fark edilir edilmez kitabın toplatıldığını vurgulamıştı. (Milli Çözüm Dergisi. Sayı: 256 Ocak 2025 “Suriye’yi Parçalama Fermanları ve Hıyanetin Figüranları”)

HÜDA PAR’ın Ayarı ve İtirafları!

HÜDA PAR Gn. Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu’nun, Rûdaw TV’ye verdiği röportajda: Devlet Bahçeli’nin barış çağrılarının ve sözde PKK’nın silah bırakmasının ardından yaşananların arkasında; “Bana göre, bazı uluslararası taraflar da bu süreçte yer almaktadır.” itirafı aslında her şeyi açığa vurmaktaydı!..

Yani Dış Güçler plan kurmakta, içeridekiler figüranlık yapmaktalardı… Ve bütün bunların Türkiye’mizin yararına olacağını sanmak ve savunmak ise, ya akıl fukaralığının veya kiralanmışlığın alâmet-i farikasıydı…

11 Mart 2025 tarihinde Suriye Cumhurbaşkanlığı, SDG’nin Suriye Ordusu’na katıldığını açıklamıştı. Açıklamada, “SDG’nin devlet kurumlarına katılması için anlaşmaya varıldı” ifadesi yer almıştı. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile Mazlum Abdi arasında Şam’da imzalanan anlaşma 8 maddeden oluşmaktaydı.

Suriye Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile Ferhad Abdi Şahin arasında, “Suriye topraklarının birliğini vurgulayan ve bölünmeye karşı çıkan” bir anlaşmanın imzalandığı paylaşılmıştı. 8 maddeden oluşan anlaşmaya göre Kürt toplumu, Suriye’nin parçası olarak anayasal güvenceye kavuşacak ve özel resmiyet kazanacaktı! Sınır kapıları, petrol ve gaz sahaları sözde Suriye devletinin yönetimine aktarılacak, ama gerçekte yine SDG’nin elinde kalacaktı. Suriye’nin güvenliğine ve birliğine yönelik tüm tehditlerle birlikte mücadele edileceği kararı alınmıştı.

Anlaşmanın 8 maddesi şunlardı:

1- Dini veya etnik kökenine bakılmaksızın tüm Suriyelilerin temsil ve siyasi katılım haklarının liyakate dayalı olarak sağlanması.

2- Kürt toplumunun Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olarak tanınması ve anayasal haklarının garanti altına alınması. (Acaba, resmi değil ama fiili özerklik de bu anayasal haklar arasında mıydı?)

3- Tüm Suriye topraklarında ateşkes yapılması. (SDG’nin bağımsız ve ayrı bir yapı olarak muhatap alınması ve Mazlum Kobani ile Ahmet Şara’nın eşit anlaşma imzalaması neyin mesajıydı? Diğer etnik ve mezhebi gruplarla da böyle anlaşmalar yapılacak mıydı?)

4- Sınır geçişleri, havaalanları, petrol ve gaz sahaları dahil olmak üzere kuzeydoğu Suriye’deki tüm sivil ve askeri kurumların devlet yönetimi altında bütünleştirilmesinin amaçlanması. (İyi de fiili yönetim kimin elinde kalacak ve paylaşım nasıl yapılacaktı?)

5- Yerinden edilmiş tüm Suriyelilerin devlet koruması altında memleketlerine geri dönmesinin sağlanması.

6- Suriye’nin Esad’ın kalıntıları ile ve ülke güvenliğine ve birliğine yönelik tüm tehditlerle mücadelesine destek olunması… (Yani SDG aslında yerinde kalacak ve gerekirse Suriye Yönetimine destek çıkacaktı!?)

7- Bölünme gayretlerine, nefret söylemine ve anlaşmazlık çıkarma girişimlerine karşı çıkılması…

8- Uygulama komitelerinin, yıl sonuna kadar anlaşmayı yürürlüğe koymak için çalışacağı… (Peki bu birleşme konusunda samimilerse, yıl sonuna kadar yani 10 ay boyunca neyi bekliyorlardı?)

Anlaşılan malum ve mel’un odaklarca hazırlanan bu tezgâhın asıl amacı Türkiye’deki duyarlı kesimleri avutmak ve oyalamaktı…

İktidarın ve yandaş takımının bütün bu girişimleri: “Suriye’de doğu ve kuzeydoğu vilayetlerini büyük oranda kontrol eden Kürt liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG), ülkenin yeni yönetiminin kurumlarına entegre olmayı kabul etti.” şeklinde sunmaları tam bir saptırmacaydı…

Türkiye’den anlaşmaya ilişkin ilk resmi açıklama yaklaşık bir gün sonra yapılmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Suriye’nin terörden arındırılmasına yönelik her türlü çabayı, doğru yönde atılmış bir adım olarak görüyoruz” diyerek “Mutabakatın eksiksiz uygulanmasının kazananının” Suriye halkı olacağını öne çıkarmıştı.

SDG’nin bazı kaynaklara göre 40.000 ila 60.000 militanı vardı ve bunların 20.000 ila 30.000’inin YPG’ye ait olduğu konuşulmaktaydı. Türkiye, SDG’nin omurgasını oluşturan Halk Savunma Birlikleri’ni (YPG) ve bağlı olduğu, Suriye’nin kuzeyinde geniş bir alanı yöneten Demokratik Birlik Partisi’ni (PYD), PKK’nın uzantısı olarak görüp “terör örgütü” saymaktaydı.

Bu anlaşma Suriye’nin çeşitli kentlerinde sokaklara çıkanlar tarafından kutlanmıştı. SDG kontrolündeki Kamışlı’da araba konvoyları yapılmıştı. Reuters ve AFP kameralarına konuşan kent sakinleri, anlaşmayla birlikte Kürtlerin kazanılmış haklarının korunacağına yönelik umutlarını ve savaşın sona ermesinden memnun olduklarını paylaşmışlardı. (Milli Çözüm Dergisi. Sayı: 259 Nisan 2025 “Suriye-SDG Anlaşması; Uluslararası Tarafların, Ulusal Figüranları!”)

Irak Barzanistanı’na ikiz olacak, Suriye Rojavası hazırlığı mıydı?

HTŞ, Halep’i kısa zamanda ve kolaylıkla alınca, aynı hız ve heyecanla Şam’a kadar devam ederek rejim değişikliğini başarmıştı(!) Çünkü HTŞ arkasındaki esas güç; İsrail, ABD ve İngiltere olmaktaydı. Türkiye’yi yönetenlerin, ya büyük plandan haberi yoktu veya cehalet ve gafletten öte bir durum vardı. Bunun böyle olduğunu, Erdoğan’ın açıklamalarından ve 5 Aralık’taki MGK’nın açıklamasının üçüncü maddesinde, “Esad’ın muhalefet ile uzlaşma çağrısından” çok net anlaşılmaktaydı. Halbuki HTŞ arkasındaki büyük akıl (İsrail, ABD, İngiltere), harekâtın Şam’a kadar sürdürülmesini planlamışlardı ve bu kapsamda aynen Irak’taki gibi Generaller ikna edilip silah bırakmışlardı ve ayrıca Ruslarla da dolaylı anlaşma yapılmıştı.

İktidar bu yüzden önce şaşırdı ve DEM-Öcalan görüşmesinde frene bastı; ama geçen süre içinde kendini yeni duruma uyarlayarak, sanki HTŞ’nin arkasındaki esas belirleyici gücün kendisi olduğu rolüne kapılarak ve iç kamuoyunda zafer algısı yaratarak durumu sahiplenmeye başladı. Şimdi kafalarında olan çözüm ise; Türkiye abiliğinde veya sahipliğinde; Türkiye, Suriye ve Irak’taki Kürtlerle birlikte bir çözüm arayışıdır. Bu kapsamda da ABD ve İsrail’in desteğini alma çabasıdır.

Bu çözümde iktidar açısından Öcalan, beşinci sınıf “piyon kilit” konumdadır. Çünkü Kandil ve Kamışlı’da da karşılığı vardır ve etkin olacaktır. İktidar, siyasi ikbali için ABD ve İsrail’in Ortadoğu ve bu bağlamda Suriye’yi siyasi olarak yeniden dizayn etme projesine Türkiye’yi de gönüllü olarak dahil ederek, ‘kazan-kazan’ı oynamaya çalışmaktadır. İktidar belki ilk etabı kazanabilir, ama kazanırsa Türkiye kaybetmiş olacaktır.”

Emekli General Ahmet Yavuz’un: “Önümüze yeni anayasa metni gelince anlarız!” uyarısı halkımızın oyalanmasıdır. Çünkü onun beklenmesi ve belirlenmesi durumunda her şey için çok geç kalınmış olacaktır.

Derin merkezlerin talimatıyla “Devlet Bahçeli inisiyatifiyle” başlatılan yeni ÇÖZÜLME sürecine, Öcalan beklendiği gibi büyük bir barış havarisi rolüyle destek çıkmıştır. Çünkü zaten atılan adımın bir Siyonist planının başlangıç bölümünün olgunlaşması sonucu olduğu sırıtmaktadır. Ancak ucu açık bir paradigmayla karşı karşıyayız. Nereye varılacağı ve hangi beklenmedik sonuçlara yol açacağı hâlâ bir muammadır. Ama günübirlik ve politik kazanımların peşinde koşan Cumhur İttifakı’nın figüran kahramanları bunun farkına vardıklarında çok geç olacaktır. Terörle kendini ortaya koyan ayrılıkçı bir örgütün liderinin, devletin önerdiği bir çizgiye varmış olması elbette hafife alınamazdı. Ama devletin önünü açtığı ve hele dış odakların güya seyirci kaldığı bu yeni yolun nereye çıkacağını bilemediğimiz için de çok tehlikeli riskler barındırdığı da asla unutulmamalıydı. 

“Bu sorun üniter yapı içinde mi çözüme kavuşturulacaktı? Yoksa geleceğe yönelik bir federasyon beklentisiyle mi aşılacaktı? Ve asıl Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki yapılarla olası bağı ne olacaktı? Meselenin Erdoğan’ın zihinsel yol haritasında olduğunu varsaydığım Türk-Kürt-Arap kimliklerinin baskın olduğu “Yeni Türkiye” isimli bir Osmanlı yapısıyla -ki Osmanlı’nın da merkezi bir devlet olduğu akıldan çıkarılmamalıdır- bağlantısı var mıydı? Bütün bunlar, önümüze yeni anayasa metni konduğu zaman ortaya çıkacaktı?” saptamaları üzerinde kafa yorulmalıydı!

Hatta topluma, önce genişlemenin ve büyümenin sunulacağı, ardından gelecekte ise küçülmenin kaçınılmaz olacağı bir senaryo ile mi karşı karşıyayız? sorusu anlamlıydı. Yeni paradigmanın emperyalizme karşı tavır olarak sunumu, uzun yıllardır Batı’nın bize önerdiği paradigmayla paralellik barındırmasını dikkatten uzak tutmak tarihi bir yanılgıydı. Sorunu, gelecekte olabileceklerden soyutlayarak düşünmek kısa vadeli mutluluklarla avunmamıza yol açacaktı. İşte üniter yapıların parçalanmasının son örneği Suriye’dir ve ne doğuracağı hâlâ karanlıktadır. Ve hele “APO sayesinde barışa ulaşma” hikâyesinin ayrılmaz bir parçası, olmazsa olmazı ise, ‘Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı yapılmasıdır!’ bunu da görmemiz gerekiyor.” diyenler kesinlikle haklıdır. (Milli Çözüm Dergisi. Sayı: 257 Şubat 2025 “Türkiye İçin Asıl Tehdit: PKK mı, İşbirlikçi İktidarlar mı?”)

Suriye Kürdistanı’na Hazırlık Yapılmaktaydı!

Türkiye “Esad’ın karanlık zindanları ve işkence metotlarıyla” oyalanırken… Terörist ve aşırı İslamist iken, birden laik ve demokratik tavırlar sergileyen ve kravat takıp takım elbise giyen ve ilk demecinde “İsrail’le artık savaşmayacaklarını ve BATI ile olumlu ilişkiler kuracaklarını söyleyen HTŞ lideri CULANİ’nin, tamamı vahşi Batı (ABD-AB ve İsrail) bağlantılı yeni BAKAN’larının özgeçmişleriyle avutulurken;

İsrail’in, Gazze ve Batı Şeria’daki katliamları unutturulmuştu.

İsrail’in, bizim HATAY-KİLİS illerimizle, Gaziantep ve Urfa’nın Suriye sınırındaki ilçelerimizin yüzölçümünden fazla bir sahanın; yani Golan Tepeleri’nin tamamının, Golan eteklerinin devamı olan ve Şam’a 15 km yaklaşan çok verimli ve stratejik alanlarının, Ürdün sınırından Dera ilinin topraklarının hepsinin İsrail işgaline uğraması artık konuşulmuyordu.

Sersefil sürünen asgari ücretliyle, açlık sınırının altında bir nevi can çekişen emeklinin ve milyonlarca dar gelirlinin durumu tartışılmıyordu.

Sayfalar dolusu suç dosyası bulunan on binlerce azgın ve sapkın insanın elini kolunu sallayarak aramızda dolaşmasını, kan donduran, beyin durduran cinayetlerin artmasını, kız ve erkek çocuklara ve kadınlara yönelik taciz ve tecavüzlerin korkunç boyutlara ulaşmasını…

Geçen yıl (2024) alınan dış borçlara karşılık sadece faizleri olarak 23 milyar dolar Siyonist bankalara aktarıldığını… Önümüzdeki 2025 yılı için 26 milyar dolar sadece faiz ödemesi yapılacağını ve Devleti esir alan dış borç ve iç borç toplamının 1,5 trilyon doları aşacağını…

Oysa her yıl dışarıya sadece faiz olarak ödenen bu 26 milyar doların, ülkemizde yararlı ve kalıcı yatırım-üretim alanlarına kaydırılması, yani Erbakan Hoca’nın Adil Düzen Sisteminin uygulanması halinde, hem işsizliğe çare bulunacağı, hem işçi ve emeklilerin insanca yaşama şartlarına kavuşacağını, kiralık köşe yazarları yazmıyor ve satılık TV yorumcuları ağızlarına bile almıyordu. (Milli Çözüm Dergisi. Sayı: 258 Mart 2025 “İsrail’in Azıtması ve İktidarın Tıkanması!”)

Açılım Açmazı ve DEM Parti Arsızlığı!

Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024 tarihinde başlattığı Yeni Açılım Süreci’ne hem destek çıkan, hem de “Kürtlere verilen sözler tutulmazsa, hepsinin İstanbul’da ayaklandırılacağı” tehditlerini savuran Michael Rubin’i iyi tanımak lazımdı… Acaba, PKK elebaşları ve Yahudi odaklarınca bilinen, ama milletimizden gizlenen hangi sözler veya tavizler verilmişti ki, küstah Rubin bu uyarıları hatırlatmıştı. 1. Dünya Savaşı sonrası Osmanlı’yı parçalama ve Türkiye’yi ortadan kaldırma projeleri olan Mondros Mütarekesi ve 10 Ağustos 1920 Sevr Antlaşması süreçlerinden sonra, Şanlı Kurtuluş Savaşı’mızın ardından imzalanan Lozan Antlaşması’yla bağımsızlığını kazanan Türkiye’mizi, yeniden parçalama tuzaklarının en tehlikelisi olan bu Yeni Açılım tezgâhına, Siyonist Rubin’lerin sahip çıkması ve PKK’lı Kürtlere verilen sözlerin tutulmasını hatırlatması, bu yöndeki kuşkularımızı haklı çıkarmaktaydı. Ve unutulmasın ki, bütün bu şeytani çabalar, Kürt insanımıza huzur ve barış kazandırmak için değil, aslında Pakradun (Yahudi) Ermenistan’a ve tabi Büyük İsrail amacına hazırlık hesaplı yapılmaktaydı. Daha önce AKP’nin büyük bir gafletle, belki de hıyanetle 2013-2015 arasında başlattığı ve ülkemizin başına büyük belalar açtığı sözde Çözüm Süreci’nden bile, anlaşılan hiçbir ders çıkarılmamıştı.

Eski Pentagon görevlisi Michael Rubin’den küstah BRICS açıklaması da anlamlıydı.

ABD’nin psikolojik harp stratejistlerinden Michael Rubin, Türkiye’nin BRICS’e üyelik başvurusunun “NATO’yu zayıflatma, hatta düşmanlık yapma” girişimi olduğunu vurgulayıp, “artık Türkiye’nin NATO’dan çıkarılması lüzumunu” gündeme taşımıştı. Aynı Siyonist Rubin, Devlet Bahçeli’nin Yeni Açılım Süreci için ise “Kürtlere verilen sözler tutulmazsa, Türkiye’nin en büyük Kürt kenti İstanbul öyle bir karışır ki, iktidar şaşırıp kalır ve artık dronları da işe yaramayacaktır.” tehditlerini savurmuştu.

Aynı M. Rubin daha önce, KKTC’yi tanıyacak ülkelere tehditler yağdırmıştı. Bu ABD’li Siyonist, FETÖ’nün 15 Temmuz kalkışmasını da 4 ay öncesinden fısıldayan insandı. Ve yine bu küstah Amerikalı CIA ajanı, 27 Aralık 2024’te, “Güvenli ülke olmadığı ve yakında çok karışacağı” gerekçesiyle ABD’li vatandaşların İstanbul’u terk etmelerini hatırlatmıştı. Ve yine aynı şahıs 13 Temmuz 2021’de sözde (Irak-Suriye-İran ve Türkiye’yi kapsayan) Federe Kürdistan’ın Türkiye tarafından engellenme çabalarının işe yaramayacağını açıklamıştı.

İsrail’de yayın yapan The Jerusalem Post “İsrail’in yeni komşusu Türkiye” başlıklı bir yazı yayımlayarak, “Esad’ın kaçışından sonra Türkiye’nin güdümünde bir Suriye ortaya çıktığını, yani Türkiye ile İsrail’in artık komşu olduklarını ve Erdoğan’ın cesur adımlarından kuşkulandıklarını ve hazırlıklı olmalarını” uyarmıştı. Bu tür yayınların, dolaylı olarak “Erdoğan’ı kahramanlaştırmak ve Suriye’nin İsrail lehine parçalanmasını kolaylaştırmak” için yapıldığını hâlâ anlamayan ahmaklar vardı.

Maalesef, AKP ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nca tekrar devreye sokulan ve aslında Siyonist-emperyalist odaklarca hazırlanan ve başarıya ulaşırsa kesinlikle Türkiye’mizin parçalanmasına yol açacak olan Yeni Çözüm Süreci hıyaneti karşısında, başta CHP olmak üzere YRP-Gelecek-DEVA ve Saadet gibi bütün Muhalefet Partilerinin, DEM Parti İmralı heyetini muhatap alıp görüşmeleri ve olumlu mesajlar vermeleri de, artık hepsinin Siyonist baronlara piyonluk yapmaya hazır olduklarını açığa vurmaktaydı.

DEM Parti’den “Her yer Gazze olacak!” küstahlığı!

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’te terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’a, örgütü lağvetmesi koşuluyla, “Umut hakkı için başvurması ve TBMM’de DEM Parti Grup Toplantısı’nda konuşması” için çağrı yapmasının ardından başlayan sürecin yankıları sürerken, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Diyarbakır’da bir konuşma yapmıştı.

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) tarafından Diyarbakır’da yapılan programda konuşan Tülay Hatimoğulları, Suriye’deki gelişmelerin tüm dünyayı etkilediğini belirterek, “Suriye’de rejim değiştikten sonra ne yazık ki bir demokrasi gelmedi; hatta beterin beterini yaşıyoruz şu anda. Başta Kuzey ve Doğu Suriye, Rojava toprakları, Türkiye imalatı olan Suriye Milli Ordusu ve onların beslemesi olan çeteler tarafından birçok operasyona maruz kalmaktadır. Şimdi, Kobani düştü düşecek diyenlerin iştahı bir kez daha kabarmıştır. Kobani’yi de düşürmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama, Kobani halkı IŞİD’in barbarlığına karşı geçmişte nasıl mücadele ettiyse şimdi de öyle dik durmaktadır. Kobani düşmedi, asla düşmeyecek, bu da onu düşürmek isteyenlere ders olsun. Suriye’de Kürt halkına yönelik gerçekleştirilen operasyonların yanı sıra oradaki Alevilere, Hristiyanlara, Dürzilere çok ciddi katliamlar başlatılmıştır. Bütün dünyaya Diyarbakır’dan sesleniyoruz, oradaki katliamları durdurmak için derhal harekete geçilmesi lazımdır. Özellikle Rojava’da kurulan statünün resmiyete kavuşturulması için mücadelemizi daha yükseklere taşımalıyız… Biz biliyoruz ki, Suriye’deki tek çare olarak Kürt halkı başta olmak üzere orada yaşayan halkların temsiliyetini sağlamak üzere demokratik bir Suriye’nin inşası dışında başka bir seçenek kalmamıştır!..” ifadesini kullanmıştı. Yani, PKK’nın siyasi ayağı DEM Partisi’nin asıl amacının, Suriye (Rojava) Kürdistanı’na resmiyet kazandırılması olduğunu vurgulamış ve tüm Batılı güçleri desteğe çağırmıştı.

“Çok değerli Kürt halkı, biliyorsunuz, İmralı kapıları şimdilik açılmıştır. DEM Parti heyeti Öcalan’ı İmralı’da ziyarette bulunmuşlardır. Öcalan’ın heyetimize söylediği bir iki noktayı sizlerle paylaşmak istiyorum. 7 maddelik açıklamayı yaptık onları hatırlayacaksınız. Şimdi, Sn. Öcalan şunu vurgulamıştır: ‘Suriye’deki gelişmeleri herkes yakinen takibe almalıdır!” Yani Suriye Kürdistanı için bastırılmalıdır!?

“Bu tarihsel kırılmada ya pozitif bir kırılma yaşanacak, barışı inşa etmeyi başaracağız veya negatif yönde kırılmalar yaşanacak ve her yer Gazze olacaktır. Asla rehavete kapılmayalım. ‘Nasılsa işler halloluyor, barışa gidiyor’ deyip demokratik mücadelemizi zayıflatan bir duruma asla yanaşılmamalıdır! Bugün İmralı kapıları açıldıysa siz değerli halkımızın verdiği mücadele sayesinde başarılmıştır.” diyecek kadar küstahlaşan DEM Partili soytarılar, böylesine devlete meydan okuma cesaretini Devlet Bahçeli’den mi almaktalardı? (Milli Çözüm Dergisi. Sayı: 259 Nisan 2025 “Zafer Marşıyla Hezimete Yürüyenlerin Dramı!”)

4.7 13 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Neslihan BAYRAKTAR

Neslihan BAYRAKTAR

Subscribe
Bildir
16 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

“Ey Türk Gençliği!

İstiklal (her bakımdan tam bağımsızlık) ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin (sermaye ve silah yönünden çok üstün bir kuvvetin) temsilcisi olabilirler. Cebren ve hile ile, (saldırı veya zorla veya hain iktidarların yaptığı ve milletten sakladığı hileli kanun ve anlaşmalar yoluyla) aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş (ekonomik ve stratejik kurumları ele geçirilmiş), bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış, (etkisiz, yetkisiz ve çaresiz konuma getirilmiş) ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Evet Atatürk’ün, tam doksan sene önce, hem çöküş nedenlerini, hem de çıkış çarelerini gösterdiği meşhur Gençliğe Hitabesi’ni okuyup, anlayıp gereğini yapmazsak, Allah korusun çözülüş ve çöküş kaçınılmazdır!

Artık, Erbakan Projelerine Acilen İhtiyaç Vardır!

“Ey Türk Gençliği!

İstiklal (her bakımdan tam bağımsızlık) ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin (sermaye ve silah yönünden çok üstün bir kuvvetin) temsilcisi olabilirler. Cebren ve hile ile, (saldırı veya zorla veya hain iktidarların yaptığı ve milletten sakladığı hileli kanun ve anlaşmalar yoluyla) aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş (ekonomik ve stratejik kurumları ele geçirilmiş), bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış, (etkisiz, yetkisiz ve çaresiz konuma getirilmiş) ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Ey Türk istikbalinin (geleceğinin) evladı! İşte, bu ahval ve şerait (en kötü şartlar ve durumlar) içinde bile vazifen; Türk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmak (milli bağımsızlık ve bekamızı ve halkımızın ülke yönetimine hâkim olmasını sağlamak)tır.

Evet Atatürk’ün, tam doksan sene önce, hem çöküş nedenlerini, hem de çıkış çarelerini gösterdiği meşhur Gençliğe Hitabesi’ni okuyup, anlayıp gereğini yapmazsak, Allah korusun çözülüş ve çöküş kaçınılmazdır!



Artık, Erbakan Projelerine Acilen İhtiyaç Vardır!

Şimdi Atatürk istismarcısı kesim bu duruma ne diyecekti? Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni okumamışlar mıydı? evet bal gibide biliyorlardı ama sahtekarlıkları ortaya bi kez daha çıkarılmıştı.
Milli Görüş’ün içine çöreklenen sahtekarlara gelince. Onlar neden tamda toplumun ve insanlığın böylesine bunalıp çareler aradığı ve umutların tükendiği zamanda neden tek çare olan Erbakan Projelerini İnsanlığa tanıtmazlardı?
Allah, murdar (ve münafık) olanı, temiz ve mübarek olandan ayırt edinceye (sadıklarla sahtekârları belirleyinceye) kadar, (ey münafıklar) mü’minleri, sizin kendisi üzerinde bulunduğunuz (ikili oynamak, fesatçılık ve fırsatçılık yapmak, Dini ve davayı kullanmak gibi) durumda (ve onlarla bir arada) bırakacak değildir. Ve tabi Allah size gaybı da bildirecek değildir. (Hatta pis tıynetli ve çirkef niyetli HABİSLERİ; temiz ve halis mü’minlerden ayırıncaya kadar bu imtihan sürecektir.) Lâkin Allah, elbette elçilerinden dilediğini seçip (bazı sırlarından haberdar kılmaktadır.) Öyleyse siz de Allah’a ve elçilerine iman edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır. Ali İmran 179
Böylece ülkemizde ki muhafazar geçinenlerin de, bi dönem yağlı urgan atanların da, sözde Atatürkçü geçinip ülkeyi batılılaştırmak için çırpınarak İslam’a düşmanlık edenlerinde, Saadet Partisinin yönetimine getirilerek Erbakan Hocamız’a beton dökmeye çalışanlarında maskesi artık düşmüştür.
İçinizden (insanları Hakka ve) hayra davet edecek, (ve bunun sonunda elde edecekleri devlet ve hükümet imkânlarıyla ma’rufu) iyilikleri emredip yürütecek ve (münkeri) kötülükleri de nehyedip önleyecek bir ümmet bulunsun. (Bu hizmet ve hedefler için bir liderin çevresinde organizeli bir teşkilat kurulsun.) İşte asıl kurtuluşa ve başarıya erecek olan bunlardır. Ali İmran 104
Milli Çözüm Ekibi ise bu ayetin gereğini yapmakta, Erbakan Hocamız’ın Kutlu Davasının yeryüzüne hakim olması yolunda emin adımlarla yol almaktadır. Sefer Bizden Zafer İser Allahtan’dır. Ayrıca Siyonizmin oyunlarına hiç bir zaman aldanmayarak ve kanmayarak bu zulümlere ortak olmamanın konforuyla onurlu bi şekilde yoluna devam etmektedir.

Türkiye’de yenilikçi hareketin başlatılıp, AKP’nin kurdurulup iş başına getirilmesinin asıl amacı defalarca ekranlarda söylendiği gibi BOP (Büyük Ortadoğu Projesi)’un uygulanması idi.

Bu BOP uygulanırken de Türkiyemizde Haim Nahum planının son rütuşları yapılacaktı.

AKP iktidarıyla yeni çıkartılan bir sürü kanunlar ile toplum tamamen yumuşak lokma haline getirilmesi amaçlanıyordu.

AKP hükümetinin desteği ile Irak parçalandı, Suriye parçalandı, Libya fiilen bölündü, daha bir çok islam ülkesinde gereken bütün ayarlamalar yapıldı. Artık son perdeye gelinmiş idi, doğu ve güney doğumuzda bir Kürt devleti projesine yaklaşılmıştı. Toplum yumuşatılıp geçim derdinden karnını doyurmanın telaşına düşmüşken başka gündemler ile ilgilenemiyor, rahmetli Erbakan Hocamız tabiriyle topraklarımız ayaklarımızın altından kayıp gitmekte idi. AKP iktidarıyla adım adım  senelerdir ülkenin getirildiği son hal, makalenin başlığı olan soruyu devletin ilgili birimlerinin düşünmesi ve fazla geç olmadan gerekeni yapmaları gerekmektedir. Hükümetin ve yandaşlarının dillerine devamlı doladığı analar ağlamasın sözünü söyleyerek, analarımızın ağlayacak vatan toprağı kalmayacaktı neredeyse…

Makalemizden şunu anlıyoruz, Milli Çözüm; Bahçeli’nin Ekim ayında başlattığı çözülme süreci ile alakalı hazırlamış olduğu bir sürü ilmi makale ile üzerine düşen sorumluluğu yaptığı, gereken bütün hatırlatmalarını yaptığını icra makamındakilerinde kendi üzerlerine düşen sorumlukları yapmaları artık gelmiştir.

Bay Rubin’lere ve bayan Tülay Hatimoğulları’na gereken cevabı vermesi maalesef bu işbirlikçi iktidardan ve yandaşlarında beklemek akıl yoksunluğu sayılırdı. Bunlara gereken cevabı ancak Milli Çözüm veriyordu amma asıl cevabını icra makamı olarak vermesinin zamanı artık gelmişti.

AÇILIM ARSIZLIĞI!

Ey Türk Gençliği!

İstiklal (her bakımdan tam bağımsızlık) ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin (sermaye ve silah yönünden çok üstün bir kuvvetin) temsilcisi olabilirler. Cebren ve hile ile, (saldırı veya zorla veya hain iktidarların yaptığı ve milletten sakladığı hileli kanun ve anlaşmalar yoluyla) aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş (ekonomik ve stratejik kurumları ele geçirilmiş), bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış, (etkisiz, yetkisiz ve çaresiz konuma getirilmiş) ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu ortam ve durumdan daha elim (üzücü) ve daha vahim (ürkütücü) olmak üzere, memleketin içerisinde iktidar sahibi olanlar (hükümet ve muhalefet partileri, sivil ve asker yüksek bürokrasi, yargı ve diğer yönetim yetkilileri) gaflet (vurdumduymazlık) ve dalâlet (azgınlık ve dış güçlere yaslanmak) ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Daha da beteri, bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini; müstevlilerin (işgalci güçlerin, küresel sömürü çevrelerinin ve Siyonist-emperyalist merkezlerin) siyasi emelleriyle (sinsi ve şeytani hâkimiyet projeleriyle) tevhit edebilir (düşmanlarla iş birliğine girişebilir)ler.

AÇILIM ARSIZLIĞI!

Yirmibeş yıl kafire hizmet ettiniz!

Şimdi sıra ülkeme gelmiş çok yazık!

Tüyü bitmemiş yetimin hakkına girilmiş!

Sözde müslümanlar ,içleri tam batık!

Arsızlıkta haddi aştıkça aştı!

Son ümit Türkiye O’nu da harcayacaktı!

Bir oyun uydurdu, adı açılımdı!

Pkk yalanını insanlar asla yutmamalıydı!

İYİ Kİ VARSIN MİLLİ ÇÖZÜM

Enbiyâ 18
Hayır, aksine; doğrusu Biz Hakkı Bâtılın tepesine fırlatırız, O da onun beynini parçalayarak mahvedip bitirir. (Kur’an’a, Resulüllah’a ve insan haklarına dayalı hayır ve huzur sisteminin ana hatlarını ve Siyonizm’in perde arkasını sadık kullarımızla topluma bildiririz, böylece inkârcı zalimleri deşifre edip deviririz. Ardından) Bir de bakarsın ki, o (bâtıl ve barbar rejimler, zalimler ve işbirlikçiler yıkılıp) yok olup gitmiştir. (Allah’a karşı; “sözünde durmaz, süper güçlerle başa çıkamaz” gibi zanlardan ve) nitelendirdiğiniz yakışıksız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size! [Not: Beyni parçalanan ve fikriyatı boşa çıkarılan bâtıl ve barbar sistemin, geri kalan görkemli gövdesinin çökmesi ve çözülmesi artık kolay ve kaçınılmaz olacaktır.]

https://www.mealikerim.com/21/enbiya/18

Mürselât 1
Birbiri ardınca ve iyilik amacıyla (örfen; zamanın şartlarına ve ihtiyaçlarına uygun olarak) gönderilenlere (uyarıcılara, Hakka çağırıcılara) yemin olsun ki;

https://www.mealikerim.com/77/murselat/1

Mürselât 2
Derken (sert ve çetin rüzgârlar gibi, her hayırlı hizmete koşturup, şeytani odakları ve münafıkları) kökünden koparıp savuranlara…

https://www.mealikerim.com/77/murselat/2

Mürselât 4
Sonra, (rahatının ve menfaatinin kölesi ve nefsani arzularının esiri olanlardan uzaklaşıp, Hakkı bâtıldan, sadıkı sahtekârdan, mü’mini münafıktan çok kesin ve keskin biçimde) ayırdıkça ayıranlara… (Mutlak doğruları ve mutlu oluşumları topluma tanıtanlara,)

https://www.mealikerim.com/77/murselat/4

Mürselât 5
(Ve gelecek nesillere de) Bir zikir ve öğüt (olacak eserler) bırakanlara!

https://www.mealikerim.com/77/murselat/5

Mürselât 6
Böylece (hiç kimsenin “bilmiyordum, başka türlü sanıyordum” gibi) bir bahanesi ve mazereti (kalmasın), veya (herkes apaçık şekilde) uyarılsın! (diye gerçekleri, hem de gerekçeleriyle birlikte ortaya koyanlara yemin olsun ki,)

https://www.mealikerim.com/77/murselat/6

Mürselât 7
Şüphesiz size va’ad edilen (zalimlerin hezimeti, ezilen mü’minlerin zafer ve hâkimiyeti ve kıyamet haberi) mutlaka vuku bulacaktır.

https://www.mealikerim.com/77/murselat/7

Saadet Partisi’nin düştüğü ve geldiği nokta gerçekten üzücü bir durum malesef. Gerçekten tüm partiler birbirinden farkı yok hale geldi. Dolayısıyla her partinin içinde her sivil toplum kuruluşlarının içinde, her oluşumun içinde Milli duyarlı sorumluluk sahibi vatansever evlatlar bulunuyor. Diyeceğim odur ki yine geliyoruz Milli Çözüm’ ün şu tespitini gerçekleştirmeden özlenen ve beklenen saadete huzura onura ulaşılamayacak. Neydi o Milli Çözüm’ ün tespiti :

Türkiye’de Rahmetli Erbakan Hocamızın programlarını uygulayacak ve Onun gibi duyarlı ve tutarlı davranacak bir Milli Mutabakat iktidarının kurulmasının şart olduğu gerçeğidir.
Yani, Türkiye’de de kurulacak Milli bir Mutabakat ile Milli Çözüm’ e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması ve Milli Çözüm’ e inanan bir Hükümetin kurulmasıyla, Siyonizm’i küresel bir ekonomik savaşa çekerek gelir kaynaklarını yok edecek hamlelerin yapılıp yok edilmesi ( faiz-haksız vergi – kambiyo – darphane – bozuk bankacılık düzeni gibi mikrop diyebileceğimiz gelirleri yani Adil Düzen ilanı) ile yeni bir devrin başlamasıyla inşaallah insanlık bir nefes almaya maddi manevi ferahlamaya, karnının – kafasının – kalbinin – kişiliğinin itibarının doyurulmasıyla fertler ve toplumlar huzur bulacak inşaallah!..

Sahipsiz vatanın batması haktır,
Milli Mutabakat kurtaracaktır.

Last edited 11 ay önce by Kemal Serkan

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla
De ki: “Şüphesiz Benim Rabbim Hakkı (ortaya) koyar. (İmanı mü’minlerin kalbine sokar, sonra bâtılın tepesine atıp onu parçalar.) O, gaybleri Bilendir. (Tüm gizlilikleri, görünmezleri, özel ve sinsi proje ve şifreleri, geçmişi ve geleceği en küçük ayrıntılarına kadar bilen yalnız Allah’tır. O, zalimlerin ve hainlerin hesaplarını; önce fikir planında, sonra iktidar alanında boşa çıkaracaktır.)”
(Sebe’ Suresi 48)

Anayasa Mahkemesinin 63. Kuruluş Yıldönümü

Dolmahçe Sarayı / İstanbul / 25 Nisan 2025

Sayın Cumhurbaşkanım, Kıymetli Meslektaşlarım, Değerli Konuklar,

Hoş geldiniz, safalar getirdiniz.
Sizleri, medeniyetlerin buluşma noktası, tarihin ve hukukun derin izlerini taşıyan İstanbul’da misafir etmekten büyük bir onur ve mutluluk duyuyorum. Bu kadim şehir, geçmişten günümüze, hukuk, adalet ve insan hakları mücadelesinde birçok olaya tanıklık etmiştir.

İstanbul’un eşsiz siluetinde yükselen Dolmabahçe Sarayı da Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine damga vurmuş, hukuk ve devlet yönetimi açısından önemli kararların alındığı bir merkez olmuştur.

Bugün burada, tarihin görkemli izleri arasında, Anayasa Mahkememizin 63. Kuruluş yıldönümü vesilesiyle hukukun üstünlüğünü ve anayasa yargısının gelişimini konuşmak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz.

Şahsım ve Mahkememiz adına bir kez daha törenimize hoş geldiniz diyor; sizleri en kalbî duygularımla, saygıyla selamlıyorum.

Bu anlamlı günde, yalnızca geçmişimizi yâd etmiyor, aynı zamanda geleceğe dair sorumluluklarımızı da yeniden hatırlıyor, hukukun üstünlüğü ve adalet idealini hep birlikte bir kez daha dile getiriyoruz.

Küreselleşen dünyada, anayasa yargısı artık yalnızca ulusal sınırlarda değil, evrensel hukuk normları ve uluslararası yargı içtihatları ile şekillenmektedir. Bu nedenle, farklı ülkelerin anayasa mahkemeleri ve yüksek yargı organları arasındaki iş birliği, hukukun üstünlüğünü güçlendirmek, bireysel hakları daha etkili korumak ve küresel çapta adaletin tesisi için kritik bir önem taşımaktadır.

Siz kıymetli misafirlerimizin burada olması, anayasa yargısının müşterek sorunlarını birlikte tartışma ve tecrübelerimizi paylaşma fırsatı sunacaktır. Gerçekleştireceğimiz sempozyum hem aramızda bilgi alışverişine hem de anayasa yargısında karşılaşılan küresel meydan okumalar karşısında ortak çözümler geliştirmeye yönelik verimli tartışmalara zemin hazırlayacaktır.

Aynı zamanda katılımcılar olarak aramızda daimî bir iletişim ve etkileşim kanalı kurulmasını sağlayacak olan bu etkinlik vesilesiyle oluşacak ortam yalnızca bugünü değil, gelecekteki kurumsal ilişkilerimizi de etkileyecek, aramızdaki dayanışma ve iş birliği için önemli bir temel oluşturacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanım,

Ve son söz olarak;
Hak ile Hak olursa bir kişi
Yanlış olmaz hiçbir işi
Hak Mevla yaparsa bir gün teftişi
Acep ne olur yanlış yapanın işi

diyor ve hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.

Kadir ÖZKAYA
Türkiye Cumhuriyeti
Anayasa Mahkemesi Başkanı

1 – İbrahim Suresi’nin 42. ayeti.

2 – Dolayısıyla on ikinci yılını geride bıraktığımız bireysel başvuru yolu, geldiğimiz nokta itibarıyla insanımızın temel haklara ilişkin sorunlarını çözmesinin bir aracı olarak kurumsallaşmış bulunmaktadır. Hal böyle olunca zatıâlilerinizin de büyük katkısıyla hukuk sistemimize kazandırılan bireysel başvuru yolunun, mutlak gerekliliği konusunda toplumumuzda oluşan ortak kanaatin de bir gereği olarak bugünkü işlevselliğini kaybetmeden korunması gerektiğini düşünüyoruz.

3 – Bu kriterlerin güncellenmesi çalışması yapılmış olup “Genel Kurul Kararı” haline getirilmesi süreci devam etmektedir. Kriterler yakın bir zamanda güncellenmiş olacaktır.

BAK: https://www.anayasa.gov.tr/tr/baskan/konusmalar/kadir-ozkaya/anayasa-mahkemesinin-63-kurulus-yildonumunde-yaptigi-acis-konusmasi/

Allah’ın size verdiği aklı sakın başkalarına teslim etmeyin.. İsrail, Türkiye’yi bombalarla falanmı yıkmaya çalışacak sanıyorsunuz?Sizler zamanı
gelince asıl silahın bombalar değil ajanlar olduğunu elbet göreceksiniz..!

Hedef büyük İsrail’in kurulmasıdır.

Ancak, unutmayalımki, kudret ve kuvvet sahibi Cenabı Allah’tır, Siyonistler değildir.

PRO.DR. NECMETTİN ERBAKAN

Maalesef, AKP ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nca tekrar devreye sokulan ve aslında Siyonist-emperyalist odaklarca hazırlanan ve başarıya ulaşırsa kesinlikle Türkiye’mizin parçalanmasına yol açacak olan Yeni Çözüm Süreci hıyaneti karşısında, başta CHP olmak üzere YRP-Gelecek-DEVA ve Saadet gibi bütün Muhalefet Partilerinin, DEM Parti İmralı heyetini muhatap alıp görüşmeleri ve olumlu mesajlar vermeleri de, artık hepsinin Siyonist baronlara piyonluk yapmaya hazır olduklarını açığa vurmaktaydı.”

Mustafa Kemal’in Gençliğe Hitabesi’ni yeniden hatırlatıyoruz:



“Ey Türk Gençliği!



İstiklal (her bakımdan tam bağımsızlık) ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin (sermaye ve silah yönünden çok üstün bir kuvvetin) temsilcisi olabilirler. Cebren ve hile ile, (saldırı veya zorla veya hain iktidarların yaptığı ve milletten sakladığı hileli kanun ve anlaşmalar yoluyla) aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş (ekonomik ve stratejik kurumları ele geçirilmiş), bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış, (etkisiz, yetkisiz ve çaresiz konuma getirilmiş) ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.



Bütün bu ortam ve durumdan daha elim (üzücü) ve daha vahim (ürkütücü) olmak üzere, memleketin içerisinde iktidar sahibi olanlar (hükümet ve muhalefet partileri, sivil ve asker yüksek bürokrasi, yargı ve diğer yönetim yetkilileri) gaflet (vurdumduymazlık) ve dalâlet (azgınlık ve dış güçlere yaslanmak) ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Daha da beteri, bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini; müstevlilerin (işgalci güçlerin, küresel sömürü çevrelerinin ve Siyonist-emperyalist merkezlerin) siyasi emelleriyle (sinsi ve şeytani hâkimiyet projeleriyle) tevhit edebilir (düşmanlarla iş birliğine girişebilir)ler.



Millet, fakr-u zaruret (işsizlik, fakirlik ve çaresizlik) içinde harap ve bitap düşmüş (yıkılmış ve yılgınlaşmış) olabilir.



Ey Türk istikbalinin (geleceğinin) evladı! İşte, bu ahval ve şerait (en kötü şartlar ve durumlar) içinde bile vazifen; Türk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmak (milli bağımsızlık ve bekamızı ve halkımızın ülke yönetimine hâkim olmasını sağlamak)tır.



Muhtaç olduğun kudret (sana gerekli ve yeterli olacak kuvvet ve cesaret, dış güçlerin himayesinde değil) damarlarındaki asil kanda mevcuttur. (Bizi asil ve şerefli kılan milli ve manevi değerlerimize; tarihi ve talihli dinamiklerimize, yani öz benliğimize ve bağımsızlık bilincimize sahip çıkmak suretiyle bütün bu tehdit ve tehlikeler aşılacaktır).”



Evet Atatürk’ün, tam doksan sene önce, hem çöküş nedenlerini, hem de çıkış çarelerini gösterdiği meşhur Gençliğe Hitabesi’ni okuyup, anlayıp gereğini yapmazsak, Allah korusun çözülüş ve çöküş kaçınılmazdır!”



Artık, Erbakan Projelerine Acilen İhtiyaç Vardır!

Milli Çözüm, Bu Siyonist Planları 15 Sene Önce Yazmıştı:

Masonluk; İslam ve insanlık düşmanlarının ortak yapılanmasıdır!

İktidarı da muhalefeti de, zaten Mason Localarına göbekten bağlı olduklarından, asıl gündemi unutturmak için kayıkçı kavgasıyla, Hacivat-Karagöz oyunuyla vatandaş oyalanmaktadır. Yıllardır halkımız ise maalesef bu narkozdan kurtulamamıştır.

Milli Çözüm Dergisinin ilginç bir özelliği vardır; sorulan soruların cevabı yine Milli Çözüm içinde saklıdır, biraz arşiv karıştırmak soruların cevabını bulmak için yeterli olacaktır. Milli Çözüm’ün diğer bir özelliği ise, yıllar öncesinden yazılan yazıların her daim güncelliğini koruyor olmasıdır.

“İsrail’de yayın yapan The Jerusalem Post “İsrail’in yeni komşusu Türkiye” başlıklı bir yazı yayımlayarak, “Esad’ın kaçışından sonra Türkiye’nin güdümünde bir Suriye ortaya çıktığını, yani Türkiye ile İsrail’in artık komşu olduklarını ve Erdoğan’ın cesur adımlarından kuşkulandıklarını ve hazırlıklı olmalarını” uyarmıştı. Bu tür yayınların, dolaylı olarak “Erdoğan’ı kahramanlaştırmak ve Suriye’nin İsrail lehine parçalanmasını kolaylaştırmak” için yapıldığını hâlâ anlamayan ahmaklar vardı.”

Bunca hatırlatmaya, uyarıya ve belgeye rağmen; isteyen yine de şeytanlığa bir yol bulacaktı!

Suriye konusunda, makalede dün ve bugün ortaya konulan duruş; Aziz Erbakan Hocamızın duruşuyla ve davasıyla aynı ruha sahipti!

Türkiye, devlet iradesinin, devlet etkisinin ve devlet yetkisinin her alanda neredeyse yok edildiği aşamaya, gelmiş gibi görünüyor…

Dışarıda bağımsızlık iradesinin, içeride ise egemenlik yetisinin korkunç boyutlarda zayıflatılıp, yok edilme seviyesine sürüklendiğini acı acı görüyoruz.!

Makalede de ısrarla vurgulandığı üzere,Erbakan Projelerine acilen ihtiyaç olmakla birlikte, en az bu ihtiyaç kadar daha, ihtiyaç olan bir başka ihtiyacımız var.

Millî Çözüm İradesi, Millî Çözüm Ruhu!

Millî Çözüm şuurunun acilen iktidara taşınması kaçınılmaz bir zaruret halini almaktadır..
Aksi takdirde Türkiye’nin parçalanması Allah korusun kaçınılmaz olacaktır.

“Allah’tan Korkun! Bu Kadar Şehit Sizi Çarpar!”. Prof. Dr. Necmettin Erbakan

Devleti tehdit edenlerinde, ettiterenlerinde, edenlere müsaade edenlerinde hesap vereceği günler çok yakındır!
Tek kurtuluş Erbakan çizgisinde ve Milli Çözüm öncülüğünde, Milli Mütabakat Hükümetinin kurulmasıdır!
Adil Düzenden başka bütün düzenler ancak adi düzen olarak kalacaktır.
Bu gerçeklere hayali ve aklı yetmeyenlere söz artık israftır.
Zafer inananlarındır ve zafer çok yakındır!

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
16
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...