YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e4103ebd219
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 8 8
Bugün : 3729
Dün : 59412
Bu ay : 1042414
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53187472
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

KUR’AN’A GÖRE ZAMANIN UZAYIP KISALMASI MUCİZESİ

Eski Müftülük memurlarından, değerli dostum, sadık ve müstakim insan rahmetli Necati Yanılmaz anlatmışlardı.

O vakitler Elazığ Kubbeli Cami İmamlığı yapan muhterem ve muttaki Hacı Mustafa Hoca Efendinin ziyaretine varmışlardı. Bu zat, Harputlu meşhur Beyzade Hz.lerinin halifesi, bizim köylü (Alişam-Harmanpınarlı) Bekir Efendiden icazetli ve Nakşi Tarikatındandı. Yanındaki arkadaşları o zata:

“Zamanın uzaması ve kısalması var mıdır, Allah’ın zaman içinde zaman yaratması nasıldır?” diye sormuşlardı. O zat ise şöyle buyurmuşlardı:

“Şimdi sizler, bizimle görüşme ve sohbet etme arzunuzu ulaştırdınız. Biz ise, rahatsızlığımız ve vakit darlığımız sebebiyle, size ancak yarım saat ayırdık. Ancak iyi niyetinizi ve samimiyetinizi görünce, saat 4 ile 4,5 arasına ayarladığımız saati 4 buçuğa 5 kala durdursak, sohbeti 1 saat daha uzatıp tekrar saati çalıştırsak, işleyen saate ve verdiğimiz söze göre yarım saat misafirim olmuş sayılsanız da, aslında bir buçuk saat birlikte geçirmiş ve muhabbet etmiş olacağız!..” buyurmuşlardı. Bu sözleriyle “ZAMAN”ın; şartlara, durumlara, boyutlara ve bulunduğu ortamın hızına ve heyecanına göre uzatılıp kısaltılacağını vurgulamışlar ve tasavvuftaki “Tayy-i Zaman ve Tayy-i Mekân” kavramlarını izaha çalışmışlardı.

Kur’an’da zamanın göreceliğine, yani zamanın her yerde aynı hızda geçmediğine, duruma ve şartlara göre değiştiğine işaret edilmiştir. Modern bilimin ise ancak 1900’lü yıllarda Albert Einstein sayesinde bu gerçekten haberi olabilmiştir. Einstein’ın teorisine göre zaman, uzay dokusuna örülmüş şekildedir. Uzay zaman dokusunun değişmesi ile zamanın akışı da değişebilmektedir.

Kur’an’da Secde: 5, Hacc: 47 ve Meâric: 4 ayetlerinde çok net olarak zaman genişlemesine (time dilation) dikkat çekilmektedir.

Evet, zamanın akışı 2 faktöre bağlıdır. 1- Hıza, 2- Yer çekimine. Hız ve yer çekimi kuvveti arttıkça zaman yavaşlamaktadır.

Diyelim ki elimizde 2 tane atom saati var. 1 tanesini Dünya üzerine koyalım. Diğerini ise son sürat uçan bir uzay roketine koyalım. Roket yıllarca son sürat uçsun ve sonunda Dünya’ya geri dönsün. Atom saatlerini kontrol edelim. Roket içindeki atom saatinin Dünya’daki atom saatine göre daha geride kaldığını görürüz. Bu atom saatleri yerine birer insan koyduğumuzu düşünürsek; roket içindeki kişinin Dünya’daki yaşıtlarına göre çok daha genç kaldığı görülür. Çünkü onun için zaman daha yavaş akmıştır. Evet, hız yapan roketteki zaman daha yavaş akmaktadır. Çünkü hız, zamanın yavaşlamasına neden olmaktadır.  

Şimdi zamanın uzayıp kısalmasında yerçekiminin etkisine bakalım. Yukarıdaki atom saatlerinden bir tanesini diyelim ki Güneş’in hemen yanına (yüzeyine) bırakmış olalım, bir tanesi ise Dünya yüzeyinde kalsın. Bir gün sonra saatleri kontrol ettiğimizde Güneş’in yanındaki saatin daha geride kaldığını görürüz. Bunun nedeni Güneş’in yer çekimi kuvvetinin Dünya’mızınkine göre kat kat fazla olmasındandır. Çünkü yer çekimi zamanın yavaşlamasına neden olmaktadır.

Demek ki bir şey için zamanın nasıl geçtiği-aktığı maruz kaldığı yerçekimi gücüne ve mevcut hızına göre değişmektedir. Bu zaman değişmesine zaman genişlemesi (time dilation) denir.

Yüce Allah bu zaman genişlemesini Kur’an’da 3 ayette bildirmiştir.

Secde: 5. ayeti;

Gökten yere (âlemlerdeki) her işi O evirip-yönetip düzene koymaktadır. Sonra (işler), sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde, yine O’na (Arş’ına, huzuruna değerlendirme makamına) yükselip (durmaktadır).”

Ayetteki; (يُدَبِّر) “yudebbiru” kelimesinin kökü (دبر) olup; düzenlemek-ayarlamak (arrange), organize etmek (to make arrangements), hazırlamak (prepare), planlanmak (to make plans), tasarlamak (design), yönlendirmek (to direct), çok iyi planlanmış şekilde işletmek (to proceed or behave in a well planned) anlamındadır.

Ayetteki; (يَعْرُجُ) “yea’rucu” kelimesinin kökü (عرج) olup; yükselme (ascend-mount), yükselme yerleri (the place of ascent), bir yapıyı eğmek (incline), bükmek (bend), bükümlü yerler (bir vadinin sağa-sola bükülmesi-kıvrılması) (a place of bending or inclining) anlamındadır.

Ayetteki; (تَعُدُّونَ) “teuddune” kelimesinin kökü (عدد) olup; saymak (to count), hesaplamak (to calculate) anlamındadır.

Ayetteki; (أَلْفَ) “elfe” kelimesi rakam olarak bin (thousand) anlamındadır.

Ayetteki; (سَنَةٍ) “seneh” kelimesi yıl-sene (year) anlamındadır.

Secde: 5. ayetinden hemen önce Secde: 4. ayetinde ise Yüce Allah evrene ve Allah’ın Arş’ına dikkat çekmiştir.

Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günlerde (dönemde) yarattı, sonra Arş’a (Kâinatın yönetim merkezi ve makamına) istiva edip (onu ilmiyle ve kudretiyle kuşattı). Sizin için O’ndan başka bir veliniz (sahibiniz ve destekçiniz) ve (O’nun izin verdikleri dışında) şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? (Bu aklınızı kullanmamak ve vicdanınızın sesine kulak asmamak başınıza bela açacaktır.)”

Bu nedenle Secde: 5. ayetinde düzenlenen emrin evren ve Yüce Allah’ın Arş’ı ile ilgisi olmalıdır. Bu ayette geçen “Allah’ın emrinin” ne olduğunu ve nasıl işlediğini anlarsak ayeti daha iyi kavrarız. Ayete göre Allah’ın emrini yani takdir programını düzenlediği-planladığı ve bu emri tüm evrene uyguladığı net bir şekilde anlaşılır. “Emrin” ayrıca bir özelliği daha vardır. Emir gökten yere doğru düzenlenmekte ve daha sonra Allah’ın Arş’ına doğru yükselmeye başlamaktadır.

Evrenin tüm işlerini düzenleyen “emir” nedir?

Bu emir evreni/evrenleri canlandıran; evrenin/evrenlerin işleyişini/oluşunu sağlayan Rabbani bir murad ve mekanizmadır. Ruh da bir emirdir. Ruhun Allah’ın bir emri olduğunu aşağıdaki ayetten öğreniyoruz. Ruhu anladığımızda “emir”i de anlamamız kolaylaşır.

Yüce Allah İsrâ: 85. ayetinde şu şekilde buyurmuşlardır.

(Ey Resulüm!) Sana Ruh’tan sorarlar; de ki: ‘Ruh, Rabbimin emrinden (hikmetli işinden, gizemli takdir ve tecellisinden)dir, size (ruhla ilgili) ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir. (Böyle kapasitenizi aşan konulara dalmayın.)’”

Kur’an’da ruh; hayat ve şuur bahşeden, can veren Rabbani emir ve bilgi (information) anlamında kullanılmıştır. Ruh; holografik (üç boyutlu) evren prensibi çerçevesinde evrenimizi dıştan saran, evrenin bütün uzay boyutlarının ve zaman boyutunun tüm kuantum bilgilerinin kodlanarak saklandığı iki boyutlu zardaki (Levh-i Mahfûz’daki) bilgiyi, evrenin içindeki sicimlere/meleklere yansıtan İlahi murad ve mekanizmadır. 

Bu İlahi murad ve mekanizma, evrenimizin kuantum bilgilerinin kodlanarak saklandığı-depolandığı, evrenimizi saran iki boyutlu zar konumundadır.

Evrendeki olmuş ve olacak olan en ufacık kuantum bilgisi bu iki boyutlu zar içinde kodlanmıştır. Yüce Allah bu iki boyutlu zar içindeki bilgileri zarın sarmış olduğu evren içine yansıtma yaparak evrenin işleyişini sağlamaktadır. Bu işleyişte meleklerin (sicimler) de emri (kuantum bilgilerini) işleme ve uygulama görevi vardır.

İşte Secde: 5. ayetinde emrin gökten yere düzenlenmesi, bu emrin iki boyutlu zardan evren içine doğru yansıtılarak işlediğine işaret buyurmaktadır.

Ayeti incelemeye devam edelim;

Secde: 5. ayetinde tekil olarak kullanılan gök (s-sema) kelimesi (ٱلسَّمَآءُ) evrenimiz için kullanılmıştır.

Bu ayette: (إِلَيْهِ) “İleyhi” kelimesi O’na anlamında kullanılan bir zamirdir. Bu zamir çoğu mealde “Allah’a” şeklinde çevrilmekle birlikte bu çeviri eksik kalır. Çünkü Allah, zaman ve mekândan münezzeh olandır. Allah’ın bulunduğu bir yer veya zamandan bahsedilmesi, O’nun Yüce Zatına ve sıfatlarına aykırıdır. Bu nedenle (إِلَيْهِ) ileyhi zamiri ‘O’na’ kelimesi Secde: 4. ayetindeki Allah’ın Arş’ına, huzuruna, değerlendirme makamına işaret buyurmaktadır.       

Ayetten anladığımıza göre emir evrenin işleyişini gerçekleştirmek için evrenin/evrenlerin bir üst boyutundaki iki boyutlu zardan (ruh) yansıma ile tüm evrene hâkim olmakta ve sonrası Allah’ın Arş’ına doğru yani evrenin/evrenlerin bir üst boyutuna tekrar yükselip murad-ı İlahiye ulaşmaktadır.

Yüce Allah’ın Arş’ı neresidir?

Allah’ın Arş kelimesini hem evren için, hem de hiperuzay (higher-dimensional bulk) (çoklu evrenleri içeren hiperuzay) için kullandığı anlaşılmaktadır. Evrenimiz dışında, ondan çok çok daha büyük, göremediğimiz-algılayamadığımız çok boyutlu hiperuzay (higher-dimensional bulk) için kullanıldığına dair örnekler vardır.

Kur’an’da bazı ayetlerde; Rabbinin büyük (Azim) Arş’ı”, şerefli (Kerim) Arş’ı”, büyük (Mecid) Arş’ı” tamlaması kullanılır. Mü’minun: 86. ayetinde 7 gökler ile birlikte kullanılır ki 7 gökler ifadesi çoklu evrenler anlamını taşır. Yüce Allah’ın aşağıdaki ayetlerde işaret ettiği “Arş”, evrenimizden çok çok daha büyük ve kuşatıcıdır.

M-teorisine göre evrenimiz dışında (hiperuzayda, ‘higher-dimensional bulk’) D-branes-membran-zarlar bulunmaktadır. Bu zarların boyutları 0 boyuttan 9 boyuta değişebilir durumdadır. (D0-D1-D2-D3-D4-D5-D6-D7-D8-D9). Bu zarların içinde çok ama çok sayıda evrenler vardır.

Bu büyük, yüce, şerefli Arş, çok boyutlu olabilen “hiperuzaylar”daki İlahi emir, bilgi ve Rabbani yönetim makamlarıdır (higher-dimensional bulk). 

Secde: 5. ayeti bütün olarak değerlendirildiğinde;

Evrenin işleyişinin gökten-yere düzenlenmesi, geçmiş gelecek tüm kuantum bilgilerinin saklı olduğu, evrenimizin dışını saran iki boyutlu zardan (ruh) gelen yansımaların (emir) ile gerçekleşmiş olduğunu hatırlatmaktadır. Ayrıca bu emrin işlevini gördükten sonra Allah’ın Arş’ına (hiperuzaya, ‘higher-dimensional bulk’) yükseldiği anlaşılmaktadır.

Bu yükselmede zaman genişlemesi görülmekte midir?

Elbette ve kesinlikle öyledir. Ayetten anladığımıza göre emrin yükselmesinde çok bariz bir zaman genişlemesi (time dilation) vardır.

Bunu anlamak için yine iki atom saati düşünelim. Bir tanesini Dünya’mız yüzeyine yerleştirelim, diğerini emrin üstüne yerleştirdiğimizi hayal edelim. Emir üzerindeki atom saatinde bir gün geçtiğinde Dünya üzerindeki saatte 1000 yıl geçecektir. Bu her birine konulan iki insan için de böyledir. Bu nedenle Hz. İsa’nın (AS) Allah’ın katına çekilmesi; 1 gün, orada sevindirilip şereflendirildikten sonra yeryüzüne tekrar indirilmesi, Rabbani zaman diliminde 2 gün sayılmasına karşılık, dünyevi takvimde 2000 sene geçmiş olmaktadır. Buna göre Hz. İsa (AS) çoktan inmiş olmalıdır ve işbaşındadır…

Bu zaman genişlemesi nasıl olabilir?

Bunu Albert Einstein’ın zamanın göreceliği teorisiyle açıklamak gerekir. Evrenin işleyişini gerçekleştiren, 11 boyutta titreşen “sicim”lere (11 kanatlı meleklere) Levh-i Mahfûz’daki kuantum bilgilerini yansıtan ruhun yani işleri ve oluşları gerçekleştiren emrin ışık hızında olması gereklidir. Çünkü ışığı da bu emir meydana getirir.

Emir evrenimizin bir üst boyutundan gelir. Buradaki korunmuş olan Levh-i Mahfûz’dan yönetilir. Holografik evren prensibi çerçevesinde Levh-i Mahfûz evrenimizi bir üst boyuttan saran bir 2 boyutlu zar gibidir. Evrenin bir üst boyutunda bulunan bu zardan evrenin içine mesaj gönderilir. Bu bilgi yansıması evrenin içindeki sicimlere aktarılıverir. Onlar da bilgiye göre titreşirler. Böylece evreni canlandırıp harekete geçirirler. Işık hızında çalışan bir 3 boyutlu yazıcı düşünülürse, bu konu daha kolay anlaşılır hale gelir. Ve tabi hepsi ve her şey İlahi tayin, taksim ve takdir çerçevesindedir.   

Ayetten anlıyoruz ki bu emir evrende kendisine verilen görevi yaptıktan sonra tekrar Yüce Allah’ın arşına doğru yükselir. Bu da bize evrenimizden çıkıp tekrar bir üst boyuta geçtiğini yani hiperuzaya ‘hiperdimensional space’ yükseldiğini gösterir. Evrenin içinde ise yükselme diye bir şey söz konusu değildir. Yükselme, baktığınız yere göre indirme de olabilir. Bu nedenle kesin olarak anlarız ki yükselme bir üst boyuta geçiştir. Evrenin dışına çıkmak demektir. Emir bir üst boyutta olan Yüce Allah’ın arşına yani hiperuzaya yükselir.

Bu yükselişteki 1 günün bizim saydığımız hesaba göre 1000 yıl olduğu bildirilmektedir. Bu da bize net olarak gösterir ki emir de yer çekiminden etkilenmektedir. Yüksek yer çekimi alanlarında ışık bile yavaşlayıverir (dış gözlemciye göre). Örneğin; kara deliğe yaklaşan bir ışığı dışarıdan bir gözlemci olarak biz yavaşlamış veya durmuş olarak görebiliriz. Ancak ışığın hızı ışığın yanındaki bir kimse için yine değişmeyecektir. Bu nokta önemlidir. Zaman bulunduğu yerdeki yer çekimine göre değişkendir. Zaman ağır yerçekimi alanlarında yavaşlar. Hiperuzaya yükselen emrin Yüce Allah’ın Arş’ı içinde zaman genişlemesine uğradığını ayetten kesin olarak anlıyoruz. Yüce Allah’ın Arş’ında yükselen emri biz Dünya’dan seyretmiş olsaydık onu yavaşlamış olarak görecektik. Yüce Allah’ın Arş’ında 1 gün geçtiğinde bizim Dünya’mızda 1000 yıl geçecektir. Bu da hiperuzayda çok yoğun bir yer çekiminin olduğunu gösterir.

“Emir” gökten yere tam olarak ışık hızı ile hulûl etmektedir. Evrenin tümünde etkili olduktan sonra hiperuzaya yani Yüce Allah’ın Arş’ına yükselmektedir. 

Meâric: 4. ayeti;

“Melekler ve Ruh O’na, süresi (sizin takviminizce) elli bin yıl olan bir günde (ancak) yükselip çıkabilmektedirler.”

Melekler ve Ruh O’na miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler-bükülüp erişirler. Yani; evrenimizi üst boyutlardaki hiperuzaya bağlayan “solucan delikleri” (wormholes) formülüyle hareket ederler.

Meâric: 4. ayetinde melekler (sicimler) ve ruhun (evrenimizi dış kısımdan saran, evrenin tüm kuantum bilgilerinin depolandığı iki boyutlu zardan evrene yansıyan mekanizma) Secde: 5. ayetine göre çok daha fazla zaman genişlemesine (time dilation) maruz kaldıkları çok net olarak görülür. Secde: 5. ayetinden farklı bir durum söz konusudur. Bu da daha fazla yerçekimidir. Melekler ve ruh öyle bir yerde Allah’ın Arş’ına yükselmektedir ki bu yükselme yerlerinde yer çekimi Secde: 5. ayetindeki emrin maruz kaldığı yer çekiminden çok çok fazladır. Evrende zamanı bu kadar genişletecek ve yavaşlatacak yerler ancak “solucan delikleri” denilen uzay mağaraları olabilir. Bir üst boyuta doğru (hiperuzay) yükselen-bükülen bu solucan delikleri o kadar yoğun yer çekimine sahiptirler ki zaman genişlemesi inanılmaz düzeylere çıkar. Solucan deliklerindeki 1 gün Dünya’daki 50.000 yıla eşit olur. 

Allah’ın Arş’ı olan hiperuzayda (higher-dimensional bulk) zaman nasıl akıp geçmektedir?

Yüce Allah Hacc: 47. ayetinde şu şekilde buyurmaktadır:

(Ey Nebim!) Onlar Senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar ya, (biraz daha beklesinler); Allah, kesinlikle va’adine muhalefet etmez (sözünden dönmez ve haber verdikleri aynen gerçekleşecektir). Şüphesiz, Senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. [Not: Sizlerin bazı haksızlıklara bir müddet sabretmenize karşılık Cenab-ı Hakk çok daha uzun bir zaman fırsat verebilir anlamındadır.]”

Bu ayette de zamanın göreceli olduğu haber buyrulur. Fakat Secde: 5. ve Meâric: 4. ayetlerinden farklı bir durum söz konusudur.

Ayette geçen “inde” kelimesi, katında ve yakın (near) anlamı taşımaktadır.

Çoğu mealde yanında olarak çevirisi yapılmıştır. Aslında Rabbinin yakınında ve katında olarak çevrilmesi lazımdır. Allah zaman ve mekândan münezzehtir ve her türlü bağımlılık ve noksanlıktan uzaktır. Allah’ın bulunduğu bir yer veya zamandan bahsetmek imkânsızdır.

Allah’ın “yakınında olan mekânı veya makamı” nasıl anlamak gerekir?

Yüce Allah’ın zaman ve mekândan münezzeh olduğunu biliyoruz. Yüce Allah, mekân ve onu oluşturan tüm boyutların ve zamanın dışındadır. Tabi ki yaratmış olduğu tüm mekânların ve zamanların içine de esma ve sıfatlarıyla nüfuz etmiştir ve her şey O’nun tecellisi ve tezahürleri olmaktadır. 

Cenab-ı Hak; tüm boyutları ile uzayımızın ve onun üstündeki boyutları ile hiperuzayın ve onun da üstünde varsa başka mekân ve zamanların da üstünde ve dışındadır. 

2 mekân birbiri ile karşılaştırıldığında daha üst boyutta olan mekân Allah’a daha yakın sayılır. Çünkü Yüce Allah bu mekânların tümünün üstünde olan yüce varlıktır. 

Bu nedenle evrenimizin dışında olan bir mekân (daha üst boyutlarda) Rabbe daha yakındır. Bu nedenle Rabbinin yakınında olan mekân “hiperuzay” olarak anlaşılmalıdır. 

Ayette Yüce Allah (رَبِّكَ) Rabbike (Rabbinin) kelimesini kullanmıştır. Bu noktada da bir işaret vardır.

“Rab” kelimesi kökü (ربب) efendi-patron-hükmeden-hükümran (master), emretme yetkisinde olan (have command) anlamındadır. Kur’an’da bu kelime, eğitici ve yönetici kişiler için de kullanılmıştır. Buna en iyi örnek Yusuf: 42. ayetinde aktarılmıştır.

Yüce Allah’ın Rab sıfatı; tüm evrene emretmesi, tüm evrenin efendisi olması ve tüm evrene hükmetmesi ile alâkalıdır. Yüce Allah’ın tüm evreni onu dıştan saran iki boyutlu bir zar aracılığı ile (ruh marifetiyle) yönettiği anlaşılmaktadır. Bu noktada ‘inde Rabbike’ (Rabbinin yakınında) tamlaması yine Allah’ın Arş’ına işaret buyurmaktadır.

Allah’ın Arş’ı sayılacak hiperuzayda zaman genişlemesi olduğuna şahit olmaktayız. Yine 2 atom saati veya iki astronot kişi düşünelim. Bir tanesini Dünya’mız üzerine, ikinci atom saatini ise hiperuzaya koyalım. Hiperuzaydaki saatte 1 gün geçtiğinde Dünya üzerindeki saatte 1000 yıl geçmiş olacaktır. Ki bunun en açık örneği Hz. İsa Aleyhisselam’dır.

Hiperuzaydaki (higher-dimensional bulk) zaman kaymasının sebepleri nelerdir?

Bunun cevabı yer çekimi” olmaktadır. Yer çekimi hiperuzayda da etkili bir kuvvet kaynağıdır. Hatta evrenimizde olduğundan çok çok daha etkili bulunmaktadır. Şimdi neden bu şekilde olduğunu biraz açıklayalım.

İçinde yaşadığımız evrenimizi taşıyan 4 temel kuvvet vardır. Bunlar aşağıda sayılmıştır;

Kütle çekim (yer çekimi) kuvveti

Elektromanyetik kuvvet

Güçlü nükleer kuvvet

Zayıf nükleer kuvvet

Yer çekimi dışındaki 3 kuvvet yer çekimine göre o kadar kuvvetlidir ki, diğer bir deyiş ile yer çekimi o kadar zayıftır ki (1040 kat daha zayıf) fizikçiler bunun neden böyle olduğunu anlamaya çalışmışlardır. Yapılan analizlerde uzay uzmanları; yer çekiminin başka bir boyutta çok güçlü olduğu ve bizim evrenimize çok çok az bir miktarının kaçtığı-sızdığı kanaatine varmışlardır.

Yakın zamanda hiperuzaydaki yer çekimi ile ilgili sicim teorisi çalışmaları yayımlanmıştır. Örnek olarak ‘Thick branes and 4D gravity’ isimli çalışma ilmi ve önemli bir araştırmadır.

Ayet bilimsel çalışmalar ışığında değerlendirildiğinde Yüce Allah’ın mucizesi ortaya çıkmaktadır. Hiperuzaydaki yer çekimi Dünya’daki yer çekiminden o kadar fazla kuvvetlidir ki zaman genişlemesi yaşanır. Yer çekimi zamanı yavaşlatır ve hiperuzaydaki 1 gün, Dünya’mızda geçen 1000 yıla eşit konuma ulaşır.

Sonuç olarak değerlendirirsek;

Kur’an’da zamanın göreceli olduğunu işaret eden 3 ayet bulunmaktadır. 

Secde: 5. ve Hacc: 47. ayetlerinde hiperuzaydaki yer çekiminin çok kuvvetli olmasına işaret vardır. Hiperuzaydaki 1 gün Dünya’mızdaki 1000 yıla eşit olmaktadır.

Meâric: 4. ayetinde ise melekler (sicimler) ve ruhun çok çok fazla yer çekimine maruz kaldığı vurgulanmaktadır. Solucan delikleri” denilen harika uzay mağara bükümleri hiperuzaya doğru yükselen bu yapılardaki sicimler ve ruh için 1 gün, Dünya’daki 50.000 yıla eşit olmaktadır.

Albert Einstein’dan 1400 yıl önce indirilen Kur’an’da zamanın göreceli olduğu, zaman genişlemesine (hem hıza bağlı, hem yer çekimine bağlı) işaret buyrulduğu gerçeği çok büyük bir mucize sayılmaktadır. Her şeyin en doğrusu elbette Allah katındadır.

Zaman; “iki olay arasında geçen süre” olarak algılanır. Aslında zaman; uzaydaki konumlara ve farklı boyutlara göre değişen, uzayıp kısalabilen bir kavramdır.

Zamanın akışının bükülmesi!

Ünlü fizikçi “John Archibald Wheeler” “zaman”la ilgili genel göreliliği şu sözlerle özetlemiştir: “Uzay-zaman maddenin nasıl hareket edeceğini etkiler, madde ise uzay-zamana nasıl büküleceğini söyler.” Kütle, uzayı büker ve bükülen uzay, kütleye nasıl yol olacağını gösterir ki bunun çok önemli sonuçları oluverir. Kütle ve enerji cetvellerin uzunluğu ve saatlerin tıklama hızını değiştirir. Bunlar da bir şekilde kütleli cisimler ve parçacıkların birbirini çekmesini sağlayıp yönlendirir. Uzayın bükülmesini klasik “lastik zar üzerindeki top” deneyiyle gösterebiliriz.

Bir trambolin alın ve üzerine bir top koyuverin. Toplar trambolin zarı düzse düz çizgi üzerinde gidecektir; ama trambolinin ortasına daha ağır bir top koyarsanız, orada bir çukur yapar ve toplar bu çukurun çevresinde döne döne ağır topa doğru düşecektir. Dünya da Güneş çevresinde bu şekilde dönmektedir. Güneş, uzayı bükerek üç boyutlu bir çukur oluşturur ve Dünya bu çukura düşer. Sadece yeterince hızlı gittiği için Güneş’e düşmek yerine kendi çevresinde döner.

Bunu okuyunca yer çekiminin uzayı büktüğünü düşüneceksiniz ama bu resmin yarısıdır. Aslında yer çekimi hem uzayı hem de zamanı bükme fıtratındadır. Uzayın bükülmesi uzayda aldığınız yolun uzamasıdır. Eğri uzayda, iki nokta arasındaki en kısa çizgi eğridir ama eğri çizgi aynı ölçekte düz çizgiden uzun olmaktadır. Zamanın bükülmesi de zamanın akışının yavaşlamasını sağlamaktadır. Şimdi buna, yani resmin diğer yarısına tekrar bakalım:

Önce şuna dikkat edelim!

Görelilik teorisinde yer çekimi elektromanyetizma gibi bir fizik kuvveti değildir. Uzay-zamanın bükülmesi yer çekimine yol açar ama, aynı zamanda yer çekimi alanını elektromanyetik alana benzetebiliriz. Yalnızca bu alanın şiddeti uzayın bükülme şiddetine göredir. Bunu görmek için kinematik zaman yavaşlamasını gösteren özel görelilikle başlamamız gerekir; yani ışık hızına yaklaşan bir rokette zamanın yavaşlaması nasıl gerçekleşir?.. İç yüzü ışığı yüzde 100 yansıtan bir foton kutusu düşünelim. Foton kutusu; çünkü içine ışık parçacığı olan bir foton koyacaksınız. Bu kutu uzayda hareketsiz dururken foton da yukarı ve aşağı ayna yüzeyler arasında ışık hızında gidip gelecektir. İşte bu tasarlayabileceğiniz en basit saattir. Sadece kusursuz yansıtma diye bir şey olmadığı için bu saati imal edemezsiniz.

Şimdi foton kutusunun uzayda soldan sağa gittiğini farz edelim. Foton alt yüzeyden sekip yukarı çıkarken üst yüzey hareket yönünde yana kayıverecektir. Bu yüzden fotonun üst yüzeye yetişip geri sekmek üzere daha uzun bir yol kat etmemesi gerekecektir. Kutunun dışarıdan saydam olduğunu varsayarsak (çift yönlü ayna) foton saatinin tıklayışının yavaşladığını göreceksiniz.

Foton kutusu ne kadar hızlı giderse, “zaman” o kadar yavaş seyredecektir. Hatta kutunun kütlesi yoksa ışık hızına ulaşabilir. O zaman fotonun geri sekmesi sonsuza dek sürecektir; çünkü kutunun yüzeyleri fotonla aynı hızda gidecektir. Foton onlara ulaşamaz ve geri sekemez. Foton saatinin tıklayışı ve zamanın akışı duruverir. Kısacası ışık hızında giden bir cisim için zaman akmaz ki Einstein’ın ünlü sorusunun yanıtı da bunda gizlidir.

Zamanın akışını yavaşlatan ışık gerçeği!?

Peki ışığın sırtına binerseniz ne olur? Hiçbir şey olmaz; çünkü zaman geçmez. Bunun içindir ki fotonlar asla yaşlanmaz. Onlar için 13,77 milyar yıllık evrende, bir planck anından (saniyenin milyarda bir oranından) daha uzun süre geçmemiştir. Evet, fotonlar için evren hâlâ büyük patlamada oluştuğu andadır. Oysa görelilik teorisinde her şey görelidir. (Yani her şeyde izafiyet, görecelik ve ilişkilik prensipleri geçerlidir.) Foton kutusu kendisine göre ışık hızında ileri gitmez. Siz ve evrenin tamamı ışık hızında iken, kutudan ters yönde uzaklaşırsınız. Bu nedenle foton kutusu açısından zaman geçerdi, ama sizin zamanınız yavaşlayarak duruverirdi.

Zamanın akışını yavaşlatan yer çekimi

Genel görelilik teorisine göre Dünya’nın yer çekimine kapılıp uzaydan yere düşmekle uzayda hızlanmak arasında (özel görelilik) hiçbir fark yoktur. Sadece bir nokta hariç: Dünya’nın çevresinde dönen bir uydu ile Dünya’da duran bir bilim insanı arasındaki zaman farkı mekanizması, uzayda kendi çevresinde dönerek yer çekimi üreten bir uzay istasyonuyla ona bakan hareketsiz bir astronot arasındaki zaman farkı mekanizmasından çok başkadır. Neden derseniz; Dünya’nın çevresinde dönerken hem yer çekimiyle yere çekiliyor, hem de yörüngede düşmemek için belirli bir hızda dönüyorsunuz.

Bu durumda hem kinematik (sabit) zaman yavaşlaması hem de yerçekimsel zaman yavaşlaması devreye girmektedir. Bunu ışık hızına yaklaşan cisimlerin boyunun kısalmasıyla da gösterebiliriz. Görelilikte ışık hızına yaklaşan bir cisme dışarıdan bakarsanız o cismin boyu hareket yönünde kısalıverir. Oysa ışık hızına yaklaşan cisim için asıl üstüne doğru ışık hızına yakın hızda gelen uzay yassılaşır. İşte bu yüzden yer çekimi zamanı nasıl yavaşlatır diye sormaktansa, zamanın yavaşlaması yer çekimine nasıl yol açıyor? diye sormak daha ilginçtir ve öğreticidir. Ne de olsa kütle uzayı büker, bükülen uzayda fotonun yolu uzar ve bu da zamanı yavaşlatıverir. Görelilik teorisinde analitik geometriyi sezgilerimize uydurarak doğayı anlamakta kullanıyoruz. Oysa zamanın akışını yavaşlatmanın yer çekimine nasıl yol açtığını sezemiyoruz. Bunun için ışık hızına yaklaşırsanız neden boyunuzun kısaldığını ve iki boyutlu uzaya kütle eklerseniz üçüncü boyutla zamanın nasıl ortaya çıkacağını düşünmemiz gerekir. Sonuçta görelilikte her şey birbirine göredir. Uzay ve zaman birbirinin ayna görüntüsü gibidir. Örneğin evrende uzay-zaman geçerliyken kara delikte bunlar ters yüz olup zaman-uzaya dönüşmektedir.

Evet, her şey gibi “ZAMAN”ı da bizzat Allah yaratmaktadır. Bu nedenle Cenab-ı Hakkın zaman ve mekânla kayıtlı olması akla aykırıdır. Ne var ki hem uzayın farklı boyutlarında, hem insanların yüksek maneviyat ve ruhi terakki durumlarında ZAMAN farklı akmakta, Allah’ın dilemesi ve izni ile “Tayy-i zaman ve tayy-i mekân = Yani zaman ve mekân kavramının kısalması veya mesafelerin ortadan kalkması” yaşanmaktadır! Ve tabi bütün bunların hepsi ve her şey bizzat Allah’ın takdiri ile olmaktadır.

4.9 27 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Osman ERAYDIN

Osman ERAYDIN

Subscribe
Bildir
10 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

‘’ İlim Mü’min’nin yitik malıdır, Çin’de de olsa gidiniz alınız’’ (Tirmizi, İlim 19; İbn Mâce, Zühd 17)

     Hadis-i Şerifi hem maalesef Müslümanlar’ın ilimden uzaklaşacağını Efendimiz’in bi Mucesi olarak haber vermekte, hem de biz Müslümanlar’ı sahip olduğumuz bu hazinenin farkına vararak İlim’de ve teknoloji’de daha ileriye giderek İnsanlığa daha büyük hizmetler yapmamızı bir nevi hedef göstermiştir.

    Müslümanlar’ın Erbakan Hocamız’ın anlatımıyla 2. Viyana Kuşatması sonrasında Cihat ve İçtihat şuurunu yitirmesi neticesinde yeni buluşlar ve teknolojik gelişmeler Batı’nın (Küresel Siyonist Çetenin) eline geçmiş, onlar ise bu buluş ve icatları İnsanlığın hizmetine sunmak yerine bir sömürü aracı olarak kullanmışlardır.

   Batılı bilim adamlarının bir çoğu olaylara seküler baktığı için birçok tıkandıkları yerde Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerimi incelemek suretiyle tıkandıkları yerden çıkma imkanı bulmuşlardır. Yine Erbakan Hocamız’ın tabiriyle meseleyi olaylara seküler bakmalarından dolayı bilimleri kuran İslam Alimlerinin ne demek istediklerini anlamadıkları halde bu seviyeye ulaşmışlardır.

 Biz Müslümanlar’a düşen ise elimizde böylesine muhteşem Yüce Kitabımız başta olmak üzere diğer İslam Alimleri’nin de eserleriyle birlikte ve en önemlisi bu asırdaki bizlere en büyük örnek Erbakan Hocamız’ın örnek çalışmalarıyla Bilim ve Yüksek Teknoloji’de batılıların önüne geçerek hem İnsanlığı içinde bulunduğu durumdan kurtarmak, hem de Yeryüzünü bi nevi Cennete çevirmek için Teknoloji sahibi olmamız en başta biz Müslümanlar için birer vazifedir. 

Evet, her şey gibi “ZAMAN”ı da bizzat Allah yaratmaktadır. Bu nedenle Cenab-ı Hakkın zaman ve mekânla kayıtlı olması akla aykırıdır. Ne var ki hem uzayın farklı boyutlarında, hem insanların yüksek maneviyat ve ruhi terakki durumlarında ZAMAN farklı akmakta, Allah’ın dilemesi ve izni ile “Tayy-i zaman ve tayy-i mekân = Yani zaman ve mekân kavramının kısalması veya mesafelerin ortadan kalkması” yaşanmaktadır! Ve tabi bütün bunların hepsi ve her şey bizzat Allah’ın takdiri ile olmaktadır.

https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/kurana-gore-zamanin-uzayip-kisalmasi-mucizesi/

Bu nedenle  Hz. İsa’nın  (AS) Allah’ın katına çekilmesi; 1 gün, orada sevindirilip şereflendirildikten sonra yeryüzüne tekrar indirilmesi, Rabbani zaman diliminde 2 gün sayılmasına karşılık, dünyevi takvimde 2000 sene geçmiş olmaktadır. Buna göre Hz. İsa (AS) çoktan inmiş olmalıdır ve işbaşındadır…

İNŞALLLAH YAKIN BİR ZAMANDA DECCAL NETANYAHU’YU VE İSRAİLİ YERLEBİR EDİP, SİYONİZMİN SİSTEMLERİNİ ETKİSİZ HALE GETİRİP, ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYAYI KURACAKTIR İNŞALLAH.

Âl-i İmran 55
Hani Allah, buyurmuştu ki: “Ey İsa, doğrusu Ben senin (dünya) hayatına (şimdilik) son vereceğim, seni (insanların erişemeyeceği şekilde onlardan uzaklaştırıp) Kendime yükselteceğim, seni kâfirlerin (ithamlarından) temizleyeceğim ve (yeniden yeryüzünde zuhur edip Deccalizm’le mücadelende) sana uyanları (zafere eriştireceğim ve) kıyamete kadar inkâra sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedip (yargılayacağım).” [Not: Ayetteki “müteveffike” kelimesi, öldürmek değil, Âl-i İmrân 153. ayetindeki “mafateküm=sizden uzaklaştırdığımız” kelimesiyle aynı anlamda kullanılmıştır. Yani hadislerde de belirttiği gibi, Hz. İsa (AS) sağ olarak göklere kaldırılmıştır ve ahir zamanda geri gelmesi Hakk’tır. “Ruh” ile “can” farklı kavramlardır. İnsandan ruhun ayrılması “fevt”, canın çıkması ise “mevt” kelimesiyle anlatılır.]

https://www.mealikerim.com/3/ali-imran/55

Nisâ 157
Ve (onlar yalan yere): “Biz, Allah’ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle de (Yahudilere böyle bir ceza verilmiştir.) Oysa Onu kesinlikle öldürmediler ve Onu asmadılar. Ama onlara (Hz. İsa’nın) benzeri gösterildi. (Hz. İsa’yı para karşılığı gammazlayan baş havarisinin yüz şekli Hz. İsa’ya benzetildi ve çarmıha gerildi.) Gerçekten Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların boş bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Kesin olan gerçek şudur ki Onu (Yahudiler Hz. İsa’yı) öldürememişlerdir. (Hz. İsa’nın ruhu fevt edilip göklere yükseltilmiştir. Ahir zamanda tekrar geri gönderilecektir.)

https://www.mealikerim.com/4/nisa/157

Nisâ 158
Bilakis; Allah Onu Kendine yükseltti. Allah Üstün ve Güçlüdür, Hüküm ve Hikmet sahibidir.

https://www.mealikerim.com/4/nisa/158

Nisâ 159
Andolsun Kitap Ehlinden, (Hz. İsa yeniden gelip, Deccalizmi devirdikten sonra) ölmeden önce Ona (haklılığına ve Allah’ın zafere ulaştırdığına) inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, O da onların (inkârcı Yahudi ve Hristiyanların ve Müslüman geçinen münafıkların) aleyhine şahit olacaktır. [Not: Bu ayet, Hz. İsa’nın göklere kaldırıldığına ve ahir zamanda dünyaya yollanacağına delil sayılmıştır.]

https://www.mealikerim.com/4/nisa/159

İsa aranızda horlanarak bulunduğu o kısacık devrede

İnsan sevgisi yeşertmeye çalışmıştı günahkâr gönüllerinizde.

(Kaynak: Bak: Siyasi Siyaset – Muhammed Muhtar Han – Sayfalar: 99-101 – Selamet Pazarlama – 1987)

Her şey bizzat Allah’ın takdiri ile olmaktadır!
Zaman; “iki olay arasında geçen süre” olarak algılanmaktadır.
Zaman; her yerde aynı hızda geçmemekte, duruma ve şartlara göre değişmektedir.
Zaman; uzaydaki konumlara ve farklı boyutlara göre değişen, uzayıp kısalabilen bir kavramdır.
Zaman; şartlara, durumlara, boyutlara ve bulunduğu ortamın hızına ve heyecanına göre uzatılıp kısaltılmaktadır.
Zamanın akışı 2 faktöre bağlıdır. 1- Hıza, 2- Yer çekimine. Hız ve yer çekimi kuvveti arttıkça zaman yavaşlamaktadır.
Zamanı, bizzat Allah yaratmaktadır.
Allah, zaman ve mekândan münezzeh olandır.
Cenab-ı Hakkın zaman ve mekânla kayıtlı olması akla aykırıdır.
Allah’ın bulunduğu bir yer veya zamandan bahsedilmesi, O’nun Yüce Zatına ve sıfatlarına aykırıdır.
Tüm evrenin efendisi olan ve tüm evrene hükmetmeden Yüce Allah, Rab sıfatı ile tüm evrene emretmektedir.
Evrenin tüm işlerini düzenleyen “emir” nedir?
Emir; evreni/evrenleri canlandıran, evrenin/evrenlerin işleyişini/oluşunu sağlayan Rabbani bir murad ve mekanizmadır.
Emir; evrenin işleyişini gerçekleştirmek için evrenin/evrenlerin bir üst boyutundaki iki boyutlu zardan (ruh) yansıma ile tüm evrene hâkim olmakta ve sonrası Allah’ın Arş’ına doğru yani evrenin/evrenlerin bir üst boyutuna tekrar yükselip murad-ı İlahiye ulaşmaktadır.
Allah, emrini yani takdir programını düzenleyip planlamakta ve bu emrini tüm evrene uygulamaktadır.
Rabbimizin katında bir gün geçtiğinde Dünya üzerindeki saatte 1000 yıl geçecektir. Bu nedenle Hz. İsa’nın (AS) Allah’ın katına çekilmesi; 1 gün, orada sevindirilip şereflendirildikten sonra yeryüzüne tekrar indirilmesi, Rabbani zaman diliminde 2 gün sayılmasına karşılık, dünyevi takvimde 2000 sene geçmiş olmaktadır. Buna göre Hz. İsa (AS) çoktan inmiş olmalıdır ve işbaşındadır…
Ruh da bir emirdir. Ruhu anladığımızda “emir”i de anlamamız kolaylaşacaktır.
Kur’an’da Ruh; hayat ve şuur bahşeden, can veren Rabbani emir ve bilgi anlamında kullanılmıştır.
Emir evrende kendisine verilen görevi yaptıktan sonra, tekrar Yüce Allah’ın arşına doğru yükselmektedir.
Yükselme, baktığınız yere göre indirme de olabilmektedir. Bu nedenle kesin olarak anlarız ki yükselme bir üst boyuta geçmektir.
Arş, çok boyutlu olabilen İlahi emir, bilgi ve Rabbani yönetim makamlarıdır.
Zaman görecelidir, yani zamanın her yerde aynı hızda geçmez, duruma ve şartlara göre değişmektedir.
Zaman; hem uzayın farklı boyutlarında, hem insanların yüksek maneviyat ve ruhi terakki durumlarında farklı akmaktadır.
Allah’ın dilemesi ve izni ile zaman ve mekân kavramının kısalması veya mesafelerin ortadan kalkması yaşanmaktadır.

O kimmiş kaderin, mührün sökecek
İsa İsrail’in, kanın dökecek
Deccal devrilecek, siyon çökecek
Kutlu inkılaba, şahane derler!

Hz İsa’nın yerde ve gökte kutlu inkılabı inşallah şüphesiz kutlanacak. Yeryüzünün tüm nimetleri, bu kutlu devrimle insanlığın hizmetine sunulacak. Ancak ne ışık hızıyla yolculuk ne de göklerde seyahat…; Kutlu Zaferden önce Hz. İsa Aleyhisselam’ın kapısında (tüm insanlığın kurtuluşuna, mutluluğuna vesile olacak adil bir düzen davasında) O’nun razı geleceği şekilde 1 saatlik nöbetin haz, lezzetine ve ecrine denk gelemeyeceği açık değil mi?

O, karanlık zamanların aydınlık yüzü, Hakk’tan şaşmaz, hakikatten sapmaz. O’nu ne tehdit yıldırır, ne menfaat cezbedebilir. İlmiyle aydınlatır, cesaretiyle korkuyu ezer. Tek başına kalsa da bir başına ümmet. Sadakatiyle, sabrıyla, davasına adanmış gerçek bir yiğit. Evet, hayranlık uyandıran özellikleriyle öne çıkacağı şüphesiz. 

Last edited 10 ay önce by Mus'ab

Allah zamandan ve mekândan münezzehtir, zaten bunların tümünü yoktan yaratan Allahtır. Bu nedenle Allah Katında geçmiş, gelecek ve şu an hepsi birdir ve hepsi olup bitmiştir.

Bunun içindir ki, Kur’an-ı Kerim’de bizim hesabımızda milyonlar sene sonra meydana gelecek olaylar için, geçmiş zaman kipi kullanılmakta, o iş çoktan olup bitmiş gibi anlatılmaktadır.

“Sura üfürüldü. Böylece Allah’ın diledikleri dışında, gökte ve yerde ne varsa çarpılıp yıkılıverdi. Sonra bir daha sura üfürüldü. Artık onlar ayağa kalkmış vaziyette gözetiliyorlar. Yer, Rabb’inin nuruyla parıldadı. Kitap (ortaya) kondu, peygamberler ve şehitler getirildi. Ve aralarında hak ile hüküm verildi. İnkar edenler, bölük bölük cehenneme sevk edildi. (Allah’tan) korkup (günahtan sakınanlar) ise bölük bölük cennete gönderildi. (Zümer 68-74) ayetinde görüldüğü gibi, kıyamet sahneleri yaşanmış ve kapanmış gibi ifade edilmektedir ve zaten kader programı kesinleşmiş ve gerçekleşmektedir.

Öyle ise bu hayali ve geçici nimet ve lezzetler için, ebedi olan ahiret hayatını ve Allah’ın rızasını terk etmek beyinsizlik ve nasipsizlik alametidir.

Ruhlar Sırlar ve Uzaylılar Ahmet Akgül

“Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günlerde (dönemde) yarattı, sonra Arş’a (Kâinatın yönetim merkezi ve makamına) istiva edip (onu ilmiyle ve kudretiyle kuşattı). Sizin için O’ndan başka bir veliniz (sahibiniz ve destekçiniz) ve (O’nun izin verdikleri dışında) şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? (Bu aklınızı kullanmamak ve vicdanınızın sesine kulak asmamak başınıza bela açacaktır.)”
(Secde Suresi 4)

Cennetliklerin “GENÇ” olmaları ve hep bu yaşta kalmaları, ayrıca her istedikleri etraflarında dolanan “VİLDANLAR” tarafından anında yerine getirilmesi HIZ (belki ışık hızından da hızlı) ve ÇEKIM kuvvetiyle ilgili olabilir mi?
Yazıyı okuyunca aklıma geldi.

“Ruh’u tam olarak anladığımızda konuyu da tam olarak anlamış olacağız inşallah!

Uzay Bilimleri, Kuantum ve Fizik üzerine sayısız araştırmalar ve çalışmalar yapan, Batı’nın ve Doğu’ nun seküler veya ateist bilim adamlarının bağnazlıktan, inkarcılıktan ve önyargı damarından kurtulmaya müsait olan kesimlerine…

İslam aleminin, müspet ilimler alanında çalışma yapan bütün bilim adamlarına…

Ülkemizin, bütün bilimdallarında çalışmalar yürüten, bilgiye açık akademisyenlerimize, İlahiyatçılarımıza, din adamlarımıza ve düşünen fikir adamlarımıza ışık olacak İlmi bir makale..!

Tekrar tekrar okumak zorunda hissettim kendimi.. !

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
10
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...