YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
697f7fbfa9303
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 8 9
Bugün : 40015
Dün : 56785
Bu ay : 40015
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48743328
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

AMAÇ; OLGUN İNSAN OLMAKMIŞ!

Ahlâka yansımaz, iman ne yarar
İslam; doğru olgun, insan olmakmış…
Taatsız cihadsız, ömür hep zarar
İz’ansız irfansız, noksan olmakmış…

Her halinde Hak’tan, taraf değilse
Altınla bakırı, sarraf değilse
Dürüst güvenilir, eşraf1 değilse
Yakışan yer ile, yeksan2 olmakmış…

Faizci kumarcı, Haçlı kuyruğu
Kimliğine baksan, İslam uyruğu
Adil Düzen kurmak, Allah buyruğu
“Hans”lıktan kurtulup, Hasan olmakmış…

“Münafık kâfirden, eşed”3 bilesin
“Dindar kahramanmış!”, siyon hilesin
Hakka yapış; kalpten, kiri silesin
Kahbelik; AB’ye, korsan olmakmış…

Haksız mal makam, buzdağ; hep erir
Firavn da Karun da, bir gün geberir
İman varsa Meal, okur ürperir
Marifet takvada, ihsan olmakmış…

Akıl varsa Hak’tan, nasıl kaçılır
Misk-ü amber sürsen, reyhan saçılır
Onda rahmet yağar, güller açılır
Gaye dört mevsimde, nisan olmakmış…

Şeytan nefis dünya, için hırs verir
Hınzıra4 yanaşsan, sana ters verir
Karınca da Süley-mana ders verir5
Şeref; çok zikreden, lisan olmakmış…

Ahret harman bayram, dünya ekimdir
Allah’a güven ki, Aziz Hekim’dir
Bir bilsen Mehdi kim, ve Mesih kimdir
Sabır; sırlara lâl, aksan olmakmış…

Kendim ettim bana, her ne ettimse
Rabbimin ikramı, neye yettimse
Kur’an tebliğ için, nerye gittimse
Lütuf; her iş ona, âsan6 olmakmış…

Mehdi; hidayete, rehberlik eden
Hocandan koparsan, ne gelir elden
Kendin bilgiç sanır, çalar her telden
Gaflet; ahirete, nisyan7 olmakmış…

Milli Çözüm kirli, niyet istemez
Hak için can verir, diyet istemez
Kim dünyaya tapar, rü’yet8 istemez
Hedefi; yaşayıp, doksan olmakmış…

  1. Eşraf: Sayılan, saygı duyulan.
  2. Yer ile yeksan: Bitip tükenmek, kabre girmek.
  3. “Şüphesiz (kâfirleri veli edinen) münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara bir yardım edici de bulamazsın.” (Nisa: 145)
  4. Hınzır: Domuz.
  5. “Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca: ‘Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin ki, Süleyman ve orduları farkında olmaksızın sizi kırıp-geçmesinler (ezip çiğnemesinler)’ diyerek (uyarıvermişti).” (Neml: 18)
  6. Âsan: Kolay.
  7. Nisyan: Unutmak.
  8. Rü’yet: Cennette Allah’ı görmek.
5 18 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
8 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

AFFEYLE DOST AFFEYLE

Kendim ettim bana, her ne ettimse
Öğrenemedim sabrı, zor geldi nefsime
Hâlâ altın ile bakırı, ayırt edemedimse
Sır’lara lâl olup, gereğini yapamadım ise…

OLGUN İNSANIN VASIFLARI
      
Olgun insan, nefsani ve hayvani heveslerini aşmış, onurlu ve sorumlu bir hayatı amaçlamış insan demektir… O, Hakk’a ve hayra inanmış, kendisini huzura ve hürriyete adamış ve başarıya odaklanmış kişidir. İnanan insanın haksızlıktan ve hayâsızlıktan uzak durması, zulüm ve ahlâksızlıkla mücadele yapması tabiidir.
Olgun ve onurlu bir insan olmak için, devamlı bir savaşçı olmak ve en zorlu engellerle kapışmak gerekir. Olgun insan mücahittir, mücadele eridir. Merhametli olduğu kadar metin, mert olduğu kadar da çetin birisidir. O; zaman zaman yanılabilir, ama asla yamulmayan kişidir. Yorulabilir, ama asla yılgınlığa kapılıp yarışı bırakmayan kimsedir. Çünkü yarışmayı bırakan, yaşama sırrını yitirmiş insan demektir.
Mücahit; ceht, gayret ve metanet gösteren anlamına gelmektedir. Hem kendi nefsinde, hem de yakın ve uzak çevresinde mutlaka iyiliklerin ve güzelliklerin yerleşmesini isteyen ve bu doğrultuda sorumluluk üstlenen kimse, olgunluğa erişir. Evet, olgun insan, savaşçı bir kişidir. Ancak bu savaşı, barışı sağlamak içindir. O, gerektiğinde kavga etmesini de, yerine göre kucaklamasını da bilir. Kimlerle, nerede ve ne ölçüde vuruşacağını da… Ne zaman, ne maksatla ve hangi şartlarla uyuşacağını da iyi bilen birisidir.
Şuurlu ve şerefli insan, nefsani hislerinin ve dünyalık heveslerinin peşinde sürüklenmeyendir. Saplantıların, alışkanlıkların ve bağımlılıkların kölesi değildir. Çünkü o, özgür ve onurlu bir şahsiyettir. Çeşitli korkuların, kuşkuların ve boş kuruntuların esiri olanlar… Uyuşuk, pısırık ve uyumsuz insanlar, filizlenip meyveli bir ağaç olamadan çürüyen tohumlar gibidir. 

Olgun insan, kötülerle ve kötülüklerle mücadele etmeyi… Toplumu ve tabiatı kirletenlerin üzerine gitmeyi kendisine amaç edinmiştir. Çünkü gerekli ve sürekli bir barış ve bereketin sağlanması için, önce ciddi ve cesaretli bir savaşın kazanılması gerekmektedir. Bu nedenle mücahit, önce kendi nefsiyle kavgaya girişip; benlikten, beleşçilikten, bilgisizlik ve bilinçsizlikten uzaklaşmayı… Her türlü terslikten, tembellikten ve taklitçilikten kurtulmayı hedeflemiştir.

Böyle kendi nefsiyle savaşıp, vicdanıyla barışık yaşamayı beceremeyenler… Yüksek yaratılışına ve yeteneklerine uygun bir kimlik ve uygar bir kişilik geliştiremeyenler, sıradan ve silik birisi olarak tükenip gidecektir. Oysa mücahit, her yerde varlığı, ağırlığı ve saygınlığı olan kimsedir. Varlığı ile yokluğu belli olmayan, ihtiyaç duyulup aranmayan ve bir işe yaramayan kişi, ruhen ölmüş demektir.

Olgun insan, niçin yaratıldığının, niçin yaşadığının ve niçin savaştığının bilincindedir. Daha doğrusu, savaştığı müddet yaşadığını, mücadele ve mücahedeyi bıraktığı an, hayat imtihanında saf dışı kalacağını bilir… Evet, her insan takdir programının çerçevesinde, sosyal hayatın kendisine biçtiği bir yaşam tarzını haliyle sürdürecektir. Herhangi bir meslek ve mertebede görev yüklenecektir. Önemli olan bu rolde sadece bir figüran mıdır, yoksa bunu şuurla ve onurla mı üstlenmiştir?

Olgun insan için dünya hayatı, bir eğitim ve öğrenim sürecidir. O, her olaydan ders çıkarmaya, her hatadan bir deneyim kazanmaya ve her sıkıntıdan sabırla ve olgunlaşarak kurtulmaya gayret etmektedir. Bunun sonucu kendisine güvenen, çevresine de güven veren bir konuma yükselmiştir. Tabii ve tutarlı tavırları, dürüst ve dengeli davranışları, çevresine sevgi ve saygı aşılayan birer mesaj gibidir. Onun dilinden çok, hali etkilidir.

https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/olgun-insanin-vasiflari/#comments

” GAFLET; AHİRETİ UNUTMAK “

Mehdi; hidayete, rehberlik eden
Hocandan koparsan, ne gelir elden
Kendin bilgiç sanır, çalar her telden
Gaflet; ahirete, nisyan olmakmış…

8 Milyarlık insanlık alemi içinde iki milyarlık nüfusa sahip Müslümanlar sınıfından olmayı lütfetmiş rabbimiz… Yetmez o iki milyar nüfusunda içinde Türkiye de doğup büyümeyi lütfetmiş rabbimiz… Yetmez Türkiye de bütün insanlığın saadeti için ve kötülüğün merkezi Siyonizm’i etkisiz çaresiz bırakmak zulmünü sona erdirici plan ve projeler hazırlayan ilim irfan topluluğuna ve başındaki hidayete rehberlik eden Zaat’ın en Sadık talebesi takipçisi devamı olan ve Kur’an’ın Tercümanı olan – Dünya ve Ahiret saadetimiz için gecesini gündüzüne katan vakit ayıran elimizden tutan kıymet verip bizim her türlü nefsi inatlarımıza bilgiçliğimize sabreden Bilge ve Yiğit Şahsiyete tâbi ve taraf olmayı lütfetmiş rabbimiz. Böylesi bir nimete gark olmuşuz daha doğrusu böylesi nimete sahip olmak için ne gayretimiz oldu, tabiri caizse bedavadan sahip olduk… Mürit değiliz Muradız… Rabbim şımarıklıktan muhafaza etsin.. Bu sahip olduğumuz nimetin şükrünü eda etmez bilgiçlik yapmaya kendi bildiğimizi okumaya devam edersek ne büyük bir gaflettir ne büyük bir kayıptır sonunda bu değil mi? Bu gafletimiz ahireti unuttuğumuzdan kaynaklanmaktadır. Şiir çok muazzam bir noktaya değinmiş: GAFLET; AHİRETE NİSYAN OLMAKMIŞ diye kaleme alınmış. Yani gaflet; dünya ve içindekilere tamah etmekten olduğuna vurgu yapmıyor AHİRETİ UNUTMA olarak vurgu yapmış… Muhteşem bir dize… Milli Çözüm’ün bu Ahireti Unutma konusunun – Gaflet Halini DİKKAT UYANIKLIĞI ifadesiyle şöyle tamamlayarak anlatır: Yani; inkarcıların içinde bulundukları gaflet haline karşın, mü’minler canlı uyanık ve dikkatli olduğu… Dikkat, öncelikle Allah’ın her şeyi sarıp kuşattığı , insanın her şeyini bildiği ve ahirette insanı hesaba çekeceği üzerine yoğunlaştırılması gerektiği… Bu dikkati elde eden bir mü’min, dış dünyadaki tüm nesnelere tüm olaylara karşı son derece dikkatli son derece uyanık olur. Çünkü Allah herşeyi sarıp kuşatmıştır, her şey Allah ‘ın emri ve ilmi ile gerçekleşmektedir. Mü’min dikkatini ayakta tutarak bu anlamları hikmetleri yakalar olayların ince noktalarını ve içiçe geçmiş taraflarını kavrar.
Gaflet halinde bulunan kişi düştüğü yanlışlığı kavramaktan ziyade bu hatalı durumu görmeme ya da elinden geldiğince küçük gösterme gayreti ve uğraşı içindedir. Bu kararlı tutum ve ısrar hevanın aklın önünde bir perde oluşturarak nefsini temize çıkarma gayretidir. Kıyamet Suresinde14. ve 15. ayetlerde rabbimiz: “Hayır; insan kendi nefsine karşı bir basirettir. Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile” buyurmaktadır. Bir insanın mazeretler öne sürerek gerçeklerden kaçması da söz konusu değildir. Mazeretler – şikayetler – suçlamalar sadece heva ve heves doğrultusunda öne sürülen bu gevşek yapıyı örtbas etmeye yönelik çabalardır.

“UNUTMAYIN;
Karşılaştığı sıkıntılar saldırılar ve sarsıntılar için: Başkalarını suçlayanlar henüz yolun başındadır. Başına gelenlerden dolayı kendisini suçlayanlar yolu yarılamıştır. Hiç kimseyi suçlamayanlar geçmişin tecrübesiyle geleceğe odaklananlar ise olgunluğa ulaşmışlardır. Çünkü kader sırrını kavramışlardır. “
(Üstad Ahmet AKGÜL )

CUM’A SURESİ 11. AYET
(Ey Resulüm!) Oysa onlar, (hayat; iman ve imtihandır şuuruna ulaşmayanlar) bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona yönelip sökün ederek dağılıp gittiler ve Seni (hutbede) ayakta (yalnız) bırakıverdiler. (Kalben ve tamamen Allah’a ve İslam’a teslim olmayanların tavrı böyledir.) De ki: “Allah’ın katında bulunan (nimet ve faziletler), eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (O, takdir ve taksiminde Kerim’dir, cömerttir, adildir ve rızkınıza kefildir.)
(BAK: http://www.mealikerim.com )

SAADET; O GÜNE, SAĞLAM VARMAKMIŞ…

Çağın putlarına, boyun eğmeden
Zalimin çarkına, biat etmeden
Ruhunu batıla, esir vermeden
Şeref; Hak yolunda, zerre olmakmış…

Sırr-ı hakikati, duyan değilse
Canan’a adanan, bir can değilse
Huzura gelirken, üryan değilse
Kaderi; gaflette, ziyan olmakmış…

Moda diye giydin, küfrün donunu
Hiç hesap etmedin, işin sonunu
Sapıp da şaşırdın, Hakk’ın yolunu
Onur; taklit değil, “kendin” olmakmış…

Müslüman görünüp, kuyu kazanlar
Siyonist emriyle, oyun yazanlar
Tarihi unutup, yolu azanlar
Zillet; düşmanına, uşak olmakmış…

Gerçeği görenler, düşe aldanmaz
Masiva kiriyle, kalpler yıkanmaz
Aşkın ateşine, girenler yanmaz
Vuslat; o alevle, gülzar olmakmış…

Mehdi; Hakk sancağı, zulmü deviren
Mesih; Ruhullah’tır, ölü dirilten
Asrın gidişini, terse çeviren
Saadet; o güne, sağlam varmakmış…

Zulüm düzenini, kökten kazıyan
Adil Düzen diye, tarih yazdıran
Milli Çözüm yoldur, Hakk’a çağıran 
Zafer; bu davada, kurban olmakmış…

Şiirde tasavvufun insanı getirmek istediği seviye ve bu seviyeye nasıl ulaşılacağı günümüz dili ile ve sade, anlaşılır olarak verilmiştir. Özellikle; bizlerin manevi seviye ve anlayışımızın (feraset ve basiretimizin) gelişmesi açısından meal okumaya vurgu yapılmış. Dolayısıyla şiirdeki nasihatleri bir düstur olarak edinmemiz ahiret hayatımızı kazanabilmemiz açısından çok önemli.

Amaç; insan mı? İslam mı? 
Bütün peygamberler ve kutsal kitaplar insanın olgunlaşıp manevi gelişimi tamamlaması için gönderilmişlerdir. Rabbimizin sonsuz şevkat ve merhametinin aynı zamanda ise Kemalatının bir gereği idi. Kim cennetine uyumlu kim değidir, aynı zamanda gerçek manada kim olgunluğunu tamamlamış, kim tamamlayamamış kendilerinede göstermek içindir.

Savm ü Salât ü Hacc ile sanma biter zâhid işin
İnsan-ı kâmil olmayâ lazım olan irfân imiş (Mısri)

Ahlâka yansımaz, iman ne yarar
İslam; doğru olgun, insan olmakmış…
Taatsız cihadsız, ömür hep zarar
İz’ansız irfansız, noksan olmakmış… (Üstadımız)

Çağımızda insanı hak yola ulaştırma, insanları maddi manevi hastalıklarından kurtarma amaçlı şiirlerin en güzel ve anlaşılır (ve katman katman) olanları yazan üstadımızdan Allah razı olsun…

Geçmişte mutasavvıfların yazdığı gerçekten de (bazıları) lezzetli olan şiirlerin bir çoğu insanımız tarafından anlaşılmamakta öyle ya da böyle maksadına ulaşamamaktadır. Üstadımızın şiirleri hem bizlere öğüt ve yaşam felsefesi olmakta hem de bu ihtiyacı karşılamaktadır. Elhamdulillah..

OLGUN İNSAN OLABİLMEYİ, OLGUN MÜMİNLERDEN OLABİLMEYİ RABBİM NASİP EYLESİN. BİZLERİN BU KONU DA YETİŞMEMİZ İÇİN ÇABALAYAN ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZI TANIMAYI VE TABİ OLMAYI LÜTFEDEN RABBİMİZE SONSUZ ŞÜKÜRLER OLSUN.

Picture of Mehmet SITMAPINAR

Mehmet SITMAPINAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
8
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...