YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6a062e7878d30
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 8 5 4
Bugün : 62152
Dün : 55808
Bu ay : 837429
Geçen ay : 1737715
Toplam : 54720202
IP'niz : 216.73.217.81

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

SİYONİZM'İN İRAN MÜDAHALESİ
VE
İSRAİL'İN ÇÖKÜŞ SÜRECİ

28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail, İran’a hava saldırıları başlatmışlardı. İran’ın bütün askeri kurumları, masum çocukların bulundukları ilköğretim okulları hedef alınmış, İran Dini Lideri Ali Hamaney dahil, 70 kadar üst düzey yönetici ve komutan -çoğu aileleriyle birlikte- ortadan kaldırılmıştı.

İran’ı, bu saldırılarla birkaç günde hizaya sokacaklarını sanan İsrail ve ABD yanılmışlardı. Haftalar ve aylar geçmesine rağmen İran’da hiç beklenmedik bir dirençle karşılaşmışlardı. İran halkı bu haksız ve ahlâksız saldırılar üzerine kenetlenmiş ve sanıldığı gibi isyan çıkarmak yerine, ABD ve İsrail’e karşı ülkelerine ve devletlerine sahip çıkmışlardı. Üstelik ABD kayıplar vermeye başlamış, İsrail İran füzeleri karşısında şaşkınlığa uğramıştı. Trump, bu hezimetten kurtulmak için İran’ı barış masasına oturtmaya çabalamakta ve bir zafer edasıyla bu bataktan kurtulmaya yol aramaktaydı.

Almanya Başbakanı Merz bile: “İran ABD’nin havasını söndürdü ve küçük düşürdü… Barış umuduyla ABD heyetini İslamabad’a (Pakistan’a) getirtip sonra eli boş geri gönderdi” diyerek bu gerçeğe resmiyet kazandırmıştı!..

Kuduz İsrail’in o çok güvendiği Hava Savunma Kubbesi, İran füzeleriyle delik deşik olmaya, Yahudi halkı siren sesleriyle sığınakları doldurmaya mecbur kalmışlar, hatta durumu iyi olanlar İsrail’i bırakıp Avrupa ve Amerika’ya kaçmaya başlamışlardı. Buna rağmen Deccal rolündeki azgın Netanyahu, bir yandan İran’ı hedef alırken bir yandan da Lübnan’ı bombalayıp işgale hazırlanmaktaydı. Daha önce iki yıl boyunca Gazze’ye saldıran, bu ülkede taş üstünde taş bırakmayan ve on binlerce masum Filistinlinin ölümüne yol açan kuduz İsrail, Amerika’yı da arkasına almasına rağmen şanlı HAMAS Mücahitleri karşısında kesin bir başarı sağlayamamıştı.

Başta Avrupa ve Amerika halkları, bütün dünya İsrail’in bu acımasız saldırılarını kınamaya ve Siyonist azgınlardan nefret duymaya başlamıştı. İslam coğrafyasının ortasında bir çıbanbaşı olarak kurdurulan ve her yönden desteklenip kudurtulan İsrail; şimdi tüm dünyanın başına bela kesilmiş, barış ve huzurun düşmanı haline gelmiş durumdaydı. Kuduz İsrail, 2026 Ramazan’ında Mescid-i Aksa’yı da ibadete kapatmış ve Siyonist hayalleri için her türlü azgınlık ve çılgınlığı göze almıştı. Artık bu küresel fesatlığına, bu katliam ve tahribatlarına dur demek lazımdı ve bu tarihi ve talihli görev Türkiye’ye layıktı. Bunun için de, önce bu işbirlikçi kafalardan kurtulunması ve bir Milli Mutabakat İktidarının kurulması kaçınılmazdı. Böyle bir atılımda, bütün dünya ülkeleri sonunda yanımızda duracak ve İsrail belasını defettiğimiz için saygı duyacaklar ve sahip çıkacaklardı.

Amerikan Medyasına Göre Demir Kubbe Abu Dabi’ye Taşınmıştı!?

İsrail’in; İran’la yaşanan çatışmaların en kritik döneminde, Birleşik Arap Emirlikleri’ne yalnızca hava savunma sistemleri değil, aynı zamanda operasyonel askeri birlikler de sevk ettiği anlaşılmıştı. ABD merkezli Axios’un üst düzey İsrailli ve ABD’li yetkililere dayandırdığı iddiaya göre, İran ile yaşanan gerilimin en kritik günlerinde İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında dikkat çeken bir askeri iş birliği yoğunlaşmıştı. Habere göre süreç, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan arasında yapılan gizli bir görüşmeyle başlamıştı.

Hayret!.. Sn. Erdoğan’la BAE Başkanı Al Nahyan sıkı dostlardı. Aynı Nahyan’la Kuduz Netanyahu da arkadaşlardı!?..

Sn. Erdoğan’la İlham Aliyev “kardaş”lardı… Aynı Aliyev, İsrail’in kuruluş yıldönümünü kutlayacak ve Siyonizm’i kutsayacak kadar Netanyahu sırdaşıydı!?..

Sn. Erdoğan’la, Eski Macaristan Başbakanı olan ve UCM’ye rağmen Kuduz Netanyahu’yu ağırlamaktan şeref(!) duyan Orban çok samimi dostlardı!?..

“Demir Kubbe” BAE topraklarına taşınmıştı!

İddialara göre İran’ın bölgedeki saldırı riskini artırması üzerine BAE yönetimi, İsrail ve ABD’den acil destek talebinde bulunmuşlardı. Bunun üzerine İsrail’in hava savunma sistemi Demir Kubbe’ye ait bir bataryanın BAE’ye sevk edildiği ortaya çıkmıştı. Sistemi kullanmak üzere İsrail ordusuna bağlı askerler de bölgeye konuşlandırılmıştı. ABD basınına göre BAE, Demir Kubbe sisteminin ABD ve İsrail dışında aktif şekilde kullanıldığı ilk ülke konumundaydı.

ABD-NATO Hattı Kırılmaktaydı!..

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, NATO ülkelerini “sadıklar ve hayırsızlar” şeklinde sınıflandırmaya mecbur kalmıştı… İran savaşı sürecinde ABD’ye destek vermeyen müttefikleri sınıflandırmak için NATO ülkelerine yönelik bir değerlendirme listesi hazırlandığı ortaya çıkmıştı. Trump yönetiminin NATO içinde gerilimi artıran planı, ülkeleri “sadıklar” ve “hayırsızlar” şeklinde kademelere ayırmıştı.

Tapınakçı Hegseth’ten sert mesaj: Sonuçlara katlanırlar!

Pete Hegseth daha önce yaptığı açıklamada, savunma harcamalarını artırmayan müttefiklerin sonuçlara katlanacağını uyarmıştı. Hegseth, “örnek müttefik” olarak tanımladığı ülkelerin özel ilgi göreceğini hatırlatmıştı. Bu kapsamda İsrail, Güney Kore, Polonya ve Baltık ülkeleri öne çıkarılırken, bazı Avrupa ülkeleri eleştirilerin hedefi yapılmıştı. İspanya, Fransa ve Birleşik Krallık gibi ülkelerin bazı ABD taleplerine mesafeli durduğu, Polonya ve Romanya gibi ülkelerin ise daha yakın iş birliği yürüttüğü aktarılmıştı.

AB Dışişleri Bakanları, “İsrail ile Ortaklık Anlaşması’nın Askıya Alınması Teklifini” Şimdilik Rafa Kaldırmışlardı!

Avrupa Birliği (AB), İsrail’in Gazze’deki saldırıları ve Batı Şeria’daki yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik şiddet tahribatları nedeniyle bu ülkeye yaptırım uygulanması konusunda bölünmüş durumdaydı. AB Dış Politika Şefi Kaja Kallas, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın kısmen askıya alınmasına yönelik önerilerin hâlâ masada olduğunu, ancak yürürlüğe girmesi için üye devletlerin pozisyonlarını değiştirmesi gerektiğini açıklamıştı.

İsrail’le ortaklık anlaşmasının feshedilmesi için AB’nin 27 üye devletinin oy birliğiyle onayı lazımdı, ancak kısmi bir askıya alma için AB nüfusunun %65’ini temsil eden 15 üye devletin ağırlıklı çoğunluğu yeterli sayılırdı. 2025 sonbahardaki desteğin sabit kalması durumunda, Almanya veya İtalya’nın pozisyonlarını değiştirmesi şarttı. Fransa ve İsveç, başka bir yönden baskıyı artırarak Avrupa Komisyonu’nu Batı Şeria’daki yasadışı yerleşim yerlerinden gelen İsrail ürünlerine gümrük vergisi uygulanmasını ve bu bölgelere ihracatın kısıtlanmasını “acil olarak değerlendirmeye” çağırmıştı.

Af Örgütü Avrupa Direktörü Geddie’ye Göre AB’nin İsrail ile Ortaklığını Bitirmesi Lazımdı

Uluslararası Af Örgütü Avrupa Kurumları Ofisi Direktörü Eve Geddie, İsrail’in Filistinli esirlere yönelik idam yasası ve Lübnan’a saldırılarıyla Avrupa Birliği’nin (AB) kırmızı çizgisini aştığını ve ortaklığı bitirme zamanının geldiğini hatırlatmıştı. Geddie, 21 Nisan’da İsrail’e yaptırımları yeniden gündeme alacak AB Dışişleri Bakanları Toplantısı öncesinde AA muhabirine değerlendirmelerde bulunmuşlardı.

Filistinli mağdur mahkûmları idam cezasının, AB için açık bir kırmızı çizgi olacağını vurgulayan Geddie, bunun Birliğin temel değerleriyle çeliştiğini vurgulamıştı.

Haçlı Avrupa bile, saldırgan ve soykırımcı İsrail’le bazı ortaklık anlaşmalarını askıya alma hazırlıkları yaparken, sözde dindar kahraman Erdoğan iktidarının hâlâ İsrail’le yapılan Normalleşme Anlaşması’nı bile askıya almaması bunların ayarını ortaya koymaktaydı!

İran’a Saldıran Trump Yönetiminde Büyük Tasfiye: ABD Donanması’nın Zirvesinde Deprem Yaşanmıştı!

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminde ilk büyük üst düzey tasfiye yaşanmıştı. Savunma Bakanı Pete Hegseth ile yaşadığı gerilim sonrası Donanma Bakanı John Phelan görevden alınmıştı. Kararın, İran ile ateşkes süreci ve ABD Donanması’nın Ortadoğu’daki kritik operasyonları sırasında gelmesi dikkatlerden kaçmamıştı.

ABD basınında yer alan haberlere göre, görevden almada; Hegseth ile yaşanan uyuşmazlıklar ve Donald Trump ile doğrudan kurduğu temaslar öne çıkarılmıştı. Pentagon Sözcüsü Sean Parnell ise yaptığı açıklamada, Phelan’ın görevinden derhal ayrıldığını vurgulamıştı.

CNN’in aktardığına göre, bu kriz Beyaz Saray’da Trump ile Hegseth arasında yapılan görüşmede zirveye ulaşmıştı. Görüşmede gemi inşa programları ve donanma reformlarının yavaş ilerlemesi ele alınmıştı. Trump’ın süreçten memnun olmadığı ve Phelan’ın değiştirilmesi gerektiği yönünde karar verdiği kulislere sızmıştı. Bunun ardından Hegseth’in, Phelan’a istifa etmesi ya da görevden alınması gerektiğini ilettiği konuşulmaktaydı.

Evet haksız ve ahlâksız İran saldırısı ve başarısızlığı, ABD ve İsrail yönetimlerini sarsmaya başlamıştı. Siyonist İsrail’in başına gelecekleri anlayan eski Başbakanlar ve komutanlar bile Netanyahu’yu suçlamaktalardı!..

Trump’a silahlı saldırı Yahudi sermayesinin uyarısı mıydı?

“Seçim kampanyası sırasında uğradığı suikast girişimi Trump’a seçim kazandırıyordu. Bu kez maruz kaldığı saldırı girişimi Trump’ı kurtaracak mıydı? Trump, seçim kampanyasında doğrudan kafasına sıkılan kurşundan birkaç saniyelik baş hareketiyle kurtulmuştu. Kurşun kulağını delerek geçmiş, Trump’ın yüzünden kanlar akarken yumruğunu havaya kaldırıp meydan okumuştu. ABD, tesadüflerin dahi planlandığına inanılan bir ülke oluyordu. O nedenle komplo teorileri havalarda uçuyordu. Trump’ın seçim kampanyası sırasında uğradığı suikast girişiminden sonra yüzünden kanlar akarken yumruğunu havaya kaldırıp meydan okuması, MAGA’cılara bekledikleri kampanyayı yapma fırsatını sunmuştu. MAGA’cıların ‘Güçlü Başkan’ kampanyası Trump’a seçim kazandırmıştı, ama bu kez korumalar tarafından kaçırılırken tökezleyip yere düşen bir Trump vardı. Bu saldırıdan seçim kazandıracak kahramanlık pozu çıkmazdı. Bu saldırı Trump’a beklediği PR yapma imkânını sağlamazdı!” diyen Erdoğan yandaşı Abdülkadir Selvi, ya gerçekleri göremiyordu veya gelişmeleri stratejik okumayı beceremiyordu.

Fehmi Koru’nun SP Sevdası!

“Önceki gün, ‘Saadet Partisi Türkiye Divanı’nı salonda izlerken öyle bir ‘flashback olayı’ yaşadım: Saadet’in yeni lideri Mahmut Arıkan’ın konuşması sırasında ‘Seçime hazır mısınız?’ sorusuna salondan yükselen ‘Hazırız’ cevabı üzerine, akıllı telefonumun ‘Bu yükseklikte bir gürültüye uzun süre maruz kalmak sağır yapabilir’ uyarısıyla… Zihnim, hemen, yakın tanıklarından olduğum ‘Türkiye’nin muhafazakâr siyaset tarihi’ diye özetlenebilecek son yarım asrın değişik sahnelerine doğru yola çıktı.

Yıl 1968 olmalı. Odalar Birliği (TOBB) Genel Sekreterliğine seçilmeyi başarmış genç bir profesör ülkenin dört bir tarafında tıklım tıklım dolu salonlarda konuşuyordu… Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın; konferansının konusu ‘İslam ve İlim’ oluyordu…

İzmir’in Çiğli Havaalanı’na eşi ve kucağındaki kızıyla indiğinde kendisini uçağın yanına kadar giderek karşılayanlar, bazısı diğerleriyle ilk kez orada tanışacak olan kentin muhafazakârlarıydı. Ben de oradaydım… İzmir’in en büyük spor salonu erkenden tepeleme doluyor; dışarıda kalanlar, kendisini görme umuduyla yerlerinden ayrılmıyordu…

Başbakan Süleyman Demirel, üniversite günlerinden tanıdığı Erbakan’ın seçilerek geldiği TOBB’taki görevine kanunsuz bir şekilde son verdiriyordu… Yıl 1969. Erbakan 39 arkadaşıyla ‘Bağımsızlar Hareketi’ni başlatıyor ve Konya’dan Milletvekili seçiliyordu…

Konya’da, İstanbul’da ve Aydın’da seçim kampanyalarını izliyorum. Daha önce seçimlerde ‘sağ’ partileri oylarıyla desteklemiş ama hiçbir siyasi faaliyetin içerisinde olmamış yüz binlerin bu yeni hareketin gönüllüleri haline geldiklerini gözlemliyorum. Ankara-Konya yolunda otomobilin içerisindeyim, Tekyol dergisi için Erbakan’la ilk mülakatımı gerçekleştiriyorum. Erbakan, seçimin ardından Milli Nizam Partisi’ni (MNP) kuruyor ve Adalet Partisi’nden seçilmiş iki Milletvekili de MNP’ye katılıyordu.

Partinin gördüğü ilgi, askerleri tedirgin ediyordu… (Fehmi Koru gerçekleri çarpıtıyor, çünkü asıl masonik merkezlerin endişesi artıyordu.) 12 Mart (1971) müdahalesi biraz da Erbakan’ı ve partisini durdurmak amacıyla gerçekleşiyor; MNP’yi Anayasa Mahkemesi’ne kapattırıyorlardı… Ancak Erbakan ilk fırsatta yeni bir partiyle siyasi hayata dönüyordu…

Erbakan bu sefer Milli Selamet Partisi (MSP) ile (1972) yola devam ediyordu. İlk seçimde MSP ‘Anahtar Parti’ haline geliyor ve ‘tarihsel yanılgı’ya son vermeye kararlı Bülent Ecevit ile CHP-MSP koalisyon hükümeti kuruluyordu (1973)…

Erbakan Başbakan Yardımcısı olmuştu. Makamında görüşüyoruz. Yapacaklarını anlattığında duyduğu yüksek heyecan hemen fark ediliyordu. Görüşmemiz sırasında iki kez ‘Bakanlar Kurulu toplandı’ ikazına aldırmıyor, ancak ‘Başbakan toplantıyı başlatmadı, Siz bekleniyorsunuz’ denildiğinde ancak yerinden kalkıyordu…

‘Kıbrıs Barış Harekatı’na CHP’yi mecbur eden Erbakan Hoca oluyordu. Harekât sonrası Ecevit, durumu partisi lehine kullanmak için koalisyonu bozuyor, bu arada MSP safları da karışıyordu!..

Milliyetçi Cephe Koalisyonlarında yine hükümette MSP yerini alıyordu…

(Mason Locaları ve Siyonist odakların kışkırttığı rantiyeciler ve askerler) Yeni darbe -12 Eylül 1980- sonrasında MSP’yi de kapattırıyordu…

Erbakan Zincirbozan’da hapiste tutuluyordu… Uzatmaya gerek yok: Partileri -MNP, MSP, RP- kapatılsa ve hapse atılsa da Erbakan hep siyasette ve 1995 seçimi sonrasında DYP ile kurulan Refah-Yol Hükümeti ile Başbakan da oluyordu… (Ve efsane hizmetlere imza atıyordu…) Ancak Başbakanlığı bir yıldan az sürebiliyordu. 28 Şubat süreci (1997) ile projesinin önü bir kez daha kesiliyordu…

Hareketi, projesine sahip çıkan yeni kadrolar eliyle günümüzde de sürdürülüyordu!..

Saadet Partisi’nin Ankara’da devasa bir salonda gerçekleştirdiği ‘Türkiye Divanı’nda yükselen ‘Hazırız’ nidaları, bana, Erbakan’ın siyasi şahsiyet olarak varlığının bilinir hale geldiği günlerde ülkede uyandırdığı heyecanın bugün de sürdüğünü hatırlatıyordu.

Toplantıyı izleyen genç meslektaşlara, o gün tanık oldukları kitlesel heyecanın, MNP ve MSP günlerini gözümde canlandırdığını söylemekten kendimi alamıyordum. Genel Başkan seçileli henüz iki yılı bulmamış Mahmut Arıkan ve siyaset arkadaşları, ancak iktidara gelerek ülkeye hizmet edilebileceği esasına dayalı Erbakan projesini yeniden canlandırarak, Saadet Partisi’ni uzun erimli bir yolculuğa hazırlıyorlardı…

Pazar günü Ankara’ya koşan Saadet kitlesinin heyecanı ve Mahmut Arıkan’ın konuşmasında çerçevesini çizdiği iktidar programı, Yeniden Refah, DEVA ve Gelecek Partileri yönetimlerini düşündürmesi gerekiyordu. Hiç değilse, önlerindeki %7 seçim barajının varlığını hatırlatmalıydı… (Yani Saadet Partisi’yle birlikte yol alınmalıydı!)” [1]

Ayarını ve amacını çok iyi bildiğimiz Fehmi Koru’ya sormak lazımdı:

Bu denli hayırlı ve başarılı hizmetler sunan Rahmetli Erbakan’a karşı, neden hep ayak oyunlarının figüranları arasındaydınız?.. 1977’de Korkut Özal’ın nifak tuzağından, Turgut Özal’ın ANAP’ına kadar, neden hep “Milli Görüş’ü Bitirme” tezgâhlarında yer almıştınız?.. Milli Gazete’den ayrılıp ZAMAN gazetesini kuran ve hain Fetullah Gülen’in hizmetine sunan zatıaliniz kimlerin elemanıydı? Ve şimdi SP’yi ve YENİ YOL hevesini kullanıp, dağılacak AKP’den de devşirmeler toplayıp ABDULLAH GÜL’ü Cumhurbaşkanı yapma ve Siyonist Merkezler güdümlü yeni bir İslamcı iktidar oluşturma hesaplarınız ne kadar da sırıtmaktaydı!.. Fehmi Koru’nun “birlikte yol alın” tavsiyesinde bulunduğu Ali Babacan’ın, Gizli Dünya Devleti’nin Hükumeti gibi çalışan, Siyonist Bilderberg müdavimi olduğunu unutmuş olamazdı; çünkü kendisi de o kirli yolları çok aşındırmıştı!..

Bu Yıl Bilderberg’in ‘Derin’ Toplantısına Kimler Katılmıştı?

Dünyanın en seçkin ve en hain siyasetçi, iş insanı ve akademisyenlerini buluşturan gizli Bilderberg Toplantıları bu yıl 25 Nisan 2026 tarihinde Washington’da yapılmıştı. İngiltere’deki Chatham House kurallarıyla korunan ve dışarıya bilgi sızması yasak olan zirveye Türkiye’den 6 önemli isim katılmıştı. Bu İngiliz CFR’si Chatham House üyeleri arasında Abdullah Gül de vardı.

Zirvenin sızdırılan katılımcı listesine göre, Türkiye’den diplomasi, iş dünyası ve akademiyi temsilen şu isimler masada yer almışlardı:

1- Ali Koç: Koç Holding Başkan Yardımcısı

2- Mehmet Tara: Enka Holding Yönetim Kurulu Başkanı

3- Feridun H. Sinirlioğlu: AGİT Genel Sekreteri

4- Fatih Birol: Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) İcra Direktörü

5- Murat Özyeğin: Fiba Group Başkanı

6- Ayşe Zarakol: Cambridge Üniversitesi Profesörü

Chatham House kuralını devreye sokmuşlardı!

Bilderberg’in en dikkat çekici özelliği olan Chatham House kuralı bu yıl da uygulanmıştı. Bu kurala göre; katılımcılar içeride duydukları görüşleri dışarıda paylaşabiliyordu; ancak hangi görüşün kime ait olduğunu belirtmeleri kesinlikle yasaktı. Bu yöntem, liderlerin resmi devlet politikalarına bağlı kalmadan daha özgürce fikir alışverişinde bulunmalarını sağlamaktaydı.

HAMAS’tan Türkiye’ye “Sorumluluklarınızı Yerine Getiriniz” Çağrısı!

Filistin İslami Direniş Hareketi HAMAS, sürekli ateşkesi ihlal ederek Gazze’de gerçekleştirilen İsrail saldırılarına karşı bir açıklama yayımlamıştı. İşgal ordusunca Gazze Şeridi’nin kuzeyinde yapılan ve doğrudan çocukları hedef alan korkunç katliamın, soykırım savaşının sürdüğüne ve Şerit’in çeşitli bölgelerinde durmaksızın ölüm saçılmaya devam edildiğine vurgu yapılmıştı. HAMAS sözcüsü Hazım Kasım, “İşgalcilerin Gazze’nin kuzeyindeki suçu, soykırım savaşının devam ettiğini ve Barış Konseyi’nin acizliğini kanıtlıyor” açıklamasında arabulucu ve garantör ülke konumunda bulunan Türkiye, Mısır ve Katar ülkelerine yapılan çağrı dikkatlerden kaçmamıştı.

“Ekim 2025 itibarıyla Türkiye, Gazze’de ateşkes süreci ve sonrasında garantör ülke olarak rol almıştır. Bu kapsamda Türkiye, İsrail ve Filistin arasındaki anlaşmaların uygulanmasını izlemeye alma, insani yardımların ulaştırılmasını sağlama ve bölgedeki barış ve istikrarı diplomatik kanallarla garantiye alma sorumluluğunu taşımaktadır.” diyen HAMAS sözcüsü, diplomatik bir üslupla garantör devletlerin Filistin’e hıyanet ettiklerini hatırlatmıştı!

HAMAS’ın bu uyarılarına, maalesef Erdoğan iktidarı kulaklarını tıkamıştı!..

Bütün Bu Gerçeklere Tercümanlık Eden Milli Çözüm’e Düşmanlık, Dolaylı da Olsa, Siyonizm’e Hizmetkârlıktı!

Zarar Mescidlerini ve Haşerelerini İyi Tanımak Lazımdı!..

İslami ve siyasi mücadele tarihinde; bir davanın en ön saflarında yer alıp lidere en yakın konumda bulunduktan sonra dünyevi hesaplar, makam hırsı veya zafere olan inançsızlık nedeniyle yollarını ayıran ve ardından davasına ve liderine yönelik şiddetli bir karalama kampanyası başlatan tipler, Kur’an-ı Kerim içinde “münafık” ve “kalbinde maraz bulunanlar” kategorisinde titizlikle incelenmektedir. Bu tipler, başlangıçta cemaat disiplinine girip gayret gösterdikleri halde, sonradan yılgınlık ve yorgunluk sergileyen, düşmanların gücü karşısında çaresizlik ve ümitsizlik ifade ederek fesat oluşturan ve umduğu makam ve menfaatleri bulamayınca hıyanet ederek ayrılan kişilerdir.

Bu kişilerin savrulmasının ve liderlerine düşman kesilmesinin temelinde, İslami nizamın tesisi ve davanın galibiyeti konusundaki şüpheleri ve zafere olan güvensizlikleri yatmaktadır. Kur’an, bu zihniyeti Ahzâb Suresi 12. ayeti referansıyla açıklar; nitekim bu kişiler zorluklarla karşılaştıklarında, “O sırada münafıklar ve kalbinde maraz olanlar: ‘Allah ve Resulü bizi aldatmaktan başka bir şey va’ad etmiyor (boş ve imkânsız zafer ve ganimet müjdeleriyle oyalıyorlar)’ diyerek (fesatlık yapmış ve kafaları karıştırmışlardı).” diyerek hem kendilerini hem de çevrelerini umutsuzluğa sevk ederler. Hak davanın ve liderin başarılı olamayacağını zanneden bu kişiler, cihadın zorluğuna dayanmak ve imkânlarından fedakârlık yapmak yerine, güç odaklarına ve dünyevi çıkarlara meylederek, dinlerini ve davalarını dünyalarına basamak yapma yolunu seçerler.

Ayrılışlarının ardında yatan bir diğer sosyo-psikolojik faktör ise; “enaniyet” (ego) ve “haset”tir. Kendilerini liderliğe veya halifeliğe daha layık gören, başkalarına gösterilen hürmet ve rağbeti hazmedemeyen bu kişiler, dava içinde şöhret ve etiket uğruna yaptıkları yalakalıkların, yaranmaların, şahsi ikbal ve menfaat karşılığı yaptıkları yardımların karşılığını alamadıklarında veya beklentileri karşılanmadığında, birer dönek olarak eski velinimetlerini karalamaya yönelmektedir. Lidere yakınlık ve bağlılık rolüyle uzun süre kendilerini gizleyen bu kişiler, aslında lideri yıpratmaya ve devre dışı bırakmaya çalışmakta, makam ve yetkileri kendi nefisleri hesabına istismar etmektedirler.

Bu hıyanet sürecinin en belirgin aşaması, kendi ayrılışlarını ve ihanetlerini meşrulaştırmak amacıyla eski liderlerine yönelik ahlâk ve vicdan dışı iftiralara tevessül etmeleridir… Özellikle lideri hırsızlıkla, cihad paralarını ve beytü’l-mal’i zimmetine geçirmekle suçlamak, tarihi bir münafıklık taktiği ve klasiğidir. Kur’an-ı Kerim, Âl-i İmrân Suresi 161. ayetinde bu iftiralara doğrudan cevap vererek, “(Münafıkların Hz. Peygamberle ilgili; savaş gelirlerini keyfince ve yakın çevresine harcayıverdiği yönündeki itham ve iddiaları asılsızdır.) “Yeğüll” yapmak (yani ganimet malından gizlice bir şey aşırmak ve emanete-Beytü’l mâl’e hıyanette bulunmak) bir Peygambere asla yakışır (tavır) olmayacaktır. (Bu tür ithamlar Elçiye iftiradır.) Her kim, (ganimetten, devlet hazinesinden veya cihad bütçesinden) ihanetle bir şey çalarsa, kıyamet günü, o (haksız ve ahlâksız yollarla) aldıklarını (sırtlamış ve Allah’ın lanetine uğramış vaziyette) gelip (âleme rezil edilecektir). Sonra, (zerre kadar) haksızlık edilmeden, her nefsin kazandığı kendisine eksiksiz olarak ödenecektir.” hükmünü getirir ve her kim haksız yollarla bir şey çalarsa kıyamet günü onu sırtlanmış olarak rezil bir vaziyette geleceğini bildirir. Lideri, cihad paralarını mala çevirip kendi üzerine veya evlatlarına tapulamakla suçlayan bu kişiler, aslında kendi içlerindeki hıyanet potansiyelini dışa dökmekte ve davanın şahs-ı manevisine saldırarak tüm hareketi itibarsızlaştırmayı hedeflemektedirler.

Maddi iftiraların yanı sıra, lideri “taraftarlarını kandırmakla”, “sahte kahramanlıkla” veya “delilik ve hayalperestlikle” suçlamak da bu güruhun değişmez özelliğidir. Onlar, Kur’ani hedefleri “ulaşılamaz hayaller” veya “eskilerin masalları” olarak nitelendirip, liderin samimi mü’minleri oyaladığını iddia ederler. Aslında bunu yaparken de itimatsızlıkları lidere değil (hâşâ) Allah’a ve Resulünedir. Hatta bu tür kişiler, liderin arkasından konuşarak, onun kararlarının yanlış olduğunu, asıl doğrunun kendi zihinlerinde bulunduğunu iddia ederek; bu tiplerin ilk vazifeleri olan teşkilat içinde güvensizlik, itibarsızlaştırmak ve fesat çıkarmak olmakla beraber bunun yanında her manada fiziksel veya işlevsel-fonksiyonel şekilde de yapılanmalara giderek, alternatif, bölen ve parçalayan Zarar Mescidleri yapılanmasına girerler.

Mescid-i Dırar kavramı, tarihsel bağlamda yalnızca fiziksel bir ibadet mekânına alternatif yeni bir bina inşa edilmesi olayı değil; günümüz teşkilat sosyolojisi ve siyaset bilimi açısından, haklı ve hayırlı bir hareketi içeriden bölme, engelleme, kurumsal bütünlüğe zarar verme ve bir “siyasi ve içtimai hıyanet merkezi” oluşturma girişimi olarak tanımlanabilmektedir. Modern anlamda bu kavram, dışarıda aleni bir rakip yapı kurmaktan ziyade, bizzat teşkilatın kalbinde, görünüşte aynı davayı savunuyormuş gibi yaparak meşru hiyerarşiyi baypas eden “merkezden bağımsız urlar ve unsurlar oluşturmak” anlamına gelir.

Bu modern “Zarar Mescidi” faaliyeti, teşkilat içinde biat, itaat ve irtibat ölçülerini tepeleyerek cemaat bütünlüğünü bozmayı ve lidere veya ana karargâha karşı gizli/açık rakip birey ve birimler (paralel yapılar) var etmeyi hedefler. Makam, menfaat ve şöhret aşkıyla hareket eden bu marazlı ve münafık tipler, kendi fevri eylemlerini meşrulaştırmak için çoğu kez “daha iyi hizmet vermek” veya “ıslah etmek” bahanesine sığınarak gizlice örgütlenir ve Mescid-i Dırar tipi hizipler inşa ederler.

Bu paralel yapının en belirgin taktiği; kendilerine verilmiş bir emir, görev veya yetki olmaksızın işgüzarlık yaparak işleyen sisteme sabotaj düzenlemek ve asıl işi yapanların tekerine çomak sokmaktır. Teşkilat içi bu “görev gaspı ve içeriden yıkma” taktiğini oldukça çarpıcı bir metaforla açıklamaktadır: Batağa saplanmış bir yük kamyonunu kurtarmak için önden çeken iki traktörün yanına gelip, “Aman siz yanlış yapıyorsunuz, arkadan çekersek daha rahat çıkar” diyerek traktörlerin birini arkaya bağlayan ve kamyonu ters istikamete çekip olduğu yere mıhlayan zihniyet, tam olarak İslami hareketleri içinden saptıran bu Mescid-i Dırar stratejisi ve şeytani amacıdır. Görünüşte “yardım etme ve yük alma” maskesi altında yapılan bu başıbozuk hareketler, aslında teşkilatın enerjisini tüketmeyi ve haklı hedefe varılmasını engellemeyi amaçlamaktadır. Bu kişiler, genel karargâhın emri ve izni olmadan, yetkililere danışmadan inisiyatif kullanarak kendi başlarına rastgele kararlar alır, yayınlar yapar ve böylece teşkilat içine kasten kargaşa ve yılgınlık aşılarlar.

Bu paralel odakların kendi iç otoritelerini pekiştirmek için uyguladıkları bir diğer siyaset ise, davanın asıl yükünü çeken sadık kadroları tasfiye etmek ve yıpratmaktır. Lidere yakınlık ve aşırı bağlılık rolü arkasına gizlenen bu kişiler, teşkilattaki etiket ve etkinliklerini suiistimal ederek, aslında lideri yıpratmaya ve devreden çıkarmaya çalışırken, diğer yandan davaya emek veren hizmet ehlini devamlı horlamaya, dışlamaya ve köstek olmaya uğraşmaktadır. Kendi şeytani heves ve hesaplarını “İslam’ın gereği ve liderin emri” gibi gösterip saf kitleleri arkalarına takar; kendi kurdukları paralel tahakküme karşı gelenleri, eleştirenleri veya bu sinsi planı fark eden feraset sahiplerini ise derhal iftira, karalama ve şantaj yoluyla korkutup saf dışı bırakmaya başlamaktadır.

Nihayetinde Mescid-i Dırar kavramı; teşkilat içerisinde kendi başına buyruk yürüyen, irtibatsız ve istişaresiz şekilde hep kendi hesabına çalışan gruplar oluşturmak demektir. Kur’ani amaçlardan kopuk, ana gövdeye sormadan inisiyatif kullanan ve lüzumsuz tartışmalarla teşkilatın sinir sistemini dumura uğratan her türlü itaatsizlik, nifak ve tefrikaya açılan bir kapıdır ve bu eylemler nihayetinde sadece şeytani güçlerin ve rakiplerin ekmeğine yağ süren çağdaş bir “Zarar Mescidi” sendromudur. Bu alternatif yapıları kurarken de “Biz sadece iyilik yapmak, ıslah etmek istiyoruz” diyerek yalan yere yemin ederler; oysa Tevbe Suresi 107. ayetinde belirtildiği üzere Allah, onların kesinlikle yalancı ve fesatçı olduklarına şahitlik etmektedir.

Bu kişiler eleştiri ve muhalefetlerini hak namına değil, şahsi kaprisleri ve şeytani hevesleri doğrultusunda yaparlar; öyle ki, Hak davanın çilesini çeken ve en zor zamanlarda sabır gösteren lideri ve sadık mensupları dışlamak, onların hizmetlerine mâni olmak şeklindeki hakaret ve hıyanetleri rahatlıkla uygulamaktadır. Kendi ihanetlerini örtbas etmek için eski dava arkadaşlarını suçlamak, iftira üretmek ve asılsız iddialarla zihinleri bulandırmak, şeytanın izinden giden bu kimselerin en çok başvurduğu psikolojik savunma mekanizmasıdır.

Özetle; Kur’an-ı Kerim, hidayet ve hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra dünyalık makam ve menfaat hırsıyla Elçiye ve Hak dava rehberine muhalefet edip mü’minlerin yolundan ayrılanların, düştükleri sapkınlıkta bırakılacaklarını ve varacakları yerin sürekli bir cehennem zindanı olacağını Nisa Suresi 115. ayeti ile mutlak bir kaideye bağlamıştır. Kendi menfaatleri için doğruları gizleyen ve çarpıtan, davayı hevalarına göre yorumlayan bu kişiler, ahirette büyük bir hüsrana uğrayacakları gibi, dünyada da zamanla rezil ve rüsva olacaklardır. Zira Sünnetullah gereği Allah, Hak davaya ihanet edenlerin yerine, Kendisinin onları sevdiği, onların da Kendisini sevdiği, kınayıcıların kınamasından korkmayan, davasında sadık yepyeni bir topluluk getireceğini haber buyurmaktadır.

Sonuç olarak:

Bir konu içerisinde; hem Siyonist İsrail’i, hem emperyalist zalim ABD’yi, hem Haçlı AB’yi, hem de bunların işbirlikçilerini gündeme getirip yermemiz yadırganabilir. Halbuki aslında; Deccal’in avanesi Siyonist Yahudileri de, emperyalist zalim Haçlı kesimleri de, bunların işbirlikçisi hain yöneticileri de, Milli Görüş’ü Adil Düzen rayından çıkarmak isteyenleri de, Milli Çözüm’ün döneklerini de… Evet hepsini azdırıp saptıran aynı NEFİS’tir ve aynı İblis’tir!.. Ve asla unutulmasın ki; nefsini yenenler, hepsini yenecektir, Allah’ın izni ve inayetiyle…

  1. 21.04.2026
5 6 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ufuk EFE

Ufuk EFE

Abonelik
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...