YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69f484a87d425
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 4 4
Bugün : 23846
Dün : 60722
Bu ay : 23846
Geçen ay : 1737715
Toplam : 53906619
IP'niz : 216.73.217.100

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Numan Kurtulmuş’un ifadesiyle:

“TSK’yı tamamen sivil iradenin emrine girdirme ve bir daha darbe yapamaz hale getirme!?” girişimlerinin, ordumuzu temelinden sarsıp güdükleştirmeye ve güçsüzleştirmeye yönelik sinsi ve Siyonist projelerin pratiğe dökülmesinden ciddi kuşkular duyuluyordu. Bu tahripçi ve tehlikeli adımların; iyi niyetle, veya gaflet ve cehaletle, hatta bilinçli hıyanetle atılmış olması hiç fark etmiyordu. Çünkü “Askerimize düşmanlık, düşmanlarımıza askerlik”anlamını taşıyordu. Evet kendi ordumuza verilecek her zarar, düşmanlarımızın kâr ve yarar hanesine yazılıyordu. ABD’nin derin devleti sayılan Siyonist Yahudi odakların tam 50 yıldır “Türk ordusunu küçültme ve profesyonel askerliğe geçirme planlarının” dayatıldığını artık herkes biliyordu. İşte şimdi bu yönde alınan kararların ülkemize ve güvenliğimize neye mal olacağının çok iyi hesaplanması ve ilgililerin uyarılması gerekiyordu. Çünkü ordumuzu zayıflatmak; yurdumuzu, onurumuzu ve namusumuzu savunmasız bırakmakla aynı anlama geliyordu.

Ordumuzun Özel Konumu ve Misyonu bulunuyordu!

Hatırlayacaksınız; AKP yandaşı YENİ ŞAFAK yazarı ve yalakası Ali Bayramoğlu, güya kendisine gönderilen bir mektuptaki şikâyetleri haklı buluyor ve şunları söylüyordu:

“Türkiye’de 185 bin er; posta, kuaför, şoför gibi isimler altında sadece subaylara hizmet veriyor… 32 bin asker ise, “koruma” sıfatıyla yine kurum olarak TSK’ya değil, komutanların şahsına çalışıyor. Ayrıca 14 bin asker de lojmanları bekliyor ve subay-astsubay ailelerinin özel işlerine koşturup duruyor.. Bunların toplamı 231 bin ediyor ki; Almanya’nın tüm ordu sayısı 240 bin, İtalya’nın 190 bin, İngiltere’nin 170 bin olduğu düşünülürse, yüz binlerce askeri boş yere ve şahsi hizmetler için tuttuğumuz ortaya çıkıyor”[1] diyor ve tabi gerçekleri hem abartıyor, hem çarpıtıyor, hem de, “bu denli masraflı ve kalabalık orduya ne gerek var, bu milletin çocukları, subayların özel hizmetkârı mı?” demeye getirip halkımızı kışkırtıyordu! Ama her ne hikmetse Ali Bayramoğlu; örneğin Emniyet teşkilatında kaç bin polisin aynı özel “koruma ve lojman” hizmetlerinde çalıştırıldığını hiç gündeme getirmiyordu?!.. Oysa dünyanın her yerinde ve tarihin her döneminde, asker ve polis gibi silahlı birimlerin özel disiplin ve düzeni gereği, bazı iç hizmetlerinin kendi personeline yaptırılması gerekiyordu. Elbette TSK’nın; hantallıktan kurtarılması, Milli Savunma yanında milli kalkınmaya da katkı sağlaması, daha profesyonel ve pratik bir yapıya kavuşturulması, ayrı ve yararlı bir konuydu. Ama Ordumuzun psikolojik, teknolojik ve askeri yönden caydırıcılık rolünün zayıflatılmasının ve çeşitli bahanelerle aleyhinde kampanyalar başlatılmasının arkasında çok sinsi niyetler sırıtıyordu.

TSK küçültülerek NATO’ya piyon yapılmak isteniyordu!

Ordu, ‘vatani görev’ sayılan askerlik hizmetinin süresini her yurttaş için eşitlemek istiyordu. Hükümetin ön şartı ise, “bedelli askerlik” kanunuydu. Ancak Bülent Arınç, AKP içinde etkin ve yetkin olduğu dönemde: “Türk Ordusuna kapsamlı bir sistem müdahalesi hazırlığı içinde olduklarını”, bu tartışmalar içinde ağzından kaçırıyordu ve zaten sınır birlikleriyle ile ilgili düzenlemenin de yasalaştırılması tartışılıyordu. Daha sinsi bir plana göre ise; orta vadede birçok birliğin lağvedilmesi, uzun vadede ise “sembolik ordu”ya geçilmesi hedefleniyordu. Asker ile AKP’nin, askerlik sistemi konusunda çetin bir mücadeleye giriştiği gözleniyordu. TSK ‘vatani görev’ sayılan askerlik hizmetinin her yurttaşı kapsaması için uzun süredir bir çalışma yürütüyordu. ‘Tek tip’ askerlik modelini geliştiren TSK, hükümete bu raporu sunmuştu. TSK’nın askerlik süresini eşitleme planı hayata geçerse; orduların er ve erbaş mevcudunun yaklaşık 150 bin kişi azalacağı tahmin ediliyordu. Ancak, hükümetin ön koşulu durumundaki “bedelli askerlik” düzenlemesi, ordunun öngördüğü bu sistemi baltalıyordu. Hükümet kaynakları, bedelli askerliğin çıkmasını bekleyen 100 bine yakın kişi olduğunu ileri sürüyordu. Bu rakamda bir bedelli uygulaması olursa, bir celp dönemi riske girecek; mevcudu, sadece bir celp döneminde 10 binin üzerinde azalacak olan TSK’nın ardından gelecek celp dönemlerinde de silâhaltına alınacak asker bulmakta zorlanacağı biliniyordu. O süreçte dayatmalarını TSK’ya kabul ettiremeyen Başbakan Recep T. Erdoğan, Güney Kore ziyareti öncesi, “bedelli askerliğin gündemlerinde olmadığını” açıklamak zorunda kalıyordu.

ABD; AB ve NATO’nun dayattığı planın bir sonraki aşaması, TSK’nın adım adım küçültülmesi kapsamında bazı birliklerin lağvedilmesi oluyordu. Askeri kaynaklar, bu yöndeki çalışmaların, 2002-2004 yılları arasında Genelkurmay Başkanı olan Org. Hilmi Özkök‘ün döneminde başlatıldığına dikkat çekiyordu. Bu çerçevede atılacak adımların en başında, TSK’nın NATO’ya bağlı olmayan tek ordusu durumundaki Ege Ordu Komutanlığı’nın ortadan kaldırılması geliyordu. Bu plan, TSK’nın mevcut görev ve yapılanmasının bütünüyle değiştirilmesini öngörüyordu. Tartışılmaya başlanan; “profesyonel sınır birlikleri” projesinin hayata geçirilmesiyle, bu bölgelerde görev yapan askeri birliklerin sınırlardan çekilmesi gerekiyordu. Hem Jandarma’nın hem de sınır birliklerin uzun vadede idari yönden Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığına, taktik komuta yönünden ise İçişleri Bakanlığı’na bağlanması hedefleniyordu. Planın tüm aşamaları gerçekleşirse Genelkurmay, komuta yönünden sembolik bir kurum halini alıyordu. Hatta personel ve birlik sayısı iyice azaltılacak olan TSK’da rütbelerin bile azaltılacağı konuşuluyordu. Uzmanlar, “Plan bu şekilde işlerse Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda oturacak kişi orgeneral rütbesinde bile olamayabilir” sözleriyle, TSK’nın düşeceği durumu dile getiriyordu ve Milli Çözüm Dergimiz yıllardır bu sinsi tehlikelere dikkat çekiyordu.

Ve planın son aşaması: Hilmi Özkök’lerin Genelkurmay Başkanlığı’yla ve Türk Ordusu’nun ulusal güvenlik anlayışını değiştirme çabasıyla paralel biçimde; TSK, NATO’nun yeni konseptine uygun olarak uluslararası güvenlik için çalışacak bir kuruma dönüştürülmek isteniyordu. Artık TSK, NATO ve BM güdümünde görev yapacak; Somali, Afganistan, belki İran’a karşı kullanılacaktı. NATO, nereyi hedef gösterirse Mehmetçik oraya koşacaktı! Yani, “parası olana bedelli; garibana ise Kore ve Somali” yolları açılacaktı!

Milletimiz için Ordu, hangi anlamı ve amacı taşıyordu?

Şanlı tarihler yazan ve “Nizam-ı Alem” (Yeryüzüne adalet düzeni ve huzur sistemi) ülküsü taşıyan ve bunu nice bin yıllarca başaran Aziz Milletimizin: a) Hem devlet olmaları, b) Hem medeniyete ve hâkimiyete ulaşmaları, c) Hem de devamlılık kazanmaları ve ayakta kalmalarında; 1- Kurucu, 2- Koruyucu, 3- Kurgucu özelliği taşıyan ordumuz, en temel unsur ve en hayati kurumdur. Bir devletin oluşması için en önemli öğe olan halkın “kalabalık”tan “millet”e dönüşmesi için gereken: A- Organize B- Ortak İrade C- Ve Otoriteyi sağlamak da tarih boyunca, bu kalıcı ve akılcı kurum olan ordumuzun sorumluluğu olmuştur.

Bu nedenle, Türk Ordusunu başka ülke ordularıyla kıyaslamak; demokrasi demagojileri ve küreselleşme kem-kümleriyle onun tabii ve tarihi misyonunu kısırlaştırmaya çalışmak, son yıllarda karşılaştığımız, belki de en talihsiz ve tehlikeli bir durumdur. Gafletle veya hıyanetle yapılan bu girişimler, bizzat devletimizin temeline dinamit koymakla eşit bir şuursuzluktur. Osmanlı’nın yıkılışı öncesi, özellikle İttihatçılar döneminde orduya sabataist ve masonların sızdıkları ve bu yüce kurumu, devletimiz ve dirliğimiz aleyhine kullanmaya çalıştıkları… Ve yine, Atatürk sonrası İnönü, Menderes ve devamı sürecinde, bazı üst düzey askeri bürokratların ordumuzun bizzat dinimize, Milli değerlerimize ve Milletimize muhalif tavır takındığı izlenimi veren yanlışlıkları ve haksızlıkları, maalesef doğrudur. Ancak sağlıklı bir bünyenin, organlarına sızan mikropları, vücuda zarar vermeden etkisiz hale getirmesi ve hatta bağışıklık sistemi geliştirmesi gibi; dış güçlerin ve işbirlikçi hainlerin marifetiyle, zaman zaman ordumuza sızan ve bu kutsal kurumu Milletimizin ve Devletimizin aleyhinde kullanmaya kalkışan ve bazı tahribatlar yapmayı da başaran kişilerin ve kümelenmelerin: Milli özelliğini ve asli hüviyetini asla yitirmeyen Kahraman Ordumuzun sağlam bünyesi içerisinde eritildiği ve etkisizleştirildiği de, sevinilecek ve güvenilecek bir konudur.

Asırlar sonra, aynen haber verdiği şekilde gerçekleşmesiyle Hz. Peygamberimizin mucizesi sayılan İstanbul’un Fethiyle ilgili hadislerinde: “Konstantin mutlaka feth olunacaktır. O’nun emiri; ne güzel ve örnek bir komutandır. Ve O’nun askeri; ne iyi ve bereketli bir ordu konumundadır”buyurmaları: Kahraman Türk Ordusunun şeref ve faziletinin, tarihi ve talihli zaferlere öncülük edeceğinin çok açık bir müjdesi ve garantisidir. Evet, her şeye rağmen, müjdelenen ve hasretle beklenen, Türkiye merkezli yeni barış ve bereket Medeniyetinin en önemli destek ve dayanağının yine asil Türk Ordusu olacağını haber veren Bediüzzaman şunları söylemektedir:

“Gariptir, hem çok gariptir (hayret edilir ki Dış güçler ve hain işbirlikçi şahsiyetler) yedi yüz sene boyunca İslamiyet’in ve Kur’an’ın elinde şeref şiar (Şan ve şerefle şöhret bulan), barika-asa (Şimşek gibi parlayan) bir elmas kılınç olan Türk Milletini ve Türkçülük (düşüncesini), muvakkaten (geçici bir dönem) İslamiyet’in bir kısım Şeairine (Ezan, Kur’an, İmam Hatip, başörtüsü gibi dinin simgelerine) karşı kullanmaya çalışır. Fakat (tam) muvaffak olamaz (sonunda) geri çekilmeye (mecbur kalır) (Çünkü) “Kahraman ordu, dizginini onun (masonluğun Siyonist ve sabataist hıyanet gurubunun) elinden kurtarıyor” (ve kurtaracak) diye, (hadis) rivayetlerden anlaşılıyor.[2]

Bu gün sevinerek görüyoruz ki; Ordumuz softalık ve istismarcılık niyetiyle Yüce Dinimizin yobazlaştırılmasına da, laiklik ve demokratiklik bahanesiyle devletimizin ve manevi değerlerimizin yozlaştırılmasına da karşıdır, ilmi, insani, akli ve ahlaki bir çizgiyi benimsemektedir. Aziz Türk Milletinin ve Devletinin maddi ve manevi iki güçle ayakta kalacağına inanan Üstat: “İşte;

1- Haysiyet-i askeriye (yani ordunun onuru, değeri, gücü ve kuvveti)

2- Hamiyet-i İslamiye (İslam ve iman gayreti) ve Şeriat-ı Muhammediye (Kur’an’ın bütün insanlığa getirdiği adaleti) bir terazinin iki kefesindeki Ağrı dağı ile Sübhan dağı gibi iki dengeye benzer” diyerek, ordunun önemini ve değerini ortaya koymaktadır.[3]

Yurdumuzun barbar batılılarca işgali sırasında ve mütareke yıllarında; istila kuvvetlerine şiddetle ve cesaretle karşı çıkıp direnen ve Milli Mücadeleye ve Atatürk’ün Ankara Hükümeti’ne taraftarlık gösteren[4] Anadolu hareketine karşı İngilizlerin dayatmasıyla Damat Ferit Hükümetinin, Şeyhülislam Dürrizade imzasıyla yayınladığı “Bunlar İsyan etmiştir. Öldürülmeleri gerekir fetvasını “Müslüman halkı Kuvay-ı Milliye aleyhine kışkırttığı”için kabul etmeyen, Ankara Müftüsü Rıfat Börekçinin fetvasını destekleyen ve “Zıt kavramlar yer değiştirmiştir; Zulme adalet, Cihada isyan, esarete ise hürriyet adı verilmiştir” diyerek Atatürk’ün başlattığı Milli Mücadeleyi, cihat ve hürriyet hareketi kabul eden[5] Bediüzzaman; Kahraman Türk ordusuna çok değer vermekte ve sürekli övgüyle bahsetmektedir.

“Ben bu milletin bahadır ordusunun milyonlarca efradını, eratını ve subaylarını samimiyetle seviyorum, hürmet ve haysiyetlerini, elimden geldiği kadar korumaya çalışıyorum. Ama benim garazkâr ve mason muarızlarım ise, bir tek adamı sevmek ve yüceltmek bahanesiyle, Türk ordusunun şehit olan ve hayatta bulunan milyonlarca mensubuna hıyanet ve hakaret ediyor. Bana hücum edenlerin tek bahanesi “Mustafa Kemal’e itirazım ve dost olmadığım” (iddiası)dır. Hâlbuki o beni taltif etmek (itimat ve itibar göstermek) ve bütün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya resmi yetkili umumi vaiz olarak göndermek üzere Ankara’ya çağırmıştır.[6] Bediüzzaman; geçmişteki, günümüzdeki ve gelecekteki milyonlarca mensubuna hayran ve hayırhah olduğum “Bin seneden beri cengâverliğini, gaziliğini ve hakperestliğini dünyada gösteren ve ispatlayan… Kur’an’ın bayraktarlığını kılıçlarıyla ve kanlarıyla imzalayan bir ordunun bazı kumandanlarına yanlış ve haksız bulduğum davranışları yüzünden karşı çıkmam bahane edilerek, bana bu denli hücum ve hakareti hak ediyor muyum?” Diye sormakta ve aslında Atatürk’ün istismar ve suiistimal edildiğine parmak basmaktadır.[7]

Son devrin büyük âlimlerinden Seyyid Abdulhakim Arvasi Hazretlerinin şu tespitleri üzerinde dikkatle durmak gerekiyordu:

“Türklük bir içtimai kavramdır. Biyolojik ve ırksal bir olay olarak değerlendirilmesi yanlıştır. Türklük sosyal bir ırktır, bu Milletin adalet ve hürriyet yolunda mücadele vermiş ve kendisini Allah’a ve insanlığa vakfetmiş kimliği” şeklinde algılanmalıdır. Bediüzzaman Hazretlerinin “Dünyanın neresine giderseniz gidin, Türk demek Müslüman demektir” sözleri de bu anlamdadır. Türkler, Emeviler döneminde Müslüman ordularının Türkistan İstilası sırasında Arapları daha yakından tanımışlardı. Bu dönemde, Arapların fetih hareketine katılan ve henüz İslam ahlakını sindirememiş bulunan bazı askerlerin yağmaya girişmesi, Türklerde, Emevi yönetimine karşı düşmanca tepkileri oluşturmuştu. Bu nedenle, Emevi yönetimine karşı çıkan Ehli Beyte mensup ihtilalci şahsiyetlerin Türklere sığınması Peygamberin nesline karşı kuvvetli bir sempati doğurmuştu. Emevilere karşı isyan eden Ebu Müslim’in ordusunda henüz Müslüman olmamış çok sayıda Türklerin de yer alması bunun neticesi olmalıdır. Ehli Beyte karşı oluşan bu yakınlık, Türklerin Müslümanlığı kabulünden sonra daha da gelişmiş, bu konuda birçok destan ve menkıbenin meydana gelmesine yol açmıştır. Sonraki zamanlarda bu durum, Ehli Beyt soyunun Araplardan çok Türklere yakın olduğu kanaatini yaygınlaştırmıştır.

Meşhur Tarihçi Cahız, Horasanlılar hakkında bilgi verdikten sonra şunları yazar:“Buna göre Türkler sonradan gelip yerleştikleri (İran’daki) Horasanlı sayılmıştır ve halifelerin (Abbasilerin) pek yakın akrabaları ve dostları konumuna çıkmışlardır. Bunun neticesi Türkler, bunların hepsinin ortak değeri olan üstün meziyetlere sahip çok şerefli bir kavim olmaktadır.”[8]

Hendek savaşı sırasında, Hz. Peygamberin, ilk kazı işlerini ve şehrin müdafaasını kontrol etmek için seçtiği yer olan Seyhan denilen tepede kurdurduğu çadır, Kendi ifadesiyle “Kubbe-i Türkiye” (Türk Çadırı)[9] ismini taşıyordu.

Bu konuda, Taberi Tarihinde, Amr b. Avf’dan naklen malumat verilmektedir. Medine etrafına hendek kazılması sırasında büyük bir kaya çıkması üzerine şunlar nakledilir: “Selman hendekten çıkarak (haber vermek için) Hz. Peygamberin bulunduğu yere geldi. Bu sırada Hz. Peygamber Türk çadırını (Kubbe-i Türkiye) kurmakla meşgul idi”[10] Bugün bu yere, Hz. Peygamberin ikamet ettikleri “Kubbe-i Türkiye”nin hatırasına Zübab Camii inşa edilmiştir.[11] Hz. Peygamber Mekke’nin Fethinden sonra, burada kaldığı 15 gün müddetinde, Ebu Talip ve Hz. Hatice’nin kabirleri yakınında kurduğu “Kubbe-i Türkiye”de ikamet etmişlerdir.[12] Araplar buna “Gubba Turkıya” yani Türk Çadırı demişlerdir.[13] Bütün bunlar Hz. Peygamberin Türk kavmine ve Türk askerine olan özel ilgi ve sevgisinin bir göstergesi sayılır.

Aynı konuda, İzmirli de değerli bilgiler verir: “Müslim’in Sahih’inde Kadir gecesinin fazileti babında İstanbul’da olan Ebu Şeybeti Hudri’nin kardeşi Ebu Saidi Hudri’den tahriç (çıkartma) ettiği üzere, Hz. Peygamber, bir ramazan ortalarında, bir Türk çadırında itikâf[14] etmiştir. Şarih[15] Nevevi bunu küçük geçe (keçe) çadırı diye tefsir ediyor ki tamamıyla bir Türk çadırıdır.[16] İzmirli bir başka makalesinde, Hz. Peygamberin bu çadırda, Ramazan ayında “tam on gün on gece Rabbına ibadette bulunmuştur” demektedir.[17] İzmirli, “Peygamber ve Türkler” adlı makalesinde, Kazan’ın tanınmış bilgini Şehabettin Mercani’nin (Öl.H.1306) “Müstefad Ül Ahbar” adlı eserinde, İbnü’l Esir’in “Üsdü’l-Ğâbe fî Ma’rifeti’s-Sahâbe”sine dayanarak, Hz. Peygamber’in Türk hakanına, Türkçe bir mektup yazmış olduğunu belirtmektedir, İzmirli o devirde Hz. Peygamberin çevresinde Türkçe bilenlerin bulunduğunu da anlatır.[18]

“Ordumuz, niye yıpratılmaya çalışılıyordu?” konusu yıllar önce gündeme taşınıp yanıtları aranıyor ve iktidara sorumlulukları hatırlatılıyordu!

Dış güçlerin, AKP hükümetinin ve özellikle CIA-MOSSAD maşası Cemaatin Kahraman Ordumuzu “layt”laştırmak ve laçkalaştırmak amacıyla, önce milli ve haysiyetli Paşaların Genelkurmay Başkanlığını önlemeye ve komuta kademesini biri birine düşürmeye yönelik girişimleri başarısız kalınca, bu sefer “ordu yapısı değiştiriliyor!?” haberleriyle ortalık karıştırılmaya çalışılıyordu. “26.08.2006 tarihli Milliyet Gazetesi, (CNN Türk-Kemal Yurteri) kaynaklı şu kışkırtıcı haberi yayınlıyordu:

“Türk Silahlı Kuvvetleri, tarihinin en büyük değişimine hazırlanıyor. Yeniden yapılandırma planına göre, iki ordu karargâhı lağvedilecek, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları, Genelkurmay çatısında birleşecek. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kara gücü, iki ana komutanlık haline getirilecek. Genelkurmay Başkanı Özkök’ün uzun zamandır üzerinde çalıştığı plana direnen bazı generaller de tasfiye edildi ve edilecek. Kademeli olarak yaşama geçirilecek plan için bazı adımlar atılıyor. Önümüzdeki yıllarda köklü değişikliklerin yaşama geçirilmesi hesaplanıyor. Plana göre 4 orduya sahip Kara Kuvvetleri Komutanlığında; Ege Ordusu ve 3. Ordu lağvedilecek, sadece birinci ve ikinci ordular kalacak. Plan, karargâhı İstanbul’da bulunan 1. Ordu ve Karargâhı Malatya’da bulunan 2. Orduyu “Doğu ve Batı Grup Komutanlıkları” haline getiriyor. Türkiye bu iki ordunun görev sahasına bölünecek” deniyordu. Planda Genelkurmay Karargâhının yapısı tamamen değişiyor, merkezi bir karargâh kuruluyordu. Yıllara yayılan plana göre Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları Genelkurmay Başkanlığının çatısına çekilmesi, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları, halen mevcut olan taktik birimlerde yeni değişikliklerle plana tamamen uyumlu hale getirilmesi hedefleniyordu.

Kuvvet komutanlıkları Milli Savunma Bakanına bağlanması 10 yıl önce tartışmaya açılıyordu!

Böylece, Kuvvet komutanlıkları Genelkurmay Başkanı’nın yardımcıları haline geliyordu. Kuvvet komutanları yerine, birimlerden sorumlu yardımcılar bulunuyordu. Plandaki önemli bir değişiklik de, bütün kuvvetlerde ayrı ayrı bulunan, lojistik, istihbarat, plan prensipler, eğitim gibi daire başkanlıkları da iptal edilerek, bu birimlerin Genelkurmay Karargâhındaki, daire başkanlıkları tarafından tek merkezden yürütülür hale getirilecek deniyordu. Genelkurmay Plan Prensipler Başkanlığı’nın da, ikiye ayrılması, Genelkurmay ‘da mali işlerden sorumlu yeni bir J. Başkanlığı da kurulması ve böylece mali yönetimin de tek elde toplanması amaçlanıyordu. Plan bu haliyle Amerikan ve İngiliz ordularının karma bir modeli olarak nitelendiriliyordu.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevinde iken üzerinde çalıştığı planı, Genelkurmaya gelince hızlandırıyordu. Genelkurmay Harekât Başkanlığı tarafından yürütülen çalışmalar sırasında bu plana, hem kuvvet komutanlıklarından, hem de Genelkurmaydan direniş geliyordu. Hatta Dönemin Harekât Başkanı Emekli Korgeneral Köksal Karabay’ın bu nedenle pasif göreve atandığı ve erken emekliliğini istemek zorunda bırakıldığı belirtiliyordu”

E. Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt’ın, Kara Kuvvetleri Komutanlığı devir teslim töreninde kesin ve keskin bir dille yalanladığı bu, “Ordudaki değişim ve küçülme” haberleri, maalesef adım adım gerçekleştirilmeye çalışılıyor ve şu sinsi amaçları güdüyordu:

1- Orduyu karıştırmak ve kuvvet komutanlarını G. K. Başkanı’na karşı kışkırtmak

2- NATO kontrolü dışındaki Ege Ordumuzun lağvedileceğini öne sürüp dönemin yeni G.K. Başkanı aleyhinde şüpheler ve şaibeler oluşturmak ve milletçe kendisine duyulan itimat ve itibarı sarsmak

3- İleride yapılması münasip ve muhtemel değişim projelerinin, çok farklı ve aykırı biçimde ortaya döküp, yeni komuta kademesinin hayırlı ve yararlı girişimlerini, peşinen boşa çıkarmak

Malum ve mel’un (Masonik) merkezler, bu tür çıkışlarıyla; ABD, NATO, İsrail ve Yahudi Lobileri gibi dış güçlere: “Bu yeni G.K. Başkanı ve ekip arkadaşları bizim kontrolümüz dışındadır. Milli Haysiyetli amaçlar taşınmaktadır. Gerekli önlemler alınmalıdır.” Mesajını ulaştırmaya çalışmak… İşte bütün bu şeytani hesapları fark eden bazı komutanlar, devir teslim törenlerinde, oldukça kararlı ve tutarlı bir tavır sergiliyordu.

O süreçte Org. Yaşar Büyükanıt’tan sert ve net tepkiler geliyordu.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda düzenlenen devir teslim töreninde konuşan Orgeneral Yaşar Büyükanıt sert mesajlar veriyor,“Türk Silahlı Kuvvetleri’nin etkisizleştirilmeye çalışıldığını, bu çabaların son dönemde artırıldığını” söyleyerek ”bu çabaların Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısından rahatsız olan çevreler tarafından yapıldığını” belirtip, mücadelelerinin kararlılıkla süreceğini vurguluyordu. “Son zamanlarda askerlere iğrenç saldırılar yapıldığını” hatırlatan Büyükanıt, “bu kampanyaları sürdürenlerin kendi yarattıkları ‘iğrenç bataklıkta’ boğulacaklarını ve günü geldiğinde bu kişilerin hesap vereceklerine inandığını” hatırlatıyordu. Bu saldırıların kendilerini yıldırmayacağını belirterek ve “rüzgâr belki küçük ateşleri söndürebilir, ama büyük ateşleri ise daha da güçlendirir. Ne Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet değiştirilebilir ne de ülke bölünebilir” diyen Büyükanıt’ın konuşması hararetle alkışlanıyordu.

Org. Başbuğ: ‘Kararsızlıklar terörü besler’ diye uyarıyordu!

O dönemde Orgeneral Büyükanıt’tan Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevini devralan Orgeneral İlker Başbuğ da güvenlik konseptinin küreselleşme ile birlikte değiştiğini ifade ederek, “Türkiye’nin küresel düşünüp, Ulusal hareket etmek” durumunda olduğunu belirtiyordu. Türkiye’nin geniş bir tehdit yelpazesiyle karşı karşıya olduğunu kaydeden Org. Başbuğ, “Ege ve Doğu Akdeniz’deki dengelerin değiştirilme çabası ve uluslararası anlaşmalardan doğan kazanımlara zarar verecek davranışların Türkiye’nin güvenliğini etkileyebilecek simetrik riskleri oluşturduğuna” dikkat çekiyordu. “Bu gibi risklerin Türkiye’nin güçlü bir silahlı kuvvetlere sahip olmasını zaruri kıldığını” belirten Başbuğ, “teknolojik olanaklardan yararlanarak, modüler ve esnek her ortamda görev yapabilecek bir gücün oluşturulması göz önünde bulundurulacaktır” sözleriyle Türk Silahlı Kuvvetlerin yıpratılmaya çalışıldığına ve bölücü terör örgütünün de amaçlarına ulaşmak için demokrasiyi kullandığına vurgu yaparak: “Terör örgütünün etkinliği bitirilene kadar operasyonlar sürecektir. Çünkü kararsızlıklar bölücü terör örgütlerinin umudunu besleyecektir” uyarısıyla bağlıyordu.

Sn. Büyükanıt’la, Sn. Başbuğ’un söylemleriyle eylemleri arasında rahatlatıcı bir uygunluk gözlenmese de, bu sözler gerçeklerin ifadesi oluyordu. Çünkü güçlü ve güvenilir bir ordunun, ancak toplumun inancıyla ve hayat tarzıyla barışık ve her yönüyle Milli temellere ve hedeflere bağlı bir anlayışla oluşup başarıya ulaşacağı asla inkar ve itiraz edilmez bir gerçek olarak karşımızda duruyordu!..

Biz tam 10 yıl önce bu konuları gündeme taşıdığımız ve derin kaygılarımızı paylaştığımız zaman, bizi “hayali endişelerle ve hamasi gayretkeşlikle” suçlayan AKP kurmaylarının bugün bütün o akıl almaz adımları attıklarını görünce kuşkularımız bir kat daha artıyordu! Türkiye nereye sürükleniyordu?

 


[1]16 Ekim 2010

[2] 5.Şua 3.Küçük Mesele. 3. hadise

[3] Divanı Harbi Örfi

[4] Külliyat Nesil Yay. 1. cilt Sh: 1080- Başbakanlığa mektup

[5] Bediüzzaman’ın Hayatı Yeğeni Abdurrahman Nursi Sh: 106-107 Piran Yay. İst.

[6] Emirdağ Lahikası 27. Mektup

[7] Emirdağ Lahikası 27.Mektup

[8] (Prof. Ramazan Şesen El-Cahiz, Hilafet Ordusunun Menkıbeleri ve Türklerin Faziletleri. 2.Baskı Türk Kültürü Ar. Yay. Ank. 1988 Sh:59)

[9] Kitapçı, Yeni İslam Tarihi ve Türkler, s.154

[10] Kitapçı, Prof. Dr, Zekeriya, Hz. Peygamberin Hadislerinde Türk Varlığı, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yay., İstanbul Tarihsiz, s. 58.

[11] Hamidullah, M. Çin ile İlk Devir Müslüman Ülkelerinin Temasları, İ.T.E.D. İstanbul, 1975, s. 104 nak, Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı, Yeni İslam Tarihi ve Türkler s.182

[12] Kitapçı, Prof. Dr, Zekeriya, age, s.196

[13] Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, s. 34. Türk çadırları kubbe şeklinde oluyordu. Ortaçağ’da Türk çadırları sadece Türkler tarafından değil, diğer komşuları tarafından da kullanılmaktaydı. Hatta Peygamber devrinde Arabistan’da Türk çadırlarının kullanıldığına dair kayıtlara sahip bulunmaktayız. Dipno. Prof. Dr. Ramazan Şeşen. İbn Fazlan Seyahatnamesi, s.41

[14] İtikâf: ibadetle vakit geçirme.

[15] Şarih: Bir kitabı şerh eden, bir kitaba açıklama getiren

[16] İzmirli, Prof. İsmail Hakkı, Peygamber ve Türkler, s. 1017.

[17] İzmirli, Şark Kaynaklarına Göre Müslümanlıktan Evvel Türk Kültürünün Arap Yarımadasındaki İzleri, s. 281.

[18] İzmirli, Peygamber ve Türkler, s. 1017.

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ufuk EFE

Ufuk EFE

Abonelik
Bildir
10 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Milli Ordu Milli Türkiye…
Makalede de detaylı ve heryönüyle belirtildiği üzere ordumuzu zayıflatmak; yurdumuzu, onurumuzu ve namusumuzu savunmasız bırakmakla aynı anlama gelmektedir.

Ve bu görevi Akp üstlenmiş ve iktidarı süresince 15 Temmuza kadar bil fiil AB uyum normları ve Nato gereksinimleri adı altında uygulamaya çalışsa da çok şükür bin yıllık şanlı ordumuzun siyonizm güdümlü bu hamleleri stratejik hamleleriyle geri püskürtmüştür.

Askerliğim süresinde TSK’nın komutanlara verdiği din eğitimi ders notlarında dikkatimi çeken bir husus makalede belirtilenleri doğrulamaktadır. Ders notlarında aynen şu ifade geçmektedir; ” Türk Ordusu İslam’a değil, İslam adı altında yapılan ve aslında İslam ile alakası olmayan gericilik faaliyetlerine karşıdır”. Zaten bunun doğruluğunu da 15 Temmuz’da tüm millet görmüştür.

Milli Çözüm Dergisi çıktığı ilk günden beri yetkilileri şu yaşadığımız süreçle ilgili uyarmış ve Ordumuzun zayıflatılmasına ciddi yazılarla karşı çıkmış, mücadele etmiştir.

HAHAHA
TSK BUNU DA ATLATIR. İŞİN EN GÜZEL YANI SİZ SİYONİSTLERİN HAMLESİYLE ATLATACAK.

Siyonizm TSK’dan kurtulmak için her fırsatı denedi; Ergenekon, Mavi MArmara, PKK… Ve şimdi de “darbe”yi bahane ediyor.

Şimdiye dek başaramadılar. Bunu da yapamayacaklar. Çünkü (malum adam dediğiniz) Aziz Erbakan bunları ve çok daha uzağını görerek stratejisini kurdu, siyoncuklar.

siyonizm düşmanını iyi bilmektedir
Bin yıl İslam’ın bayraktarlığını yapmış ordumuz üzerinde kim oyun oynamaya kalkmış ise Cenabı Hakk’ın izniyle yaptıkları oyunun altında kalmışlardır. Siyonizm her zaman kolay lokma ister. Irak’ta Kesnizani tarikatı aracılığıyla orduyu bertaraf ederek tek kurşun atmadan ülkeyi işgal ettiği gibi ülkemizde ordumuzu tamamen etkisiz hale getirerek büyük siyon imparatorluğu hayalini gerçekleştirmek istemektedir. Bu amacına ulaşmak için özellikle içeriden işbirlikçi piyonları aracılığıyla çalışmalar yapmaktadır. Özellikle yıllardan beri ordumuzun yapısının değiştirilmesi için yazılar yazanlara bakıyoruz en çok 28 Şubat’ı yazılarına mesnet almaktadırlar. Sanki 28 Şubat kendilerine yapıldı da arkadaşlar büyük sıkıntılara katlandılar. 28 Şubat’ın tüm sıkıntısı Rahmetli Aziz ERBAKAN Hocamızın sırtından geçmiştir. Ve Hocamız bir gün olsun ordumuz hakkında olumsuz bir görüş sergilemediği gibi konunun orduyla hiçbir ilgisinin olmadığını ve hep birlikte ordumuza sahip çıkmamız gerektiğini defalarca beyan etmiştir. Ordumuz için ülkemizin direği demiştir. Şimdi bu son olayları, terör örgütü fetö girişimini bahane göstererek Tesev kökenli ve Amerikan kaynaklı yazarların belirttiği görüşler doğrultusunda ordumuzun yapısını değiştirmeye kalkmak çok güzel siyonizm hizmetkarlığı olur. Ayrıca bu hain terör örgütünün şerefli ordumuzun içerisinde bir ur haline gelmesinde Rahmetli Erbakan Hocamız haricinde son 40 yıldır ülkemizi yönetenlerin ağır vebali vardır. Şimdi kalkıp bütün bu veballeri unutturup hain 15 Temmuz girişiminin tüm suçu ordumuzdaymış gibi algı oluşturmak ve bu algıyı destek alarak ordumuzun yapısında, iki bin yıldır büyük muvaffakiyetler sağlanmasında en temel unsur olan emir komuta zincirini hedef alarak değişiklikler yapmak siyonizmin ekmeğine yağ sürmektir. Elbette değişen dünya şartları doğrultusunda ordumuz bünyesinde istişareye dayalı yenilikler gerçekleştirilmelidir. Ama bunu ordumuzun itibarını halk nazarında düşürerek yapmak ordumuzun moralini bozacak ve halkına güvenmeyen, halkın da kendisine güvenmediği bir TSK oluşacaktır. Siyonizm de böyle bir ortam beklemektedir. Çünkü siyonizm büyük savaşı kimle yapacağını iyi bilmektedir ve bu şanlı gücü şimdiden bertaraf etmek için tüm oyunlarını oynamaktadır.

VATANIM
Şehidimin kanı gazimin duası
Kalbimizdedir vatanımın sevdası
İndiremez kahpe düşman AL BAYRAĞIMI
Koymuşuz bu yola eğilmeyen başımızı

Elazığ, Van, Bitlis, Hakkari uzanır Edirne’ye
Bırakırmıyız şanlı yurdumuzu üç beş köpeğe
İnandık bu yolda el sürdürmeyiz devletimize
Ordu bizim, polis bizim, milletimizle el ele

Milli Görüş özümüz, var zafer için sözümüz
Adil Düzen kurulsun, Haktan taraf yönümüz
İnşallah yakındır, mutlu sonu görürüz
Bu yolda sabırla, hedefe doğru yürürüz

EN BÜYÜK TEHDİT VE TEHLİKE!
Bu toprakları kanlarıyla yoğuran “iman” gerçeğinin ve kahraman askerinin bir tehdit unsuru değil, bilakis kıyamete kadar varlığımızı sürdürmemizin tek garantisi olduğu şuuruna ermek gerekir!

[b]Askerimize düşmanlık yapanların, düşmanlarımıza askerlik yaptıkları unutulmamalıdır![/b]

[b]En büyük tehdit ve tehlike, “vatanın işgal edilmesi ve düşman esaretine düşülmesi” ihtimalini hesaba katmamak ve milli savunma (cihat) görevini aksatmaktır![/b]

Milli Ordu’suna düşmanlık yapanlar, düşman ordularının esareti altında zelil olurlar!

Değişmeyen Doğru’nun Bildirdiği
Milli varlığımızın en vazgeçilmez,başat kurumu olan Ordumuzun KÖKÜ DIŞARIDA PROJELERLE,önce yıpratılması,imajının zedelenmesi; sonrasında bir kısım yasal(!) düzenlemelerle TASFİYE edilmeye kalkışılması ATEŞLE OYNAMAKTIR!
Devlet ve milletimizin dört bir yandan kuşatıldığı,kadim şeytani planların(siyonist hedeflerin) kurgulanıp sürekli uygulama safhasına konulduğu bir cografyada;Orduyu küçültmek,etkisizleştirip-çökertmek anlamına gelecek bu faaliyetlerin SEVR’in hortlatılmasından başka bir şey olmadığı gün gibi açıktır.
Bu tahribata alet olanların bu işi,SINIRSIZ BİR SAFLIKLA yada kasıtlı hıyanet kastıyla yapmaları neyi değiştirir?
“Irkçı Emleryalizm” için aslolan hedeflere ulaşmaktır.Bu yolda taşeron olarak kullandıklarının “içki içmeleri yada namaz kılmaları”nın ne önemi vardır?! Hatta YIKIM SÜRECİ’ne alet olanların DİNDARLIK KILIFLI İŞBİRLİKÇİ olmaları,plan kurucu için müthiş bir stratejik fırsattır.
Acaba bu iş hep böyle mi gidecektir?Siyonist kılıklı deccalizmin planları mı yürüyecektir-yürümektedir?
Yoksa onların topyekün deşifre edileceği;hedeflerine yaklaştıklarını sandıkları sırada düzenlerinin başlarına geçirileceği bir sona doğru mu gidilmektedir?
Olayları anlamak,arkasındaki hikmetleri sezebilmek ve mutlak sonu görebilmek adına,DEĞİŞMEYEN DOĞRU ‘ya kulak vermek kaçınılmazdır:
“Siz, kendi nefislerine zulmedenlerin yerleştikleri mevkilerde oturmuş (ve iktidar sahibi olmuş) tunuz. Onlara ne yaptığımız size açıklanmıştı ve size örnekler aktarmıştık. (Ama siz ibret almamıştınız.)

Gerçek şu ki, (zalimler ve hainler, mü’minlere ve İslami girişimlere karşı) onlar hileli planlar kurdular (ve kuracaklardır) . Oysa onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatacak (derecede nükleer silahlara ve teknolojik imkânlara dayanmış) olsa da, Allah katında kesinlikle onları (boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak) plan ve programlar vardır!

Sakın ha, Allah’ı elçilerine (ve Hak davetçilerine) verdiği sözden (ve zafer vaadinden) dönecek sanmayın. Gerçekten Allah Azizdir, intikam sahibidir. (Sizin de zulüm ve hıyanetlerinizin hesabını soracak, saltanatınızı yıkacaktır.)”İbrahim 45-46-47

VAN VE ELAZIĞ TÜRKİYEDİR, TÜRKİYE VAN VE ELAZIĞDIR
Bugün Elazığ’da Elazığ’ın kalbine emniyet müdürlüğü binasına İsrail ve Abd’nin hain, alçak ve kansız taşeronları tarafından bombalı saldırı yapıldı. Elazığ bölgenin pilot ili ve teröre karşı en kararlı şekilde mücadele eden en önemli illerinden birisidir. Bu direnci kırmak isteyen ve psikolojik baskı oluşturarak emellerine ulaşmaya çalışan hainlerin dün gece Van ve bu sabah Elazığ’da gerçekleştirdiği alçakça saldırılar bir kez daha istihbarat zaafiyetini açıkça ortaya koydu. Çözüm sürecinin kalıntılarının ve ne istediler de vermedik söz ve faaliyetlerinin acı ve ağır faturasını maaalesef halkımız ödemeye devam ediyor. Analar evlatsız, çocuklar babasız, kadınlar eşşiz ve insanlar daha ne kadar çaresizlik içerisinde çıkılmaz bu yolda yaşamaya ve yürümeye devam edecekler. Hani idam nerede?.. Hani o atıp şovmenlik yaptığınız sözler nerede?.. Hani terörün kökü kazılacaktı. Hainler en sert şekilde cezalandırılacaklardı. Türkiye tarihinin en büyük kayıplarını verirken, siz nelerle meşgulsünüz?.. Daha ne kadar vatan evladımız, evlatsız, babasız ve eşsiz kalacak. Türkiye içeriden ve dışarıdan kuşatılırken artık uyanıp milli birlik ve beraberliğimiz için köklü bir çözüm üretmeyecekmiyiz. Ülkemizin ve insanlığın dün olduğu gibi bugün de, Milli görüşe ve Erbakan hocamızın projelerine çok hem de çok ihtiyacı var. O zaman dua edelim ve canla başla mücadele etmeye gayret gösterelim. Bu haince saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet yaralılara acil şifalar, geride kalanlara ve ülkemize sabırlar diliyorum. VAN VE ELAZIĞ TÜRKİYEDİR, TÜRKİYE VAN VE ELAZIĞDIR.

Aymazlar var
CNN.Haber proğramcısı Ahmet Hakan ‘ın 15 Temmuz Fetö terör örgütü kalkışmasından sonra İlker Başbuğ Emekli Genel Kurmay başkanı,biz dönemimizde sayın Başbakanı Fetöcü terör örgütü ile ilgili ısrarlı uyarılarımıza Sayın RTE paşam bunları fazla büyütüyorsunuz demişti. Bu gün görüyoruzki bizim uyarılarımız boşuna değilmiş.Evet buradan bakıldığında E.Gen. başkanı haklı çıkıyor, diğer taraftansa siyasiler bu konuda neyi ne kadar hafife almışlar onuda bir vesile ile yaşayarak görüyoruz.Gerçi hafifemi aldılar yoksa sesmi çıkaramadılar oda tartışılır.Bu gün basın ve medyadan izliyoruz sızmadıkları girmedikleri kurum ve kuruluş kalmamış, yine takiplerimizden anlıyoruzki AKP nin içindede azımsanmayacak kadar çok sayıdalar. Buradanda anlaşılıyorki iktidarı FETÖ terör örgütü şimdiye kadar yönetmiş yönlendirmiş ve siyonizmin bütün planlarını uygulatmış, kime karşı yazıkki TSK karşı. Bu bile hala AKP nin çok geveze ve herşeye konuşan Millet vekili Şamil TAYYAR gibi aklı evveleri Genel Kurmay Başkanı için istifa etmelidir diye bilecek kadar ihanet içerisindedir, direk saldırısının anlaşılmaması içinde MİT Müsteşarınıda yanına koyup hedef saptırmak için zikretmektedir.1071 den beri bu topraklar üzerinde yaşayan ve Peygamber efendimizin defaten iltifatına mazhar olmuş bu necip millet, her zaman bunca hain ve ahmağına rağmen bu topraklarda olmuş ve ALLAHIN izniylede olmaya devam edecektir.Ali BAYRAMOĞLU 1995 yıllarda Rahmetli ERBAKAN hocamın iktidara yürüyüşünü hissedince Müslüman ve muhafazakar milletin içine sızmış neyidiğü bu gün daha iyi anlaşılan,batının kalemşörlerinden olduğu siyonizmin tellallığını yaptığını görüyoruz. İnancım odurki özellikle içimize sızan siyonizmin gelecek planlarını bilen ve onu muhafazakar gazetelerde seslendiren sahibinin sesi stüdyo elemanı olmalıdır.Bu milletin içinde öyle ferasetli Müslümanlar varki ,Ömür boyu ABD vizeli Abdurrahman Dilipakları yutmadı,FETÖ terör üyesi olarak alınan AKP, projesini ABD yani Siyonizm için Dilipakla planladıklarını itiraf eden Ali BULAÇ ları yutmadı. Kaldıki Ali Bayramoğlu bunların çömezidir. İyiki abartılı ifadelerle belirttiği o askerler lojman ve Komutan koruması,kantin işletmeciliği,şöför kadrolarında bulundurulmaktalar,niye derseniz,bunca koruma ve tedbire rağmen terör askerimizin ne kadar yakınına kadar girmiş, ya olmasaidi düşünemiyorum bile.Kısa bir süre önce,küçük bir araştırma ile TSK da 6102 Albay rütbeli Subay’ın olduğunu gördük dönemim MSB bakanı bu sayının çok fazla olduğunu 3000 e yakının emekli edilmesi gerektiğini söylüyordu bu söylem ihanete dayalı bir söylemmi idi yoksa basitçe iş bilmezliğinin bir ifadesimi idi.Gerçi her ikiside tehlikeli sulara balıklama dalmaktan başka bir şeydeğildi. Siyasi erkin maceracı tavırlarından sonra komşu ülkeleri ile düşman olabilecek hale gelen Türk Silahlı Kuvvetleri küçültülmek ve Profesyonelleşmekten ziyade, dahada büyümeli dahada güçlenmeli, zira siyasi iktidarlar Şam da Cuma namazı kılamaya niyetleniyorlar.İş bilmezliklerinin Uluslar arası politikaları bilmediklerinin veciz bir örneği olsun diye belirttim. Oysa güçlü ORDU güçlü TÜRKİYE demektir. Bu kutlu Milletin ve bu Peygamber ocağının yapacağı okadar çok işi ve kazanacağı savaşları varki, bunu bilmemek en hafifinden ya ahmaklık yada hainliktir. Bu Peygamber ocağı ne ihanetler gördü, ne batı çalışma grupları ne maceracı masonları, ne NATO cu ahmakları, ne FETÖCÜ hainleri ama hepsine aynı disiplin ve samimiyetle dersleri verildi verilecektir inşallah. Akar su pislik tutmaz demiş eskiler, Benim Askerim içindeki pisliği temizler, çıban olgunlaşmadan patlatılmazmış. Dünya ARMEGEDON savaşına hazırlanıyor , ve bu savaş bizim topraklarımız üzerinde yaşanacak, ülkemdeki eyyamcı taifesi hainlerin ettikleri lafa ihanete bak. Selam olsun sınır boylarında bu vatanı koruyanlara, selam olsun ölürsem şehit kalırsam gaziyim diyen kınalı koçlarıma, selam olsun bu Vatan bu millet ve dini Mübin için haini iki kaşının ortasın ALLAH için vuran Ömer Halisdemir’lere , selam olsun bildiğimiz bilmediğimiz nice şehitlere. Ne bıraktığınız emanete ihanet ettireceğiz nede bu vatanı namerde çiğnettireceğiz. Kutlu mutlu günlerin temelleri sizlerin ve sizden öncekilerin kanları ile atıldı, Yakındır İnşaallah adil düzenin kurulması .Sizleri o kutlu günlerde hakkıyla anıp hatırlayacağız.

NE YAPARSANIZ YAPIN ADİL DÜZENİ BU KAHRAMAN ORDU KURACAK !!!
YÜZ YILLARCA İSLAMA SANCAKTARLIK YAPAN
TARİHİN HER EVRESİNDE ÜLKEMİZ VE ORDUMUZA OYNANAN OYUNLARI
MÜTHİŞ BİR AKIL VE ZEKA İLE ÜSTESİNDEN GELEN
RAHMETLİ ATATÜRKTEN SONRA KAYBOLAN MİLLİ DEVLET OLGUSUNU
YENİDEN DİRİLTEN YETİŞTİRMİŞ OLDUĞU ETKİLİ,YETKİLİ VE STRATEJİK
KONUMLARDAKİ KİŞİLER VE YILLARCA ÜSTÜNDE DURDUĞU ŞEYTAN DÜZENİNİ KÖKÜNDEN KURUTUP
TÜM İNSANLIĞA VE MÜSLÜMANLIĞA ADİL BİR NİZAMIN KURULMASINDA EN BÜYÜK ROLÜ OYNAYACAK
TÜM STRATEJİK HAZIRLIĞI YAPAN MUHTEREM ERBAKAN HOCAMIZIN HAZIRLADIĞI
ADİL BİR DÜNYA DÜZENİ
BÜTÜN HIYANET ŞEBEKELERİNE,YERLİ İŞBİRLİKÇİLERİNE
VE TÜM HIYANET PLANLARINA RAHMEN KURULACAKTIR

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
10
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...