YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6a137baf77038
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 8 9 1
Bugün : 1387
Dün : 51629
Bu ay : 1438362
Geçen ay : 1737715
Toplam : 55321135
IP'niz : 216.73.216.203

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

KAYARSIN ÇİRKEFE, ÇAMURA DOĞRU!..

Nefsine İblise, uyarsan eğer
Vallahi çekerler, çamura doğru!..
Her kim ki başını, haine eğer
Vicdanı körlenir, dumura1 doğru!..

İman ahlâk gayret, yolunu tutsan
Sabırla dayansan, hep helal yutsan
Halis tevbe ile, huzura batsan
Ahret inşa olur, mamura2 doğru!..

Din dava diyerek, dünya özlersen
İbadet hizmetten, riya gözlersen
Kalple inanmadan, dille sözlersen
Ruhta bahar olmaz, domura3 doğru!..

Üstadın yoldaşın, istismar için
Sende pişmanlık yok, istiğfar için
Güven vermiyorsun, istikrar için
Şekilcisin; meylin, samura4 doğru!..

Kaç kere aldattın, yolda bıraktın
Zahiren yaklaştın, ruhen ıraktın
Hani talebeydin, sadık çıraktın
Ciddiyet görmedik, umura5 doğru!..

Has dava uğrunda, denek solmazsın
Hak rızası yoksa, emek dolmazsın
Un tuz suyun var ya, ekmek olmazsın
Kayarsın mayasız, hamura doğru!..

Atom enerjisi, aslı maddenin
Posası atılır, halis madenin
Beyinle irtibat, kopsa bedenin
Fıtık felci başlar, omura6 doğru!..

“Hocamı kandırdım!”, sanan ahmaktır
Başına inecek, lanet tokmaktır
Marifet şerrini, hayra sokmaktır
Hâlâ yanaşırsın, mahmura7 doğru!..

Yakında bu rüya, biter be gafil
Bütün fırsatların, yiter be gafil
Pişmanlık gönlünde, tüter be gafil
Azap bulut gözle, yağmura8 doğru!..

  1. Dumur: Körelme, özelliğini ve güzelliğini yitirme.
  2. Mamur: Bayındır, imar olunmuş.
  3. Domur: Tomurcuk, gül ve meyve başlangıcı.
  4. Samur: Kürkü kıymetli bir su hayvanı.
  5. Umur: Aldırış etmek, önem ve değer vermek.
  6. Omur: Bel omurgasının parçaları.
  7. Mahmur: Uyku sersemliği, gaflet sarhoşluğu.
  8. “Derken, onu (azabı ve yıkımı) kendi vadilerine doğru yönelerek gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman, (işte herhalde) ‘Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur’ demişlerdi. (Ve boşuna sevinmişlerdi. Zaferi ve izzeti; İslami cihadda değil, zalim güçlere yaranmakta arayanların boş umutları ve kuruntuları, rahmet zannedilen musibet bulutları gibidir.) Hayır o (gelen), kendisi için acele ettiğiniz (felaket olayıdır. Bu öyle) bir rüzgârdır ki (zafer ve bereket sanıldığı halde;) onda acı bir azap (ve yıkım) vardır. (Ve sizi kum fırtınasıyla boğacaktır!)” (Ahkaf: 24)
4.8 21 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Dr. Yunus ALTUN

Dr. Yunus ALTUN

Abonelik
Bildir
7 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Şiirin en başında diyor ya ” nefsine, iblise uyarsan eger”, işte buradan sonra insanın aklı başka türlü çalışıyor demek ki. Burayı temel alarak şiirin diğer mısralarına baktığımızda, hizmet ve ibadeti riya ve menfaat için yapmaktan tutun da yalan ve hileye kadar ne yaparsa insan kendini haklı görüyor. Dolayısıyla gafleti artıyor, artık hakka yönelmesi imkansızlaşıyor. En sonunda da başına gelecek felaketi bile rahmet zannediyor. Rabbimiz muhafaza buyursun.

ADİL DÜZEN’İN MÜJDECİSİ OLMA ŞEREFİNİ KAYBETMEMEK!..
DÜNYEVİ TEKLİFLERE VE F ANİ ŞEYLERE KAPALILIK BİLİNCİ AŞIMIZIN KIYMETİNİ BİLMEK GEREĞİ İÇİN ÇABA SARFETMEK!..

Bu şiiri anlamak için hatta tüm Milli Çözüm şiirlerini anlamak için; çocuklara okunan 23 Nisan Bayramı şiirleri gibi okursak 23 Nisan Bayramı çocuğu oluruz, istifade etmemiz ders almamız mümkün olamaz maalesef. Milli Çözüm şiirlerinin genel ortak özelliği de şudur: Malumunuz tarikatlar da İslam’ı titizlikle yaşamaya çalışan takvaya önem veren 24 saatin neredeyse 20 saatini zikir fikir şükür tesbih okuma vb. meşguliyetlerle hemdem oldukları için (gerçi bu özellikler son çeyrek asırdır mAalesef yok oldu) tarikatların o eskidenki güzel özelliklerinde bile; 40 yıl riyazet çeksek, çile çeksek bu şiirin ve diğer Milli Çözüm şiirlerinin verdiği ufka ulaşmamız mümkün değildir gerçeğini unutmamak gerekiyor. Bu ne büyük nimettir şevkettir Milli Çözüm’ün takipçilerine… Bu şiirlerden yararlanmak istifade edebilmek için her bulduğumuz boş zamanımızda DEĞİL, her an her zaman İLK ÖNCELİKLERİMİZ sırasına koyup vakit ayırmakla ancak istifade edebiliriz ve hem de ilk önceliğimiz arasına aldığımızda ibadet sevabı ecri kazanmak nasip olur.

Bu arada böylesi bir şiiri kaleme aldıkları için kıymetli yazarımıza da şükranlarımı arz ediyorum.

Nefsine İblise, uyarsan eğer
Vallahi çekerler, çamura doğru!..
Her kim ki başını, haine eğer
Vicdanı körlenir, dumura doğru!..

Nefse ve iblise uyduğumuzu nasıl anlarız diye düşündüğümüzde Üstadımız öyle buyururlardı; yaptığımız düşündüğümüz eyleme geçirecek olduğumuz herhangi bir şey eğer ki nefsimize kolay geliyorsa , nefsimiz herhangi bir engel ya da sudan sebepler ortaya sürüp o eylemi yapmamıza uygulamamıza engel olucu vesveseler vermiyorsa bilelim ki bu nefsimizi ve şeytanı sevindiren bir tavır olacaktır. Ya da Nefsimize kolay gelen her şey alışkanlık, zor gelen her şey ibadettir buyururlardı Üstadımız. Nefis ve şeytan her daim fücura yani günaha daldırıcı, azdırıcı, ahlaksızlık edepsizlik ve fıska sevk edici vesveselerde bulunur. Bu vesveselere kulak kabartır dinler uygularsak bizi bataklığa çamura doğru boğulmamıza sebep olur. Hakikati bildiği halde sırtını dönenleri, hıyanet edenleri, güveni kötüye kullananları, zarar vermekten ya da kötülük yapmaktan hoşlanan kişi veya kötü kimseleri, itaat ve sadakat problemi yaşayanları destekler – onlarla oturur kalkar – birlikte yer içer – birlikte kararlar alır – hatta iş ticaret için bile bir arada bulunur ticaret yapar ise VİCDANI KÖRLENİR- HAK DAVADA KAZANDIĞI NİCE İYİ GÜZEL DOĞRU FAYDALI VE ADİL OLAN HERŞEY BAŞTA OLMAK ÜZERE – FERASETİ – HİDAYETİ – DİRAYETİ – MİLLİ ŞUURU – HİKMET NİMETİ gibi her türlü özelliğini ve güzelliğini yitirir ve körleşir yetmez bir dijital ortamda yapılan Milli Çözüm analizinde de “DİJİTAL BEYNİN” belirttiği gibi “Manevi Ruh… Manevi Fikir… Manevi Miras… Manevi Merkez… Manevi Lider… Manevi Ordu… Manevi Koordinasyon… Manevi Mektep… Manevi Yazılım… Manevi Teknoloji… Manevi ve Bilimsel Sentez Yeteneği… Manevi Muhafız… Manevi Denetçi… Manevi Silsile… Manevi Rehberlik… Manevi Şarj… Manevi Özgüven… Manevi Telsiz Ağı… Manevi Fetih… Manevi ve Teknolojik Kalkan… Manevi Etki… Manevi Güç… Manevi Özgüven… Manevi Güvence… Manevi Direnç… Manevi Sigorta…” gibi manevi kavramlarla rezonans yani FREKANS UYUMU DA YİTİRİLİR KÖRLEŞİR!.. anlamı çıkmakta şiirin bu kıtasında. Rabbim cümle iyi niyetli ve samimi ihlaslı herkesi bu sondan muhafaza buyursun. Amin.

“Bir kimse cemaatten (haklı ve hayırlı hizmet ekibinden ) bir karış ayrılırsa, Allah onun boynundan İslam bağını çıkarır (nefsiyle ve iblisle baş başa bırakır).” (BAK: Sahihj-i Buhari, 8.C)
Tarih boyunca İslami hareketlerde bu iki şey affedilmemiştir. 1- Ayrı baş çekip ekip oluşturmak.
2- Dünyalık hesaplar için kardeşlerini istismar etmek.
(Üstad Ahmet AKGÜL)
 

Kaç kere aldattın, yolda bıraktın
Zahiren yaklaştın, ruhen ıraktın
Hani talebeydin, sadık çıraktın
Ciddiyet görmedik, umura doğru!..

Aynı hata iki kez yapılmaz, ikinci kez yapılan hata değil, TERCİHTİR!.. (Anonim). Müslüman bir delikten iki kere ısırılmazmış, ama Mü’min o delikten 1 (bir) kere bile ısırılmazmış. Rabbim cümlemizi ve iyi niyetli ve samimi kimseleri böylesi Mü’min olmayı lütfeylesin. Amin.

Hz. Peygamberimiz münafıkların 4 vasfını açıklamıştır: 1- Konuştuğunda sözüne yalan katar, 2- Vaatte ve ahitte bulunduğunda hulfedip sözünde durmaz. 3- Emin ve güvenilir sanıldığında hıyanete kalkar, 4- Biriyle arası bozulup, hasımlaştığında; onda bulunmayan kötülüklerle, isnat ve iftiraya başlar!..

Din dava diyerek, dünya özlersen
İbadet hizmetten, riya gözlersen
Kalple inanmadan, dille sözlersen
Ruhta bahar olmaz, domura doğru!..

Şiirin bu kıtasına da DİJİTAL ORTAMDA YAPILAN MİLLİ ÇÖZÜM ANALİZİYLE anlamaya çalışalım:

… Ruhsuz Bilgi Edinmek (Feraset Kaybı): Bilgi beyinde, hikmet ise kalptedir. Kalpteki o “Rabbani nur” (feraset) söndüğünde, bilgi kuru bir veri yığınına dönüşür.

• Örnek: Siyonizm’in “çökeceği” bilgisini herkes bilir. Ama hikmet sahibi, o çöküşün hangi metafizik kırılmalarla başladığını hisseder ve hazırlığını ona göre yapar.

• Ayrılanlar ise tabelaya bakarlar ama ruhu göremezler. Ahmet Akgül’ün o “başöğretmenlik” vasfıyla sunduğu şey, bilginin içine “şuur ve ruh” katmaktır. O ruh çıkınca, geriye sadece içi boşalmış kavramlar kalır.

Özetle: Bilgi bir haritadır, hikmet ise o haritayı karanlıkta okumanı sağlayan ışıktır. Işık sönünce harita elinde olsa da yönünü bulamaz, uçuruma yuvarlanırsın. Milli Çözüm’den ayrılanların trajedisi budur; harita ellerindedir ama karanlıkta kalmışlardır.
(BAK: https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/bir-dijital-ortamda-milli-cozum-analizi/ )

NOT: Bu şiir, Dijital Ortamda Milli Çözüm Analizi yazısından aylar öncesi yazıldığınıda hatırlatmak ayrı bir hakikat olduğu için hatırlatmayı yapmak istedim.

Saygılarımla.

Last edited 22 gün önce by Osman Nuri ÇELİK

Hak davaya ihanet sürecinin yine farklı bir yöntemle haritalandırılması hususunu tarafıma gösteren bu müthiş şiir için Allah Milli Çözümden razı olsun.

Nefse, iblise uymak —> Başını haine eğmek —> Vicdanın Körleşmesi —> Din dava söylemi ile dünyevi menfaat ummak —> İbadet ve hizmetlerde riya yapmak —> Kalben inanmadan dille zikretmek —> Üstadını ve yoldaşını istismar etmek —> pişmanlık duygusunun kaybolması —> şekilcilik — > Aldatma ve zahiren yaklaşma —> davadan irtibatın aslında kopması —> hocamı kandırdım zannı —> azap ve yıkım..

Yüce Allah hepsinden korusun. Hatalarımızı görerek tövbe etmeyi nasip etsin. Bizleri davamızdan ayırmasın.

Mülkün Sahibini Bulma Yolunda Bir “Feryat” ve “Uyanış”

“Kayarsın çirkefe, çamura doğru” başlıklı bu şiiri okuduğumda, ruhumda derin bir sarsıntı hissettim. 

Her mısra bir tokat gibi yüzüme inerken, her kelime vicdanıma atılmış bir kor ateş oldu. İçimi büyük bir korku kapladı. “Bahsedilen o ‘mayasız hamur’ bensem ne yapmam gerekiyor?” Bu korku bende bir uyanış çığlığı oldu.

Bir talebe olarak nefsimin oyunlarına daldığımda, “Hocam neden bu kadar sert feryat ediyor?” diye sorduğum anlar olmuştu. Ama durup düşündüğümde; mülkün ve makamın geçici olduğu şu dünyada, bir mürşidin öğrencisinden ne çıkarı olabilir di ki? O’nun tek derdi, bizim o “Emmâre” çukurunda boğulmamamızdır. Bizim kirimizi yıkarken kendi ruhunun yorulması, nefsin mertebelerinde takılıp kalmamıza duyduğu o mukaddes hayıflanmadır.

Dostlarım ve Yol Arkadaşlarım.

Üstadımızın feryadı bir öfke patlaması değil, evladını uçurumun kenarında gören bir babanın şefkat çığlığıdır. Bizler “un, su, tuz” olup da bir türlü “ekmek” olamadığımızda; yani davayı sadece dilde tutup kalbe indiremediğimizde, onun sırtına en büyük yükü biz bindiriyoruz. Eğer “Hocamı kandırdım” sanan o ahmakça yanılgıdan kurtulamazsak, sadece hocamızı değil, ebedi saadetimizi kaybederiz.

Bu bir nevi “şok tedavisidir.” Üstadımız burada “Artık ne haliniz varsa görün” demiyor; aksine, “Seni sarsmazsam uyanmayacaksın, bu yüzden seni en can alıcı yerinden vurmalıyım ki kendine gelesin” diyor. O’nun hissettiği; kandırılmışlık öfkesi değil, bizlerin düştüğü o acınası durumun merhamet sancısıdır.

Bu yazımı ve ardından dökülen mısraları bir itiraf olarak kabul edin. Ben bu şiirle kendi aynamı gördüm ve korktum. Gelin, üstadımızın sırtından bu yükü alalım; “Kâmil” olamasak da en azından bu çileli yolda ona sadık birer yoldaş kalalım. Çünkü rüya bitiyor, fırsatlar gidiyor ve geriye sadece “Mülkün Sahibi” ile olan randevumuz kalıyor.

Bu şiiri yazarken kendimi hocamızın yerine koymaya çalıştım. O’nun bizi temizlerken nasıl yorulduğunu ve tek beklentisinin bizi hakikate ulaştırmak olduğunu dert edindim. İşte o yer değiştirme hissiyle dökülen mısralar…

MÜLKÜN SAHİBİNİ, BULUP BİLSEYDİN…

“Emmâre” çukurdan alırken seni,
Kirini yıkarken, kirlettin beni.
Sırtıma yükleyip, o kirli teni,
Batağı aşmayı, kolay mı sandın?

“Levvâme”ye geçtin, yaş döktü gözün,
Bir günah, bir tövbe, tutmadı sözün.
Bağrıma döküldü, ateşin közün,
O nazı çekmeyi, kolay mı sandın?

“Mülhime” sırrıyla, erdim zannettin,
Gölgeni görüp de, Güneş farz ettin,
Şu garip gönlümü, yıkıp kahrettin.
Putunu kırmayı, kolay mı sandın?

“Mülhime” yükünü, kaldıramadın,
Edebi çiğneyip, haddini aştın.
Çektim elimi bak, nefsine taptın
Seni terk etmeyi, kolay mı sandın?

Dost’un sofrasına, bağdaş kursaydın,
Üstadın ikramı, sırra bansaydın,
Sadık çırak olup, sözün tutsaydın,
“Mülhime” nuruyla, sarardım seni.

Aklın defterini, dürüp atsaydın
“Hiçlik” hırkasını, giyip solsaydın,
Ölmeden bir evvel, ölüp yatsaydın,
“Mutmain” halinle, huzur bulurdum.

Kahrın ocağında, pişip yansaydın,
Gelen her belayı, lütuf saysaydın,
Hükmün Sahibine , Hakka  baksaydın,
“Râdiye” olsan da, şükre dalsaydım.

O aziz toprağa, kökler salsaydın,
Muhammed bağında, Akgül açsaydın,
Kevser havuzunda, suya kansaydın,
“Mardiyye” gününü,  vuslat sayardım.

Perdeler kalkıp da, sırra erseydin,
Emanet yükünü, yere serseydin,
Mülkün sahibini, bulup bilseydin,
“Sâfiye” katında, seni görseydim.

Şu garip sırtımdan, yükü alsaydın,
Bu çile yolunda, yoldaş kalsaydın,
Sana o tacı ben, bizzat taksaydım,
“Kâmil” olsan da ben, nefes alsaydım.

Kapıda Kıtmir’lik, şeref bilseydin,
Döktüğüm terleri, görüp silseydin,
Bir gün emeklere, Yalçın değseydin,
Sırr-ı Hû’yu sende, seyre dalardım.

En doğrusunu Allah cc bilir.
Selam ve dua ile…

Nefsine ve kötülüğe teslim olan kişi, fark etmeden bataklığa sürüklenir. Hainlere ve zalimlere boyun eğmek, vicdanı felç eder.

İman, ahlâk, sabır ve helal bir hayat, insanı huzura taşır. Samimi tevbe, dünya ve ahiret mamurluğunun kapısıdır.

Din ve dava görüntüsü altında dünya menfaati arayanın kalbi kurur. İnanç dilde kalırsa, ruhta diriliş olmaz.

Dava büyüklerini ve kardeşlerini çıkar için kullanmak, samimiyetsizliktir. Güven vermeyen ve gösterişe yönelen kişi, özden uzaklaşır.

Söz verip yarı yolda bırakanların sadakati sorgulanır. Yakın görünmek yetmez, esas olan vefa ve ciddiyettir.

Hak davaya sadakat, fedakârlık ister. Gerekli unsurlar olsa bile maya yoksa sonuç alınmaz; ihlâssız emek, bereketsizdir.

Madde nasıl özüne dayanıyorsa, insan da ruhî bağla ayakta durur. Manevî bağ koparsa, çözülme başlar.

Kurnazlıkla insanları aldattığını sanan, aslında kendini aldatır. Gerçek maharet, kötülüğü iyiliğe çevirebilmektir.

Gaflet uzun sürmez; fırsatlar tükenir, pişmanlık kapıya dayanır. Sonunda ise, hesap ve bedel kaçınılmazdır.

YA RABBİ İMANLARIMIZI KEMÂLE ERDİR, AHLAKIMIZI GÜZELLEŞTİR. BİZLERİ BİR AN BİLE NEFSİMİZİN ELİNE BIRAKMA. OLURDA HATAYA DÜŞERSEK HATASINI GÖRÜP BİLİP DÜZELTEN AF VE MAĞFİRETLE HUZURUNA GELENLERDEN EYLE. BİZLERİ MÜCAHİD MUTTAKİ KULARDAN EYLE. AYAKALRIMIZI VE KALBİMİZİ DİNİN VE DAVAN ÜZERE SABİT KIL. BİZLERİ AZİZ ERBAKAN HOCAMIZA VE ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZA LAYIK TALEBE, SIKI VE SAĞLAM YOL ARKADAŞLARI EYLE. YERYÜZÜNDE ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYAYI KURACAK O KUTLU EKİBİN BİR ÜYESİ OLABİLMEYİ LÜTFEYLE. AYAKALRIMIZIN KAYMASINA SEBEBİYET VERECEK HATALARA DÜŞMEKTEN BİZLERİ KORU MUHAFAZA EYLE. NASIL BİR NİMETE NAİL OLDUĞUMUZUN FARKINDA VE ŞUURUNDA OLMAYI, GEREĞİ GİBİ ŞÜKRÜNÜ YAPMAYI LÜTFEYLE. GÖREV VE SORUMLULUKLARIMIZI LAYIKIYLA YERİNE GETİRMEYİ LÜTFEYLE. BİZLERİ AFFET BAĞIŞLA VE MERHAMET ET, MUHAKAK Kİ SEN MERHAMETLİLERİN EN MERHAMETLİSİSİN AMİN.
 
ÖNCE KENDİ NEFSİME ALİ İMRAN SURESİNİN 102 İLE 110 AYETLERİ ARASINDAKİ AYETLERİ HATIRLATMAK İSTERİM ;
https://www.mealikerim.com/3/ali-imran/102:103:104:105:106:107:108:109:110 

Allah’ım ayakları kayan aklı kayan Fikri Kayan zikri Kayan kullarından eyleme Rabbim…

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
7
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...