FAİZ VE ZİNA SERBESTLİĞİ ŞİRK DÜZENİDİR
Bunları Hoş Görenler de Müşriktir
Kâfir (münkir); Cenab-ı Allah’ı ve diğer iman esaslarını, (Kur’an’ı, Resulüllah’ı, Melâike-i Kiram’ı, ahiret hayatını ve hesaplaşmayı, İlahi kader programını, (Allah’ın tayin, takdir ve taksim plan ve kararını) kısmen veya tamamen ve alenen inkâr eden kimselere denir.
Müşrik ise, Allah’a ve diğer iman esaslarına inandıklarını söyledikleri, çevrelerinde mü’min ve Müslüman bilindikleri, işlerine gelen ve reklâma giren birçok ibadet ve hizmetleri, hem de abartılı şekilde yerine getirdikleri, hatta takva ehli ve manevi yetkili bilindikleri halde;
a- İslam düşmanı kâfirler, zalimler, Siyonist Yahudiler ve Haçlı emperyalistlerle iş birliğine girişen,
b- Kur’an’ın bazı hükümlerini ve şeriatın emirlerini gereksiz ve geçersiz gören,
c- Kendi şeyhlerinin, ağabeylerinin, hoca efendilerinin sözlerine ve eserlerine; Kur’an Ayetlerinden ve Hadis-i Şeriflerden daha çok önem ve öncelik veren ve bunları “Allah için” değil de “Allah gibi” seven ve sahiplenen kimselerdir.
“İnsanlar içinde, Allah’tan başkasını (O’na) ‘eş ve ortak’ tutanlar (ve bazı kulları tanrı gibi kutsayanlar) vardır ki, onlar (bunları), Allah’ı sever gibi sevmektedir. İman edenlerin ise Allah’a olan sevgileri (herkesten ve her şeyden) daha kuvvetli ve şiddetlidir. (Başkalarına Allah’tan daha çok sevgi ve saygı göstermekle) O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah’ın olduğunu ve Allah’ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi” (Bakara: 165)
“Sana indirilene (Kur’an-ı Kerim’in hükümlerine) ve Senden önce indirilene (Tevrat ve İncil’in prensiplerine) gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut’un önünde (İslam dışı kurum ve kurallar içinde) muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu (bütün zalim ve kâfir düzenleri) reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan onları derin ve dönüşü olmayan bir sapkınlığa sürüklemek istemektedir. Onlara: “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’ın hükümlerine) ve Elçiye (Resulüllah’ın Sünnetine ve sistemine) gelin” denildiğinde, o münafıkların (ve müşrik takımının) Senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün.” (Nisa: 60-61) ayeti bu gerçeği haber vermektedir.
Müşrik, sözlükte “ortak koşan” anlamına gelmektedir. Ama terim olarak: “Allah’ın varlığını ve İslam’ın haklılığını kabul ettiği halde; yaratmasında, takdiratında ve şeriatında başkalarını O’na denk, eş ve ortak gören, Allah’tan gayrısından medet ve inayet bekleyen kimse demektir. Müşrik olmanın ve şirke kaymanın temelinde, dünyalık rahatını, menfaatini ve ırkçılık inadını önemseyip öncelemek olduğu görülmektedir. Çoğunlukla Müslüman ve dindar geçinen müşrikler “korku ve umut” konusunda Allah’tan başkalarından ürktükleri veya güvendikleri; “Süper Güç” sanıp bağlandıkları odakların himayesine sığınıp demokrat köleliğe rıza gösterdikleri için şirke yönelmektedir.
Günümüzde en yaygın şirk çeşitleri: Kürt ırkçılığı, Türk ırkçılığı ve Ilımlı İslamcılıktır!..
Bugün PKK’nın ve terörist Öcalan’ın öncülüğünü yaptığı Kürtçülük hareketi, Kürtlere ayrı devlet kurdurma hedefi ve hayali ve Kürtleri bin yıldır aynı inanç ve amaç etrafında kaynaşan Türk kardeşlerinden koparma faaliyetleri ve Kürtleri İslam’dan çıkarıp Zerdüştlük gibi bâtıl ve bozuk bir putperestliğe çevirme gayretleri, bunların hepsi şirkin ve şekavetin tezahürleridir. İnsanın kendi kavmini sevmesi, sahiplenmesi, yakınlık hissetmesi, yani müspet milliyetçilik elbette tabiidir, fıtridir, caizdir ve güzeldir. Ama ırkını yüceltip kutsaması, başkalarından çok farklı ve ayrıcalıklı yaratıldıklarına inanması; inkârcı ve barbar tavırlar da takınsa, kendi kavminden olanları hep haklı çıkarması ve özellikle “Kavmiyetçiliği, İslam kardeşliğinin üstünde tutması”; cahilliktir, fitneciliktir ve şirktir. Hizbullah’ın yaptığı gibi, Kürt ırkçılığına İslamcılık sosu katılması da, bu durumu değiştirmeyecektir.
Bunun gibi; ırkçı, kafatasçı ve imtiyazcı bir yaklaşımla “Türkçülük” yapmak da temelsiz ve geçersizdir. Bu tür bir üstünlükçü Türkçülük asla Kürtçülüğün çaresi ve reçetesi değildir, tam aksine tohumu ve gübresidir.
Ülkemizde ve aziz milletimiz üzerinde Türk ırkçılığının da, Kürt ayrımcılığının da hep Yahudi dönmelerince başlatılmış olması ilginçtir.
Örneğin, Munis (Kohen) Tekinalp Türkçülüğün kurucularındandır. Nâmı diğer “Moiz Cohen”, Osmanlı’nın Serez beldesinde bir hahamın oğlu olarak 1883’te doğmuştur. Selanik’te sıkı bir hahamlık eğitimi almıştır. Koyu bir Sultan Abdülhamit düşmanıdır. Selanik’te çıkan Asır gazetesinde yazılar yazmış, aynı gazetenin genel yayın yönetmenliğini yapmıştır.
İttihat ve Terakki Partisi’ne katılmış. 1907 yılında masonluk faaliyetlerine başlamıştır. 1909 yılında Hamburg’da düzenlenen Dünya Siyonist Kongresi’ne Selanik delegesi olarak giden insandır. 1920 yılında Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde “Kahrolsun Şeriat, Mustafa Kemal Paşa Türk Peygamberidir” diyecek kadar küstahlaşmış, Hz. Ali’ye “Sen İlahsın!” diyen İbni Sebe Yahudisinin yerini almıştır.
Kohen’e göre, “Türkler İslam’ı bırakmalı ve eski Şaman inanışına dönüş yapmalıdır.” Bunu söylerken Yahudilerin de Türklerin İslam öncesi halini çok benimsediğini yazmıştır. Kohen’in “Kahrolsun Şeriat” sözleri bugün daha cılız olsa da, yakın zamana kadar bazı katı ulusalcılar ve Kemalist takımınca sıkça kullanılan bir slogandır. Bir de “Araplar bizi sırtımızdan hançerledi” bahanesiyle Türkçü Moiz Kohen İslam düşmanlığına Arap karşıtlığı kılıfı sarmıştır. Kohen, Türkiye’de Arap düşmanlığı yaparken, meslektaşı ve dindaşı ve İsmet İnönü’nün Lozan’daki özel danışmanı Yahudi Hahamı Haim Nahum da Mısır’da Arapları Türklere karşı kışkırtmaktaydı.
Uzun yıllar Türk Dil Kurumu’nda çalışan “Türk Ruhu” kitabının yazarı, Ziya Gökalp’in akıl hocası ve CHP kayıtlısı olan Munis Tekinalp yani Moiz Kohen, 1956 yılında emekli olduktan sonra Fransa’nın Nice şehrine yerleşince, her nedense “Öldüğümde sakın beni Türkiye’de defnetmeyin” vasiyetinde bulunmuşlardı. 1961 yılında vasiyetine uygun bir şekilde Fransa’da (Gizli Yahudilerin gömüldüğü bir kilise mezarlığına) bırakılmıştı.[1]
Darwinist, Komünist, Leninist ve Maoist Türkçü İşçi Partisi’nin, aynen kendisi gibi Darwinist, Komünist, Leninist ve Maoist (Kürtçü İşçi Partisi) PKK’nın çaresi ve alternatifi olması mümkün değildir. Mikroptan belki aşı yapılabilir, ama ilaç yapıldığı görülmemiştir. Bütün kâfirler; gizli hainler gibi korkak olduklarından, açıkça İslam’a saldıramayıp kancıkça Türbana, Kur’an kursuna ve Kur’an tefsiri Risale-i Nur’a sataşan; zalim ve dinsiz ideolojilerini rahat pazarlayamadıklarından Kemalizm ve İslamiyet istismarına sığınan solcu görünümlü soysuzlara milletimiz asla itibar etmemiştir, etmeyecektir. Bir yanda Türkçü geçinip, öte tarafta İslam’la özdeşleştiği için bin yıllık Selçuklu ve Osmanlı’ya derin bir kin ve nefret besleyen, ama milyonlarca masumun ve Müslüman Türk’ün katilleri olan Lenin, Stalin ve Mao gibi canilerin ismini zikir çekip dilinden düşürmeyen, sürekli Ermeni hıyanetinden bahsedip, asıl onları da kışkırtan İttihatçı Mason Sabataistleri ve Yahudi dönmesi “Pakradunileri” hiç gündeme getirmeyen… Bir zamanlar kol kola koyun koyuna dolaştıkları ve aynı kirli ve şeytani zihniyetin mensubu oldukları halde, sadece “niye bizi değil de sizi öne çıkarıp muhatap aldılar?” gibi bir kıskançlık rekabetiyle Apo ve PKK ile horoz kavgasına girişen… Faizci Kapitalizmin de, ezici Komünizmin de aynı Siyonist Yahudi sermayesinin dünya hâkimiyetine hizmet sistemleri olduğu gerçeğini hâlâ fark etmeyen köksüzlerin kötü niyetleri de kendi başlarına geçecektir.
Müşrikler; Allah’a inanır, Müslüman tanınır, ama “seçkin kişileri ve süper güçleri” tanrılaştırır!
“De ki: “Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?”
“Allah’ındır” diyecekler. De ki: “Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?”
“De ki: “Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş’ın Rabbi kimdir?”
“Allah’ındır” diyecekler. De ki: “Yine de sakınmayacak mısınız?”
“De ki: “Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Her şeyin melekûtu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor.”
“Allah’ındır” diyecekler. De ki: “Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?” (Mü’minun: 84-89)
Ayetleri müşriklerin:
1- Dünyayı, tabiatı ve yeryüzündeki bütün harika varlıkları bizzat Allah’ın yarattığını bildiklerini,
2- Bütün göklerin, meleklerin ve kutsi mevkilerin, yani tüm kâinat ve içindekilerin Allah’a ait olduğuna iman ettiklerini,
3- Maddi ve manevi, arzi ve semavi her şeyin melekût ve merhalesinin, bütün mülklerinin ve yönetimlerinin ve tüm bunları koruyup gözetenin bizzat Allah-u Teâlâ olduğu gerçeğini dile getirdiklerini,
4- Belki bu doğrultuda, Allah’ın birliğini ve kudret eserlerini anlatan ciltler dolusu bilimsel kitaplar ve belgeseller yazıverdiklerini, ama buna rağmen Allah’ın şeriat hükümlerini ve himayesini bırakıp başka odaklara ve beşeri kurallara güvenip yöneldikleri için şirke düştüklerini haber vermektedir.
Oysa müşriklerin tapındığı ve tabulaştırdığı kişiler ve güçler, aslında aciz ve çaresizdir.
“Kendileri yaratılıp dururken, hiçbir şeyi yaratamayan şeyleri mi ortak koşuyorlar?” (Araf: 191)
“De ki: “Size (Rabbiniz dileyip izin vermedikçe) yarara da, zarara da güç yetirmeyen; Allah’tan başka şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah İşitendir, Bilendir.” (Maide: 76) ayetleri, gerçek anlamda, Allah’tan gayrısından korkanların veya onlardan fayda umanların şirke düşeceklerini bildirmektedir.
Diğer sapkın bir şirk örneği: Bazı şahısların putlaştırılması; Amerika ve Avrupa’nın yenilmez sayılmasıdır.
“Allah’ı bırakıp (O’nun izni ve iradesi olmadan) kendilerine zarar vermeyecek ve yararları erişmeyecek şeylere kulluk ederler ve: “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” derler. De ki: “Siz, Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve Yücedir.” (Yunus: 18)
“O’nun yolundan saptırmak için Allah’a eşler koştular. De ki: (Geçici olarak biraz) “Yararlanın. Çünkü elbette sizin varışınız ateşedir.” (İbrahim: 30)
“Yardım görürler umuduyla, Allah’tan başka ilahlar edindiler. Onların (o ilahların) kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir.” (Yasin: 74-75) ayetleri güçlü gördükleri şahsiyetleri veya devletleri yüceltip onların zulümlerine alet ve köle olanların şirke kaydıklarına dikkat çekilmektedir.
Müslüman veya Ehl-i Kitap Müşrikler; gerçek Mü’min liderler ve davetçiler karşısında iş birliği yapmaktadır!
“Şu bir gerçek ki, Allah’ın kulu (olan Muhammed,) O’na dua (ibadet ve hakkın hâkimiyeti) için kalktığında, onlar (müşrikler,) neredeyse çevresinde keçeleşeceklerdi. (Yani bütün müşrikler ve münafık kimseler Hz. Peygamber Efendimize düşmanlık hususunda birleşip kenetleşmişlerdi.)” (Cin: 19)
“Ey iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; (çünkü) onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz (o da) onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez. İşte kalplerinde hastalık olanları: “Zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz” diyerek (Yahudi ve Hristiyanlarla) aralarında (dostluk için) çabalar yürüttüklerini görürsün. (Oysa) Umulur ki Allah, (mü’minlere) bir fetih veya katından bir emir getirecek de, onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman (ve perişan) olacaklardır.” (Maide: 50 – 52)
Şirkin en yaygın şekli: İslam’ın tamamına ve Kur’an ahkâmına değil, kolayına ve çıkarına uygun kısmına tâbi ve taraf olmaktır!
“İnsanlardan kimi, Allah’a (dinin) bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, (ve kolayına gelen bir emir olursa) bununla tatmin bulur (ve yerine getirir) yok eğer kendisine bir fitne isabet edecek (ve zoruna gidecek bir emir verilecek) olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı da ahireti de kaybetmiştir. İşte bu, apaçık bir kayıptır. Allah’tan başka, kendisine ne zararı dokunan, ne yararı olan şeylere yakarır. İşte bu, en uzak bir sapkınlıktır.” (Hac: 11-12) ayetleri, kendilerini İslam’a değil, İslam’ı kendilerine uyduranların şirke saplandıklarını bildirmektedir.
Faizin resmen geçerli ve fuhşun serbest bırakıldığı ve idam cezasının kaldırıldığı her sistem şirk düzenidir ve bu düzeni yeterli ve yararlı görenler Müşriktir.
“Faiz (riba) yiyenler, (kıyamet günü) ancak şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi, (Allah’ın kahrına uğramış) olmaktan başka (bir tarzda) kalkmayacaktır. Bu, onların: “Alım-satım da ancak faiz gibidir” demelerinden (ve faizi helâl görmelerinden) dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah’a aittir. Kim (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır.” (Bakara: 275)
“Şayet böyle yapmazsanız, (yani faizi ve faizci düzenleri bırakmazsanız) Allah’a ve Resulüne karşı savaş açtığınızı bilin. Eğer tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) Ne zulmetmiş olursunuz, ne zulme uğratılmış olursunuz.” (Bakara: 279)
“Ey iman edenler, (haksız yere ve kasten) öldürülenler hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı). Özgüre karşı özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi. Fakat kimin (hangi katilin) lehine, onun (maktulün) kardeşi (varisi veya velisi) tarafından bağışlanırsa, artık (yapılması gereken) örfe uymak (ve) ona (maktulün varis veya velisine) güzellikle (diyet) ödemektir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun için elem verici bir azap vardır.” (Bakara: 178)
“Ey temiz akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki sakınırsınız.” (Bakara: 179)
Yani bir ülkede halkın tamamı Allah’a ve Resulüllah’a inansa; namaz, oruç, hac ve zekât gibi ibadetlerinin tamamını yapsa, içki ve kumar gibi kötülüklerden sakınsa; bütün okullarda müspet bilimler yanında, dini ilimler de okutulsa, başörtüsü her tarafta serbest olsa, televizyonlar tarihi ve tasavvufi programlar yayınlasa… Böylece İslam’ın bütün emirleri uygulansa, ama sadece: 1- Faiz resmen geçerli olsa ve ekonominin temeli sayılsa, 2- Fuhuş serbest bırakılsa ve zina suç olmaktan çıkarılsa, 3- Kısas (idam) cezası kaldırılsa… İşte bu düzen şirk ve şeytan düzenidir ve “bundan iyi düzen olmaz, bundan öte Müslümanlık yaşanmaz” diyerek bu düzene rıza gösterenler, değişmesini ve düzelmesini gereksiz görenler de müşriktir. Çünkü Deccalizm ve Siyonizm olan sömürücü Yahudi-Hristiyan emperyalizmi için bir ülkede faizin geçerli olması, fuhşun serbest bırakılması ve kısasın (idamın) uygulanmaması yeterlidir. Nasıl olsa böylece faiz sistemiyle insanların emeğini ve alın terini sömürecek, fuhuş serbestisiyle ahlâki ve ailevi yapıyı tahrip edecek, idamın (kısasın) yasak edilmesiyle de anarşi ve katliamları yaygın hale getirebilecektir.
İmanın temeli; antiemperyalist ve antisiyonist olmaktır.
“Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapkınlıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, İşitendir, Bilendir.” (Bakara: 256)
Ayeti, hem gerçek ve örnek laikliğin İslam’da olduğunu, hiç kimsenin İslam’a girmesi veya ibadetlerini yerine getirmesi için zorlanamayacağını; hem de “Tağut’u inkâr etmeden Allah’a imanın geçerli olamayacağını bildirmektedir. Tağut; zalim ve kâfir bütün yöneticiler ve sistemlerdir. İslam’ın ve insanlığın temeli, Hakka ve hayra tarafgirlik, bâtıla ve barbarlığa ise tepki göstermektir. Çağımızın Tağut kesimi ve Firavun temsilcisi emperyalizm ve Siyonizm’dir. Bu nedenle zalim Siyonizm’in ve emperyalizmin karşısında olup Adil bir Düzeni savunmak hem imanın hem de insanlığın gereğidir.
Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:
{mp3}faizvezinaserbesliği.mp3{/mp3}
[1] Milli Gazete / Selahattin Toprak / 15 04 2013

Sn. A Erbay’a
[quote name=”A Erbay”]selamun aleykum
yazının sonunda ayetin gerçek ve örnek laikliğin islamda olduğu?bana biraz ters geldi yoksa yanlışmı anladım?laiklik herkesin bildiği üzere din ile devlet ayrı
benim bildiğim de islam hem dindir hemde devlettir, bu çelişkinizi izah ederseniz memnun oluruz,vesselam[/quote]
Aleyküm Selam Sn Erbay, yazının sonunda geçen ayeti kerimede “Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapkınlıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, İşitendir, Bilendir.” (Bakara: 256)” denilerek dine girmek için zorlama yapılamayacağı gibi, dinin içinde de zorlama olamayacağı ifade edilmiştir. Üstad Ahmet Akgül’ün ifadesiyle takibi yapılamayan eylemin cezası olmaz hukuk prensibine mahsuben hem dine girişte hem de dinin içinde bir zorlama yapılamaz. Zorlama yapıldığı takdirde münafıklık kapısı açılacak ve insanlar çeşitli menfaatleri elde edebilmek ve bir kısım tehlikelerden uzaklaşmak adına bir bünyede farklı karakterler taşımaya başlayacaklardır.
Sizin sorunuzu ele alacak olursak, dinde zorlama yoktur ancak düzende zorlama vardır ve olmak durumundadır. Örneğin trafiğin akışını kontrol, insanların hayatlarını muhafaza endişesi ile trafik kuralları vardır ve uyulması zorunludur. Bu örnek üzerinden ölçülebilen ve takibi yapılabilen bir düzen kurulduğunda onun da zorlayıcı, caydırıcı ve teşvik edici kuralları olmak durumundadır. Bu kurallar,
a) Aklı selim
b)müspet ilim
c) vicdani kanaat ve tatmin
d) Tarihi tecrübe ve birikim
e) İlahi din- Kuranı Kerim
çerçevesinde belirlenmeli buna göre devlet ve vatandaş ödev ve sorumluluklarını üstlenmelidir. İşte bu prensipler üzerinden ele alındığında, devletin vatandaşına hizmet etmesi, ödev ve sorumluluk yüklemesi sırasında; din, dil, ırk, mezhep ayrımı gözetmeksizin görevini yapması kavramını ifade eden laiklik kavramının aslı bizim dinimizdedir. Şöyle ki, adalet hizmeti verilirken kimsenin dini esas alınmamış Hakka göre işlem yapılmıştır. Mülk edinme, yaşama hakkı, konut edinme hakkı, eğitim hakkı vb tüm insan hakları vatandaşa temin edilirken, dinimiz insanlar arasında ayrım yapmamayı öğütlemiştir. Ali imran suresi 110. ayeti kerimesi açık olarak bu durumu ifade etmiştir. “Siz (sadece Müslümanlar için değil, bütün) insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. (Çünkü siz, ülkenizde ve yeryüzünde) ma’rufu (Hakkı ve hayrı) yürütecek, münkeri (zulmü ve kötülükleri) önleyecek (bir Adil Düzen kurmaya) çalışırsınız. Ve Allah’a (tam) iman edip (bağlanırsınız). Kitap Ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onların içlerinden de (bazı) iman edenler vardır, fakat çoğunluğu fıska sapanlardır.”
Özellikle laiklik kavramı üzerinden bu gerçeği ifade etmek ise evrensel kavram haline gelmiş ve müslümanların aleyhine kullanılmaya bahane edilmiş kavramları ıslah edip aslını ve maksadını insanlara öğretip, Eksiklik ve Noksanlıktan münezzeh Rabbimizin, insanlara en güzel sistemi vaad ettiğini tebliğ edebilmektir.
Acı gerçek; faize, fuhuşa …. razı gelen yönetimler-kalabalıklar var. Sevinilecek gerçek; kalabalıklara rağmen insana huzur getirecek sistemleri-hakikatleri vicdanların kabul edeceği şekilde izah eden Milli Çözüm var.
Acı bir gerçek:
Faize, fuhuşa müsaade edildiğini, kısasın uygulanmasıyla hayat geleceği halde uygulanmadığı uyarıları yapıldığında; İktidar yanlıları ve karşıtları direk inkar etmenin foyalarını ortaya çıkaracağından; bu melanetlerle ve müsaade eden yasalarla birlikte yaşamanın doğru olduğunu ifade eden nice cümlelerle göreceksiniz. Neredeyse istisnasız hiç biri “yahu bizde Akp’ye oy verdik fakat Zina, fuhuş, kumar vs. iktidar oldukları dönemde her geçen gün daha artı. Tabi ki bu yanlıştır doğru bulmuyorum” demiyor. Sol kesiminde bu konudaki duyarlılığı maalesef Akp’den farksız. Makalemizde geçen, müşriki tarif eden tanımlardan biri bu gerçeği ne kadar da güzel izah etmiş; “Faizin resmen geçerli ve fuhşun serbest bırakıldığı ve idam cezasının kaldırıldığı her sistem şirk düzenidir ve bu düzeni yeterli ve yararlı görenler Müşriktir.” Siyonist düzen (kötülüğü örgütleyen güçler) içi: faiz, fuhuş serbest, idam cezası olmadıktan sonra ülkelerin idaresinde; İster komünist, ister kapitalist, ister deist, ister İslamcı geçinen koyu dinci, ister ne dediği belli olmayan solcu, isterse yönetimi sözde şeriat olan devlet olsun, Siyonizm için fark etmez. O bu idarecilerden ve yönetimlerinden razı olur.
Sevinilecek Bir Gerçek ise:
Şükürler olsun ki; İnsanlara zulüm edecek düzenleri, sistemleri deşifre eden-karşı duran, yerine insana huzur, barış, adalet, eşitlik getirecek alternatif düzenleri, sistemleri bilen, günün şartlarına göre insani normlardan şaşmadan yenilerini üreten, Milli Görüş’ün temsilcisi Milli Çözüm ve şahsı manevisi Üstad Ahmet AKGÜL Hocamız var.
örnek laiklik!
selamun aleykum
yazının sonunda ayetin gerçek ve örnek laikliğin islamda olduğu?bana biraz ters geldi yoksa yanlışmı anladım?laiklik herkesin bildiği üzere din ile devlet ayrı
benim bildiğim de islam hem dindir hemde devlettir, bu çelişkinizi izah ederseniz memnun oluruz,vesselam
Yani bir ülkede halkın tamamı
Yani bir ülkede halkın tamamı Allah’a ve Resulüllah’a inansa; namaz, oruç, hac ve zekât gibi ibadetlerinin tamamını yapsa, içki ve kumar gibi kötülüklerden sakınsa; bütün okullarda müspet bilimler yanında, dini ilimler de okutulsa, başörtüsü her tarafta serbest olsa, televizyonlar tarihi ve tasavvufi programlar yayınlasa… Böylece İslam’ın bütün emirleri uygulansa, ama sadece: 1- Faiz resmen geçerli olsa ve ekonominin temeli sayılsa, 2- Fuhuş serbest bırakılsa ve zina suç olmaktan çıkarılsa, 3- Kısas (idam) cezası kaldırılsa… İşte bu düzen şirk ve şeytan düzenidir ve “bundan iyi düzen olmaz, bundan öte Müslümanlık yaşanmaz” diyerek bu düzene rıza gösterenler, değişmesini ve düzelmesini gereksiz görenler de müşriktir. Çünkü Deccalizm ve Siyonizm olan sömürücü Yahudi-Hristiyan emperyalizmi için bir ülkede faizin geçerli olması, fuhşun serbest bırakılması ve kısasın (idamın) uygulanmaması yeterlidir. Nasıl olsa böylece faiz sistemiyle insanların emeğini ve alın terini sömürecek, fuhuş serbestisiyle ahlâki ve ailevi yapıyı tahrip edecek, idamın (kısasın) yasak edilmesiyle de anarşi ve katliamları yaygın hale getirebilecektir.
İmanın temeli; antiemperyalist ve antisiyonist olmaktır
Akp eliyle toplum helak oluyor..
Toplumları ahlaki yönden çökerten, insanların soy ve soplarını birbirine karıştıran, insanları birbirine düşüren,düşman kılan ve üzerindeki bereketi kaldıran ve sonunda da onların helak olmalarına sebep olan şeylerden biri zina, diğeri de faizdir.
Bir memlekette zina ve faiz serbest olur da; faiz alınır ve verilir ve faiz sisteminin devamı için çalışılır ve zinada açıktan işlenir ve kanunen suç sayılmazsa; o toplum bela musibetlere,zillet ve esarete, fakirlik ve yoksulluğa razı olmak zorundadır.
Bir memleket düşünün ki; yöneticileri zinayı suç olmaktan çıkartıyor.(kanun no: 5349 kabul tarihi:11/05/2015). Faize de ( Ahmet Davutoğlu), kendi iktidarı boyunca kredi kullanımında ki artışı övüyor: ”Helali hoş olsun, Allah bereketini artırsın” diyor.( 06/05/2015 tarihli konuşması). Bunu da tüm dünyaya ilan ediyor. Bu duruma memleketin insanları sessiz kalıyor ve alkışlıyorsa inanın gidişatımız hiç iyi olmayacaktır.
Bu durumdan kurtulmak ve imtihanı kazanmak için bu konuda kafa yoran, proje hazırlayan ve bu projelerini tüm dünya ya kabul ettiren O kutlu şahsiyetle beraber olmak ve birlikte hareket etmek gerekir. Aksi taktirde kurtulmak mümkün değildir.
MİLLİ ÇÖZÜM; DÜZENBAZLARIN FOYASINI ORTAYA ÇIKARIYOR!
Ey düzenbaz müşrikler, artistlik yapmanız beyhude. Milli Çözüm; Düzenbazların da düzenlerinin de foyasını ortaya çıkarmaktadır!
Düzenbazların düzeni FAİZ düzenidir.
Düzenbazların düzeninde ZİNA serbesttir.
Düzenbazların düzeninde KISAS hükümleri kaldırılmıştır.
Bir taraftan Müslüman rolü yapıp, diğer taraftan düzenbazlık yapmak; yani faizi, zina serbestliğini, kısas hükümlerinin kaldırılmasını savunmak, ırkçılık yapmak tam bir düzenbazlıktır, MÜŞRİKLİKTİR!
Bu düzenbaz müşrik takımı; Siyonist şeytanlarla işbirliğini mubah görmekte, Kur’an’ın işlerine gelmeyen hükümlerini gereksiz ve geçersiz görmekte, düzenbazlık yapan şeyhlerinin, hoca efendilerinin ve ağabeylerinin Allah gibi sevip sahiplenmektedirler.
Milli Çözüm’ün çağrısı:
Düzenbazlığı bırakın; yani zalim ve kâfir bütün yöneticileri ve sistemleri terk edin, Hakka ve hayra tarafgirlik, batıla ve barbarlığa ise tepki gösterin.
Demokrat köleler
Faiz ve zinanın serbest olması ve idamın olmaması, bir düzenin batıl olması için yeterlidir. Böyle bir düzende işçinin alın teri sömürülür, ahlâk ve maneviyat bozulur, anarşi bitmez… Böyle bir düzene razı olanlar, destek olup savunanlar da Bakara 178, 279, İsra 32’ye ve konumuna göre ya kâfir, ya münafık, ya da müşriktirler. Her ne kadar Müslüman gibi görünüp diğer ibadetleri yapsalar bile, böyle bir düzene razı oldukları için “süper güç” zannettikleri odaklara demokrat köleler olmak, onların en hafif cezasıdır.
Bu konuları dert edinen ancak ve ancak ASRIN TEMSİLCİSİ olma özelliğine sahip camianın özelliğidir. Bunları dert edinen çözüm sunan başka bir camia yok malesef
Asrımızda Hakkın Temsilciliğini kimin yaptığını ve Hakkın Temsilcisi Olan Liderin Kim Olduğunu Öğrenmek Ona Bende mi Olmak İstiyorsun, İşte Buyur Sadece Bu Makale Bile Bu Sorunun Cevabını Bulmana Yardımcı Olacak!..
Günümüzde bu gibi temel çok mühim olan faizci sisteminin kaldırılmasını- Zina Vb. Ahlaksızlıkları Sona Erdirecek suç saydıracak yönetmeliklerin kanunların yeniden hayat bulmasını sağlamak isteyenlerin-İdamın yeniden yürürlüğe girmesini kim istiyorsa, bu konuda kimin hazırlığı varsa , insanlığın sömürülmeden nasıl bir ekonomik düzene sahip olması gerektiği konusunda hazırlık ve projesi varsa, eğitimde yargıda siyasette ahlaki konularda milli ve yeterli kimin hazırlığı ve projesi varsa , BU KONULARI DERT EDEN , yetmez bunları uygulamak ve hayata geçirmek konusunda inançlı bilgili bilge her kesimi kucaklamış ERBAKANCASI KUVVETLİ , ALLAHÇASI OLAN, KUR’AN VE SÜNNETE HAKİM, KİM İSE İŞTE HAK DAVANIN TEMSİLCİSİ ODUR!…
Tek çare adil düzende
Her türlü ahlaki dejenerasyon İslamla son bulacaktır.
Dini kuralların yaşanmadığı toplumların en belirgin özelliği ahlaki dejenerasyonun yaygın hale gelmesidir .
bir toplumda kuran hükümleri Allah rızası veya Allah korkusu gibi değerler yaşanmadığından bu jenerasyonu engelleyecek hiçbir sınırlama fayda vermeyecektir.
her ne kadar toplumlarda gelenek ve göreneklerine
Yöneticiler tarafından geliştirilen yasa ve prensiplerin çeşitli önleyici etkileri olsa da kuralların insanlar tarafından üretilmiş olması ve temellerinde Allah korkusunun bulunmaması insanların vicdansız merhametsiz ve insaniyetsiz davranmalarını engelleyememektedir
Bu düzenin tek çaresi adil düzendedir
İyilik Düzeni
Rabbimiz Teala Al-i İmran Suresi 104. ayetinde şöyle buyurmaktadır: [i]”İçinizden (insanları Hakka ve) hayra davet edecek, (ve bunun sonunda elde edecekleri devlet ve hükümet imkânlarıyla ma’rufu) iyilikleri emredip yürütecek ve (münkeri) kötülükleri nehyedip önleyecek bir ümmet bulunsun. (Hizmet için bir liderin çevresinde organizeli bir teşkilat kurulsun.) İşte asıl kurtuluşa erecek olan bunlardır.[/i]”
Bu çerçevede mü’minlerin üzerine farz olarak atanmış bir sorumluluk doğmaktadır. Müminler, bir düzen gereği marufu yani iyiliği emredecek ve kötülüğü sistemsel olarak yasaklayacak, onun kökünü kazıyacak bir düzeni kurmakla emrolunmuşlardır. Ancak sayın yazarımızın da ifade ettiği üzere dinin bir kısmını alıp bir kısmını terketme hastalığına yakalanılması -Allah muhafaza buyursun- son durak olarak cehenneme çıkacak bir yolculuğa sebep olacaktır. Onun içindir ki bizler inancımızın gereğini yerine getirmeli ve Allah ve Resulüne savaş açma alçaklığına sebep olan faizci düzeni yıkacak ve yerine faizsiz ekonomik kuracak tedbirleri almalı, nesli bozan, ahlakı perişan eden fuhuş sisteminin kökünü kurutmalı ve ahlaklı nesiller yetiştirip insan onuruna yakışır bir hayat standardı için mücadele etmeli ve nihayet olarak da dini keyfimize göre yorumlamak virüsünü terk edip kendimizi dinimize uydurmalıyız.
Günümüz aktörlerini tanıma ve iman hakikatlerini izahat…
Günümüz aktörlerini tanıma ve iman hakikatlerini izahat açısından çok mahir;
Müşriki Kafirden ayıran en büyük özelliğin ilah kavramı olduğunu çok ince izah eden bir makale…
Üstad Ahmet Akgül’ün çeşitli sohbet, konferans ve eserlerinde dile getirdiği ayrıca bu makalede de yazarın vurguladığı ilah kavramının manasını ve İslami şuurun olgunlaşma aşamaları tekrar etmek konunun daha akılda kalmasını sağlayacaktır.
*İLAH*
1- İbadete lâyık ve müstahak yegâne Zât olan,
2- Kendisinden yardım ve destek umulan yegâne makam olan,
3- Her işte ve ibadette sadece O’nun rızası aranan,
4- Kulların hayatını tanzim eden ve imtihan programı olarak hükümler gönderen Allah’a
*İslami şuurun olgunlaşma aşamaları*
*1- “Tağut”u inkar;*
Emperyalizmi ve Siyonizm’i reddedip dik durma.
*2- Zalime ve Zulme itiraz: *
Saldırı ve sömürü düzenine tavır koyma, Yahudi ve Hıristiyanları veli (yönetici, yönlendirici) tanımama.
*3- Mü’mine ve mazluma itimat ve itibar:*
Müslümanların ve mağdur insanların yanında olma.
*4- İslam ahlakına ve Kur’an ahkâmına ittiba:*
Haksız ve ahlaksız kanun ve kurumlara karşı çıkma:
*5- Hak ve Adaletin Hâkimiyeti ve insanlığın selameti için cihat; dünyalık rahatına ve menfaatine tapınmaktan istiğna: *
Barış ve bereket düzeninin kurulması, mazlumların esaret ve sefaletten kurtulması için çalışma.
*6- Nehiylerden ictinab:*
Allah’ın, haram kıldığı evrensel ve doğal kanunların yasakladığı kötülüklerden sakınma.
*7- Emirlere ittiba ve itaat:*
Kur’an’ın huzur ve mutluluk kaynağı emirlerine ve vicdanın sesine uyarak; ibadet, istikamet ve iyi niyet üzerinde bulunmak.